Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/2377 E. 2022/6698 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
arabuluculuk ücreti↗ dava şartı arabuluculuk↗ arabuluculuk başvurusu↗ ödeme planı↗ zamanaşımının kesilmesi↗ arabuluculuk↗ vade tarihi↗ itirazın iptali davası↗ 3095 sayılı kanun↗ ilamsız icra takibi↗ hakkın kötüye kullanılması↗ muacceliyet↗ dürüstlük kuralı↗ tbk 99↗ kamu düzeni↗ iptal davası↗ alacak davası↗ vade↗ kefil↗ yargılama gideri↗ kredi sözleşmesi↗ taahhütname↗ kötüniyet↗ tacir↗ dosya masrafı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ zamanaşımı↗ hmk 353(1)b-2↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davaya konu alacağın 04.09.2006 tarihli kredi sözleşmeden kaynaklandığı ve bu alacak için davacı banka tarafından davalılara yönelik Batman İcra Müdürlüğü'nün 2009/ 78 E. sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığı, TBK. uyarınca yapılan icra takibi alacak hakkındaki zamanaşımı süresini kesiyor ise de, hakkın kullanımının dürüstlük kuralına da uyması gerektiği ve kötüye kullanılan hakkın kanun tarafından korunmayacağı, icra takibini ilerleten en son işlemin 24.06.2009 tarihinde yapılmış olduğu ve davanın ise 17.06.2019 tarihinde 10 yıllık süre dolmadan açıldığı anlaşılıyor ise de, davacı tarafın icra takibini başlatmaktaki maksadının salt işleyen zamanaşımı süresini kesmek amacıyla kanunun kendisine tanımış olduğu hakkı kötüye kullanmak amacıyla yapıldığı zira; davacının tacir olması ve basiretli iş adamı gibi davranması gerektiği, her ne kadar itirazın iptali davası açılmamış olması genel mahkemelerde alacak davası açmaya engel değil ise de davacının yapmış olduğu takibin kötü niyetli olduğu ve alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi'nce; dava konusu uyuşmazlığın 26/07/2001 tarihli ve 24474 sayılı Resmi Gazetede yürürlüğe giren Tarımsal Amaçlı Kooperatiflere Kullandırılacak Kredilere İlişkin Yönetmek hükümleri uyarınca verilen krediye ilişkin olduğu, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğu,dava konusu 04/09/2006 tarihli ortaklar sözleşmesi uyarınca davalı ...'ye 7 yıl vadeli 23.820,00 TL kredi verildiği, sözleşmenin 16. maddesinde kredi geri ödeme planının düzenlendiği, geri ödeme tablosu uyarınca 31/08/2007 vade tarihinin ödemesiz olduğu, 31/08/2008 vade tarihinde kredi ana para ödemesi olmadığı ancak 1.191,00 TL faiz ödemesi olduğu, sözleşmenin 12. maddesinde de; borçlular, krediyle ilgili 16. maddedeki geri ödeme tablosunda belirtilen ödemesiz dönem faizi, yıllık faiz veya kredi taksitini vadesinde geri ödemeyi, faizlerden veya kredi taksitlerinden herhangi birinin vadesinde veya üç aylık bekleme süresinde ödenmemesi durumunda bütün borçların muaccel hale geleceğini ve muaccel hale gelen borçlarını da 3095 sayılı Kanuna göre belirlenen faiz oranı ve diğer masraflarla birlikte Ziraat Bankasına ödemeyi taahhüt ettiği, bu itibarla, ödemesiz dönem faizi, taksit kabul edilerek işlem yapılacağı öngörüldüğünden, dava konusu sözleşme uyarınca ödeme yapılması gereken ilk vade tarihinin sadece faiz ödemesi öngörülen 31/08/2008 tarihi olduğu ve bu tarihe eklenecek 3 aylık bekleme süresi sonunda borcun muaccel olacağı, bu durumda zamanaşımı süresinin 01/12/2008 tarihinde işlemeye başlayacağı, dava konusu alacak için ilamsız icra takibi yapılmış ise de, davacı vekilince süresi içerisinde açılmış bir itirazın iptali davası bulunmadığından ve 1 yıllık süre geçtiğinden davacının yapmış olduğu icra takibi düşmüş olup yapılan icra takibinin somut olayda zamanaşımını kesen bir etkisi bulunmadığı, borcun muacceliyet tarihinden dava tarihine kadar BK'nın 132 ve 133. (TBK'nın 153 ve 154.) maddelerinde düzenlenen zamanaşımını kesen veya durduran bir durum bulunmadığı, davaya konu alacağın tabi olduğu 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 24/04/2019 tarihinde arabuluculuk bürosuna başvurulduğu ve 17/06/2019 tarihinde davanın açıldığı, bu suretle alacağın zamanaşımına uğradığı, TBK’nın 152. maddesi uyarınca buna bağlı faiz alacağının da zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla asıl borçlu davalı ... hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak diğer davalıların sözleşmeyi kefil sıfatıyla imzalamış olmaları nedeniyle sorumluluklarının TBK'nın 598. maddesi uyarınca 10 yılı geçmekle kendiliğinden ortadan kalkacağı gerekçesi ile davanın reddi gerekirken, mahkemece, bu davalılar yönünden de davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği, dava şartı olan arabuluculukta, tarafların anlaşmaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan arabuluculuk ücretinin re'sen yargılama gideri olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmadığı gerekçesiyle davacı vekilince ileri sürülen istinaf nedenlerinin reddine, kamu düzeni yönünden re'sen 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın, davalı ... yönünden zamanaşımı nedeniyle reddine, davalılar ... ve ... yönünden ise kanunda öngörülen yasal sorumluluk süresi dolduğundan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına ve davalı kefiller yönünden verilen kararda bir isabetsizlik görülmemesine göre davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, davalılara kullandırılan kredinin tahsili talebidir. Bölge adliye mahkemesince asıl borçlu hakkında yapılan icra takibinin zamanaşımını kesmediği, icra takibinin kötüniyetli yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Zamanaşımı süresi içinde alacaklı istemde bulunmazsa, alacağın dayalı olduğu maddi hak sona ermemekte, sadece alacağı talep etme hakkı düşmektedir. Zamanaşımı süresi kesildiği takdirde, kesilmiş olduğu tarihten itibaren yeniden işlemeye başlayacaktır. Zamanaşımını kesen nedenler, 818 sayılı mülga BK 133. maddede (TBK 154. madde) sınırlı sayıda belirtilmiştir. Mülga BK 133. maddesi (TBK 154. madde) uyarınca, alacaklı icra takibinde bulunmuşsa zamanaşımı süresi kesilir.
Somut olayda davacı, dava konusu 04.09.2006 tarihli ortaklar sözleşmesine dayanarak 29.05.2009 tarihinde icra takibi başlatmış olup 6098 sayılı TBK'nın 154/2 (818 sayılı BK'nın 133/2.) maddesi uyarınca zamanaşımı kesilmiştir. Davacı banka vekili icra takip dosyasında en son 18.06.2009 tarihinde işlem yapmıştır. TBK 157. maddesi uyarınca zamanaşımı, icra takibiyle kesilmişse, alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlayacağı için davacı-alacaklı tarafında icra dosyasında yapılan en son işlem tarihi olan 18.06.2009 tarihinde zamanaşımı kesilerek yeniden işlemeye başladığından arabulucuya başvurma tarihi olan 24.04.2019 dan sonra 17.06.2019 tarihinde temel ilişkiye dayalı olarak açılan alacak davasında 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır.
Bu durumda mahkemece işin esasına girilip ulaşılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde asıl borçlu yönünden zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Alacak | Sözleşmenin geçersizliği
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/2396 E. 2022/6884 K.
Ortak:arabuluculuk ücreti · arabuluculuk başvurusu · arabuluculuk · itirazın iptali davası · ilamsız icra takibi · hakkın kötüye kullanılması · muacceliyet · dürüstlük kuralı · dava şartı · zamanaşımı var
İncelediğiniz kararda… atiflere Kullandırılacak Kredilere İlişkin Yönetmek hükümleri uyarınca verilen krediye ilişkin olduğu, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın on yıllık «zamanaşımına» tabi olduğu,dava konusu 04/09/2006 tarihli ortaklar sözleşmesi uyarınca davalı ...'ye 7 yıl vadeli 23.820,00 TL kredi verildiği, sözleşmenin 16. maddesinde kredi geri «ödeme planının» düzenlendiği, geri ödeme tablosu uyarınca 31/08/2007 «vade tarihinin» ödemesiz olduğu, 31/08/2008 vade tarihinde kredi ana para ödemesi olmadığı ancak 1.191,00 TL faiz ödemesi olduğu, sözleşmenin 12. maddesinde de; borçlular, krediyle ilgili 16. maddedeki geri ödeme tablosunda belirtilen ödemesiz dönem faizi, yıllık faiz veya kredi taksitini vadesinde geri ödemeyi, faizlerden veya kredi taksitlerinden herhangi birinin vadesinde veya üç aylık bekleme süresinde ödenmemesi durumunda bütün borçların «muaccel» hale geleceğini ve muaccel hale gelen borçlarını da 3095 sayılı Kanuna göre belirlenen faiz oranı ve diğer «masraflarla» birlikte Ziraat Bankasına ödemeyi «taahhüt» ettiği, bu itibarla, ödemesiz dönem faizi, taksit kabul edilerek işlem yapılacağı öngörüldüğünden, dava konusu sözleşme uyarınca ödeme yapılması gereken ilk vade tarihinin sadece faiz ödemesi öngörülen 31/08/2008 tarihi olduğu ve bu tarihe eklenecek 3 aylık bekleme süresi sonunda borcun muaccel olacağı, bu durumda zamanaşımı süresinin 01/12/2008 tarihinde işlemeye başlayacağı, dava konusu alacak için «ilamsız icra takibi» yapılmış ise de, davacı vekilince süresi içerisinde açılmış bir «itirazın iptali davası» bulunmadığından ve 1 yıllık süre geçtiğinden davacının yapmış olduğu icra takibi düşmüş olup yapılan icra takibinin somut olayda zamanaşımını kesen bir etkisi bulunmadığı, borcun muacceliyet tarihinden dava tarihine kadar BK'nın 132 ve 133. (TBK'nın 153 ve 154.) maddelerinde düzenlenen zamanaşımını kesen veya durduran bir durum bulunmadığı, davaya konu alacağın tabi olduğu 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 24/04/2019 tarihinde «arabuluculuk» bürosuna başvurulduğu ve 17/06/2019 tarihinde davanın açıldığı, bu suretle alacağın zamanaşımına uğradığı, TBK’nın 152. maddesi uyarınca buna bağlı faiz alacağının da zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla asıl borçlu davalı ... hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak diğer davalıların sözleşmeyi «kefil» sıfatıyla imzalamış olmaları nedeniyle sorumluluklarının TBK'nın 598. maddesi uyarınca 10 yılı geçmekle kendiliğinden ortadan kalkacağı gerekçesi ile davanın reddi gerekirken, mahkemece, bu davalılar yönünden de davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği, dava şartı olan arabuluculukta, tarafların anlaşmaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan «arabuluculuk ücretinin» re'sen «yargılama gideri» olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmadığı gerekçesiyle davacı vekilince ileri sürülen istinaf nedenlerinin reddine, «kamu düzeni» yönünden re'sen 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın, davalı ... yönünden zamanaşımı nedeniyle red …
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davaya konu alacağın 04.09.2006 tarihli «kredi sözleşmeden» kaynaklandığı ve bu alacak için davacı banka tarafından davalılara yönelik Batman İcra Müdürlüğü'nün 2009/ 78 E. sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığı, TBK. uyarınca yapılan icra takibi alacak hakkındaki «zamanaşımı» süresini kesiyor ise de, hakkın kullanımının «dürüstlük kuralına» da uyması gerektiği ve kötüye kullanılan hakkın kanun tarafından korunmayacağı, icra takibini ilerleten en «son» işlemin 24.06.2009 tarihinde yapılmış olduğu ve davanın ise 17.06.2019 tarihinde 10 yıllık süre dolmadan açıldığı anlaşılıyor ise de, davacı tarafın icra takibini başlatmaktaki maksadının salt işleyen zamanaşımı süresini kesmek amacıyla kanunun kendisine tanımış olduğu «hakkı kötüye kullanmak» amacıyla yapıldığı zira; davacının «tacir» olması ve basiretli iş adamı gibi davranması gerektiği, her ne kadar «itirazın iptali davası» açılmamış olması genel mahkemelerde «alacak davası» açmaya engel değil ise de davacının yapmış olduğu takibin kötü niyetli olduğu ve alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TBK 157. maddesi uyarınca «zamanaşımı», icra takibiyle kesilmişse, alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlayacağı için davacı-alacaklı tarafında icra dosyasında yapılan en «son» işlem tarihi olan 18.06.2009 tarihinde zamanaşımı kesilerek yeniden işlemeye başladığından «arabulucuya başvurma» tarihi olan 24.04.2019 dan sonra 17.06.2019 tarihinde temel ilişkiye dayalı olarak açılan alacak davasında 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır.
Benzer bu kararda… ı banka tarafından davalılara yönelik Batman İcra Dairesinde 2009/75 E. sayılı icra takibi başlatıldığı ve alacaklı tarafından takibi ilerletmek amacıyla yapılan en «son» işlemin davalı borçlulara gönderilen ödeme emirleri olduğu, sonrasında ise takibi ilerletmek amacı ile herhangi bir işlem yapılmadığı, borçluların usulüne uygun olarak ve süresinde takibe itiraz etmiş ve bu itirazın alacaklı bankaya usulüne uygun bildirilmiş olmasına rağmen 1 yıllık yasal süre içerisinde «itirazın iptali davası» açılmadığı, bu nedenle takiplerin düştüğü, davaya konu alacağın sözleşmeden kaynaklanmış olması nedeniyle 10 yıllık «zamanaşımı» süresine tabi olduğu, eldeki davanın 17/06/2019 tarihinde açıldığı, davalı tarafça usulüne uygun olarak cevap verme süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunulduğu, her ne kadar davacı tarafın alacağını takip etmek amacıyla takip başlatmış ve Borçlar Kanunu uyarınca yapılan icra takibi alacak hakkındaki zamanaşımı süresini kesiyor ise de, hakkın kullanımının «dürüstlük kuralına» da uyması gerektiği ve kötüye kullanılan hakkın kanun tarafından korunmayacağı ilkesi karşısında icra takibini ilerleten son işlem 09/06/2009 tarihinde yapıldığı, 31/05/2019 tarihinde «arabuluculuk» bürosuna başvurularak davanın ise 17/06/2019 tarihinde 10 yıllık süre dolmadan açıldığı, davacı tarafın icra takibini başlatmaktaki maksadının salt işleyen zamanaşımı süresini kesmek ve kanunun kendisine tanımış olduğu «hakkı kötüye kullanmak» amacıyla yapıldığı ve bu takibin alacak hakkına kavuşmak amacı ilke yapılmamış olduğu kanaati uyandığı zira; davacı kurumun kredi sağlayan «tacir» niteliğinde olması ve basiretli iş adamı gibi davranması gerektiği oysa ki alacak hakkı «muaccel» olur olmaz hemen icra takibi başlatarak hakkına kavuşmayı düşünen davacının, davalı borçluların takibe itiraz etmeleri üzerine alacağa hemen kavuşmak için itirazın iptali davası açma imkanı var iken bu yola başvurmayarak 10 yıl kadar bir süre beklemiş olmasının yapılan takibin «kötüniyetli» olduğu kanaatini uyandırdığı, itirazın iptali davası açılmamış olması genel mahkemelerde «alacak davası» açmaya engel değil ise de davacının yapmış olduğu takibin kötü niyetli olduğu kanaati ile icra takibinin zamanaşımı süresini hiç kesmemiş olduğu ve alacağın 2006 y …
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, dava konusu alacak için «ilamsız icra takibi» yapılmış ise de; davacı vekilince süresi içerisinde açılmış bir «itirazın iptali davası» bulunmadığından ve 1 yıllık süre geçtiğinden davacının yapmış olduğu icra takibi düşmüş olup yapılan icra takibinin somut olayda «zamanaşımını» kesen bir etkisi bulunmadığı, borcun «muacceliyet» tarihinden dava tarihine kadar zamanaşımını kesen veya durduran bir durum bulunmadığı, davaya konu alacağın tabi olduğu 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 25/04/2019 tarihinde «arabuluculuk» bürosuna başvurulduğu ve 10/06/2019 tarihinde davanın açıldığı, bu suretle alacağın zamanaşımına uğradığı, TBK’nın 152. maddesi uyarınca buna bağlı faiz alacağının da zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile asıl borçlu davalı ... hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği, öte yandan sözleşmede davalılar ... ve ...'un «müteselsil kefil» olarak yer aldıkları, eski Borçlar Kanununda kefilin sorumluluğu için bir süre ön görülmemiş olduğu halde yeni Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesinde gerçek kişi kefilin sorumluluğunu on yıl ile sınırlı tutulduğu, bu sürenin, «kefalet sözleşmesinin» meydana geldiği andan itibaren işlemeye başlayacağı, on yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığı için de kesilme ve durma da söz konusu olmadığı, bu sürenin tama …
Bendi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26/2. maddesi uyarınca dava şartı olan «arabuluculukta», tarafların anlaşmaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan «arabuluculuk ücretinin» re'sen «yargılama gideri» olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve «yargılama giderlerinden» sayılan arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmaması yerinde görülmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın, davalı ... yönünden «zamanaşımı», diğer davalılar bakımından ise kanunda öngörülen yasal sorumluluk süresi dolduğundan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ödeme emri · kefalet sözleşmesi · işlemden kaldırma · müteselsil kefil · yargılama giderleri · açılmamış sayılma · kefalet · yenileme
Benzer bu karardaİstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, dava konusu alacak için «ilamsız icra takibi» yapılmış ise de; davacı vekilince süresi içerisinde açılmış bir «itirazın iptali davası» bulunmadığından ve 1 yıllık süre geçtiğinden davacının yapmış olduğu icra takibi düşmüş olup yapılan icra takibinin somut olayda «zamanaşımını» kesen bir etkisi bulunmadığı, borcun «muacceliyet» tarihinden dava tarihine kadar zamanaşımını kesen veya durduran bir durum bulunmadığı, davaya konu alacağın tabi olduğu 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 25/04/2019 tarihinde «arabuluculuk» bürosuna başvurulduğu ve 10/06/2019 tarihinde davanın açıldığı, bu suretle alacağın zamanaşımına uğradığı, TBK’nın 152. maddesi uyarınca buna bağlı faiz alacağının da zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile asıl borçlu davalı ... hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği, öte yandan sözleşmede davalılar ... ve ...'un «müteselsil kefil» olarak yer aldıkları, eski Borçlar Kanununda kefilin sorumluluğu için bir süre ön görülmemiş olduğu halde yeni Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesinde gerçek kişi kefilin sorumluluğunu on yıl ile sınırlı tutulduğu, bu sürenin, «kefalet sözleşmesinin» meydana geldiği andan itibaren işlemeye başlayacağı, on yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığı için de kesilme ve durma da söz konusu olmadığı, bu sürenin tama …
6100 sayılı HMK’nın 150. maddesinde, «işlemden kaldırıldığı» tarihten itibaren 3 ay içerisinde «yenilenmeyen» davanın açılmamış sayılacağı düzenlenmiş olup, aynı maddenin 7. fıkrasında ise, her ne sebeple olursa olsun «açılmamış sayılmasına» karar verilen davadaki talebin dahi vaki olmayacağı düzenlenmiştir.
Ancak İcra Hukukunda, 6100 sayılı HMK’nın 150. maddesi anlamında takibin «açılmamış sayılmasına» dair bir kurum bulunmadığından, gerek «itirazın iptali davası» açılmaması gerekse de takip dosyasının «işlemden kaldırılması» sebebiyle, takibin hiç yapılmamış gibi kabul edilmesine imkan bulunmamaktadır.
Bendi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26/2. maddesi uyarınca dava şartı olan «arabuluculukta», tarafların anlaşmaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan «arabuluculuk ücretinin» re'sen «yargılama gideri» olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve «yargılama giderlerinden» sayılan arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmaması yerinde görülmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın, davalı ... yönünden «zamanaşımı», diğer davalılar bakımından ise kanunda öngörülen yasal sorumluluk süresi dolduğundan reddine karar verilmiştir.
-
Alacak | Sözleşmenin geçersizliği
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/2379 E. 2022/6543 K.
Ortak:arabuluculuk ücreti · arabuluculuk · itirazın iptali davası · ilamsız icra takibi · hakkın kötüye kullanılması · muacceliyet · iptal davası · kefil · dava şartı · zamanaşımı var
İncelediğiniz kararda… atiflere Kullandırılacak Kredilere İlişkin Yönetmek hükümleri uyarınca verilen krediye ilişkin olduğu, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın on yıllık «zamanaşımına» tabi olduğu,dava konusu 04/09/2006 tarihli ortaklar sözleşmesi uyarınca davalı ...'ye 7 yıl vadeli 23.820,00 TL kredi verildiği, sözleşmenin 16. maddesinde kredi geri «ödeme planının» düzenlendiği, geri ödeme tablosu uyarınca 31/08/2007 «vade tarihinin» ödemesiz olduğu, 31/08/2008 vade tarihinde kredi ana para ödemesi olmadığı ancak 1.191,00 TL faiz ödemesi olduğu, sözleşmenin 12. maddesinde de; borçlular, krediyle ilgili 16. maddedeki geri ödeme tablosunda belirtilen ödemesiz dönem faizi, yıllık faiz veya kredi taksitini vadesinde geri ödemeyi, faizlerden veya kredi taksitlerinden herhangi birinin vadesinde veya üç aylık bekleme süresinde ödenmemesi durumunda bütün borçların «muaccel» hale geleceğini ve muaccel hale gelen borçlarını da 3095 sayılı Kanuna göre belirlenen faiz oranı ve diğer «masraflarla» birlikte Ziraat Bankasına ödemeyi «taahhüt» ettiği, bu itibarla, ödemesiz dönem faizi, taksit kabul edilerek işlem yapılacağı öngörüldüğünden, dava konusu sözleşme uyarınca ödeme yapılması gereken ilk vade tarihinin sadece faiz ödemesi öngörülen 31/08/2008 tarihi olduğu ve bu tarihe eklenecek 3 aylık bekleme süresi sonunda borcun muaccel olacağı, bu durumda zamanaşımı süresinin 01/12/2008 tarihinde işlemeye başlayacağı, dava konusu alacak için «ilamsız icra takibi» yapılmış ise de, davacı vekilince süresi içerisinde açılmış bir «itirazın iptali davası» bulunmadığından ve 1 yıllık süre geçtiğinden davacının yapmış olduğu icra takibi düşmüş olup yapılan icra takibinin somut olayda zamanaşımını kesen bir etkisi bulunmadığı, borcun muacceliyet tarihinden dava tarihine kadar BK'nın 132 ve 133. (TBK'nın 153 ve 154.) maddelerinde düzenlenen zamanaşımını kesen veya durduran bir durum bulunmadığı, davaya konu alacağın tabi olduğu 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 24/04/2019 tarihinde «arabuluculuk» bürosuna başvurulduğu ve 17/06/2019 tarihinde davanın açıldığı, bu suretle alacağın zamanaşımına uğradığı, TBK’nın 152. maddesi uyarınca buna bağlı faiz alacağının da zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla asıl borçlu davalı ... hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak diğer davalıların sözleşmeyi «kefil» sıfatıyla imzalamış olmaları nedeniyle sorumluluklarının TBK'nın 598. maddesi uyarınca 10 yılı geçmekle kendiliğinden ortadan kalkacağı gerekçesi ile davanın reddi gerekirken, mahkemece, bu davalılar yönünden de davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği, dava şartı olan arabuluculukta, tarafların anlaşmaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan «arabuluculuk ücretinin» re'sen «yargılama gideri» olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmadığı gerekçesiyle davacı vekilince ileri sürülen istinaf nedenlerinin reddine, «kamu düzeni» yönünden re'sen 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın, davalı ... yönünden zamanaşımı nedeniyle red …
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davaya konu alacağın 04.09.2006 tarihli «kredi sözleşmeden» kaynaklandığı ve bu alacak için davacı banka tarafından davalılara yönelik Batman İcra Müdürlüğü'nün 2009/ 78 E. sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığı, TBK. uyarınca yapılan icra takibi alacak hakkındaki «zamanaşımı» süresini kesiyor ise de, hakkın kullanımının «dürüstlük kuralına» da uyması gerektiği ve kötüye kullanılan hakkın kanun tarafından korunmayacağı, icra takibini ilerleten en «son» işlemin 24.06.2009 tarihinde yapılmış olduğu ve davanın ise 17.06.2019 tarihinde 10 yıllık süre dolmadan açıldığı anlaşılıyor ise de, davacı tarafın icra takibini başlatmaktaki maksadının salt işleyen zamanaşımı süresini kesmek amacıyla kanunun kendisine tanımış olduğu «hakkı kötüye kullanmak» amacıyla yapıldığı zira; davacının «tacir» olması ve basiretli iş adamı gibi davranması gerektiği, her ne kadar «itirazın iptali davası» açılmamış olması genel mahkemelerde «alacak davası» açmaya engel değil ise de davacının yapmış olduğu takibin kötü niyetli olduğu ve alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… gulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına ve davalı «kefiller» yönünden verilen kararda bir isabetsizlik görülmemesine göre davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmişt …
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince; dava konusu alacak için «ilamsız icra takibi» yapılmış ise de; davacı vekilince süresi içerisinde açılmış bir «itirazın iptali davası» bulunmadığından ve 1 yıllık süre geçtiğinden davacının yapmış olduğu icra takibi düşmüş olup yapılan icra takibinin somut olayda «zamanaşımını» kesen bir etkisi bulunmadığı, borcun «muacceliyet» tarihinden dava tarihine kadar zamanaşımını kesen veya durduran bir durum bulunmadığı, davaya konu alacağın tabi olduğu 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 25/04/2019 tarihinde «arabuluculuk» bürosuna başvurulduğu ve 14/06/2019 tarihinde davanın açıldığı, bu suretle alacağın zamanaşımına uğradığı, TBK’nın 152. maddesi uyarınca buna bağlı faiz alacağının da zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile asıl borçlu davalı ... hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği, öte yandan sözleşmede davalılar ... ve ...'un «müteselsil kefil» olarak yer aldıkları, eski Borçlar Kanunu'nda kefilin sorumluluğu için bir süre ön görülmemiş olduğu halde yeni Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesinde gerçek kişi kefilin sorumluluğunu on yıl ile sınırlı tuttulduğu, bu sürenin, «kefalet sözleşmesinin» meydana geldiği andan itibaren işlemeye başlayacağı, on yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığı için de kesilme ve durma da söz konusu olmadığı, bu sürenin tamamlanmasıyla birlikte kefilin yükümlülüğü kendiliğinden (yasa gereği) ortadan kalktığı gerekçesiyle bu davalılar yönünden bu sebeple davanın reddine karar verilmesi gerektiği, ayrıca, 6235 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-14. bendi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26/2. maddesi uyarınca dava şartı olan arabuluculukta, tarafların anlaşmaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan «arabuluculuk ücretinin» re'sen «yargılama gideri» olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve «yargılama giderlerinden» sayılan arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmaması yerinde görülmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın, davalı ... yönünde …
… banka tarafından davalılara yönelik Batman İcra Dairesi'nde 2009/55 E. sayılı icra takibi başlatıldığı ve alacaklı tarafından takibi ilerletmek amacıyla yapılan en «son» işlemin davalı borçlulara gönderilen ödeme emirleri olduğu, borçluların usulüne uygun olarak ve süresinde takibe itiraz etmiş ve bu itirazın alacaklı bankaya usulüne uygun bildirilmiş olmasına rağmen 1 yıllık yasal süre içerisinde «itirazın iptali davası» açılmadığından takiplerin düştüğü, alacağın sözleşmeden kaynaklanmış olması nedeniyle 10 yıllık «zamanaşımı» süresine tabi olduğu, icra takibini ilerleten son işlem 02/07/2009 tarihinde yapıldığı, davanın ise 14/06/2019 tarihinde 10 yıllık süre dolmadan açıldığı, davacı tarafın icra takibini başlatmaktaki maksadının salt işleyen zamanaşımı süresini kesmek ve kanunun kendisine tanımış olduğu «hakkı kötüye kullanmak» amacıyla yapıldığı ve bu takibin alacak hakkına kavuşmak amacıyla yapılmamış olduğu, takip kötü niyetli olduğundan zamanaşımı süresinin kesilmeyeceği ve alacağın 2 …
… gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin bulunmamasına ve 05/09/2006 tarihli «kredi sözleşmesine» «kefil» sıfatıyla imza atan borçlular yönünden TBK’nın 598. maddesindeki 10 yıllık sorumluluk süresinin uygulanmasında isabetsizlik bulunmamasına ve bu sürenin zaman aşımı …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:peşin harç · ödeme emri tebliği · dosyanın işlemden kaldırılması · ödeme emri · takipsizlik kararı · kefalet sözleşmesi · başvurma harcı · işlemden kaldırma
Benzer bu karardaHaciz isteme hakkı, «ödeme emrinin tebliği» tarihinden itibaren bir yıl geçmekle düşer (İİK. m.78/II.C.1).
Alacaklı, bir yıllık süre içinde «haciz» talebinde bulunmaz veya bir yıl içinde yaptığı haciz talebini geri alıp da bir yıllık süre içinde yeniden haciz talebinde bulunmaz ise, takip «dosyası işlemden kaldırılır» (İİK.
Takip ilama dayalı değil ise, yeniden «başvurma harcı» ve «peşin harç» alınır ve bu harçlar borçluya yükletilemez.
Yeniden «ödeme emri tebliğ» edilmez.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/102 E. 2023/562 K.
Ortak:arabuluculuk başvurusu · zamanaşımının kesilmesi · arabuluculuk · itirazın iptali davası · ilamsız icra takibi · hakkın kötüye kullanılması · muacceliyet · kamu düzeni · dava şartı · zamanaşımı var
İncelediğiniz kararda… atiflere Kullandırılacak Kredilere İlişkin Yönetmek hükümleri uyarınca verilen krediye ilişkin olduğu, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın on yıllık «zamanaşımına» tabi olduğu,dava konusu 04/09/2006 tarihli ortaklar sözleşmesi uyarınca davalı ...'ye 7 yıl vadeli 23.820,00 TL kredi verildiği, sözleşmenin 16. maddesinde kredi geri «ödeme planının» düzenlendiği, geri ödeme tablosu uyarınca 31/08/2007 «vade tarihinin» ödemesiz olduğu, 31/08/2008 vade tarihinde kredi ana para ödemesi olmadığı ancak 1.191,00 TL faiz ödemesi olduğu, sözleşmenin 12. maddesinde de; borçlular, krediyle ilgili 16. maddedeki geri ödeme tablosunda belirtilen ödemesiz dönem faizi, yıllık faiz veya kredi taksitini vadesinde geri ödemeyi, faizlerden veya kredi taksitlerinden herhangi birinin vadesinde veya üç aylık bekleme süresinde ödenmemesi durumunda bütün borçların «muaccel» hale geleceğini ve muaccel hale gelen borçlarını da 3095 sayılı Kanuna göre belirlenen faiz oranı ve diğer «masraflarla» birlikte Ziraat Bankasına ödemeyi «taahhüt» ettiği, bu itibarla, ödemesiz dönem faizi, taksit kabul edilerek işlem yapılacağı öngörüldüğünden, dava konusu sözleşme uyarınca ödeme yapılması gereken ilk vade tarihinin sadece faiz ödemesi öngörülen 31/08/2008 tarihi olduğu ve bu tarihe eklenecek 3 aylık bekleme süresi sonunda borcun muaccel olacağı, bu durumda zamanaşımı süresinin 01/12/2008 tarihinde işlemeye başlayacağı, dava konusu alacak için «ilamsız icra takibi» yapılmış ise de, davacı vekilince süresi içerisinde açılmış bir «itirazın iptali davası» bulunmadığından ve 1 yıllık süre geçtiğinden davacının yapmış olduğu icra takibi düşmüş olup yapılan icra takibinin somut olayda zamanaşımını kesen bir etkisi bulunmadığı, borcun muacceliyet tarihinden dava tarihine kadar BK'nın 132 ve 133. (TBK'nın 153 ve 154.) maddelerinde düzenlenen zamanaşımını kesen veya durduran bir durum bulunmadığı, davaya konu alacağın tabi olduğu 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 24/04/2019 tarihinde «arabuluculuk» bürosuna başvurulduğu ve 17/06/2019 tarihinde davanın açıldığı, bu suretle alacağın zamanaşımına uğradığı, TBK’nın 152. maddesi uyarınca buna bağlı faiz alacağının da zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla asıl borçlu davalı ... hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak diğer davalıların sözleşmeyi «kefil» sıfatıyla imzalamış olmaları nedeniyle sorumluluklarının TBK'nın 598. maddesi uyarınca 10 yılı geçmekle kendiliğinden ortadan kalkacağı gerekçesi ile davanın reddi gerekirken, mahkemece, bu davalılar yönünden de davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği, dava şartı olan arabuluculukta, tarafların anlaşmaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan «arabuluculuk ücretinin» re'sen «yargılama gideri» olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmadığı gerekçesiyle davacı vekilince ileri sürülen istinaf nedenlerinin reddine, «kamu düzeni» yönünden re'sen 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın, davalı ... yönünden zamanaşımı nedeniyle red …
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davaya konu alacağın 04.09.2006 tarihli «kredi sözleşmeden» kaynaklandığı ve bu alacak için davacı banka tarafından davalılara yönelik Batman İcra Müdürlüğü'nün 2009/ 78 E. sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığı, TBK. uyarınca yapılan icra takibi alacak hakkındaki «zamanaşımı» süresini kesiyor ise de, hakkın kullanımının «dürüstlük kuralına» da uyması gerektiği ve kötüye kullanılan hakkın kanun tarafından korunmayacağı, icra takibini ilerleten en «son» işlemin 24.06.2009 tarihinde yapılmış olduğu ve davanın ise 17.06.2019 tarihinde 10 yıllık süre dolmadan açıldığı anlaşılıyor ise de, davacı tarafın icra takibini başlatmaktaki maksadının salt işleyen zamanaşımı süresini kesmek amacıyla kanunun kendisine tanımış olduğu «hakkı kötüye kullanmak» amacıyla yapıldığı zira; davacının «tacir» olması ve basiretli iş adamı gibi davranması gerektiği, her ne kadar «itirazın iptali davası» açılmamış olması genel mahkemelerde «alacak davası» açmaya engel değil ise de davacının yapmış olduğu takibin kötü niyetli olduğu ve alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TBK 157. maddesi uyarınca «zamanaşımı», icra takibiyle kesilmişse, alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlayacağı için davacı-alacaklı tarafında icra dosyasında yapılan en «son» işlem tarihi olan 18.06.2009 tarihinde zamanaşımı kesilerek yeniden işlemeye başladığından «arabulucuya başvurma» tarihi olan 24.04.2019 dan sonra 17.06.2019 tarihinde temel ilişkiye dayalı olarak açılan alacak davasında 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu alacak için «ilamsız icra takibi» yapılmış ise de davacı vekilince süresi içerisinde açılmış bir «itirazın iptali davası» bulunmadığından ve 1 yıllık süre geçtiğinden davacının yapmış olduğu icra takibi düşmüş olup yapılan icra takibinin somut olayda «zamanaşımını» kesen bir etkisinin bulunmadığı, borcun «muacceliyet» tarihinden dava tarihine kadar zamanaşımını kesen veya durduran bir durum bulunmadığı, davaya konu alacağın tabi olduğu 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 26.04.2019 tarihinde «arabuluculuk» bürosuna başvurulduğu ve 17.06.2019 tarihinde davanın açıldığı, bu suretle alacağın zamanaşımına uğradığı, buna bağlı faiz alacağının da zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile asıl borçlu davalı ... hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği, sözleşmede davalılar ... ve ...'nun «müteselsil kefil» olarak yer aldıkları, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda kefilin sorumluluğu için bir süre ön görülmemiş olduğu halde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 598 inci maddesinde gerçek kişi kefilin sorumluluğunun on yıl ile sınırlı tuttulduğu, bu sürenin, «kefalet sözleşmesinin» meydana geldiği andan itibaren işlemeye başlayacağı, on yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığı için de kesilme ve durma da söz konusu olmadığı, bu sürenin tamamlanmasıyla birlikte kefilin yükümlülüğünün kendiliğinden (yasa gereği) ortadan kalktığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf nedenlerinin reddine, «kamu düzeni» yönünden resen İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın davalı ... yönünden zamanaşımı nedeniyle reddine, diğer davalılar yönünden kanunda öngörülen …
… ilk iki yıl ödemesiz sonrasında her yıl belirtilen taksit miktarı üzerinden ödemelerin yapılacağını, taksit tarihinde herhangi bir ödeme yapılmadığı andan itibaren «asıl alacak» ve ferilerinin «muaccel» hale geleceğini, alacak muaccel hale geldikten sonra müvekkili tarafından haklı olarak «cebri icra» yoluna başvurulduğunu, icra takibi ile «zamanaşımının» kesildiğini ve yeni bir süre işlemeye başladığını, itirazın iptali davasının alacağın tahsili amacıyla gidilebilecek tek yol olmadığını, müvekkili bankanın genel hükümler çerçevesinde dava yolunu tercih ettiğini, yasadan doğan hakkın zamanaşımı süresi içerisinde kullanılabileceğini, bunun «hakkın kötüye kullanılması» olarak nitelendirilemeyeceğini, dava konusu alacağın zamanaşımına uğramadığını, muaccel olduğu tarih itibarıyla icra takibine konu olduğunu, yasal süreler içerisin …
6098 sayılı Kanun'un 157 nci maddesi uyarınca «zamanaşımı», icra takibiyle kesilmişse, alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlayacağı için davacı-alacaklı tarafından icra dosyasında yapılan en «son» işlem tarihi olan 16.06.2009 tarihinde zamanaşımı kesilerek yeniden işlemeye başladığından «arabulucuya başvurma» tarihi olan 26.04.2019'dan sonra 17.06.2019 tarihinde temel ilişkiye dayalı olarak açılan alacak davasında 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:peşin harç · cebri icra · ödeme emri tebliği · dosyanın işlemden kaldırılması · ödeme emri · takipsizlik kararı · kefalet sözleşmesi · başvurma harcı
Benzer bu karardaHaciz isteme hakkı, «ödeme emrinin tebliği» tarihinden itibaren bir yıl geçmekle düşer.
Takip ilama dayalı değil ise yeniden «başvurma harcı» ve «peşin harç» alınır ve bu harçlar borçluya yükletilemez.
Yeniden «ödeme emri tebliğ» edilmez.
… ilk iki yıl ödemesiz sonrasında her yıl belirtilen taksit miktarı üzerinden ödemelerin yapılacağını, taksit tarihinde herhangi bir ödeme yapılmadığı andan itibaren «asıl alacak» ve ferilerinin «muaccel» hale geleceğini, alacak muaccel hale geldikten sonra müvekkili tarafından haklı olarak «cebri icra» yoluna başvurulduğunu, icra takibi ile «zamanaşımının» kesildiğini ve yeni bir süre işlemeye başladığını, itirazın iptali davasının alacağın tahsili amacıyla gidilebilecek tek yol olmadığını, müvekkili bankanın genel hükümler çerçevesinde dava yolunu tercih ettiğini, yasadan doğan hakkın zamanaşımı süresi içerisinde kullanılabileceğini, bunun «hakkın kötüye kullanılması» olarak nitelendirilemeyeceğini, dava konusu alacağın zamanaşımına uğramadığını, muaccel olduğu tarih itibarıyla icra takibine konu olduğunu, yasal süreler içerisin …
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/10174 E. 2014/19135 K.
Ortak:zamanaşımı · dava şartı · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaİlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davaya konu alacağın 04.09.2006 tarihli «kredi sözleşmeden» kaynaklandığı ve bu alacak için davacı banka tarafından davalılara yönelik Batman İcra Müdürlüğü'nün 2009/ 78 E. sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığı, TBK. uyarınca yapılan icra takibi alacak hakkındaki «zamanaşımı» süresini kesiyor ise de, hakkın kullanımının «dürüstlük kuralına» da uyması gerektiği ve kötüye kullanılan hakkın kanun tarafından korunmayacağı, icra takibini ilerleten en «son» işlemin 24.06.2009 tarihinde yapılmış olduğu ve davanın ise 17.06.2019 tarihinde 10 yıllık süre dolmadan açıldığı anlaşılıyor ise de, davacı tarafın icra takibini başlatmaktaki maksadının salt işleyen zamanaşımı süresini kesmek amacıyla kanunun kendisine tanımış olduğu «hakkı kötüye kullanmak» amacıyla yapıldığı zira; davacının «tacir» olması ve basiretli iş adamı gibi davranması gerektiği, her ne kadar «itirazın iptali davası» açılmamış olması genel mahkemelerde «alacak davası» açmaya engel değil ise de davacının yapmış olduğu takibin kötü niyetli olduğu ve alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… atiflere Kullandırılacak Kredilere İlişkin Yönetmek hükümleri uyarınca verilen krediye ilişkin olduğu, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın on yıllık «zamanaşımına» tabi olduğu,dava konusu 04/09/2006 tarihli ortaklar sözleşmesi uyarınca davalı ...'ye 7 yıl vadeli 23.820,00 TL kredi verildiği, sözleşmenin 16. maddesinde kredi geri «ödeme planının» düzenlendiği, geri ödeme tablosu uyarınca 31/08/2007 «vade tarihinin» ödemesiz olduğu, 31/08/2008 vade tarihinde kredi ana para ödemesi olmadığı ancak 1.191,00 TL faiz ödemesi olduğu, sözleşmenin 12. maddesinde de; borçlular, krediyle ilgili 16. maddedeki geri ödeme tablosunda belirtilen ödemesiz dönem faizi, yıllık faiz veya kredi taksitini vadesinde geri ödemeyi, faizlerden veya kredi taksitlerinden herhangi birinin vadesinde veya üç aylık bekleme süresinde ödenmemesi durumunda bütün borçların «muaccel» hale geleceğini ve muaccel hale gelen borçlarını da 3095 sayılı Kanuna göre belirlenen faiz oranı ve diğer «masraflarla» birlikte Ziraat Bankasına ödemeyi «taahhüt» ettiği, bu itibarla, ödemesiz dönem faizi, taksit kabul edilerek işlem yapılacağı öngörüldüğünden, dava konusu sözleşme uyarınca ödeme yapılması gereken ilk vade tarihinin sadece faiz ödemesi öngörülen 31/08/2008 tarihi olduğu ve bu tarihe eklenecek 3 aylık bekleme süresi sonunda borcun muaccel olacağı, bu durumda zamanaşımı süresinin 01/12/2008 tarihinde işlemeye başlayacağı, dava konusu alacak için «ilamsız icra takibi» yapılmış ise de, davacı vekilince süresi içerisinde açılmış bir «itirazın iptali davası» bulunmadığından ve 1 yıllık süre geçtiğinden davacının yapmış olduğu icra takibi düşmüş olup yapılan icra takibinin somut olayda zamanaşımını kesen bir etkisi bulunmadığı, borcun muacceliyet tarihinden dava tarihine kadar BK'nın 132 ve 133. (TBK'nın 153 ve 154.) maddelerinde düzenlenen zamanaşımını kesen veya durduran bir durum bulunmadığı, davaya konu alacağın tabi olduğu 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 24/04/2019 tarihinde «arabuluculuk» bürosuna başvurulduğu ve 17/06/2019 tarihinde davanın açıldığı, bu suretle alacağın zamanaşımına uğradığı, TBK’nın 152. maddesi uyarınca buna bağlı faiz alacağının da zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla asıl borçlu davalı ... hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak diğer davalıların sözleşmeyi «kefil» sıfatıyla imzalamış olmaları nedeniyle sorumluluklarının TBK'nın 598. maddesi uyarınca 10 yılı geçmekle kendiliğinden ortadan kalkacağı gerekçesi ile davanın reddi gerekirken, mahkemece, bu davalılar yönünden de davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği, dava şartı olan arabuluculukta, tarafların anlaşmaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan «arabuluculuk ücretinin» re'sen «yargılama gideri» olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmadığı gerekçesiyle davacı vekilince ileri sürülen istinaf nedenlerinin reddine, «kamu düzeni» yönünden re'sen 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın, davalı ... yönünden zamanaşımı nedeniyle red …
Bölge adliye mahkemesince asıl borçlu hakkında yapılan icra takibinin «zamanaşımını» kesmediği, icra takibinin «kötüniyetli» yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda1-Dava, «anonim şirket» hisse devir bedeli olarak ödenen paranın iadesi ile «kar payı alacağının» tahsili istemlerine ilişkin olup, mahkemece davalı ... yönünden davanın reddine, diğer davalı şirket yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiş, Dairemizce de davacının diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş ve karar sadece «ıslah» edilen kısım bakımından davalı şirket hakkındaki talebin, 818 sayılı BK'nın 133. ve TBK'nın 154. maddeleri uyarınca «zamanaşımının» «kısmi ödeme» karşısında kesilip kesilmediği hususu tartışılmaksızın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kar payı alacağı · kısmi ödeme · kâr payı alacağı · kar payı · anonim şirket · hukuki yarar · kâr payı · ıslah
Benzer bu kararda1-Dava, «anonim şirket» hisse devir bedeli olarak ödenen paranın iadesi ile «kar payı alacağının» tahsili istemlerine ilişkin olup, mahkemece davalı ... yönünden davanın reddine, diğer davalı şirket yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiş, Dairemizce de davacının diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş ve karar sadece «ıslah» edilen kısım bakımından davalı şirket hakkındaki talebin, 818 sayılı BK'nın 133. ve TBK'nın 154. maddeleri uyarınca «zamanaşımının» «kısmi ödeme» karşısında kesilip kesilmediği hususu tartışılmaksızın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.
Somut uyuşmazlıkta ise yukarıda da açıklandığı üzere, davalı ... hakkındaki davanın reddine karar verilip anılan davalı tarafından temyiz isteminde bulunulmadığından ve karar Dairemizce sadece davalı şirket aleyhine bozulduğundan, davalı ...'ın karar düzeltme isteminde bulunmasında «hukuki yararı» yoktur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/2398 E. 2022/6376 K.
Ortak:arabuluculuk ücreti · arabuluculuk başvurusu · zamanaşımının kesilmesi · arabuluculuk · itirazın iptali davası · ilamsız icra takibi · muacceliyet · kamu düzeni · dava şartı · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz kararda… atiflere Kullandırılacak Kredilere İlişkin Yönetmek hükümleri uyarınca verilen krediye ilişkin olduğu, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın on yıllık «zamanaşımına» tabi olduğu,dava konusu 04/09/2006 tarihli ortaklar sözleşmesi uyarınca davalı ...'ye 7 yıl vadeli 23.820,00 TL kredi verildiği, sözleşmenin 16. maddesinde kredi geri «ödeme planının» düzenlendiği, geri ödeme tablosu uyarınca 31/08/2007 «vade tarihinin» ödemesiz olduğu, 31/08/2008 vade tarihinde kredi ana para ödemesi olmadığı ancak 1.191,00 TL faiz ödemesi olduğu, sözleşmenin 12. maddesinde de; borçlular, krediyle ilgili 16. maddedeki geri ödeme tablosunda belirtilen ödemesiz dönem faizi, yıllık faiz veya kredi taksitini vadesinde geri ödemeyi, faizlerden veya kredi taksitlerinden herhangi birinin vadesinde veya üç aylık bekleme süresinde ödenmemesi durumunda bütün borçların «muaccel» hale geleceğini ve muaccel hale gelen borçlarını da 3095 sayılı Kanuna göre belirlenen faiz oranı ve diğer «masraflarla» birlikte Ziraat Bankasına ödemeyi «taahhüt» ettiği, bu itibarla, ödemesiz dönem faizi, taksit kabul edilerek işlem yapılacağı öngörüldüğünden, dava konusu sözleşme uyarınca ödeme yapılması gereken ilk vade tarihinin sadece faiz ödemesi öngörülen 31/08/2008 tarihi olduğu ve bu tarihe eklenecek 3 aylık bekleme süresi sonunda borcun muaccel olacağı, bu durumda zamanaşımı süresinin 01/12/2008 tarihinde işlemeye başlayacağı, dava konusu alacak için «ilamsız icra takibi» yapılmış ise de, davacı vekilince süresi içerisinde açılmış bir «itirazın iptali davası» bulunmadığından ve 1 yıllık süre geçtiğinden davacının yapmış olduğu icra takibi düşmüş olup yapılan icra takibinin somut olayda zamanaşımını kesen bir etkisi bulunmadığı, borcun muacceliyet tarihinden dava tarihine kadar BK'nın 132 ve 133. (TBK'nın 153 ve 154.) maddelerinde düzenlenen zamanaşımını kesen veya durduran bir durum bulunmadığı, davaya konu alacağın tabi olduğu 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 24/04/2019 tarihinde «arabuluculuk» bürosuna başvurulduğu ve 17/06/2019 tarihinde davanın açıldığı, bu suretle alacağın zamanaşımına uğradığı, TBK’nın 152. maddesi uyarınca buna bağlı faiz alacağının da zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla asıl borçlu davalı ... hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak diğer davalıların sözleşmeyi «kefil» sıfatıyla imzalamış olmaları nedeniyle sorumluluklarının TBK'nın 598. maddesi uyarınca 10 yılı geçmekle kendiliğinden ortadan kalkacağı gerekçesi ile davanın reddi gerekirken, mahkemece, bu davalılar yönünden de davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği, dava şartı olan arabuluculukta, tarafların anlaşmaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan «arabuluculuk ücretinin» re'sen «yargılama gideri» olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmadığı gerekçesiyle davacı vekilince ileri sürülen istinaf nedenlerinin reddine, «kamu düzeni» yönünden re'sen 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın, davalı ... yönünden zamanaşımı nedeniyle red …
TBK 157. maddesi uyarınca «zamanaşımı», icra takibiyle kesilmişse, alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlayacağı için davacı-alacaklı tarafında icra dosyasında yapılan en «son» işlem tarihi olan 18.06.2009 tarihinde zamanaşımı kesilerek yeniden işlemeye başladığından «arabulucuya başvurma» tarihi olan 24.04.2019 dan sonra 17.06.2019 tarihinde temel ilişkiye dayalı olarak açılan alacak davasında 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davaya konu alacağın 04.09.2006 tarihli «kredi sözleşmeden» kaynaklandığı ve bu alacak için davacı banka tarafından davalılara yönelik Batman İcra Müdürlüğü'nün 2009/ 78 E. sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığı, TBK. uyarınca yapılan icra takibi alacak hakkındaki «zamanaşımı» süresini kesiyor ise de, hakkın kullanımının «dürüstlük kuralına» da uyması gerektiği ve kötüye kullanılan hakkın kanun tarafından korunmayacağı, icra takibini ilerleten en «son» işlemin 24.06.2009 tarihinde yapılmış olduğu ve davanın ise 17.06.2019 tarihinde 10 yıllık süre dolmadan açıldığı anlaşılıyor ise de, davacı tarafın icra takibini başlatmaktaki maksadının salt işleyen zamanaşımı süresini kesmek amacıyla kanunun kendisine tanımış olduğu «hakkı kötüye kullanmak» amacıyla yapıldığı zira; davacının «tacir» olması ve basiretli iş adamı gibi davranması gerektiği, her ne kadar «itirazın iptali davası» açılmamış olması genel mahkemelerde «alacak davası» açmaya engel değil ise de davacının yapmış olduğu takibin kötü niyetli olduğu ve alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaKızıdere'nin asıl borçlu, diğer davalıların ve dava dışı S.S Batman-Beşiri-İnpınarı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi'nin ise müşterek ve «müteselsil kefil» oldukları, sözleşme ile davacı banka tarafından davalı asıl borçlu Abdi Kızıldre'ye 23.820,00 TL kredi tahsis edildiği, birinci yıl geri ödeme yapılmayacağının, ikinci yıl 31/08/2008 «vade» tarihinde 1.191,00 TL faiz ödemesi yapılacağının kararlaştırıldığı, Beşiri İcra Müdürlüğü'nün 2009/74 Esas sayılı dosyası ile davacı tarafından 28/05/2009 tarihinde, 18/08/2005 ve 04/09/2006 tarihli ortaklar sözleşmeleri uyarınca 35.622,34 TL «asıl alacak», 2.547,00 TL «işlemiş faiz», 127,35 TL BSMV olmak üzere toplam 38.296,69 TL alacağın tahsili için davalılar aleyhine «ilamsız icra takibi» başlatıldığı, davalılar vekilince 12/06/2009 tarihinde «borca itiraz» edildiği, itiraz dilekçesinin davacı-alacaklı «vekiline tebliğ» olduğu, davacı vekilince «itirazın iptali davası» açıldığına dair herhangi bir belge sunulmadığı, icra dosyasında da bu yönde bir derkenar notunun bulunmadığı, dava konusu alacak için davacı tarafça Beşiri İcra Müdürlüğü'nün 2009/74 Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi yapılmış ise de davacı vekilince süresi içinde açılmış bir itirazın iptali davası bulunmadığından ve 1 yıllık süre geçtiğinden davacının yapmış olduğu ilamsız icra takibi düşmüş olup yapılan icra takibinin somut olayda «zamanaşımını» kesen bir etkisi bulunmadığı, davanın davalı asıl borçlu ... yönünden zamanaşımı süresi dolduğundan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı ve davacı tarafça yapılan icra takibinin zamanaşımı süresini kestiği ve «son» işlem tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğu yönündeki yanılgılı gerekçeyle reddine karar verilmesi yerinde görülmediği, Somut olayda, davanın, kefil durumunda olan davalılar ... ve ... hakkında sözleşme tarihi olan 04/09/2006 tarihinden itibaren 10 yıllık süre içinde açılması gerekirken bu süre geçtikten sonra 14/06/2019 tarihinde açıldığı, mahkemece davanın, kefil olan bu davalılar yönünden, yasada öngörülen 10 yıllık süre içinde açılmadığı ve sürenin kesilmesinin de söz konusu olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle, adı geçen davalılar yönünden de asıl borçlunun tabi olduğu «genel zamanaşımı» süresinin geçerli olduğu ve icra takibi nedeniyle kesilip son işlem tarihine göre bu sürenin dolduğu şeklindeki yanılgılı gerekçeyle reddine karar verilmesi yerinde görülmediği, ayrıca somut olayda, dava şartı olan «arabuluculukta», tarafların anlaşamaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan «arabuluculuk ücretinin» re'sen «yargılama gideri» olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve «yargılama giderlerinden» sayılan arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmaması da yerinde görülmediği, bu nedenlerle , davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemekle birlikte, «kamu düzeni» de gözetilerek resen yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-b-2 gereğince yerel mahkeme kararının «gerekçesi düzeltilerek», davanın, davalı ... yönünden zamanaşımı süresinin 01/12/2018 tarihinde dolması ve davanın zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılması nedeniyle reddine; diğer dava …
İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davanın tarımsal «kredi sözleşmesinden» kaynaklı alacak talebine ilişkin olduğu, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın on yıllık «zamanaşımına» tabi olduğu, «sözleşmeden doğan» alacaklarda zamanaşımının alacağın «muaccel» olduğu anda işlemeye başlayacağı, icra takibi yapılmasının zamanaşımını kesen nedenlerden olduğu, «zamanaşımının kesilmesi» halinde ise yeni bir sürenin işlemeye başlayacağı, davacı ile davalı ... arasında 04/09/2006 tarihinde tarımsal kredi sözleşmesinin yapıldığı, diğer davalıların ise «kefil» sıfatıyla sözleşmeyi imzaladıkları, davalı ...'nin borcunu «ifa» etmemesi nedeniyle davacı tarafından Beşiri İcra Müdürlüğü'nün 2009/74 Esas sayılı takip dosyası ile 29/05/2009 tarihinde davalılara karşı «ilamsız takip» başlatıldığı, icra takibinde davacı tarafından yapılan «son» işlem tarihinin 11/06/2009 olduğu, bu tarihten sonra icra takibini ilerletmek amacıyla bir iş, işlem veya talebin bulunmadığı, iş bu davanın 14/06/2019 tarihinde a …
Mahkemece, alacağın «zamanaşımına» uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacının istinaf istemi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; davaya konu alacak nedeniyle «ilamsız icra takibi» yapılmış ise de, borçlular tarafından takibe itiraz edilmesine rağmen süresi içerisinde «itirazın iptali davası» açılmadığından icra takibinin düştüğü, bu nedenle somut olayda yapılan icra takibinin zamanaşımını kesen bir etkisi bulunmadığı gerekçesiyle asıl borçlu yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, davalı «kefiller» yönünden de yasanın öngördüğü 10 yıllık süre de açılmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ilamsız takip · genel zamanaşımı · gerekçenin düzeltilmesi · borca itiraz · ödeme emri · işlemden kaldırma · vekile tebliğ · sözleşmeden doğan dava
Benzer bu karardaKızıdere'nin asıl borçlu, diğer davalıların ve dava dışı S.S Batman-Beşiri-İnpınarı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi'nin ise müşterek ve «müteselsil kefil» oldukları, sözleşme ile davacı banka tarafından davalı asıl borçlu Abdi Kızıldre'ye 23.820,00 TL kredi tahsis edildiği, birinci yıl geri ödeme yapılmayacağının, ikinci yıl 31/08/2008 «vade» tarihinde 1.191,00 TL faiz ödemesi yapılacağının kararlaştırıldığı, Beşiri İcra Müdürlüğü'nün 2009/74 Esas sayılı dosyası ile davacı tarafından 28/05/2009 tarihinde, 18/08/2005 ve 04/09/2006 tarihli ortaklar sözleşmeleri uyarınca 35.622,34 TL «asıl alacak», 2.547,00 TL «işlemiş faiz», 127,35 TL BSMV olmak üzere toplam 38.296,69 TL alacağın tahsili için davalılar aleyhine «ilamsız icra takibi» başlatıldığı, davalılar vekilince 12/06/2009 tarihinde «borca itiraz» edildiği, itiraz dilekçesinin davacı-alacaklı «vekiline tebliğ» olduğu, davacı vekilince «itirazın iptali davası» açıldığına dair herhangi bir belge sunulmadığı, icra dosyasında da bu yönde bir derkenar notunun bulunmadığı, dava konusu alacak için davacı tarafça Beşiri İcra Müdürlüğü'nün 2009/74 Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi yapılmış ise de davacı vekilince süresi içinde açılmış bir itirazın iptali davası bulunmadığından ve 1 yıllık süre geçtiğinden davacının yapmış olduğu ilamsız icra takibi düşmüş olup yapılan icra takibinin somut olayda «zamanaşımını» kesen bir etkisi bulunmadığı, davanın davalı asıl borçlu ... yönünden zamanaşımı süresi dolduğundan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı ve davacı tarafça yapılan icra takibinin zamanaşımı süresini kestiği ve «son» işlem tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğu yönündeki yanılgılı gerekçeyle reddine karar verilmesi yerinde görülmediği, Somut olayda, davanın, kefil durumunda olan davalılar ... ve ... hakkında sözleşme tarihi olan 04/09/2006 tarihinden itibaren 10 yıllık süre içinde açılması gerekirken bu süre geçtikten sonra 14/06/2019 tarihinde açıldığı, mahkemece davanın, kefil olan bu davalılar yönünden, yasada öngörülen 10 yıllık süre içinde açılmadığı ve sürenin kesilmesinin de söz konusu olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle, adı geçen davalılar yönünden de asıl borçlunun tabi olduğu «genel zamanaşımı» süresinin geçerli olduğu ve icra takibi nedeniyle kesilip son işlem tarihine göre bu sürenin dolduğu şeklindeki yanılgılı gerekçeyle reddine karar verilmesi yerinde görülmediği, ayrıca somut olayda, dava şartı olan «arabuluculukta», tarafların anlaşamaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan «arabuluculuk ücretinin» re'sen «yargılama gideri» olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve «yargılama giderlerinden» sayılan arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmaması da yerinde görülmediği, bu nedenlerle , davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemekle birlikte, «kamu düzeni» de gözetilerek resen yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-b-2 gereğince yerel mahkeme kararının «gerekçesi düzeltilerek», davanın, davalı ... yönünden zamanaşımı süresinin 01/12/2018 tarihinde dolması ve davanın zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılması nedeniyle reddine; diğer dava …
İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davanın tarımsal «kredi sözleşmesinden» kaynaklı alacak talebine ilişkin olduğu, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın on yıllık «zamanaşımına» tabi olduğu, «sözleşmeden doğan» alacaklarda zamanaşımının alacağın «muaccel» olduğu anda işlemeye başlayacağı, icra takibi yapılmasının zamanaşımını kesen nedenlerden olduğu, «zamanaşımının kesilmesi» halinde ise yeni bir sürenin işlemeye başlayacağı, davacı ile davalı ... arasında 04/09/2006 tarihinde tarımsal kredi sözleşmesinin yapıldığı, diğer davalıların ise «kefil» sıfatıyla sözleşmeyi imzaladıkları, davalı ...'nin borcunu «ifa» etmemesi nedeniyle davacı tarafından Beşiri İcra Müdürlüğü'nün 2009/74 Esas sayılı takip dosyası ile 29/05/2009 tarihinde davalılara karşı «ilamsız takip» başlatıldığı, icra takibinde davacı tarafından yapılan «son» işlem tarihinin 11/06/2009 olduğu, bu tarihten sonra icra takibini ilerletmek amacıyla bir iş, işlem veya talebin bulunmadığı, iş bu davanın 14/06/2019 tarihinde a …
6100 sayılı HMK’nın 150. maddesinde, «işlemden kaldırıldığı» tarihten itibaren 3 ay içerisinde «yenilenmeyen» davanın açılmamış sayılacağı düzenlenmiş olup, aynı maddenin 7. fıkrasında ise, her ne sebeple olursa olsun «açılmamış sayılmasına» karar verilen davadaki talebin dahi vaki olmayacağı düzenlemiştir.
Ancak İcra Hukukunda, 6100 sayılı HMK’nın 150. maddesi anlamında takibin «açılmamış sayılmasına» dair bir kurum bulunmadığından, gerek «itirazın iptali davası» açılmaması gerekse de takip dosyasının «işlemden kaldırılması» sebebiyle, takibin hiç yapılmamış gibi kabul edilmesine imkan bulunmamaktadır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/2377 E. , 2022/6698 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Batman 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 25.02.2020 tarih ve 2019/193 E- 2020/158 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin reddine dair Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nce verilen 10.12.2020 tarih ve 2020/1447 E- 2020/1153 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; 06/07/2001 tarih ve 24474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Tarımsal Amaçlı Kooperatiflere Kullandırılacak Kredilere İlişkin Yönetmelik kapsamında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bütçesine konan ödenekten ortakların mülkiyetinde uygulanmak üzere S.S.Batman-Beşiri-[…]T.K. 300 başlık damızlık sığır yetiştiriciliği projesinden yararlanan davalı ... ile müvekkili banka arasında 04/09/2006 tarihinde S.S.Batman Beşiri […]K.K Ortaklar Mülkiyetinde Proje Uygulayan Kooperatiflerin Ortaklardan Alınan Taahhütname ve Borçlanma Sözleşmesi tanzim edildiğini, sözleşmeyi ...'nin asıl borçlu, ... ve ...'nin ise müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıklarını, ancak borçluların sorumluluklarını yerine getirmediklerini ileri sürerek, fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak kaydı ile 72.875,10-TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili; davacı ile müvekkilleri arasında imzalanmış genel kredi sözleşmesi bulunmadığını, müvekkillerinin böyle bir kredi kullanmadıklarını, davaya konu sözleşmenin 04/09/2006 tarihli olduğu ve alacağın zamanaşımına uğradığını, sözleşmenin 12. maddesinde 3 aylık bekleme süresine ilişkin hüküm bulunduğunu ve bu sürenin akabinde bütün borçların muaccel hale geleceğinin düzenlendiğini, sözleşme tarihi ve ilk ödeme vadesine göre alacağın zamanaşımına uğramış olduğunu, kefalet sözleşmesinin kanuna uygun düzenlenmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davaya konu alacağın 04.09.2006 tarihli kredi sözleşmeden kaynaklandığı ve bu alacak için davacı banka tarafından davalılara yönelik Batman İcra Müdürlüğü'nün 2009/ 78 E. sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığı, TBK. uyarınca yapılan icra takibi alacak hakkındaki zamanaşımı süresini kesiyor ise de, hakkın kullanımının dürüstlük kuralına da uyması gerektiği ve kötüye kullanılan hakkın kanun tarafından korunmayacağı, icra takibini ilerleten en son işlemin 24.06.2009 tarihinde yapılmış olduğu ve davanın ise 17.06.2019 tarihinde 10 yıllık süre dolmadan açıldığı anlaşılıyor ise de, davacı tarafın icra takibini başlatmaktaki maksadının salt işleyen zamanaşımı süresini kesmek amacıyla kanunun kendisine tanımış olduğu hakkı kötüye kullanmak amacıyla yapıldığı zira;
davacının tacir olması ve basiretli iş adamı gibi davranması gerektiği, her ne kadar itirazın iptali davası açılmamış olması genel mahkemelerde alacak davası açmaya engel değil ise de davacının yapmış olduğu takibin kötü niyetli olduğu ve alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi'nce; dava konusu uyuşmazlığın 26/07/2001 tarihli ve 24474 sayılı Resmi Gazetede yürürlüğe giren Tarımsal Amaçlı Kooperatiflere Kullandırılacak Kredilere İlişkin Yönetmek hükümleri uyarınca verilen krediye ilişkin olduğu, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğu,dava konusu 04/09/2006 tarihli ortaklar sözleşmesi uyarınca davalı ...'ye 7 yıl vadeli 23.820,00 TL kredi verildiği, sözleşmenin 16. maddesinde kredi geri ödeme planının düzenlendiği, geri ödeme tablosu uyarınca 31/08/2007 vade tarihinin ödemesiz olduğu, 31/08/2008 vade tarihinde kredi ana para ödemesi olmadığı ancak 1.191,00 TL faiz ödemesi olduğu, sözleşmenin 12.
maddesinde de; borçlular, krediyle ilgili 16. maddedeki geri ödeme tablosunda belirtilen ödemesiz dönem faizi, yıllık faiz veya kredi taksitini vadesinde geri ödemeyi, faizlerden veya kredi taksitlerinden herhangi birinin vadesinde veya üç aylık bekleme süresinde ödenmemesi durumunda bütün borçların muaccel hale geleceğini ve muaccel hale gelen borçlarını da 3095 sayılı Kanuna göre belirlenen faiz oranı ve diğer masraflarla birlikte Ziraat Bankasına ödemeyi taahhüt ettiği, bu itibarla, ödemesiz dönem faizi, taksit kabul edilerek işlem yapılacağı öngörüldüğünden, dava konusu sözleşme uyarınca ödeme yapılması gereken ilk vade tarihinin sadece faiz ödemesi öngörülen 31/08/2008 tarihi olduğu ve bu tarihe eklenecek 3 aylık bekleme süresi sonunda borcun muaccel olacağı, bu durumda zamanaşımı süresinin 01/12/2008 tarihinde işlemeye başlayacağı, dava konusu alacak için ilamsız icra takibi yapılmış ise de, davacı vekilince süresi içerisinde açılmış bir itirazın iptali davası bulunmadığından ve 1 yıllık süre geçtiğinden davacının yapmış olduğu icra takibi düşmüş olup yapılan icra takibinin somut olayda zamanaşımını kesen bir etkisi bulunmadığı, borcun muacceliyet tarihinden dava tarihine kadar BK'nın 132 ve 133.
(TBK'nın 153 ve 154.) maddelerinde düzenlenen zamanaşımını kesen veya durduran bir durum bulunmadığı, davaya konu alacağın tabi olduğu 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 24/04/2019 tarihinde arabuluculuk bürosuna başvurulduğu ve 17/06/2019 tarihinde davanın açıldığı, bu suretle alacağın zamanaşımına uğradığı, TBK’nın 152. maddesi uyarınca buna bağlı faiz alacağının da zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla asıl borçlu davalı ... hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak diğer davalıların sözleşmeyi kefil sıfatıyla imzalamış olmaları nedeniyle sorumluluklarının TBK'nın 598. maddesi uyarınca 10 yılı geçmekle kendiliğinden ortadan kalkacağı gerekçesi ile davanın reddi gerekirken, mahkemece, bu davalılar yönünden de davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği, dava şartı olan arabuluculukta, tarafların anlaşmaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan arabuluculuk ücretinin re'sen yargılama gideri olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmadığı gerekçesiyle davacı vekilince ileri sürülen istinaf nedenlerinin reddine, kamu düzeni yönünden re'sen 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın, davalı ...
yönünden zamanaşımı nedeniyle reddine, davalılar ... ve ... yönünden ise kanunda öngörülen yasal sorumluluk süresi dolduğundan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına ve davalı kefiller yönünden verilen kararda bir isabetsizlik görülmemesine göre davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, davalılara kullandırılan kredinin tahsili talebidir. Bölge adliye mahkemesince asıl borçlu hakkında yapılan icra takibinin zamanaşımını kesmediği, icra takibinin kötüniyetli yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Zamanaşımı süresi içinde alacaklı istemde bulunmazsa, alacağın dayalı olduğu maddi hak sona ermemekte, sadece alacağı talep etme hakkı düşmektedir. Zamanaşımı süresi kesildiği takdirde, kesilmiş olduğu tarihten itibaren yeniden işlemeye başlayacaktır. Zamanaşımını kesen nedenler, 818 sayılı mülga BK 133. maddede (TBK 154. madde) sınırlı sayıda belirtilmiştir. Mülga BK 133. maddesi (TBK 154. madde) uyarınca, alacaklı icra takibinde bulunmuşsa zamanaşımı süresi kesilir.
Somut olayda davacı, dava konusu 04.09.2006 tarihli ortaklar sözleşmesine dayanarak 29.05.2009 tarihinde icra takibi başlatmış olup 6098 sayılı TBK'nın 154/2 (818 sayılı BK'nın 133/2.) maddesi uyarınca zamanaşımı kesilmiştir. Davacı banka vekili icra takip dosyasında en son 18.06.2009 tarihinde işlem yapmıştır. TBK 157. maddesi uyarınca zamanaşımı, icra takibiyle kesilmişse, alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlayacağı için davacı-alacaklı tarafında icra dosyasında yapılan en son işlem tarihi olan 18.06.2009 tarihinde zamanaşımı kesilerek yeniden işlemeye başladığından arabulucuya başvurma tarihi olan 24.04.2019 dan sonra 17.06.2019 tarihinde temel ilişkiye dayalı olarak açılan alacak davasında 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır.
Bu durumda mahkemece işin esasına girilip ulaşılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde asıl borçlu yönünden zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 05/10/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/838817200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz