Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/2044 E. 2023/160 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 5 yıllık
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': '5 yıllık', 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tüzel kişilik perdesinin aralanması↗ hukuki güvenlik ilkesi↗ genel zamanaşımı↗ güveni kötüye kullanma↗ faiz başlangıç tarihi↗ geçici 7. madde↗ zamanaşımı başlangıcı↗ haksız fiil sorumluluğu↗ sermaye piyasası kanunu↗ zamanaşımı defi↗ ceza zamanaşımı↗ malvarlığına ilişkin dava↗ haksız eylem↗ usuli kazanılmış hak↗ hakkın kötüye kullanılması↗ sermaye artırımı↗ hile↗ ba formu↗ müteselsil sorumluluk↗ hisse senedi↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ tazminat davası↗ zamanaşımı def'i↗ pay defteri↗ hisse devir sözleşmesi↗ oy yasağı↗ kazanılmış hak↗ dürüstlük kuralı↗ dolandırıcılık↗ ifa↗ garantörlük↗ def'i↗ tüzel kişilik↗ hak düşürücü süre↗ uyuşmazlık konusu↗ vade↗ anonim şirket↗ içtihadı birleştirme kararı↗ ihbar↗ ortaklık ilişkisi↗ haksız fiil↗ kâr payı↗ esastan ret↗ sulh↗ karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi↗ yönetim kurulu kararı↗ taahhütname↗ yetkisizlik kararı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ kusur↗ dava sebebi↗ avans faizi↗ karar verilmesine yer olmadığına↗ temerrüt↗ zamanaşımı↗ ibraz↗ temsil↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ husumet↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kar vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği, ancak faiz garantisi ile şirkete ortak olunamayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kar garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, bu eylemin para toplama amacı dışında başka bir amaca hizmet etmediği, yetkili kurumlardan para toplama faaliyeti için izin alınmadığı, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığı, davalı şirket ve yetkililerinin primli pay senedi çıkarma yetkisi olmadan nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden yüksek kâr vaadi ile istenildiği zaman paranın iade edileceği garantisi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradelerini fesada uğrattığı, haksız fiil hükümleri çerçevesinde davacının zararından davalının sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 136.800,00 DM (69.944,72 euro) karşılığı 238.994,11 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının faiz başlangıç tarihi yönünden hatalı olduğunu ileri sürerek açıklanan bu nedenle İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılarak talep edilen alacağın faiz başlangıç tarihinin tahsil tarihi olarak düzeltilmesini istemiştir.
2.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yapılan savunma ile itirazların değerlendirilmediğini, Mahkemece ortaklığın hükümsüzlüğüne ilişkin herhangi bir karar verilmediğini, davanın zaman aşımına uğradığını, davacının haksız çıkar sağlama gayretinde bulunduğunu, Mahkemece hile hükümlerine göre değerlendirme yapılmaksızın ve taleple bağlı olmaksızın haksız fiil hükümlerine göre karar tesis edildiğini, davacının müvekkili şirkete değil İsviçre'de kurulu şirkete ortak olduğunu, müvekkilleri hakkında dolandırıcılık suçundan dolayı kesinleşen bir mahkumiyet kararı bulunmadığını, müvekkili ...'ın uyuşmazlık konusu olayda herhangi bir sorumluluk yüklenemeyeceğini, davanın husumetten reddi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin anonim pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan, ancak borsada işlem görmeyen anonim ortaklık niteliğinde olduğunun dosya içerisinde yer alan Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) yazı cevabından anlaşıldığı, 7194 sayılı Kanun ile yürürlüğe giren hükmün somut uyuşmazlıkta uygulanamayacağı, davacının yatırdığı parayı yüksek faiz getirisi getireceği ve istediği her an geri ödeneceğine inandırılıp davacı üzerinde güven telkin edildiği, davalı şirketin yöneticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu gibi işbu alacak davasının da yasal süre içerisinde açıldığı, davacının dava dışı Yimpaş Verwaltungs GmbH’ye para verdiği, yurt dışında kurulu dava dışı şirket ile Türkiye'de mukim Yimpaş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı, davacının zararından davalı şirketin haksız fiil hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davalı şirketin yönetim kurulu başkanı olan davalı ...’ın, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi bulunmaksızın nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden hisse senedi talep formu, hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kar ve istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemi hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğu, davacının dava dilekçesinde DM olarak yatırdığı paranın karşılığı olan 238.994,11 TL'nin davalılardan tahsil tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini istediği, davacının DM karşılığı euro alacağını, TL cinsinden alacak talebi gözetilerek dava tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrildiği, davacının dava tarihine kadar euronun TL karşısında değer kazanmasından faydalanmasından ötürü, artık bu aşamadan sonra geçmiş döneme ait faiz alacağını talep edemeyeceği, aksi hâlde, anılan kur esas alındıktan sonra geriye dönülerek ödeme tarihinden faiz işletilmesine karar verilmesinin davacı yanın haksız kazanç sağlamasına yol açacağı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yabancı para borcunun aynen veya vade ya da fiili ödeme günündeki kur karşılığı üzerinden TL olarak ödenmesinin istenebileceğini, dava tarihindeki kur üzerinden talepte bulunmanın yasal bir zorunluluk olduğunu, faizin tahsil tarihinden itibaren işletilmesine engel bir hâlin bulunmadığını, gaspın tahsil tarihinde olduğunu, temerrüdün de bu tarihte başladığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının faize ilişkin kısmının “faizin tahsil tarihinden itibaren işleyecek avans faizi” olarak düzeltilerek onanmasını, aksi hâlde bozulmasını istemiştir.
2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; 7194 sayılı Kanun ile eklenen geçici madde uyarınca müvekkilleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirketlerin pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan anonim ortaklık olduğunun SPK kayıtları ile ortada olduğunu, hiçbir şirketin borsada işlem görme zorunluluğunun bulunmadığını, yürürlüğe giren Kanun'da yer alan “ve payları borsada işlem gören” ibaresinin eşitliği ortadan kaldırdığını, ibarenin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, Mahkemenin mantığının zamanaşımı kurumunu işlevsiz hâle getirdiğini, haksız fiil şartlarının gerçekleşmediğini, müvekkilleri hakkında dolandırıcılık ya da nitelikli dolandırıcılık suçlarından kesinleşen bir mahkeme kararının bulunmadığını, müvekkili ...’ın sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının, Almanya’da kurulu bulunan Yimpas Verwaltungs GmBH’ye ödediği parayı iade alıp alamayacağı, hak düşürücü süre ile zamanaşımı sürelerinin geçip geçmediği, davalı şirketlerin 7194 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi ile 3332 sayılı Kanun'a eklenen geçici 4 üncü maddesi ve Sermaye Piyasası Kanunu'nun 16 ncı maddesi kapsamına girip girmediği noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1.818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 41, 55 ve 60 ıncı maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 321 ve 336 ncı maddeleri.
2.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun (YİBHGK) 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gerek hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar vekilinin davalı şirketler hakkında 7194 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğine yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. İçtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı, aydınlatıcı, yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı soyut kararlardır. Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir.
3.Bir hakkın belli bir süre içinde ileri sürülememesi sebebiyle dava yoluyla elde edilebilme imkanının kalmaması veya kanunda öngörülen sürenin geçmesi sonucu bir hakkın kullanılmasının mümkün olmaması zamanaşımı kurumunu ifade etmektedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lügatı, C. I, Ankara 2021, s. 1244). Zamanaşımı, borçluya borcunu ödememe imkanını veren ayrıca alacaklıyı alacağını zamanında istemeye teşvik eden bir kurumdur. Başka bir deyişle zamanaşımı kurumu hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olarak alacaklıyı alacağını zamanında ileri sürmeye zorlamaktadır. Zira alacaklının alacağını kanunda öngörülen süre içerisinde ileri sürmeyip hareketsiz kalması, alacağın tahsili için ciddi bir iradeye sahip olunmadığı hususunda borçluda bir güven uyandırır.
4.Zamanaşımı bir maddi hukuk kurumu olmadığından borcu sona erdiren değil, var olan bir hakkın talep edilmesini engelleyen bir savunma aracıdır. Bu niteliği itibarıyla da zamanaşımı alacağın varlığını değil, talep edilebilirliğini ortadan kaldırır. Başka bir deyişle kanunun öngördüğü zamanaşımı süresinin dolması, hakkın varlığını sona erdirmemekte fakat dava yoluyla hakkın ileri sürülmesi durumunda borçlunun bir karşı hakka (defi hakkına) dayanarak ileri sürülen hakkı sürekli olarak engellemesi söz konusu olmaktadır. Borçlu, zamanaşımı defini ileri sürerek alacak hakkı zamanaşımına uğradığı için edimi ifa etme zorunda olmadığını ifade etmektedir. Bununla birlikte eğer davalı zamanaşımı defini ileri sürmezse hakim bu durumu resen nazara alamayacak ve şartlar mevcutsa alacağa hükmedebilecektir. Ancak zamanaşımı defini ileri süren tarafın bu hakkını dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir. Aksi halde hakkın kötüye kullanılması sözkonusu olur. Başka bir deyişle borçlunun zamanaşımı defini ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı olmadığı sürece hakkın kötüye kullanılması yasağı gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s. 65).
5.Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, ...: Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. s. 16.)
6.818 sayılı Kanun, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, 6098 sayılı Kanun ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. Buna göre 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ilk iki fıkrası; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir.
7.Görüldüğü üzere 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde haksız fiillerle ilgili olarak üç farklı zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bunlardan ilki zarar görenin zararı ve faili (sorumlu kişiyi) öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık zamanaşımı süresidir. Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması açısından “öğrenme” ölçütü esas alınmış, bu ölçüt hem zarar hem de fail açısından aranmıştır. Bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresi bu iki husustan hangisi daha sonra öğrenilmişse o hususun öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Başka bir deyişle bu iki hususun birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup sadece birinin öğrenilmesi zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli olmamaktadır. Bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı öğrenme gibi subjektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “nispi zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. Öte yandan bir yıllık sürenin başlaması bakımından zararın öğrenilmiş sayılması için zararın varlığını, niteliğini ve temel unsurlarını belirleyecek bilgilerin dava açacak derecede öğrenilmiş olması yeterlidir.
8.818 sayılı Kanun'un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden ikincisi ise bir yıllık nispi zamanaşımı süresini, herhalde zarar verici fiilin gerçekleştiği (vuku bulduğu) tarihten itibaren on yıl ile sınırlandıran on yıllık zamanaşımı süresidir. On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı objektif nitelikte olan zarar verici fiilin gerçekleştiği tarihtir. Bununla birlikte eğer zarar verici fiil süregelen bir nitelik taşıyorsa on yıllık zamanaşımı süresinin de fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlaması gerekir. On yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı haksız fiilin gerçekleştiği (veya tamamlandığı) tarih gibi objektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “mutlak zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. On yıl içinde zarar ve sorumlu kişi öğrenilemediği için bir yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamamış olsa dahi haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmişse tazminat davası açma hakkı zamanaşımına uğrar. Buna karşılık on yıllık süre içinde zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre dolmuşsa artık azami nitelikteki on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin bir önemi kalmaz, bir yıllık süre dolduğunda zamanaşımı gerçekleşmiş olur. (Havutçu, ...: Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2012, C.12, s. 58.)
9.Görüldüğü üzere bir yıllık zamanaşımı süresi ile on yıllık zamanaşımı süresi arasındaki en önemli fark sürelerin başlama anlarıdır. Bir yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlarken on yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Zararın sonradan meydana gelmesi de sürenin işlemeye başladığı anı değiştirmemektedir.
10.818 sayılı Kanun'un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden bir diğeri ise ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre cezayı gerektiren haksız fiiller bakımından ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse tazminat talepleri için de bu zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Ancak haksız fiillere ceza kanunlarındaki zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız fiilin cezalandırılabilir olması ve bu fiil için ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımının haksız fiillere uygulanan nispi veya mutlak zamanaşımından uzun olması gerekmektedir. Buradaki ceza kanunlarındaki zamanaşımı ifadesinden anlaşılması gereken ise ceza kanunlarındaki dava zamanaşımıdır. Zira 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasının düzenlenme amacı, ceza yargılaması yapılabildiği sürece aynı fiilden kaynaklanan zararların tazmininin istenebilmesidir. Bir fiilin ceza yargılamasına konu olup olmamasında belirleyici olan süre ise dava zamanaşımı süresidir.
11.Haksız fiil olarak nitelendirilen davranışlar içerdikleri hukuka aykırılık ve kusur unsurlarına bağlı olarak ceza kanunlarına göre de suç teşkil edebilirler. Dolayısıyla aynı davranış hem ceza yargılamasının hem de tazminat davasının konusunu oluşturabilir. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile fail, hukuka aykırı bir fiilinden dolayı ceza kanunlarına göre cezalandırılabildiği sürece bu fiil nedeniyle uğranılan zararın telafisi de failden istenebilir. Gerçekten de fail için daha ağır sonuçlar doğuran ceza yargılamasına izin verilirken aynı fiil nedeniyle faile karşı tazminat davası açılamaması yerinde olmayacaktır.
12.Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız fiilin faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. Bu nedenle tazminat davasına bakan hakim zamanaşımı defi ile karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce fiilin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendirecek, fiilin suç niteliğinde olduğu kanaatine ulaşırsa ceza zamanaşımını dikkate alacaktır (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Sermet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 723.)
13.Hemen belirtilmelidir ki ceza davası zamanaşımı süresinin başlangıcı 818 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, ceza kanunu hükümlerine göre belirlenir. Buna göre ceza davası zamanaşımının uygulandığı durumlarda zamanaşımı süresi, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (veya fiilin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza kanunu hükümleri, sadece ceza davasının zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından uygulanacak olup zamanaşımın durması ve kesilmesine ilişkin nedenler ve sonuçları hakkında 818 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır (Antalya, O. Gökhan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. II, İstanbul 2017, s. 515).
14.Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (Tekinay/Akman Burcuoğlu/Altop, s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir.
15.Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere davalı şirket hakkında düzenlenen Sermaye Piyası Kurulu (SPK) raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, sermaye artırım kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, Yimpaş Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kâr ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, hisse devir sözleşmelerinde bazı kişilerin ortaklık pay defterinde gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisinin de bulunduğu sanıklar hakkında Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/253 E. sayılı davasında ihraç edilecek hisse senetlerinin SPK'ya kaydettirilmesi aşaması tamamlanmadan halka arz işlemine başlandığı, pay bedellerinin usulsüz tahsil edildiği belirlenerek mahkumiyet kararı verilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 13.06.2007 tarihli ilamı ile onanmış, Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/121 E. sayılı dosyasında SPK'dan izin alınmadan hisse senetleriyle ilgili aracılık faaliyetinde bulunulduğu iddiasıyla dava açılmış, sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararları Yargıtay 7. Ceza Dairesinin ilamı ile zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca usulüne uygun olarak defterlerin tutulmaması nedeniyle davalı şirket yöneticisi hakkında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır. Yozgat 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/188 E., 2011/475 K. sayılı dosyasında ise davalı şirket yöneticileri hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan İsviçre Federal Soruşturma Hakimliğince yapılan ihbar üzerine kamu davası açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı şirket yöneticilerinin İsviçre'de bulunan Yimpaş […]G.'ye ait paraları davalı şirkete ve Yimpaş Grubu şirketlerine aktardıklarından bahisle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan netice itibarıyla 5 yıl hapis ve 2.500,00 TL adli para cezası verildiği, kararın temyiz edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.01.2012 tarihli tebliğnamesine göre hükmün onanmasının talep edildiği ancak Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 28.03.2012 tarihli ve 2012/721 E. ve 2012/33114 K. sayılı bozma ilamı ile tüm sanıklar hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği ve kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.
16.Bu itibarla davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunulduğu, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine usuli kazanılmış hak bulunmadığı, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, dosyaya ibraz edilen makbuzun 01.01.2001 tarihini içerdiği, bu tarih ile dava tarihi arasında zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilerek Mahkemece zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2049 E. 2023/161 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · faiz başlangıç tarihi · zamanaşımı başlangıcı · haksız eylem · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · müteselsil sorumluluk · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı 5 yıllık · Alacak
İncelediğiniz kararda… ticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça «zamanaşımı def»’inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu gibi işbu alacak davasının da yasal süre içerisinde açıldığı, davacının dava dışı Yimpaş Verwaltungs GmbH’ye para verdiği, yurt dışında kurulu dava dışı şirket ile Türkiye'de mukim Yimpaş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı, davacının zararından davalı şirketin «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davalı şirketin «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ...’ın, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi bulunmaksızın nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden «hisse senedi» talep «formu», hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kar ve istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu, davacının dava dilekçesinde DM olarak yatırdığı paranın karşılığı olan 238.994,11 TL'nin davalılardan tahsil tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte tahsilini istediği, davacının DM karşılığı euro alacağını, TL cinsinden alacak talebi gözetilerek dava tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrildiği, dav …
İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının «faiz başlangıç tarihi» yönünden hatalı olduğunu ileri sürerek açıklanan bu nedenle İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılarak talep edilen alacağın faiz başlangıç tarihinin tahsil tarihi olarak düzeltilmesini istemiştir.
2.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… ticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça «zamanaşımı def»’inin ileri sürülmesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesindeki «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu, işbu alacak davasının da yasal süresi içerisinde açıldığı, makbuzlardan ve banka dekontundan davacının dava dışı Yimpas Verwaltungs Gmbh’ye para verdiğinin anlaşıldığı, yurt dışında kurulu dava dışı Yimpas Verwaltungs Gmbh adlı şirket ile Türkiye'de mukim Yimpaş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Türkiye'deki mukim Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı, davacının zararından davalı şirketlerin «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davalı şirketlerin «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ...’ın, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi bulunmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden «hisse senedi» talep «formu», hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirketler ile birlikte «müteselsilen sorumlu» tutulduğu, Mahkemece taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisi» bulunmadığından davalıların haksız fiil hükümleri uyarınca davacının zararından sorumlu oldukları gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmediği, davacının dava dilekçesinde 103.000,00 DM (52.663,06 euro) karşılığı 155.076,91 TL'nin davalılardan tahsil tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte müteselsilen tahsilini talep ettiği, haksız fiilden kaynaklanan davacı alacağının haksız fiil tarihi olan tahsil/ödeme tarihinden itibaren işleyecek f …
Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yabancı para borcunun aynen veya «vade» ya da fiili ödeme günündeki kur karşılığı üzerinden TL olarak ödenmesinin istenebileceğini, müvekkilinin alacaklı olarak «yabancı para alacağının» TL karşılığını istemek konusunda seçimlik hakkı bulunduğunu, faizin tahsil tarihinden itibaren işletilebileceğini, Mahkemenin faizin talep edildiğini dikkate alarak «temerrüt tarihini» belirlemesi ve ona göre «faizin başlangıç tarihini» belirlemesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının faize ilişkin kısmının “faizin tahsil tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi»” olarak düzeltilerek onanmasını, düzeltilerek hüküm tesisi yönündeki taleplerinin kabul edilmemesi hâlinde kararın bu yönü ile kaldırılmasını ve İlk Derece Mahkeme …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yabancı para alacağı · para alacağı · pay sahipliği · temerrüt tarihi · taraf ehliyeti · hukuki yarar · geçersizlik · cy/cy kaydı
Benzer bu kararda2.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yapılan savunma ile itirazların değerlendirilmediğini, davanın «zamanaşımına» uğradığını, davacının müvekkil şirketlerde herhangi bir ortaklığının bulunmadığını, dava dilekçesinde de Yimpas Verwaltungs GmbH Şirketine ortak olunduğunun açıkça kabul edildiğini, yurt dışında kurulu bulunan şirket ortağının Türkiye'de kurulu olan şirketlerden ortaklık «payının» iadesini isteyemeyeceğini, davacının yurt dışında kurulu bulunan şirkete ortak olmadığı veya ortaklığının «geçersiz» olduğu tespit edilmeden bu davanın açılmasında «hukuki yararının» bulunmadığını, dava ve taraf «ehliyeti» koşullarının gerçekleşmediğini, kesinleşen bir mahkumiyet kararı bulunmadığını, müvekkili ...'ın «uyuşmazlık konusu» olayda herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yabancı para borcunun aynen veya «vade» ya da fiili ödeme günündeki kur karşılığı üzerinden TL olarak ödenmesinin istenebileceğini, müvekkilinin alacaklı olarak «yabancı para alacağının» TL karşılığını istemek konusunda seçimlik hakkı bulunduğunu, faizin tahsil tarihinden itibaren işletilebileceğini, Mahkemenin faizin talep edildiğini dikkate alarak «temerrüt tarihini» belirlemesi ve ona göre «faizin başlangıç tarihini» belirlemesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının faize ilişkin kısmının “faizin tahsil tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi»” olarak düzeltilerek onanmasını, düzeltilerek hüküm tesisi yönündeki taleplerinin kabul edilmemesi hâlinde kararın bu yönü ile kaldırılmasını ve İlk Derece Mahkeme …
2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin Kurul «kaydına» alınmış «pay sahipliği» itibariyle 6362 sayılı Kanun'un 16 ncı maddesi kapsamında halka açık şirket olduğunu, konusuz kalan davada karar «verilmesine yer olmadığına» dair karar verilmesi gerektiğini, davanın «zamanaşımına» uğradığını, Mahkeme tarafından zamanaşımının dava tarihi itibari ile başlayacağı şeklinde hüküm tesis edilmesinin yürürlükte olan, olmayan hiçbir hukuk kuralı ile bağdaşmadığını, zamanaşımı kurumunun tamamen işlevsiz hale getirildiğini, «zamanaşımı def»'inin «dürüstlük kuralına» aykırı olarak değerlendirilemeyeceğini, davacının müvekkil şirketlerden Yimpaş Gıda San. ve Tic.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2011 E. 2023/119 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · zamanaşımı def'i · oy yasağı · dürüstlük kuralı · dolandırıcılık · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı 5 yıllık
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
… ticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça «zamanaşımı def»’inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu gibi işbu alacak davasının da yasal süre içerisinde açıldığı, davacının dava dışı Yimpaş Verwaltungs GmbH’ye para verdiği, yurt dışında kurulu dava dışı şirket ile Türkiye'de mukim Yimpaş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı, davacının zararından davalı şirketin «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davalı şirketin «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ...’ın, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi bulunmaksızın nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden «hisse senedi» talep «formu», hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kar ve istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu, davacının dava dilekçesinde DM olarak yatırdığı paranın karşılığı olan 238.994,11 TL'nin davalılardan tahsil tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte tahsilini istediği, davacının DM karşılığı euro alacağını, TL cinsinden alacak talebi gözetilerek dava tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrildiği, dav …
… taklığın hükümsüzlüğüne ilişkin herhangi bir karar verilmediğini, davanın zaman aşımına uğradığını, davacının haksız çıkar sağlama gayretinde bulunduğunu, Mahkemece «hile» hükümlerine göre değerlendirme yapılmaksızın ve taleple bağlı olmaksızın «haksız fiil» hükümlerine göre karar tesis edildiğini, davacının müvekkili şirkete değil İsviçre'de kurulu şirkete ortak olduğunu, müvekkilleri hakkında «dolandırıcılık» suçundan dolayı kesinleşen bir mahkumiyet kararı bulunmadığını, müvekkili ...'ın «uyuşmazlık konusu» olayda herhangi bir sorumluluk yüklenemeyeceğini, davanın «husumetten» reddi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Ancak «zamanaşımı» defini ileri süren tarafın bu hakkını «dürüstlük kuralına» aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istirdat
Benzer bu karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisi» kurulmadığının tesbiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın «istirdatı» istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2019 E. 2023/121 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · hisse senedi · oy yasağı · dürüstlük kuralı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı 5 yıllık
İncelediğiniz kararda… ticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça «zamanaşımı def»’inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu gibi işbu alacak davasının da yasal süre içerisinde açıldığı, davacının dava dışı Yimpaş Verwaltungs GmbH’ye para verdiği, yurt dışında kurulu dava dışı şirket ile Türkiye'de mukim Yimpaş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı, davacının zararından davalı şirketin «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davalı şirketin «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ...’ın, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi bulunmaksızın nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden «hisse senedi» talep «formu», hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kar ve istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu, davacının dava dilekçesinde DM olarak yatırdığı paranın karşılığı olan 238.994,11 TL'nin davalılardan tahsil tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte tahsilini istediği, davacının DM karşılığı euro alacağını, TL cinsinden alacak talebi gözetilerek dava tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrildiği, dav …
Başka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
2.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Ancak «zamanaşımı» defini ileri süren tarafın bu hakkını «dürüstlük kuralına» aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istirdat
Benzer bu karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisi» kurulmadığının tespiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın «istirdatı» istemine ilişkindir.
5 benzer karar daha
-
İstirdat | Menfi tespit | İade
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2048 E. 2023/141 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · faiz başlangıç tarihi · zamanaşımı başlangıcı · ceza zamanaşımı · hakkın kötüye kullanılması · müteselsil sorumluluk · oy yasağı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı 5 yıllık
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının «faiz başlangıç tarihi» yönünden hatalı olduğunu ileri sürerek açıklanan bu nedenle İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılarak talep edilen alacağın faiz başlangıç tarihinin tahsil tarihi olarak düzeltilmesini istemiştir.
… ticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça «zamanaşımı def»’inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu gibi işbu alacak davasının da yasal süre içerisinde açıldığı, davacının dava dışı Yimpaş Verwaltungs GmbH’ye para verdiği, yurt dışında kurulu dava dışı şirket ile Türkiye'de mukim Yimpaş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı, davacının zararından davalı şirketin «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davalı şirketin «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ...’ın, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi bulunmaksızın nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden «hisse senedi» talep «formu», hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kar ve istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu, davacının dava dilekçesinde DM olarak yatırdığı paranın karşılığı olan 238.994,11 TL'nin davalılardan tahsil tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte tahsilini istediği, davacının DM karşılığı euro alacağını, TL cinsinden alacak talebi gözetilerek dava tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrildiği, dav …
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin Yimpaş Verwaltungs GmbH şirketi üzerinden yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemleri nedeniyle davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde müşterek ve «müteselsilen sorumlu» olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının ve kurulan yatırım ilişkisinin «hükümsüzlüğünün tespitine», 130.000 DM (66.467,94 euro) karşılığı 220.148,46 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «faiz başlangıç tarihi» yönünden kararın hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hükümsüzlüğün tespiti · eksik inceleme
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin Yimpaş Verwaltungs GmbH şirketi üzerinden yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemleri nedeniyle davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde müşterek ve «müteselsilen sorumlu» olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının ve kurulan yatırım ilişkisinin «hükümsüzlüğünün tespitine», 130.000 DM (66.467,94 euro) karşılığı 220.148,46 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
2.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin «zamanaşımına» uğradığını, davacının müvekkili şirket nezdinde bir ortaklığının bulunmadığını, Türkiye'de kurulu bulunan şirketlerden herhangi bir gerekçeyle ortaklık «payının» iadesini istemesinin mümkün olmadığını, «haksız fiilin» şartlarının oluşmadığını, müvekkilleri hakkında ilgili suçlardan verilmiş herhangi bir mahkumiyet kararının bulunmadığını, Mahkemece «eksik inceleme» ile karar verildiğini, ...'ın «uyuşmazlık konusu» olayda herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını bildirerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2015 E. 2023/118 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · zamanaşımı def'i · oy yasağı · dürüstlük kuralı · ifa · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı 5 yıllık
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
… ticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça «zamanaşımı def»’inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu gibi işbu alacak davasının da yasal süre içerisinde açıldığı, davacının dava dışı Yimpaş Verwaltungs GmbH’ye para verdiği, yurt dışında kurulu dava dışı şirket ile Türkiye'de mukim Yimpaş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı, davacının zararından davalı şirketin «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davalı şirketin «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ...’ın, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi bulunmaksızın nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden «hisse senedi» talep «formu», hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kar ve istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu, davacının dava dilekçesinde DM olarak yatırdığı paranın karşılığı olan 238.994,11 TL'nin davalılardan tahsil tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte tahsilini istediği, davacının DM karşılığı euro alacağını, TL cinsinden alacak talebi gözetilerek dava tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrildiği, dav …
Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da «ifa» dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, «hukuki güvenlik ilkesi» ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, ...: Özel Hukukta Zamanaşımı, …
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da «ifa» dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, «hukuki güvenlik ilkesi» ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, ...: Özel Hukukta Zamanaşımı, …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istirdat
Benzer bu karardaDava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisi» kurulmadığının tesbiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın «istirdatı» istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6772 E. 2023/126 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · müteselsil sorumluluk · hisse senedi · zamanaşımı def'i · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı 5 yıllık
İncelediğiniz kararda… ticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça «zamanaşımı def»’inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu gibi işbu alacak davasının da yasal süre içerisinde açıldığı, davacının dava dışı Yimpaş Verwaltungs GmbH’ye para verdiği, yurt dışında kurulu dava dışı şirket ile Türkiye'de mukim Yimpaş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı, davacının zararından davalı şirketin «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davalı şirketin «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ...’ın, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi bulunmaksızın nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden «hisse senedi» talep «formu», hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kar ve istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu, davacının dava dilekçesinde DM olarak yatırdığı paranın karşılığı olan 238.994,11 TL'nin davalılardan tahsil tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte tahsilini istediği, davacının DM karşılığı euro alacağını, TL cinsinden alacak talebi gözetilerek dava tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrildiği, dav …
2.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Aksi halde «hakkın kötüye kullanılması» sözkonusu olur.
Benzer bu kararda… n Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ... grubu şirket, paranın yatırıldığı Yimpaş Verwaltungs GMBH ile davacı arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde müşterek ve «müteselsilen sorumlu» olduğu ve Yargıtay «son» bozma ilamında değinilen 7194 sayılı Kanun'a eklenen geçici 4 üncü maddesinin somut olaya uygulanamayacağı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece 14.03.2019 tarih 2017/163 E. ve 2019/119 K. sayılı kararı ile kar vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği ancak faiz «garantisi» ile şirketlere ortak olunamayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kar garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, bu eylemin para toplama amacı dışında başka bir amaca hizmet etmediği, yetkili kurumlardan da para toplama faaliyeti için izin alınmadığı bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde davalıların sorumlu olduğu gerekçesi gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
2.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istirdat · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda… n Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ... grubu şirket, paranın yatırıldığı Yimpaş Verwaltungs GMBH ile davacı arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde müşterek ve «müteselsilen sorumlu» olduğu ve Yargıtay «son» bozma ilamında değinilen 7194 sayılı Kanun'a eklenen geçici 4 üncü maddesinin somut olaya uygulanamayacağı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisi» kurulmadığının tesbiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın «istirdatı» istemine ilişkindir.
-
Ortaklık ilişkisinin kuruluşunun tespiti | İstirdat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5768 E. 2022/9255 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · hisse senedi · zamanaşımı def'i · oy yasağı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı 5 yıllık
İncelediğiniz kararda… ticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça «zamanaşımı def»’inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu gibi işbu alacak davasının da yasal süre içerisinde açıldığı, davacının dava dışı Yimpaş Verwaltungs GmbH’ye para verdiği, yurt dışında kurulu dava dışı şirket ile Türkiye'de mukim Yimpaş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı, davacının zararından davalı şirketin «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davalı şirketin «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ...’ın, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi bulunmaksızın nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden «hisse senedi» talep «formu», hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kar ve istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu, davacının dava dilekçesinde DM olarak yatırdığı paranın karşılığı olan 238.994,11 TL'nin davalılardan tahsil tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte tahsilini istediği, davacının DM karşılığı euro alacağını, TL cinsinden alacak talebi gözetilerek dava tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrildiği, dav …
Başka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
2.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… ılama sonunda, davalı şirket ve yetkililerinin, pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "hisse devir kabul sözleşmesi" ve "«hisse senedi» talep «formu»" ile "Ortaklık Sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kâr vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile davacı gerçek kişilerin iradesini fesada uğrattığı, her ne kadar davacı gerçek kişiler kendilerini davalı şirkete ortak zannetseler de taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisi» kurulmadığından davalıların para toplama eyleminin hukuka aykırı olduğu, davacının yekün zararını oluşturan kalemin taraflar arasında akdedilen ve üzerinde dava dışı şirketin ünvanının yazılı olduğu "Ortaklık Sözleşmesi" ile dava dışı grup şirkete ödemesini yaptığı bedel olduğu, hukuka aykırı eylem ile davacı tarafın aktifinin azalması yönündeki zarar arasında Yimpaş GMBH ile davalı ...Ş ve Yimpaş grup şirketleri arasında organik bağdan dolayı doğrudan bağlantı olduğu, davalı ...’ın para toplama eylemini esasen yönlendiren kişilerin başında geldiği, haksız fiilden kaynaklı olarak davalı şirket ile sorumlu olduğu, davacının «haksız fiile» konu eylemi dava tarihi itibarı ile öğrendiğinin kabulü gerektiği, 07.12.2019 tarihli 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41. maddesinde 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna eklenen geçici 4. maddede ''31/12/2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun «kaydileştirmeye» ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında p …
Başka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile, neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kaydileştirme · kanun yolu · maktu vekalet ücreti · sözleşmeye aykırılık · sebepsiz zenginleşme · istirdat · yargılama gideri · menfi tespit
Benzer bu karardaBirinci fıkra kapsamında kurulmuş olan «ortaklık ilişkileri» hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek «sebepsiz zenginleşme», «haksız fiil», sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya «sözleşmeye aykırılık» nedenlerine dayalı olarak açılan ve «kanun yolu» incelemesindekiler «dahil» görülmekte olan «menfi tespit», tazminat veya alacak davalarında, karar «verilmesine yer olmadığına» dair karar verilir ve «yargılama gideri» ile «maktu vekalet ücreti» ortaklık üzerinde bırakılır.” hükmü düzenlendiği, davalı şirketin anılan yasal düzenleme kapsamına girmesi için borsada işlem görmesi gerektiği ancak davalı şirket …
… ılama sonunda, davalı şirket ve yetkililerinin, pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "hisse devir kabul sözleşmesi" ve "«hisse senedi» talep «formu»" ile "Ortaklık Sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kâr vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile davacı gerçek kişilerin iradesini fesada uğrattığı, her ne kadar davacı gerçek kişiler kendilerini davalı şirkete ortak zannetseler de taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisi» kurulmadığından davalıların para toplama eyleminin hukuka aykırı olduğu, davacının yekün zararını oluşturan kalemin taraflar arasında akdedilen ve üzerinde dava dışı şirketin ünvanının yazılı olduğu "Ortaklık Sözleşmesi" ile dava dışı grup şirkete ödemesini yaptığı bedel olduğu, hukuka aykırı eylem ile davacı tarafın aktifinin azalması yönündeki zarar arasında Yimpaş GMBH ile davalı ...Ş ve Yimpaş grup şirketleri arasında organik bağdan dolayı doğrudan bağlantı olduğu, davalı ...’ın para toplama eylemini esasen yönlendiren kişilerin başında geldiği, haksız fiilden kaynaklı olarak davalı şirket ile sorumlu olduğu, davacının «haksız fiile» konu eylemi dava tarihi itibarı ile öğrendiğinin kabulü gerektiği, 07.12.2019 tarihli 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41. maddesinde 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna eklenen geçici 4. maddede ''31/12/2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun «kaydileştirmeye» ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında p …
Bu payların «kaydileştirilmemiş» olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı da iddia edilemez.
Karara karşı davalılar vekili temyiz kanun yoluna başvurmuştur. (1) Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisi» kurulmadığının tespiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın «istirdatı» istemine ilişkindir.
-
Ortaklık ilişkisinin kuruluşunun tespiti | Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | İstirdat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/3929 E. 2022/9260 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · geçici 7. madde · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · müteselsil sorumluluk · hisse senedi · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı 5 yıllık
İncelediğiniz kararda… ticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça «zamanaşımı def»’inin ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu gibi işbu alacak davasının da yasal süre içerisinde açıldığı, davacının dava dışı Yimpaş Verwaltungs GmbH’ye para verdiği, yurt dışında kurulu dava dışı şirket ile Türkiye'de mukim Yimpaş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı, davacının zararından davalı şirketin «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davalı şirketin «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ...’ın, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi bulunmaksızın nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden «hisse senedi» talep «formu», hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kar ve istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğu, davacının dava dilekçesinde DM olarak yatırdığı paranın karşılığı olan 238.994,11 TL'nin davalılardan tahsil tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte tahsilini istediği, davacının DM karşılığı euro alacağını, TL cinsinden alacak talebi gözetilerek dava tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrildiği, dav …
2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; 7194 sayılı Kanun ile eklenen «geçici madde» uyarınca müvekkilleri hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirketlerin pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan anonim ortaklık olduğunun SPK kayıtları ile ortada olduğunu, hiçbir şirketin borsada işlem görme zorunluluğunun bulunmadığını, yürürlüğe giren Kanun'da yer alan “ve payları borsada işlem gören” ibaresinin eşitliği ortadan kaldırdığını, ibarenin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiğini, davacının taleplerinin «zamanaşımına» uğradığını, Mahkemenin mantığının zamanaşımı kurumunu işlevsiz hâle getirdiğini, «haksız fiil» şartlarının gerçekleşmediğini, müvekkilleri hakkında «dolandırıcılık» ya da nitelikli dolandırıcılık suçlarından kesinleşen bir mahkeme kararının bulunmadığını, müvekkili ...’ın sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek kararın bozulmas …
2.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… le davalı şirketler tarafından bir kısım yatırımlar yapılsa da yapılan bu yatırımlar neticesinde şirket kârlılık oranını artıramadığı, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirket ve yetkililerin primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın nominal bedelin üzerindeki bedel üzerinden «hisse senedi» talep «formu» ve hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kâr vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesine fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü davacının zararından «müteselsilen sorumlu» olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespitine, 30.000,00 DM karşılığı 15.338,76 Euro'nun dava tarihinden itiba …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile, neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Aksi halde «hakkın kötüye kullanılması» söz konusu olur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istirdat
Benzer bu kararda1) Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisi» kurulmadığının tespiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın «istirdatı» istemine ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/2044 E. , 2023/160 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ... Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
HÜKÜM
Esastan ret
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ile davalılar vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 10.01.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinden yüksek oranda faiz getirisi verileceği ve yatırılan paranın istenildiği her an geri verileceği garantisi ile davalı şirket temsilcileri tarafından 01.01.2001 tarihinde 136.800,00 DM tahsil edildiğini, kendisine makbuz olarak paravan Yimpaş Grubu şirketlerinden Yimpaş Verwaltungs GmbH’ye ait makbuz verildiğini, bu şirketin Türkiye’deki ana şirketlerin kontrolü altında bulunduğunu, yönetim kurulu başkanlığını Türkiye’deki şirketler gibi davalı ...’ın yaptığını, tüm malvarlığının Türkiye’deki şirketlere aktarıldığını, tüzel kişiliğin perdesinin aralanması gerektiğini, müvekkilinin yatırdığı parasını defalarca istemesine rağmen davalının parayı geri vermediğini ileri sürerek 136.800,00 DM (69.944,72 euro) karşılığı 238.994,11 TL'nin tahsil tarihinden itibaren işleyecek en yüksek avans faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkillerinden Yimpaş Holding A.Ş.’nin 19 hisse ile ortağı olduğunu, ancak talebin yurtdışındaki şirkete ödenen paraya dayandığını, müvekkili şirketlerin kimseye yüksek faiz veya istendiğinde paranın iadesini taahhüt etmediğini, iradeyi bozan sebeplere dayalı davanın engelin kalktığı andan itibaren derhal ve en geç işlem tarihinden itibaren bir yıl içinde açılması gerektiğini, şirket ile ortaklar arasındaki ihtilaflar için öngörülen 5 yıllık sürenin de geçtiğini, hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, davanın zamanaşımından reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacının ortaklık payının iadesi için şirket yetkisine dava açamayacağını, davalı şirketin anonim şirket olması sebebi ile sermayesinin ayrı olduğunu ve ayrı bir tüzel kişiliğinin bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kar vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği, ancak faiz garantisi ile şirkete ortak olunamayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kar garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, bu eylemin para toplama amacı dışında başka bir amaca hizmet etmediği, yetkili kurumlardan para toplama faaliyeti için izin alınmadığı, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığı, davalı şirket ve yetkililerinin primli pay senedi çıkarma yetkisi olmadan nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden yüksek kâr vaadi ile istenildiği zaman paranın iade edileceği garantisi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradelerini fesada uğrattığı, haksız fiil hükümleri çerçevesinde davacının zararından davalının sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 136.800,00 DM (69.944,72 euro) karşılığı 238.994,11 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının faiz başlangıç tarihi yönünden hatalı olduğunu ileri sürerek açıklanan bu nedenle İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılarak talep edilen alacağın faiz başlangıç tarihinin tahsil tarihi olarak düzeltilmesini istemiştir.
2.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yapılan savunma ile itirazların değerlendirilmediğini, Mahkemece ortaklığın hükümsüzlüğüne ilişkin herhangi bir karar verilmediğini, davanın zaman aşımına uğradığını, davacının haksız çıkar sağlama gayretinde bulunduğunu, Mahkemece hile hükümlerine göre değerlendirme yapılmaksızın ve taleple bağlı olmaksızın haksız fiil hükümlerine göre karar tesis edildiğini, davacının müvekkili şirkete değil İsviçre'de kurulu şirkete ortak olduğunu, müvekkilleri hakkında dolandırıcılık suçundan dolayı kesinleşen bir mahkumiyet kararı bulunmadığını, müvekkili ...'ın uyuşmazlık konusu olayda herhangi bir sorumluluk yüklenemeyeceğini, davanın husumetten reddi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin anonim pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan, ancak borsada işlem görmeyen anonim ortaklık niteliğinde olduğunun dosya içerisinde yer alan Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) yazı cevabından anlaşıldığı, 7194 sayılı Kanun ile yürürlüğe giren hükmün somut uyuşmazlıkta uygulanamayacağı, davacının yatırdığı parayı yüksek faiz getirisi getireceği ve istediği her an geri ödeneceğine inandırılıp davacı üzerinde güven telkin edildiği, davalı şirketin yöneticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu gibi işbu alacak davasının da yasal süre içerisinde açıldığı, davacının dava dışı Yimpaş Verwaltungs GmbH’ye para verdiği, yurt dışında kurulu dava dışı şirket ile Türkiye'de mukim Yimpaş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı, davacının zararından davalı şirketin haksız fiil hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davalı şirketin yönetim kurulu başkanı olan davalı ...’ın, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi bulunmaksızın nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden hisse senedi talep formu, hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kar ve istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemi hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirket ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğu, davacının dava dilekçesinde DM olarak yatırdığı paranın karşılığı olan 238.994,11 TL'nin davalılardan tahsil tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini istediği, davacının DM karşılığı euro alacağını, TL cinsinden alacak talebi gözetilerek dava tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrildiği, davacının dava tarihine kadar euronun TL karşısında değer kazanmasından faydalanmasından ötürü, artık bu aşamadan sonra geçmiş döneme ait faiz alacağını talep edemeyeceği, aksi hâlde, anılan kur esas alındıktan sonra geriye dönülerek ödeme tarihinden faiz işletilmesine karar verilmesinin davacı yanın haksız kazanç sağlamasına yol açacağı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yabancı para borcunun aynen veya vade ya da fiili ödeme günündeki kur karşılığı üzerinden TL olarak ödenmesinin istenebileceğini, dava tarihindeki kur üzerinden talepte bulunmanın yasal bir zorunluluk olduğunu, faizin tahsil tarihinden itibaren işletilmesine engel bir hâlin bulunmadığını, gaspın tahsil tarihinde olduğunu, temerrüdün de bu tarihte başladığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının faize ilişkin kısmının “faizin tahsil tarihinden itibaren işleyecek avans faizi” olarak düzeltilerek onanmasını, aksi hâlde bozulmasını istemiştir.
2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; 7194 sayılı Kanun ile eklenen geçici madde uyarınca müvekkilleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirketlerin pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan anonim ortaklık olduğunun SPK kayıtları ile ortada olduğunu, hiçbir şirketin borsada işlem görme zorunluluğunun bulunmadığını, yürürlüğe giren Kanun'da yer alan “ve payları borsada işlem gören” ibaresinin eşitliği ortadan kaldırdığını, ibarenin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, Mahkemenin mantığının zamanaşımı kurumunu işlevsiz hâle getirdiğini, haksız fiil şartlarının gerçekleşmediğini, müvekkilleri hakkında dolandırıcılık ya da nitelikli dolandırıcılık suçlarından kesinleşen bir mahkeme kararının bulunmadığını, müvekkili ...’ın sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının, Almanya’da kurulu bulunan Yimpas Verwaltungs GmBH’ye ödediği parayı iade alıp alamayacağı, hak düşürücü süre ile zamanaşımı sürelerinin geçip geçmediği, davalı şirketlerin 7194 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi ile 3332 sayılı Kanun'a eklenen geçici 4 üncü maddesi ve Sermaye Piyasası Kanunu'nun 16 ncı maddesi kapsamına girip girmediği noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1.818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 41, 55 ve 60 ıncı maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 321 ve 336 ncı maddeleri.
2.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun (YİBHGK) 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gerek hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar vekilinin davalı şirketler hakkında 7194 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğine yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. İçtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı, aydınlatıcı, yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı soyut kararlardır. Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir.
3.Bir hakkın belli bir süre içinde ileri sürülememesi sebebiyle dava yoluyla elde edilebilme imkanının kalmaması veya kanunda öngörülen sürenin geçmesi sonucu bir hakkın kullanılmasının mümkün olmaması zamanaşımı kurumunu ifade etmektedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lügatı, C. I, Ankara 2021, s. 1244). Zamanaşımı, borçluya borcunu ödememe imkanını veren ayrıca alacaklıyı alacağını zamanında istemeye teşvik eden bir kurumdur. Başka bir deyişle zamanaşımı kurumu hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olarak alacaklıyı alacağını zamanında ileri sürmeye zorlamaktadır. Zira alacaklının alacağını kanunda öngörülen süre içerisinde ileri sürmeyip hareketsiz kalması, alacağın tahsili için ciddi bir iradeye sahip olunmadığı hususunda borçluda bir güven uyandırır.
4.Zamanaşımı bir maddi hukuk kurumu olmadığından borcu sona erdiren değil, var olan bir hakkın talep edilmesini engelleyen bir savunma aracıdır. Bu niteliği itibarıyla da zamanaşımı alacağın varlığını değil, talep edilebilirliğini ortadan kaldırır. Başka bir deyişle kanunun öngördüğü zamanaşımı süresinin dolması, hakkın varlığını sona erdirmemekte fakat dava yoluyla hakkın ileri sürülmesi durumunda borçlunun bir karşı hakka (defi hakkına) dayanarak ileri sürülen hakkı sürekli olarak engellemesi söz konusu olmaktadır. Borçlu, zamanaşımı defini ileri sürerek alacak hakkı zamanaşımına uğradığı için edimi ifa etme zorunda olmadığını ifade etmektedir. Bununla birlikte eğer davalı zamanaşımı defini ileri sürmezse hakim bu durumu resen nazara alamayacak ve şartlar mevcutsa alacağa hükmedebilecektir.
Ancak zamanaşımı defini ileri süren tarafın bu hakkını dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir. Aksi halde hakkın kötüye kullanılması sözkonusu olur. Başka bir deyişle borçlunun zamanaşımı defini ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı olmadığı sürece hakkın kötüye kullanılması yasağı gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
65) .
5.Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, ...: Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010.
s.
16. )
6.818 sayılı Kanun, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, 6098 sayılı Kanun ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir.
Buna göre 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ilk iki fıkrası; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir.
7.Görüldüğü üzere 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde haksız fiillerle ilgili olarak üç farklı zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bunlardan ilki zarar görenin zararı ve faili (sorumlu kişiyi) öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık zamanaşımı süresidir. Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması açısından “öğrenme” ölçütü esas alınmış, bu ölçüt hem zarar hem de fail açısından aranmıştır. Bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresi bu iki husustan hangisi daha sonra öğrenilmişse o hususun öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Başka bir deyişle bu iki hususun birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup sadece birinin öğrenilmesi zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli olmamaktadır.
Bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı öğrenme gibi subjektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “nispi zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. Öte yandan bir yıllık sürenin başlaması bakımından zararın öğrenilmiş sayılması için zararın varlığını, niteliğini ve temel unsurlarını belirleyecek bilgilerin dava açacak derecede öğrenilmiş olması yeterlidir.
8.818 sayılı Kanun'un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden ikincisi ise bir yıllık nispi zamanaşımı süresini, herhalde zarar verici fiilin gerçekleştiği (vuku bulduğu) tarihten itibaren on yıl ile sınırlandıran on yıllık zamanaşımı süresidir. On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı objektif nitelikte olan zarar verici fiilin gerçekleştiği tarihtir. Bununla birlikte eğer zarar verici fiil süregelen bir nitelik taşıyorsa on yıllık zamanaşımı süresinin de fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlaması gerekir. On yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı haksız fiilin gerçekleştiği (veya tamamlandığı) tarih gibi objektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “mutlak zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır.
On yıl içinde zarar ve sorumlu kişi öğrenilemediği için bir yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamamış olsa dahi haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmişse tazminat davası açma hakkı zamanaşımına uğrar. Buna karşılık on yıllık süre içinde zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre dolmuşsa artık azami nitelikteki on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin bir önemi kalmaz, bir yıllık süre dolduğunda zamanaşımı gerçekleşmiş olur. (Havutçu, ...: Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2012, C.12, s.
58. )
9.Görüldüğü üzere bir yıllık zamanaşımı süresi ile on yıllık zamanaşımı süresi arasındaki en önemli fark sürelerin başlama anlarıdır. Bir yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlarken on yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Zararın sonradan meydana gelmesi de sürenin işlemeye başladığı anı değiştirmemektedir.
10.818 sayılı Kanun'un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden bir diğeri ise ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre cezayı gerektiren haksız fiiller bakımından ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse tazminat talepleri için de bu zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Ancak haksız fiillere ceza kanunlarındaki zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız fiilin cezalandırılabilir olması ve bu fiil için ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımının haksız fiillere uygulanan nispi veya mutlak zamanaşımından uzun olması gerekmektedir. Buradaki ceza kanunlarındaki zamanaşımı ifadesinden anlaşılması gereken ise ceza kanunlarındaki dava zamanaşımıdır. Zira 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasının düzenlenme amacı, ceza yargılaması yapılabildiği sürece aynı fiilden kaynaklanan zararların tazmininin istenebilmesidir.
Bir fiilin ceza yargılamasına konu olup olmamasında belirleyici olan süre ise dava zamanaşımı süresidir.
11.Haksız fiil olarak nitelendirilen davranışlar içerdikleri hukuka aykırılık ve kusur unsurlarına bağlı olarak ceza kanunlarına göre de suç teşkil edebilirler. Dolayısıyla aynı davranış hem ceza yargılamasının hem de tazminat davasının konusunu oluşturabilir. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile fail, hukuka aykırı bir fiilinden dolayı ceza kanunlarına göre cezalandırılabildiği sürece bu fiil nedeniyle uğranılan zararın telafisi de failden istenebilir. Gerçekten de fail için daha ağır sonuçlar doğuran ceza yargılamasına izin verilirken aynı fiil nedeniyle faile karşı tazminat davası açılamaması yerinde olmayacaktır.
12.Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız fiilin faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. Bu nedenle tazminat davasına bakan hakim zamanaşımı defi ile karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce fiilin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendirecek, fiilin suç niteliğinde olduğu kanaatine ulaşırsa ceza zamanaşımını dikkate alacaktır (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Sermet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s.
723.)
13.Hemen belirtilmelidir ki ceza davası zamanaşımı süresinin başlangıcı 818 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, ceza kanunu hükümlerine göre belirlenir. Buna göre ceza davası zamanaşımının uygulandığı durumlarda zamanaşımı süresi, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (veya fiilin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza kanunu hükümleri, sadece ceza davasının zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından uygulanacak olup zamanaşımın durması ve kesilmesine ilişkin nedenler ve sonuçları hakkında 818 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır (Antalya, O. Gökhan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. II, İstanbul 2017, s. 515).
14.Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır.
(Tekinay/Akman Burcuoğlu/Altop, s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir.
15.Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere davalı şirket hakkında düzenlenen Sermaye Piyası Kurulu (SPK) raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, sermaye artırım kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, Yimpaş Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kâr ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, hisse devir sözleşmelerinde bazı kişilerin ortaklık pay defterinde gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisinin de bulunduğu sanıklar hakkında Yozgat 2.
Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/253 E. sayılı davasında ihraç edilecek hisse senetlerinin SPK'ya kaydettirilmesi aşaması tamamlanmadan halka arz işlemine başlandığı, pay bedellerinin usulsüz tahsil edildiği belirlenerek mahkumiyet kararı verilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 13.06.2007 tarihli ilamı ile onanmış, Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/121 E. sayılı dosyasında SPK'dan izin alınmadan hisse senetleriyle ilgili aracılık faaliyetinde bulunulduğu iddiasıyla dava açılmış, sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararları Yargıtay 7. Ceza Dairesinin ilamı ile zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca usulüne uygun olarak defterlerin tutulmaması nedeniyle davalı şirket yöneticisi hakkında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır.
Yozgat 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/188 E., 2011/475 K. sayılı dosyasında ise davalı şirket yöneticileri hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan İsviçre Federal Soruşturma Hakimliğince yapılan ihbar üzerine kamu davası açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı şirket yöneticilerinin İsviçre'de bulunan Yimpaş […]G.'ye ait paraları davalı şirkete ve Yimpaş Grubu şirketlerine aktardıklarından bahisle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan netice itibarıyla 5 yıl hapis ve 2.500,00 TL adli para cezası verildiği, kararın temyiz edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.01.2012 tarihli tebliğnamesine göre hükmün onanmasının talep edildiği ancak Yargıtay 15.
Ceza Dairesinin 28.03.2012 tarihli ve 2012/721 E. ve 2012/33114 K. sayılı bozma ilamı ile tüm sanıklar hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği ve kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.
16.Bu itibarla davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunulduğu, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine usuli kazanılmış hak bulunmadığı, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, dosyaya ibraz edilen makbuzun 01.01.2001 tarihini içerdiği, bu tarih ile dava tarihi arasında zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilerek Mahkemece zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalılar vekilinin davalı şirketler hakkında 7194 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğine yönelik temyiz itirazının REDDİNE,
2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/920465400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz