Tasfiye memuru atanması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/2624 E. 2022/7067 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tasfiye memuru ataması↗ usulden red↗ yerleşim yeri↗ haklı sebep↗ esas sözleşme↗ şirketin tasfiyesi↗ pay sahipliği↗ tasfiye memuru atanması↗ tasfiye memuru↗ yenileme↗ anonim şirket↗ usulden reddi↗ hukuki yarar↗ ek tasfiye↗ yetkisizlik kararı↗ temsil↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesince, dosya kapsamına göre, mahkemece tasfiye memurunun atanması bakımından üçlü bir düzenlemenin söz konusu olduğu, ortaklığın mahkeme kararı ile sona erdirilmesi halinde TTK 536/3 maddesi uyarınca tasfiye memurunun mahkemece atanacağı, haklı sebeplerin varlığı halinde tasfiye memurunun değiştirilmesinin mahkemenin yetkisinde olduğu, TTK 536/4 maddesine göre temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birisinin Türk Vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye'de olmasının gerektiği, şayet bu yerine getirilmez ise TTK 537/3 maddesi gereğince mahkemenin pay sahiplerinden veya alacaklılardan birinin veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığının istemi ile söz konusu şarta uygun birini tasfiye memuru olarak atayacağı, bunların yanı sıra TTK 537/2 maddesi gereğin esas sözleşme veya genel kurul kararı ile atanmış tasfiye memurunun değiştirilmesi konusunda haklı bir sebep bulması halinde pay sahiplerinin birinin istemi ile mahkemenin de tasfiye memuru kişileri görevden alabileceği ve yerlerine yenilerini atayabileceği, mahkemenin tasfiye memurunu ataması veya görevden almasının sınırlı haller ve sebeplere dayalı olduğu, ancak yasal düzenlemede belirtilen kişilerin başvurusuna bağlı olduğu, bu davada tasfiye memurunun genel kurul tarafından atandığı, görev süresinin dolması halinde veya dolmasa bile değiştirilmesi yetkisinin genel kurula ait olduğu, mahkemenin bu durumda tasfiye memurunun atanması görevi bulunmadığı ve yasada sınırlı olarak sayılan tasfiye memurunun mahkemece atanmasına ilişkin hallerden biri gerçekleşmediğinden, davacının bu başvuruda hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, halen görevde olan tasfiye memurunun genel kurul tarafından atandığı, bu nedenle değiştirilme yetkisinin de genel kurula ait olacağı, mahkemenin bu husustaki yetkisinin sınırlı olduğu, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesi ile verilen usulden red kararın yerinde olduğu, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer alan itirazların, açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tasfiye halindeki anonim şirkete genel kurul tarafından atanan tasfiye memurlarının görev sürelerinin dolması sebebiyle, davacının alacaklı olduğunu ileri sürdüğü kamu alacaklarını tahsile yönelik süreçte muhatap bulunamadığından bahisle mahkemece şirkete tasfiye memuru atanması talebinden ibarettir.
İlk derece mahkemesince, mahkemenin tasfiye memuru ataması veya görevden almasının sınırlı haller ve sebeplere dayalı olduğu, bu hallerden biri de gerçekleşmediğinden davacının başvurusunda hukuki yarar olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu da esastan reddedilmiştir.
6102 sayılı Kanunda tasfiye halindeki anonim şirketlerde şirket genel kurulu tarafından seçilen ve görev süreleri sona eren tasfiye memurlarının yerine Mahkemece atama yapılacağına ilişkin doğrudan bir düzenleme bulunmamakla birlikte 536/3 ve 537/3 maddeleri uyarınca gerekli hallerde Mahkemece de tasfiye memuru atanabileceğine ilişkin düzenlemeler karşısında, görev süreleri sona eren ve genel kurulca yerlerine yenileri seçilmeyen tasfiye memurlarının yerine tasfiye işlemlerini yürütmek üzere talep halinde mahkemece de tasfiye memuru atanabileceğinin kabulü gerekir. (Yrd. Doç. Dr. ..., Anonim Şirketin Tasfiyesi, Ankara, 2015 s. 84) Bu nedenle, somut olayda tasfiye memurları genel kurul kararı ile atanmış olsa da görev süreleri sona erdiğinden halihazırda şirkette tasfiye memuru olmadığı dikkate alınarak davacının talebi doğrultusunda, mahkemece tasfiye memuru atanmasına yönelik karar verilmesi gerekirken, davanın usulden reddi kararına vaki davacının istinaf isteminin Bölge Adli Mahkemesince esastan reddine karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/9622 E. 2013/22597 K.
Ortak:temsil
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, dosya kapsamına göre, mahkemece «tasfiye» memurunun atanması bakımından üçlü bir düzenlemenin söz konusu olduğu, ortaklığın mahkeme kararı ile sona erdirilmesi halinde TTK 536/3 maddesi uyarınca tasfiye memurunun mahkemece atanacağı, haklı sebeplerin varlığı halinde tasfiye memurunun değiştirilmesinin mahkemenin «yetkisinde» olduğu, TTK 536/4 maddesine göre «temsile» yetkili tasfiye memurlarından en az birisinin Türk Vatandaşı olması ve «yerleşim yerinin» Türkiye'de olmasının gerektiği, şayet bu yerine getirilmez ise TTK 537/3 maddesi gereğince mahkemenin «pay sahiplerinden» veya alacaklılardan birinin veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığının istemi ile söz konusu şarta uygun birini «tasfiye memuru» olarak atayacağı, bunların yanı sıra TTK 537/2 maddesi gereğin «esas sözleşme» veya genel kurul kararı ile atanmış tasfiye memurunun değiştirilmesi konusunda haklı bir sebep bulması halinde pay sahiplerinin birinin istemi ile mahkemenin de tasfiye memuru kişileri görevden alabileceği ve yerlerine yenilerini atayabileceği, mahkemenin tasfiye memurunu ataması veya görevden almasının sınırlı haller ve sebeplere dayalı olduğu, ancak yasal düzenlemede belirtilen kişilerin başvurusuna bağlı olduğu, bu davada tasfiye memurunun genel kurul tarafından atandığı, görev süresinin dolması halinde veya dolmasa bile değiştirilmesi yetkisinin genel kurula ait olduğu, mahkemenin bu durumda tasfiye memurunun atanması görevi bulunmadığı ve yasada sınırlı olarak sayılan tasfiye memurunun mahkemece atanmasına ilişkin hallerden biri gerçekleşmediğinden, davacının bu başvuruda «hukuki yararının» bulunmadığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Benzer bu karardaKararı davalı «temsilcisi» temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı «temsilcisinin» aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:yasal hasım · ortaklar kurulu kararı · limited şirket · ticaret sicili · ilan · vekalet ücreti
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; 6762 TTK'nın 537. maddesi hükmüne göre «limitet şirketlerde» ana sözleşmede aksine hüküm olmadıkça her ortağın oy hakkının koyduğu sermaye miktarına göre hesaplanacağı, bu kural iki ortaklı limitet şirketler için de geçerli olduğundan iki ortaklı limitet şirkette oy çoğunluğunu elinde bulunduran ortağın objektif iyi niyet kuralları çerçevesinde ana sözleşmeye dayanarak tek başına ortaklık müdürünü ataması veya değiştirmesi mümkün olduğu, %99 pay sahibi davacının müdür tayini için yaptığı çağrı sonucu 21.03.2012 tarihinde düzenlenen «ortaklar kurulu» kararının diğer ortak tarafından imzalanmamış olmasının sonucu etkilemeyeceği, dolayısıyla TTK'nın 536. ve 537. maddeleri hükümleri uyarınca davacının tek başına müdür ataması kararını vermesinin mümkün olduğu, ana sözleşmede de aykırı bir düzenlemenin olmadığı gerekçesiyle; davanın kabulüne, davacının 21.03.2012 tarihli 21 nolu ortaklar kurulu kararının tescil ve «ilan» edilmesi talebinin, davalı ... tarafından reddine ilişkin verilen 06.08.2012 tarihli kararına yapılan itirazın kabulüne, sicil tarafından verilen tescil talebinin …
Memurluğunun konumu itibari ile «yasal hasım» olduğu gösterilmeksizin, aleyhine «vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru görülmediğinden kararın bu nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiş ise de, anılan bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HUMK'un 438/7 maddesi uyarınca mahkeme kararının düzelterek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, «ticaret sicil» memurluğu kararına itiraza ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/2624 E. , 2022/7067 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 11.09.2020 tarih ve 2019/473 E- 2020/461 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 17.12.2020 tarih ve 2020/2612 E- 2020/280 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili belediyenin tasfiye halinde Betontaş Beton Sanayi Türk A.Ş.'den emlak vergisi alacağının bulunduğunu, söz konusu şirketin tapuda kayıtlı taşınmazların tahakkuk eden emlak vergisi borçlarını ödemediğinden 6183 sayılı Yasa uyarınca cebri tahsil işlemlerine başlandığını, İzmir Ticaret Sicil Memurluğunca yapılan yazışmalar sonucunda, şirketin tasfiye işlemlerini tamamlamak üzere görevlendirilen tasfiye memurlarının görev süresinin 27.03.2006 tarihinde sona erdiğini yeni tasfiye memuru atanmadığı ve tasfiyenin tamamlanmadığını ileri sürerek davalı şirkete tasfiye memuru atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, dosya kapsamına göre, mahkemece tasfiye memurunun atanması bakımından üçlü bir düzenlemenin söz konusu olduğu, ortaklığın mahkeme kararı ile sona erdirilmesi halinde TTK 536/3 maddesi uyarınca tasfiye memurunun mahkemece atanacağı, haklı sebeplerin varlığı halinde tasfiye memurunun değiştirilmesinin mahkemenin yetkisinde olduğu, TTK 536/4 maddesine göre temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birisinin Türk Vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye'de olmasının gerektiği, şayet bu yerine getirilmez ise TTK 537/3 maddesi gereğince mahkemenin pay sahiplerinden veya alacaklılardan birinin veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığının istemi ile söz konusu şarta uygun birini tasfiye memuru olarak atayacağı, bunların yanı sıra TTK 537/2 maddesi gereğin esas sözleşme veya genel kurul kararı ile atanmış tasfiye memurunun değiştirilmesi konusunda haklı bir sebep bulması halinde pay sahiplerinin birinin istemi ile mahkemenin de tasfiye memuru kişileri görevden alabileceği ve yerlerine yenilerini atayabileceği, mahkemenin tasfiye memurunu ataması veya görevden almasının sınırlı haller ve sebeplere dayalı olduğu, ancak yasal düzenlemede belirtilen kişilerin başvurusuna bağlı olduğu, bu davada tasfiye memurunun genel kurul tarafından atandığı, görev süresinin dolması halinde veya dolmasa bile değiştirilmesi yetkisinin genel kurula ait olduğu, mahkemenin bu durumda tasfiye memurunun atanması görevi bulunmadığı ve yasada sınırlı olarak sayılan tasfiye memurunun mahkemece atanmasına ilişkin hallerden biri gerçekleşmediğinden, davacının bu başvuruda hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, halen görevde olan tasfiye memurunun genel kurul tarafından atandığı, bu nedenle değiştirilme yetkisinin de genel kurula ait olacağı, mahkemenin bu husustaki yetkisinin sınırlı olduğu, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesi ile verilen usulden red kararın yerinde olduğu, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer alan itirazların, açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tasfiye halindeki anonim şirkete genel kurul tarafından atanan tasfiye memurlarının görev sürelerinin dolması sebebiyle, davacının alacaklı olduğunu ileri sürdüğü kamu alacaklarını tahsile yönelik süreçte muhatap bulunamadığından bahisle mahkemece şirkete tasfiye memuru atanması talebinden ibarettir.
İlk derece mahkemesince, mahkemenin tasfiye memuru ataması veya görevden almasının sınırlı haller ve sebeplere dayalı olduğu, bu hallerden biri de gerçekleşmediğinden davacının başvurusunda hukuki yarar olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu da esastan reddedilmiştir.
6102 sayılı Kanunda tasfiye halindeki anonim şirketlerde şirket genel kurulu tarafından seçilen ve görev süreleri sona eren tasfiye memurlarının yerine Mahkemece atama yapılacağına ilişkin doğrudan bir düzenleme bulunmamakla birlikte 536/3 ve 537/3 maddeleri uyarınca gerekli hallerde Mahkemece de tasfiye memuru atanabileceğine ilişkin düzenlemeler karşısında, görev süreleri sona eren ve genel kurulca yerlerine yenileri seçilmeyen tasfiye memurlarının yerine tasfiye işlemlerini yürütmek üzere talep halinde mahkemece de tasfiye memuru atanabileceğinin kabulü gerekir. (Yrd. Doç. Dr. ..., Anonim Şirketin Tasfiyesi, Ankara, 2015 s.
84) Bu nedenle, somut olayda tasfiye memurları genel kurul kararı ile atanmış olsa da görev süreleri sona erdiğinden halihazırda şirkette tasfiye memuru olmadığı dikkate alınarak davacının talebi doğrultusunda, mahkemece tasfiye memuru atanmasına yönelik karar verilmesi gerekirken, davanın usulden reddi kararına vaki davacının istinaf isteminin Bölge Adli Mahkemesince esastan reddine karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 17/10/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/842902900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz