Kefalet sözleşmesinde yanılma iddiası ispatlanamadığından hak düşürücü süre gerekçesi düzeltilerek dava reddedildi
İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2022/596 E. 2024/1705 K. · · İlk derece: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Diğer / sınıflanamadıkaldırma ve esas hakkında yeniden hükümKesin
★ EmsalHak düşürücü süre
Davacının nitelemesi: Yanılma (hata) nedeniyle kefalet sözleşmesinin geçersizliği mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor
Gerekçe özeti
Kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluk süresinin sözleşmede açıkça (TBK 598'e paralel olarak imza tarihinden itibaren 10 yıl) yazılı olduğu ve kefilin bunu kabul ettiği hallerde, kefilin sadece belirli bir krediye veya kısa süreye kefil olduğu yönündeki yanılma iddiası, sözleşmenin açık hükümleri karşısında ve bu yöndeki sözlü beyanları ispatlayan delil bulunmadıkça kabul edilemez. TBK 39 uyarınca hak düşürücü süre yanılmanın öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar; bu süre dolmamış olsa bile yanılma iddiası ispatlanamıyorsa dava esastan reddedilir.
Ele alınan sorunlar
TBK 39 hak düşürücü sürenin başlangıcı ve dolup dolmadığı → kabul
İddia: Davacı vekili, bir yıllık hak düşürücü sürenin sözleşmenin kuruluş tarihinden değil, yanılmanın öğrenildiği Ağustos 2020 tarihinden itibaren başlaması gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: TBK'nın 39. maddesine göre yanılma iddiasının bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir ve bu süre yanılmanın öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Davacı, asıl borçlunun ödeme güçlüğü yaşadığı 2020 yılı Ağustos ayı itibariyle yanıldığını öğrendiğini ileri sürmüş, daha önceki bir tarihte öğrendiğine dair delil bulunmadığından, öğrenme tarihine göre dava tarihi itibariyle bir yıllık hak düşürücü süre dolmamıştır.
Gerekçe kaynağı: düzeltme
Kefalet sözleşmesinde yanılma iddiasının ispatı → ret
İddia: Davacı vekili, müvekkilinin sadece 30.12.2015 tarihinde çekilen krediye kefil olma saikiyle hareket ettiğini, banka ve asıl borçlunun bu yönde beyanda bulunduğunu, kefaletten sorumlu olunan sürenin el yazısıyla belirtilmediğini ve tanık beyanlarının dikkate alınmadığını ileri sürerek sözleşmenin esaslı unsurunda yanıldığını iddia etmiştir.
Gerekçe: TBK'nın 583/1. maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerliliği için yazılı şekilde yapılması, azami miktar ve kefalet tarihinin belirtilmesi, müteselsil kefilin bu sıfatla yükümlülük altına girdiğini kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır; dava konusu sözleşme bu şartları haiz ve geçerlidir. TBK'nın 30. maddesine göre esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamaması için, girişilen taahhüdün başlıca sebebini oluşturan bir yanılgının varlığının, hem yanılan taraf hem de dürüstlük kuralları açısından ispatlanması zorunludur. Dava konusu kefalet sözleşmesinin 2. maddesinde kefilin taahhütlerinin banka tarafından kredi alana kullandırılan/kullandırılacak tüm borçları kapsadığı, 3. maddesinde ise TBK'nın 598. maddesine paralel olarak kefalet yükümlülüğünün imza tarihinden itibaren 10 yıl süreyle devam edeceği açıkça yazılıdır. Sözleşmenin bu açık hükümleri karşısında, davacının sadece belirli bir tarihte çekilen krediye kefil olma saikiyle hareket ettiği iddiasının kabulü mümkün değildir. Asıl borçlu ile banka görevlilerinin davacıya sadece o tarihte çekilen kredi için sorumlu olacağını beyan ettikleri iddiası bakımından da hiçbir delil bulunmamaktadır. Bu nedenle davacı tarafça sözleşmenin yanılma sonucu imzalandığı iddiası kanıtlanamamıştır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Kefalet sözleşmesinde açıkça yazılı 10 yıllık sorumluluk süresine karşın kefilin sınırlı süreli/sınırlı kredi kapsamlı kefalet iddiasının, sözleşme hükümleri ve delil yokluğu karşısında kabul edilemeyeceğine; ayrıca TBK 39 hak düşürücü süresinin başlangıcının yanılmanın öğrenildiği tarih olduğuna ilişkin tespitleri bakımından bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- TBK 39. maddesi uyarınca yanılma iddiasının bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir; bu süre yanılmanın öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar, sözleşmenin kuruluş tarihinden değil.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kefalet sözleşmesi↗ yanılma (hata)↗ hak düşürücü süre↗ müteselsil kefalet↗ aydınlatma yükümlülüğü↗ ispat yükü↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2022/596
KARAR NO 2024/1705
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 07/12/2021
NUMARASI 2021/1 Esas - 2021/893 Karar
DAVA
Sözleşmenin İptali
İSTİNAF KARAR TARİHİ 21/11/2024
Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin, davalı banka ile akdettiği 30.12.2015 tarihli kefalet sözleşmesi ile davalı bankanın dava dışı ... ile akdettiği 30.12.2015 tarih ve ... numaralı genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borca kefil olduğunu, ancak müvekkilinin bu kefalet sözleşmesi akdedilirken sözleşmenin esaslı unsurlarından birinde yanılgıya düştüğünün Ağustos 2020 tarihinde ortaya çıktığını, dava konusu kefalet sözleşmesinde müvekkilinin müteselsil kefil sıfatıyla 40.000-TL ile sınırlı olarak borç altına girdiğini, ancak borçtan sorumlu olunan zaman aralığının müvekkiline bildirilmediğini, müvekkilinin, dava dışı ...’ye yalnızca 30.12.2015 tarihinde çektiği kredi için kefil olma saikiyle hareket ettiğini, zira sözleşme yapılırken davalı banka ve dava dışı ...’nin anlatımı bu yönde olup, müvekkilinin aydınlatılmadığını, kefaletten sorumlu olunan tarihin müvekkilinin el yazısı ile yazılmadığını, müvekkilinin yalnızca 30.12.2015 günü kullanılan krediye 40.000-TL ile sınırlı olarak kefil olduğu düşüncesiyle hareket ettiğini, müvekkilinin, ...’nin ödeme güçlüğü yaşadığını, kredi borcu olduğunu ve bu borçtan kendisinin de kefil sıfatıyla sorumluluğunun devam ettiğini öğreninceye kadar müvekkilinin bu sözleşmede yanılgıya düştüğünü anlamadığını, müvekkilinin sözleşmenin esaslı unsurlarında yanıldığını fark eder etmez davalıya Adana ...
Noterliği’nin 17.08.2020 tarihli ihtarnamesini keşide ederek sözleşmeden döndüğünü bildirdiğini,davalı bankanın sözleşmenin süresi ile 10 yıl boyunca çekilecek farklı kredi borçlarından da sorumlu olunacağına dair bilgilendirme yapmadığını belirterek, 30.12.2015 tarihli kredi kefalet sözleşmesinin yanılma nedeniyle iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili; sözleşmenin 30.12.2015 tarihinde akdedildiğinden iptal talebinin hak düşürücü süre sebebiyle reddi gerektiğini,kefaletname belirsiz süreli olup, TBK'nın 598. maddesi gereğince 10 yıl geçerli olduğunu,davacının ...'nin 30.12.2015 tarihli ... numaralı genel kredi sözleşmesine ve bu sözleşme sebebiyle doğmuş ve doğacak tüm borçlarına kefil olduğunu, davacı tarafın kefalet sözleşmesinin her maddesinden haberdar olduğunu, 10 yıllık süre kanuna dayandığından davacının bu kanun maddesini bilmediğini iddia edemeyeceğini, sözleşmenin 2 numaralı kısmında kefaletin kredi sözleşmesinden doğmuş ve doğacak her türlü borç için verildiğinin belirtildiğini , müvekkili bankanın davacının verdiği kefalete güvenerek ...'ye kredi kullandırdığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece; kefalet sözleşmesinde davacının kendi el yazısı ile kefaletin türünü, miktarını yazdığı ve imzaladığı, sözleşmenin 3.9 maddesinde; kefilin, kefalet yükümlülüğünün bu sözleşmenin imza tarihinden itibaren 10 (on) yıl süre ile geçerli olmaya devam edeceğini kabul ve taahhüt ettiği,davacının kefalet yükümlülüğünün sözleşmenin imza tarihinden itibaren 10 (on) yıl boyunca devam edeceğini sözleşme tarihinde öğrendiği, dolayısıyla yanılmayı bu tarihte öğrendiğinin kabulünün gerektiği,kefalet sözleşmesinin 30.12.2015 tarihinde imzalandığı, davacı tarafından 09.12.2020 tarihinde arabulucuya başvuruda bulunulduğu ve davanın 04.01.2021 tarihinde TBK'nın 39. maddesinde öngörülen 1 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra açıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
Davacı vekili; davada esaslı unsurda yanılma iddiasına dayandıklarını, ancak mahkemenin delillerini değerlendirmediğini, sadece sözleşmede yazılı madde hükmüne dayanılarak yapılan yorumun eksik olduğunu, TBK'nın 39. maddesinde düzenlenen bir yıllık hak düşürücü sürenin sözleşmenin kuruluş tarihinden değil, yanılmanın öğrenildiği tarihten itibaren başlaması gerektiğini, müvekkilinin yanıldığını öğrendiği tarihin de 2020 yılının Ağustos ayı olduğunu, sözleşmeden dönme iradesini de 17.08.2020 tarihli ihtarname ile davalıya bildirdiğini, yanılma iddiasının her türlü delil ile ispat edilebileceğini, müvekkilinin, dava dışı ...’ye yalnızca 30.12.2015 tarihinde çektiği kredi için kefil sıfatıyla borç altına girme saikiyle hareket ettiğini, sözleşme yapılırken davalı banka ve dava dışı ...’nin anlatımının da bu yönde olduğunu, ancak bankanın aydınlatma yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmediğini, kefaletten sorumlu olunan tarihin müvekkilinin el yazısı ile yazılmadığını, müvekkilinin yalnızca 30.12.2015 günü kullanılan krediye 40.000-TL ile sınırlı olarak kefil olduğu düşüncesiyle kefalet borcu altına girdiğini, ...’nin ödeme güçlüğü yaşadığı, bankaya olan kredi borcu olduğunu ve bu borçtan kendisinin de kefil sıfatıyla sorumluluğunun devam ettiğini öğreninceye kadar müvekkilinin bu sözleşmede yanılgıya düştüğünü anlamadığını, mahkemece sözleşme maddesi dışında tanık beyanlarının dikkate alınmadığını belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, taraflar arasında akdedilmiş olan kefalet sözleşmesinin yanılma nedeniyle geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir. TBK'nın 583/1 maddesi; "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." hükmünü haizdir. Davacı tarafından imzalanan dava konusu kefalet sözleşmesi de kanunda öngörülen zorunlu şekil şartlarını haiz ve geçerlidir. Somut olayda; taraflarca imzalanan 30.12.2015 tarihli kefalet sözleşmesi ile davacının dava dışı ...'nin davalı banka ile akdetmiş olduğu aynı tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandığı ve kullanacağı kredilerden kaynaklanan doğmuş ve doğacak tüm borçlara 40.000-TL limit ile müteselsil kefil olmayı kabul ettiği, davacı tarafından keşide edilen17.08.2020 tarihli ihtarname ile davalıya kefillikten vazgeçtiğinin ihtar edildiği, davalı banka tarafından keşide edilen cevabi ihtarname ile davacının talebinin geçersiz olduğunun bildirildiği, bu arada davalı banka tarafından düzenlenen 17.05.2021 tarihli kat ihtarı ile asıl borçlunun 07.12.2020 tarihinde ödemesi gereken taksit borcunu ödemediği belirtilerek, 127.443,97-TL kredi borcunun ödenmesinin davacı kefil ile dava dışı asıl borçluya ihtar edildiği anlaşılmaktadır.
TBK'nın 30. maddesine dayalı olarak sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın, sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan yanılmanın esaslı kabul edilebilmesi için, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, yani hem yanılgıya düşen taraf yönünden, hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur. TBK'nın 39. maddesine göre yanılma iddiasının bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde ileri sürülmesi gerekmekte olup, bu süre yanılmanın öğrenildiği tarihten itibaren başlayacaktır.
Davacı tarafça, asıl borçlunun ödeme güçlüğü yaşadığı 2020 yılı Ağustos ayı itibariyle yanıldığını öğrendiği ileri sürülmüş olup, daha önceki bir tarihte öğrendiğine dair de bir delil bulunmadığından, öğrenme tarihine göre işbu dava tarihi itibariyle bir yıllık hak düşürücü süre dolmamıştır. Dava konusu 30.12.2015 tarihli kefalet sözleşmesinin 2. maddesinde, kefilin taahhütlerinin sözleşme kapsamında banka tarafından kredi alana bir defadan fazla kullandırılan veya kullandırılacak kredilerden doğmuş ve doğacak tüm borçları kapsadığını kabul ve taahhüt ettiği yazılı olup, sözleşmenin 3. maddesinde de 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesi hükmüne paralel olarak kefilin, kefalet yükümlülüğünün sözleşmenin imza tarihinden itibaren 10 yıl süreyle geçerli olmaya devam edeceğini kabul ve taahhüt ettiği belirtilmiştir.
Sözleşmenin belirtilen açık hükümleri karşısında, davacının dava dışı asıl borçlunun yalnızca 30.12.2015 tarihinde çektiği kredi için kefil olma saikiyle hareket ettiği iddiasının kabulü mümkün değildir. Dava dışı asıl borçlu ile banka görevlilerinin davacıya sadece o tarihte çekilen kredi için sorumlu olacağını beyan etikleri iddiası bakımından da hiç bir delil bulunmamaktadır. Bu nedenle davacı tarafça sözleşmesinin yanılma sonucu imzalandığı iddiası kanıtlanmamıştır. Açıklanan nedenlerle; davanın yanılma iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddi gerekirken hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi doğru değil ise de, yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak "davanın reddine" karar verilmiştir.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/1 Esas- 2021/893 Karar sayılı 07/12/2021 tarihli kararının, HMK.'nun 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın reddine", İlk Derece yargılamasına ilişkin olarak; "Alınması gerekli 427,60-TL harcın davacı tarafından peşin yatırılan 683,10-TL harçtan mahsubu ile fazla olan 255,50-TL'nin isteği halinde davacıya iadesine, Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Davalı vekili için takdir olunan 5.100-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 1.320-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına, Talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine" Davacı tarafından yatırılan 80,70-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.
21/11/2024
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/76281 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi