Cezai şartın fahiş olması nedeniyle tenkis ve kefilin sorumluluğu
İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2022/2287 E. 2025/950 K. · · İlk derece: İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Menfi tespit / İstirdatkaldırma ve esas hakkında yeniden hükümTemyiz yolu açık
★ Emsal
Davacının nitelemesi: İtirazın İptali (Birleşen Dava) mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor
Gerekçe özeti
Ticari nitelikli satış sözleşmelerinde kararlaştırılan cezai şart hükmü, taraflar tacir olup hükümler anlaşılabilir nitelikteyse ve dürüstlük kuralına aykırılık taşımıyorsa genel işlem koşulu sayılıp geçersiz kılınamaz. Alacaklının, sözleşmeye aykırılık gerçekleştiği halde ürün vermeye devam etmesi, tek başına cezai şarttan feragat ettiği ya da bunun talep edilmeyeceği yönünde haklı bir güven oluşturduğu sonucunu doğurmaz. Kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmış ve kefalet limiti gösterilmişse, müteselsil kefil asıl borçlu ile birlikte cezai şart alacağından sorumludur. Kısmi dava şeklinde talep edilen cezai şart tutarı da, tarafların iktisadi durumu, borçlunun kusur derecesi, sağladığı menfaat ve sözleşmeye aykırılığın ağırlığı gözetilerek fahiş bulunursa, hakim tarafından TBK 182 uyarınca re'sen tenkis edilir.
Ele alınan sorunlar
Cezai şart hükmünün genel işlem koşulu/haksız şart olarak geçersizliği → ret
İddia: Davacı taraf, sözleşmedeki cezai şart hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde ve geçersiz olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Genel işlem koşulu içeren sözleşme yapılması yasal sınırlar içinde hukuken mümkündür. Sözleşmenin tarafları tacir olup, sözleşme hükümleri kolayca anlaşılabilecek niteliktedir. Sözleşmede kararlaştırılan cezai şart dürüstlük kuralına aykırı bir düzenleme sayılamayacağından haksız işlem şartı olarak kabul edilemez. Bu nedenle sözleşmede yer alan cezai şart hükmü geçerlidir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Uzun süre cezai şart talep edilmemesinin TMK 2'ye göre hakkın kaybına yol açıp açmadığı → ret
Gerekçe: Sözleşmedeki alım kotası tüm sözleşme süresini kapsayacak şekilde kararlaştırılmış olup, alacaklının kota dolmamış olmasına çekince koymaksızın ürün vermeye devam etmesi, müşteride cezai şartın uygulanmayacağı yönünde haklı güven oluşturduğu kabul edilemez.
Gerekçe kaynağı: özgün
Müteselsil kefilin cezai şart alacağından sorumluluğu → ret
Gerekçe: Sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 484. maddesi uyarınca, kefalet sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması ve kefilin sorumlu olduğu kefalet limiti olarak belirli bir miktarın gösterilmesi gereklidir. Müteselsil kefil, asıl borçlunun borcundan (asıl borçlunun temerrütü dahil) kefalet limiti ve kendi temerrütlerinin hukuki sonuçları ile sorumludur. Somut olayda kefalet sözleşmesi yazılı olarak düzenlenmiş olup, kefalet limitinin de cezai şart miktarı olarak gösterildiği anlaşılmakla kefalet sözleşmesi geçerlidir; dava konusu cezai şart alacağından davacı kefil de asıl borçlu şirket ile birlikte müteselsilen sorumludur.
Gerekçe kaynağı: özgün
Cezai şartın fahiş olması nedeniyle tenkis → kısmi kabul
Gerekçe: Taraflar cezanın miktarını tayin etmekte serbest iseler de, TBK'nın 182. maddesi hükmüne göre hakim, fahiş gördüğü cezaları re'sen tenkis etmekle yükümlüdür. TTK'nın 22. maddesi gereğince kural olarak tacirin cezai şarttan indirim yapılmasını talep hakkı bulunmasa da, cezai şart tacirin iktisaden mahvını gerektirecek derecedeyse tenkise karar verilebilir. Kararlaştırılan cezai şart tutarının tamamı talep edilmemiş olsa da, kısmi davada talep olunan miktarın fahiş olması halinde de tenkis yapılması mümkündür. Ceza koşulunun fahiş olup olmadığı, tarafların iktisadi durumu, özellikle borçlunun ödeme kabiliyeti, borçlunun borcunu yerine getirmemesi nedeniyle sağladığı menfaat, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranışın ağırlığı ölçü alınarak, hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olarak tespit edilmelidir. Sözleşmenin uzun süre ifa edilmesi, günlük alım miktarı, borçlu şirketin kusur derecesi ve sözleşmeye aykırılığın ağırlık ölçüsü dikkate alındığında talep edilen cezai şart tutarı fahiş sayılmalıdır; bu nedenle cezai şarttan %50 oranında tenkis yapılması somut olaya uygun görülmüştür.
Gerekçe kaynağı: özgün
İlk derece kararının kaldırılma sebebi (tenkis oranının gözetilmemesi) → kabul
İddia: Davalı/birleşen davacı vekili, bilirkişi raporlarına ve sözleşme hükümlerine göre cezai şart koşullarının oluştuğunu, buna rağmen ilk derece mahkemesinin asıl davayı kabul edip birleşen davayı reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Cezai şart hükmünün geçerli olduğu dikkate alınarak asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü gerekirken, asıl davanın kabulü ile birleşen davanın reddine karar verilmesi doğru değildir; ancak yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulması gerekmiştir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Kısmi dava şeklinde talep edilen cezai şart tutarının da tacir-tacir ilişkisinde TBK 182 uyarınca re'sen tenkis edilebileceği ve tenkis oranının tarafların iktisadi durumu ile sözleşmeye aykırılığın ağırlığı gözetilerek belirlenmesi yönünden emsal niteliğindedir; ayrıca alacaklının ifaya devam etmesinin tek başına cezai şarttan feragat ya da haklı güven teşkil etmeyeceği tespiti dikkat çekicidir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
cezai şart↗ tenkis↗ genel işlem koşulu↗ müteselsil kefalet↗ menfi tespit↗ itirazın iptali↗ haklı güven/TMK 2↗ kısmi dava↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2022/2287
KARAR NO 2025/950
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 28/06/2022
NUMARASI 2017/1203 Esas 2022/529 Karar
DAVA
Menfi Tespit
BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN
2018/37 ESAS 2018/114 KARAR SAYILI DOSYASINDA
DAVA
İtirazın İptali
Asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine ilişkin kararın davalı/birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
Davacı ... vekili; davalı alacaklı tarafından müvekkili aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında 71.448-TL (20.000-USD karşılığı) miktarında ilamsız icra takibi başlatıldığını, ödeme emrinin müvekkilinin eski adresine usulsüz olarak tebliğ edilerek takibin kesinleştirildiğini, yapılan haciz işlemi üzerine müvekkilinin takibin kesinleştiğini öğrendiğini, takip talebinde 71,448-TL cezai şart alacağı talep edilmiş olup, herhangi bir belge ya da sözleşme sunulmadığını ve alacağın neye dayandığının belli olmadığını, müvekkilinin davalıya borcu olmadığı gibi ticari ilişkisinin de bulunmadığını, bu bağlamda herhangi bir cezai şart borcunun olamayacağını belirterek, müvekkilinin söz konusu icra takibinden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı ... vekili; ... İnşaat şirketi ile müvekkili şirket arasında 02.02.2009 tarihli "Satış Noktası Sözleşmesi" akdedildiğini, sözleşmenin bu şirket tarafından müşteri, takip borçlusu davacı ... tarafından da müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, davacının sözleşme hükümlerine uygun satış rakamlarını yakalayamayarak özen borcuna uymaması ve sözleşmede belirlenen satış kotasının gerçekleştirilememesi nedeniyle cezai şart olarak belirlenen bedelin takip konusu yapıldığını, sözleşmenin davacı tarafından ... İnşaat'ın yetkilisi sıfatı ile akdedildiği gibi, müteselsil kefil sıfatıyla da imzalanmak suretiyle sözleşmedeki edimlerin yerine getirilmemesi halinde müvekkili şirketin talep haklarından doğacak sorumluğun kabul edildiğini, sözleşmenin 2 yıl süreli ve 14.000 kasakoli kotalı olduğunu, sözleşmenin özen borcuna ilişkin maddesi gereği davacı tarafın, müvekkilinin ürünlerinin satışlarını optimum seviyede yani haftalık en az 38 kasa koli ürün satışını gerçekleştirdiğini, ancak gelinen aşamada davacı tarafın sözleşmede belirtilen kota miktarlarına uygun satış yapmayarak özen borcuna aykırı davrandığını, kota miktarının çok altında ürün alımı ve satımını gerçekleştirdiğini, sözleşme hükümlerine uyulmaması halinde davacı tarafın müşterek borçlu müteselsil kefil olarak 70.000-USD'nin ödeme günündeki Türk Lirası karşılığı cezai şartı ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, sözleşme hükümlerinin ihlali nedeniyle doğan cezai şart bedelinden davacının kefil olarak sözleşmenin 19.
maddesi gereği sorumlu olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
BİRLEŞEN DAVA
Davacı ... vekili; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 02/02/2009 tarihinde müvekkili şirkete ait ürünlerin satışı hususunda müşteri sıfatıyla davalı şirket ... İnşaat ve müteselsil kefil sıfatıyla takibin diğer borçlusu ... ile sözleşme akdedildiğini, sözleşmenin akdedilmesinden sonra davalı şirketin sözleşme hükümlerine uygun satış rakamlarını yakalayamayarak özen borcuna uymaması, sözleşmede belirlenen kotanın yine sözleşmede belirlenen süre içinde satışının gerçekleştirilememesi üzerine, cezai şart alacağı için başlatılan icra takibine davalı şirket tarafından itiraz edildiğini, diğer takip borçlusu kefil ... bakımından takibin kesinleştiği, müteselsil kefil tarafından aynı konuda menfi tespit istemiyle İstanbul Anadolu 4.
ATM'nin 2017/1203 esas sayılı dosyasında dava açıldığını, davaya konu takipteki borçlulardan birisi icra dairesine itiraz ederek borcu olmadığını, diğerinin ise menfi tespit davası açarak aynı takipten kaynaklı olarak borcu olmadığını iddia ettiğini, davalı şirketin sözleşmede belirlenen kota miktarlarına uygun satış yapmayarak özen borcuna aykırı davrandığını, sözleşmeye göre davalının sözleşme hükümlerine uyulmaması halinde 70.000-USD karşılığı cezai şart bedelini ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, sözleşme hükümlerinin ihlali nedeniyle davalının sözleşmenin 19. maddesine göre cezai şart bedelinden sorumlu olduğunu, bu nedenle davalının borca itirazının haksız olduğunu belirterek, davalının itirazının iptali ile davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
BİRLEŞEN DAVAYA CEVAP
Davalı ... İnşaat vekili; gerek asıl dava davacısı müteselsil kefilin gerekse birleşen dosyada davalı müvekkili şirketin davaya konu icra dosyasından usulsüz tebligat sonucu gerçekleştirilen haciz işlemi dolayısıyla haberdar olduklarını, 20.000-USD karşılığı 71.448-TL cezai şart alacağı için başlatılan takipte takibe dayanak olarak hiç bir belge sunulmadığını, müvekkilleri aleyhine mükerrer icra takipleri başlatıldığını, biri tahrif edilen teminat senedindeki 70.000-USD, diğeri cezai şart olmak üzere her iki takipte de 70.000-USD alacağın 20.000-USD'lik kısmının takibe konu edildiğini, dolayısıyla teminat senedine dayalı İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile işbu takibin mükerrer olduğunu, söz konusu mükerrer icra takibi nedeniyle de müvekkilince menfi tespit istemiyle İstanbul Anadolu 1.
ATMnin 2017/1128 esas sayılı dosyasında dava açıldığını, müvekkilinin davalı tarafa sözleşmesel hiçbir borcu olmadığını, müvekkili şirketin 02.02.2009 tarihli satış noktası sözleşmesi uyarınca ifa yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini, sözleşmenin süresinin 2 yıl olduğunu, davacının cezai şartın özen borcuna aykırılıktan kaynaklandığını iddia ettiğini, ancak davacının özen borcunun giderilmesi adına bugüne kadar hiç bir bildirimde bulunmadığını, sözleşmenin özel şartlar bölümünün 2. maddesinde 2 yıl için belirlenen rakamın 4.000 olduğunu, ayrıca haftalık 38 kasakolinin 2 yıl süreli sözleşmede 3.952 kasakoli ettiğini, ayrıca cezai şart hükmünün genel işlem koşulu olması nedeniyle geçersiz olduğunu, sözleşmede kota doldurulmadığında cezai şart ödeneceğine dair hüküm bulunmadığını, davacının 02.02.2011 tarihinde sonlanan sözleşme uyarınca yaklaşık 6,5 yıl sonra icra takibine geçmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek, davanın reddi ile davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece;
02. 02.2009 tarihinde taraflar arasında satış noktası sözleşmesi akdedildiği, sözleşmede davacı ...`nın müteselsil kefil sıfatı ile yer aldığı, taraflar arasındaki anlaşmaya göre ... şirketinin haftalık yaklaşık 38 adet kasakoli satması, böylece takribi iki yıllık bir sürenin sonunda 4.000 adetlik bir satış rakamına ulaşması gerektiği, oysa davalı şirketin 2009'da 946, 2010'da 674, 201l'de 652, 2012'de 314, 2013'te 741 ve 2014-2015 periyodunda 894 adet kasakoli satarak bu rakamın önemli oranda gerisinde kaldığı, ürün satış kotasının tamamlanamadığı, birleşen davada davacının davalıya doldurulması gereken kotayı doldurmamasına rağmen çerçeve süre bittikten sonra dahi ürün vermeye devam ettiği, satış ilişkisinin beş yıldan daha uzun bir süre devam etmesine rağmen cezai şart talep edilmediği, cezai şart talebi için 2017 yılının beklendiği, davalıdan cezai şart talep edilmeyip ticari ilişkinin devam ettirilmesinin tercih edildiği, bu durumda cezai şartın talep edilmesinin TMK'nın 2.
maddesine aykırı olduğu, kefalet borcunun da fer'i bir borç olarak asli borca bağlı olduğu, somut olayda cezai şart alacağını talep şartlarının oluştuğu, fakat aksi yönde uyandırılan güven nedeniyle bu alacağın artık talep edilemeyeceği, kefilin borcunun da bu hukuki durumdan etkileneceği, asıl borçludan talep edilemeyen bir alacağın kefilden de talep edilemeyeceği gerekçesiyle, asıl davanın kabulüne, davacının davaya konu icra takibi nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, birleşen davanın reddine, koşulları oluşmadığından tarafların icra inkar tazminatı ile kötü niyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
Davalı-birleşen davada davacı ... vekili;
02. 02.2009 tarihli satış noktası sözleşmesinin B bendinde, sözleşmenin süresinin 2 yıl olup 4.000 kasakoli olduğunun, süre dolmasına rağmen henüz belirlenen kotaya ulaşılmamış ise sözleşmenin kota doluncaya kadar devam edeceğinin düzenlendiğini, sözleşmenin C özen borcu başlıklı bendinde; müşterinin, ...'nin ve ürününün isim şöhreti ile bağdaşır bir şekilde satış politikası tayin edeceğinin ve satışlarını optimum seviyede tutulmasını sağlayacağının, optimum seviyeden kastın satışlarının haftalık en az 38 kasakoli ürün satışını gerçekleştirmek olduğunun belirtildiğini, sözleşmenin E- cezai şart bendinde; işbu sözleşmenin 18. maddesinde yazılı hallerle birlikte sözleşmenin diğer hükümlerine uyulmaması halinde müşterinin 70.000-USD'nin ödeme günündeki Türk Lirası karşılığı cezai şartı ...'ye ödeyeceğinin belirtildiğini ve sözleşmenin genel şartlar 18.
maddesinde; özen borcu maddesinde yazılı taahhüde uygun ürün satışını gerçekleştirilememesinin sözleşmeye aşırı aykırılık sayıldığını, ayrıca bu hallerin vukuunda ...'nin, bu konuda ihtar keşidesine veya hüküm istihsaline gerek olmaksızın kendi kayıt ve tespitlerine dayalı olarak müşteriden cezai şartın ödenmesini isteyebileceğinin düzenlendiğini, sözleşme içeriğinden anlaşılacağı üzere, karşı tarafın sözleşmesel olarak müvekkili şirkete borçlu olduğunun sabit olduğunu, alınan bilirkişi raporlarıyla da davalının sözleşmeye aykırı davrandığının belirlendiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını, olayda mükerrer takip söz konusu olmayıp, İstanbul Anadolu 1.
ATM'nin 2017/1128 esas sayılı davasına konu alacağın, satış sözleşmesi kapsamında müvekkilince ödenen yatırım bedeline (bayilik hizmet veya nakdi yatırım bedeli) yönelik olduğunu, işbu davaya konu icra takibinin ise sözleşmeden doğan cezai şart alacağına dayalı olduğunu, sözleşmede ... şirketinin yükümlülükleri arasında satın alınan ürünlerin bedelini ödemek ve bunun yanında özen borcu olarak düzenlenen asgari alım kotasının yer aldığını, ancak bilirkişi raporunda da değerlendirildiği üzere, satış rakamlarının tespit edilen asgari ürün satışından çok daha düşük olması halinde ürünün yeterince özenli şekilde pazarlanıp satılmadığı sonucuna ulaşılacağını, buna göre 2009 yılından 2015 yılına kadar toplam 4.221 adet kasakoli satın alındığını, bu nedenle şirketin özen borcuna esas alınan hedeflerden çok uzakta kaldığını, bilirkişi tarafından da özen borcu gereğince hareket edilmeyip sözleşmenin ihlal edildiği sonucuna varıldığını, buna rağmen mahkemece müvekkili şirket aleyhine hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkeme kararında müvekkilinin cezai şart talep etmesinin TMK'nın 2.
maddesine aykırı olarak değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin cezai şart alacağından açıkça vazgeçtiğine yönelik bir beyanı olmadığını, bilirkişi raporunda sözleşme bir bütün olarak incelendiğinde, haftalık satış taahhütlerine ulaşılamamış olmasının cezai şart ödenmesi gerektiren bir sözleşmesel aykırılık olarak kararlaştırıldığı ve ifa ile birlikte talep edilebileceği sonucuna ulaşıldığını,cezai şartın son bulabilmesi için müvekkili şirketin bu talebinden açıkça feragat etmesi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılarak asıl davanın reddi ile birleşen davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Asıl dava, cezai şart alacağının tahsili için başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti; birleşen dava ise cezai şart alacağının tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda;taraf şirketler arasında 02.02.2009 tarihinde satış noktası sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede asıl davada davacı ...'nın müteselsil kefil olarak yer aldığı, sözleşmede sürenin 2 yıl veya 4.000 kasakoli olarak belirlendiği, süre dolmasına rağmen belirlenen kotaya ulaşılamaması halinde sözleşmenin kota doluncaya kadar devam edeceğinin, süre dolmamış olmasına rağmen kotanın dolması halinde sözleşme süresinin sona ermiş sayılacağının, müşterinin süre veya kotanın bitiminden itibaren 30 gün içinde fesih ihbarında bulunmaması halinde sözleşmenin aynı süre ve kota ile devam edeceği, sözleşmenin süresinin kota veya sürenin dolması için geçecek zamanın hiç bir şekilde sözleşmenin imza tarihinden itibaren 5 yılı geçemeyeceği kararlaştırılmıştır.Süre sonunda fesih ihbarında bulunulmadığından sözleşmenin süre ve kota olarak aynı koşullarla yenilendiği, mahkemece alınan bilirkişi raporlarıyla da belirlendiği üzere azami 5 yıllık süre sonuna kadar sözleşmede belirlenen alım kotasının doldurulamadığı, ...
tarafından İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile 02.02.2009 keşide 10.07.2017 ödeme tarihli 70.000-USD bedelli bonoya dayalı olarak ... İnşaat ve ... aleyhine icra takibi başlatıldığı, takibin kesinleşmesi üzerine borçlular tarafından açılan menfi tespit davasının kabulüne karar verildiği, kararın istinafı üzerine İstanbul BAM 13. HD'nin 2021/592 esas 2023/1033 karar sayılı ilamıyla; takip ve dava konusu bononun ... tarafından sözleşme gereği ödenen reklam yardımının tahsili amacıyla takibe konulduğu, bononun zorunlu unsurları içermemesi nedeniyle kambiyo senedi vasfını haiz olmadığı, nitekim bu nedenle takibin iptaline karar verildiği, sözleşmenin 5 yıl süre sonunda sona erdiği, bu nedenle ...'nin reklam bedelini talep edemeyeceği gerekçesiyle kararın kaldırılarak davanın kabulü ile davacıların bono nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine kesin olarak karar verilmiştir.
Elde ki işbu davaya dayanak icra takibinde ise sözleşmeden kaynaklanan cezai şart alacağı talep edildiğinden anılan icra takibi ile iş bu dava dayanağı icra takibi mükerrer değildir.Alacaklı ... tarafından cezai şart alacağının tahsili amacıyla başlatılan işbu dava konusu İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... esas sayılı icra takibinde, hakkında takip kesinleşen davacı borçlu ... tarafından menfi tespit istemiyle asıl davanın açıldığı, süresinde borca itiraz eden borçlu ... İnşaat aleyhine ise itirazın iptali istemiyle birleşen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
02. 02.2009 tarihli satış noktası sözleşmesinin B bendinde; sözleşmede süre 2 yıl veya 4.000 kasa koli olarak belirlenmiş olup, süre dolmasına rağmen belirlenen kotaya ulaşılamaması halinde sözleşmenin kota doluncaya kadar devam edeceği, süre dolmamış olmasına rağmen kotanın doldurulması halinde sözleşme süresinin tamamlanmış sayılacağı, müşterinin süre veya kotanın bitiminden itibaren 30 gün içinde fesih ihbarında bulunmaması halinde sözleşmenin aynı süre ve kota ile devam edeceği, sözleşmenin süresinin kota veya sürenin dolması için geçecek zamanın hiç bir şekilde sözleşmenin imza tarihinden itibaren 5 yılı geçemeyeceği düzenlenmiştir.Sözleşmenin özen borcu başlıklı C bendinde; müşterinin, ...'nin ve ürününün isim şöhreti ile bağdaşır bir şekilde satış politikası tayin etmeyi ve satışlarını optimum seviyede tutulmasını sağlayacağı, optimum seviyeden kastın ise satışlarının haftalık en az 38 kasakoli ürün satışını gerçekleştirmek olduğu, cezai şart başlıklı E bendinde;
işbu sözleşmenin 18. maddesinde yazılı hallerle birlikte sözleşmenin diğer hükümlerine uyulmaması halinde müşterinin 70.000-USD'nin ödeme günündeki Türk Lirası karşılığı cezai şartı ...'ye ödeyeceği düzenlenmiştir. Sözleşme genel şartlarının 18. maddesinde ise; sözleşmeye aşırı aykırılık halleri arasında, özen borcu maddesinde yazılı taahhüde uygun ürün satışını gerçekleştirilememesi de sayılmıştır. Sözleşmedeki alım kotası tüm sözleşme süresini kapsayacak şekilde kararlaştırılmış olup, davalı-birleşen davada davacı ...'nın kota dolmamış olmasına çekince koymaksızın rağmen ürün vermeye devam etmesinin, müşteride cezai şartın uygulanmayacağı yönünde haklı güven oluşturduğu kabul edilemez. Asıl ve birleşen davada, sözleşmede yer alan cezai şart hükmünün geçersiz olduğu ileri sürülmüştür.
Kural olarak genel işlem koşulları içeren sözleşme yapılması, yasal sınırlar içinde hukuken mümkündür. Bunun dışında sözleşmenin tarafları tacir olup, sözleşme hükümleri kolayca anlaşılabilecek niteliktedir. Sözleşmede kararlaştırılan cezai şart da dürüstlük kuralına aykırı bir düzenleme sayılamayacağından, haksız işlem şartı olarak kabul edilemeyecektir. Bu nedenle sözleşmede yer alan cezai şart hükmü geçerlidir. Buna göre müşterinin sözleşmede öngörülen satış kotalarını dolduramaması cezai şart sebebi olarak belirlenmiş olup, somut olayda da müşteri şirketin satış kotasını dolduramamış olması nedeniyle cezai şart talep koşulları oluşmuştur. Sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 484.
maddesi uyarınca, kefalet sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması ve kefilin sorumlu olduğu kefalet limiti olarak, belirli bir miktarın gösterilmesi gereklidir. Müteselsil kefil, asıl borçlunun borcundan (asıl borçlunun temerrütü dahil) kefalet limiti ve kendi temerrütlerinin hukuki sonuçları ile sorumludur. Somut olayda kefalet sözleşmesi yazılı olarak düzenlenmiş olup, kefalet limitinin de cezai şart miktarı olarak gösterildiği anlaşılmakla, kefalet sözleşmesi geçerli olup, dava konusu cezai şart alacağından asıl davada davacı kefil de asıl borçlu şirket ile birlikte müteselsilen sorumludur. Sözleşmede 70.000-USD cezai şart kararlaştırılmış olup, işbu dava konusu icra takibinde kısmi olarak 20.000-USD karşılığı 71.448-TL cezai şart talep edilmiştir.
Taraflar cezanın miktarını tayin etmekte serbest iseler de, TBK'nın 182. maddesi hükmüne göre hakim, fahiş gördüğü cezaları re'sen tenkis etmekle yükümlüdür. TTK'nın 22. maddesi gereğince, kural olarak tacirin cezai şarttan indirim yapılmasını talep hakkı bulunmasa da, cezai şart tacirin iktisaden mahvını gerektirecek derecedeyse tenkise karar verilebileceği kuşkusuzdur. Kararlaştırılan cezai şart tutarının tamamı talep edilmemiş olsa da, kısmi davada talep olunan miktarın da fahiş olması halinde tenkis yapılması mümkündür. Ceza koşulunun fahiş olup olmadığı, tarafların iktisadi durumu, özel olarak borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borçlunun borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranış ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmeli, cezai şart miktarı, hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olarak tespit edilmelidir.
Buna göre sözleşmenin uzun süre ifa edilmesine, günlük alım miktarına, borçlu şirketin kusur derecesi ve sözleşmeye aykırılığın ağırlık ölçüsüne göre 20.000-USD karşılığı 71.448-TL cezai şart isteği fahiş sayılmalıdır. Bu nedenle cezai şarttan %50 oranında tenkis yapılması somut olaya uygun görülmüştür (bu oran 70.000-USD olarak kararlaştırılan cezai şartın 6/7'sine karşılık gelmektedir). Tenkis hakimin takdirine bağlı olup, tenkis nedeniyle davanın reddine karar verilen miktar bakımından ise karşı taraf yararına yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmeyecektir. Açıklanan nedenlerle; cezai şart hükmünün geçerli olduğu dikkate alınarak asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü gerekirken, asıl davanın kabulü ile birleşen davanın reddine karar verilmesi doğru değil ise de, yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak "asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne,fazla istemin reddine " asıl dava menfi tesbite ilişkin olup kabul edilen kısım bakımından borçlu olmadığının tesbiti kararı tenkis nedeniyle olduğundan kabul edilen kısım nedeniyle davacı yararına vekalet ücreti ve yargı giderine hükmedilmemesine,harcın da davacıdan tahsiline karar verilmiştir.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı/birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/06/2022 Tarih 2017/1203 Esas - 2022/529 Karar sayılı asıl ve birleşen davaya yönelik kararın HMK.'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Asıl davanın kısmen kabulüne, asıl davada davacının davalıya İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında 35.724-TL yönünden borçlu olmadığının tespitine, fazla istemin reddine, Birleşen davanın kısmen kabulüne, birleşen davada davalının İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... esas sayılı icra takibine itirazının kısmen iptaline, takibin 35.724-TL asıl alacak üzerinden devamına, hükmedilen alacağa takip tarihinden itibaren alacaklının talebiyle bağlı kalınarak yasal faiz işletilmesine, fazlaya dair istemin tenkis nedeniyle reddine, Koşulları oluşmadığından tarafların icra inkar tazminatı ile kötü niyet tazminatı istemlerinin reddine." İlk derece yargılamasına ilişkin olarak ;"Asıl davada;
Alınması gereken 2.440,30-TL nispi karar ve ilam harcından mahkeme veznesine yatırılan 1.220,16-TL peşin harcın mahsubu ile kalan 1.220,14-TL'nin davacıdan alınarak(tenkis nedeniyle ) Hazineye gelir kaydına, Davanın tenkis nedeniyle kısmen kabulüne karar verildiğinden, davacı tarafından yapılan yargı giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 1.000-TL bilirkişi ücreti, 50-TL posta masrafı olmak üzere toplam 1.050-TL yargı giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davalı lehine taktir olunan 30.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, "Birleşen davada; Alınması gereken 2.440,30-TL nispi karar ve ilam harcından mahkeme veznesine yatırılan 1.220,16-TL peşin harcın mahsubu ile kalan 1.220,14-TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı tarafından yatırılan 1.256,06-TL peşin harçların davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Davacı tarafından yapılan 1.600-TL bilirkişi ücreti, 53-TL posta masrafı olmak üzere toplam 1.653-TL yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, Davacı lehine taktir olunan 30.000-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine," Davalı/birleşen davada davacı tarafından yatırılan 1.300,85-TL peşin istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve istek halinde kendisine iadesine, Asıl davada davacı ...
tarafından yapılan istinaf yargı giderinin üzerinde bırakılmasına, Asıl davada davalı/birleşen davada davacı ... Ltd. Şti. tarafından yapılan 82-TL istinaf yargı giderinin birleşen davada davalıdan alınarak birleşen davada davacıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 12/06/2025
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/72291 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi