Alacak | İstirdat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/2019 E. 2023/121 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hukuki güvenlik ilkesi↗ genel zamanaşımı↗ tahsilat makbuzu↗ güveni kötüye kullanma↗ organik bağ↗ zamanaşımı başlangıcı↗ haksız fiil sorumluluğu↗ sermaye piyasası kanunu↗ zamanaşımı defi↗ ceza zamanaşımı↗ usuli kazanılmış hak↗ hakkın kötüye kullanılması↗ sermaye artırımı↗ ba formu↗ hisse senedi↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ tazminat davası↗ pay defteri↗ hisse devir sözleşmesi↗ oy yasağı↗ kazanılmış hak↗ dürüstlük kuralı↗ ifa↗ garantörlük↗ tüzel kişilik↗ hak düşürücü süre↗ içtihadı birleştirme kararı↗ istirdat↗ ihbar↗ ortaklık ilişkisi↗ haksız fiil↗ tebligat↗ iflas↗ sulh↗ yönetim kurulu kararı↗ kusur↗ dava sebebi↗ zamanaşımı↗ husumet↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın istirdatı istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 41 inci, 55 inci ve 60 ıncı maddeleri, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 321 inci ve 336 ncı maddeleri
2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., 2022/2 K. sayılı kararı
3. Değerlendirme
1. Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalılar vekilinin davalı şirket hakkında 7194 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğine yönelik temyiz itirazının reddi gerekir.
2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. İçtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı, aydınlatıcı, yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı soyut kararlardır. Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir.
3. Bir hakkın belli bir süre içinde ileri sürülememesi sebebiyle dava yoluyla elde edilebilme imkanının kalmaması veya kanunda öngörülen sürenin geçmesi sonucu bir hakkın kullanılmasının mümkün olmaması zamanaşımı kurumunu ifade etmektedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lügatı, C. I, Ankara 2021, s. 1244). Zamanaşımı, borçluya borcunu ödememe imkanını veren ayrıca alacaklıyı alacağını zamanında istemeye teşvik eden bir kurumdur. Başka bir deyişle zamanaşımı kurumu hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olarak alacaklıyı alacağını zamanında ileri sürmeye zorlamaktadır. Zira alacaklının alacağını kanunda öngörülen süre içerisinde ileri sürmeyip hareketsiz kalması, alacağın tahsili için ciddi bir iradeye sahip olunmadığı hususunda borçluda bir güven uyandırır.
4. Zamanaşımı bir maddi hukuk kurumu olmadığından borcu sona erdiren değil, var olan bir hakkın talep edilmesini engelleyen bir savunma aracıdır. Bu niteliği itibarıyla da zamanaşımı alacağın varlığını değil, talep edilebilirliğini ortadan kaldırır. Başka bir deyişle kanunun öngördüğü zamanaşımı süresinin dolması, hakkın varlığını sona erdirmemekte fakat dava yoluyla hakkın ileri sürülmesi durumunda borçlunun bir karşı hakka (defi hakkına) dayanarak ileri sürülen hakkı sürekli olarak engellemesi söz konusu olmaktadır. Borçlu, zamanaşımı defini ileri sürerek alacak hakkı zamanaşımına uğradığı için edimi ifa etme zorunda olmadığını ifade etmektedir. Bununla birlikte eğer davalı zamanaşımı defini ileri sürmezse hakim bu durumu resen nazara alamayacak ve şartlar mevcutsa alacağa hükmedebilecektir. Ancak zamanaşımı defini ileri süren tarafın bu hakkını dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir. Aksi halde hakkın kötüye kullanılması sözkonusu olur. Başka bir deyişle borçlunun zamanaşımı defini ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı olmadığı sürece hakkın kötüye kullanılması yasağı gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s. 65).
5. Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, ...: Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. s. 16.)
6. 818 sayılı Kanun, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, 6098 sayılı Kanun ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. Buna göre 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ilk iki fıkrası; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir.
7. Görüldüğü üzere 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde haksız fiillerle ilgili olarak üç farklı zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bunlardan ilki zarar görenin zararı ve faili (sorumlu kişiyi) öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık zamanaşımı süresidir. Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması açısından “öğrenme” ölçütü esas alınmış, bu ölçüt hem zarar hem de fail açısından aranmıştır. Bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresi bu iki husustan hangisi daha sonra öğrenilmişse o hususun öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Başka bir deyişle bu iki hususun birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup sadece birinin öğrenilmesi zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli olmamaktadır. Bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı öğrenme gibi subjektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “nispi zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. Öte yandan bir yıllık sürenin başlaması bakımından zararın öğrenilmiş sayılması için zararın varlığını, niteliğini ve temel unsurlarını belirleyecek bilgilerin dava açacak derecede öğrenilmiş olması yeterlidir.
8. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden ikincisi ise bir yıllık nispi zamanaşımı süresini, herhalde zarar verici fiilin gerçekleştiği (vuku bulduğu) tarihten itibaren on yıl ile sınırlandıran on yıllık zamanaşımı süresidir. On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı objektif nitelikte olan zarar verici fiilin gerçekleştiği tarihtir. Bununla birlikte eğer zarar verici fiil süregelen bir nitelik taşıyorsa on yıllık zamanaşımı süresinin de fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlaması gerekir. On yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı haksız fiilin gerçekleştiği (veya tamamlandığı) tarih gibi objektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “mutlak zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. On yıl içinde zarar ve sorumlu kişi öğrenilemediği için bir yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamamış olsa dahi haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmişse tazminat davası açma hakkı zamanaşımına uğrar. Buna karşılık on yıllık süre içinde zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre dolmuşsa artık azami nitelikteki on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin bir önemi kalmaz, bir yıllık süre dolduğunda zamanaşımı gerçekleşmiş olur. (Havutçu, ...: Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2012, C.12, s. 58.)
9. Görüldüğü üzere bir yıllık zamanaşımı süresi ile on yıllık zamanaşımı süresi arasındaki en önemli fark sürelerin başlama anlarıdır. Bir yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlarken on yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Zararın sonradan meydana gelmesi de sürenin işlemeye başladığı anı değiştirmemektedir.
10. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden bir diğeri ise ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre cezayı gerektiren haksız fiiller bakımından ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse tazminat talepleri için de bu zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Ancak haksız fiillere ceza kanunlarındaki zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız fiilin cezalandırılabilir olması ve bu fiil için ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımının haksız fiillere uygulanan nispi veya mutlak zamanaşımından uzun olması gerekmektedir. Buradaki ceza kanunlarındaki zamanaşımı ifadesinden anlaşılması gereken ise ceza kanunlarındaki dava zamanaşımıdır. Zira 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasının düzenlenme amacı, ceza yargılaması yapılabildiği sürece aynı fiilden kaynaklanan zararların tazmininin istenebilmesidir. Bir fiilin ceza yargılamasına konu olup olmamasında belirleyici olan süre ise dava zamanaşımı süresidir.
11. Haksız fiil olarak nitelendirilen davranışlar içerdikleri hukuka aykırılık ve kusur unsurlarına bağlı olarak ceza kanunlarına göre de suç teşkil edebilirler. Dolayısıyla aynı davranış hem ceza yargılamasının hem de tazminat davasının konusunu oluşturabilir. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile fail, hukuka aykırı bir fiilinden dolayı ceza kanunlarına göre cezalandırılabildiği sürece bu fiil nedeniyle uğranılan zararın telafisi de failden istenebilir. Gerçekten de fail için daha ağır sonuçlar doğuran ceza yargılamasına izin verilirken aynı fiil nedeniyle faile karşı tazminat davası açılamaması yerinde olmayacaktır.
12. Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız fiilin faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. Bu nedenle tazminat davasına bakan hakim zamanaşımı defi ile karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce fiilin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendirecek, fiilin suç niteliğinde olduğu kanaatine ulaşırsa ceza zamanaşımını dikkate alacaktır (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Sermet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 723.)
13. Hemen belirtilmelidir ki ceza davası zamanaşımı süresinin başlangıcı 818 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, ceza kanunu hükümlerine göre belirlenir. Buna göre ceza davası zamanaşımının uygulandığı durumlarda zamanaşımı süresi, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (veya fiilin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza kanunu hükümleri, sadece ceza davasının zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından uygulanacak olup zamanaşımın durması ve kesilmesine ilişkin nedenler ve sonuçları hakkında 818 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır (Antalya, O. Gökhan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. II, İstanbul 2017, s. 515).
14. Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (Tekinay/Akman Burcuoğlu/Altop, s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir.
15. Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere davalı şirket hakkında düzenlenen Sermaye Piyası Kurulu (SPK) raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, sermaye artırım kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, Yimpaş Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kâr ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, hisse devir sözleşmelerinde bazı kişilerin ortaklık pay defterinde gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisinin de bulunduğu sanıklar hakkında Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/253 E. sayılı davasında ihraç edilecek hisse senetlerinin SPK'ya kaydettirilmesi aşaması tamamlanmadan halka arz işlemine başlandığı, pay bedellerinin usulsüz tahsil edildiği belirlenerek mahkumiyet kararı verilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 13.06.2007 tarihli ilamı ile onanmış, Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/121 E. sayılı dosyasında SPK'dan izin alınmadan hisse senetleriyle ilgili aracılık faaliyetinde bulunulduğu iddiasıyla dava açılmış, sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararları Yargıtay 7. Ceza Dairesinin ilamı ile zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca usulüne uygun olarak defterlerin tutulmaması nedeniyle davalı şirket yöneticisi hakkında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır. Yozgat 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/188 E., 2011/475 K. sayılı dosyasında ise davalı şirket yöneticileri hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan İsviçre Federal Soruşturma Hakimliğince yapılan ihbar üzerine kamu davası açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı şirket yöneticilerinin İsviçre'de bulunan Yimpaş […]G.'ye ait paraları davalı şirkete ve Yimpaş Grubu şirketlerine aktardıklarından bahisle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan netice itibarıyla 5 yıl hapis ve 2.500,00 TL adli para cezası verildiği, kararın temyiz edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.01.2012 tarihli tebliğnamesine göre hükmün onanmasının talep edildiği ancak Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 28.03.2012 tarihli ve 2012/721 E. ve 2012/33114 K. sayılı bozma ilamı ile tüm sanıklar hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği ve kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.
16. Bu itibarla davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunulduğu, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine usuli kazanılmış hak bulunmadığı, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davacının 2000 yılında davalı şirkete para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 2011 yılında 7,5 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gözetilerek Mahkemece zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bu nedenle kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2011 E. 2023/119 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · oy yasağı · dürüstlük kuralı · ifa · hak düşürücü süre · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak, İstirdat
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da «ifa» dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, «hukuki güvenlik ilkesi» ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, ...: Özel Hukukta Zamanaşımı, …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da «ifa» dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, «hukuki güvenlik ilkesi» ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, ...: Özel Hukukta Zamanaşımı, …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
İstirdat | Menfi tespit | İade
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2048 E. 2023/141 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · ceza zamanaşımı · hakkın kötüye kullanılması · oy yasağı · dürüstlük kuralı · ifa · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da «ifa» dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, «hukuki güvenlik ilkesi» ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, ...: Özel Hukukta Zamanaşımı, …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da «ifa» dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, «hukuki güvenlik ilkesi» ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, ...: Özel Hukukta Zamanaşımı, …
… Yapılması Hakkında Kanun'un (7194 sayılı Kanun) 41 inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, davacının iradesini fesada uğratan haller bulunmadığı gibi «haksız fiilin» şartlarının da mevcut olmadığını, ortada geçerli bir şirket ortaklığı bulunduğunu, «zamanaşımı» ve hak düşürücü sürelerin geçtiğini, «ceza zamanaşımının» uygulanamayacağını, davalı ...’ın sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:faiz başlangıç tarihi · hükümsüzlüğün tespiti · müteselsil sorumluluk · uyuşmazlık konusu · kâr payı · eksik inceleme · avans faizi
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin Yimpaş Verwaltungs GmbH şirketi üzerinden yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemleri nedeniyle davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde müşterek ve «müteselsilen sorumlu» olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının ve kurulan yatırım ilişkisinin «hükümsüzlüğünün tespitine», 130.000 DM (66.467,94 euro) karşılığı 220.148,46 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
2.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin «zamanaşımına» uğradığını, davacının müvekkili şirket nezdinde bir ortaklığının bulunmadığını, Türkiye'de kurulu bulunan şirketlerden herhangi bir gerekçeyle ortaklık «payının» iadesini istemesinin mümkün olmadığını, «haksız fiilin» şartlarının oluşmadığını, müvekkilleri hakkında ilgili suçlardan verilmiş herhangi bir mahkumiyet kararının bulunmadığını, Mahkemece «eksik inceleme» ile karar verildiğini, ...'ın «uyuşmazlık konusu» olayda herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını bildirerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «faiz başlangıç tarihi» yönünden kararın hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «faiz başlangıç tarihi» yönünden kararın hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6772 E. 2023/126 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · hisse senedi · oy yasağı · dürüstlük kuralı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak, İstirdat
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Ancak «zamanaşımı» defini ileri süren tarafın bu hakkını «dürüstlük kuralına» aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Mahkemece 14.03.2019 tarih 2017/163 E. ve 2019/119 K. sayılı kararı ile kar vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği ancak faiz «garantisi» ile şirketlere ortak olunamayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kar garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, bu eylemin para toplama amacı dışında başka bir amaca hizmet etmediği, yetkili kurumlardan da para toplama faaliyeti için izin alınmadığı bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde davalıların sorumlu olduğu gerekçesi gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
… n Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ... grubu şirket, paranın yatırıldığı Yimpaş Verwaltungs GMBH ile davacı arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde müşterek ve «müteselsilen sorumlu» olduğu ve Yargıtay «son» bozma ilamında değinilen 7194 sayılı Kanun'a eklenen geçici 4 üncü maddesinin somut olaya uygulanamayacağı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:müteselsil sorumluluk · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda… n Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ... grubu şirket, paranın yatırıldığı Yimpaş Verwaltungs GMBH ile davacı arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde müşterek ve «müteselsilen sorumlu» olduğu ve Yargıtay «son» bozma ilamında değinilen 7194 sayılı Kanun'a eklenen geçici 4 üncü maddesinin somut olaya uygulanamayacağı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
5 benzer karar daha
-
Ortaklık ilişkisinin kuruluşunun tespiti | Tazminat | İstirdat | Iadesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/3941 E. 2022/9029 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · oy yasağı · dürüstlük kuralı · ifa · hak düşürücü süre · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da «ifa» dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, «hukuki güvenlik ilkesi» ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, ...: Özel Hukukta Zamanaşımı, …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da «ifa» dışındaki bir nedenle sona ermiş olması; uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması; ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi; hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi; «hukuki güvenlik ilkesi» ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, Mehmet: Özel Hukukta Zamanaşım …
İlk derece mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davalı tarafça «zamanaşımı def»’inin ileri sürülmesi TMK'nun 2. maddesindeki «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, «haksız fiil» nedeniyle oluşan davacı zararından davalıların sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespitine, yatırım ilişkisinin «hükümsüzlüğünün tespitine», 12.178,00 Euro karşılığı 28.721,81 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle beraber davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, karara karşı davalılar vekili ve katılma yoluyla davacı vekili «istinaf yolun başvurmuştur».
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istinaf sebebi · hükümsüzlüğün tespiti · zamanaşımı def'i · def'i · istinaf yoluna başvurulabilirlik
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davalı tarafça «zamanaşımı def»’inin ileri sürülmesi TMK'nun 2. maddesindeki «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, «haksız fiil» nedeniyle oluşan davacı zararından davalıların sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespitine, yatırım ilişkisinin «hükümsüzlüğünün tespitine», 12.178,00 Euro karşılığı 28.721,81 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle beraber davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, karara karşı davalılar vekili ve katılma yoluyla davacı vekili «istinaf yolun başvurmuştur».
… aş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Türkiye'deki muhkim Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı sabit olup, davalı şirketin davacının zararından «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, ...'ın işbu davada davalı olmadığı, mahkemece taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığı, davalıların haksız fiil hükümleri uyarınca davacının zararından sorumlu oldukları gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmediği, ancak davacının talebinin yabancı para cinsinden olduğu gözetilerek DM karşılığı 12.178 Avro alacağa hükmedilmesi gerektiğinden davacı vekilinin katılma yolu ile «istinaf sebebinin» kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne, 12.178 Avro alacağın dava tarihi olan 21/03/2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi gereği iş …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2049 E. 2023/161 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · hisse senedi · oy yasağı · dürüstlük kuralı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Ancak «zamanaşımı» defini ileri süren tarafın bu hakkını «dürüstlük kuralına» aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir.
Benzer bu kararda… ticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça «zamanaşımı def»’inin ileri sürülmesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesindeki «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu, işbu alacak davasının da yasal süresi içerisinde açıldığı, makbuzlardan ve banka dekontundan davacının dava dışı Yimpas Verwaltungs Gmbh’ye para verdiğinin anlaşıldığı, yurt dışında kurulu dava dışı Yimpas Verwaltungs Gmbh adlı şirket ile Türkiye'de mukim Yimpaş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Türkiye'deki mukim Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı, davacının zararından davalı şirketlerin «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davalı şirketlerin «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ...’ın, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi bulunmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden «hisse senedi» talep «formu», hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirketler ile birlikte «müteselsilen sorumlu» tutulduğu, Mahkemece taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisi» bulunmadığından davalıların haksız fiil hükümleri uyarınca davacının zararından sorumlu oldukları gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmediği, davacının dava dilekçesinde 103.000,00 DM (52.663,06 euro) karşılığı 155.076,91 TL'nin davalılardan tahsil tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte müteselsilen tahsilini talep ettiği, haksız fiilden kaynaklanan davacı alacağının haksız fiil tarihi olan tahsil/ödeme tarihinden itibaren işleyecek f …
Başka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin Kurul «kaydına» alınmış «pay sahipliği» itibariyle 6362 sayılı Kanun'un 16 ncı maddesi kapsamında halka açık şirket olduğunu, konusuz kalan davada karar «verilmesine yer olmadığına» dair karar verilmesi gerektiğini, davanın «zamanaşımına» uğradığını, Mahkeme tarafından zamanaşımının dava tarihi itibari ile başlayacağı şeklinde hüküm tesis edilmesinin yürürlükte olan, olmayan hiçbir hukuk kuralı ile bağdaşmadığını, zamanaşımı kurumunun tamamen işlevsiz hale getirildiğini, «zamanaşımı def»'inin «dürüstlük kuralına» aykırı olarak değerlendirilemeyeceğini, davacının müvekkil şirketlerden Yimpaş Gıda San. ve Tic.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yabancı para alacağı · para alacağı · faiz başlangıç tarihi · pay sahipliği · haksız eylem · temerrüt tarihi · müteselsil sorumluluk · zamanaşımı def'i
Benzer bu karardaTemyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yabancı para borcunun aynen veya «vade» ya da fiili ödeme günündeki kur karşılığı üzerinden TL olarak ödenmesinin istenebileceğini, müvekkilinin alacaklı olarak «yabancı para alacağının» TL karşılığını istemek konusunda seçimlik hakkı bulunduğunu, faizin tahsil tarihinden itibaren işletilebileceğini, Mahkemenin faizin talep edildiğini dikkate alarak «temerrüt tarihini» belirlemesi ve ona göre «faizin başlangıç tarihini» belirlemesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının faize ilişkin kısmının “faizin tahsil tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi»” olarak düzeltilerek onanmasını, düzeltilerek hüküm tesisi yönündeki taleplerinin kabul edilmemesi hâlinde kararın bu yönü ile kaldırılmasını ve İlk Derece Mahkeme …
… ticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça «zamanaşımı def»’inin ileri sürülmesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesindeki «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu, işbu alacak davasının da yasal süresi içerisinde açıldığı, makbuzlardan ve banka dekontundan davacının dava dışı Yimpas Verwaltungs Gmbh’ye para verdiğinin anlaşıldığı, yurt dışında kurulu dava dışı Yimpas Verwaltungs Gmbh adlı şirket ile Türkiye'de mukim Yimpaş Grubu şirketler arasında ikraz sözleşmeleriyle Türkiye'deki mukim Yimpaş Grubu şirketlere para akışı sağlandığı, davacının zararından davalı şirketlerin «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davalı şirketlerin «yönetim kurulu» başkanı olan davalı ...’ın, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi bulunmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden «hisse senedi» talep «formu», hisse devir kabul sözleşmesi adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman paranın iade edileceği vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki «haksız eylemi» hususunda bu durumu bilip davalı şirket ile birlikte hareket ettiğinden haksız fiil hükümleri uyarınca davalı şirketler ile birlikte «müteselsilen sorumlu» tutulduğu, Mahkemece taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisi» bulunmadığından davalıların haksız fiil hükümleri uyarınca davacının zararından sorumlu oldukları gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmediği, davacının dava dilekçesinde 103.000,00 DM (52.663,06 euro) karşılığı 155.076,91 TL'nin davalılardan tahsil tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte müteselsilen tahsilini talep ettiği, haksız fiilden kaynaklanan davacı alacağının haksız fiil tarihi olan tahsil/ödeme tarihinden itibaren işleyecek f …
2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin Kurul «kaydına» alınmış «pay sahipliği» itibariyle 6362 sayılı Kanun'un 16 ncı maddesi kapsamında halka açık şirket olduğunu, konusuz kalan davada karar «verilmesine yer olmadığına» dair karar verilmesi gerektiğini, davanın «zamanaşımına» uğradığını, Mahkeme tarafından zamanaşımının dava tarihi itibari ile başlayacağı şeklinde hüküm tesis edilmesinin yürürlükte olan, olmayan hiçbir hukuk kuralı ile bağdaşmadığını, zamanaşımı kurumunun tamamen işlevsiz hale getirildiğini, «zamanaşımı def»'inin «dürüstlük kuralına» aykırı olarak değerlendirilemeyeceğini, davacının müvekkil şirketlerden Yimpaş Gıda San. ve Tic.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/7302 E. 2022/9348 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · hisse senedi · oy yasağı · dürüstlük kuralı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Ancak «zamanaşımı» defini ileri süren tarafın bu hakkını «dürüstlük kuralına» aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, bozma öncesi yapılan yargılama neticesinde Yimpaş Yozgat İhtiyaç A.Ş. yönünden kurulan "1.«265»,96 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan Yimpaş Yozgat İhtiyaç A.Ş.'den alınarak davacıya verilmesine" ilişkin hükmün, bozma sebepleri dışında bırakılması, bu haliyle «kesin» hüküm halini alması sebebiyle anılan davalı hakkında aynı hükmün tekrarıyla beraber yeniden hüküm tesisine yer olmadığına dair hüküm kurulduğu, diğer davalı bakımından, taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabul, kısmen reddine, davalılardan Yimpaş İhtiyaç A.Ş. yönünden bozma öncesinde kurulan 1.265,96 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile davalılardan Yimpaş İhtiyaç A.Ş.’den alınarak davacıya verilmesine ilişkin karar kesinleştiğinden aynı hükmün tekrarı ile bu konuda tekrardan hüküm tesisine ye …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile, neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hükmün kesinleşmesi · i̇i̇k 265 · yasal faiz · kesin hüküm
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, bozma öncesi yapılan yargılama neticesinde Yimpaş Yozgat İhtiyaç A.Ş. yönünden kurulan "1.«265»,96 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan Yimpaş Yozgat İhtiyaç A.Ş.'den alınarak davacıya verilmesine" ilişkin hükmün, bozma sebepleri dışında bırakılması, bu haliyle «kesin» hüküm halini alması sebebiyle anılan davalı hakkında aynı hükmün tekrarıyla beraber yeniden hüküm tesisine yer olmadığına dair hüküm kurulduğu, diğer davalı bakımından, taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, davalı şirketin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile, şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabul, kısmen reddine, davalılardan Yimpaş İhtiyaç A.Ş. yönünden bozma öncesinde kurulan 1.265,96 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile davalılardan Yimpaş İhtiyaç A.Ş.’den alınarak davacıya verilmesine ilişkin karar kesinleştiğinden aynı hükmün tekrarı ile bu konuda tekrardan hüküm tesisine ye …
A.Ş. hakkında daha önce verilen «hükmün kesinleşmiş» olmasına göre davalılar vekilinin davalı Yimpaş İhtiyaç Mad.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2015 E. 2023/118 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · oy yasağı · dürüstlük kuralı · ifa · hak düşürücü süre · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var · Alacak, İstirdat
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da «ifa» dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, «hukuki güvenlik ilkesi» ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, ...: Özel Hukukta Zamanaşımı, …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da «ifa» dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, «hukuki güvenlik ilkesi» ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, ...: Özel Hukukta Zamanaşımı, …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | İstirdat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/3908 E. 2022/9321 K.
Ortak:hukuki güvenlik ilkesi · genel zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · hisse senedi · oy yasağı · dürüstlük kuralı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Ancak «zamanaşımı» defini ileri süren tarafın bu hakkını «dürüstlük kuralına» aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir.
Benzer bu karardaBaşka bir deyişle borçlunun «zamanaşımı» defini ileri sürmesi «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı sürece «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
… , Yimpaş A.Ş.'nin Yimpaş Gıda Sanayi A.Ş.'nin hissesini 10.07.2000 tarihinde 9.000 DM karşılığı devrettiği, kâr vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği, ancak faiz «garantisi» ile şirketlere ortak olunmayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kâr garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, bu eylemin para toplama amacı dışında başka bir amaca hizmet etmediği, yetkili kurumlardan da para toplama faaliyeti için izin alınmadığı, bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı tespit olunduğu, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "«hisse senedi» talep «formu»" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kâr vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü davacının vaki zararından ötürü «haksız fiil» hükümleri çerçevesinde sorumlu olduğu, davacının toplamda ödediği 9.719,66 Euro'yu talep edebileceği, taraflar arasında bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığı gerekç …
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile, neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kamu düzenine aykırılık · olumsuz oy · kamu düzeni
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda davalı şirketin «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu, davacının ödediği bedelin tahsilini davalıdan talep edebileceği belirtildikten sonra gerekçede taraflar arasında «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği tespit edilmiş ise de, bu talebe ilişkin olumlu veya «olumsuz» herhangi bir hüküm kurulmadığı, bu durumun ise gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşmasına sebep olup HMK'nun 297/2. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin ortak olunmadığının tespiti talebi hakkında karar verilmemiş olmakla davalılar vekilinin istinaf başvurusunun «kamu düzenine aykırılık» da gözetilerek kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, 9.719,66 Euro'nun d …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/2019 E. , 2023/121 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
HÜKÜM
Davanın kabulü
Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, duruşma istemli olarak davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 10.01.2023 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; Yimpaş grubu tarafından her istendiği an geri ödeneceği ve yatırılan paralar karşılığı yüksek faiz verileceği garantisiyle binlerce kişiden para toplandığını, bu kapsamda müvekkilinden de “Yimpaş Werwaltungs GMBH Komanditer Ortak Anasözleşmesi” başlıklı belge ve tahsilat makbuzu karşılığında para alındığını; ancak müvekkilince istenmesine rağmen alınan paranın geri ödenmediğini, Yimpaş Verwaltungs GMBH'nin Yimpaş grubunun Almanya'da kurduğu şirketlerden olduğunu, bu şirket vasıtasıyla toplanan paraların Türkiye'ye aktarıldığını, anılan şirketin herhangi bir aktifinin bulunmadığını ve iflas ettiğini, davalı ...'ın yurt dışında mukim şirketin yönetim kurulu başkanı olduğunu ve tüzel kişiliğin bir perde olarak kullanıldığını, Sermaye Piyasası Kanunu, Bankalar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na aykırı olarak müvekkilinden tahsil edilen paranın davalılarca iadesinin gerektiğini ileri sürerek, yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne, 25.564,59 euro (50.000,00 DEM) 59.836,47 TL'nin tahsil tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar erilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı defi, hak düşürücü süre itirazında bulunmuş, dava dilekçesinde Almanya'da kurulu bulunan şirkete ortak olduğu belirtildiğinden müvekkillerine husumet yöneltilemeyeceğini, davacının müvekkili şirketin ortağı olmadığını, müvekkili ... hakkında ileri sürülen iddiaların dayanağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemenin 02.04.2019 tarih 2015/391 E. ve 2019/290 K. sayılı kararı ile bozma ilamına uyularak kar vaadi ile şirketlere ortak olunabileceği; ancak faiz garantisi ile şirketlere ortak olunamayacağı, davalı şirket yöneticilerinin eylemlerinin kar garantisi ile davacıyı şirkete ortak ettiği, bu eylemin para toplama amacı dışında başka bir amaca hizmet etmediği, yetkili kurumlardan da para toplama faaliyeti için izin alınmadığı bu nedenlerle taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığı, davalı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden "hisse senedi talep formu" ve "hisse devir kabul sözleşmesi" adlı belgeler ile yüksek kar vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının vaki zararından ötürü haksız fiil hükümleri çerçevesinde davalıların sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, kararı davalılar vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz etmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairemizin 27.10.2020 tarih 2019/2763 E. ve 2020/4533 K. sayılı kararıyla yargılama sırasında yürürlüğe giren 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un (7194 sayılı Kanun) 41 inci maddesinin değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilerek karar bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ... grubu şirket, paranın yatırıldığı yabancı şirket Yimpaş Verwaltungs GMBH ile davacı arasında sahih bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığı, davalı grup şirketin, yabancı şirketin ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden Komanditer ortak ana sözleşmesi adlı belge ile yüksek kâr vaadi ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile şeklen ortak görünen gerçek kişilerin iradesini fesada uğratma yönündeki haksız eylemlerinden ötürü, davacının zararından davalıların aradaki organik bağ ve amaç birlikteliği de dikkate alınarak haksız fiil hükümleri çerçevesinde sorumlu olduğu ve 7194 sayılı Kanun hükümlerinin somut olaya uygulanamayacağı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın hak düşürücü ve zamanaşımı süresi içinde açılmadığını, haksız fiil unsurlarının somut olayda oluşmadığını, uyuşmazlığa 7194 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın istirdatı istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 41 inci, 55 inci ve 60 ıncı maddeleri, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 321 inci ve 336 ncı maddeleri
2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., 2022/2 K. sayılı kararı
3. Değerlendirme
1. Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalılar vekilinin davalı şirket hakkında 7194 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğine yönelik temyiz itirazının reddi gerekir.
2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. İçtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı, aydınlatıcı, yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı soyut kararlardır. Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir.
3. Bir hakkın belli bir süre içinde ileri sürülememesi sebebiyle dava yoluyla elde edilebilme imkanının kalmaması veya kanunda öngörülen sürenin geçmesi sonucu bir hakkın kullanılmasının mümkün olmaması zamanaşımı kurumunu ifade etmektedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lügatı, C. I, Ankara 2021, s. 1244). Zamanaşımı, borçluya borcunu ödememe imkanını veren ayrıca alacaklıyı alacağını zamanında istemeye teşvik eden bir kurumdur. Başka bir deyişle zamanaşımı kurumu hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olarak alacaklıyı alacağını zamanında ileri sürmeye zorlamaktadır. Zira alacaklının alacağını kanunda öngörülen süre içerisinde ileri sürmeyip hareketsiz kalması, alacağın tahsili için ciddi bir iradeye sahip olunmadığı hususunda borçluda bir güven uyandırır.
4. Zamanaşımı bir maddi hukuk kurumu olmadığından borcu sona erdiren değil, var olan bir hakkın talep edilmesini engelleyen bir savunma aracıdır. Bu niteliği itibarıyla da zamanaşımı alacağın varlığını değil, talep edilebilirliğini ortadan kaldırır. Başka bir deyişle kanunun öngördüğü zamanaşımı süresinin dolması, hakkın varlığını sona erdirmemekte fakat dava yoluyla hakkın ileri sürülmesi durumunda borçlunun bir karşı hakka (defi hakkına) dayanarak ileri sürülen hakkı sürekli olarak engellemesi söz konusu olmaktadır. Borçlu, zamanaşımı defini ileri sürerek alacak hakkı zamanaşımına uğradığı için edimi ifa etme zorunda olmadığını ifade etmektedir. Bununla birlikte eğer davalı zamanaşımı defini ileri sürmezse hakim bu durumu resen nazara alamayacak ve şartlar mevcutsa alacağa hükmedebilecektir.
Ancak zamanaşımı defini ileri süren tarafın bu hakkını dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir. Aksi halde hakkın kötüye kullanılması sözkonusu olur. Başka bir deyişle borçlunun zamanaşımı defini ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı olmadığı sürece hakkın kötüye kullanılması yasağı gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s.
65) .
5. Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, ...: Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010.
s.
16. )
6. 818 sayılı Kanun, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, 6098 sayılı Kanun ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir.
Buna göre 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ilk iki fıkrası; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir.
7. Görüldüğü üzere 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde haksız fiillerle ilgili olarak üç farklı zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bunlardan ilki zarar görenin zararı ve faili (sorumlu kişiyi) öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık zamanaşımı süresidir. Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması açısından “öğrenme” ölçütü esas alınmış, bu ölçüt hem zarar hem de fail açısından aranmıştır. Bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresi bu iki husustan hangisi daha sonra öğrenilmişse o hususun öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Başka bir deyişle bu iki hususun birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup sadece birinin öğrenilmesi zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli olmamaktadır.
Bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı öğrenme gibi subjektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “nispi zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. Öte yandan bir yıllık sürenin başlaması bakımından zararın öğrenilmiş sayılması için zararın varlığını, niteliğini ve temel unsurlarını belirleyecek bilgilerin dava açacak derecede öğrenilmiş olması yeterlidir.
8. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden ikincisi ise bir yıllık nispi zamanaşımı süresini, herhalde zarar verici fiilin gerçekleştiği (vuku bulduğu) tarihten itibaren on yıl ile sınırlandıran on yıllık zamanaşımı süresidir. On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı objektif nitelikte olan zarar verici fiilin gerçekleştiği tarihtir. Bununla birlikte eğer zarar verici fiil süregelen bir nitelik taşıyorsa on yıllık zamanaşımı süresinin de fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlaması gerekir. On yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı haksız fiilin gerçekleştiği (veya tamamlandığı) tarih gibi objektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “mutlak zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır.
On yıl içinde zarar ve sorumlu kişi öğrenilemediği için bir yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamamış olsa dahi haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmişse tazminat davası açma hakkı zamanaşımına uğrar. Buna karşılık on yıllık süre içinde zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre dolmuşsa artık azami nitelikteki on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin bir önemi kalmaz, bir yıllık süre dolduğunda zamanaşımı gerçekleşmiş olur. (Havutçu, ...: Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2012, C.12, s.
58. )
9. Görüldüğü üzere bir yıllık zamanaşımı süresi ile on yıllık zamanaşımı süresi arasındaki en önemli fark sürelerin başlama anlarıdır. Bir yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlarken on yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Zararın sonradan meydana gelmesi de sürenin işlemeye başladığı anı değiştirmemektedir.
10. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden bir diğeri ise ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre cezayı gerektiren haksız fiiller bakımından ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse tazminat talepleri için de bu zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Ancak haksız fiillere ceza kanunlarındaki zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız fiilin cezalandırılabilir olması ve bu fiil için ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımının haksız fiillere uygulanan nispi veya mutlak zamanaşımından uzun olması gerekmektedir. Buradaki ceza kanunlarındaki zamanaşımı ifadesinden anlaşılması gereken ise ceza kanunlarındaki dava zamanaşımıdır. Zira 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasının düzenlenme amacı, ceza yargılaması yapılabildiği sürece aynı fiilden kaynaklanan zararların tazmininin istenebilmesidir.
Bir fiilin ceza yargılamasına konu olup olmamasında belirleyici olan süre ise dava zamanaşımı süresidir.
11. Haksız fiil olarak nitelendirilen davranışlar içerdikleri hukuka aykırılık ve kusur unsurlarına bağlı olarak ceza kanunlarına göre de suç teşkil edebilirler. Dolayısıyla aynı davranış hem ceza yargılamasının hem de tazminat davasının konusunu oluşturabilir. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile fail, hukuka aykırı bir fiilinden dolayı ceza kanunlarına göre cezalandırılabildiği sürece bu fiil nedeniyle uğranılan zararın telafisi de failden istenebilir. Gerçekten de fail için daha ağır sonuçlar doğuran ceza yargılamasına izin verilirken aynı fiil nedeniyle faile karşı tazminat davası açılamaması yerinde olmayacaktır.
12. Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız fiilin faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. Bu nedenle tazminat davasına bakan hakim zamanaşımı defi ile karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce fiilin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendirecek, fiilin suç niteliğinde olduğu kanaatine ulaşırsa ceza zamanaşımını dikkate alacaktır (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Sermet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s.
723.)
13. Hemen belirtilmelidir ki ceza davası zamanaşımı süresinin başlangıcı 818 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, ceza kanunu hükümlerine göre belirlenir. Buna göre ceza davası zamanaşımının uygulandığı durumlarda zamanaşımı süresi, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (veya fiilin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza kanunu hükümleri, sadece ceza davasının zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından uygulanacak olup zamanaşımın durması ve kesilmesine ilişkin nedenler ve sonuçları hakkında 818 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır (Antalya, O. Gökhan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. II, İstanbul 2017, s. 515).
14. Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır.
(Tekinay/Akman Burcuoğlu/Altop, s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir.
15. Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere davalı şirket hakkında düzenlenen Sermaye Piyası Kurulu (SPK) raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, sermaye artırım kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, Yimpaş Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kâr ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, hisse devir sözleşmelerinde bazı kişilerin ortaklık pay defterinde gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisinin de bulunduğu sanıklar hakkında Yozgat 2.
Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/253 E. sayılı davasında ihraç edilecek hisse senetlerinin SPK'ya kaydettirilmesi aşaması tamamlanmadan halka arz işlemine başlandığı, pay bedellerinin usulsüz tahsil edildiği belirlenerek mahkumiyet kararı verilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 13.06.2007 tarihli ilamı ile onanmış, Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/121 E. sayılı dosyasında SPK'dan izin alınmadan hisse senetleriyle ilgili aracılık faaliyetinde bulunulduğu iddiasıyla dava açılmış, sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararları Yargıtay 7. Ceza Dairesinin ilamı ile zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca usulüne uygun olarak defterlerin tutulmaması nedeniyle davalı şirket yöneticisi hakkında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır.
Yozgat 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/188 E., 2011/475 K. sayılı dosyasında ise davalı şirket yöneticileri hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan İsviçre Federal Soruşturma Hakimliğince yapılan ihbar üzerine kamu davası açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı şirket yöneticilerinin İsviçre'de bulunan Yimpaş […]G.'ye ait paraları davalı şirkete ve Yimpaş Grubu şirketlerine aktardıklarından bahisle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan netice itibarıyla 5 yıl hapis ve 2.500,00 TL adli para cezası verildiği, kararın temyiz edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.01.2012 tarihli tebliğnamesine göre hükmün onanmasının talep edildiği ancak Yargıtay 15.
Ceza Dairesinin 28.03.2012 tarihli ve 2012/721 E. ve 2012/33114 K. sayılı bozma ilamı ile tüm sanıklar hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği ve kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.
16. Bu itibarla davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunulduğu, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine usuli kazanılmış hak bulunmadığı, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davacının 2000 yılında davalı şirkete para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 2011 yılında 7,5 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gözetilerek Mahkemece zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bu nedenle kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalılar vekilin davalı şirket hakkında 7194 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğine yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalılara iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
10.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/920334200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz