İtirazın İptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/6419 E. 2022/335 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tbk 583↗ haricen tahsil↗ kefalet tarihi↗ geçerlilik şartı↗ kefalet sözleşmesi↗ emredici hüküm↗ kötüniyet tazminatı↗ icra takibine itiraz↗ istinaf incelemesi↗ iş bölümü↗ kefalet↗ kötü niyet tazminatı↗ genel kredi sözleşmesi↗ ifa↗ tbk 99↗ kefil↗ kötü niyet↗ yargılama gideri↗ karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi↗ kredi sözleşmesi↗ kötüniyet↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ dava sebebi↗ karar verilmesine yer olmadığına↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; davacı banka tarafından dava dışı Oniki Ay ... Ltd. Şti.'ye kullandırılan kredi borcunun ödenmemesi sebebi ile asıl borçlu, davalı kefil ... ve diğer kefiller aleyhinde icra takibi başlatıldığı, yargılama devam ederken 17/09/2019 tarihli celsede davacı vekilinin beyanı ile dava konusu alacağın haricen tahsil edildiği, tamamen ödenerek takip dosyasının kapatıldığının anlaşıldığından konusu kalmayan itirazın iptali istemli dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve takip tarihi itibariyle varlığı belirlenen toplam 149.590,60 TL alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesinde; davacı ile dava dışı şirket arasında akdedilen ve davalının kefil sıfatıyla imzaladığı kredi sözleşmesinde davalı adına yer alan imzanın davalıya ait olduğu bilirkişi raporu ile saptanmış ise de, kredi sözleşmesinde davalının kefaletine ilişkin bölümde kefalet tarihinin boş bırakıldığı, TBK'nın 583. maddesi uyarınca kefalet tarihinin sözleşmede kefilin el yazısıyla yazılması zorunlu
olduğundan geçerlilik şartına ilişkin emredici nitelikte bu düzenlemeye aykırılık nedeniyle kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı, bu durumda davacı bankanın davanın açıldığı tarihte haksız olduğu gibi, kefalet sözleşmesindeki yasal geçerlilik şartına aykırılığın da davacı banka tarafından bilinmesi gerektiğinden davalı aleyhine icra takibine girişilmesinde davacının kötüniyetli olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf isteminin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, takibe konu asıl alacağın %20’si oranında 18.626,07 TL kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, aşağıda belirtilen hususlar dışında, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağa dayalı icra takibine itirazın iptali davasıdır. İlk derece mahkemesince, yargılama sırasında davaya konu icra takibine konu borcun ifa edildiği gerekçesiyle kefil hakkındaki davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı bankanın icra takibine giriştiği tarihte kredi sözleşmesindeki kefalet hükümleri açısından kanunda öngörülen geçerlilik şartına aykırılığı bilmesi gerektiğinden kötüniyetle icra takibine giriştiği gerekçesiyle asıl alacağın %20'si oranında kötüniyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilmiştir.
Her ne kadar, yargılama giderlerinin taksimi için yapılan inceleme sonucunda, icra takibinin açıldığı tarihte davacı alacaklı bankanın, davalı kefil açısından icra takibine girişmekte haksız olduğu anlaşılmış ise de, sadece bu durum tek başına davacının icra takibine girişmekte kötüniyetli olduğunu ispatlayamadığından davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamış olup, bu nedenle bölge adliye mahkemesince verilen nihai kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4001 E. 2023/2898 K.
Ortak:haricen tahsil · kefalet tarihi · geçerlilik şartı · kefalet sözleşmesi · emredici hüküm · istinaf incelemesi · iş bölümü · kefalet
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince yapılan «istinaf incelemesinde»; davacı ile dava dışı şirket arasında akdedilen ve davalının «kefil» sıfatıyla imzaladığı «kredi sözleşmesinde» davalı adına yer alan imzanın davalıya ait olduğu bilirkişi raporu ile saptanmış ise de, kredi sözleşmesinde davalının «kefaletine» ilişkin «bölümde» «kefalet tarihinin» boş bırakıldığı, TBK'nın 583. maddesi uyarınca kefalet tarihinin sözleşmede kefilin el yazısıyla yazılması zorunlu olduğundan «geçerlilik şartına» ilişkin «emredici» nitelikte bu düzenlemeye aykırılık nedeniyle «kefalet sözleşmesinin» geçerli olmadığı, bu durumda davacı bankanın davanın açıldığı tarihte haksız olduğu gibi, kefalet sözleşmesindeki yasal geçerlilik şartına aykırılığın da davacı banka tarafından bilinmesi gerektiğinden davalı aleyhine icra takibine girişilmesinde davacının «kötüniyetli» olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf isteminin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, konusuz kalan dava hakkında karar «verilmesine yer olmadığına», takibe konu asıl alacağın %20’si oranında 18.626,07 TL «kötü niyet tazminatının» davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince, yargılama sırasında davaya konu icra takibine konu borcun «ifa» edildiği gerekçesiyle «kefil» hakkındaki davada karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı bankanın icra takibine giriştiği tarihte «kredi sözleşmesindeki» «kefalet» hükümleri açısından kanunda öngörülen «geçerlilik şartına» aykırılığı bilmesi gerektiğinden «kötüniyetle» icra takibine giriştiği gerekçesiyle asıl alacağın %20'si oranında «kötüniyet tazminatının» davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilmiştir.
Şti.'ye kullandırılan kredi borcunun ödenmemesi «sebebi» ile asıl borçlu, davalı «kefil» ... ve diğer kefiller aleyhinde icra takibi başlatıldığı, yargılama devam ederken 17/09/2019 tarihli celsede davacı vekilinin beyanı ile dava konusu alacağın «haricen tahsil» edildiği, tamamen ödenerek takip dosyasının kapatıldığının anlaşıldığından konusu kalmayan itirazın iptali istemli dava hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» ve takip tarihi itibariyle varlığı belirlenen toplam 149.590,60 TL alacağın %20'si oranında «icra inkar tazminatının» davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Benzer bu kararda… rekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 13.07.2020 tarihli ve 2020/478 E., 2020/510 K. sayılı kararıyla davacı ile dava dışı şirket arasında akdedilen ve davalının «kefil» sıfatıyla imzaladığı «kredi sözleşmesinde» davalı adına yer alan imzanın davalıya ait olduğu bilirkişi raporu ile saptanmış ise de, kredi sözleşmesinde davalının «kefaletine» ilişkin «bölümde» «kefalet tarihinin» boş bırakıldığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesi uyarınca kefalet tarihinin sözleşmede kefilin el yazısıyla yazılması zorunlu olduğundan «geçerlilik şartına» ilişkin «emredici» nitelikte bu düzenlemeye aykırılık nedeniyle «kefalet sözleşmesinin» geçerli olmadığı, bu durumda davacı bankanın davanın açıldığı tarihte haksız olduğu gibi, kefalet sözleşmesindeki yasal geçerlilik şartına aykırılığın da davacı banka tarafından bilinmesi gerektiğinden davalı aleyhine icra takibine girişilmesinde davacının kötü niyetli olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf isteminin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, konusuz kalan dava hakkında karar «verilmesine yer olmadığına», takibe konu asıl alacağın %20’si oranında 18.626,07 TL «kötü niyet tazminatının» davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
Şti.'ye kullandırılan kredi borcunun ödenmemesi sebebiyle asıl borçlu, davalı «kefil» ... ve diğer kefiller aleyhinde icra takibi başlatıldığı, yargılama devam ederken 17.09.2019 tarihli celsede davacı vekilinin beyanı ile dava konusu alacağın «haricen tahsil» edildiği, tamamen ödenerek takip dosyasının kapatıldığının anlaşıldığından konusu kalmayan itirazın iptali istemli dava hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» ve takip tarihi itibariyle varlığı belirlenen toplam 149.590,60 TL alacağın %20'si oranında «icra inkar tazminatının» davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:davanın konusuz kalması · kazanılmış hak · hukuki yarar · vekalet ücreti
Benzer bu karardaTemyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı lehine «kötü niyet tazminatına» hükmedilmediği halde lehine «vekalet ücretine» hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince dosyadaki mevcut bilirkişi raporuna rağmen «kredi sözleşmesindeki» diğer kısımların muhtemelen banka personeli tarafından yazıldığı yönündeki inceleme yaptırmadan kanaate dayalı kararının hukuki olmadığını, davacının dava açılırken «hukuki yararının» mevcut olduğunu, «yargılama giderlerinin» davalı üzerinde bırakılması gerektiğini, ayrıca «davanın konusuz kalması» nedeniyle davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına «kazanılmış hak» durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/9364 E. 2012/13221 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:dürüstlük kuralı
Benzer bu kararda… a tescil ettirmesinin ve davacı gibi üçüncü kişilere yasaklayıcı eylemlere girişmesinin tasarım hakkı sahipliğinin kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, davalının «dürüstlük kuralına» aykırı eylemleri nedeniyle davacının mağduriyetine sebebiyet verdiği gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üz …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/5718 E. 2010/11536 K.
Ortak:kötüniyet tazminatı · kötüniyet · İtirazın İptali
İncelediğiniz karardaİlk derece mahkemesince, yargılama sırasında davaya konu icra takibine konu borcun «ifa» edildiği gerekçesiyle «kefil» hakkındaki davada karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı bankanın icra takibine giriştiği tarihte «kredi sözleşmesindeki» «kefalet» hükümleri açısından kanunda öngörülen «geçerlilik şartına» aykırılığı bilmesi gerektiğinden «kötüniyetle» icra takibine giriştiği gerekçesiyle asıl alacağın %20'si oranında «kötüniyet tazminatının» davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilmiştir.
Her ne kadar, «yargılama giderlerinin» taksimi için yapılan inceleme sonucunda, icra takibinin açıldığı tarihte davacı alacaklı bankanın, davalı «kefil» açısından icra takibine girişmekte haksız olduğu anlaşılmış ise de, sadece bu durum tek başına davacının icra takibine girişmekte «kötüniyetli» olduğunu ispatlayamadığından davalının «kötüniyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamış olup, bu nedenle bölge adliye mahkemesince verilen nihai kararın dava …
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan «istinaf incelemesinde»; davacı ile dava dışı şirket arasında akdedilen ve davalının «kefil» sıfatıyla imzaladığı «kredi sözleşmesinde» davalı adına yer alan imzanın davalıya ait olduğu bilirkişi raporu ile saptanmış ise de, kredi sözleşmesinde davalının «kefaletine» ilişkin «bölümde» «kefalet tarihinin» boş bırakıldığı, TBK'nın 583. maddesi uyarınca kefalet tarihinin sözleşmede kefilin el yazısıyla yazılması zorunlu olduğundan «geçerlilik şartına» ilişkin «emredici» nitelikte bu düzenlemeye aykırılık nedeniyle «kefalet sözleşmesinin» geçerli olmadığı, bu durumda davacı bankanın davanın açıldığı tarihte haksız olduğu gibi, kefalet sözleşmesindeki yasal geçerlilik şartına aykırılığın da davacı banka tarafından bilinmesi gerektiğinden davalı aleyhine icra takibine girişilmesinde davacının «kötüniyetli» olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf isteminin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, konusuz kalan dava hakkında karar «verilmesine yer olmadığına», takibe konu asıl alacağın %20’si oranında 18.626,07 TL «kötü niyet tazminatının» davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda2- İİK.67/2. madde hükmü uyarınca, itirazın iptali davasının reddi halinde, borçlu lehine «kötüniyet tazminatına» hükmedebilmek için, alacaklı (davacının) takibinin haksız olması yeterli değildir, davacı alacaklının takibe geçmede ve itirazın iptali davasını açıp yürütmekte kötüniyetli olduğunun kanıtlanması gerekir.
Bu itibarla, mahkemece, «kötüniyet tazminatı» talebinin reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiş ise de, söz konusu eksikliğin giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmeyeceğinden HUMK’nun 438/7. maddesi gereğince kararın düzeltilerek onanması gerekmiştir.
Alacaklının «kötüniyetli» sayılabilmesi için, haksız olduğunu bildiği ya da bilmesi gerektiği halde icra takibine girişmiş olması gerekir, alacaklının kötü niyetli olduğu konusunda «ispat yükü» davalı borçludadır, bu husus davalı tarafından ispat edilememiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:zamanaşımı defi · ispat yükü · zamanaşımı
Benzer bu karardaMahkemece, davanın kabulüne ilişkin verilen karar Dairemizce “davalının «zamanaşımı definin» incelenerek neticesine göre bir karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak davaya konu çekin 6 aylık zamanaşımı süresinde takibe konulmadığı gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Alacaklının «kötüniyetli» sayılabilmesi için, haksız olduğunu bildiği ya da bilmesi gerektiği halde icra takibine girişmiş olması gerekir, alacaklının kötü niyetli olduğu konusunda «ispat yükü» davalı borçludadır, bu husus davalı tarafından ispat edilememiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/6419 E. , 2022/335 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 03.12.2019 tarih ve 2018/264 E. - 2019/482 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nce verilen 13.07.2020 tarih ve 2020/478 E. - 2020/510 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; dava dışı Oniki Ay ... Ltd. Şti.'nin müvekkili banka ile imzaladığı genel ticari kredi sözleşmesini davalının müteselsil kefil olarak imzaladığını, borcun ödenmemesi üzerine asıl borçlu ve kefiller aleyhine Trabzon İcra Müdürlüğü'nün 2018/4274 Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan icra takibinin davalının haksız ve kötü niyetli itirazı üzerine durduğunu, davalının 30.02.2013 tarihli sözleşmedeki kefaleti uyarınca borçtan mesul olduğunu ileri sürerek davalının icra takibine vaki itirazının iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili süresinden sonra verdiği cevap dilekçesinde; kredi sözleşmesinde müvekkiline atfen atılan imzanın sahte olduğunu, kefalet sözleşmesinin şekil şartlarına aykırı olması nedeniyle geçersiz sayılması gerektiğini savunarak davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; davacı banka tarafından dava dışı Oniki Ay ... Ltd. Şti.'ye kullandırılan kredi borcunun ödenmemesi sebebi ile asıl borçlu, davalı kefil ... ve diğer kefiller aleyhinde icra takibi başlatıldığı, yargılama devam ederken 17/09/2019 tarihli celsede davacı vekilinin beyanı ile dava konusu alacağın haricen tahsil edildiği, tamamen ödenerek takip dosyasının kapatıldığının anlaşıldığından konusu kalmayan itirazın iptali istemli dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve takip tarihi itibariyle varlığı belirlenen toplam 149.590,60 TL alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesinde; davacı ile dava dışı şirket arasında akdedilen ve davalının kefil sıfatıyla imzaladığı kredi sözleşmesinde davalı adına yer alan imzanın davalıya ait olduğu bilirkişi raporu ile saptanmış ise de, kredi sözleşmesinde davalının kefaletine ilişkin bölümde kefalet tarihinin boş bırakıldığı, TBK'nın 583. maddesi uyarınca kefalet tarihinin sözleşmede kefilin el yazısıyla yazılması zorunlu
olduğundan geçerlilik şartına ilişkin emredici nitelikte bu düzenlemeye aykırılık nedeniyle kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı, bu durumda davacı bankanın davanın açıldığı tarihte haksız olduğu gibi, kefalet sözleşmesindeki yasal geçerlilik şartına aykırılığın da davacı banka tarafından bilinmesi gerektiğinden davalı aleyhine icra takibine girişilmesinde davacının kötüniyetli olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf isteminin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, takibe konu asıl alacağın %20’si oranında 18.626,07 TL kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, aşağıda belirtilen hususlar dışında, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağa dayalı icra takibine itirazın iptali davasıdır. İlk derece mahkemesince, yargılama sırasında davaya konu icra takibine konu borcun ifa edildiği gerekçesiyle kefil hakkındaki davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı bankanın icra takibine giriştiği tarihte kredi sözleşmesindeki kefalet hükümleri açısından kanunda öngörülen geçerlilik şartına aykırılığı bilmesi gerektiğinden kötüniyetle icra takibine giriştiği gerekçesiyle asıl alacağın %20'si oranında kötüniyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilmiştir.
Her ne kadar, yargılama giderlerinin taksimi için yapılan inceleme sonucunda, icra takibinin açıldığı tarihte davacı alacaklı bankanın, davalı kefil açısından icra takibine girişmekte haksız olduğu anlaşılmış ise de, sadece bu durum tek başına davacının icra takibine girişmekte kötüniyetli olduğunu ispatlayamadığından davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamış olup, bu nedenle bölge adliye mahkemesince verilen nihai kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz istemlerinin reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 17/01/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/741980100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz