Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/6076 E. 2023/797 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
para alacağı davası↗ zorunlu arabuluculuk dava şartı↗ cebri icra tehdidi↗ 6325 sayılı kanun 18/a-15↗ dava şartı arabuluculuk↗ zorunlu arabuluculuk↗ arabuluculuk dava şartı↗ istinaf kanun yolu↗ arabuluculuk başvurusu↗ cebri icra↗ para alacağı↗ abonelik sözleşmesi↗ arabuluculuk↗ istirdat davası↗ borçlu olunmadığının tespiti↗ menfi tespit davası↗ davanın konusu↗ ticari dava niteliği↗ kanun yolu↗ bedelsizlik↗ kambiyo senedi↗ hakkaniyet↗ tespit davası↗ dava şartı yokluğu↗ infaz↗ olumsuz oy↗ alacak davası↗ vade↗ istirdat↗ usulden reddi↗ esastan ret↗ iflas↗ menfi tespit↗ hmk 353(1)b-2↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile menfi tespit davalarının konusunun davacı açısından olmasa da davalı açısından alacak davası niteliğinde olduğu, zira menfi tespit davasının olumlu ya da olumsuz sonuçlanması halinde davalının alacağının bu sonuçtan etkileneceği, dolayısıyla menfi tespit davalarının ana konusunun para alacağı olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5/A maddesine göre, bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğu, ancak madde hükmünün sadece davacı yönünden yorumlanmasının hukukun genel ilkeleri ile bağdaşmadığı, konusu para alacağı olan davayı; alacaklının, alacak davası olarak açması halinde dava şartı arabuluculuk kapsamında kabul edilmesine rağmen, konusu aynı para alacağına ilişkin olan ama borçlu tarafından açılan menfi tespit davasını dava şartı kapsamında olmadığının kabul edilmesinin hakkaniyete, eşitliğe ve evrensel hukuk prensiplerine aykırı olduğu, ayrıca 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin altıncı fıkrasındaki düzenleme dikkate alındığında menfi tespit davası açıldıktan sonra, borçlu icra tehdidi altında borcu ödemek zorunda kalırsa, menfi tespit davasına aynı dosya üzerinden ve kendiliğinden istirdat davası olarak devam edileceği, menfi tespit davasının bir nevi alacak davasına dönüşeceği, alacak davasının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğu, bu durumda eldeki dava menfi tespit davası olarak devam ederken yargılamaya devam edip, istirdat davasına dönüşünce bu dava alacak davasıdır ve dava şartı kapsamındadır demenin hukuk güvenliğini ortadan kaldıracağı, bu nedenle de menfi tespit davalarının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğunun kabulü gerektiği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) Dava Şartı Olarak Arabuluculuk başlıklı 18/A maddesinin ikinci fıkrasına göre davanın arabulucuya başvurulmadan anlaşıldığı gerekçesiyle usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar istinaf dilekçesinde özetle; menfi tespit davasının konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat olarak nitelendirilmeyeceğini, verilen hükümler esasa yönelik olarak cebri icraya konu edilip infaz edilemeyeceğinden ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan, yasa koyucunun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığını, dava konusu olayın yargılamayı gerektirdiğini, bu nedenle davanın usulden reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile menfi tespit davasında öncelikli olarak bir alacağın varlığının tartışıldığı ve davanın devamı sırasında cebri icra tehdidi altında ödeme yapılması durumunda menfi tespite ilişkin talebin istirdat talebine dönüşmesi kuvvetle muhtemel olduğu, alacak ve tazminat ilişkin istirdat taleplerinin arabuluculuk dava şartına tabi olduğu, istirdat talebine ilişkin davanın arabuluculuk dava şartına tabi tutulması ile istirdat talebinin bir nevi öncüsü mahiyetindeki menfi tespit davasının arabuluculuk dava şartına tabi tutulmamasının hak arama yönünden eşitsizliğe ve gereksiz olarak istirdat talebine dönüşen davaların reddine yol açacağından menfi tespit davasında zorunlu arabuluculuk dava şartı kapsamında kabul edilmesinde yarar bulunduğu bu nedenle İlk Derece Mahkemesinin dava şartının gerçekleşmemesi sebebiyle davanın usulden reddine karar vermesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar temyiz dilekçesinde özetle; menfi tespit davalarının arabuluculuk dava şartına tabi olup olmadığı hususunda farklı yönde kararlar verildiğini ancak en son Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.04.2021 tarih, 2020/4396 E. Ve 2021/3198 K. sayılı ilamı ile menfi tespit davalarının arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı yönünde karar verildiğini belirterek istinaf mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, kambiyo senedinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup uyuşmazlık kambiyo senedinden kaynaklanan menfi tespit davasının dava şartı olarak arabuluculuğa tabi olup olmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5/A maddesi.
3. 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesinin ikinci fıkrası.
3. 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi.
3. Değerlendirme
Dava, kambiyo senedinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti talebine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesinin davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine ilişkin kararına yönelik istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun'un (7155 sayılı Kanun) 20 nci maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A maddesinde; " (1) Bu kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." düzenlemesi getirilmiştir. Madde metni herhangi bir tereddüde ve yanlış anlamaya yer vermeyecek şekilde açık yazılmıştır. 6102 sayılı Kanun'a bu maddenin eklenmesini sağlayan 7155 sayılı Kanun'un genel gerekçesinin bu konuyla ilgili kısmı ve madde için özel olarak yazılan gerekçe de bu açık anlamı desteklemektedir. Hal böyle iken, menfi tespit davalarının ticari bir dava olduğu için 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce arabulucuya başvurmaya zorlanması kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da kanun koyucunun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığı ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığı dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu nazara alınmaksızın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5986 E. 2021/3832 K.
Ortak:dava şartı arabuluculuk · zorunlu arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · menfi tespit davası · ticari dava niteliği · tespit davası · dava şartı yokluğu · dava şartı · Menfi tespit
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «menfi tespit davalarının» konusunun davacı açısından olmasa da davalı açısından «alacak davası» niteliğinde olduğu, zira menfi tespit davasının olumlu ya da «olumsuz» sonuçlanması halinde davalının alacağının bu sonuçtan etkileneceği, dolayısıyla menfi tespit davalarının ana konusunun «para alacağı» olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5/A maddesine göre, bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olmasının dava şartı olduğu, ancak madde hükmünün sadece davacı yönünden yorumlanmasının hukukun genel ilkeleri ile bağdaşmadığı, konusu para alacağı olan davayı; alacaklının, alacak davası olarak açması halinde dava «şartı arabuluculuk» kapsamında kabul edilmesine rağmen, konusu aynı para alacağına ilişkin olan ama borçlu tarafından açılan menfi tespit davasını dava şartı kapsamında olmadığının kabul edilmesinin «hakkaniyete», eşitliğe ve evrensel hukuk prensiplerine aykırı olduğu, ayrıca 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin altıncı fıkrasındaki düzenleme dikkate alındığında menfi tespit davası açıldıktan sonra, borçlu icra tehdidi altında borcu ödemek zorunda kalırsa, menfi tespit davasına aynı dosya üzerinden ve kendiliğinden «istirdat davası» olarak devam edileceği, menfi tespit davasının bir nevi alacak davasına dönüşeceği, alacak davasının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğu, bu durumda eldeki dava menfi tespit davası olarak devam ederken yargılamaya devam edip, istirdat davasına dönüşünce bu dava alacak davasıdır ve dava şartı kapsamındadır demenin hukuk güvenliğini ortadan kaldıracağı, bu nedenle de menfi tespit davalarının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğunun kabulü gerektiği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) Dava Şartı Olarak Arabuluculuk başlıklı 18/A maddesinin ikinci fıkrasına göre davanın arabulucuya başvurulmadan anlaşıldığı gerekçesiyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacılar istinaf dilekçesinde özetle; «menfi tespit» davasının konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat olarak nitelendirilmeyeceğini, verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan, yasa koyucunun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığını, «dava konusu» olayın yargılamayı gerektirdiğini, bu nedenle davanın «usulden reddine» karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da kanun koyucunun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Benzer bu kararda… sinden anlaşıldığı üzere davaya konu icra takibinin dayanağının kambiyo senetleri olduğu, kambiyo senetlerinden kaynaklanan davaların 6102 sayılı Kanun çerçevesinde «ticari nitelikte» olduğu, davacının davasını Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla açtığı, bu durumda 6102 SK 5/A maddesi ve 6325 SK 18/a maddesi gereği ticari davalarda «zorunlu arabuluculuğa başvurma» dava şartının yerine getirilmeden davanın açılmış olduğu gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK'nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da Yasa Koyucu'nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabulucuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının «arabulucuya başvurmadan» 09/12/2019 tarihinde eldeki davayı açtığı, bu durumda ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/6050 E. 2021/4519 K.
Ortak:dava şartı arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · menfi tespit davası · ticari dava niteliği · tespit davası · dava şartı yokluğu · usulden reddi · dava şartı
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «menfi tespit davalarının» konusunun davacı açısından olmasa da davalı açısından «alacak davası» niteliğinde olduğu, zira menfi tespit davasının olumlu ya da «olumsuz» sonuçlanması halinde davalının alacağının bu sonuçtan etkileneceği, dolayısıyla menfi tespit davalarının ana konusunun «para alacağı» olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5/A maddesine göre, bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olmasının dava şartı olduğu, ancak madde hükmünün sadece davacı yönünden yorumlanmasının hukukun genel ilkeleri ile bağdaşmadığı, konusu para alacağı olan davayı; alacaklının, alacak davası olarak açması halinde dava «şartı arabuluculuk» kapsamında kabul edilmesine rağmen, konusu aynı para alacağına ilişkin olan ama borçlu tarafından açılan menfi tespit davasını dava şartı kapsamında olmadığının kabul edilmesinin «hakkaniyete», eşitliğe ve evrensel hukuk prensiplerine aykırı olduğu, ayrıca 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin altıncı fıkrasındaki düzenleme dikkate alındığında menfi tespit davası açıldıktan sonra, borçlu icra tehdidi altında borcu ödemek zorunda kalırsa, menfi tespit davasına aynı dosya üzerinden ve kendiliğinden «istirdat davası» olarak devam edileceği, menfi tespit davasının bir nevi alacak davasına dönüşeceği, alacak davasının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğu, bu durumda eldeki dava menfi tespit davası olarak devam ederken yargılamaya devam edip, istirdat davasına dönüşünce bu dava alacak davasıdır ve dava şartı kapsamındadır demenin hukuk güvenliğini ortadan kaldıracağı, bu nedenle de menfi tespit davalarının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğunun kabulü gerektiği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) Dava Şartı Olarak Arabuluculuk başlıklı 18/A maddesinin ikinci fıkrasına göre davanın arabulucuya başvurulmadan anlaşıldığı gerekçesiyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacılar istinaf dilekçesinde özetle; «menfi tespit» davasının konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat olarak nitelendirilmeyeceğini, verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan, yasa koyucunun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığını, «dava konusu» olayın yargılamayı gerektirdiğini, bu nedenle davanın «usulden reddine» karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da kanun koyucunun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, «arabulucuya başvurulmadan» dava açıldığı gerekçesiyle, Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A, 6325 sayılı Kanunun 18/A-2, Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca dava «şartı yokluğu» gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK'nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da Yasa Koyucu'nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabulucuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
İlk Derece Mahkemesince davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» ilişkin verilen karara yönelik istinaf başvurusunun, Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/139 E. 2022/3987 K.
Ortak:dava şartı arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · menfi tespit davası · ticari dava niteliği · kambiyo senedi · tespit davası · dava şartı yokluğu · dava şartı · Menfi tespit
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «menfi tespit davalarının» konusunun davacı açısından olmasa da davalı açısından «alacak davası» niteliğinde olduğu, zira menfi tespit davasının olumlu ya da «olumsuz» sonuçlanması halinde davalının alacağının bu sonuçtan etkileneceği, dolayısıyla menfi tespit davalarının ana konusunun «para alacağı» olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5/A maddesine göre, bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olmasının dava şartı olduğu, ancak madde hükmünün sadece davacı yönünden yorumlanmasının hukukun genel ilkeleri ile bağdaşmadığı, konusu para alacağı olan davayı; alacaklının, alacak davası olarak açması halinde dava «şartı arabuluculuk» kapsamında kabul edilmesine rağmen, konusu aynı para alacağına ilişkin olan ama borçlu tarafından açılan menfi tespit davasını dava şartı kapsamında olmadığının kabul edilmesinin «hakkaniyete», eşitliğe ve evrensel hukuk prensiplerine aykırı olduğu, ayrıca 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin altıncı fıkrasındaki düzenleme dikkate alındığında menfi tespit davası açıldıktan sonra, borçlu icra tehdidi altında borcu ödemek zorunda kalırsa, menfi tespit davasına aynı dosya üzerinden ve kendiliğinden «istirdat davası» olarak devam edileceği, menfi tespit davasının bir nevi alacak davasına dönüşeceği, alacak davasının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğu, bu durumda eldeki dava menfi tespit davası olarak devam ederken yargılamaya devam edip, istirdat davasına dönüşünce bu dava alacak davasıdır ve dava şartı kapsamındadır demenin hukuk güvenliğini ortadan kaldıracağı, bu nedenle de menfi tespit davalarının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğunun kabulü gerektiği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) Dava Şartı Olarak Arabuluculuk başlıklı 18/A maddesinin ikinci fıkrasına göre davanın arabulucuya başvurulmadan anlaşıldığı gerekçesiyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacılar istinaf dilekçesinde özetle; «menfi tespit» davasının konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat olarak nitelendirilmeyeceğini, verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan, yasa koyucunun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığını, «dava konusu» olayın yargılamayı gerektirdiğini, bu nedenle davanın «usulden reddine» karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da kanun koyucunun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Benzer bu karardaHal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK'nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da Yasa Koyucu'nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; uyuşmazlığın niteliğe göre dava «şartı arabuluculuğa» tabi olduğu, 6325 sayılı Yasanın 18/A maddesinin 2. fıkrası uyarınca «ara» kararla verilen «kesin süreye» rağmen «arabuluculuk son tutanağının» aslı yada arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin «ibraz» edilmediği gerekçesi ile davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle «ticari nitelikteki» «menfi tespit» davalarında dava açılmadan önce «arabuluculuğa» gidilmesinin zorunlu olmadığı ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığı hususu dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu nazara alınmaksızın Bölge Adliye Mahkemesince düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesiyle davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:arabuluculuk son tutanağı · son tutanak · ara karar · kesin süre · vekalet ücreti · ibraz · kesin hüküm
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre; uyuşmazlığın niteliğe göre dava «şartı arabuluculuğa» tabi olduğu, 6325 sayılı Yasanın 18/A maddesinin 2. fıkrası uyarınca «ara» kararla verilen «kesin süreye» rağmen «arabuluculuk son tutanağının» aslı yada arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin «ibraz» edilmediği gerekçesi ile davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nin 353/(1).b.2. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının «vekalet ücreti» yönünden düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm verilmesine davalı vekili için 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5433 E. 2021/7131 K.
Ortak:dava şartı arabuluculuk · zorunlu arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · menfi tespit davası · ticari dava niteliği · tespit davası · dava şartı yokluğu · dava şartı · Menfi tespit
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «menfi tespit davalarının» konusunun davacı açısından olmasa da davalı açısından «alacak davası» niteliğinde olduğu, zira menfi tespit davasının olumlu ya da «olumsuz» sonuçlanması halinde davalının alacağının bu sonuçtan etkileneceği, dolayısıyla menfi tespit davalarının ana konusunun «para alacağı» olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5/A maddesine göre, bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olmasının dava şartı olduğu, ancak madde hükmünün sadece davacı yönünden yorumlanmasının hukukun genel ilkeleri ile bağdaşmadığı, konusu para alacağı olan davayı; alacaklının, alacak davası olarak açması halinde dava «şartı arabuluculuk» kapsamında kabul edilmesine rağmen, konusu aynı para alacağına ilişkin olan ama borçlu tarafından açılan menfi tespit davasını dava şartı kapsamında olmadığının kabul edilmesinin «hakkaniyete», eşitliğe ve evrensel hukuk prensiplerine aykırı olduğu, ayrıca 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin altıncı fıkrasındaki düzenleme dikkate alındığında menfi tespit davası açıldıktan sonra, borçlu icra tehdidi altında borcu ödemek zorunda kalırsa, menfi tespit davasına aynı dosya üzerinden ve kendiliğinden «istirdat davası» olarak devam edileceği, menfi tespit davasının bir nevi alacak davasına dönüşeceği, alacak davasının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğu, bu durumda eldeki dava menfi tespit davası olarak devam ederken yargılamaya devam edip, istirdat davasına dönüşünce bu dava alacak davasıdır ve dava şartı kapsamındadır demenin hukuk güvenliğini ortadan kaldıracağı, bu nedenle de menfi tespit davalarının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğunun kabulü gerektiği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) Dava Şartı Olarak Arabuluculuk başlıklı 18/A maddesinin ikinci fıkrasına göre davanın arabulucuya başvurulmadan anlaşıldığı gerekçesiyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacılar istinaf dilekçesinde özetle; «menfi tespit» davasının konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat olarak nitelendirilmeyeceğini, verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan, yasa koyucunun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığını, «dava konusu» olayın yargılamayı gerektirdiğini, bu nedenle davanın «usulden reddine» karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da kanun koyucunun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Benzer bu karardaHal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK'nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da Yasa Koyucu'nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabulucuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; 7155 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa eklenen 5/A maddesi ve 7155 sayılı Kanun'un 23. maddesi ile 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu' na eklenen 18/A-2 maddesi uyarınca «arabulucuya başvurulması» gerektiği, davanın arabuluculuğa başvurulmadan açıldığı gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince; «menfi tespit» davasında öncelikli olarak bir alacağın varlığının tartışıldığı bu nedenle alacaklıya dava açarken «arabulucuya başvurma» dava şartının tabi tutulması ancak aynı konu ve alacakla ilgili borçlu tarafından açılacak menfi tespit davasının arabuluculuğa başvurma dava şartına tabi tutulmamasının hak arama yönünden eşitsizliğe yol açacağı, menfi tespit davasında «zorunlu arabuluculuk» kapsamında olduğunun kabulü gerektiği, ilk derece mahkemesince davanın «usulden reddine» ilişkin karar usul ve hukuka uygun bulunduğu gerekçesiyle davacının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/6032 E. 2021/3614 K.
Ortak:dava şartı arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · menfi tespit davası · davanın konusu · ticari dava niteliği · kambiyo senedi · tespit davası · dava şartı · Menfi tespit
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «menfi tespit davalarının» konusunun davacı açısından olmasa da davalı açısından «alacak davası» niteliğinde olduğu, zira menfi tespit davasının olumlu ya da «olumsuz» sonuçlanması halinde davalının alacağının bu sonuçtan etkileneceği, dolayısıyla menfi tespit davalarının ana konusunun «para alacağı» olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5/A maddesine göre, bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olmasının dava şartı olduğu, ancak madde hükmünün sadece davacı yönünden yorumlanmasının hukukun genel ilkeleri ile bağdaşmadığı, konusu para alacağı olan davayı; alacaklının, alacak davası olarak açması halinde dava «şartı arabuluculuk» kapsamında kabul edilmesine rağmen, konusu aynı para alacağına ilişkin olan ama borçlu tarafından açılan menfi tespit davasını dava şartı kapsamında olmadığının kabul edilmesinin «hakkaniyete», eşitliğe ve evrensel hukuk prensiplerine aykırı olduğu, ayrıca 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin altıncı fıkrasındaki düzenleme dikkate alındığında menfi tespit davası açıldıktan sonra, borçlu icra tehdidi altında borcu ödemek zorunda kalırsa, menfi tespit davasına aynı dosya üzerinden ve kendiliğinden «istirdat davası» olarak devam edileceği, menfi tespit davasının bir nevi alacak davasına dönüşeceği, alacak davasının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğu, bu durumda eldeki dava menfi tespit davası olarak devam ederken yargılamaya devam edip, istirdat davasına dönüşünce bu dava alacak davasıdır ve dava şartı kapsamındadır demenin hukuk güvenliğini ortadan kaldıracağı, bu nedenle de menfi tespit davalarının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğunun kabulü gerektiği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) Dava Şartı Olarak Arabuluculuk başlıklı 18/A maddesinin ikinci fıkrasına göre davanın arabulucuya başvurulmadan anlaşıldığı gerekçesiyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacılar istinaf dilekçesinde özetle; «menfi tespit» davasının konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat olarak nitelendirilmeyeceğini, verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan, yasa koyucunun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığını, «dava konusu» olayın yargılamayı gerektirdiğini, bu nedenle davanın «usulden reddine» karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da kanun koyucunun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Benzer bu karardaMahkemece tüm dosya kapsamına göre; davanın «kambiyo senedine» dayalı açılan «menfi tespit davası» olduğu, kambiyo senetlerinin Ticaret Kanunu'nda düzenlendiği, bu tür davaların TTK' nın 3 ve 4/1-a maddeleri uyarınca ticari dava niteliğinde olduğu, ticari «davalarda konusu» bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce «arabuluculuğa başvurulmuş» olması dava şartı olarak kabul edildiği, tarafların arabuluculuğa başvurmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın dava «şartı yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK' nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da ...' nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Dava, kambiyo senedinden kaynaklanan «menfi tespit» talebine ilişkin olup ilk derece mahkemesince ticari «davalarda konusu» bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce «arabuluculuğa başvurulmuş» olmasının dava şartı kabul edildiği ve tarafların arabuluculuğa başvurmadığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» ilişkin verilen karara yönelik istinaf başvurusunun, Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:usulden red
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, davacının davalıya para borcunun olmadığının iddia edildiği, dava şartının dava açılmadan önce yerine getirilmediği, bu nedenle ilk derece mahkemesinin «usulden red» kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvuru talebinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5495 E. 2022/1020 K.
Ortak:dava şartı arabuluculuk · zorunlu arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · borçlu olunmadığının tespiti · menfi tespit davası · ticari dava niteliği · bedelsizlik · dava şartı · Menfi tespit
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «menfi tespit davalarının» konusunun davacı açısından olmasa da davalı açısından «alacak davası» niteliğinde olduğu, zira menfi tespit davasının olumlu ya da «olumsuz» sonuçlanması halinde davalının alacağının bu sonuçtan etkileneceği, dolayısıyla menfi tespit davalarının ana konusunun «para alacağı» olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5/A maddesine göre, bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olmasının dava şartı olduğu, ancak madde hükmünün sadece davacı yönünden yorumlanmasının hukukun genel ilkeleri ile bağdaşmadığı, konusu para alacağı olan davayı; alacaklının, alacak davası olarak açması halinde dava «şartı arabuluculuk» kapsamında kabul edilmesine rağmen, konusu aynı para alacağına ilişkin olan ama borçlu tarafından açılan menfi tespit davasını dava şartı kapsamında olmadığının kabul edilmesinin «hakkaniyete», eşitliğe ve evrensel hukuk prensiplerine aykırı olduğu, ayrıca 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin altıncı fıkrasındaki düzenleme dikkate alındığında menfi tespit davası açıldıktan sonra, borçlu icra tehdidi altında borcu ödemek zorunda kalırsa, menfi tespit davasına aynı dosya üzerinden ve kendiliğinden «istirdat davası» olarak devam edileceği, menfi tespit davasının bir nevi alacak davasına dönüşeceği, alacak davasının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğu, bu durumda eldeki dava menfi tespit davası olarak devam ederken yargılamaya devam edip, istirdat davasına dönüşünce bu dava alacak davasıdır ve dava şartı kapsamındadır demenin hukuk güvenliğini ortadan kaldıracağı, bu nedenle de menfi tespit davalarının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğunun kabulü gerektiği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) Dava Şartı Olarak Arabuluculuk başlıklı 18/A maddesinin ikinci fıkrasına göre davanın arabulucuya başvurulmadan anlaşıldığı gerekçesiyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacılar istinaf dilekçesinde özetle; «menfi tespit» davasının konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat olarak nitelendirilmeyeceğini, verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan, yasa koyucunun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığını, «dava konusu» olayın yargılamayı gerektirdiğini, bu nedenle davanın «usulden reddine» karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da kanun koyucunun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince; davacı tarafça, çeklerin «bedelsiz» kalması nedeniyle «borçlu olunmadığının tespitine» karar verilmesi istemi «tespit davası» olarak değerlendirildiğinde uyuşmazlığın TTK 4/1-a maddesi gereğince «mutlak ticari» dava olduğu, TTK' nın 5/A maddesi gereğince dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olmasının dava şartı olarak gözetileceği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2 maddesi gereğince davacının, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin «son tutanağın» aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunluluğu bulunduğu, bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık «kesin süre» içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği «ihtarını» içeren davetiye gönderileceği, ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın «usulden reddine» karar verileceği gerekçeleriyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK'nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da Yasa Koyucu'nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabulucuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafın TTK.’nin 5/A maddesine göre «zorunlu arabulucuk» yoluna başvurmadığı gerekçesi ile H.M.K.'nun 114/2 delaletiyle T.T.K.'nun 5/A, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2 ve H.M.K.'nun 115/2. maddeleri gereğince arabuluculuğa yönelik dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:son tutanak · mutlak ticari dava · kesin süre · ihtar · kesin hüküm
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince; davacı tarafça, çeklerin «bedelsiz» kalması nedeniyle «borçlu olunmadığının tespitine» karar verilmesi istemi «tespit davası» olarak değerlendirildiğinde uyuşmazlığın TTK 4/1-a maddesi gereğince «mutlak ticari» dava olduğu, TTK' nın 5/A maddesi gereğince dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olmasının dava şartı olarak gözetileceği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2 maddesi gereğince davacının, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin «son tutanağın» aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunluluğu bulunduğu, bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık «kesin süre» içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği «ihtarını» içeren davetiye gönderileceği, ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın «usulden reddine» karar verileceği gerekçeleriyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3235 E. 2021/5629 K.
Ortak:dava şartı arabuluculuk · zorunlu arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · menfi tespit davası · ticari dava niteliği · tespit davası · dava şartı yokluğu · dava şartı · Menfi tespit
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «menfi tespit davalarının» konusunun davacı açısından olmasa da davalı açısından «alacak davası» niteliğinde olduğu, zira menfi tespit davasının olumlu ya da «olumsuz» sonuçlanması halinde davalının alacağının bu sonuçtan etkileneceği, dolayısıyla menfi tespit davalarının ana konusunun «para alacağı» olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5/A maddesine göre, bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olmasının dava şartı olduğu, ancak madde hükmünün sadece davacı yönünden yorumlanmasının hukukun genel ilkeleri ile bağdaşmadığı, konusu para alacağı olan davayı; alacaklının, alacak davası olarak açması halinde dava «şartı arabuluculuk» kapsamında kabul edilmesine rağmen, konusu aynı para alacağına ilişkin olan ama borçlu tarafından açılan menfi tespit davasını dava şartı kapsamında olmadığının kabul edilmesinin «hakkaniyete», eşitliğe ve evrensel hukuk prensiplerine aykırı olduğu, ayrıca 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin altıncı fıkrasındaki düzenleme dikkate alındığında menfi tespit davası açıldıktan sonra, borçlu icra tehdidi altında borcu ödemek zorunda kalırsa, menfi tespit davasına aynı dosya üzerinden ve kendiliğinden «istirdat davası» olarak devam edileceği, menfi tespit davasının bir nevi alacak davasına dönüşeceği, alacak davasının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğu, bu durumda eldeki dava menfi tespit davası olarak devam ederken yargılamaya devam edip, istirdat davasına dönüşünce bu dava alacak davasıdır ve dava şartı kapsamındadır demenin hukuk güvenliğini ortadan kaldıracağı, bu nedenle de menfi tespit davalarının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğunun kabulü gerektiği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) Dava Şartı Olarak Arabuluculuk başlıklı 18/A maddesinin ikinci fıkrasına göre davanın arabulucuya başvurulmadan anlaşıldığı gerekçesiyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacılar istinaf dilekçesinde özetle; «menfi tespit» davasının konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat olarak nitelendirilmeyeceğini, verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan, yasa koyucunun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığını, «dava konusu» olayın yargılamayı gerektirdiğini, bu nedenle davanın «usulden reddine» karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da kanun koyucunun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, «menfi tespit davalarının» gerek taraflar arasındaki hukuki sonucun niteliği, gerek «zorunlu arabuluculuk» yasasının ve gerekse TTK'nın 5. maddesinde arabuluculuğa ilişkin yapılan düzenlemenin hedefi şekil ve öz açısından bir arada değerlendirildiğinde ticari davalarda menfi tespit davalarının da zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğu, 6325 sayılı Arabuluculuk Yasası’nın 18/A maddesinin ve özellikle 2. fıkrasında zorunlu arabuluculuğa tabi davanın açıldığı hallerde, «arabuluculuğa başvurulduğu» anlaşılıyor ise, davacı tarafa arabuluculuk tutanağını sunmak üzere bir haftalık «kesin süre» içeren davetiye gönderilmesi gerektiği, arabuluculuğa başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde ise, herhangi bir işlem yapmaksızın mahkemece davanın dava «şartı yokluğu» sebebiyle «usulden reddine» karar verileceği düzenlendiğinden, davacının arabuluculuğa başvurmadan dava açtığının sabit olduğu, yerel mahkemece davanın yasa kapsamında dava şartı yokluğu nede …
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari dava olduğu için TTK'nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da Yasa Koyucu'nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabulucuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; görev dava şartı eksikliği nedeniyle davanın «usulden reddi» kararı istinaf edilmeden kesinleşmiş davacı vekilinin talebi ile «dosyanın gönderildiği» asliye ticaret mahkemesince davanın 06/05/2019 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesi gereği «arabulucuya başvurulmasının» dava şartlarından olduğu, dava dilekçesinde arabuluculuğa başvurulduğuna dair beyan bulunmadığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A/2 maddesi doğrultusunda davacıya «son tutanağın» 1 haftalık «kesin sürede» «ibrazı» için süre verilmesine gerek bulunmadığı ve bu dava şartı eksikliğinin giderilmesinin mümkün olmadığı, HMK'nın 138. maddesine göre mahkemenin öncelikle dava şartı ve «ilk itirazlar» hakkında dosya üzerinden karar verilebileceği, verilen kararın niteliğine göre ön «inceleme duruşmasının» yapılmasına da gerek olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:son tutanak · dosyanın gönderilmesi · ilk itiraz · ön inceleme duruşması · kesin süre · ibraz · kesin hüküm
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre; görev dava şartı eksikliği nedeniyle davanın «usulden reddi» kararı istinaf edilmeden kesinleşmiş davacı vekilinin talebi ile «dosyanın gönderildiği» asliye ticaret mahkemesince davanın 06/05/2019 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesi gereği «arabulucuya başvurulmasının» dava şartlarından olduğu, dava dilekçesinde arabuluculuğa başvurulduğuna dair beyan bulunmadığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A/2 maddesi doğrultusunda davacıya «son tutanağın» 1 haftalık «kesin sürede» «ibrazı» için süre verilmesine gerek bulunmadığı ve bu dava şartı eksikliğinin giderilmesinin mümkün olmadığı, HMK'nın 138. maddesine göre mahkemenin öncelikle dava şartı ve «ilk itirazlar» hakkında dosya üzerinden karar verilebileceği, verilen kararın niteliğine göre ön «inceleme duruşmasının» yapılmasına da gerek olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, «menfi tespit davalarının» gerek taraflar arasındaki hukuki sonucun niteliği, gerek «zorunlu arabuluculuk» yasasının ve gerekse TTK'nın 5. maddesinde arabuluculuğa ilişkin yapılan düzenlemenin hedefi şekil ve öz açısından bir arada değerlendirildiğinde ticari davalarda menfi tespit davalarının da zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğu, 6325 sayılı Arabuluculuk Yasası’nın 18/A maddesinin ve özellikle 2. fıkrasında zorunlu arabuluculuğa tabi davanın açıldığı hallerde, «arabuluculuğa başvurulduğu» anlaşılıyor ise, davacı tarafa arabuluculuk tutanağını sunmak üzere bir haftalık «kesin süre» içeren davetiye gönderilmesi gerektiği, arabuluculuğa başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde ise, herhangi bir işlem yapmaksızın mahkemece davanın dava «şartı yokluğu» sebebiyle «usulden reddine» karar verileceği düzenlendiğinden, davacının arabuluculuğa başvurmadan dava açtığının sabit olduğu, yerel mahkemece davanın yasa kapsamında dava şartı yokluğu nede …
-
Menfi tespit | Borçlu olmadığının tespiti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3244 E. 2021/5698 K.
Ortak:dava şartı arabuluculuk · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · menfi tespit davası · ticari dava niteliği · tespit davası · dava şartı yokluğu · usulden reddi · dava şartı
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «menfi tespit davalarının» konusunun davacı açısından olmasa da davalı açısından «alacak davası» niteliğinde olduğu, zira menfi tespit davasının olumlu ya da «olumsuz» sonuçlanması halinde davalının alacağının bu sonuçtan etkileneceği, dolayısıyla menfi tespit davalarının ana konusunun «para alacağı» olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5/A maddesine göre, bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce «arabulucuya başvurulmuş» olmasının dava şartı olduğu, ancak madde hükmünün sadece davacı yönünden yorumlanmasının hukukun genel ilkeleri ile bağdaşmadığı, konusu para alacağı olan davayı; alacaklının, alacak davası olarak açması halinde dava «şartı arabuluculuk» kapsamında kabul edilmesine rağmen, konusu aynı para alacağına ilişkin olan ama borçlu tarafından açılan menfi tespit davasını dava şartı kapsamında olmadığının kabul edilmesinin «hakkaniyete», eşitliğe ve evrensel hukuk prensiplerine aykırı olduğu, ayrıca 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin altıncı fıkrasındaki düzenleme dikkate alındığında menfi tespit davası açıldıktan sonra, borçlu icra tehdidi altında borcu ödemek zorunda kalırsa, menfi tespit davasına aynı dosya üzerinden ve kendiliğinden «istirdat davası» olarak devam edileceği, menfi tespit davasının bir nevi alacak davasına dönüşeceği, alacak davasının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğu, bu durumda eldeki dava menfi tespit davası olarak devam ederken yargılamaya devam edip, istirdat davasına dönüşünce bu dava alacak davasıdır ve dava şartı kapsamındadır demenin hukuk güvenliğini ortadan kaldıracağı, bu nedenle de menfi tespit davalarının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğunun kabulü gerektiği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) Dava Şartı Olarak Arabuluculuk başlıklı 18/A maddesinin ikinci fıkrasına göre davanın arabulucuya başvurulmadan anlaşıldığı gerekçesiyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacılar istinaf dilekçesinde özetle; «menfi tespit» davasının konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat olarak nitelendirilmeyeceğini, verilen hükümler esasa yönelik olarak «cebri icraya» konu edilip «infaz» edilemeyeceğinden ticari davalarda «arabuluculuğa başvuruyu» dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan, yasa koyucunun bilinçli olarak «menfi tespit davalarını» arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığını, «dava konusu» olayın yargılamayı gerektirdiğini, bu nedenle davanın «usulden reddine» karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da kanun koyucunun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, «arabuluculuğa başvurulmadan» dava açıldığı gerekçesiyle, TTK'nın 5/A ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2 maddesi göndermesi ile HMK'nın 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Dava, kambiyo senedinden kaynaklanan «menfi tespit» talebine ilişkin olup İlk Derece Mahkemesince TTK’nın 5/A maddesi uyarınca, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkındaki davalar yanında, «menfi tespit davalarının» da dava şartı sıfatıyla «arabuluculuk» kapsamında olduğu, davacının «arabuluculuğa başvurduğuna» dair hiçbir belge ve beyanın bulunmadığı gerekçesiyle, HMK'nın 114/2, 115/1-2 maddeleri gereğince davanın davaşartı yokluğundan usulen reddine karar verilmiş bu ka …
Hal böyle iken, «menfi tespit davalarının» ticari bir dava olduğu için TTK'nın 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce «arabulucuya başvurmaya» zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da Yasa Koyucu'nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/6076 E. , 2023/797 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
HÜKÜM
Esastan ret
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar dava dilekçesinde; davalıların murisi ...'e aralarındaki sözleşmeye istinaden verilen kum, çimento, demir, kireç, tuğla malzemelerin bedelinin davalıların murisi tarafından peşin ödenmesi nedeniyle aralarında 04.12.2012 vade 09.11.2012 tanzim ve 129.500,00 TL bedelinde bir adet kambiyo senedi düzenlendiğini, kambiyo senedinin karşılığı edimlerini yerine getirdiklerini, senet bedelsiz kalmasına rağmen davalılar tarafından aleyhlerine icra takibi başlatıldığını belirterek borçlu olmadıklarının tespitine ve Konya 8. İcra Müdürlüğünün 2012/11069 sayılı dosyasında takibe konulan senedinin iptali ile inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile menfi tespit davalarının konusunun davacı açısından olmasa da davalı açısından alacak davası niteliğinde olduğu, zira menfi tespit davasının olumlu ya da olumsuz sonuçlanması halinde davalının alacağının bu sonuçtan etkileneceği, dolayısıyla menfi tespit davalarının ana konusunun para alacağı olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5/A maddesine göre, bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğu, ancak madde hükmünün sadece davacı yönünden yorumlanmasının hukukun genel ilkeleri ile bağdaşmadığı, konusu para alacağı olan davayı;
alacaklının, alacak davası olarak açması halinde dava şartı arabuluculuk kapsamında kabul edilmesine rağmen, konusu aynı para alacağına ilişkin olan ama borçlu tarafından açılan menfi tespit davasını dava şartı kapsamında olmadığının kabul edilmesinin hakkaniyete, eşitliğe ve evrensel hukuk prensiplerine aykırı olduğu, ayrıca 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin altıncı fıkrasındaki düzenleme dikkate alındığında menfi tespit davası açıldıktan sonra, borçlu icra tehdidi altında borcu ödemek zorunda kalırsa, menfi tespit davasına aynı dosya üzerinden ve kendiliğinden istirdat davası olarak devam edileceği, menfi tespit davasının bir nevi alacak davasına dönüşeceği, alacak davasının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğu, bu durumda eldeki dava menfi tespit davası olarak devam ederken yargılamaya devam edip, istirdat davasına dönüşünce bu dava alacak davasıdır ve dava şartı kapsamındadır demenin hukuk güvenliğini ortadan kaldıracağı, bu nedenle de menfi tespit davalarının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğunun kabulü gerektiği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) Dava Şartı Olarak Arabuluculuk başlıklı 18/A maddesinin ikinci fıkrasına göre davanın arabulucuya başvurulmadan anlaşıldığı gerekçesiyle usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar istinaf dilekçesinde özetle; menfi tespit davasının konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat olarak nitelendirilmeyeceğini, verilen hükümler esasa yönelik olarak cebri icraya konu edilip infaz edilemeyeceğinden ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan, yasa koyucunun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığını, dava konusu olayın yargılamayı gerektirdiğini, bu nedenle davanın usulden reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile menfi tespit davasında öncelikli olarak bir alacağın varlığının tartışıldığı ve davanın devamı sırasında cebri icra tehdidi altında ödeme yapılması durumunda menfi tespite ilişkin talebin istirdat talebine dönüşmesi kuvvetle muhtemel olduğu, alacak ve tazminat ilişkin istirdat taleplerinin arabuluculuk dava şartına tabi olduğu, istirdat talebine ilişkin davanın arabuluculuk dava şartına tabi tutulması ile istirdat talebinin bir nevi öncüsü mahiyetindeki menfi tespit davasının arabuluculuk dava şartına tabi tutulmamasının hak arama yönünden eşitsizliğe ve gereksiz olarak istirdat talebine dönüşen davaların reddine yol açacağından menfi tespit davasında zorunlu arabuluculuk dava şartı kapsamında kabul edilmesinde yarar bulunduğu bu nedenle İlk Derece Mahkemesinin dava şartının gerçekleşmemesi sebebiyle davanın usulden reddine karar vermesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar temyiz dilekçesinde özetle; menfi tespit davalarının arabuluculuk dava şartına tabi olup olmadığı hususunda farklı yönde kararlar verildiğini ancak en son Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.04.2021 tarih, 2020/4396 E. Ve 2021/3198 K. sayılı ilamı ile menfi tespit davalarının arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı yönünde karar verildiğini belirterek istinaf mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, kambiyo senedinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup uyuşmazlık kambiyo senedinden kaynaklanan menfi tespit davasının dava şartı olarak arabuluculuğa tabi olup olmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5/A maddesi.
3. 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesinin ikinci fıkrası.
3. 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi.
3. Değerlendirme
Dava, kambiyo senedinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti talebine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesinin davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine ilişkin kararına yönelik istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun'un (7155 sayılı Kanun) 20 nci maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A maddesinde; " (1) Bu kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." düzenlemesi getirilmiştir.
Madde metni herhangi bir tereddüde ve yanlış anlamaya yer vermeyecek şekilde açık yazılmıştır. 6102 sayılı Kanun'a bu maddenin eklenmesini sağlayan 7155 sayılı Kanun'un genel gerekçesinin bu konuyla ilgili kısmı ve madde için özel olarak yazılan gerekçe de bu açık anlamı desteklemektedir. Hal böyle iken, menfi tespit davalarının ticari bir dava olduğu için 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce arabulucuya başvurmaya zorlanması kanuna aykırı olduğu gibi ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan da kanun koyucunun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığı ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığı dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu nazara alınmaksızın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.02.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Karşı oy)
KARŞI OY
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun HMK 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun bulunmasına, 6102 sayılı Yasa'nın 5/a maddesinde getirilen düzenlemenin dava çeşidine ilişkin olmayıp madde metninde de açıkça ifade edildiği üzere dava konusuna ilişkin olmasına, menfi tespit davalarının da konusu itibariyle bir alacağın tahsiline ilişkin bulunmasına göre davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/920655900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz