E-posta talimatıyla yapılan usulsüz havalede banka kusuru ve illiyet bağı
İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2022/1728 E. 2025/311 K. · · İlk derece: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Alacakistinaf başvurusunun esastan reddiKesinlik belirsiz
★ Emsal
Davacının nitelemesi: Bankanın hesaptan usulsüz para transferi sebebiyle tazminat ≠ mahkeme dalı · davacı çerçevesi: Banka / kredi / finans
Gerekçe özeti
Banka, özel yasayla kurulmuş güven kurumu olması nedeniyle ağırlaştırılmış objektif özen yükümlülüğü altındadır ve hafif kusurundan dahi sorumludur; ancak müşterinin e-posta adresinin dolandırıcılık failleri tarafından ele geçirilmesi sonucu gönderilen sahte talimatların, müşterinin ihtilafsız gerçek talimatlarıyla ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğu, bankanın uzun süreden beri uygulanan aynı prosedürü (talimat kontrolü, swift bildirimi, dönemsel ekstre gönderimi) tutarlı biçimde uyguladığı ve aynı dönemde müşterinin gerçek talimatlarının da mevcut olduğu hâllerde, bankanın kusuru veya illiyet bağı bulunmadığı sonucuna varılabilir; müşterinin kendi e-posta güvenliğini sağlayamamasından kaynaklanan zarar, bankanın özen sorumluluğu ile zarar arasındaki illiyet bağını kesecek ağırlıktadır.
Ele alınan sorunlar
Bankanın usulsüz döviz transferlerinden sorumluluğu ve illiyet bağı → ret
İddia: Davacı vekili, davalı bankanın dava konusu 13 adet döviz transfer talimatında hiçbir işlem güvenliği önlemi almadan, teyit ve inceleme prosedürlerini uygulamadan, kendi iç düzenlemesi olan seri mektuptaki güvenlik adımlarını (müşterinin aranarak teyit edilmesi vb.) takip etmeden, sahte talimatlardaki bariz hataları (adres, font, dil bilgisi hataları) fark etmeden ve daha önce hiç ödeme yapılmamış yeni lehtarlara olağandışı sıklıkta yapılan ödemelere şüphelenmeden işlem yaptığını, bu nedenle bankanın ağır kusurlu olduğunu ve zarardan sorumlu tutulması gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Bankalar, özel yasayla kurulmuş, mevduatı sahtecilik ve hilelere karşı özenle koruması gereken güven kurumlarıdır; bu nitelikleri sebebiyle ağırlaştırılmış objektif özen yükümlülüğü altındadırlar ve hafif kusurlarından dahi sorumludurlar; bu sorumluluğu kaldıran sözleşme hükümleri geçersizdir. Ayrıca TTK 18/2 uyarınca tacir olan bankalardan beklenen basiret ölçüsü, herhangi bir tacirden daha ağırdır. Usulsüz işlemle çekilen veya transfer edilen paralar esasen bankanın zararı niteliğindedir; mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam eder. Ancak mevduat sahibinin kusuru ispatlanırsa banka bu kusur oranında mahsup talep edebilir; bu kusurun ispat yükü davalı bankadadır. Somut olayda, davalı banka tarafından uygulanan transfer prosedürünün (e-posta ile talimat + ekli fatura + kontrol + swift bildirimi + dönemsel ekstre gönderimi) 2012'den itibaren istikrarlı biçimde uygulandığı, dava konusu 13 işlemde de aynı prosedürün uygulandığı, itiraza konu talimatların ihtilafsız (itiraz edilmeyen) talimatlarla aynı e-posta adreslerinden ve çıplak gözle ayırt edilemeyecek benzerlikte imzalarla gönderildiği tespit edilmiştir. Ceza soruşturmasında ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının e-posta hesabının dolandırıcılık failleri tarafından ele geçirildiği, banka ile yazışmaların da takip edildiği, header bilgileri değiştirilmiş sahte e-postaların gerçek e-postalarla benzerlik gösterecek şekilde gönderildiği, aynı dönemde hem sahte hem gerçek talimatların bulunduğu için hangi talimatın sahte hangisinin gerçek olduğunun görünüşte ayırt edilemediği belirlenmiştir. Taraflar arasında transferlerin yedi tedarikçiyle sınırlandırılmasına dair bir sözleşme hükmü veya davacının açık talimatı bulunmadığından, farklı lehtarlara yapılan ödemelerin veya işlem sıklığının bankanın dikkatini çekmemesi bankanın kusuru olarak değerlendirilemez. Davalı banka çalışanlarının görevin gerektirdiği özen ve dikkati gösterdiği, kasıt veya ihmal niteliğinde bir kusurlarının bulunmadığı; davacının kendi kusuruyla ele geçirilen e-posta adreslerinin kullanılması, dava konusu talimatların itirazsız talimatlarla ayırt edilemeyecek derecede benzer olması ve aynı dönemde davacının gerçek talimatlarının da bulunması nedeniyle, davacı şirketin e-posta adreslerinin dolandırıcılık failleri tarafından ele geçirilmesi suretiyle yapılan işlemlerin, zararın oluşumunda davalı bankanın özen sorumluluğu ile zarar arasındaki illiyet bağını kesecek ağırlıkta olduğu sonucuna varılmıştır.
Gerekçe kaynağı: özgün
İşlemlerin yedi tedarikçi firma ile sınırlandırıldığı iddiası → ret
İddia: Davacı vekili, davalı banka nezdindeki hesaptan sadece yedi adet tedarikçi firmaya ödeme yapılabileceğinin bankaya bildirildiğini ve bu durumun bankaca bilinen bir işlem kısıtı olduğunu, sahte talimatlarla ödeme yapılan lehtarların bu yedi firma dışında yeni firmalar olmasının bankanın dikkatini çekmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Taraflar arasında para transferlerinin yedi tedarikçi şirket ile sınırlanmasına yönelik bir sözleşme hükmü veya davacının bu yönde açık bir talimatı bulunmamaktadır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Kararda, banka müşterisinin e-posta hesabının dolandırıcılık failleri tarafından ele geçirilmesi ve sahte talimatların gerçek talimatlarla ayırt edilemeyecek benzerlikte gönderilmesi hâlinde, bankanın uzun süredir uygulanan aynı prosedürü tutarlı biçimde uygulaması koşuluyla banka kusurunun ve illiyet bağının bulunmadığı yönünde bölgesel ikna edici bir değerlendirme ortaya konmuştur; kararda ayrıca konuyla ilgili Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararlarına da atıf yapılmıştır.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
banka sorumluluğu↗ ağırlaştırılmış özen yükümlülüğü↗ basiretli tacir↗ illiyet bağının kesilmesi↗ mevduat/usulsüz tevdi↗ e-posta hesabının ele geçirilmesi↗ swift havale işlemi↗ müterafik kusur↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2022/1728
KARAR NO 2025/311
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 21/04/2022
NUMARASI 2018/204 Esas - 2022/300 Karar
DAVA
Alacak
İSTİNAF KARAR TARİHİ 27/02/2025
Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
Davacı vekili; müvekkili şirketin davalı bankanın ... Şubesi nezdindeki Euro mevduat hesabındaki tutardan 11.231.683,28 Euro kısmının 16.08.2017-10.11.2017 tarihleri arasında muhtelif tarih ve tutarlarda seri şekilde gerçekleşen 13 ayrı döviz transferi (swift) işlem ile müvekkilinin hiçbir ilgisi bulunmayan üçüncü kişi şirketlerin hesaplarına aktarıldığının ortaya çıktığını, davalı banka tarafından gerçekleştirilen bu 13 döviz transferi işleminde müvekkili şirketin davalı bankaya yönelik hiçbir talimatı ve bilgisinin bulunmadığını, bu nedenle müvekkilinin bilgisi ve talimatı dışında yapılan bu para transferlerinin tümünün usulsüz ve hileli olduğunu, olayın ortaya çıkması üzerine müvekkili şirket yetkilileri ile davalı banka yetkilileri arasında yapılan en son görüşmeden yaklaşık bir hafta sonra davalı banka tarafından 07.12.2017 tarihinde müvekkilinin alacağının 558.692-Euro'luk kısmının müvekkilinin hesabına iade edildiğini, müvekkili ile davalı arasında 19.01.2012 tarihinde imzalanan bir bankacılık hizmet sözleşmesi bulunduğunu, müvekkiline ait hesapların açılmasındaki amacın müvekkilinin sınırlı sayıdaki tedarikçi firmalara mal alımları nedeniyle gereken ödemelerin yapılması olduğunu, tedarikçi firmaların kimler olduğunun ve bunların sadece 7 firma ile sınırlı olduğunun banka tarafından bilindiğini, banka tarafından müvekkili şirkete belirtilen firmalar dışında başka herhangi bir yere veya müvekkilinin başka bir hesabına para gönderilemeyeceğinin belirtildiğini, 7 adet tedarikçi firmanın tümünün müvekkili şirketin yıllardır çalıştığı, mal alımı yaptığı ticari geçmişi olan firmalar olduğunu, davalı bankadaki hesapların açıldığı 2012 yılından 2017 yılına kadar müvekkili tarafından yine müvekkilinin kendisine ait yurt dışında bulunan iki hesabına yapılan toplam 24 para transferi hariç davalı banka nezdindeki hesaplarından sadece yukarıda ismen belirtilen 7 adet yabancı tedarikçi firmaya ödeme yapıldığını, ödemelerin tedarikçilere genellikle üç ayda bir yapıldığını, hesapların açıldığı 2012 yılından 2017 yılına kadar beş yıllık sürede yapılan ödeme sayısının sadece 52 olduğunu, müvekkili tarafından yedi adet tedarikçiden herhangi birisine ödeme yapılmak istendiğinde bu talebin şirkete ait kurumsal e-posta adresinden davalı bankaya bildirildiğini, davalı bankanın Temmuz 2017’de güncellenen politikası gereğince hesaba gelen paraları kabul edebilmek için mutat olarak aradığı belgelerin yanında hesaba gelen paranın müvekkili şirketin faaliyet gösterdiği tedarikçilerle herhangi bir bağlantısı olup olmadığı ve müvekkili şirketin ilgili tedarikçiye halihazırda bir ödeme yapıp yapmadığı bilgisini de talep ettiğini, bunun yanında davalı bankanın müvekkilinin hesabına aktarılan paranın kullanımına onay vermek için proforma fatura, ticari fatura, tedarik faturası, transfer belgeleri, menşe şehadetnameesi, gümrük muayene belgesi, analiz sertifikası ve tedarikçiye ödeme yapıldığını gösteren belge olmak üzere bir kısım dokümanın ibrazını istediğini, davalı bankanın gelen paraya ilişkin transferi bir de referans numarasıyla tanımladığını, talep edilen belgelerin eksiksiz olarak sağlanmasına kadar hesaba gelen paraların dondurulduğunu, bu şekilde davalı banka tarafından dayandığı belgelerin ve talimatın geçerliliği sıkı bir şekilde incelenerek uzun teyit işlemlerinden sonra talimat gereği ödeme gerçekleştirilebildiğini, davalı bankanın müvekkili şirketin işlerinin sadece İran’da yürütülmekte olduğunu bildiğini, bu sebeple İran’la ve her zamanki işle alakalı olmayan söz konusu hileli işlemleri kabul etmemesi gerektiğini, müvekkili şirketin hesabına gelen paraların tek kaynağının İran olduğunu, İran'ın kendisine uygulanan yaptırımlar sebebiyle döviz tedariki için özel bir yöntem izlediğini, İran’daki döviz kıtlığı nedeniyle döviz tedarikinin ancak İran Ticaret Bakanlığı’na kayıtlı tedarikçilerden sipariş edilen malları gösterir proforma faturaların sunulmasıyla gerçekleşmek durumunda olduğunu, davalı bankaya gelen tutarların sadece 7 tedarikçinin satmış olduğu mallara ilişkin olduğunu, dolayısıyla davalı bankanın İran’a yapılan satışlar ve bu yedi tedarikçiye yapılacak ödemelerle bağlantılı olmadıkça hiçbir parayı kabul etmediğini, müvekkili tarafından yine bir tedarikçisine ödeme yapılması için açıklanan prosedüre göre verilen 12.10.2017 ve 19.10.2017 tarihli döviz transferi talimatlarının davalı banka tarafından yerine getirilmemesi ve müvekkili tarafından gecikmenin nedeninin davalı bankaya sorulması üzerine, tedarikçilerin birlikte çalıştığı bankaların ...
Bankası’ndan para transferi kabul etmediği cevabının alındığını, ancak müvekkili şirketin ilgili tedarikçilerle yaptığı görüşmeler sonucunda birlikte çalıştıkları bankaların hepsinde böyle bir sıkıntı olduğu bilgisinin doğrulanamadığını, bunun üzerine davalı bankadan yeniden ödeme gerçekleştirilmesinin talep edildiğini, bu sırada davalı bankaya ... şirketine yapılacak yeni bir ödeme için talimat verildiğini, yeterli bakiyenin mevcut olup olmadığının teyit edilmesi için hesap ekstresi talep edildiğini, davalı bankanın üç hafta boyunca hesap ekstresini sağlayamadığını, davalı bankanın en sonunda müvekkilinin e-posta hesabında bir sorun olabileceğini düşünerek şirket yetkililerinin kişisel e-posta adreslerini istediğini, bunu takiben söz konusu hesap ekstresini 21.11.2017 tarihinde müvekkili şirket yetkililerinin kişisel e-posta adreslerine gönderdiğini, davalı bankanın gönderdiği hesap ekstresinden ve davalı banka ile yapılan görüşmeler sonucunda müvekkilinin Euro mevduat hesabındaki tutardan 10.672.841,28 Euro kısmının 16.08.2017-10.11.2017 tarihleri arasında muhtelif tutarlarla seri şekilde gerçekleşen 13 ayrı döviz transferi işlemi ile müvekkili ile ilgisi bulunmayan üçüncü kişilerin hesaplarına aktarıldığının ortaya çıktığını, davalı tarafından gerçekleştirilen bu 13 döviz transferi işleminde müvekkili şirketin herhangi bir bilgisi ve talimatının bulunmadığını, davalı banka ile yapılan görüşmelerde alınan ilk bilginin yapılan işlemlerin müvekkili şirkete ait e-posta adresi üzerinden alınan sahte ödeme talimatları ile gerçekleştirildiği, müvekkiline ait e-posta adresinin kopyalanmış olabileceği ve hesabı kopyalayan bu kişiler tarafından sahte ödeme talimatları verilmiş olduğu yönünde olduğunu, davalı banka tarafından müvekkilinin bilgi ve talimatı olmaksızın hesabından üçüncü şahıslara toplam 11.231.683,28 Euro tutarında ödeme yapıldığını, gerçekleştirilen bu 13 döviz transferi işleminin hiçbirinde ne işlem öncesi talimatın teyidi amacıyla ne de transfer gerçekleştikten sonra işlem sonucu hakkında müvekkili şirkete yazılı veya sözlü hiçbir bilgi verilmediğini, davalı bankanın aldığını beyan ettiği sahte e-posta talimatlarına göre mesajın doğruluğunu, gerçekliğini, müvekkili şirketten gelip gelmediğini teyit ve kontrol etmeden transferi gerçekleştirdiğini, para transferi yapılan bu şirketlerin müvekkilince davalı banka aracılığıyla düzenli olarak ödeme yapılan ve davalı tarafından bilinen yedi adet tedarikçi firma arasında yer almadığını, yedi tedarikçinin tümü yabancı iken bu şirketlerin tümünün henüz kurulmuş yerli şirketler olduğunun görüldüğünü, daha önce hiç ödeme yapılmayan şirketler lehine arka arkaya gelen ödeme talimatlarının ve aynı şekilde 13 transfer işleminin şirketin banka hesabına gelen paralar ile bağlantılı olmamasının davalının dikkatini çekmemesinin imkansız olduğunu, yapılan hileli transferlerin on adetinin 11.10.2017-10.11.2017 arasında yalnızca 30 gün içerisinde, hatta bunların üç tanesinin 30.10.2017 tarihinde aynı gün içerisinde gerçekleştiğini, bu dönemde davalı bankaca müvekkili şirket adına yalnızca iki adet meşru para transferi gerçekleştirildiğini, bu şekilde hesabın normal işleyişine göre anormal bir sıklıkla gelmeye başlayan para transferi talimatlarının davalı bankanın dikkatini çekmemiş olmasının imkansız olduğunu, kaldı ki bu talimatların daha önce hiç para transferi yapılmamış alıcılara ve çok yüksek tutarlarda transfer yapılmasına yönelik olduğunu, banka tarafından paylaşılan örnekten e-posta ekinde bankaya gönderilmiş görünen faturaların sahte olduğunun açıkça görüldüğünü, örneğin müvekkili şirketin adresinin bu faturalarda yanlış yazıldığını, hileli talimatın verildiği e-posta talimatı içerisinde kullanılan yazı fontunun imzalayanınki ile uyuşmadığını, ayrıca bu faturalarda çok bariz İngilizce dil bilgisi hatalarının mevcut olduğunu, bu yanlışlıkların ve faturaların sahteliğinin davalı banka tarafından basit bir inceleme sonucunda dahi tespit edilebilecek durumda olduğunu, dava konusu usulsüz para transferlerinden ilkinin 16.08.2017 tarihinde gerçekleştirildiğini, müvekkili tarafından davalı bankanın bankadan 2017 Ağustos ayı içerisinde hesap ekstresi talep edildiğini, bu talebe davalı banka çalışanı tarafından 24.08.2017 tarihinde cevap verildiğini ve hesap ekstresinin gönderildiğini, ancak gönderilen hesap ekstresinin 24.08.2017 tarihine kadar olan dönemi kapsaması gerekirken ekstrede yer alan son işlem tarihinin 15.08.2017 olduğunu, dolayısıyla amacın 16.08.2017 tarihinde gerçekleşen hileli işlemin gizlenmesi olduğunu, usulsüz transfere konu tutarlara dikkat edildiğinde hileli işlem tutarlarının dokuz adedinin çok küçük rakamlarla 1 milyon Euro’nun hemen altında tutulduğunu, bu limiti aşması halinde banka içi prosedüründe yer alan kişilerin değişeceği nazara alınarak yapılanların gizli kalmasını temin etmek adına yapıldığının tahmin edildiğini, bankaca müvekkili şirketin usulsüz işlem iddiası inkar edilmekte ise de müvekkili şirketin hesabından başka hesaplara aktarılan toplam 11.231.683,28 Euro mevduatın 558.842 Euro kısmının davalı banka tarafından 07.12.2017 tarihinde müvekkiline ait hesaba iade edildiğini, bu iade işleminin yapılan usulsüz transferlerden dolayı sorumluluklarının kabulü anlamına geldiğini, mevduatın üçüncü kişilerce hukuka aykırı biçimde çekilmesinden dolayı doğan zarardan bankanın sorumlu olduğunu, bankanın mevduattaki parayı müvekkiline iade etmekle yükümlü olduğunu, müvekkilince bankaya verilen talimat uyarınca yapılacak işlemin güvenliğinden bankanın sorumlu olduğunu, bankanın aldığı talimatın doğruluğunu, gerçekliğini, yetkili kişiden geldiğini teyit ve kontrol etmeden talimat uyarınca işlem yapamayacağını, yapmışsa hesap sahibinin bu nedenle uğrayacağı zarardan sorumlu olduğunu, davalı bankanın kendisi açısından hukuki dayanak olarak gösterdiği kusursuzluk anlaşması niteliğindeki hükümlerin geçersiz olduğunu, davalı bankanın bankacılık mevzuatına tamamen aykırı şekilde işlem gerçekleştirerek özen yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini, dava konusu hileli para transferlerinde işlem güvenliğinin sağlanmasına yönelik hiçbir önlem almadığını ve müvekkili ile arasında 2012 yılından beri gerçekleştirilen para transferlerinde izlenilen usule dahi uymadığını, davaya konu işlemler önceki işlemlerden çok farklı nitelikte olmasına karşın davalı bankanın bu transfer talimatlarındaki farklılığı görmezden gelmesinin, müvekkili şirketin teyidini aramamasının, hatta yapılan işlemlerden müvekkilinin haberdar olmasını engellemeye yönelik hareket etmesinin bankanın ağır kusurlu olduğunu gösterdiğini, davalı bankanın hileli işlemlere açıkça göz yumduğunu dolayısıyla ağır kusurlu olduğunu, belirtilen olguların bir kısmının banka çalışanı ve yetkililerinin dava konusu hileli döviz transferlerine dahil olduğunu, yapılan işlemlere bilerek iştirak ettiklerini gösterdiğini, dolayısıyla davalı bankanın hem kendi kusuru hem de çalışanlarının faaliyetleri nedeniyle adam çalıştıranın sorumluluğu kapsamında kusursuz olarak sorumlu olduğunu belirterek, 10.672.991,28 Euro alacağın davalının temerrüt tarihi olan 18.12.2017 tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili; müvekkili ile çalışmakta olan İngiltere menşeli davacı şirketin talep ve tercihi doğrultusunda müvekkilince geçmişten bu yana e-posta ekinde iletilen işlem talimatlarına istinaden hesaplarından para transferi işlemlerinin gerçekleştirildiğini, medikal ürünlerin ülkeler arası transit ticareti ile iştigal eden davacının Türkiye’de temsilciliği ya da irtibat ofisinin bulunmadığını, firmanın bankadaki yabancı para cinsinden hesaplarına satışını yaptığı ürün bedellerinin gelmesini müteakip kendi adına ya da farklı firmalar adına hesaplarından yabancı para transfer işlemleri gerçekleştirdiğini, davaya konu edilen 13 adet işlem dahil davacı hesabından bugüne kadar gerçekleşen 64 adet para transferi işleminin bu şekilde gerçekleştirildiğini, transfer işlemlerinde firma sahibi ve yetkilisi ...
ve çalışanı ... adlı kişilerin e-posta adresinin kullanılmakta olup, firma adına gönderilen talimatların bu kişilerin e-posta adreslerinden iletildiğini, transfer sürecinin firma tarafından e-posta ekinde iletilen yazılı ve imzalı talimatla başladığını, banka personelince fatura tutarı ve talimat üzerinde bulunan tutar uyumu, müşteri imzası, talimat tarihi kontrolleri yapıldıktan sonra yabancı para transferi işlemi olduğundan transfer talebinin genel müdürlükteki ilgili birime iletildiğini, söz konusu birim tarafından transfer işleminin yaptırımlar yönünden bir aykırılık olup olmadığının araştırıldığını, aykırılık bulunmaması halinde transfer işlemine onay verildiğini, yaptırımlar biriminin onayı sonrasında transfer işleminin gerçekleştirildiğini, ayrıca swift işlemlerindeki sistemsel prosedür gereği gerçekleşen her bir işlemde bir swift mesajı oluştuğunu ve bu mesajların havale gönderisi davacıya e-posta ile iletildiğini, bu e-postaların gerçekleşen işleme dair tüm bilgileri içerdiğini, davacının itirazına konu olan 13 işlemin tamamında gerçekleşen transfer işlemine ilişkin bilgi ve belgelerin davacının kurumsal e-posta adreslerine iletildiğini, bunun yanı sıra mutat iş akışı kapsamında hesap ekstrelerinin de davacının kurumsal e-posta adreslerine iletildiğini, bu ekstrelerin gönderildikleri tarihe kadar gerçekleştirilen tüm işlemleri içerdiğini, itiraza konu işlemlerin gerçekleştiği dönem aralarında 24.08.2017, 27.10.2017 ve 08.11.2017 tarihlerinde davacıya hesap ekstresi gönderildiğini, davacı tarafından 21.11.2017 tarihinde para transferlerine itiraz edilmesi üzerine müvekkilince inceleme başlatıldığını ve iddia kapsamında konunun soruşturulması için 24.11.2017 tarihinde savcılığa suç duyurusunda bulunulduğunu, soruşturmanın halen İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı‘nın 2018/42814 sayılı dosyası ile devam ettiğini, soruşturma dosyasında, 24.11.2017 tarihinde havalelerinin gönderildiği lehtar şirketlerin diğer bankalardaki hesaplarında bulunan tutarların tedbiren bloke edilmesine karar verildiğini, bu şekilde iki para transferi işlemi lehtarı ...‘ın ...‘a havale ettiği belirlenen 155.014,58 Euro tutar üzerine bloke konulduğunu, ...
firmasına gönderilen 558.842 Euro tutarındaki havale işleminin alıcı ünvanı ile hesap sahibi bilgisi eşleşmediğinden gerçekleşmediğini ve ilgili bankaca 05.12.2017 tarihinde iade edildiğini, davacının itirazda bulunmasından önce bu iki işlem dışındaki transfer tutarlarının ilgili bankalardan nakit olarak çekildiğinin öğrenildiğini, davanın asıl muhatabı havale işlemlerinin lehtarı olan firmalar, bunlar adına hareket eden kişiler ile dolandırıcı şahıslar olup öncelikle müvekkili yönünden davanın husumet nedeniyle reddinin gerektiğini, müvekkilince yapılan suç duyurusu üzerine başlatılan ceza soruşturmasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, müvekkilince davacı firmanın tercihi ile belirlenen ve teamül haline gelen iş akışı kapsamında firma e-posta ekinde iletilen imzalı işlem talimatı ve faturalara istinaden işlem yapıldığını, firmanın itirazına konu ettiği işlemler ile itiraza konu olmayan geçmişten bugüne gerçekleşen diğer tüm işlemlerde aynı bankacılık prosedürün uygulandığını, davacı firmanın 31.01.2012 tarihinden itibaren müvekkili banka hesaplarında işlem yapmaya başladığını, firma hesaplarından itiraza konu 13 işlem dahil 64 adet transfer işlemi gerçekleştirildiğini, itiraza konu işlemler haricindeki 51 işlemde de davacının genel prensibinin e-posta içinde ilettiği talimat nüshalarına istinaden işlem yapılması olduğunun tespit edildiğini, çalışma ve yazışma şeklinin e-posta ile başladığı ve aynı şekilde devam ettiğini, süreç içerisinde iş akışının taraflar arasında teamül haline geldiğini, müvekkilince davacı müşterinin talebine uygun olarak e-posta aracılığıyla ilettiği talimatlara istinaden işlem yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığını, dava konusu olmayan diğer çok sayıdaki işlemlerde olduğu gibi e-posta içinde yer alan firma antetli kağıda hazırlanmış, firmayı temsil ve ilzama yetkili kişi tarafından imzalanmış geçerli talimat ve faturaların varlığına istinaden transfer yapıldığını, itiraza konu olmayan işlemlerde uygulanan bankacılık prosedürünün dava konusu işlemler için aynı şekilde gerçekleştirildiğini, davacının e-posta hesabının ele geçirildiğini, bu nedenle müvekkilince gönderilen swift mesajlarıyla hesap ekstrelerinden haberdar olmadığını iddia etse de kurumsal e-posta adreslerinin güvenliğini sağlamanın firmanın kendi sorumluluğunda olduğunu, basiretli bir tacir olarak e-posta ile talimat verilmesinin risklerini ve sonuçlarını öngörmesi ve bilmesi, yine bu kapsamda gerekli güvenlik önlemlerini alması gerektiğini, bu itibarla üzerine düşen yükümlülükleri yerine getiren müvekkiline kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, dava dilekçesinde anlatılan ve müvekkilince uyulmadığı iddia edilen prosedürün, firma hesaplarına İran ile yapılan transit ticaretten elde edilen tutarların yatırılmasını ilişkin olup dava konusu transfer işlemleri ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, davaya konu işlemlerde transfer edilen tutarların, zaten daha önce firma hesabına yatırılmış olan tutarları olduğunu, İran’a yönelik uluslararası yaptırımlar sebebiyle bu ülke ile ticaretten yapılan elde edilen döviz tutarlarının firma hesabına geçilebilmesi için farklı bir prosedür, firmanın zaten hesabında bulunan tutarlarının tutarların firmanın talimatı ile transferi için ise farklı bir prosedür söz konusu olduğunu, davaya konu işlemlerde ise önceden firmanın hesabına aktarılmış bulunan tutarların firmaca iletilen talimatlar üzerine farklı lehtar hesaplarına transfer edilmesinin söz konusu olduğunu, 1 milyon Euro üzerindeki yabancı para transferlerinde farklı bir prosedürün söz konusu olmadığını, davacının itiraza konu işlemlerdeki talimat ve faturaların sahte olduğu iddiası ispata muhtaç olup bunların sahteliğinin ilk bakışta anlaşılabilecek mahiyette olmadığını, müvekkilince yapılan incelemelerde itiraza konu işlemlerdeki talimatların itiraza konu olmayan diğer işlemlerdeki talimatlarla birebir benzer olduğunun, faturalarda da şüphe çeken bir nokta bulunmadığının belirlendiğini, fatura tutarlarıyla talimat ve transfer tutarlarının uyumlu olduğunun belirlendiğini, dava dilekçesinde açıkça sahte olduğu ileri sürülen 25.08.2017 tarihli transfer işlemine ilişkin talimat ve fatura incelenmiş olup bu işlemdeki talimat üzerinde yer alan imzanın firma sahibi ve yetkilisi...
adlı kişinin imzası ile aynı olduğunun, talimat üzerinde yer alan tutarın fatura tutarı ile uyumlu olduğunun, her iki evrak üzerinde şüphe uyandıracak bariz bir hata olmadığının anlaşıldığını, fatura üzerindeki adresin ise davacının İngiltere’deki resmi olarak faaliyet gösterdiğini bildirdiği adres olduğunu, dolayısıyla sahte bir adres olmaması nedeniyle şüphelenilmesi gereken bir husus olmadığının belirlendiğini, davacı vekilinin itiraza konu işlemlerini sık ve yüksek tutarlı olduğu, dolayısıyla müvekkilinin durumdan şüphelenip firmayı haberdar etmesi gerektiği şeklindeki iddiasının haksız olduğunu, itiraza konu olmayan 47 adet 131.439.457,12 Euro tutarında transfer işlemi gerçekleştirilmiş olup işlem bazında transfer tutarı ortalamasının 2.796.584,19 Euro olduğunu, davaya konu 13 transfer işleminin ise toplam 11.231.683,28 Euro olup işlem ortalamasının 863.975,63 Euro olduğunu, bunun yanı sıra müvekkilinin müşterilerinin işlemlerinin sıklığına ilişkin bir takip ve kontrol yükümlülüğü bulunmadığını, banka açısından müşteri talebinin yerine getirilmesinin esas olduğunu, davacıya üç hafta boyunca ekstre gönderilmediği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, banka kayıtlarıyla sabit olduğu üzere işlemlerin gerçekleştirildiği 16.08.2017-10.11.2017 tarihleri aralığında müvekkilince 24.08.2017, 27.10.2017 ve 08.11.2017 tarihlerinde üç kez hesap ekstrelerinin ve 13 adet işleminin tamamına ait swift bilgilerinin her işlem neticesinde ayrı ayrı firmanın kurumsal e-posta adreslerine gönderildiğini, gönderilen bu e-postaların ilgili e-posta adreslerine iletildiği ve okunduğuna dair kayıtların müvekkilinin sisteminde mevcut olduğunu, söz konusu ekstrelerin gönderim tarihleri itibari ile itiraza konu tüm işlemleri içerdiğinin tespit edildiğini, davacının müvekkilinden herhangi bir e-posta almadığını ve e-posta kutusunda bu dönemde problem yaşadığını belirterek aslında kurumsal e-posta hesaplarının güvenliğini sağlayamadığını açıkça kabul ettiğini, 24.08.2017 tarihinde davacıya gönderilen hesap ekstresinin kasıtlı olarak eksik iletildiği yönündeki iddianın gerçeğe aykırı olduğunu, dava konusu edilen 16.08.2017 tarihli 614.943 Euro tutarlı işlemin de bu ekstrede mevcut olduğunu, müvekkili tarafından hesap ekstreleri davacıya gönderilmesine rağmen davacının hesap ekstrelerinden haberdar olmadığını belirtmesinin, davacının e-posta hesabının güvenliğini sağlayamadığına ve olayda ağır kusurlu olduğuna karine teşkil ettiğini, 558.842-Euro işlem bedelinin iadesinin alıcı bilgisi ve hesap sahibi bilgisi eşleşmemesi nedeniyle gerçekleştiğini, işlem iadesinin müvekkilinin sorumluluğunu kabul ettiği anlamına gelmediğini, davaya konu işlemlerin gerçekleştiği dönemde firma tarafından müvekkiline aynı elektronik posta hesabından iletilip yerine getirilen ve davacının itiraz etmediği işlemlerin de bulunduğunu, bu kapsamda 16.08.2017-21.11.2017 tarih aralığında itiraz edilen işlemler ile birlikte iki transfer işleminin daha gerçekleştirildiğini ve davacının bu işlemlere itirazının olmadığını, bu transfer işlemlerinin aynı süreçte ve itiraz edilen işlemlerle birebir aynı yöntemle yapıldığını, davacının davaya konu işlemlere itirazda bulunduktan sonra da müvekkili ile aynı e-posta hesapları üzerinden yazışmaya ve işlem talimatı vermeye devam ettiğini, davacının işlem talimatlarının kendisi tarafından gönderilmediğini, e-posta hesabının üçüncü kişilerce ele geçirildiğini beyan etmesine karşın olaydan sonraki işlemlerde de aynı e-posta adreslerini kullanmaya devam etmiş olmasının davacının çelişkili hareket ettiğinin göstergesi olduğunu, davacının yalnızca yedi adet firma ile çalışıldığı ve bu durumun müvekkiline yazılı olarak bildirildiği yönündeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacının müvekkiline bu yönde herhangi bir talimatı olmadığı gibi, müvekkili ile davacı arasında bu şekilde bir anlaşma bulunmadığını, davacının iddialarını dayandırdığı e-posta yazışmasından açıkça anlaşılacağı üzere, müvekkili tarafından davacı ile çalışmaya başlanırken ticaret ilişkisi bulunan ilk beş ülke ve ilk beş firma bilgisinin talep edildiğini, davacının ise bu soruya cevabında bazı ülke ve firma bilgilerini müvekkili ile paylaştığını, müvekkilince bu firmaların dışında bir firmaya ödeme yapılamayacağı yönünde bir beyanda bulunulmadığını, davacının ihtarnamesi ve dava dilekçesinde isimlerini saydığı yedi firma ile delil olarak sunduğu 31.10.2011 tarihli e-posta yazışmasında sayılan firmalar arasında farklılık bulunduğunu, firmanın keşide ettiği ihtarnamede geçen yedi firma arasında ..., ...
ve... firmalarına yer verilirken, dava dilekçesi ekinde belirtilen firmalar arasında söz konusu firmaların yer almadığını, dolayısıyla davacının dayandığı delilin bizzat kendi iddiasını çürüttüğünü, davacının dayandığı delilde yer almayan üç adet firmaya davacı firmanın talimatları doğrultusunda altı adet para transferi yapıldığını, yine bahse konu yedi firma arasında adı geçmeyen iki adet firmaya da yedi adet transfer işlemi bulunduğunun tespit edildiğini, davacının belirttiği yedi firma arasında yer almayan ... firması lehine transfer talebinde bulunduğunu, ancak İran yaptırımları nedeniyle karşı bankanın ödemeyi kabul etmediğini, yine davacı tarafından gönderilen 28.06.2016 tarihli e-posta ile İsviçre’de bulunan ve ihtarnamede yer verilen yedi firma arasında yer almayan...
isimli firmaya transfer yapılmak istenildiğinde, söz konusu talebin müvekkilinin karşı banka nezdinde hesabı olmaması nedeniyle gerçekleştirilemediğini, bu tespitlerin dışında davacının müvekkili ile çalıştığı süre boyunca firmanın kendi hesabına 24 adet para transferi yaptığını ve bu işlemlerin hiç birisine itirazının bulunmadığını, davacının Türkiye’de herhangi bir firma ile ticari ilişkisinin bulunmadığı ve bu nedenle davaya konu işlemlerden bilgisinin olamayacağı yönündeki iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, bu kapsamda 06.11.2012 tarihinde davacının müvekkili bankadaki hesabına...Bankası aracılığıyla ... Yapı tarafından iki kez havale gönderildiğini, 06.09.2017 tarihinde davacıya ait e-posta adresinden gelen e-postalar ile ...firması tarafından düzenlenen faturaya istinaden firmanın banka hesabına aynı tutarlı transfer işleminin gerçekleştirilmesinin talep edildiğini, davacının 23.10.2017 tarihli e-postasında ...
firmasına ödeme yapılacağı bilgisinin verildiğini, davacının itirazına konu 13 işleminin beş adetinin bu firmaya yapılan transferlerden oluştuğunu, dolayısıyla davacı firmanın ... firmasını tanıdığını ve ticari ilişkide bulunduğunu, e-posta yoluyla talimat gönderilmesi ve bu talimatlara istinaden işlem yapılmasının taraflar arasında istikrarlı bir şekilde yıllardır devam ettirilerek ticari teamül haline geldiğini, böylelikle ticari teamül haline gelen uygulamalara göre işlem yapılması halinde bankanın sorumlu tutulamayacağını, taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri kapsamında da davaya konu işlemler yönünden müvekkiline hiçbir şekilde kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, bankacılık hizmetleri sözleşmesinin dağıtım kanalları başlıklı 2.3 ve elektronik bankacılık hizmetleri başlıklı 2.4 maddesinde, e-postanın bankanın hizmet verebileceği bir yöntem olarak sayıldığını, sözleşme kapsamında tıpkı faks talimatı gibi e-posta yoluyla işlem talimatı iletilmesinin de müşterilerin tercihine bağlı olarak yararlanabilecekleri bir imkan olduğunun anlaşıldığını, sözleşmenin 7 ve 18.20.3 maddeleri gereğince faks gibi müşteri tarafından talep edilen e-posta benzeri yöntemlerle iletilen talimatların müvekkilince derhal işleme alınabileceğinin ve yazılı talimat yerine geçeceğinin açık olduğunu, bankanın müşteriden faks veya e-posta ile talimat geldiğinde teyit almadan dahi işlemleri gerçekleştirmesinin mümkün olduğunu, yani müvekkilinin sözleşme kapsamında her işlem için teyit almak gibi bir yükümlülüğünün bulunmadığını, faks talimatı ile benzer yöntem olması nedeniyle e-posta yoluyla iletilen talimatlara da kıyasen uygulama alanı bulan 18.20.1.1 ve 18.20.1.2 maddeleri gereğince firma antetli kağıdı ve kaşesi kullanılmak suretiyle düzenlenen talimatların yalnızca firma yetkilileri tarafından bankaya iletilmesinin, bu bahiste herhangi bir dolandırıcılık ya da sahtekarlığa yol açılmaması ve gerekli tedbirlerin alınmasının davacı firmanın sorumluluğunda olduğunu, diğer taraftan sözleşmenin 18.20.1.3, 18.20.3 ve 18.20.4 maddeleri gereğince, müvekkili bankanın yükümlülüğünün işlem talimatlarında mevcut ilk bakışta ayırt edilebilecek imza benzerliği gibi sahteciliklerin kontrol edilmesi olduğunu, bu çerçevede müşterinin imzasıyla gönderilen talimatların bankaca işleme sunabileceğini ve işlem talimatlarındaki ilk bakışta anlaşılmayan sahtekarlıklardan bankanın sorumlu tutulamayacağını, davaya konu işlem talimatlarının davacı tarafça itiraz edilmeyen diğer işlemlerdeki talimatlarla aynı olduğunu, talimatlarda yer alan yetkili imzasının imza sirkülerinde yer alan imza ile örtüştüğünü, bankanın bu yönden objektif özen borcunu yerine getirdiğini ve kusurunun bulunmadığını, ayrıca sözleşmenin 7.12, 18.20.1, 18.20.3.1, 18.20.3.2 ve 18.20.3.4 maddeleri gereğince faksla talimat iletilmesinin yol açabileceği sonuçlardan bankanın sorumsuz olduğunu, sözleşme kapsamında e-posta aracılığıyla yapılan işlemler açısından da müşterinin müvekkilini sorumlu tutmasının söz konusu olamayacağını, yine aynı hükümlerle işlem talimatlarına ilişkin hile ve dolandırıcılık dahil herhangi bir şekilde oluşacak her türlü riskten sorumluluğun müşteriye ait olduğunun düzenlendiğini, itiraza konu 16.08.2017 tarihli ilk işlemde transferin gerçekleşmesi akabinde 17.08.2017 tarihinde müvekkili tarafından swift bilgilerinin davacının kurumsal e-posta adresine gönderildiğini, transfer bedelinin ise 22.08.2017 tarihinde lehtar şirketin hesabına aktarıldığını, dolayısıyla davacının işleme dair 17.08.2017 tarihinde bilgilendirilmesinden beş gün sonra transfer bedelinin lehtarın hesabına aktarıldığını, paranın hesaptan çekilmesinin ise çok daha sonra olduğunu, dolayısıyla davacı yazılı bildirimi dikkate alarak en azından paranın çekilmeye başlandığını 24.08.2017 tarihinde işleme itiraz etmiş olsaydı bu transfer bedelinin lehtar firma hesabına aktarılmadan iade edilmesinin sağlannabileceğini, dolayısıyla davacı tarafından bu işleme itiraz edilseydi diğer işlemlerin de önüne geçilebileceğini, işlemlerin gerçekleştiği üç aylık dönemde davacıya üç kez hesap ekstresi gönderilmiş olmasına rağmen davacının hesap ekstrelerini kontrol etmeyerek basiretli bir tacirden beklenen dikkat ve özeni göstermediğini, yıllık ortalama 30 milyon Euro işlem yapan davacı firmanın hesaplarını kontrol etmemesinin aynı zamanda hayatına olağan akışına aykırı olduğunu, e-posta hesabının güvenliğini sağlamak ve bu hususta gerekli tüm önlemleri alma yükümlülüğüünün davacıya ait olduğunu, davacının ihtar ve dava dilekçesinde e-posta hesaplarının ele geçirildiği yönünde beyanlarda bulunduğunu, kaldı ki davacı firmanın 21.11.2017 ve 27.11.2017 tarihlerinde davaya konu işlemlere itirazını iletmesinin ardından firma yetkilisi tarafından ele geçirildiği iddia olunan e-posta adresinden müvekkiline 01.12.2017 tarihli e-postanın gönderilmesi üzerine, müvekkili yetkililerinin durumdan şüphelenerek 07.12.2017 tarihli e-postada "e-posta hesabınızın güvenliğini sağladığınızı anlıyorum, lütfen teyit eder misiniz" şeklinde davacıya e-posta hesaplarındaki sorunun giderilip giderilmediğinin sorulduğunu, firma sahibinin aynı tarihli gönderdiği e-posta cevabında "ilk olarak e-postaımızın güvenliğini sağlamak için adımlar atılmış olduğunu teyit ederim" ifadesini kullandığını, burada firma yetkilisince davacı tarafın e-posta hesaplarının güvenliğini sağlayamamış olduğunun açıkça ikrar edildiğini, konunun banka sistemleri ile bir ilgisinin bulunmadığını, işlemlerin e-posta aracılığıyla yapılmasını tercih eden davacının bu yöntemin risklerin öngörerek e-posta hesaplarının güvenliği konusunda gerekli önlemleri alması gerektiğini, dolayısıyla e-posta hesabının üçüncü kişilerin eline geçmesine davacının sebep olduğunu, davacı ağır kusurlu olup zararın oluşmasında müvekkiline kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, davacının iddia ettiği zararla müvekkilinin işlemleri arasında illiyet bağı da bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; davalı bankanın kurmuş bulunduğu...'ye üçüncü şahısların girip müdahale edip etmedikleri hususunda davacı şirketin bilgisayarları üzerinde inceleme yapılmasına karar verildiği, davacı vekilinin 15/04/2021 tarihli celsedeki beyanı ile müvekkili şirketin kayıtlarının incelenmesine gerek olmadığını, bu incelemeyle de müvekkili şirketin e-posta trafiğinin üçüncü kişiler tarafından ele geçirilmesinin, bu yolla bankaya havale talimatı gönderilmesinin söz konusu olmadığını, bu hususu kabul ettiklerini, işbu davadaki tazminat taleplerini bankanın havaleler sonrası işlemlerde gerekli itina ve özeni göstermemesine dayandırdıklarını beyan ettiği, bu beyanla birlikte, üçüncü kişilerin bankaca sağlanan sisteme davacının hiç bir kusuru olmaksızın tamamen dışarıdan bir müdahale ile girdikleri gibi bir durumun bulunmadığının anlaşıldığı, her ne kadar davacı vekili ...
firmalarına yapılan havalelerin müvekkilinin bilgisi dışında olduğunu, ... firmasına yapılan 5 havalenin zaten dava konusu olan havaleler içinde bulunduğunu, sadece ...firmasına ve ... şirketine yapılan havalelerin müvekkilinin talimatıyla yapıldığını, ancak ... şirketinin, davacı şirketin hissedarı ve sahibi olduğu bir şirket olduğunu, bu nedenle ona gönderilen havalelerin 7 tedarikçi ile yapılan sınırlama dışında bir havale sayılamayacağını, şirketin kendine gönderilen bir havale niteliğinde bulunduğunu öne sürmüş ise de, davacı şirketin kurucusu ve ortağı olup yetkilisi olan ...'in annesi ...'un ...'e ortak olduğunun ve bu iki şirket arasındaki bağlantının bundan ibaret olduğunun davalı banka tarafından bilinmesinin beklenemeyeceği, yine ...
firmasının da 7 tedarikçiden biri olan ... bağlı bir şirket olduğuna dair davacı vekilince sunulmuşsa da, aralarındaki bağın davacı banka tarafından bilinmesinin mümkün olmadığı, bu bağları gösterecek şekilde davalı bankaya davacı şirketin herhangi bir bilgi ya da belgeyi daha önce gönderdiğini iddia etmediği, bu nedenle bu firmaların ileri sürülen 7 adet firma dışında kalmadığı savunmasına itibar edilmediği, davacının havalelerin 7 adet firmayla sınırlandırıldığı iddiasının kabul görmediği, taraflar arasındaki havalelere ilişkin dönemsel ilişkinin 3 dönemde toplanabileceği, 1. dönemin 09/11/2012-28/04/2014 dönemi olduğu, hesaptan tedarikçi hesaplarına ve hesap sahibinin farklı bankalar nezdindeki hesaplarına transferler yapıldığı, belirtilen tarih aralığında toplam 14 adet transfer işlemi yapıldığı, transferlerden 3 adedinin lehtarı ..., 8 adedinin lehtarı ..., 3 adedinin lehtarının ise davacı ...
olduğu, 2. dönemin 02/06/2014-18/03/2016 dönemi olduğu, sadece davacı ...'in farklı bankalar nezdindeki hesaplarına tansfer yapıldığı, bu dönemde toplam 21 transfer işlemi yapılmış olup, transferlerin tümünün lehtarının davacı olduğu, 3. dönemin 21/04/2016-30/11/2017 dönemi olduğu, bu dönemde toplam 30 transfer işlemi yapılmış olup, 13 transfer işlemine itiraz edildiği, transferlerden 6 adedinin lehtarının ..., 4 adedinin lehtarı ..., 3 adedinin lehtarı..., 1 adedinin lehtarı ..., 2 adedinin lehtarı ..., 1 adedinin lehtarı ise ...(...) olduğu, böylece toplam 64 adet havale yapıldığı, bunlardan 13 tanesinin itirazlı olduğu, bizzat davacı şirkete yapılan havaleler dışında kalan havalelerde de banka tarafından aynı prosedürün uygulandığı, davacının talimatı üzerine talimat ve ekindeki mal alım satım faturalarının denetlenip uygun görüldüğü taktirde havalelerin gerçekleştirildiği, ihtilaflı havalelerin gerçekleşme şekline dair davalı bankanın kayıtlarında ekran görüntülerinin bulunduğu, esasen ...
Bank Teftiş Kurulu raporunda da, yapılan incelemeler neticesinde transfer işlemlerine ilişkin e-posta yazışmalarının header bilgileri değiştirilmemiş olan, firma tarafından iletilen e-postalar ile başladığının ve bir noktadan sonra yazışma silsilesinin devamı niteliğinde firmanın kurumsal elektronik posta adreslerinden gelen header bilgilerinin değiştirildiğinin, e-postaların gönderildiği ve işlem talimatlarının bu şekilde iletildiğinin, transfer işlemlerinde ise firmanın kurumsal elektronik posta adreslerinden gelen header bilgileri değiştirilmiş e-posta ile talimatlar iletilse de, e-posta içeriğinde daha önceki süreçte header bilgileri değiştirilmemiş olan firma tarafından iletilen e-posta içeriklerine atıfta bulunulmasının dikkati çektiğinin, bu hususların bir arada değerlendirilmesi neticesinde firma yetkilisi ve sahibinin kullandığı e-posta hesaplarına kötü niyetli üçüncü kişilerce erişilebildiği veya e-posta hesaplarının ele geçirildiği ya da firmanın da itiraza konu işlemlerin gerçekleştirilmesi sürecine müdahil olduğu kanısına varıldığının belirtildiği, olayla ilgili İstanbul Anadolu 7.
Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/834 Esas sayılı dosyasında da yargılama yapıldığı, banka mensuplarından yargılanan bulunmadığı, şüphelilerin havaleleri alan şahıslar olması ve onlara karşı açılan dava bulunmaması, iş bu davanın sadece havalelerden sonraki döneme yönelik banka kusuruna dayanması sebebiyle ceza dosyasının bekletici mesele yapılamayacağı, 16/08/2017 ile 10/11/2017 tarihleri arasındaki yaklaşık üç aylık dönem içerisinde davacı şirketin sadece e-mail hesaplarının şifresinin ele geçirilmediği, davalı banka ile olan yazışmalarının da takip edilip, davacının e-mail hesabından header bilgileri değiştirilmiş içeriği paralel sahte e-mailler gönderildiği, sahte e-maillerin içeriğinin davacı şirketten gelen gerçek e-mail yazışmalarının içeriğiyle benzerlik göstermesine çabalandığı, davacı şirketin bu kadar uzun bir süre e-mail hesabı üzerinden sahte e-maillerle davalı bankayla yazışmalar yapılmasını fark etmemesinin, basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne tabi olan davacı şirketin kendisinden beklenen güvenlik tedbirlerini almada ağır ihmal ve kusurlu davrandığını gösterdiği, davacı şirketin davalı banka ile iletişimini sağlayan elektronik posta adresi hesapları ve şifresinin, davalı bankanın korumakla yükümlü olduğu bir alana yasal olmayan bir müdahale sonucu yetkisiz üçüncü kişilerin eline geçmediği, bilakis davacı şirketin kendi serverine yetkisiz kişilerin müdahalesi sonucu ele geçirilmiş olduğu, e-posta hesabının kontrolünün de yetkisiz üçüncü kişilerin eline geçtiği ve itiraza konu işlemlerin yapıldığı üç aylık dönem içerisinde bütün yazışmaların kontrol ve takip edildiği, davacının bu kadar uzun bir süre e-mail hesaplarının kontrolünün yetkisiz kişilerce ele geçirildiğini fark edip önlem almada ağır kusurlu bulunduğu, davacı şirketin yüksek bedelli havale işlemi yapmasına rağmen, bunların basit yöntemlerle hacklenerek ele geçirilebilecek nitelikteki e-mail yoluyla gönderilen talimatlarla yapılmasını tercih etmesinde, hatta operasyonel sebeplerle gerçekleştirilemeyen bazı talimatlarla ilgili ısrarla yine aynı yolla yazışmalar yapmasında, tercihinin kendi iradesi ile belirlendiği, davalı bankanın bu yönde bir telkin ve tavsiyesinin bulunmadığı, bu tercihin ise basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğüne aykırı olduğu, davacı şirketin itirazlı havalelerden önceki dönemde de geçerli olan aynı e-mail adresleri ve aynı bilgisayara ait IP numarası üzerinden davaya konu talimatları gönderdiği, davalı bankanın bir kusurunun tespit edilemediği, bankaya zararın meydana gelmesinde TBK 44 madde gereğince yüklenebilecek müterafik kusur niteliğinde bir eylem ve işlemin bulunmadığı, zira itiraza ve davaya konu işlemlerin yapıldığı 3 aylık dönem içerisinde davacı şirket yetkililerinin talimatların geldiği e-mail adresi üzerinden ayrıca hesap hareketleri ve hesap kapama bilgileri talep ettikleri, aynı dönem içinde itirazsız iki adet havaleyi gerçekleştirdikleri, bankanın itirazlı havale işlemlerini en çok bir gün içinde swiftlerle davacı şirketin e-posta adresine bildirdiği, e-posta adreslerini bakıp kontrol etme yükümlülüğünü davacı şirketin 3 ay kadar bir süre içinde yerine getirmeyerek zarara sebep olduğu, havale işlemlerinin davacıya bildirilmesinden bir süre sonra havalelerin fiziken gerçekleştirilip alıcılar tarafından çekildiği, bu sürelerin makul süreler olduğu, davacı taraf e-maillerini ya da bankadaki mevduat hesaplarını basiretli bir tacir gibi kontrol etseydi üçüncü şahısların bu paraları almadan hesaplara el konulabilecek durumda olduğu, 04/03/2022 tarihli bilirkişi raporunun tespit ve gerekçelerinin kabule şayan bulunduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
Davacı vekili; davalı banka ile müvekkili şirket arasında 19.01.2012 tarihinde bankacılık hizmet sözleşmesi imzalandığını, 2012 yılından dava konusu yetkisiz işlemlerin ortaya çıktığı 2017 yılı kasım ayına kadar beş yıldan fazla bir süre kesintisiz olarak davalı banka ile çalışıldığını, davacı ile davalı banka arasındaki yazışmalardan görüleceği üzere ilişki boyunca müvekkili şirketin davalı şirket nezdindeki hesaplarından para transferi yaptığı tedarikçi firmaların toplam yedi adet olduğunu, 2012 yılı yılından 2017 yılı ağustos ayına kadar davalı banka nezdindeki hesaplardan sadece müvekkili şirketin başka banka hesaplarına ve yedi adet yabancı tedarikçi firmaya ödeme yapıldığını, ayrıca hesaptaki işlem sıklığının ortalama işlem şeklinde olduğunu, para transferlerinde izlenen yöntemin müvekkili şirket sahibi ve yetkilisi ...
ve çalışan...‘in e-posta adreslerinden transfer talimatı, fatura ve belgelerin iletilmesi, iletilen talimat ve ekindeki belgelerin imza fatura ve tutar uyumu kontrolleri yapıldıktan sonra yabancı para transfer işlemi için banka genel müdürlüğündeki ilgili birime aktarılması, bu birimin transfer lehtar ve bankası bakımından uluslararası yaptırımlar yönünden bir aykırılık olup olmadığını incelenmesi ve bu incelemeler sonucunda işlemin gerçekleştirilmesi veya reddedilmesi şeklinde olduğunu, 2012 yılından dava konusu 13 adet hileli havale işleminin başladığı 16.08.2017 tarihine kadar yapılan tüm para transferlerinin davalı banka tarafından aranan bu sıkı kayıt ve şartlara tabi olarak gerçekleştirildiğini, davalı tarafından 16.08.2017-10.11.2017 tarih aralığında gerçekleştirilen dava konusu 13 adet havale işleminin ise bu inceleme ve teyit işlemlerinin hiç yapılmadığının ortaya çıktığını, davalı bankanın 21.11.2010 tarihinde gönderdiği hesap ekstresinden ve bankayla yapılan görüşmeler sonucunda müvekkili şirketin mevduat hesabındaki tutardan 16.08.2017-10.11.2017 tarihleri arasında 13 ayrı döviz transferi işlemi ile müvekkilinin bilgi ve talimatı olmaksızın müvekkilinin ilgisinin bulunmadığı 3.
kişi şirketlerin hesaplarına para aktarıldığının ortaya çıktığını, davacının swift mesajlarını müvekkili şirketin e-posta hesabına göndermek suretiyle yerine getirdiğini savunduğunu, oysa söz konusu e-postalarının hiçbirinin müvekkili şirkete ulaşmadığını, e-posta talimatına istinaden yapılan bir işlemin teyidini yine e-posta üzerinden yapamayacağını, bu durumun hem hayatın olağan akışına hem de bankanın kendi iç düzenlemesi olan ve e-posta ile yapılacak talimatları düzenleyen seri mektubuna aykırı olduğunu, bankanın kendi iç düzenlemesi olan 24.03.2015 tarihli seri mektupta temel kuralın hiçbir şekilde e-posta ile talimat alınmaması ve uygulanmaması olduğunu, herhangi bir özel nedenle e-posta ile talimat alınmış olması halindeyse belirtilen ilk güvenlik adımının müşterinin aranarak işlemin teyit edilmesi olduğunu, seri mektuptaki güvenlik adımlarının e-postanın müşteri aranarak teyit edilmesi, e-posta çıktısı üzerine teyit edilen kişi ve teyit saatinin yazılması, teyit eden personel tarafından paraflanması ve talimat asıllarının azami 2-3 günü içerisinde şubeye teslim edilmesinin sağlanması olduğunu, ancak davalı bankanın belirtilen basit güvenlik adımlarını takip etmediğini, dava konusu 13 adet işlemde inceleme ve teyit işlemlerini yerine getirmediği gibi kendi iç düzenlemesi olan mektuptaki güvenlik adımlarının herhangi birisini uygulamadığını, dava konusu işlemlerde yer alan firmaların davalı banka tarafından da bilinen yedi adet tedarikçi firma arasında yer almadığını, davacı hesabından ödeme yapılabilecek üçüncü kişilerin ismen yedi kişiyle sınırlanmasının hukuken hesaba davalı banka tarafından getirilen bir işlem kısıtı olduğunu, davalı bankanın daha önce hiç ödeme yapılmayan ve müvekkili şirketin tedarikçileri arasında bankaya bildirmediği üçüncü kişiler lehine peşpeşe gelen ödeme talimatlarını yerine getirerek hem işlem kısıtını ihlal ettiğini, hem de taraflar arasında beş yıl boyunca süregelen teamüle aykırı davrandığını, davacı şirketin 2012 yılından hileli işlemlerin başladı 2017 yılı ağustos ayına kadar beş yıllık sürede davalı banka aracılığıyla yaptığı ödeme sayısının sadece 52 olduğunu, 2012 yılının 2017 yılında davalı bankacıda bilinen tedarikçilere yapılan ödeme sayısının dört olduğunu, buna karşılık davalı banka tarafından gerçekleştirilen dava konusu hileli transferlerin ise olağan dışı şekilde kısa sürede ve peşpeşe gerçekleştiğini, ancak davalı banka tarafından bu durumun hiç dikkate alınmadığını, banka tarafından paylaşılan bir adet hileli işleme ilişkin örnek sahte e-posta içinde davalı bankaya gönderilmiş olan faturaların sahte olduğunun açıkça görüldüğünü, müvekkili şirketin adresinin bu faturalarda yanlış yazıldığını ve hileli talimatın verildiği e-postanın içerisinde kullanılan yazı fontunun imzalayanınki ile uyuşmadığının görüldüğünü, ayrıca bu faturalarda çok bariz dil bilgisi hatalarının bulunduğunu, ceza soruşturması dosyasında yapılan tespitlere göre dolandırıcılık olayının da şirket ile davalı banka arasında e-posta trafiğine dolandırıcılar tarafından müdahale edilmesi suretiyle gerçekleştiği nazara alındığında, davalı banka tarafından 24.08.2017 tarihinde gönderilen e-postaya da müdahale edilerek içindeki ekstrenin 15.08.2017 tarihli ilk hileli para transferini göstermeyecek şekilde tahrif edilmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, mahkemece hükme esas alınan 04.03.2022 tarihli bilirkişi raporuna itiraz etmiş olmalarına rağmen mahkemece bu itirazlarının dikkate alınmadığını, mahkemenin gerekçeli kararında dava konusu 13 adet para transferinden üç adetinin dava ve itiraz konusu olmadığı ileri sürülmüş olup, bu hususun hatalı olduğunu, 13 adet havalenin tümünün yetkisiz üçüncü kişilerce davalı bankaya e-posta ekinde gönderilen taranmış sahte ödeme talimatlarını davalı banka tarafından hiçbir işlem güvenliği adına takip edilmeden ve geçerliliği sorgulanmaksızın yerine getirilmesi suretiyle gerçekleştirildiğini, talimatların herhangi bir internet bankacılığı veya elektronik bankacılık kanalı ile davalı bankaya ulaşmadığını, e-posta ekinde ulaşan sahte talimatların davalı banka personeli tarafından talimat müvekkili şirket tarafından verilmiş gibi havale işlemlerinin yapıldığını, davalı bankanın işlem öncesi ve işlem sonrası hiçbir işlem güvenliği adamini takip etmeden, özen yükümlülüğünü yerine getirmeden dolandırıcıların hesabına para aktardığını, ortada bir zarar varsa bu zararın davalı bankanın zararı olduğunu, mahkemenin müvekkili şirketin e-posta hesaplarının kontrolünün yetkisiz üçüncü kişilerin eline geçmiş olduğunu kabul etmesine rağmen, müvekkili şirketi sahte e-postaları fark etmemekle ve kendisinden beklenen güvenlik tedbirlerini almamakla itham etmesinin hukuk dışı olduğunu, e-posta hesabı yetkisiz üçüncü kişiler tarafından kontrol edilmekte olan müvekkili şirketin, yetkisiz üçüncü kişiler ile banka arasındaki yazışmaları görebilmesinin ve erişebilmesinin mümkün olmadığını, ceza davasında emniyetin davacı şirket ile davalı banka arasındaki e-posta trafiğine müdahale edilmesinin, davacı şirketin bilişim sisteminin siber saldırılara karşı yeterince güçlü güvenlik donanımlarına sahip olmamasından, davacının bu konudaki zafiyetinden kaynaklandığı yönünde teknik bir tespit yer almadığını, soruşturmayı yürüten emniyet biriminin davacı bakımından bu yönde bir iddiası olmadığı gibi, davalı bankanın bilişim sistemleri açısından da bu yönde bir tespit ve iddiasının bulunmadığını, buna rağmen mahkemenin müvekkilini kendisinden beklenen güvenlik tedbirlerini almada ağır ihmal ve kusurlu davranmak ile itham etmesinin hukuki bir dayanağı bulunmadığını, mahkemenin müvekkili şirketin e-posta yoluyla işlem yapmayı tercih etmesi sebebiyle basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesinin, bu işlemlerde uygulanacak yöntemi belirleme ve müşterisine duyurma görevinin davalı bankada olduğu gerçeği ve seri mektupta belirtilen davalı bankanın ağır kusurlu olarak uygulamadığı güvenlik adımları karşısında hukuki dayanakdan yoksun olduğunu, davalı bankanın hileli işlemlerin ekinde yer alan faturalardaki adresler ile müvekkili şirketin beş yıl boyunca gerçekleşen işlemlerde kullandığı mutat adresini, yine müvekkili tarafından kendisine sunulmuş olan tedarikçi faturaları ile sahte talimatların ekinde gönderilen sahte faturaları karşılaştırmadığını, sahte talimatlarda yer alan havale lehtarlarının müvekkili şirketin beş yıl boyunca para transferi yaptığı tedarikçilerden tamamen farklı yepyeni isimler olduğunu görebilecek iken, özen yükümlülüğüe uymaksızın lehtar isim ve unvanlarını kontrol etmeksizin işlem yaptığını, hesaptaki işlem sıklığı ortalama üç ayda bir işlem şeklinde olduğunu, hileli para transferlerinin ise sadece üç ay gibi kısa bir sürede 13 adet işlem şeklinde gerçekleştirileceğini, bankanın işlem sıklığının olağandan çok fazla olmasından hiç şüphe şüphelenmeden işlemleri gerçekleştirerek müvekkilinin zararına neden olduğunu, müvekkili şirketin üç aylık süre boyunca hesabını kontrol etmediği iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu, söz konusu süre içerisinde davalı banka personeli ile müvekkili şirket arasında yazışmalar yapıldığını, davalı bankanın uyum süreçleri kapsamında müvekkili şirket bu taleplere cevap verdiğini, müvekkili şirketten 2012 yılından itibaren yapılmış geçmiş tüm işlemlere ilişkin taleplerinin olduğunu ve müvekkili şirketin bu taleplere cevap verdiğini, müvekkili şirket davalı banka tarafından kendisine yöneltilen her bir talebe cevap verip gereğini yerine getirmiş iken, müvekkilinin sorumluluklarını yerine getirmemekle suçlanamayacağını, davalı bankanın ağır kusurları dikkate alındığında mahkemenin davalı bankanın müterafık kusurunun bulunmadığı şeklindeki gerekçesinin hukuka aykırı olduğunu, e-posta yazışmaları tamamen dolandırıcılar tarafından kontrol edildiğinden müvekkilinin e-posta adresine gelen mesajlarını kontrol etmediği yönündeki tespitin hatalı olduğunu, müvekkili şirketin davalı bankanın gönderdiğini iddia ettiği swift mesajlarının hiçbirini almadığını, müvekkili tarafından davalı bankadan 2017 Ağustos ayı içerisinde hesap ekstresi talep edileceğini, 24.08.2017 tarihinde banka tarafından hesap ekstresinin gönderildiğini, ancak gönderilen hesap ekstresini 24.08.2017 tarihine kadar olan döneme ilişkin işlemler yer almayıp, ekstrede yer alan son işlemin 15.08.2017 tarihli olduğunu, ilk hileli döviz transfer işlemi olan 16.08.2017 tarihli döviz transferinin hesap ekstresi ile müvekkiline gönderilmediğini, dolayısıyla hesap ekstresine dolandırıcılar ya da davalı banka çalışanları tarafından bilinçli olarak müdahale edildiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, davacının e-posta hesapları ele geçirilerek verilen para transfer talimatları ile davalı banka nezdindeki hesabından 3. kişi ve şirketlerin hesaplarına yapılan swift işlemleri sonucunda uğranılan zararın davalı bankadan tahsili istemine ilişkindir.Bilindiği üzere bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir.
Bu nedenle bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Aynı zamanda tacir olan bankaların, 6102 sayılı TTK'nın 18/2. maddesi gereğince bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi zorunludur. Nitekim bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklıdır. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır. Özellikle birer güven kurumu olan bankalar, kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür.
Bu tanımlamaya göre mevduat, ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. TBK'nın 386. (818 sayılı BK 306) maddesi uyarınca, ödünç alan akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. TBK'nın 570. maddesi uyarınca da usulsuz tevdide paranın yarar ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için, saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen veya transfer edilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde, ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Davacının zararın meydana gelmesinde kusurunun bulunduğunu ispat yükü, davalı bankadadır.Somut olayda; davacı ile davalı banka arasında 19.01.2012 tarihinde bankacılık hizmetlerine ilişkin sözleşme imzalandığı, sözleşme kapsamında davalı banka şubesinde davalı adına döviz mevduat hesabı açıldığı, İngiltere'de yerleşik bulunan davacı şirketin davalı banka nezdindeki hesabından davacı şirket yetkililerinin e-posta hesapları üzerinden verilen yazılı para transfer talimatları doğrultusunda davacının bildirdiği lehtar şirketlere döviz transferleri yapıldığı, 2017 yılı kasım ayına kadar beş yıldan fazla süren ilişkide taraflar arasında herhangi bir ihtilaf yaşanmadığı, ancak davacının e-posta hesaplarından verilen talimatlar doğrultusunda 16.08.2017, 25.08.2017, 22.09.2017, 11.10.2017, 17.10.2017, 24.10.2017, 27.10.2017, 30.10.2017, 06.11.2017, 07.11.2017 ve 10.11.2017 tarihlerinde toplam 13 işlemde yapılan 11.231.683,28-Euro para transferinin davacının bilgi ve onayı dışında yapıldığının iddia edildiği, mahkemece yapılan yargılama sonucunda ise olayda davacı kusurlu olup davalı bankanın kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.Davalı bankaca gerçekleştirilen para transfer işlemlerinde 2012 yılından itibaren işleyişin davacı şirket yetkilisi ...
ve çalışanı ... adlı kişilerin e-posta adresinden transfer talebi ile ekinde yazılı ve imzalı talimatla başladığı, e-posta ekinde ayrıca lehtara ilişkin dayanak faturanın gönderildiği, davalı banka personelince gerekli kontroller yapıldıktan sonra transferin gerçekleştirildiği, transfer sonrasında oluşan swift mesajları ile dönemsel olarak hesap ekstresinin yine davalı banka tarafından davacının e-posta adreslerine iletildiği, dava konusu edilen 13 adet transfer işleminde de aynı prosedürün uygulandığı, transfer talimatlarının davacının ihtilafsız talimatları ile aynı e-posta adreslerinden gönderildiği, yine e-posta ekinde davacının yazılı ve imzalı talimatının bulunduğu, talimatlardaki imza ile ihtilafsız transfer talimatlarındaki imza arasında çıplak gözle ayır edilebilecek bir farklılık bulunmadığı görülmüştür.Dava dışı dolandırıcılık failleri hakkında İstanbul Anadolu 7.
Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/384 esas sayılı dosyasında dolandırıcılık suçundan kamu davası açılmış olup, iddianamede şüphelilerin müşteki (davacı) şirketin e-posta adresi şifrelerinin bozularak e-posta adresi içeriğine eriştikleri, burada yer alan e-posta bilgilerini değiştirerek veya benzer yeni veri yerleştirerek banka şubesine gönderildiği, bu şekilde gerçekleştirdikleri hileli yöntemlerle banka nezdindeki hesaptan kendi veya irtibatlı oldukları hesaplara para havalesi yaptırdıkları tespitleri yapılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda da; işlemlerin davacının e-posta hesapları ele geçirilerek gönderilen talimatlarla gerçekleştirildiği, bu dönemde davacının e-posta adreslerinin ele geçirilmesine ilave olarak davacının davalı banka ile olan yazışmalarının da takip edildiği, davacının e-posta hesabından header bilgileri değiştirilmiş içeriği paralel sahte e-postalar gönderildiği, e-posta içeriğinin gerçek e-posta içeriği ile benzerlik gösterilmesine çabalandığı, taraflar arasında davacı tarafından e-posta ile gönderilen talimata istinaden para transferi yapılması ve oluşan swift mesajının davacıya iletilerek teyitleşilmesi şeklinde bir teamül oluştuğu, aynı dönemde gerçekleşen bazı işlemlere itiraz edilip bazılarına edilmediği, bu nedenle aynı dönemde gelen transfer talimatlarının hangisinin sahte hangisinin gerçek e-posta adresinden geldiğinin anlaşılmasının mümkün olmadığı, itiraza konu işlemlerin de itirazsız işlemlere ilişkin aynı yöntemle gerçekleştirildiği, işlemler arasında görünüşte bir fark bulunmadığı, davalı bankanın itiraza konu işlemlerin de yer aldığı hesap ekstrelerini davacının aynı e-posta adresine gönderdiği, davacının uzun süre boyunca kendi e-posta hesabı üzerinden davalı banka ile yazışmalar yapıldığını fark etmemesinin davacının kusurlu olduğunu gösterdiği, davacının kendi e-posta hesaplarının güvenliğini sağlamada gerekli önlemleri almadığı, yüksek miktarlı para transferlerini basit yöntemlerle ele geçirilebilecek e-posta yoluyla yapmayı tercih etmesinde davalı bankanın telkin ve tavsiyesinin bulunmadığı görüşü bildirilmiştir.Taraflar arasında para transferlerinin 7 tedarikçi şirket ile sınırlanmasına yönelik bir sözleşme hükmü veya davacının bu yönde açık bir talimatı bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık konusu dönemde sahte e-posta talimatları yanında davacının aynı e-posta adresinden verilen gerçek transfer talimatları da bulunmaktadır. Davalı bankaca düzenli olarak hesap ekstreleri davacının e-posta adresine gönderilmiş olup, davacının e-posta adresinin ele geçirilmiş olması nedeniyle bunlardan haberdar olmadığı sabittir. Talimatların aynı e-posta adresinden ve gerçeği ile ayırt edilemeyecek benzerlikte gönderilmesi nedeniyle, havale alıcılarının farklı firmalar olması veya işlem sıklığı gibi hususların bankanın dikkatini çekmemesi bankanın kusuru olarak değerlendirilemeyecektir. Dolayısıyla davalı banka çalışanlarının görevlerinin gerektirdiği özen ve dikkati gösterdikleri, kasıt ve ihmal şeklinde kusurlarının bulunmadığı ve davacı şirket ile davalı banka arasında süregelen e-posta yoluyla iletilen talimatla döviz transferi yapılması işlemlerinde, davacının kendi kusuruyla ele geçirilen e-posta adreslerinin kullanıldığı, dava konusu transfer talimatlarının uyuşmazlık konusu olmayan talimatlarla ayırt edilemeyecek derecede benzer olması, aynı dönem içerisinde davacının aynı yolla vermiş olduğu gerçek talimatların da bulunması nedeniyle, davalı bankanın oluşan zarardan sorumlu tutulması ve hafif kusur dahi izafe edilmesi mümkün olmayıp, davacı şirketin e-posta adreslerinin dava dışı dolandırıcılık faillerince ele geçirilmesi suretiyle yapılan işlemler, zararın oluşumunda davalı bankanın özen sorumluluğundaki illiyet bağını kesecek ağırlıktadır.
(benzer nitelikte: Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/5339 esas 2022/2236 karar sayılı, 2014/11979 esas 2015/3382 karar sayılı, 2015/7897 esas 2016/3670 karar sayılı ilamı, 2008/10406 esas 2010/2306 karar sayılı ilamı). Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile kalan 534,70-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı tarafından yapılan istinaf yargı giderinin üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapılan 19,50-TL istinaf yargı giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.
27/02/2025
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/74707 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi