İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/288 E. 2023/3779 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tmsf kayyımlığı↗ olağanüstü hal↗ alacağın likit olması↗ kefalet sözleşmesi↗ rücu hakkı↗ kayyım↗ malvarlığına ilişkin dava↗ şikayet↗ müteselsil kefil↗ kefalet↗ oy yasağı↗ rücu↗ tmsf↗ tüzel kişilik↗ kefil↗ hukuki yarar↗ esastan ret↗ haciz↗ iflas↗ kredi sözleşmesi↗ ihtarname↗ asıl alacak↗ harç↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ dahili dava↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI : 2018/740 E., 2020/856 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının, davalının almış olduğu krediye müteselsilen kefil olduğunu ancak davalı şirkete el konulduğunu ve kayyum atandığını, Olağanüstü Halin (OHAL) sona erdiğini, davalının şirket ortağı olduğu iştiraklerin satışından ciddi gelirler elde ettiğini, 678 sayılı OHAL Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (678 sayılı KHK) 37 nci maddesinde öncelikle kefillere gideceği yazdığını, ancak davalı vekilinin bu öncelik olarak değil borcun tamamen kefillerce ödeneceği ve kefillerin ödemelerini rücu edemeyeceği, kefilin asil yerine geçeceği olarak anladığını, buradaki amacın kayyum atanan şirketlerin mali yönden sıkıntıya düşmemesi için kefiller tarafından borcun ödenmesi olduğunu, davacının, 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesi gereği kefil olduğu borcu ödediğini, ancak davalının bu borcu kabul etmediğini belirterek davanın kabulü ile icra takibinin kaldığı yerden devamına, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; itirazın 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesine dayandığını, her ne kadar olağanüstü hal kalkmış olsa bile olağanüstünde çıkan KHK'ların kanunlaştığını, yani tüm OHAL KHK'ları kanun hükmünü aldığını, bu 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) kayyım olarak atandığı şirketlerde, şirketin doğrudan ve dolaylı borçlarının ödenmesi için öncelikle şirket lehine kefil olarak ortak ve/veya bunlara bağlantılı üçüncü gerçek veya tüzel kişilerin malvarlığına müracaat edebileceğini düzenlediğini, bu kanun maddesinin TMSF tarafından işletilen şirketlerinin mali olarak zor durumda kalmaması amacıyla düzenlendiğini, bu kanun maddesinde her ne kadar öncelikle kefile başvurmayı zorunlu kıldığını, bu madde kefil borcu ödemesi durumunda TMSF tarafından işletildiği sürece kefilin rücu hakkını düzenlemediğini, her ne kadar davacının, davalının borcunu ödediğini iddia etmiş olsa bile buna ilişkin bir ödeme belgesi ve dosya borcunu hangi miktar üzerinde kapattığına ilişkin bir belge ve bilgi dava dilekçesinde bulunmadığını, davalı şirket tarafından yapılan itirazın borcun esası hakkında yapılan bir itiraz olmadığını sadece ödeme yönüyle kefilin sorumluluğuna gidilmesi gerektiğinden davacının ödemiş olduğu miktarın likit olmadığından haksız davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile TMSF' nin kayyum olarak atandığı şirketlerin, müşterek müteselsil borçluluğu kapsayan kefaletler dahil, kefil olduğu borçlarda kayyumluğun devamı süresince borcun öncelikle asıl alacaklıdan ya da diğer kefillerden tahsili yoluna gidileceğinin hüküm altına alındığı, 678 sayılı KHK nın 37 nci maddesinin açıkça TMSF'nin kayyum olarak atandığı şirketler aleyhine takip yasağı düzenlemesi getirmediği, borçların tahsilinde izlenecek yolu belirlediği, kredi sözleşmesi ve ihtarnameye dayalı genel haciz yoluyla başlatılan takipte davacının kefil olduğu borcu ödediği, kefalet sözleşmesinin genel hükmü uyarınca kefillin ödediği borç oranında alacaklının haklarına halef olduğu, davalı şirketin hak, borç, dava veya takiplerinin devralınmadığı gibi şirketin şirket tüzel kişiliğinin hak ve alacaklara sahip olup borç yükümlülüklerden sorumlu bulunduğu, davalının 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesine istinaden yapmış olduğu itirazın hukuken kabulüne imkan bulunmadığı gerekçesiyle davalı hakkında yapılan takibe vaki itirazın iptali ile takibin devamına, hüküm altına alınan asıl alacağın %20'sine tekabül eden 52.021,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı alacaklı tarafından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 269 uncu maddesinin (c) bendi uyarınca itirazın iptali istemli dava açıldığı, ancak itirazın bu kapsamda olmadığını, bu takip yoluna yönelik ve takip yapılamayacağına dair bir itiraz olduğunu, hukuki nitelendirmenin hakime ait olduğunu, davacı alacaklı tarafından icra mahkemesince öne sürülen iddialar icra müdürlüğü işlemini şikayet işlemine konu olacağından işbu davanın ikame edilmesinde hukuki yarar bulunmadığını, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini belirterek istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile borçlu şirket hakkında takip yapılmasına engel bir hal bulunmadığından, ayrıca denetlemeye elverişli, gerekçeleri yeterli ve doyurucu, dosya kapsamı delillere uygun bilirkişi raporuna göre davacının kefaleti nedeniyle toplam 260.105,00 TL'yi ödediği, davacının talebiyle bağlı kalınarak davanın kabul edildiği; davalının itirazının haksızlığına karar verilip alacağın likit olması da dikkate alındığında icra inkar tazminatı şartlarının da oluştuğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; itirazın 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesine dayandığını, TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerde, şirketin doğrudan ve dolaylı borçlarının ödenmesi için öncelikle şirket lehine kefil olarak ortak ve/veya bunlara bağlantılı üçüncü gerçek veya tüzel kişilerin malvarlığına müracaat edebileceği düzenlendiğinden kayyımlık kararının devamı süresince rücu talebinde bulunulamayacağını, yapılan itirazın borcun esası hakkında yapılan bir itiraz olmadığını sadece ödeme yönüyle kefilin sorumluluğuna gidilmesi gerektiğini, davacı kefil tarafından bu hususta takip yapılamayacağını, alacağın likit olmadığını ve kötü niyetli olmadıklarından aleyhlerine tazminata hükmedilemeyeceğini, faiz ve faiz oranı nedeniyle yapılan hesabın hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/3161 E. 2024/5694 K.
Ortak:olağanüstü hal · kayyım · malvarlığına ilişkin dava · müteselsil kefil · kefalet · oy yasağı · rücu · kefil · dava şartı · İtirazın iptali
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; itirazın 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesine dayandığını, her ne kadar «olağanüstü hal» kalkmış olsa bile olağanüstünde çıkan KHK'ların kanunlaştığını, yani tüm OHAL KHK'ları kanun hükmünü aldığını, bu 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) «kayyım» olarak atandığı şirketlerde, şirketin doğrudan ve dolaylı borçlarının ödenmesi için öncelikle şirket lehine «kefil» olarak ortak ve/veya bunlara bağlantılı üçüncü gerçek veya tüzel kişilerin «malvarlığına» müracaat edebileceğini düzenlediğini, bu kanun maddesinin TMSF tarafından işletilen şirketlerinin mali olarak zor durumda kalmaması amacıyla düzenlendiğini, bu kanun maddesinde her ne kadar öncelikle kefile başvurmayı zorunlu kıldığını, bu madde kefil borcu ödemesi durumunda TMSF tarafından işletildiği sürece kefilin «rücu hakkını» düzenlemediğini, her ne kadar davacının, davalının borcunu ödediğini iddia etmiş olsa bile buna ilişkin bir ödeme belgesi ve dosya borcunu hangi miktar üzerinde ka …
Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; itirazın 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesine dayandığını, TMSF'nin «kayyım» olarak atandığı şirketlerde, şirketin doğrudan ve dolaylı borçlarının ödenmesi için öncelikle şirket lehine «kefil» olarak ortak ve/veya bunlara bağlantılı üçüncü gerçek veya tüzel kişilerin «malvarlığına» müracaat edebileceği düzenlendiğinden kayyımlık kararının devamı süresince «rücu» talebinde bulunulamayacağını, yapılan itirazın borcun esası hakkında yapılan bir itiraz olmadığını sadece ödeme yönüyle kefilin sorumluluğuna gidilmesi gerektiğini …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının, davalının almış olduğu krediye «müteselsilen kefil» olduğunu ancak davalı şirkete el konulduğunu ve kayyum atandığını, Olağanüstü Halin (OHAL) sona erdiğini, davalının şirket ortağı olduğu iştiraklerin satışından ciddi gelirler elde ettiğini, 678 sayılı OHAL Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (678 sayılı KHK) 37 nci maddesinde öncelikle kefillere gideceği yazdığını, ancak davalı vekilinin bu öncelik olarak değil borcun tamamen kefillerce ödeneceği ve kefillerin ödemelerini «rücu» edemeyeceği, kefilin asil yerine geçeceği olarak anladığını, buradaki amacın kayyum atanan şirketlerin mali yönden sıkıntıya düşmemesi için kefiller tarafından borcun ödenmesi olduğunu, davacının, 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesi gereği kefil olduğu borcu ödediğini, ancak davalının bu borcu kabul etmediğini belirterek davanın kabulü ile icra takibinin kaldığı yerden devamına, %20'den az olmamak üzere «icra inkar tazminatına» hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalının almış olduğu krediye «müteselsilen kefil» olduğunu ancak; davalı şirkete el konulup «kayyım» atandığını, davalı vekilinin itiraz dilekçesinde OHAL'in devam ettiğini belirttiğini ancak; OHAL'in sona erdiğini, davalı şirketin ortak olduğu iştiraklerin satışından ciddi gelirler elde ettiğini, şirketin alacaklarının tahsil edilirken borçlarının ise ödenmediğini, davacı tarafından yetkililere yapılan başvuruların ise itiraz dilekçesinde de gösterildiği üzere 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesi gösterilerek red edildiğini, davacının 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesi gereği kefil olduğu borcu ödediğini ancak davalının bu borcu kabul etmediğini, davalının itiraz dilekçesinde gösterdiği «sebebin» kabulü mümkün olmayıp davalı tarafından sınırsız ve gayri kabulü «rücu» imkanı tanıyan bir yasal düzenleme de söz konusu olmadığını, aynı doğrultuda aynı şirkete karşı bir diğer ortak olan ... ... ... adına başlatılan aynı konulu davad …
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyum olarak atandığı şirketlerin, müşterek müteselsil borçluluğu kapsayan «kefaletler» «dahil», «kefil» olduğu borçlarda ise kayyumluğun devamı süresince borcun öncelikle «asıl alacaklıdan» ya da diğer kefillerden tahsili yoluna gidilir." hükmüne haiz olduğu, anılan maddenin TMSF'nin kayyum olarak atandığı şirketler aleyhine takip «yasağı» düzenlemesi getirmediği, borçların tahsilinde izlenecek yolu belirlediği, OHAL döneminde yapılan düzenlemeler ile bu şirketlerin ülke ekonomisine yeniden kazandırılmaya çalışıldığı, şirketlerin iktisadi faaliyetlerini sürdürmesi, üretim ve istihdama katkı sağlamasının hedeflendiği, terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan şirkete «kayyım» olarak atanmış TMSF «temsilcilerinin» içi boşaltılmış ve ağır borç yükü altında olan şirketleri idare etmesi ve ekonomiye yeniden kazandırılmasının önem arz ettiği, bu suretle davalı Şirketin dava dışı Vakıflar Bankası nezdinde imzalanan 04.07.2014 tarih 4.000.000,00 TL limitli Genel Kredi sözleşmesine davacı ... tararfından 3. kefil olarak 10.000.000,00 TL üzerinden müşterek ve müteselsil olarak kefil olunduğu, 2 adet kredinin 23.03.2017 tarihinden sonra taksit ödemelerinin zamanında yapılmaması nedeniyle kefillere ödeme bildiriminin gönderildiği ve davacı tarafça 10 ayrı taksit halinde toplam 786.880,00 TL kredi borcunun ödendiği, bu suretle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) 596 ncı maddesi uyarınca davacının takip tarihi itibari ile davalıdan 786.880,00 TL asıl alacak, 44.895,12 TL «işlemiş faiz» olmak üzere toplam 831.775,12 TL alacak aslının bulunduğu gerekçesi ile davanın kabulü ile Bolu İcra Müdürlüğü'nün 2019/80682 esas sayılı dosyasında yapılan takibe itirazın iptaline, takibe 786.880,00 TL asıl alacak, 44.895,12 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 831.775,12 TL üzerinden devam olunmasına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren %19,50 ve değişen oranlarda «ticari faiz» işletilmesine, taraflar arasındaki alacak likit nitelikte ve davalı itirazında haksız olduğundan davacı yanın «icra inkar tazminatı» talebinin kabulü ile asıl alacağın %20'si üzerinden hesaplanan 157.376,00 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 678 Sayılı KHK'nın 37 nci maddesinin "Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun «kayyım» olarak atandığı şirketlerde, şirketin doğrudan veya dolaylı borçlarının ödenmesi için öncelikle şirket lehine «kefil» olan ortak, yönetici veya bunlarla bağlantılı üçüncü gerçek veya tüzel kişilerin «malvarlığına» müracaat edilir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:iktisadi bütünlük kararı · tebligat usulsüzlüğü · rücu davası · resen terkin · borca itiraz · dava dilekçesinin tebliği · ticari faiz · dava şartı yokluğu
Benzer bu karardaÖz olduğunu, dava «dilekçesinin tebliği» yapılan ...'in ise yalnızca müdürler kurulunda üye olduğunu, davalı şirket tarafından yapılan itirazın borcun esası hakkında yapılan bir itiraz olmayıp yalnızca ödeme yönüyle «kefilin» sorumluluğuna gidilmesi gerektiğinden bu yönlü bir itiraz olduğunu, Bolu İcra Dairesinin 2019/80682 E. sayılı dosyasına yapılan beyanın «borca itiraz» olarak ele alınmasının hatalı olduğunu, ayrıca icra inkâr tazminat talebinin de haksız ve hukuka aykırı olduğunu beyanla haksız davanın reddine karar verilmesini t …
2.Dava dosyasının incelenmesinde, davacının davalı şirketin dava dışı bankadan çektiği krediye «kefil» olduğu, OHAL kapsamında kefil sıfatı ile davalının Bankaya olan taksitlerini ödediği, iş bu davanın «rücu davası» olduğu anlaşılmakla yukarıda bahsedilen 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile davanın esasına girilerek kabul kararı verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirkete yapılan «tebligatın usulsüz» olup «geçersiz» olduğunu, davalı şirketin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) müdürler kurulu tarafından yöneltildiğini ve bu kurulun başkanının ... ...
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, bu kapsamda şirket borçlarının ödenmesi ya da şirket sermaye ihtiyacının karşılanmasını teminen, kefillerin varlıklarının doğrudan veya ticari ve «iktisadi bütünlük» yoluyla satılması konusunda yetkilidir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/6372 E. 2023/782 K.
Ortak:olağanüstü hal · kayyım · tüzel kişilik · dava şartı
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; itirazın 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesine dayandığını, her ne kadar «olağanüstü hal» kalkmış olsa bile olağanüstünde çıkan KHK'ların kanunlaştığını, yani tüm OHAL KHK'ları kanun hükmünü aldığını, bu 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) «kayyım» olarak atandığı şirketlerde, şirketin doğrudan ve dolaylı borçlarının ödenmesi için öncelikle şirket lehine «kefil» olarak ortak ve/veya bunlara bağlantılı üçüncü gerçek veya tüzel kişilerin «malvarlığına» müracaat edebileceğini düzenlediğini, bu kanun maddesinin TMSF tarafından işletilen şirketlerinin mali olarak zor durumda kalmaması amacıyla düzenlendiğini, bu kanun maddesinde her ne kadar öncelikle kefile başvurmayı zorunlu kıldığını, bu madde kefil borcu ödemesi durumunda TMSF tarafından işletildiği sürece kefilin «rücu hakkını» düzenlemediğini, her ne kadar davacının, davalının borcunu ödediğini iddia etmiş olsa bile buna ilişkin bir ödeme belgesi ve dosya borcunu hangi miktar üzerinde ka …
… KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile TMSF' nin kayyum olarak atandığı şirketlerin, müşterek müteselsil borçluluğu kapsayan «kefaletler» «dahil», «kefil» olduğu borçlarda kayyumluğun devamı süresince borcun öncelikle «asıl alacaklıdan» ya da diğer kefillerden tahsili yoluna gidileceğinin hüküm altına alındığı, 678 sayılı KHK nın 37 nci maddesinin açıkça TMSF'nin kayyum olarak atandığı şirketler aleyhine takip «yasağı» düzenlemesi getirmediği, borçların tahsilinde izlenecek yolu belirlediği, «kredi sözleşmesi» ve «ihtarnameye» dayalı genel «haciz» yoluyla başlatılan takipte davacının kefil olduğu borcu ödediği, «kefalet sözleşmesinin» genel hükmü uyarınca kefillin ödediği borç oranında alacaklının haklarına halef olduğu, davalı şirketin hak, borç, dava veya takiplerinin devralınmadığı gibi şirketin şirket «tüzel kişiliğinin» hak ve alacaklara sahip olup borç yükümlülüklerden sorumlu bulunduğu, davalının 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesine istinaden yapmış olduğu itirazın hukuken kabulüne imkan bulunmadığı gerekçesiyle davalı hakkında yapılan takibe vaki itirazın iptali ile takibin devamına, hüküm altına alınan asıl alacağın %20'sine tekabül eden 52.021,00 TL «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; itirazın 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesine dayandığını, TMSF'nin «kayyım» olarak atandığı şirketlerde, şirketin doğrudan ve dolaylı borçlarının ödenmesi için öncelikle şirket lehine «kefil» olarak ortak ve/veya bunlara bağlantılı üçüncü gerçek veya tüzel kişilerin «malvarlığına» müracaat edebileceği düzenlendiğinden kayyımlık kararının devamı süresince «rücu» talebinde bulunulamayacağını, yapılan itirazın borcun esası hakkında yapılan bir itiraz olmadığını sadece ödeme yönüyle kefilin sorumluluğuna gidilmesi gerektiğini …
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafça taraflar arasındaki anlaşmaya istinaden davacıya «teslim» edilmesi gereken kitapların teslim edilmediği, çeklerin «bedelsiz» kaldığı, davacının sözleşmeyi fesihte haklı olduğu, 31.12.2016 keşide tarihli çekin ödenmesi nedeniyle davacının bu «çek» bedelini «istirdat» talebinin yerinde olduğu, diğer çekler yönünden ise davalının davacıya borçlu olmadığı, davalı şirketin Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında kapatılan şirketlerden olmadığı, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi kapsamında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) şirketin «yönetimine kayyum» atandığı, «tüzel kişiliğinin» devam ettiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
… erekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 675 sayılı KHK'nın 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında 20.07.2016 tarihinde «ilan» edilen OHAL kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler uyarınca kapatılan gerçek ve tüzel kişiler hakkında kapatılma ya da «resen terkin» üzerine 17.08.2016 tarihinden sonra açılan davaların dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın «usulden reddine» karar verileceği düzenlemesinin yer aldığı, bu düzenlemenin özel bir dava şartı olduğu, somut olay kapsamında davalı şirketin dava açıldıktan sonra 16.11.2016 tarihinde 670 sayılı KHK kapsamında terkin edildiği ve «tasfiye» işlemlerinin yapılması için TMSF'ye devredildiği, daha sonra tasfiye amacıyla tekrar sicile kayıt edildiği; ancak yönetimin TMSF tarafından atanan «kayyım» heyeti tarafından yerine getirildiği anlaşıldığından, yukarıda belirtilen 675 sayılı KHK'nın 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince özel dava şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
… rilmesinin mümkün olmadığını, davalı şirket tarafından hiç bir mal veya hizmet verilmediğinin açık olduğunu, dava açıldıktan sonra davalı şirket tarafından iki adet «çek» ve «teminat mektubunun» iadesinin davayı açmakta haklı olduklarını gösterdiğini, davalı şirketin OHAL kapsamında kapatılan şirketlerden olmadığını, 674 sayılı KHK'nın 19 uncu maddesi kapsamında «temsil» kayyumu olarak TMSF'nin atandığınıİ ancak şirketin «tüzel kişiliğinin» devam ettiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:yönetim kayyumu · resen terkin · teminat mektubu · bedelsizlik · dava şartı yokluğu · kaldırma ve yeniden hüküm · istirdat · usulden reddi
Benzer bu kararda… erekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 675 sayılı KHK'nın 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında 20.07.2016 tarihinde «ilan» edilen OHAL kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler uyarınca kapatılan gerçek ve tüzel kişiler hakkında kapatılma ya da «resen terkin» üzerine 17.08.2016 tarihinden sonra açılan davaların dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın «usulden reddine» karar verileceği düzenlemesinin yer aldığı, bu düzenlemenin özel bir dava şartı olduğu, somut olay kapsamında davalı şirketin dava açıldıktan sonra 16.11.2016 tarihinde 670 sayılı KHK kapsamında terkin edildiği ve «tasfiye» işlemlerinin yapılması için TMSF'ye devredildiği, daha sonra tasfiye amacıyla tekrar sicile kayıt edildiği; ancak yönetimin TMSF tarafından atanan «kayyım» heyeti tarafından yerine getirildiği anlaşıldığından, yukarıda belirtilen 675 sayılı KHK'nın 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince özel dava şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafça taraflar arasındaki anlaşmaya istinaden davacıya «teslim» edilmesi gereken kitapların teslim edilmediği, çeklerin «bedelsiz» kaldığı, davacının sözleşmeyi fesihte haklı olduğu, 31.12.2016 keşide tarihli çekin ödenmesi nedeniyle davacının bu «çek» bedelini «istirdat» talebinin yerinde olduğu, diğer çekler yönünden ise davalının davacıya borçlu olmadığı, davalı şirketin Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında kapatılan şirketlerden olmadığı, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi kapsamında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) şirketin «yönetimine kayyum» atandığı, «tüzel kişiliğinin» devam ettiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının elinde olmayan nedenlerle üretim yapamadığını ayrıca davacının malların «teslim» edilmesi için gereken özeni göstermediğini, 670 sayılı KHK'nın 5 inci maddesi gereğince kapatılan ve «resen terkin» edilen şirketlere karşı dava açılamayacağını belirterek Mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir.
… rilmesinin mümkün olmadığını, davalı şirket tarafından hiç bir mal veya hizmet verilmediğinin açık olduğunu, dava açıldıktan sonra davalı şirket tarafından iki adet «çek» ve «teminat mektubunun» iadesinin davayı açmakta haklı olduklarını gösterdiğini, davalı şirketin OHAL kapsamında kapatılan şirketlerden olmadığını, 674 sayılı KHK'nın 19 uncu maddesi kapsamında «temsil» kayyumu olarak TMSF'nin atandığınıİ ancak şirketin «tüzel kişiliğinin» devam ettiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/54 E. 2018/7931 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/288 E. , 2023/3779 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/396 Esas, 2021/2043 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Bolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI 2018/740 E., 2020/856 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının, davalının almış olduğu krediye müteselsilen kefil olduğunu ancak davalı şirkete el konulduğunu ve kayyum atandığını, Olağanüstü Halin (OHAL) sona erdiğini, davalının şirket ortağı olduğu iştiraklerin satışından ciddi gelirler elde ettiğini, 678 sayılı OHAL Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (678 sayılı KHK) 37 nci maddesinde öncelikle kefillere gideceği yazdığını, ancak davalı vekilinin bu öncelik olarak değil borcun tamamen kefillerce ödeneceği ve kefillerin ödemelerini rücu edemeyeceği, kefilin asil yerine geçeceği olarak anladığını, buradaki amacın kayyum atanan şirketlerin mali yönden sıkıntıya düşmemesi için kefiller tarafından borcun ödenmesi olduğunu, davacının, 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesi gereği kefil olduğu borcu ödediğini, ancak davalının bu borcu kabul etmediğini belirterek davanın kabulü ile icra takibinin kaldığı yerden devamına, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; itirazın 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesine dayandığını, her ne kadar olağanüstü hal kalkmış olsa bile olağanüstünde çıkan KHK'ların kanunlaştığını, yani tüm OHAL KHK'ları kanun hükmünü aldığını, bu 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) kayyım olarak atandığı şirketlerde, şirketin doğrudan ve dolaylı borçlarının ödenmesi için öncelikle şirket lehine kefil olarak ortak ve/veya bunlara bağlantılı üçüncü gerçek veya tüzel kişilerin malvarlığına müracaat edebileceğini düzenlediğini, bu kanun maddesinin TMSF tarafından işletilen şirketlerinin mali olarak zor durumda kalmaması amacıyla düzenlendiğini, bu kanun maddesinde her ne kadar öncelikle kefile başvurmayı zorunlu kıldığını, bu madde kefil borcu ödemesi durumunda TMSF tarafından işletildiği sürece kefilin rücu hakkını düzenlemediğini, her ne kadar davacının, davalının borcunu ödediğini iddia etmiş olsa bile buna ilişkin bir ödeme belgesi ve dosya borcunu hangi miktar üzerinde kapattığına ilişkin bir belge ve bilgi dava dilekçesinde bulunmadığını, davalı şirket tarafından yapılan itirazın borcun esası hakkında yapılan bir itiraz olmadığını sadece ödeme yönüyle kefilin sorumluluğuna gidilmesi gerektiğinden davacının ödemiş olduğu miktarın likit olmadığından haksız davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile TMSF' nin kayyum olarak atandığı şirketlerin, müşterek müteselsil borçluluğu kapsayan kefaletler dahil, kefil olduğu borçlarda kayyumluğun devamı süresince borcun öncelikle asıl alacaklıdan ya da diğer kefillerden tahsili yoluna gidileceğinin hüküm altına alındığı, 678 sayılı KHK nın 37 nci maddesinin açıkça TMSF'nin kayyum olarak atandığı şirketler aleyhine takip yasağı düzenlemesi getirmediği, borçların tahsilinde izlenecek yolu belirlediği, kredi sözleşmesi ve ihtarnameye dayalı genel haciz yoluyla başlatılan takipte davacının kefil olduğu borcu ödediği, kefalet sözleşmesinin genel hükmü uyarınca kefillin ödediği borç oranında alacaklının haklarına halef olduğu, davalı şirketin hak, borç, dava veya takiplerinin devralınmadığı gibi şirketin şirket tüzel kişiliğinin hak ve alacaklara sahip olup borç yükümlülüklerden sorumlu bulunduğu, davalının 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesine istinaden yapmış olduğu itirazın hukuken kabulüne imkan bulunmadığı gerekçesiyle davalı hakkında yapılan takibe vaki itirazın iptali ile takibin devamına, hüküm altına alınan asıl alacağın %20'sine tekabül eden 52.021,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı alacaklı tarafından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 269 uncu maddesinin (c) bendi uyarınca itirazın iptali istemli dava açıldığı, ancak itirazın bu kapsamda olmadığını, bu takip yoluna yönelik ve takip yapılamayacağına dair bir itiraz olduğunu, hukuki nitelendirmenin hakime ait olduğunu, davacı alacaklı tarafından icra mahkemesince öne sürülen iddialar icra müdürlüğü işlemini şikayet işlemine konu olacağından işbu davanın ikame edilmesinde hukuki yarar bulunmadığını, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini belirterek istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile borçlu şirket hakkında takip yapılmasına engel bir hal bulunmadığından, ayrıca denetlemeye elverişli, gerekçeleri yeterli ve doyurucu, dosya kapsamı delillere uygun bilirkişi raporuna göre davacının kefaleti nedeniyle toplam 260.105,00 TL'yi ödediği, davacının talebiyle bağlı kalınarak davanın kabul edildiği; davalının itirazının haksızlığına karar verilip alacağın likit olması da dikkate alındığında icra inkar tazminatı şartlarının da oluştuğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; itirazın 678 sayılı KHK'nın 37 nci maddesine dayandığını, TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerde, şirketin doğrudan ve dolaylı borçlarının ödenmesi için öncelikle şirket lehine kefil olarak ortak ve/veya bunlara bağlantılı üçüncü gerçek veya tüzel kişilerin malvarlığına müracaat edebileceği düzenlendiğinden kayyımlık kararının devamı süresince rücu talebinde bulunulamayacağını, yapılan itirazın borcun esası hakkında yapılan bir itiraz olmadığını sadece ödeme yönüyle kefilin sorumluluğuna gidilmesi gerektiğini, davacı kefil tarafından bu hususta takip yapılamayacağını, alacağın likit olmadığını ve kötü niyetli olmadıklarından aleyhlerine tazminata hükmedilemeyeceğini, faiz ve faiz oranı nedeniyle yapılan hesabın hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Davalıdan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/933627300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz