Bonoda teminat iddiası ispatlanamazsa menfi tespit reddedilir
İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2022/630 E. 2025/127 K. · · İlk derece: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Menfi tespit / İstirdatkaldırma ve esas hakkında yeniden hükümKesinlik belirsiz
★ EmsalDava şartı (hukuki yarar / ehliyet / kesin hüküm)
Davacının nitelemesi: Alacağın Tespiti mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor
Gerekçe özeti
Bonoda teminat kaydı bulunmaması ve teminat sözleşmesi ibraz edilmemesi halinde, kambiyo senedinin soyutluk (mücerretlik) prensibi gereği bononun teminat amacıyla verildiği iddiası davacı tarafça ispatlanmak zorundadır; aval veren de temel ilişkiye dayalı itiraz ve defileri ileri süremez. Açıklama içermeyen banka havaleleri ve çek ödemeleri mevcut bir borcun ödendiğine karine oluştursa da, bu ödemelerin belirli bir bono/senet bedeline mahsuben yapıldığı ayrıca ispatlanmadıkça borcun sona erdiği kabul edilemez. İhtiyati tedbir kararı bulunmadan İİK 72/4 uyarınca tazminat talep edilemez. Eda davası açılması mümkün olan bir alacak için ayrıca olumlu tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmaz; bu husus dava şartı olarak re'sen gözetilir ve ihlali halinde istem usulden reddedilir, esastan reddedilemez. Aynı davada birden fazla farklı talep (menfi tespit/istirdat ile alacak tespiti) bulunuyorsa, reddedilen her talep için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir.
Ele alınan sorunlar
Bonoların teminat senedi olduğu iddiasının ispatı → ret
İddia: Davacı, iki bononun devir konusu şirketin kredi borçlarının ödenmesine teminat olarak verildiğini, teminat bonosu bedelinin fazlasıyla davalıya ödendiğini ve mahkemenin eksik incelemeyle davayı reddettiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Kambiyo senedi niteliğindeki bono, düzenlenmesine esas temel ilişkiden bağımsız, kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi taahhüdünü içeren mücerret (soyut) bir borç ilişkisini ifade eder. Kambiyo senetlerinde soyutluk prensibinin en önemli işlevi ispat açısından kendisini gösterir; bir kambiyo senediyle borç altına giren kimse borçlu olmadığını iddia ediyorsa bu hususu ispat etmekle yükümlüdür. Ayrıca TTK'nın 702/2. maddesi uyarınca aval verenin taahhüdü, teminat altına aldığı borç şekle ait noksandan başka bir sebepten batıl olsa da geçerlidir; aval veren, temel borç ilişkisine yönelik itiraz ve defileri ileri süremez. Bono üzerinde teminat olarak verildiğine dair bir kayıt bulunmadığı gibi bu konuda düzenlenmiş bir sözleşme de bulunmamaktadır; devir konusu şirketin kredi borçlarının bulunduğu ve bu borçların davacı tarafından üstlenildiği konusunda delil ibraz edilmemiştir. Bu nedenle davacının bonoların teminat olarak verildiğine yönelik iddiası kanıtlanamamıştır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Açıklamasız banka havalelerinin bono bedeline mahsuben ödeme olduğu iddiasının ispatı → ret
İddia: Davacı, davalıya ve davalının hakim olduğu şirketlere yapılan çeşitli banka havalelerinin ve çek ödemelerinin bono/kredi borcu bedeline mahsuben yapıldığını, bu ödemelerin bilirkişi raporunda tespit edilen 919.947,02-TL ve diğer ödemelerle birlikte bono bedelini karşıladığını, dolayısıyla borçlu olmadığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: Devir konusu şirket hesabından davalının hakim olduğu şirketlere ve davalının şahsi hesabına toplam 919.947,02-TL, davacının şahsi hesabından davalının şahsi hesabına toplam 728.500-TL gönderildiği, ayrıca davacının keşide ettiği 6 adet çeke istinaden toplam 320.000-TL ödeme yapıldığı tespit edilmiştir. Ancak bu havalelere ilişkin dekontların hiçbirinde paranın gönderim sebebine dair bir açıklama bulunmamaktadır. Açıklamasız havale dekontları, mevcut bir borcun ödendiğine karine teşkil eder; ancak bu karine, ödemenin hangi borca ilişkin olduğunu göstermez. Davalıya yapılan ödemelerin bir kısmı şirket hesaplarına, bir kısmı şahsi hesabına yapılmış; bir kısım ödeme de devir sonrası davacıya geçen şirket hesabından, bir kısmı davacının şahsi hesabından yapılmıştır. Ödemelerin dava konusu bono bedellerine ilişkin olduğu davacı tarafça kanıtlanamamıştır.
Gerekçe kaynağı: özgün
İhtiyati tedbir bulunmadığından İİK 72/4 tazminat talebinin koşulları → ret
Gerekçe: İİK'nın 72/4. maddesi, davanın alacaklı lehine sonuçlanması ve ihtiyati tedbir kararı bulunması halinde alacaklının uğradığı zararın tazminine ilişkindir. Somut olayda mahkemece ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olduğundan İİK'nın 72/4. maddesinde düzenlenen tazminat talep koşulları oluşmamıştır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Alacak tespiti isteminde hukuki yarar dava şartının bulunup bulunmadığı → kabul
Gerekçe: Tespit davalarında her olayın özelliğine göre davacının tespit davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir; özellikle eda davası açılması mümkün olan hallerde olumlu tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmelidir. Hukuki yarar, HMK'nın 114. maddesi gereği dava şartı olup yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden dikkate alınması zorunludur. Somut olayda davacının istemi, davalının davacıya borçlu olduğunun tespiti istemine ilişkin olup, ancak bir eda davasında ileri sürülebilecek niteliktedir. Bu nedenle davacının tespit isteminde hukuki yararı bulunmamakta olup, mahkemece istemin bu gerekçeyle reddi gerekirken esastan reddine karar verilmesi hatalıdır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Menfi tespit/istirdat ve alacak tespiti istemleri için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekliliği → kabul
İddia: Davalı vekili, reddedilen menfi tespit talebi bakımından da nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu hususun gözden kaçırıldığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: Mahkemece davacının menfi tespit ve istirdat istemi ile alacak tespit istemi bakımından davalı lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, sadece alacak tespit istemi üzerinden vekalet ücretine hükmedilip menfi tespit ve istirdat istemi bakımından ayrıca vekalet ücretine hükmedilmemesi hatalıdır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Kararın, kambiyo senedinin soyutluk prensibi gereği bononun teminat amacıyla verildiği iddiasının ispat yükünü davacıya bıraktığına ve eda davası açılabilecek bir alacak için ayrıca tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığına ilişkin tespitleri, benzer uyuşmazlıklarda bölgesel ve ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.
Usul tespitleri
- Dava şartı
- Eda davası açılması mümkün olan bir alacak için ayrıca olumlu tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmaz; hukuki yarar HMK 114 gereği dava şartı olup yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
menfi tespit↗ istirdat↗ bono↗ aval↗ kambiyo senedinde soyutluk (mücerretlik) prensibi↗ hukuki yarar↗ dava şartı↗ ihtiyati tedbir↗ inkar tazminatı↗ nispi vekalet ücreti↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2022/630
KARAR NO 2025/127
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 18/11/2021
NUMARASI 2019/414 Esas - 2021/924 Karar
DAVA
Menfi Tespit
İSTİNAF KARAR TARİHİ 30/01/2025
Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin davalıya ait ...Şti hisselerini Büyükçekmece 6. Noterliğinin 21/07/2014 tarihli pay devri sözleşmesi ile 436.500-TL bedelle satın aldığını, devir bedelinin davalıya nakit olarak ödendiğini, ancak şirket pay devir bedeli dışında şirket için davalının kullanıp henüz ödeyemediği banka kredi taksitlerini ödeme işini de müvekkilinin üstlendiğini, banka kredi borçlarının taksitler halinde ödenmesinin teminatı olarak da müvekkilince davalıya her biri 500.000-TL bedelli iki adet teminat bonosu verildiğini, bonoların birisinde müvekkilinin borçlu olduğunu, ... şirketinin borçlu olduğu diğer bonoda ise müvekkilinin kefil olarak yer aldığını, davalının banka kredi borç taksitleri oranında müvekkiline ve şirkete kestiği fatura bedellerinin tamamının 2017 yılı sonunda ödendiğini, ödemelerin bir kısmının davalının hesabına, bir kısmının ise davalıya ait ...
şirketi ile ... şirketi hesabına yaptığını, müvekkilinin davalıya 436.500-TL hisse devir bedeli ve 1.694.272,22-TL banka kredi taksitleri olmak üzere toplam 2.130.772,22-TL olduğunu, ayrıca davalının borç para istemesi üzerine müvekkilince davalıya banka yoluyla 24/03/2017 tarihinde 38.500-TL, 25/05/2017 tarihinde 40.000-TL, 29/09/2017 tarihinde 100.000-TL ve 16.01.2018 tarihinde 550.000-TL olmak üzere toplam 728.500-TL borç para verildiğini, ayrıca davalının restaurant olarak kiraya verdiği taşınmazına ... tarafından yapılan tadilat giderlerini ödeyebilmek için davalının müvekkilinden yardım istemesi üzerine bu kişiye toplam 320.000-TL tutarlı 6 adet çeki keşide ederek verdiğini ve bu çek bedellerini de banka yoluyla ödediğini, bu miktar ile birlikte davalıya verilen borç miktarının 1.048.500-TL olduğunu, müvekkilinin şirket devri sırasında düzenlenen 500.000-TL'lik bonoları davalıdan istediğini, davalının da çekmeceden çıkardığı iki bonoyu yırtıp çöpe attığını, ancak aslında davalının bonoları yırtmadığını, davalının bu bonolardan birini İstanbul 8.
İcra Dairesinin ... sayılı dosyası ile takibe koyduğunu, müvekkilinin haciz tehdidi altında davalının vekili ile ödeme protokolü yapmak zorunda kaldığını belirterek, takip konusu bono nedeniyle 620.938,36-TL borç bakımından davalıya borçlu olmadığının tespitine, 21.07.2014 düzenleme tarihli 500.000-TL bedelli olup henüz icraya takibine konulmamış bono bedelinin ödenmesi nedeniyle bu bononun istirdadına, davalının davacıya 1.048.500-TL borçlu olduğunun tespitine karar verilmesini, davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili; davacı tarafın iddialarını yazılı ve kesin delille ispatlaması gerektiğini, dava dilekçesi ve eklerinde müvekkilinin borçlu olduğunu gösterecek bir belge bulunmadığını, davacının sunduğu dekontların borcun ödendiğini gösterir bir belge olmadığını, davacının borcunu kabul ve ikrar ederek ödeme sözü verdiğini, davacının 15.04.2019 tarihli protokol ile borcunu 45 gün içerisinde ödeme taahhüdünde bulunduğunu, ancak taahhüdüne rağmen borcu ödemeyerek kötü niyetle dava açtığını, davacının tanık deliline dayanması mümkün olmadığından tanık dinletmesine muvafakat etmediklerini belirterek, davanın reddi ile davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece; davacının kendi beyanı ile iki adet bononun banka kredi taksitlerinin ödenmesinin teminatı olarak verildiğinin ileri sürüldüğü, bonoların teminat senedi olup olmadığı ve ödeme hususunun davacı tarafça yazılı ve kesin delillerle ispatlanması gerektiği, teminat olarak verildiğinin senet metninden anlaşılamadığı, banka kredi taksitleri yerine davalının kestiği faturaların ödendiği belirtilmiş ise de, bu hususta yazılı veya sözlü bir anlaşmaya varıldığına dair dosyada delil bulunmadığı, fatura bedellerinin banka kredi taksitleri ile ilişkilendirilmesinin hukuken ispatlanamadığı, bunların haricinde taraflar arasında davaya konu icra takibiyle ilgili 15/04/2019 tarihli protokol imzalanarak, bu protokolde dosya borcu, senet ve imzanın davacı tarafça kabul edildiği, davacının bu protokolün aksine kesin ve yazılı delil ibraz edemediği, senetlerin teminat senedi olup olmadığı, ödenip ödenmediği ve imzalanan protokolün aksi ispatlanamadığından, menfi tespit davasının reddine karar vermek gerektiği, alacağın tespiti yönünden ise, bilirkişi incelemesi sonucunda banka havalesi ile davalıya para gönderildiği tespit edilmiş ise de dekontlarda herhangi bir açıklama olmadığı, gönderilen paraların hangi amaçla gönderildiğine dair delil ibraz edilmediği, davacının borç para istendiğine dair soyut iddiası dışında delil bulunmadığı, ayrıca yine davalının taşınmazı için tadilat giderlerinin ödendiği ve bunun için 6 adet çek verildiği iddia edilmiş ise de, çeklerin veriliş amacının ne olduğu, çeklerin kime verildiği, ödenip ödenmediği hususlarının kanıtlanamadığı, alacağın tespiti davasının da ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine, koşulları oluşmadığından kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
Davacı vekili;
21. 07.2014 tarihli pay devri sözleşmesinden anlaşılacağı üzere müvekkilinin hisse devir bedelini davalıya nakit olarak ödediğini, bilirkişi raporunda müvekkili tarafından teminat olarak verilen iki adet teminat bonosu için ödenen paranın 919.947,02-TL olarak tespit edildiğini, ayrıca müvekkili tarafından dava dilekçesinde tarihleri bildirilen davalının ... şirketine banka kanalıyla ödenen 13 adet farklı ödeme daha bulunduğunu, ancak bu ödemelere ilişkin bilirkişi raporuna itirazlarının mahkemece dikkate alınmadığını, müvekkili tarafından bizzat davalının hesabına 728.500-TL ödenmesine rağmen mahkemece bu ödemelerin de dikkate alınmadığını, yine müvekkili tarafından davalının kiracısına davalı adına 6 adet çek bedeli olarak 320.000-TL ödeme yapıldığını, devir konusu şirket için davalının kullanıp henüz ödeyemediği banka kredi taksitlerinin ödenmesinin müvekkilince üstlenildiğini ve banka kredi borçlarının ödenmesinin teminatı olarak da müvekkilinin davalıya meblağları 500.000-TL olan iki adet bono verdiğini, bonoların bir tanesinde müvekkilinin borçlu olarak yazıldığını, pay devri yapılan ...
şirketinin borçlu olduğu diğer bonoda ise müvekkilinin kefil olarak yer aldığını, bonolarda ödeme tarihi ve diğer bölümlerin boş bırakıldığını, teminat bonolarının bedelinin fazlasıyla davalıya ödenmesine rağmen mahkemece eksik inceleme sonucunda davanın reddine karar verildiğini,mahkemece tanık dinletme taleplerinin reddinin hatalı olduğunu, müvekkilince ödemelerde açıklama yazılmamış olsa da davalının da bu ödemelerin başka bir hukuki ilişkiden dolayı yapıldığı yönünde bir itirazı bulunmadığını, TBK'nın 102. maddesi gereğince, senedin düzenleme tarihi olan 21/07/2014 tarihinden itibaren davalının hesabına ve davalının şirketlerinin hesabına yapılan ödemelerin icraya konulan senet için yapılan ödeme olduğunu, ...
şirketi ile ... şirketinin davalının bizzat tek kurucu ve tek sahibi olduğu şirketler olduğunu, davalı tarafından reddedilmeyen ikinci senedin de bulunduğunu, davalının bizzat kendi hesabına yapılan 728.500-TL ödemenin icraya konulan birinci senet ile icraya konulmayan ikinci senet için olduğunun kabulü gerektiğini, 320.000-TL'lik 6 adet çek bedeli bakımından çek suretlerinin getirtilmesinin gerektiğini, yine davalının tek kurucusu ve yetkilisi olduğu... ve ... şirketlerine müvekkili ile ... şirketi tarafından yapılan ödemelerin de dikkate alınması gerektiğini, yine müvekkili tarafından davalıya ait ... şirketine yapılan 13 adet ödeme mevcut olup taleplerine rağmen mahkemece hesap dökümünün getirtilmediğini, bu ödemelerin 31/12/2016 tarihli 206.297-TL, 10/01/2017 tarihli 36.703,98-TL, 10/02/2017 tarihli 36.052,63-TL, 10/03/2017 tarihli 35.006,76-TL, 10/04/2017 tarihli, 36.052,63-TL, 10/05/2017 tarihli 35.883,62-TL, 10/06/2017 tarihli 36.052,63-TL, 10/07/2017 tarihli 36.052,63-TL, 10/08/2017 tarihli 35.091,55-TL, 10/09/2017 tarihli 35.991,55-TL, 10/10/2017 tarihli 35.991,55-TL, 10/11/2017 tarihli 35.991,55-TL ve 10/12/2017 tarihli 35.992,05-TL tutarlı ödemeler olduğunu, müvekkilince davalıya yapılan ödemelerin 919.947,02-TL banka kredi borcu ödemesi, 728.500-TL davalıya verilen borç ve 320.000-TL davalının borçları için 3.
kişiye yapılan çek ödemeleri olduğunu, pay devir bedeli hariç müvekkilince davalıya yapılan ödemelerin 919.947,02+728.500=1.648.447,02-TL olduğunun bilirkişi raporunda tespit edildiğini, müvekkilinin yaptığı çek ödemeleriyle ilgili delillerinin toplanmadığını, bu ödemelerin davalının kiracısının yaptığı tadilat giderlerinden kaynaklanan davalının borcunun ödenmesi maksadıyla yapıldığını, müvekkilinin haciz tehdidi altında ödeme protokolünü yapmak zorunda kaldığını, yapılan ödemeler sonucunda müvekkilinin davalıya borçlu değil davalıdan alacaklı olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulünü talep etmiştir.Davalı vekili; mahkemece davacının alacak taleplerinin reddine ilişkin olarak 69.475-TL nispi vekalet ücretine hükmedildiğini, ancak reddedilen menfi tespit talebi bakımından 48.096,92-TL nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu hususun gözden kaçırıldığını, ayrıca davacının borcu ve senedi kabul ettiğine dair protokol imzalamasına rağmen mal kaçırdığını, bu nedenle kötü niyet tazminatı koşullarının da oluştuğunu belirterek, kararın vekalet ücreti ve kötü niyet tazminatı bakımından kaldırılmasını talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava,iki adet bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile alacaklı olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Davacı vekilince; dava dışı ... şirketinin davalıya ait hisselerinin 21/07/2014 tarihli pay devri sözleşmesi ile 436.500-TL bedelle satın alındığı, pay devrine konu ... şirketi için davalının kullandığı kredi borcunun da müvekkili tarafından üstlenildiği, banka kredi borçlarının ödenmesinin teminatı olarak da her biri 500.000-TL bedelli birisinde müvekkilinin keşideci, diğerinde ise dava dışı ... şirketinin keşideci ve müvekkilinin de avalist olarak yer aldığı iki adet teminat bonosu verildiği, kredi borçlarının davalının banka kredi borç taksitleri oranında müvekkiline ve ... şirketine kestiği faturalar karşılığında ödendiği, ödemelerin bir kısmının davalının hesabına, bir kısmının ise davalıya ait ...
ile ... şirketlerinin hesabına yapıldığı, müvekkilince davalıya 436.500-TL hisse devir bedeli ve 1.694.272,22-TL banka kredi taksitleri olmak üzere toplam 2.130.772,22-TL ödeme yapıldığı, davalıya borç olarak banka yoluyla toplam 728.500-TL para verildiği, ayrıca davalının restaurant olarak kiraya verdiği taşınmazın kiracısı ... tarafından yapılan tadilat giderlerinin de müvekkilinin keşide ettiği toplam 320.000-TL tutarlı 6 adet çek ile ödendiği ileri sürülerek, davalıya tarafça takip konusu edilen bono nedeniyle 620.938,36-TL tutarında borçlu olmadığının tespitine, müvekkilinin avalist olarak yer aldığı ve takip konusu edilmeyen 21.07.2014 düzenleme tarihli 500.000-TL bedelli bononun davalıdan istirdadına ve ayrıca davalının davacıya 1.048.500-TL borçlu olduğunun tespiti talep edilmiştir.Davacının iki bonoya dayalı talebi 1.120.938,36-TL menfi tespit ve istirdat ile 1.048.500-TL alacaklı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.Buna göre toplam dava değeri 2.169.438,36-TL olup, mahkemece ise toplam 1.048.500-TL değer üzerinde harç ikmali yaptırılmıştır.
Somut olayda; davalının dava dışı ... şirketinde bulunan hisselerinin davalı tarafından davacıya 21.07.2014 tarihinde 436.500-TL bedelle devir edildiği, devir ile birlikte davacı tarafından davalıya aynı tarihli her biri 500.000-TL bedelli iki adet bono verildiği, bonolardan birinde davacının keşideci, devir konusu ... şirketinin keşideci olarak yer aldığı diğerinde ise avalist olarak yer aldığı, davacının keşideci olarak yer aldığı 500.000-TL bedelli bononun davalı tarafından 10.04.2019 tarihinde toplam 620.938,36-TL alacak için İstanbul 8. İcra Dairesinin ... sayılı dosyası üzerinden takibe konulduğu, takip kesinleşmeden henüz borca itiraz süresi içerisinde 15.04.2019 tarihinde davacı borçlu ile davalı vekilinin imzaladığı protokol ile davacının takip konusu bonoyu ve borcu kabul ederek 45 gün içinde ödeme taahhüdünde bulunduğu, mahkemece davacının sunduğu banka dekontları ile getirtilen banka hesap ekstreleri üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda;
davacı tarafından davalıdan hisseleri devralınan ... şirketinin hesabından 10.07.2014-26.04.2017 tarihleri arasında davalının tek ortağı ve yetkilisi olduğu ... şirketi hesabına toplam 276.736,30-TL ve ... şirketi hesabına toplam 422.255,70-TL, davalının şahsi hesabına ise 220.955-TL olmak üzere toplam 919.947,02-TL para gönderildiği, havale dekontlarına gönderim sebebine ilişkin bir açıklama bulunmadığı, yine davacının şahsi hesabından davalının şahsi hesabına 24.03.2017-16.01.2018 tarihleri arasında toplam 728.500-TL para gönderildiği, bu havalelere ilişkin dekontlarda da herhangi bir açıklama bulunmadığı, davacının sunduğu banka dekontlarına göre davacının çek hesabından keşide ettiği 6 adet çeke istinaden 25.07.2017-25.05.2018 tarihleri arasında toplam 320.000-TL ödeme yapıldığı, davacı tarafça bu ödemenin davalının kiracısının tadilat gideri alacağı kapsamında ödendiği ileri sürülmüş olsa da bu hususta herhangi bir delil sunulmamıştır.Davacı tarafça;
davalının takip konusu yaptığı 500.000-TL bedelli bono ile takip konusu yapılmayan ve davacının avalist olarak yer aldığı diğer 500.000-TL bedelli bononun, devir konusu şirketin davacının üstlendiği kredi borçlarının teminatı olarak verildiği ileri sürülmüştür. Öncelikle takip konusu edilmeyen bono örneği sunulmamışsa da, davacının ikinci bir bono daha bulunduğu iddiasına davalı tarafça karşı çıkılmamış olup, böyle bir bono bulunmadığı ileri sürülmemiştir. Ayrıca takip konusu edilmeyen bonoda keşideci dava dışı ... şirketi olup, davacının bu bonoda avalist olarak yer aldığı davacı tarafın kabulündedir. Kambiyo senedi niteliğinde olan bono, düzenlenmesine esas teşkil eden temel ilişkiden bağımsız, karşı edimin ödenmesi şartına bağlanamayan, kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi taahüdünü içeren mücerret (soyut) bir borç ilişkisini ifade etmektedir.
Kambiyo senetlerinde soyutluk prensibinin en önemli işlevi ispat açısından kendisini gösterir. Buna göre, bir kambiyo senediyle borç altına giren kimse, borçlu olmadığını iddia ediyor ise bu hususu ispat etmekle yükümlüdür. Ayrıca 6102 sayılı TTK'nın 702/2 maddesi uyarınca, aval veren kişinin teminat altına aldığı borç şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da, aval verenin taahhüdü geçerli olup, şekle ait noksanlıklar dışında itirazda bulunulması mümkün değildir. Bu nedenle aval verenin, taraflar arasındaki temel borç ilişkisine yönelik itiraz ve defileri ileri sürmesi mümkün değildir. Eldeki davada bono üzerinde teminat olarak verildiğine dair bir kayıt bulunmadığı gibi, bu konuda düzenlenmiş bir sözleşme de bulunmamaktadır.
Devir konusu şirketin kredi borçlarının bulunduğu ve bu borçların davacı tarafından üstlenildiği konusunda da delil ibraz edilmemiştir. Bu nedenle davacının bonoların teminat olarak verildiğine yönelik iddiası kanıtlanamamıştır.Davacının ödeme iddiası bakımından sunduğu deliller kapsamında; devir konusu ... şirketi hesabından 10.07.2014-26.04.2017 tarihleri arasında davalının tek ortağı ve yetkilisi olduğu ... şirketi hesabına toplam 276.736,30-TL ve ... şirketi hesabına toplam 422.255,70-TL, davalının şahsi hesabına ise 220.955-TL olmak üzere toplam 919.947,02-TL para gönderildiği, yine davacının şahsi hesabından davalının şahsi hesabına 24.03.2017-16.01.2018 tarihleri arasında toplam 728.500-TL para gönderildiği tespit edilmiş olup, bu havalelere ilişkin tüm dekontlarda paranın gönderim sebebine dair bir açıklama yer almamaktadır.Bu nedenle söz konusu havale dekontları, mevcut bir borcun ödendiğine karine teşkil etmektedir.
Davalıya yapılan ödemelerin bir kısmı davalının tek ortağı olduğu şirketlerin hesabına, bir kısmı ise şahsi hesabına yapılmış olup, aynı şekilde bir kısım ödeme devir sonrası davacıya geçen ... şirketi hesabından, bir kısmı da davacının şahsi hesabından yapılmıştır. Ödemelere ilişkin dekontlarda herhangi bir açıklama bulunmamakta olup, bu ödemelerin dava konusu bono bedellerine ilişkin olduğu hususu da davacı tarafça kanıtlanamamıştır. Bu tespitler doğrultusunda takip konusu edilen ve edilmeyen her iki bono bakımından davacının teminat iddiası ve ödemelerin bono bedellerine mahsuben yapıldığı iddiaları kanıtlanamamıştır. Bu nedenle mahkemece bonolara dayalı menfi tespit ve istirdat davasının reddine karar verilmesi yerindedir.
İİK'nın 72/4. maddesi; ".. Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez..." şeklindedir. Somut olayda ise mahkemece ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olup, İİK'nın 72/4 maddesinde düzenlenen tazminat talep koşulları oluşmamıştır. Bu nedenle mahkemece davalının tazminat talebinin reddine karar verilmesi isabetlidir.Davacının bonolardan kaynaklanan menfi tespit ve istirdat istemi dışındaki ikinci talebi ise, her iki bonoya istinaden yapılan ödemeler dışında kalan 1.048.500-TL bakımından davalının davacıya borçlu olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere tespit davalarında her olayın özelliğine göre davacının tespit davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmekte olup, özellikle eda davası açılması mümkün olan hallerde olumlu tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmelidir.Hukuki yarar ise HMK'nın 114. maddesi gereği dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden dikkate alınması zorunludur. Somut olayda davacının istemi, davalının davacıya borçlu olduğunun tespiti istemine ilişkin olup, ancak bir eda davasında ileri sürülebilecek niteliktedir. Bu nedenle davacının tespit isteminde hukuki yararı bulunmamakta olup, mahkemece istemin bu gerekçeyle reddi gerekirken esastan reddine karar verilmesi hatalıdır.
Ayrıca mahkemece davacının menfi tespit ve istirdat istemi ile alacak tespit istemi bakımından davalı lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, sadece alacak tespit istemi üzerinden vekalet ücretine hükmedilip menfi tespit ve istirdat istemi bakımından ayrıca vekalet ücretine hükmedilmemesi hatalıdır Açıklanan nedenlerle; davacının alacak tespit isteminin hukuki yarar yokluğundan reddi gerekirken esastan reddine karar verilmesi ve davalı yararına eksik vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil ise de, yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın HMK'nın 353/(1)b-2 maddesi uyarınca kaldırılarak "davacının bonolara dayalı menfi tespit ve istirdat isteminin reddine, koşulları oluşmadığından davalının inkar tazminatı isteminin reddine, davacının alacak tespit isteminin hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine" karar verilmiştir.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE; İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/11/2021 Tarih 2019/414 Esas - 2021/924 Karar sayılı kararının HMK.'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davacının bonolara dayalı menfi tespit ve istirdat isteminin reddine, koşulları oluşmadığından davalının inkar tazminatı isteminin reddine, davacının alacak tespit isteminin hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine"İlk derece yargılamasına ilişkin olarak ;"Harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcının davacı tarafından yatırılan 17.906,08-TL peşin harçtan mahsubu ile kalan 17.290,68-TL fazla harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya iadesine,Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Menfi tespit istemi bakımından davalı vekili için AAÜT uyarınca takdir olunan 69.475-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,Alacak tespit istemi bakımından davalı vekili için AAÜT uyarınca takdir olunan 30.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine"İstinaf yoluna başvuran davacı ve davalı tarafından yatırılan peşin istinaf karar harcının (davacı 80,70-TL, davalı 80,70-TL) istek halinde kendilerine iadesine,Davacı tarafça yapılan istinaf yargı giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Gerekçeli kararın birer örneğinin taraflara tebliğine, HMK 'nun 361/1.
maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 30/01/2025
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/74635 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi