Cezai şart belirlenirken sözleşmedeki cezai şart ve feragat hükümleri değerlendirilmelidir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/6317 E. 2022/3482 K. · · İlk derece: İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Bir bayilik ilişkisinde alım taahhüdünün ihlali nedeniyle cezai şart talep edildiğinde, mahkeme cezai şart miktarını sözleşme ve protokoldeki cezai şart ile hakların kullanılmamasının feragat sayılmayacağına dair hükümleri değerlendirerek belirlemelidir; bu hükümler tartışılmadan verilen kısmi kabul kararı bozmayı gerektirir. Menfi tespit davasında dava konusu borcun ödenmesi ve teminatın iadesiyle dava konusuz kalır.
Ele alınan sorunlar
Cezai şart alacağının belirlenmesinde sözleşme hükümlerinin değerlendirilmesi → kabul
İddia: Birleşen davada davacı, alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şart alacağının yalnız son yıla hasren değil sözleşme kapsamında tam olarak hüküm altına alınması gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Taraflar arasındaki 02.05.2011 tarihli Bayilik Protokolü'nün 3.1.4. maddesinde satış yükümlülükleri düzenlenmiş, bayi ayrıca satış taahhütnamesi imzalamış, protokolün 4. maddesinde cezai şart öngörülmüş, 5.2. maddesinde ise satıcı lehine doğan haklardan bazılarının zamanında kullanılmamasının feragat sayılmayacağı; aynı tarihli Bayilik Sözleşmesinin 47. maddesinde de cezai şarta ilişkin düzenleme yer almıştır. Bilirkişi raporuyla bayinin taahhütlerine aykırı davrandığı saptandığına göre, mahkemece cezai şart talebi bu protokol ve sözleşme hükümleri üzerinde değerlendirme yapılarak sonuca bağlanması gerekirken, bu hükümler tartışılmadan yazılı gerekçeyle cezai şart talebinin kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Ödeme ile menfi tespit ve cari hesap davalarının konusuz kalması ve borçlunun itirazları → ret
İddia: Asıl davada davacı-birleşen davada davalı, cezai şart borcunun bulunmadığını, ödeme sonrası ihtirazi kayıtsız tahsil ve teminatın iadesiyle alacaktan vazgeçildiğini ileri sürerek itiraz etmiştir.
Gerekçe: Dava konusu borcun dava sırasında ödenmesi ve asıl davaya konu teminat mektubunun iade edilmesiyle menfi tespit davası; birleşen davadaki cari hesap alacağının da ödenmesiyle o dava konusuz kalmıştır; bu davalar yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Cezai şart yönünden ise alım taahhüdüne aykırılık sabit olduğundan borçlunun cezai şart yükümlülüğü doğmuş olup, borçlunun bu yöndeki itirazları yerinde görülmemiştir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Emsal değeri
Cezai şart belirlenirken sözleşmedeki cezai şart hükümleri ile hakların zamanında kullanılmamasının feragat sayılmayacağına ilişkin düzenlemelerin değerlendirilmesi gerektiği yönünden emsal değer taşır.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
cezai şart↗ bayilik sözleşmesi / bayilik protokolü↗ haktan feragat sayılmama kaydı↗ menfi tespit↗ davanın konusuz kalması↗ alım taahhüdü↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/5618 E. 2023/7136 K.
Ortak:alım taahhüdü · cezai şart · Cezai Şart
İncelediğiniz kararda2-Asıl dava, «bayilik sözleşmesi» kapsamında karşı tarafa verilen «teminat mektubunun» iadesi ve borçlu olmadığının tespiti istemine; birleşen dava, bayilik sözleşmesinden kaynaklı «cari hesap alacağı» ve «alım taahhüdünün» yerine getirilmemesi nedeniyle «cezai şart» istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemesince; asıl davanın ve birleşen davadaki «cari hesap alacağına» ilişkin «davanın konusu» kalmadığından karar «verilmesine yer olmadığına», birleşen davadaki «cezai şart» talebi yönünden, önceki yıllara ilişkin davacıya gönderilen «ihtar» bulunmadığından yalnızca «son» yıl için yerine getirilmeyen «alım taahhüdü» nedeniyle cezai şart talep edilebileceği gerekçesiyle bu talebin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
A.Ş'ye 04.08.2016 tarihinde 20.180,79 TL «cari hesap alacağının» ve «vade farkı faturası» tutarı 19.866,31 TL olmak üzere 40.000.- TL «havale» ile ödeme yapıldığı,yapılan ödeme sonucunda davacının «menfi tespitini» istediği borcu ödediği, davalı tarafından da «teminat mektubunun» iade edildiği, birleşen davaya konu cari hesap alacağının ödendiği bu nedenle konusuz kaldığı gerekçesiyle esas hakkında karar «verilmesine yer olmadığına», birleşen dosya davacısının «cezai şart» istemi konusunda ise; birleşen dosya davalısı tarafından yapılan ödemenin birleşen dosya davacısı tarafından «ihtirazi kayıt» konulmadan kabul edildiği, para alındıktan sonra teminat mektubunun (asıl davaya konu) birleşen dosya davalısına iade edildiği, birleşen dosya davacısının «ticari defter» ve kayıtlarındaki birleşen dosya davalı hesaplarının sıfırlandığı, cezai şart alacağından yapılan tahsilat sonucu vazgeçtiği, alacağın istenebilir olmadığı gerekçe …
Benzer bu karardaTaraflar arasındaki asıl davada «cezai şart» alacağı ile birleşen davadaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Noterliğinin 07.12.2011 tarihli «ihtarnamesi» ile süresinden önce haksız olarak feshedildiğini, bu nedenlerle sözleşmeden ve kanundan kaynaklanan her türlü zarar «ziyanın» tazmini hakları ile fazlaya ilişkin talep ve dava haklarının saklı kalmak kaydıyla, «cezai şart» alacağının sonradan artırılmak sureti ile 20.000,00 USD tutarının, fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden TL karşılığının, «temerrüt» tarihinden itibaren işleyecek bankaların dövize uyguladıkları en yüksek «ticari temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 18.02.2013 tarihli «ıslah» dilekçesi ile 01.03.2006 tarihli sözleşmenin Rekabet Kurumunun tebliği gereğince 18.09.2010 tarihinde sona ermiş olduğu ve bu döneme ilişkin cezai şart taleplerinin 47.720,00 USD olduğu, 20.09.2010 başlangıç tarihli «bayilik sözleşmesinin» ise bayilik sözleşmesinin feshedildiği 01.02.2012 tarihinden başlamak üzere sözleşmenin feshedilmemiş olması halinde devam edeceği, sözleşme bitiş tarihi olan 20.0 …
A.Ş. arasında 01.09.2004, 01.03.2006 ve 20.09.2010 tarihli «bayilik sözleşmeleri» ve «protokol» akdedildiği, sözleşmeye 20.09.2010 tarihli «kefalet sözleşmesi» gereğince davalı ...'in 400.000,00 TL limitle, diğer davalı ...'in 11.03.2009 tarihli kefalet sözleşmesi nedeniyle 70.000,00 TL limitle «kefil» olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafça Çorum 1.Noterliğinin 07.12.2011 tarihli «ihtarname» ile «fesih» edildiği, taraflar arasında «son» olarak yapılan 20.09.2010 tarihli bayilik sözleşmesi imzalanması nedeniyle davacının önceki (01.09.2004, 01.03.2006 tarihli) sözleşmeler nedeniyle ... «cezai şart» alacaklarından vazgeçmiş sayıldığı, davacı Altınbaş Petrol ve Ticaret A.Ş., davalı ...
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:asgari alım taahhüdü · denetime elverişli bilirkişi raporu · akaryakıt bayilik sözleşmesi · vazgeçmiş sayılma · haksız fesih · ticari temerrüt faizi · cari hesap alacağı · takibin durdurulması
Benzer bu kararda… ialar olduğunu, davalı bayinin geçmişte de ekonomik açıdan sıkıntıya düştüğünü, davalı bayiye müvekkili şirket tarafından iyi niyet gösterilmek suretiyle borç ödeme «protokolü» düzenlenmek suretiyle yardım edildiğini, nitekim bu kapsamda düzenlenen protokolün dosyaya daha önce «ibraz» edildiğini, ancak bayinin sürekli olarak müvekkili şirkete karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmekten imtina etmesi, «bayilik sözleşmesi» ve eki niteliğindeki protokol ve «taahhütnamelerde» de belirlenmiş olduğu üzere, müvekkili şirketten ürün tedariki sağlamaması, istasyonda müvekkili şirket kurumsal kimliğini yeterince «temsil» etmediği dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları ile aşikâr olduğunu, kendi edimini yerine getirmeyen basiretli bir «tacirin» karşı tarafın edimini yerine getirmesini talep etmesi haksızlık olacağı gibi «dürüstlük kuralına» da açıkça aykırı olacağını, davalı bayinin üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirip getirmediği noktasında bir değerlendirme yapmaksızın müvekkili şirketin yükümlülüğünü yerine getirmediğinden bahsedilmesinin mümkün olmadığını, davalı bayinin bayilik sözleşmesini haksız olarak feshedip bir başka «dağıtım» şirketinin bayiliğini yapmak istediğinden sanki müvekkil şirket tarafından bir kısım yatırımların yapılmadığı gibi bir izlenim yaratmak sureti ile kendisini haklı çıkarma çabası içerisine girdiğini, bilirkişilerce davalı yanın bu kötü niyetli tutumu göz ardı edilerek davalı yanın beyanları doğrultusunda sözleşmenin davalı yanca haklı olarak feshedildiği sonucuna ulaşıldığını, müvekkili şirketin yükümlülüğünü yerine getirmediği bir an için düşünülecek olsa dahi davalı sözleşmeyi feshetmeden önce müvekkile yükümlüğünü yerine getirmesi için ne bir «ihtar» gönderdiğini ne de edimini «ifa» etmek için uygun bir «mehil» verdiğini, davalının asıl amacının başka bir dağıtım şirketinin bayiliğini almak olup müvekkili ile imzaladığı sözleşmenin devam etmesi yönünde olmadığını, bu saikle sözleşmeyi süresinden önce fesheden bayinin feshinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, Bayilik sözleşmesinin “«cezai şart»” ve “Bayinin Sözleşme Hükümlerine Aykırı davranışı halinde ALPET’in Hakları” başlıklı maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, müvekkili şirketin davalıdan cezai şart talep hakkı olduğu, Akaryakıt Bayilik Sözleşmesinin "Sözleşme hükümlerine aykırılık halinde Alpet'in haklarını düzenleyen 44 üncü maddesinde, 46 ncı maddesinin (d) bendinde ve yine sözleşmenin «fesih» sonuçlarını düzenleyen 46 ncı maddenin (f) bendinde açıkça belirtildiğini, Rekabetin Korunması Mevzuatı gereğince, 20.09.2010 tarihinde beş yıl süreli olarak yeniden imzalanan «akaryakıt bayilik sözleşmesinin» üzerinden bir buçuk yıl dahi geçmeden davalı tarafından haksız nedenlerle feshedildiğini, akaryakıt bayilik sözleşmesinin ilgili maddeleri de dikkate alındığında müvekkili şirketin sözleşmenin feshedildiği 01.02.2012 tarihinden sözleşmenin olağan bitiş süresi olan 20.09.2015 tarihine kadar geçen süre için uğradığı zararı talep edebileceğini, İlk Derece Mahkemesi tarafından önceki sözleşmeler nedeniyle ... cezai şart alacaklarından Yargıtay uygulamaları gereği «vazgeçmiş sayılması» gerektiği belirtilerek sadece 20.09.2010-01.02.2012 tarih aralığı için cezai şart alacağı oluştuğunun belirtilmesinin de hatalı olduğunu, taraflar arasında imzalanan 20.09.2010 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesi Rekabet Kurulu’nun 12.03.2009 tarihli duyuru tebliğine uygun hale getirmek için düzenlenen bir sözleşme olup, önceki sözleşmeyi ortadan kaldırma ve/veya ... hükümler «koyma» saikiyle imzalanmış bir sözleşme olmadığını, taraflar arasında 01.03.2006 tarihinde beş yıl süreli ve sözleşme süresi sonu 01.03.2011 tarihi olmakla birlikte, Rekabet Kurulunun bayilik sözleşmesi ve intifa sürelerini uyumlaştırma ve «muafiyet» alanını belirleme süreci kapsamında, imza altına alınan bayilik sözleşmelerini aynı dikey ilişki kapsamında değerlendirmesi nedeniyle, ilk yapılan bayilik sözleşmesinin ilk dikey ilişkinin başlangıç olarak kabul edilmesi neticesinde, sözleşmenin süresinin 18.09.2010 tarihinde sona ereceği yönündeki 12.03.2010 tarihli duyurusu akabinde, davalı şirketle yeniden akaryakıt bayilik sözleşmesi akdedildiğini, Rekabet Kurumunun kararı neticesinde, davalı şirket ile yeniden anlaşma sağlanmış olup en «son» bayilik sözleşmesinin, aslında ilk yapılan bayilik sözleşmesinin devamı niteliğinde olduğunu, bu hususun açık bir şekilde 20.09.2010 tarihli protokolün 6 ncı maddesinde ifade edildiğini, bu hususun bilirkişilerin de kabulünde olduğunu, taraflar arasında imzalanan 20.09.2010 tarihli bayilik sözleşmesi ile birlikte aynı tarihte imzalanan ve bayilik sözleşmesinin ayrılmaz parçası olduğu kabul edilen Bayilik Protokolünün “Amaç ve konu ” başlıklı 2 nci maddesinin son bendinde ''...Her türlü hakları ve talep hakları saklı kalmak üzere sona erdirilmiştir.’ hükmünün yer aldığını, müvekkili şirket, her ne sebepten doğarsa doğsun davalılardan talep hakkı olan tüm hakları protokolün yukarıda bahsi geçen maddesi ile saklı tuttuğundan, davalılardan ceza-i şart alacağının yazılı olarak talep edilmemesi zımnen «feragat» olarak kabul edilmeyeceğini, müvekkili şirketin, eksik ürün «sebebi» ile doğmuş olan cezai şart alacağına ilişkin talebini bu dava açılmadan ve sözleşme feshedilmeden önce davalı şirkete 09.07.2008 tarihli talep yazısı ile bildirmiş …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, asıl dava, «bayilik sözleşmesindeki» «asgari alım taahhüdünün» davalı tarafından yerine getirilmediği, sözleşmenin davalı bayi tarafından haksız feshedildiği iddiasıyla, alım taahhüdünün ihlali nedeniyle kâr «mahrumiyetine» ilişkin sözleşmede kararlaştırılmış olan ceza ... alacağının tahsili; birleşen dava ise bayilik ilişkisi kapsamında ortaya çıktığı söylenilen «cari hesap alacağına» dayalı olarak başlatılan «ilamsız icra takibine» vaki itirazın iptali istemlerine ilişkindir.
Davacı vekili 18.02.2013 tarihli «ıslah» dilekçesinde 20.09.2010 başlangıç tarihli «akaryakıt bayilik sözleşmesi» kapsamında 20.09.2010 tarihi ile 01.02.2012 bayilik sözleşmesinin feshedildiği tarih aralığında taraflar arasındaki bayilik sözleşmenin 47 nci maddesine dayalı «haksız fesih» nedeniyle «cezai şart» ve sözleşmenin feshedildiği 01.02.2012 tarihinden sözleşmenin fesih edilmemesi halinde sözleşmenin bitişi tarihi olan 20.09.2015 tarihine kadarki dönem için kâr «mahrumiyeti» olarak toplam 72.780,00 USD talep etmiştir.
A.Ş. ile 01.09.2004 başlangıç 03.09.2014 bitiş tarihli «akaryakıt bayilik sözleşmesi», 01.03.2006 tarihli beş yıl süreli akaryakıt bayilik sözleşmesi ve 20.09.2010 tarihli beş yıl süreli akaryakıt bayilik sözleşmesi imzalamak suretiyle bayilik ilişkisi kurulduğunu, davalı şirket ile müvekkili arasındaki bayilik ilişkisi davalı şirket tarafından keşide edilen Çorum 1.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/3790 E. 2023/7699 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:denkleştirici adalet ilkesi · dikey anlaşma · akaryakıt bayilik sözleşmesi · ariyet · vade farkı · intifa hakkı · ifa imkansızlığı · mücbir sebep
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece, her ne kadar intifanın «terkin» edilmediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de davanın açıldığı tarihte taraflar arasında devam eden bir sözleşmenin bulunmadığını, ticari ilişkinin sona erdiğini ve tarafların ortak iradelerinin intifanın sona ermesine yönelik olduğunu, davalıların müvekkiline keşide ettiği 23.02.2012 tarihli «ihtarnameyle», taraflar arasındaki bayilik ilişkisinin sona erdiğinini bildirdiğini, keza davalılarca gönderilen 09.03.2012 tarihli ihtarnameyle de intifanın kaldırılmasını talep ettiklerini, bunun üzerine müvekkili tarafından intifanın terkinine ilişkin vekaletnamenin davalılara gönderildiğini, ancak davalı yanın sırf intifa terkinindeki «harç» ve «masrafları» ödememek için «kötüniyetli» olarak intifayı terkin ettirmediğini, davalı yanın davacı şirket ile arasındaki ilişkiyi sonlandırmasından sonra başka bir «dağıtım» şirketinin bayiliğini de yaptığını, davanın konusunun, ödenen intifa bedelinin iadesine ilişkin olmadığını, davada davalı şirkete verilen bayilik «hizmet bedelinin» ve inşaat işleri bedelinin intifanın kullanılamayan süreye isabet eden kısmının iadesinin talep edildiğini, intifanın 05.03.2012 tarihinde sona erdiği konusunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığına göre, esasen intifanın olağan bitiş süresine kadar bayilik yapılacağı inancı ile yapılan yatırımların kalan süre bakımından iadesine karar verilmesi gerektiğinin ortada olduğunu, müvekkili şirket ile davalı arasındaki «dikey anlaşmanın» öngörülen zamandan önce 2002/2 sayılı tebliğ ile öngörülen «muafiyetin» dışında kalarak sonlandığını, bu nedenle davalının gerçekleşmeyen anlaşma sürelerine ilişkin olmak üzere peşinen sağladığı kazanımları (bayilik hizmet bedeli ve yatırım bedeli) ve bu kazanımların semerelerini faizi ile birlikte müvekkili şirkete ödeme yükümlülüğünün olduğunu, çünkü taraflar arasındaki intifa/bayilik dikey ilişkisinin Rekabet Kurulunun kararı sonrasında «yenilenemediğinden», öngörülen süreden önce sona erdiğini, müvekkili şirket lehine tesis olunan ve normal şartlarda 07.03.2022 tarihinde sona erecek olan «intifa hakkının», fiilen ve hukuken kullanılamaz hale geldiğini, 15 yıllık intifa süresi dikkate alınmak sureti ile davalı bayiye yapılan yatırımın, (gerek bayilik hizmet bedeli gerekse inşaat yatırım bedeli açısından) intifa süresinin kullanılamayan süreye isabet eden kısmına denk gelen tutarın, «denkleştirici adalet ilkesi» gereğince güncellenmiş değerine göre hesaplanma yapılması gerektiğinin de açık olduğunu, 03.01.2007 tarihinde bayilik «protokolünü» imzalayan bayinin protokolün 3.1.4 hükmü uyarınca “en geç 90 günlük süre içerisinde işyeri açma ve çalışma ruhsatını ve kendisi adına düzenlenecek olan bayilik lisansını temin ederek davacı müvekkilimize «ibraz» etmeyi” kabul ve «taahhüt» ettiğni, müvekkili tarafından kendisine bu konuda 90 günlük bir süre tanındığını, bununla birlikte taraflar arasında 09.03.2007 tarihinde bir «akaryakıt bayilik sözleşmesi» akdedilmiş olup sözleşmenin 8. maddesinde davalı tarafından “imza tarihinden itibaren 30 ... içerisinde bayilik faaliyetine başlanacağı ve akaryakıt ürünleri alınıp satılacağı “ hususunun kabul ve taahhüt edildiğini, davalının bu taahhütlerini yerine getireceği inancıyla davacı müvekkili tarafından davalı lehine yatırım yapıldığını, ancak davalı yanın istayonda faaliyete başlamadığını, istasyonun hiç faaliyete geçmediğini, ne bayilik protokolünde ne de bayilik sözleşmesinde imkânsızlık ya da «mücbir sebep» hallerine yer verildiğini, bu sebeple imkânsızlık halinde dahi davalının, müvekkilinden her ne ... altında olursa olsun (bayilik hizmet bedeli, yatırım bedeli, inşaat gideri..vs) aldığını «sebepsiz zenginleşme» hükümleri kapsamında iade mecburiyeti olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
ATM'nin 2010/217 E sayılı dosyasından «sebepsiz zenginleşmeye» dayalı dava açtığını, ancak davanın açıldığı 12.03.2010 tarihinde taraflar arasındaki bayilik ve İntifa sözleşmesi devam ettiğinden dava şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle ... açılan davanın reddedildiğini, Rekabet Kurulunun, yeniden anlaşma sağlanamayan ve beş yılı dolduran tüm bayilerin intifa haklarının «terkini» konusundaki uyarısı üzerine müvekkili şirketin almış olduğu intifa haklarını olağan süresinden önce terkin etmek zorunda kaldığını, taşınmazın üzerinde ilk defa Alpet tarafından bir akaryakıt istasyonu tesis edildiğini, ancak istasyon inşaatının tamamlanması sonrasında malik ile ilgili Belediye arasında imar uyuşmazlığının çıkması nedeniyle istasyonun işletmeye açılamadığının anlaşıldığı, «intifa hakkının» terkinine imkan sağlayan vekaletnamenin de gönderildiğini, özetle dava açma şartlarının artık oluştuğunu, müvekkili şirket Alpet'in İstasyon ve davalılar lehine aşağıdaki yatırımları gerçekleştirdiğini, demirbaş yatırımı için 62.866,00 USD, inşaat işleri yatırımı için 262.020 USD, Bayilik «hizmeti bedeli» 100.000 USD olmak üzere toplam 444.886 USD yatırım gerçekleştirdiğini, ödenen bu bedellere karşılık istasyonun hiç faaliyete geçmediğini, «bayilik sözleşmesinin» sona ermiş olması nedeniyle davalıların Alpet ile akdetmiş oldukları bütün kredi, malzeme vs. hususlara müteallik sözleşmelerin de «münfesih» olduğunu, dolaysıyla davalıların bu sözleşmelerden ... borçları ile doğacak her türlü borçlarının da «muaccel» hale geldiğini, dolaysıyla davalıların Alpet'in yoksun kaldığı kâr da «dahil» olmak üzere Alpet'in tüm zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduklarını, davalı bayi ve istasyon lehine 21.08.2007 - 03.01.2008 tarihleri arasında, toplamda 15 yıllık intifa hakkı süresince 21.600 m3 ... ürünü Alpet'ten alarak müşterilerine satacağı inancı ile 149.300,41 TL bayilik hizmeti (Bunun 36.539,02 TL'si nakit, 112.761,39 TL'lik kısmı davalılara ait diğer istasyonlarda satılmak üzere ürün olarak) ve 389.222,97 TL inşaat işleri bedeli (SEPA firmasına ödeme) ödenmek suretiyle yatırım yapıldığını, «ariyet» verilen demirbaş yatırımı hariç olmak üzere, toplam yatırımın 538.523,38 TL anapara olduğunu, buna ödenme tarihleri olan 21.03.2007 - 03.01.2006 tarihlerinden itibaren faiz yürütülerek anapara+«vade farkı»+%16KDV=1.173.324,66 TL'yi talep etme zorunluluğu hasıl olduğunu ileri sürerek 1.173.324,56 TL alacağın, dava tarihinden itibaren ana para olan 538.523,38 TL'ye yürütülecek «avans faizi» ile birlikte, davalı «kefil» ... ...'den ise 1.000.000 TL'lik «kefaleti» ile sınırlı olmak üzere, davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
A.Ş.'nin de kendi mülkiyetinde olan taşınmaz üzerinde Alpet lehine 15 yıl süreli «intifa hakkı» kuracağını, «protokol» gereği Alpet'in toplam 444.886,00 USD yatırım gerçekleştirdiğini, taşınmaz üzerinde 07.03.2007 tarihinden itibaren 15 yıl süreli intifa hakkı tesis edildiğini, protokolün 3.1.4. maddesinde bayinin en geç 90 ... içerisinde petrol mevzuatına uygun bir istasyon kurmakla ve istasyon ile bayi adına düzenlenmiş Gayri Sihhi Müessese açma ruhsatını ve bayilik lisansını Alpet'e «ibraz» etmekle yükümlü olduğunu, ayrıca Akaryakıt Sözleşmesinin 5. maddesine göre Bayi'nin, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren en geç 30 ... içersinde petrol ürünü satın almak ve bayilik faaliyetine başlamak zorunda olduğunu, oysa davalıların 444.886,00 USD yatırım «masraflarına» karşılık istasyonu hiç faaliyete geçiremediklerini, davalılardan ... ...A.Ş. ile ...'ün protokolü ve «bayilik sözleşmesini» «garantör» sıfatıyla imzaladıklarını, davalı ... ...'in ise garantör ... ile birlikte 600.000,00 TL'ye kadar «müşterek borçlu müteselsil kefil» sıfatıyla «kefaletname» verdiklerini, Rekabet Kurulu'nun 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 5. maddesine dayanarak 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Te …
Şti., ......A.Ş. ve ... vekili cevap dilekçesinde; talebin «zamanaşımına» uğradığını, «tacir» olan davacı taraf ile akdedilen 08.03.2007 tarihli «bayilik sözleşmesi» ve ek «protokollerin» bu dava kapsamında 2012 yılından sonra «geçersiz» olacağından bahisle dava konusu edilmesinin «hakkın kötüye kullanılmasının» en açık delili olduğunu, davacı tarafın «maddi tazminat» taleplerinden 149.300,41 TL bayilik «hizmeti bedelinin» 36.539,02 TL'nin müvekkiline nakit olarak ödendiğini, 112.761,39 TL'lik ürün verildiği iddiasını kabul etmediklerini, istasyonun inşaat işleri için SEPA firmasına yapıldığı iddia edilen 369.222,97 TL ödemenin müvekkiline ait taşınmaz üzerine yapıldığına dair hiçbir belgenin dosyaya sunulmadığını, kaldı ki taşınmaz üzerindeki istasyon binasının müvekkili şirket tarafından yapıldığını, intifanın süresinden önce terkinine imkan sağlayan vekaletnamenin müvekkili şirketlere ulaşmadığını, kaldı ki tapu kaydında halen davacı lehine «ipotek» ve intifa «kaydının» yer aldığını, müvekkili şirketin değişen imar uygulaması nedeniyle ruhsat alamadığını, «ifa imkansızlığı» bulunduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacının KDV talep edemeyeceğini, davacının 15.000,00 TL intifa bedelini ödemediği gibi sözleşmenin beş yıl sonrasında devamı için resmi veya şifahi olacak görüşmediğini, bir an evvel «sözleşmeyi iptal» ederek bu davayı açtığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/6317 E. , 2022/3482 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06.03.2018 tarih ve 2016/487 E- 2018/195 K. sayılı kararın asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 21.05.2020 tarih ve 2018/1626 E- 2020/523 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi asıl davada davacı-birleşen davada davalı ile birleşen davada davalı vekili tarafından duruşmalı, asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekilince duruşmasız olarak istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 26.04.2022 günü hazır bulunan asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili Av.
... ile asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili Av. ...dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 02.05.2011 tarihinde 5 yıl süreli akaryakıt bayilik sözleşmesi imzalandığını, sözleşme neticesinde;
04. 05.2011 - 04.05.2012 tarihleri arasında geçerli olan, her sene süresi uzatılan 100.000.-TL’lik süreli teminat mektubu verildiğini, bu protokol ile satmayı taahhüt ettiği ürünlerden hedefleri tutturamadığı gerekçesiyle, davalının ihtarname keşide ederek, eksik satış yapıldığı gerekçesiyle cezai şarttan doğan alacağı olduğunu iddia ettiğini, ihtardan sonra davalı şirketin davacıya 19.866,31 TL’lik fatura düzenleyerek davacı şirkete gönderdiğini ileri sürerek, davalı şirkete borçlu olmadığının tespitine ve teminat mektubunun paraya çevrilmesinin ihtiyati tedbir yolu ile önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesi kapsamında davacının 100.000.- TL’lik teminat vermeyi kabul ettiğini, davacının bu sözleşmeye dayalı olarak 02.05.2011 tarihli satış taahhütnamesi imzaladığını,123.360 USD cezai şart borcu ve cari hesap borcu bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Birleşen davada; 123.360 USD cezai şart borcundan şimdilik 10.000 USD'nin fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden TL karşılığının temerrüd tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek bankaların dövize uyguladıkları en yüksek ticari temerrüd faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, müvekkilinin davalılardan olan 20.180,79 TL cari hesap alacağının temerrüd tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile cezai şart talebini 36.060 USD olarak arttırmıştır.
Birleşen davada davalı vekili, önceki yıllara ilişkin olarak ihtirazi kayıt ileri sürülmediğinden eksik alım nedeniyle cezai şart talep edilemeyeceğini, davacının iddia ettiği gibi kendilerine 2012 yılında eksik alımla ilgili herhangi bir ihtarın gönderilmediğini savunarak birleşen davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre; dava açıldıktan sonra davacı tarafça davalı Altınbaş Petrol ve Tic. A.Ş'ye 04.08.2016 tarihinde 20.180,79 TL cari hesap alacağının ve vade farkı faturası tutarı 19.866,31 TL olmak üzere 40.000.- TL havale ile ödeme yapıldığı,yapılan ödeme sonucunda davacının menfi tespitini istediği borcu ödediği, davalı tarafından da teminat mektubunun iade edildiği, birleşen davaya konu cari hesap alacağının ödendiği bu nedenle konusuz kaldığı gerekçesiyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, birleşen dosya davacısının cezai şart istemi konusunda ise; birleşen dosya davalısı tarafından yapılan ödemenin birleşen dosya davacısı tarafından ihtirazi kayıt konulmadan kabul edildiği, para alındıktan sonra teminat mektubunun (asıl davaya konu) birleşen dosya davalısına iade edildiği, birleşen dosya davacısının ticari defter ve kayıtlarındaki birleşen dosya davalı hesaplarının sıfırlandığı, cezai şart alacağından yapılan tahsilat sonucu vazgeçtiği, alacağın istenebilir olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davalı-birleşen davada davacı istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; asıl davada davalı-birleşen davada davacı Altınbaş Petrol ve Tic. A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne; mahkeme kararının kaldırılmasına; asıl davada konusu kalmayan dava nedeniyle bir karar verilmesine yer olmadığına, (yargılama giderlerinin davacı tarafa yüklenmesine), birleşen davada cari hesaptan talep olunan 20.180,79 TL ödendiğinden konusu kalmayan dava nedeniyle bir karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davada cezai şart talebinin sadece son yıla ilişkin olarak kabul edilebileceği, önceki yıllara ilişkin ihtar yada ihtirazi kayıtla mal teslimi yapıldığının ispatlanamadığı gerekçesiyle bu talebin kısmen kabulüne;
14. 220 USD cezai şartın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4.a maddesi uyarınca kamu bankalarınca 1 yıllık vadeli usd mevduata işletilecek en yüksek oranda faiz işletilerek davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı/birleşen davada davalı vekilinin asıl davaya ve birleşen davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Asıl dava, bayilik sözleşmesi kapsamında karşı tarafa verilen teminat mektubunun iadesi ve borçlu olmadığının tespiti istemine; birleşen dava, bayilik sözleşmesinden kaynaklı cari hesap alacağı ve alım taahhüdünün yerine getirilmemesi nedeniyle cezai şart istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemesince; asıl davanın ve birleşen davadaki cari hesap alacağına ilişkin davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davadaki cezai şart talebi yönünden, önceki yıllara ilişkin davacıya gönderilen ihtar bulunmadığından yalnızca son yıl için yerine getirilmeyen alım taahhüdü nedeniyle cezai şart talep edilebileceği gerekçesiyle bu talebin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında imzalanan 02.05.2011 tarihli Bayilik Protokolü'nün 3.1.4. maddesinde satış yükümlülükleri düzenlenmiş, ayrıca bayi tarafından satış taahhütnamesinin de imzalanacağı hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla bayi tarafından aynı tarihi taşıyan bir de satış taahhütnamesi imzalanmıştır. Dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporu ile bayinin taahhütlerine aykırı davrandığı tespit edilmiştir. Bayi tarafından protokol ve taahüt hükümlerine aykırı davranılması halinde uygulanmak üzere Protokolün 4. maddesinde cezai şarta ilişkin düzenleme yer aldığı, 5.2 maddesinde "...Alpet (Altınbaş Petrol ve Tic. A.Ş.) lehine doğacak hakların bir kaçının Alpet tarafından bayiye karşı zamanında kullanılmaması, Alpet tarafından bu haklardan feragat ettiği anlamına gelmeyeceği" hükmüne yer verildiği gibi yine taraflar arasında imzalanan aynı tarihli Bayilik Sözleşmesinin 47.
maddesinde de cezai şarta ilişkin düzenlemede bayinin"...cezai şart tutarlarını, ihtarname keşidesine ve mahkeme kararı alınmasına gerek kalmaksızın ilk yazılı talep üzerine..." ödeyeceği ifade edilmiştir.
Mahkemece, taraflar arasındaki Bayilik Protokolü ve Bayilik Sözleşmesinin cezai şarta ilişkin söz konusu hükümleri üzerinde değerlendirme yapılarak sonuca varılması gerekirken, yazılı gerekçelerle cezai şart talebin kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmayıp, birleşen davada verilen hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı/birleşen davada davalı vekilinin asıl davaya ve birleşen davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle birleşen davada davacı Altınbaş Petrol ve Tic. A.Ş. vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile birleşen davada verilen hükmün Altınbaş Petrol ve Tic. A.Ş. yararına BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl davada davacı-birleşen davada davalıdan alınarak asıl davada davalı-birleşen davada davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 2.141,64 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl davada davacı-birleşen davada davalılardan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden asıl davada davalı-birleşen davada davacıya iadesine, 27/04/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/790119600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz