Şirket Ortaklığının Tespiti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/7487 E. 2023/1674 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
vergi tekniği raporu↗ gizli ortaklık↗ tüzel kişilik perdesinin aralanması↗ tasarrufun iptali↗ limited şirket ortaklığı↗ adi ortaklık↗ pay sahipliği↗ muvazaa↗ emredici hüküm↗ müteselsil sorumluluk↗ münhasırlık↗ hisse senedi↗ tespit davası↗ ek prim↗ ihtiyati tedbir↗ ihtiyati haciz↗ tüzel kişilik↗ komisyon↗ temlik↗ anonim şirket↗ limited şirket↗ hukuki yarar↗ esastan ret↗ haciz↗ çek↗ harç↗ yetkisizlik kararı↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Anonim Şirketin Kuruluşu ve Organları ile Sona Ermesi, Pay Sahipliğinin Kazanılması ve Sona Ermesi ile ilgili genel ve temel ilkelerin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 329 ve devamı maddelerinde düzenlendiği, Anonim Şirketlerin Kuruluşu ve Kurucu Ortaklık Şartları ile Anonim Şirket Ortaklığının devren kazanılmasında adi (çıplak) payların devri, nama yazılı hisselerin devri, nama yazılı hisselerden de hisse senedi bastırılmış ve bastırılmamış payların devri, hisse senedi bastırılmış paylarda ilgili hisse senetlerinin borsaya kote edilmiş ve edilmemiş olanların devrinin ve pay sahipliğinin hukuki durumu birbirinden farklı şekilde düzenlendiği, pay sahipliğine bağlanan sonuçlarda usulüne uygun şekilde pay sahipliği oluştuktan sonra tezahür edebileceği; bu yasal şartlar oluşmadan davacının dava dilekçesinde yazılı nedenlerle ve delillerle diğer davalı şirketin gizli ortağı olduğunun tespitinin yapılmasının mümkün olmayıp, davacının vergi gelirinin tahsili bakımından ve bu amacı gerçekleştirmeye yönelik olarak ise bağlı olduğu mevzuatı çerçevesinde hareket etme imkanı bulunduğu, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun çerçevesinde, teşebbüsün muvazaalı olduğu ve hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz işlemlerinin yapılması davacı idarenin takdir ve sorumluluğunda olduğu, Kanun'un 17 nci maddesinin 3 üncü fıkrasında açıkça yazılı olduğu üzere ihtiyati tahakkuk işlemi için kesinleşmiş bir yargı kararı aranmayacağı, Yasa'nın "hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse" ibaresini kullanarak bir yargı kararına ihtiyaç olmadığını ortaya koyduğu gibi, delillerin değer ve kuvvetini takdir edecek makamın da idarenin kendisi olduğunu zımnen ortaya koyduğu, bu hükmün vergi dairesi yetkilileri için emredici nitelikte olduğu, açılan bu tespit davasının " delil elde etmeye yönelik bir girişim" kabul edilmesinin mümkün olmadığı, zira mahkemenin vereceği bu tespit kararının aynı zamanda delilleri takdir etmeyi de gerektirecek mahiyette olduğu, davacı tarafın "teşebbüsün gerçekte başkasına ait olduğuna dair" iddia ortaya koymakla bu yönde yeterli kanaate ulaştığı için dosyada bu davayı açtığı, bu nedenle ayrıcı bir tespit kararına ihtiyacı ve bunda hukuki yararı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ...'un 04.09.2015 tarihinde şirketteki hisselerini devretmesine rağmen Remziye Adıyaman tarafından 22.09.2015 tarihinde ticari yaşamdaki birçok iş ve işlemleri sürdürebilmesi için geniş yetkiler verilmesinin davalının gerçekte şirketi bilfiil yönetmeye devam ettiğini gösterdiği, Asacar Otomotiv San. Tic. A.Ş.'nin sahibinin ... olarak bilindiği, Remziye Adıyaman’ın ise muhasebe personeli olarak tanındığı, davalı hakkında tefecilik suçundan çok sayıda dosyası bulunduğu, şirketin gizli ortağı olduğu, mükellef kurum adına tarh edilecek vergi ve kesilecek cezalardan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerektiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davalının taşınır taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki ve bankadaki hak ve alacaklarının devir ve temlikinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesi, davalı ve şirket arasındaki gizli ortaklığın tespitine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; limited şirketlerde ortakların kamu borcundan dolayı sorumluluğuna dair özel düzenlemeler olsa da; gizli ortağın durumunun adi ortaklık olarak kabul edildiği ve limited şirket ortaklarının sorumluluğunun adi ortaklığa teşmil edilemeyeceği, muvazaalı işlemlere dair deliller varsa ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz yetkisinin davacı idarenin takdirinde olduğu, keşinleşmiş bir yargı kararına gerek olmadığı, delillerin takdirinde bir tespit kararına gerek olmadığı, idarenin yapması gereken açık ve emredici bir hüküm olduğu, tespit hükmü ile idari işlemlerden dolayı gidilecek kanun yollarında sorunlara neden olabileceği, ihtiyati tedbir istemi için de hukuki yararın olmadığı, ayrıca idarenin tasarrufun iptali ve tüzel kişiliğin perdesinin aralanması gibi yollara başvurabilmesi için ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz kararı alması gerektiğinden, eldeki davanın konusunu teşkil eden tespit ve tedbir talepleri yönünden hukuki yararın bulunmadığı (Yargıtay 11 H.D. 17.06.2016 tarih, 2016/2100 E. ve 2016/6849 sayılı kararı), İlk Derece Mahkemesi kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı gerçek kişinin davalı şirketin gizli ortağı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1302 E. 2024/4770 K.
Ortak:gizli ortaklık · müteselsil sorumluluk · hukuki yarar · dava şartı
İncelediğiniz kararda… kkında tefecilik suçundan çok sayıda dosyası bulunduğu, şirketin gizli ortağı olduğu, mükellef kurum adına tarh edilecek vergi ve kesilecek cezalardan müştereken ve «müteselsilen sorumlu» tutulması gerektiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davalının taşınır taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki ve bankadaki hak ve alacaklarının devir ve «temlikinin» önlenmesi için «ihtiyati tedbir» kararı verilmesi, davalı ve şirket arasındaki «gizli ortaklığın» tespitine karar verilmesini istemiştir.
… Kurucu Ortaklık Şartları ile Anonim Şirket Ortaklığının devren kazanılmasında adi (çıplak) payların devri, nama yazılı hisselerin devri, nama yazılı hisselerden de «hisse senedi» bastırılmış ve bastırılmamış payların devri, hisse senedi bastırılmış paylarda ilgili hisse senetlerinin borsaya kote edilmiş ve edilmemiş olanların devrinin ve «pay sahipliğinin» hukuki durumu birbirinden farklı şekilde düzenlendiği, pay sahipliğine bağlanan sonuçlarda usulüne uygun şekilde pay sahipliği oluştuktan sonra tezahür edebileceği; bu yasal şartlar oluşmadan davacının dava dilekçesinde yazılı nedenlerle ve delillerle diğer davalı şirketin gizli ortağı olduğunun tespitinin yapılmasının mümkün olmayıp, davacının vergi gelirinin tahsili bakımından ve bu amacı gerçekleştirmeye yönelik olarak ise bağlı olduğu mevzuatı çerçevesinde hareket etme imkanı bulunduğu, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun çerçevesinde, teşebbüsün «muvazaalı» olduğu ve hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse ihtiyati tahakkuk ve «ihtiyati haciz» işlemlerinin yapılması davacı idarenin takdir ve sorumluluğunda olduğu, Kanun'un 17 nci maddesinin 3 üncü fıkrasında açıkça yazılı olduğu üzere ihtiyati tahakkuk işlemi için kesinleşmiş bir yargı kararı aranmayacağı, Yasa'nın "hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse" ibaresini kullanarak bir yargı kararına ihtiyaç olmadığını ortaya koyduğu gibi, delillerin değer ve kuvvetini takdir edecek makamın da idarenin kendisi olduğunu zımnen ortaya koyduğu, bu hükmün vergi dairesi yetkilileri için «emredici» nitelikte olduğu, açılan bu tespit davasının " delil elde etmeye yönelik bir girişim" kabul edilmesinin mümkün olmadığı, zira mahkemenin vereceği bu tespit kararının aynı zamanda delilleri takdir etmeyi de gerektirecek mahiyette olduğu, davacı tarafın "teşebbüsün gerçekte başkasına ait olduğuna dair" iddia ortaya koymakla bu yönde yeterli kanaate ulaştığı için dosyada bu davayı açtığı, bu nedenle ayrıcı bir tespit kararına ihtiyacı ve bunda «hukuki yararı» olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; «limited şirketlerde ortakların» kamu borcundan dolayı sorumluluğuna dair özel düzenlemeler olsa da; gizli ortağın durumunun «adi ortaklık» olarak kabul edildiği ve limited şirket ortaklarının sorumluluğunun adi ortaklığa teşmil edilemeyeceği, «muvazaalı» işlemlere dair deliller varsa ihtiyati tahakkuk ve «ihtiyati haciz» «yetkisinin» davacı idarenin takdirinde olduğu, keşinleşmiş bir yargı kararına gerek olmadığı, delillerin takdirinde bir tespit kararına gerek olmadığı, idarenin yapması gereken açık ve «emredici» bir hüküm olduğu, tespit hükmü ile idari işlemlerden dolayı gidilecek kanun yollarında sorunlara neden olabileceği, «ihtiyati tedbir» istemi için de «hukuki yararın» olmadığı, ayrıca idarenin «tasarrufun iptali» ve «tüzel kişiliğin perdesinin aralanması» gibi yollara başvurabilmesi için ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz kararı alması gerektiğinden, eldeki davanın konusunu teşkil eden tespit ve tedbir talepleri yö …
Benzer bu kararda… faaliyeti ile iştigal etmekte olduğunu, davalı şirket hesaplarının incelenmesine yönelik düzenlenen 13.05.2020 tarihli raporda diğer davalı ...'in mükellef kurumun «temsilcisinin» genel vekaletname verdiği ve şirketin tüm işlemlerini gerçekleştirdiği tespit edildiğini, mükellef kurumun tüm iş ve işlemlerini vekaletle gerçekleştirdiği tespit edilen ...'in şirketin vekili olmadığı aslında şirketin gizli ortağı olduğu bu nedenle mükellef kurum adına tarh edilecek vergi ve kesilecek cezalardan müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olduğunu belirterek davalı ...'in diğer davalı şirketin gizli ortağı olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının, davalı ...'in diğer davalı şirketin gizli ortağı olduğununun tespiti talebinde bulunmasında «hukuki yarar» bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
2.Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle, mahkemece davanın «hukuki yarar» yokluğundan reddettiğini ancak hüküm kısmında lehlerine «vekalet ücretine» hükmedilmediğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının vekalet ücreti yönünden düzeltilmesini talep etmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:vekalet ücreti takdiri · kaldırma ve yeniden hüküm · usulden reddi · fatura · vekalet ücreti · temsil
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davanın «hukuki yarar» yokluğu sebebiyle redde dair kararının usul ve yasaya uygun olduğu, kendisini vekil ile «temsil» ettiren davalı lehine «vekalet ücreti takdir» edilmemesi usule aykırı görüldüğü, mahkemenin davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine yönelik kararı usule ilişkin olduğundan hüküm yerinde kararın usule ilişkin olduğunun belirtilmemesinin de doğru görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile kararın kaldırılmasına, davanın «usulden reddine», davalı şirket lehine vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalı şirket vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
… faaliyeti ile iştigal etmekte olduğunu, davalı şirket hesaplarının incelenmesine yönelik düzenlenen 13.05.2020 tarihli raporda diğer davalı ...'in mükellef kurumun «temsilcisinin» genel vekaletname verdiği ve şirketin tüm işlemlerini gerçekleştirdiği tespit edildiğini, mükellef kurumun tüm iş ve işlemlerini vekaletle gerçekleştirdiği tespit edilen ...'in şirketin vekili olmadığı aslında şirketin gizli ortağı olduğu bu nedenle mükellef kurum adına tarh edilecek vergi ve kesilecek cezalardan müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olduğunu belirterek davalı ...'in diğer davalı şirketin gizli ortağı olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
… iği raporuna göre mükellef kurumun tüm işlemlerinin genel vekaletname ile diğer davalının gerçekleştirdiğinin tespit edildiğini, davalı ...'in davalı şirketin sahte «fatura» düzenleme faaliyetine fiilen katıldığı ve davalı şirketin gizli ortağı olduğu sonucuna varıldığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak davalının gizli …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/1946 E. 2018/7394 K.
Ortak:gizli ortaklık · tasarrufun iptali · ihtiyati tedbir · ihtiyati haciz · temlik · hukuki yarar · haciz · istinaf yoluna başvurulabilirlik · dava şartı
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; «limited şirketlerde ortakların» kamu borcundan dolayı sorumluluğuna dair özel düzenlemeler olsa da; gizli ortağın durumunun «adi ortaklık» olarak kabul edildiği ve limited şirket ortaklarının sorumluluğunun adi ortaklığa teşmil edilemeyeceği, «muvazaalı» işlemlere dair deliller varsa ihtiyati tahakkuk ve «ihtiyati haciz» «yetkisinin» davacı idarenin takdirinde olduğu, keşinleşmiş bir yargı kararına gerek olmadığı, delillerin takdirinde bir tespit kararına gerek olmadığı, idarenin yapması gereken açık ve «emredici» bir hüküm olduğu, tespit hükmü ile idari işlemlerden dolayı gidilecek kanun yollarında sorunlara neden olabileceği, «ihtiyati tedbir» istemi için de «hukuki yararın» olmadığı, ayrıca idarenin «tasarrufun iptali» ve «tüzel kişiliğin perdesinin aralanması» gibi yollara başvurabilmesi için ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz kararı alması gerektiğinden, eldeki davanın konusunu teşkil eden tespit ve tedbir talepleri yö …
… Kurucu Ortaklık Şartları ile Anonim Şirket Ortaklığının devren kazanılmasında adi (çıplak) payların devri, nama yazılı hisselerin devri, nama yazılı hisselerden de «hisse senedi» bastırılmış ve bastırılmamış payların devri, hisse senedi bastırılmış paylarda ilgili hisse senetlerinin borsaya kote edilmiş ve edilmemiş olanların devrinin ve «pay sahipliğinin» hukuki durumu birbirinden farklı şekilde düzenlendiği, pay sahipliğine bağlanan sonuçlarda usulüne uygun şekilde pay sahipliği oluştuktan sonra tezahür edebileceği; bu yasal şartlar oluşmadan davacının dava dilekçesinde yazılı nedenlerle ve delillerle diğer davalı şirketin gizli ortağı olduğunun tespitinin yapılmasının mümkün olmayıp, davacının vergi gelirinin tahsili bakımından ve bu amacı gerçekleştirmeye yönelik olarak ise bağlı olduğu mevzuatı çerçevesinde hareket etme imkanı bulunduğu, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun çerçevesinde, teşebbüsün «muvazaalı» olduğu ve hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse ihtiyati tahakkuk ve «ihtiyati haciz» işlemlerinin yapılması davacı idarenin takdir ve sorumluluğunda olduğu, Kanun'un 17 nci maddesinin 3 üncü fıkrasında açıkça yazılı olduğu üzere ihtiyati tahakkuk işlemi için kesinleşmiş bir yargı kararı aranmayacağı, Yasa'nın "hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse" ibaresini kullanarak bir yargı kararına ihtiyaç olmadığını ortaya koyduğu gibi, delillerin değer ve kuvvetini takdir edecek makamın da idarenin kendisi olduğunu zımnen ortaya koyduğu, bu hükmün vergi dairesi yetkilileri için «emredici» nitelikte olduğu, açılan bu tespit davasının " delil elde etmeye yönelik bir girişim" kabul edilmesinin mümkün olmadığı, zira mahkemenin vereceği bu tespit kararının aynı zamanda delilleri takdir etmeyi de gerektirecek mahiyette olduğu, davacı tarafın "teşebbüsün gerçekte başkasına ait olduğuna dair" iddia ortaya koymakla bu yönde yeterli kanaate ulaştığı için dosyada bu davayı açtığı, bu nedenle ayrıcı bir tespit kararına ihtiyacı ve bunda «hukuki yararı» olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… kkında tefecilik suçundan çok sayıda dosyası bulunduğu, şirketin gizli ortağı olduğu, mükellef kurum adına tarh edilecek vergi ve kesilecek cezalardan müştereken ve «müteselsilen sorumlu» tutulması gerektiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davalının taşınır taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki ve bankadaki hak ve alacaklarının devir ve «temlikinin» önlenmesi için «ihtiyati tedbir» kararı verilmesi, davalı ve şirket arasındaki «gizli ortaklığın» tespitine karar verilmesini istemiştir.
Benzer bu karardaŞu halde, davacı idarenin anılan idari imkanlar karşısında doğrudan «gizli ortaklığın» tespiti ile davalıların hak ve alacaklarına yönelik 3.kişilere «temlikin» önlemesi amacıyla «ihtiyati tedbir» istemesinde «hukuki yararın» varlığından bahsedilemeyecektir.
Yine 6183 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca idarenin ihtiyati tahakkuk ve aynı Yasa’nın 13. maddesi uyarınca «ihtiyati haciz» yoluna, ayrıca mahkeme kararına ihtiyaç duymaksızın, alacağı tek taraflı kararla gidilebilme imkanına sahip olması karşısında tespit ve tedbir istemekte hukuken korunmaya değer bir yararının bulunduğundan bahsedilemez.
Karara karşı davacı vekili tarafından «istinaf yoluna başvurulmuştur». ...
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:usulden reddi · kesin hüküm
Benzer bu karardaFirmasının gizli ortağı olduklarının «kesin» delillerle ispatlanamadığı, hazırlanan vergi tekniği raporunda davalıların gizli ortak olduklarına dair tespitin kanaatten ibaret olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… 6100 sayılı HMK’nın 353/1.b-2 bendi uyarınca kabul edilip İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yukarıda açıklanan gerekçelerle yeniden hüküm tesisi ile davanın «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle «usulden reddine» dair hüküm tesisi gerekirken, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4663 E. 2024/1071 K.
Ortak:gizli ortaklık · limited şirket ortaklığı · müteselsil sorumluluk · tespit davası · ihtiyati tedbir · ihtiyati haciz · limited şirket · hukuki yarar · dava şartı
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; «limited şirketlerde ortakların» kamu borcundan dolayı sorumluluğuna dair özel düzenlemeler olsa da; gizli ortağın durumunun «adi ortaklık» olarak kabul edildiği ve limited şirket ortaklarının sorumluluğunun adi ortaklığa teşmil edilemeyeceği, «muvazaalı» işlemlere dair deliller varsa ihtiyati tahakkuk ve «ihtiyati haciz» «yetkisinin» davacı idarenin takdirinde olduğu, keşinleşmiş bir yargı kararına gerek olmadığı, delillerin takdirinde bir tespit kararına gerek olmadığı, idarenin yapması gereken açık ve «emredici» bir hüküm olduğu, tespit hükmü ile idari işlemlerden dolayı gidilecek kanun yollarında sorunlara neden olabileceği, «ihtiyati tedbir» istemi için de «hukuki yararın» olmadığı, ayrıca idarenin «tasarrufun iptali» ve «tüzel kişiliğin perdesinin aralanması» gibi yollara başvurabilmesi için ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz kararı alması gerektiğinden, eldeki davanın konusunu teşkil eden tespit ve tedbir talepleri yö …
… kkında tefecilik suçundan çok sayıda dosyası bulunduğu, şirketin gizli ortağı olduğu, mükellef kurum adına tarh edilecek vergi ve kesilecek cezalardan müştereken ve «müteselsilen sorumlu» tutulması gerektiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davalının taşınır taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki ve bankadaki hak ve alacaklarının devir ve «temlikinin» önlenmesi için «ihtiyati tedbir» kararı verilmesi, davalı ve şirket arasındaki «gizli ortaklığın» tespitine karar verilmesini istemiştir.
… Kurucu Ortaklık Şartları ile Anonim Şirket Ortaklığının devren kazanılmasında adi (çıplak) payların devri, nama yazılı hisselerin devri, nama yazılı hisselerden de «hisse senedi» bastırılmış ve bastırılmamış payların devri, hisse senedi bastırılmış paylarda ilgili hisse senetlerinin borsaya kote edilmiş ve edilmemiş olanların devrinin ve «pay sahipliğinin» hukuki durumu birbirinden farklı şekilde düzenlendiği, pay sahipliğine bağlanan sonuçlarda usulüne uygun şekilde pay sahipliği oluştuktan sonra tezahür edebileceği; bu yasal şartlar oluşmadan davacının dava dilekçesinde yazılı nedenlerle ve delillerle diğer davalı şirketin gizli ortağı olduğunun tespitinin yapılmasının mümkün olmayıp, davacının vergi gelirinin tahsili bakımından ve bu amacı gerçekleştirmeye yönelik olarak ise bağlı olduğu mevzuatı çerçevesinde hareket etme imkanı bulunduğu, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun çerçevesinde, teşebbüsün «muvazaalı» olduğu ve hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse ihtiyati tahakkuk ve «ihtiyati haciz» işlemlerinin yapılması davacı idarenin takdir ve sorumluluğunda olduğu, Kanun'un 17 nci maddesinin 3 üncü fıkrasında açıkça yazılı olduğu üzere ihtiyati tahakkuk işlemi için kesinleşmiş bir yargı kararı aranmayacağı, Yasa'nın "hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse" ibaresini kullanarak bir yargı kararına ihtiyaç olmadığını ortaya koyduğu gibi, delillerin değer ve kuvvetini takdir edecek makamın da idarenin kendisi olduğunu zımnen ortaya koyduğu, bu hükmün vergi dairesi yetkilileri için «emredici» nitelikte olduğu, açılan bu tespit davasının " delil elde etmeye yönelik bir girişim" kabul edilmesinin mümkün olmadığı, zira mahkemenin vereceği bu tespit kararının aynı zamanda delilleri takdir etmeyi de gerektirecek mahiyette olduğu, davacı tarafın "teşebbüsün gerçekte başkasına ait olduğuna dair" iddia ortaya koymakla bu yönde yeterli kanaate ulaştığı için dosyada bu davayı açtığı, bu nedenle ayrıcı bir tespit kararına ihtiyacı ve bunda «hukuki yararı» olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… sayılı ilamı ile onanan kararında işaret edildiği üzere 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 17 nci maddesi gereğince, vergi takibatı veya «ihtiyati haciz» uygulanması için Mahkemeden herhangi bir karar alınması gerektiğine ilişkin bir ibare bulunmadığından davacı idarenin, konuya ilişkin «tespit davası» açmasında «hukuki yararı» olmadığı gerekçesiyle dava şartı olan hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
… rın davalılar ... ve ...'ın kontrolünde olduğunu ve adı geçen firmaların fiili yöneticisi olduklarının tespit edildiğini, adı geçen kişilerin mükellef kurumun sahte «fatura» düzenleme faaliyetine fiilenen katıldığı ve mükellef kurumun gizli ortağı olduğu sonucuna varıldığını, bu durumda davalılar ... ve ...'ın mükellef kurum adına tahakkuk eden ve edecek olan tüm vergi ve vergi «ziyaı» cezalarından müştereken ve «müteselsilen sorumlu» tutulması gerektiği, 6183 sayılı Amme Alacakların Tahsili Usulü Hakkında Kanunu'nun (6183 sayılı Kanun) 17 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince şirketin «gizli ortakları» oldukları yönünde kuvvetli deliller elde edilen davalılar ... ve ...'ın hakkında da davalı şirketin mevcut borçları ve vergi tekniği raporuna istinaden düzenlenen vergi inceleme raporları neticesinde tarh edilecek vergi borçları için ihtiyati tahakkuka dayalı «ihtiyati haciz» uygulanması gerektiğinden söz konusu davalılar ile mükellef kurum arasında ortaklığın tespiti için dava açılması zarureti olduğunu, bu nedenle Yerel Mahkeme kararı …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen kişilerin daha önce şirkette pay sahibi olup olmadıkları, hangi ortak veya ortaklara gizli ortak oldukları gibi hususların belirsiz olduğu, Mahkemenin «görev alanına» giren ... hususun davalıların «limited şirket ortaklıklarının» tespitinden ibaret olduğu, Yargıtay 11.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:vekalet ücreti takdiri · ziya · iş mahkemesi görev alanı · fatura · vekalet ücreti · temsil
Benzer bu kararda… rın davalılar ... ve ...'ın kontrolünde olduğunu ve adı geçen firmaların fiili yöneticisi olduklarının tespit edildiğini, adı geçen kişilerin mükellef kurumun sahte «fatura» düzenleme faaliyetine fiilenen katıldığı ve mükellef kurumun gizli ortağı olduğu sonucuna varıldığını, bu durumda davalılar ... ve ...'ın mükellef kurum adına tahakkuk eden ve edecek olan tüm vergi ve vergi «ziyaı» cezalarından müştereken ve «müteselsilen sorumlu» tutulması gerektiği, 6183 sayılı Amme Alacakların Tahsili Usulü Hakkında Kanunu'nun (6183 sayılı Kanun) 17 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince şirketin «gizli ortakları» oldukları yönünde kuvvetli deliller elde edilen davalılar ... ve ...'ın hakkında da davalı şirketin mevcut borçları ve vergi tekniği raporuna istinaden düzenlenen vergi inceleme raporları neticesinde tarh edilecek vergi borçları için ihtiyati tahakkuka dayalı «ihtiyati haciz» uygulanması gerektiğinden söz konusu davalılar ile mükellef kurum arasında ortaklığın tespiti için dava açılması zarureti olduğunu, bu nedenle Yerel Mahkeme kararı …
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı lehine «vekalet ücreti takdir» edilmesi gerektiğini, ancak hükmedilmediğinden kararın kaldırılmasını istemiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı kurumun eldeki davayı açmakta «hukuki yararının» bulunmadığu, bu hususa emsal içtihatlarında işaret ettiğinden Yerel Mahkeme kararının yerinde olduğu, Mahkemece davada kendisini vekille «temsil» ettiren davalı yararına ücreti vekalete hükmedilmediği, kararın bu nedenle davalı yararına kaldırılması talep edilmiş ise de; davalı ... vekilinin dosyaya vekaletname sunduğu, ancak davaya karşı cevaplarını sunmadığı ve duruşmaya katılmadığı nazara alınarak, hiçbir işlem yapmadığı, sadece «vekalet ücretine» yönelik istinaf dilekçesinin sunulmuş olması nedeni ile davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesine ilişkin yerel Mahkeme kararı yerinde olduğu gerekçesiyle ta …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen kişilerin daha önce şirkette pay sahibi olup olmadıkları, hangi ortak veya ortaklara gizli ortak oldukları gibi hususların belirsiz olduğu, Mahkemenin «görev alanına» giren ... hususun davalıların «limited şirket ortaklıklarının» tespitinden ibaret olduğu, Yargıtay 11.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/7487 E. , 2023/1674 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
HÜKÜM
Esastan ret
Taraflar arasındaki gizli ortaklığın tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde;
20. 09.2019 tarihli vergi tekniği raporuna göre davalı ...'un mükellef kurum davalı Asacar Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş.'deki hisselerini devretmiş olmasına rağmen halen şirketi bilfiil yönetmeye devam ettiğini, gizli ortak olduğunu, mükellef kurumun 01.01.2016 tarihinden itibaren düzenlemiş olduğu faturaların sahte gerçek bir ticari faaliyeti ihtiva etmeyen münhasıran komisyon karşılığı düzenlenmiş sahte faturalar olduğunu, davalının gizli ortak olması nedeniyle mükellef kuruma kesilecek cezalardan ve tarh edilecek vergilerden müştereken sorumlu olduğunu ileri sürerek davalı ...'un mükellef kurum davalı Asacar Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin gizli ortağı olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davaya dayanak tutulan Vergi Tekniği Raporu ekinde bir takım çalışanların ifadelerinin alındığı ve bu ifadelere göre müvekkilinin işleri perde arkasından yürüterek şirket yetkililerine komut ve talimatlar verdiği iddialarını da kabul etmediklerini, müvekkilinin söz konusu firmalarda satış ve prim usulü şeklinde çalıştığını, yapılan işler gereği birçok bürokrasi işlemlerinin yapılması ve işlerin hızlı ilerleyebilmesi adına gerek görüldüğü takdirde şirket yetkililerinden vekâlet alma gereği doğduğunu, ülkemiz sınırları içerisinde ticaret yapan ya da farklı alım satım işleri, çek düzenlenmesi, bankalardan para çekilmesi yada yatırılması ile daha birçok konu hakkında vekâlet düzenlendiğini, bir çok firmanın ve şahısların güvenilir çalışanlarına vekâlet vererek işlemleri yürüttüğü ve bürokrasi gereği yapılması gereken işlerin böylelikle süresi içerisinde yapıldığını, belirtilen ve daha birçok emsali ve belgesi dosyaya celp edilebileceği üzere ticaretin ve hayatın olağan akışı gereği işverenlerin vermiş oldukları vekâletlere dayanarak bu çalışanların şirketlerin gizli ortağı olduğunun göstergesi sayılması halinde ortaklığın tespiti davalarının sonunun gelmeyeceğini, davacının davada hukuki yararının bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Anonim Şirketin Kuruluşu ve Organları ile Sona Ermesi, Pay Sahipliğinin Kazanılması ve Sona Ermesi ile ilgili genel ve temel ilkelerin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 329 ve devamı maddelerinde düzenlendiği, Anonim Şirketlerin Kuruluşu ve Kurucu Ortaklık Şartları ile Anonim Şirket Ortaklığının devren kazanılmasında adi (çıplak) payların devri, nama yazılı hisselerin devri, nama yazılı hisselerden de hisse senedi bastırılmış ve bastırılmamış payların devri, hisse senedi bastırılmış paylarda ilgili hisse senetlerinin borsaya kote edilmiş ve edilmemiş olanların devrinin ve pay sahipliğinin hukuki durumu birbirinden farklı şekilde düzenlendiği, pay sahipliğine bağlanan sonuçlarda usulüne uygun şekilde pay sahipliği oluştuktan sonra tezahür edebileceği;
bu yasal şartlar oluşmadan davacının dava dilekçesinde yazılı nedenlerle ve delillerle diğer davalı şirketin gizli ortağı olduğunun tespitinin yapılmasının mümkün olmayıp, davacının vergi gelirinin tahsili bakımından ve bu amacı gerçekleştirmeye yönelik olarak ise bağlı olduğu mevzuatı çerçevesinde hareket etme imkanı bulunduğu, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun çerçevesinde, teşebbüsün muvazaalı olduğu ve hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz işlemlerinin yapılması davacı idarenin takdir ve sorumluluğunda olduğu, Kanun'un 17 nci maddesinin 3 üncü fıkrasında açıkça yazılı olduğu üzere ihtiyati tahakkuk işlemi için kesinleşmiş bir yargı kararı aranmayacağı, Yasa'nın "hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse" ibaresini kullanarak bir yargı kararına ihtiyaç olmadığını ortaya koyduğu gibi, delillerin değer ve kuvvetini takdir edecek makamın da idarenin kendisi olduğunu zımnen ortaya koyduğu, bu hükmün vergi dairesi yetkilileri için emredici nitelikte olduğu, açılan bu tespit davasının " delil elde etmeye yönelik bir girişim" kabul edilmesinin mümkün olmadığı, zira mahkemenin vereceği bu tespit kararının aynı zamanda delilleri takdir etmeyi de gerektirecek mahiyette olduğu, davacı tarafın "teşebbüsün gerçekte başkasına ait olduğuna dair" iddia ortaya koymakla bu yönde yeterli kanaate ulaştığı için dosyada bu davayı açtığı, bu nedenle ayrıcı bir tespit kararına ihtiyacı ve bunda hukuki yararı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ...'un 04.09.2015 tarihinde şirketteki hisselerini devretmesine rağmen Remziye Adıyaman tarafından 22.09.2015 tarihinde ticari yaşamdaki birçok iş ve işlemleri sürdürebilmesi için geniş yetkiler verilmesinin davalının gerçekte şirketi bilfiil yönetmeye devam ettiğini gösterdiği, Asacar Otomotiv San. Tic. A.Ş.'nin sahibinin ... olarak bilindiği, Remziye Adıyaman’ın ise muhasebe personeli olarak tanındığı, davalı hakkında tefecilik suçundan çok sayıda dosyası bulunduğu, şirketin gizli ortağı olduğu, mükellef kurum adına tarh edilecek vergi ve kesilecek cezalardan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerektiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davalının taşınır taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki ve bankadaki hak ve alacaklarının devir ve temlikinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesi, davalı ve şirket arasındaki gizli ortaklığın tespitine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; limited şirketlerde ortakların kamu borcundan dolayı sorumluluğuna dair özel düzenlemeler olsa da; gizli ortağın durumunun adi ortaklık olarak kabul edildiği ve limited şirket ortaklarının sorumluluğunun adi ortaklığa teşmil edilemeyeceği, muvazaalı işlemlere dair deliller varsa ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz yetkisinin davacı idarenin takdirinde olduğu, keşinleşmiş bir yargı kararına gerek olmadığı, delillerin takdirinde bir tespit kararına gerek olmadığı, idarenin yapması gereken açık ve emredici bir hüküm olduğu, tespit hükmü ile idari işlemlerden dolayı gidilecek kanun yollarında sorunlara neden olabileceği, ihtiyati tedbir istemi için de hukuki yararın olmadığı, ayrıca idarenin tasarrufun iptali ve tüzel kişiliğin perdesinin aralanması gibi yollara başvurabilmesi için ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz kararı alması gerektiğinden, eldeki davanın konusunu teşkil eden tespit ve tedbir talepleri yönünden hukuki yararın bulunmadığı (Yargıtay 11 H.D.
17. 06.2016 tarih, 2016/2100 E. ve 2016/6849 sayılı kararı), İlk Derece Mahkemesi kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı gerçek kişinin davalı şirketin gizli ortağı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Davacı harçtan muaf olduğundan, harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/912302800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz