6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Denkleştirme tazminatı yalnız acentelik/tekel hakkı veren tek satıcılıkta istenebilir

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/8927 E. 2023/2695 K. · · İlk derece: İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesinlik belirsiz

★ Emsal

Gerekçe özeti

Denkleştirme (portföy) tazminatı yalnızca acentelik veya tekel hakkı veren tek satıcılık sözleşmelerine dayanılarak istenebilir; sağlayıcının bizzat satış yapma veya başka dağıtıcılarla aynı nitelikte sözleşmeler kurma hakkını saklı tuttuğu, dolayısıyla tek satıcıya tekel tanımayan dağıtım sözleşmesi bu tazminatı doğurmaz. Belirli süreli sözleşme süre sonunda kendiliğinden sona ermişse ve yenileme taahhüdü veya yenilenme inancı doğuran bir eylem kanıtlanamamışsa, sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk (culpa in contrahendo) ve manevi tazminat koşulları oluşmaz.

Ele alınan sorunlar

Denkleştirme (portföy) tazminatı ve sözleşmenin tek satıcılık niteliği → ret

İddia: Davacı, taraflar arasındaki uzun süreli ana dağıtım sözleşmesinin acente ve tek satıcılık özellikleri taşıdığını, faaliyetiyle davalı ürününü yaydığını, bilirkişi raporlarıyla da portföy tazminatına hak kazandığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Denkleştirme tazminatı ancak acentelik veya tekel hakkı veren tek satıcılık niteliğindeki sözleşmelere dayanılarak istenebilir; somut sözleşmenin 3. maddesi sağlayıcıya bizzat satış yapma ve yeni satış organizasyonu kurma hakkı tanıdığı gibi, sağlayıcı davacı dışında başka firmalarla da aynı nitelikte ana dağıtım sözleşmeleri imzalamıştır; bu nedenle sözleşme tek satıcılık olarak nitelendirilemez ve denkleştirme tazminatı isteme koşulları oluşmaz. (Yargıtay'ca onanan BAM gerekçesi)

Sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk (culpa in contrahendo) / haksız fesih → ret

İddia: Davacı, davalının sözleşmenin yenileneceği izlenimini verip haksız fesihte bulunduğunu, sözleşme öncesi tutumuyla yenilenme inancı oluşturduğundan culpa in contrahendo ilkesi gereğince zararının karşılanması gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Sözleşme, 8.1 maddesi gereği 31.12.2010 tarihinde başkaca ihbara gerek olmaksızın kendiliğinden sona ermiştir; 14.01.2011 tarihli ihtarname sözleşmenin yenilenmeyeceğini bildirmiştir; davalının yenileme yönünde bir taahhüdü veya yenilenme inancı doğuran bir eylemi bulunmadığı gibi davacı, sözleşme görüşmeleri nedeniyle zarara uğradığını da kanıtlayamamıştır; bu nedenle sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğa dayalı tazminat istemi yerinde değildir. (Yargıtay'ca onanan BAM gerekçesi)

Manevi tazminat → ret

İddia: Davacı, davalının ağır kusuru nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Sözleşmenin yenilenmemesi başlı başına davacının kişilik haklarının ihlal edildiği anlamına gelmez; bu nedenle manevi tazminat koşulları oluşmamıştır. (Yargıtay'ca onanan BAM gerekçesi)

Emsal değeri

Denkleştirme tazminatının yalnız acentelik veya tekel hakkı veren tek satıcılık sözleşmelerinde istenebileceği ve bir dağıtım sözleşmesinin tek satıcılık sayılması için tekel hakkı içermesi gerektiği yönünden emsaldir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
denkleştirme tazminatı portföy tazminatı tek satıcılık sözleşmesi acentelik culpa in contrahendo ana dağıtım sözleşmesi haksız fesih

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Marka İptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/1870 E. 2013/3715 K.

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2021/8927 E.  ,  2023/2695 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2019/1158 Esas, 2021/1548 Karar

HÜKÜM

Ret

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2014/785 E., 2018/1282 K.

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 02.05.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ..., davalı vekilleri Av....... ile Av. ....dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.

I. DAVA

1.Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında ilki 1995 yılında imzalanan ve 1995 yılından beri sürekli yenilenen ana dağıtım sözleşmeleri doğrultusunda 16 yıldır süregelmekte olan bir ticari ilişki mevcut olduğunu, müvekkili şirketin kendisine faturalanan davalı şirket ürünlerini alt bayilerine fatura ile ulaştırmayı üstlendiğini, imzalanan en son tarihli ana dağıtım sözleşmesinin ise 30.10.2007 tarihli olduğunu, müvekkili şirketin sözleşme uyarınca davalı şirkete ait ürünlerin en iyi şekilde satışını sağlamak, reklam ve pazarlamasını yapmak ve bu surette alt bayilikler oluşturmayı üstlendiğini, bu yükümlülüklerin çok büyük yatırımlar yapılmasını gerektirdiğini, satışa konu ürünlerin yazılım programları olduğunu, ürünün satışını yapan çalışanlara ciddi bir eğitim verilmesinin gerektiğini, müvekkilinin 16 yıldır özverisiyle davalı şirketin sektörde lider olmasına önemli katkılarda bulunduğunu, her ne kadar işbu sözleşmenin 31.12.2010 tarihinde sona ereceği kararlaştırılmış olsa da,16 yıldır her defasında yenilenmek sureti ile sürenin uzatıldığını, ancak müvekkili şirketin yaptığı yatırım harcamalarını tam olarak karşılayamadan, sözleşmenin yenilenmeyeceği hususunu ihtaren öğrendiğini, ancak bu ihtarnamenin keşide edilmesinden önce davalı tarafından sözleşmenin yenileceğinin açıkça ve sözlü olarak müvekkiline bildirildiğini, bu kapsamda 2010 yılı Eylül ayında revize hedef mutabakatı imzalandığını, değişiklik olmadan sözleşmeye devam edileceğini 31.12.2010 tarihine kadar belirttiğini, sözleşmenin başlangıçtan beri belirsiz süreli sözleşme olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, davalı şirketin sözlü bildirimler ve taahhütler ile sözleşmenin uzayacağı inancını oluşturduğunu, 14.01.2011 tarihli mezkur ihtarnamenin haksız fesih niteliğinde olduğunu, davalının ağır kusuru nedeniyle manevi tazminat ödemesi gerektiğini, sözleşmenin yenilenmediğinin ileri sürülmesi halinde ise davalının sözleşme öncesi görüşmelerdeki tutum ve davranışlarıyla sözleşmenin yenileneceği izlenimini verdiğinden-culpa in conrahendo- ilkesi gereğince de müvekkilinin zararlarını karşılamak zorunda olduğunu ileri sürerek 25.000,00 TL maddi tazminat ile 25.000,00 TL manevi tazminatın haksız fesih tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline, mahkemede sözleşmenin kendiliğinden sona erdiği yönünde kanaat oluştuğu takdirde, davalı şirketin sözleşme görüşmesinde kusurlu davrandığının kabulü ile aynı tutarlarda maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

2.Davacı vekili 16.03.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 2.067.922,35 TL artırarak 2.092.922,35 TL'ye çıkarmıştır.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; tarafların 30.10.2007 tarihinde bir araya gelerek 31.12.2010 tarihinde sona erecek 3 yıl süreli bir sözleşme akdettiklerini, sözleşmenin süresi sonunda sona erdiğini, sona eren bir sözleşmenin yeniden feshinin mümkün olmadığını, müvekkilinin bu tarihten sonra davacıya ürün satmayı da fiilen sona erdirdiğini, davacıya sona eren sözleşmenin yenileneceğine dair söz veya taahhüt verilmediğini, müvekkilinin 14.01.2011 tarihli ihtarname ile de sözleşmenin sona erdiğini ve sözleşmenin yenilendiği anlamına gelmemek kaydıyla 2011 yıl sonuna kadar iskontolu münferit ürün satın alma ve satma hakkı tanındığını bildirdiğini, ancak davacının satın aldığı ürün bedellerini de ödemediğini, 2010 yılı hedef mutabakatının ise davacıya verilecek yıllık ciro prim taahhüt koşullarına ilişkin olduğunu, takip eden dönemle hiçbir ilgisinin olmadığını, culpa in conrahendo ilkesinin uygulama yerinin bulunmadığını, davacının sözleşmenin aynı şartlarda devam ettiği ve edeceği inancına kapıldıklarına ilişkin beyan ve iddialarının asılsız olduğunu, müvekkili şirketin kurduğu ana dağıtım merkezi modelinin gelişen teknoloji karşısında eskidiğini, katma değer üreten bir sistem olmaktan çıkıp şirketi sömüren bir modele dönüştüğünü, bu nedenle müvekkili şirketin sözleşmenin sona erdiği tarihten sonra ana dağıtım merkezi modelini terk ettiğini, sözleşmenin otomatik olarak yenilenmesinin, Rekabetin Korunması Hakkındaki 4054 sayılı Kanun açısından da mümkün olmadığını, davacının logonun tek satıcısı, tek distribütörü olmadığı için kendisinin de sözleşme süresi içerisinde yazılım ürün lisansı sattığını, her türlü bağımsız satış haklarını saklı tuttuğunu, bu nedenle davacının bir zarar ziyan iddiasında bulunmasının mümkün olmadığını, davacının uğramış olduğu bir zararın da bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki 30.10.2007 tarihli sözleşmede davalı tarafından üretilen yazılım ürünlerinin ADM (Ana Dağıtım Merkezi) tarafından Logo'dan satın alınarak, ekte belirtilen işletim sistemi ve networkler üzerindeki "Kullanma lisansı satış hakkının" diğer tüm telif haklarının Logo'da kalması koşulu ile ve sadece T.C. sınırları içinde ADM'ye verilmesine ilişkin olduğu, sözleşmenin Logo'nun benzeri bir sözleşmeyi 3 üncü kişiler ile yapma hakkını veya Logo'nun bizzat kendisinin satış yapması veya yeni bir satış organizasyonu kurma hakkını ortadan kaldırmaz." hükmünün yer aldığı, davacıya satış konusunda tekel hakkı verilmediği, sözleşmenin 8/1.

maddesinde " Sözleşme 3 (üç) yıl sürelidir ve 31 Aralık 2010 tarihinde sona erer. Süresi sonunda ihtara ve hükme gerek olmaksızın kendiliğinden sona erer. Süresi sonunda taraflar yeni bir sözleşme yapıp yapmamakta serbesttirler." düzenlemesinin yer aldığı, bu düzenleme ile sözleşme ilişkisinin 31.12.2010 tarihinde kendiliğinden sona erdiği, davalı tarafça keşide edilen Kadıköy 4. Noterliğinin 14.01.2011 tarihli ihtarnamesi ile kendiliğinden sona eren sözleşmenin yenilenmeyeceğinin bildirildiği, davacı tarafın, davalı tarafça anılan sözleşmenin yenileneceği izlenimi uyandırıldığını ve buna güvenerek bir takım maddi yükümlülükler altına girdiğini ispat edecek delil sunmadığı, diğer yandan davacı vekilinin 25.12.2014 tarihli duruşmadaki beyanında ve yargılama aşamasında talep edilen tazminatın portföy tazminatı niteliğinde olduğunu belirttiği, bu tazminatın acente ve tek satıcılık sözleşmelerinde uygulama imkanı bulduğu, davacının acente olmadığı, tek satıcılık sözleşmesinin ise imalatçı (yapımcı) ile tek satıcı arasında imzalanan sürekli bir sözleşme olduğu, bununla yapımcının bir bölgede tekel hakkına sahip olarak satmak üzere bedeli karşılığında sadece tek satıcıya göndermeyi, buna karşılık tek satıcının da sözleşme konusu mamulleri kendi namına ve hesabına satarak bu mamullerin sürümünü artırmak için faaliyette bulunmayı üstlendiği, bu durumda somut olayda davacının tek satıcı olmadığı, taraflar arasındaki ilişkinin bayilik ilişkisi olduğu, denkleştirme tazminatının bayilik sözleşmelerinde uygulanma imkanı bulunmadığı, dosyaya emsal olarak sunulan ve davalı şirketin taraf olduğu davalara ilişkin emsal ilamlar da nazara alınarak davacının maddi ve koşulları olmayan manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında 1995 yılında ana dağıtım sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 16 yıl yenilenerek devam ettiğini, en son 30.10.2007 tarihli sözleşmenin imzalandığını, sözleşmenin acente ve tek satıcılık sözleşmelerinin özelliklerini taşıdığını, müvekkilinin faaliyetleri neticesinde davacının ürününün önemli ölçüde yayılarak tanındığını, bu nedenle davalının portföy tazminatı ödemesi gerektiğini, hakkaniyet ilkesi gereğince müvekkili lehine portföy tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davalı şirketin 14.01.2011 tarihinde sözleşmeyi haksız olarak feshettiğini, davalının sözleşmenin yenileneceğine dair izlenim vermesine rağmen sözleşmenin yenilenmeyeceğini en geç 31.12.2010 tarihinde bildirmesi gerektiğini, davalının, müvekkilinin kurmuş olduğu dağıtım ağını halen kullanarak maddi kazanç sağladığını, bilirkişi raporlarında portföy tazminatına hak kazanıldığı tespiti yapılmasına rağmen davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 1995 yılından beri devam eden sözleşmesel ilişki bulunduğu, taraflarca son olarak imzalanan 30.10.2007 tarihli ana dağıtım sözleşmesinin 3 üncü maddesinde bu sözleşmenin, Logo'nun aynı mahiyette veya benzeri bir sözleşmeyi 3 üncü kişiler ile yapma hakkını veya Logo'nun bizzat kendisinin satış yapması veya yeni bir satış organizasyonu kurma hakkını ortadan kaldırmayacağının düzenlendiği, bu hüküm ile davacıya söz konusu ürünlerin satışı konusunda tek satıcılık hakkı verilmediği; sözleşmenin 8.1 maddesinde ise sözleşmenin 3 (üç) yıl süreli olup 31 Aralık 2010 tarihinde sona ereceğinin, süresi sonunda başkaca bir ihbara, ihtara ve hükme gerek olmaksızın kendiliğinden sona ereceğinin, süresi sonunda tarafların yeni bir sözleşme yapıp yapmamakta serbest olduklarının hüküm altına alındığı, işbu açık hüküm doğrultusunda sözleşmenin 31.12.2010 tarihinde kendiliğinden sona erdiği, davalı tarafından keşide edilen 14.01.2011 tarihli ihtarname ile de sözleşmenin 31.12.2010 itibariyle kendiliğinden sona erdiği belirtilerek, sona eren sözleşmenin yenilendiği anlamına gelmemek kaydıyla davacının 2011 yılı sonuna kadar önceden yararlandığı iskonto oranlarından yararlanarak ürün satın alabileceğinin ihtar edildiği, davalının sözleşmenin yenileneceği konusunda davacıya yönelik herhangi bir taahhüdünün bulunmadığı, davalının davacı dışında Yaman Bilişim ve Casper Bilgisayar firmaları ile de aynı nitelikte ana dağıtım sözleşmeleri imzalamış olduğu, denkleştirme tazminatının ancak acentelik veya tekel hakkı veren tek satıcılık niteliğindeki sözleşmelere dayalı olarak talep edilebileceği, somut olayda ise taraflar arasındaki sözleşmenin 3 üncü maddesi, davalıya bizzat satış yapma veya yeni bir satış organizasyonu kurma hakkı tanıdığı gibi, davalı tarafından davacı ile aynı nitelikte olmak üzere dava dışıYaman Bilişim ve Casper Bilgisayar firmalarıyla da aynı nitelikte ana dağıtım sözleşmelerinin imzalandığı, bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, davacının tek satıcılık sözleşmesine dayalı denkleştirme tazminatı isteme koşullarının bulunmadığı, sözleşme kendiliğinden sona ermiş olup davalının sözleşmenin yenileneceği konusunda davacıya yönelik bir taahhüdü veya sözleşmenin yenileneceği inancını doğuran bir eylemi bulunmadığı gibi, davacının sözleşme görüşmeleri nedeniyle zarara uğradığı kanıtlayamadığı, bu nedenle davacının sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğa dayalı tazminat isteminin yerinde olmadığı, diğer yandan sözleşmenin yenilenmemesinin başlı başına davacının kişilik haklarının ihlal ettiğinin kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, portföy tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

04.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/933252900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2019/1158 E. 2021/1548 K.

Ana dağıtım sözleşmesinde tekel hakkı yoksa denkleştirme tazminatı istenemez

Gerekçe özeti

Bir ana dağıtım/bayilik sözleşmesinde, sağlayıcının bizzat satış yapma veya üçüncü kişilerle benzer sözleşmeler kurma hakkını saklı tutması ve fiilen başka firmalarla da aynı nitelikte sözleşmeler yapmış olması halinde, bu sözleşme tek satıcılık sözleşmesi olarak nitelendirilemez; dolayısıyla TTK 122 uyarınca denkleştirme (portföy) tazminatı istenemez. Sözleşme, süresi sonunda kendiliğinden sona erdiğini öngören açık hükme dayanarak kendiliğinden sona ermişse, bu durum haksız fesih sayılmaz; tarafın yenileneceği yönünde somut bir taahhüdü veya buna dayalı zarar ispatlanmadıkça sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk (culpa in contrahendo) da uygulanamaz. Sözleşmenin süre sonunda yenilenmemesi tek başına kişilik haklarının ihlali sayılmayıp manevi tazminatı gerektirmez.

Emsal değeri

Kararda, ana dağıtım sözleşmesinde sağlayıcının bizzat satış yapma/yeni satış organizasyonu kurma hakkını saklı tutması ve üçüncü kişilerle benzer sözleşmeler yapmış olmasının, sözleşmenin tek satıcılık olarak nitelendirilmesini engelleyeceği ve bu durumda TTK 122 uyarınca denkleştirme tazminatı talep edilemeyeceği yönündeki tespit, benzer ana dağıtım/bayilik ilişkilerinde emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: denkleştirme (portföy) tazminatı tek satıcılık sözleşmesi acentelik sözleşmesi culpa in contrahendo ana dağıtım sözleşmesi bayilik ilişkisi kendiliğinden sona erme

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2019/1158

KARAR NO 2021/1548

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 20/12/2018

NUMARASI 2014/785 Esas - 2018/1282 Karar

DAVA

Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 21/10/2021

Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; taraflar arasında ilki 1995 yılında imzalanan ve 1995 yılından beri sürekli yenilenen ana dağıtım sözleşmeleri doğrultusunda 16 yıldır süregelmekte olan bir ticari ilişki mevcut olup, müvekkili şirketin kendisine faturalanan davalı şirket ürünlerini alt bayilerine fatura ile ulaştırmayı üstlendiğini, imzalanan en son tarihli ana dağıtım sözleşmesinin ise 30.10.2007 tarihli olduğunu, müvekkili şirketin sözleşme uyarınca davalı şirkete ait ürünlerin en iyi şekilde satışını sağlamak, reklam ve pazarlamasını yapmak ve bu surette alt bayilikler oluşturmayı üstlendiğini, bu yükümlülüklerin çok büyük yatırımlar yapılmasını gerektirdiğini, satışa konu ürünlerin yazılım programları olduğunu, ürünün satışını yapan çalışanlara ciddi bir eğitim verilmesinin gerektiğini, müvekkilinin 16 yıldır özverisiyle davalı şirketin sektörde lider olmasına önemli katkılarda bulunduğunu, her ne kadar iş bu sözleşmenin 31.12.2010 tarihinde sona ereceği kararlaştırılmış olsa da,16 yıldır her defasında yenilenmek sureti ile sürenin uzatıldığını, ancak müvekkili şirketin yaptığı yatırım harcamalarını tam olarak karşılayamadan, sözleşmenin yenilenmeyeceği hususunu ihtaren öğrendiğini, ancak bu ihtarnamenin keşide edilmesinden önce davalı tarafından sözleşmenin yenileceğinin açıkça ve sözlü olarak müvekkiline bildirildiğini, bu kapsamda 2010 yılı Eylül ayında revize hedef mutabakatı imzalandığını,değişiklik olmadan sözleşmeye devam edileceğini 31.12.2010 tarihine kadar belirttiğini,sözleşmenin başlangıçtan beri belirsiz süreli sözleşme olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, davalı şirketin sözlü bildirimler ve taahhütler ile sözleşmenin uzayacağı inancını oluşturduğunu, 14.01.2011 tarihli mezkur ihtarnamenin haksız fesih niteliğinde olduğunu,davalının ağır kusuru nedeniyle manevi tazminat ödemesi gerektiğini, sözleşmenin yenilenmediğinin ileri sürülmesi halinde ise davalının sözleşme öncesi görüşmelerdeki tutum ve davranışlarıyla sözleşmenin yenileneceği izlenimini verdiğinden- culpa in conrahendo- ilkesi gereğince de müvekkilinin zararlarını karşılamak zorunda olduğunu belirterek, 25.000-TL maddi tazminat ile 25.000-TL manevi tazminatın haksız fesih tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline, mahkemede sözleşmenin kendiliğinden sona erdiği yönünde kanaat oluştuğu takdirde, davalı şirketin sözleşme görüşmesinde kusurlu davrandığının kabulü ile aynı tutarlarda maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

ISLAH

Davacı vekili, 16.03.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 2.067.922,35-TL artırarak 2.092.922,35-TL'ye çıkarmıştır.

CEVAP

Davalı vekili; tarafların 30.10.2007 tarihinde bir araya gelerek 31.12.2010 tarihinde sona erecek 3 yıl süreli bir sözleşme akdettiklerini,sözleşmenin süresi sonunda sona erdiğini, sona eren bir sözleşmenin yeniden feshinin mümkün olmadığını, müvekkilinin bu tarihten sonra davacıya ürün satmayı da fiilen sona erdirdiğini, davacıya sona eren sözleşmenin yenileneceğine dair söz veya taahhüt verilmediğini, müvekkilinin 14.01.2011 tarihli ihtarname ile de sözleşmenin sona erdiğini ve sözleşmenin yenilendiği anlamına gelmemek kaydıyla 2011 yıl sonuna kadar iskontolu münferit ürün satın alma ve satma hakkı tanındığını bildirdiğini, ancak davacının satın aldığı ürün bedellerini de ödemediğini,2010 yılı hedef mutabakatının ise davacıya verilecek yıllık ciro prim taahhüt koşullarına ilişkin olup, takip eden dönemle hiçbir ilgisinin olmadığını,culpa in conrahendo ilkesinin uygulama yerinin bulunmadığını, davacının sözleşmenin aynı şartlarda devam ettiği ve edeceği inancına kapıldıklarına ilişkin beyan ve iddialarının asılsız olduğunu, müvekkili şirketin kurduğu ana dağıtım merkezi modelinin gelişen teknoloji karşısında eskidiğini, katma değer üreten bir sistem olmaktan çıkıp şirketi sömüren bir modele dönüştüğünü, bu nedenle müvekkili şirketin sözleşmenin sona erdiği tarihten sonra ana dağıtım merkezi modelini terk ettiğini, sözleşmenin otomatik olarak yenilenmesinin, Rekabetin Korunması Hakkındaki 4054 Sayılı Kanun açısından da mümkün olmadığını, davacının logonun tek satıcısı, tek distribütörü olmadığı için kendisinin de sözleşme süresi içerisinde yazılım ürün lisansı sattığını, her türlü bağımsız satış haklarını saklı tuttuğunu, bu nedenle davacının bir zarar ziyan iddiasında bulunmasının mümkün olmadığını, davacının uğramış olduğu bir zararın da bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; taraflar arasındaki 30.10.2007 tarihli sözleşmede davalı tarafından üretilen yazılım ürünlerinin ADM (Ana Dağıtım Merkezi) tarafından Logo'dan satın alınarak, ekte belirtilen işletim sistemi ve networkler üzerindeki "Kullanma lisansı satış hakkının" diğer tüm telif haklarının Logo'da kalması koşulu ile ve sadece T.C. sınırları içinde ADM'ye verilmesine ilişkin olduğu, sözleşmenin Logo'nun benzeri bir sözleşmeyi 3. kişiler ile yapma hakkını veya Logo'nun bizzat kendisinin satış yapması veya yeni bir satış organizasyonu kurma hakkını ortadan kaldırmaz." hükmünün yer aldığı,davacıya satış konusunda tekel hakkı verilmediği, sözleşmenin 8/1. maddesinde " Sözleşme 3 (üç) yıl sürelidir ve 31 Aralık 2010 tarihinde sona erer.

Süresi sonunda ihtara ve hükme gerek olmaksızın kendiliğinden sona erer. Süresi sonunda taraflar yeni bir sözleşme yapıp yapmamakta serbesttirler." düzenlemesinin yer aldığı, bu düzenleme ile sözleşme ilişkisinin 31.12.2010 tarihinde kendiliğinden sona erdiği, davalı tarafça keşide edilen Kadıköy ... Noterliği'nin 14.01.2011 tarihli ihtarnamesi ile kendiliğinden sona eren sözleşmenin yenilenmeyeceğinin bildirildiği, davacı tarafın, davalı tarafça anılan sözleşmenin yenileneceği izlenimi uyandırıldığını ve buna güvenerek bir takım maddi yükümlülükler altına girdiğini ispat edecek delil sunmadığı, diğer yandan davacı vekilinin 25.12.2014 tarihli duruşmadaki beyanında ve yargılama aşamasında talep edilen tazminatın portföy tazminatı niteliğinde olduğunu belirttiği, portföy tazminatının (denkleştirme talebi) ilk defa kanunî düzenleme ile 6102 sayılı TTK'nun 122.

maddesinde hüküm altına alındığı, bu hüküm ile acentenin müvekkiline sağladığı müşteriler veya müvekkiline sözleşme sona erdikten sonra bu müşterilerden sağlamaya devam ettiği faydaya bir karşılık olmak üzere acenteye uygun bir tazminat talep etme hakkı tanındığı, denkleştirme tazminatının, acente ve tek satıcılık sözleşmelerinde uygulama imkanı bulduğu, TTK'nın 102. Maddesi uyarınca davacının acente olmadığı,Tek satıcılık sözleşmesinin ise imalatçı (yapımcı) ile tek satıcı arasında imzalanan sürekli bir sözleşme olduğu, bununla yapımcının bir bölgede tekel hakkına sahip olarak satmak üzere bedeli karşılığında sadece tek satıcıya göndermeyi, buna karşılık tek satıcı da sözleşme konusu mamulleri kendi namına ve hesabına satarak bu mamullerin sürümünü artırmak için faaliyette bulunmayı üstlendiği, bu durumda somut olayda davacının tek satıcı olmadığı, taraflar arasındaki ilişkinin bayilik ilişkisi olduğu, denkleştirme tazminatının bayilik sözleşmelerinde uygulanma imkanı bulunmadığı, dosyaya emsal olarak sunulan ve davalı şirketin taraf olduğu davalara ilişkin Yargıtay 19.

Hukuk Dairesi'nin 24.02.2016 tarih 2015/9548-2016/3058 sayılı ve 22.11.2016 tarihli 2016/7823-15006 sayılı emsal ilamları da nazara alınarak davacının maddi ve koşulları olmayan manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davacı vekili; taraflar arasında 1995 yılında ana dağıtım sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 16 yıl yenilenerek devam ettiğini, en son 30.10.2007 tarihli sözleşmenin imzalandığını, sözleşmenin acente ve tek satıcılık sözleşmelerinin özelliklerini taşıdığını, müvekkilinin faaliyetleri neticesinde davacının ürününün önemli ölçüde yayılarak tanındığını, bu nedenle davalının portföy tazminatı ödemesi gerektiğini, hakkaniyet ilkesi gereğince müvekkili lehine portföy tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi ile büyük benzerlik gösterdiğini, davalı şirketin 14.01.2011 tarihinde sözleşmeyi haksız olarak feshettiğini, davalının sözleşmenin yenileneceğine dair izlenim vermesine rağmen sözleşmenin yenilenmeyeceğini en geç 31.12.2010 tarihinde bildirmesi gerektiğini, davalının, müvekkilinin kurmuş olduğu dağıtım ağının halen kullanarak maddi kazanç sağladığını, bilirkişi raporlarında portföy tazminatına hak kazanıldığı tespiti yapılmasına rağmen davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, taraflar arasındaki sözleşmenin haksız feshi iddiasına dayalı denkleştirme (portföy) tazminatı ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Somut olayda; taraflar arasında 1995 yılından beri devam eden sözleşmesel ilişki bulunduğu, taraflarca son olarak imzalanan 30.10.2007 tarihli ana dağıtım sözleşmesinin 3. maddesinde bu sözleşmenin, Logo'nun aynı mahiyette veya benzeri bir sözleşmeyi 3. kişiler ile yapma hakkını veya Logo'nun bizzat kendisinin satış yapması veya yeni bir satış organizasyonu kurma hakkını ortadan kaldırmayacağının düzenlendiği, bu hüküm ile davacıya söz konusu ürünlerin satışı konusunda tek satıcılık hakkı verilmediği; sözleşmenin 8.1 maddesinde ise sözleşmenin 3 (üç) yıl süreli olup 31 Aralık 2010 tarihinde sona ereceği, süresi sonunda başkaca bir ihbara, ihtara ve hükme gerek olmaksızın kendiliğinden sona ereceği, süresi sonunda tarafların yeni bir sözleşme yapıp yapmamakta serbest olduklarının hüküm altına alındığı, işbu açık hüküm doğrultusunda sözleşmenin 31.12.2010 tarihinde kendiliğinden sona erdiği, davalı tarafından keşide edilen 14.01.2011 tarihli ihtarname ile de sözleşmenin 31.12.2010 itibariyle kendiliğinden sona erdiği belirtilerek, sona eren sözleşmenin yenilendiği anlamına gelmemek kaydıyla davacının 2011 yılı sonuna kadar önceden yararlandığı iskonto oranlarından yararlanarak ürün satın alabileceğinin ihtar edildiği, davalının sözleşmenin yenileneceği konusunda davacıya yönelik herhangi bir taahhüdünün bulunmadığı, davalının davacı dışında ...

ve ... firmaları ile de aynı nitelikte ana dağıtım sözleşmeleri imzalamış olduğu anlaşılmaktadır. Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde açıkça denkleştirme istemi olarak tanımlanan, doktrinde de genel olarak portföy tazminatı olarak da ifade edilen bu tür tazminat, somut olaydaki sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'da açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte, anılan kanunun 134. maddesinde; muhik bir sebep olmadan ve üç aylık ihbar müddetine riayet etmeksizin akdi fesheden tarafın, başlanmış işlerin tamamlanmaması yüzünden diğer tarafın uğradığı zararı tazmine mecbur olduğu, müvekkilin veya acentenin iflas veya ölümü yahut hacir altına alınması sebebiyle acentelik mukavelesi sona ererse, işlerin tamamen görülmesi halinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına nispetle tayin olunacak münasip bir tazminatın acenteye yahut yukarıdaki hallere göre onun yerine geçenlere verileceği hükme bağlanmıştır.

6102 sayılı TTK.nın 122. maddesine göre ise, acentelik sözleşmesinin sona ermesinde acentenin kusurunun bulunmaması koşuluyla; müvekkilin, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmesi, acentenin, sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak işletmeye bağlı müşterilerle yapılmış veya yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme devam etmiş olsaydı elde edeceği ücreti talep etme hakkını kaybediyor olması ve somut olayın özelliklerine göre denkleştirme isteminin karşılanmasının hakkaniyete uygun düşmesi hallerinde denkleştirme tazminatı istenebilir. Aynı maddenin 5. fıkrasında ise bu hükmün tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Dolayısıyla denkleştirme tazminatı istemi, ancak acentelik veya tekel hakkı veren tek satıcılık niteliğindeki sözleşmelere dayalı olarak talep edilebilecektir. Somut olayda ise taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesi, davalıya bizzat satış yapma veya yeni bir satış organizasyonu kurma hakkı tanıdığı gibi, davalı tarafından davacı ile aynı nitelikte olmak üzere dava dışı ... ve ... firmalarıyla da aynı nitelikte ana dağıtım sözleşmeleri imzalanmıştır. Bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Bu durumda ise davacının tek satıcılık sözleşmesine dayalı denkleştirme tazminatı isteme koşulları bulunmamaktadır. Nitekim davacı ile aynı durumda bulunan diğer ana dağıtım sözleşmelerinin tarafı bulunan ...

ve ... firmaları tarafından aynı istemle açılan davalar sonucunda davanın reddine yönelik olarak verilen kararlar da Yargıtay 19. HD'nin emsal niteliğindeki 2015/9548-2016/3058 ve 2016/7823-15006 sayılı ilamları ile onanarak kesinleşmiştir. Sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk (culpa in contrahendo), sözleşme görüşmeleri sırasında taraflardan birinin diğerine dürüstlük kuralına aykırı davranması sonucu ortaya çıkan sorumluluk olarak nitelendirilmektedir. Sözleşme görüşmelerine başlanmakla taraflar arasında bir güven ilişkisi meydana gelmekte olup, dürüstlük kuralları uyarınca taraflar, diğer tarafa karşı özen yükümlülüğü altına girmektedir. Somut olayda ise sözleşme kendiliğinden sona ermiş olup, davalının sözleşmenin yenileneceği konusunda davacıya yönelik bir taahhüdü veya sözleşmenin yenileneceği inancını doğuran bir eylemi bulunmadığı gibi, davacının sözleşme görüşmeleri nedeniyle zarara uğradığı kanıtlanabilmiş değildir.

Bu nedenle davacının sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğa dayalı tazminat istemi yerinde değildir. Diğer yandan sözleşme, süresi sonunda yenilenmeyerek kendiliğinden sona ermiş olup, sözleşmenin yenilenmemesi başlı başına davacının kişilik haklarının ihlal edildiği kabul edilemez.Davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, istinaf sebebleri yerinde görülmeyen davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 59,30- TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 35,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 23,4‬0-TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 21/10/2021

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.