İnançlı İşlem Davası
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2019/5175 E. 2021/5170 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
davayı aydınlatma yükümlülüğü↗ inanç sözleşmesi↗ aydınlatma yükümlülüğü↗ kira ilişkisi↗ harca esas değer↗ teslim tarihi↗ terditli dava↗ zilyetlik↗ kira sözleşmesi↗ ticari faiz↗ denetime elverişlilik↗ sebepsiz zenginleşme↗ feragat↗ ıslah↗ dosya masrafı↗ avans faizi↗ temerrüt↗ teslim↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece bozma ilamına uyularak, davacı ...’ın davalı ... hakkında açtığı davanın kısmen kabulü ile, 29.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak, davacı ...'a verilmesine, davacının fazlaya ilişkin isteğinin reddine, davacı ...’ın davalı şirket hakkında açtığı davanın reddine, davacı şirketin davalı ... hakkında açtığı davanın reddine, davacı şirketin davalı şirket hakkında açtığı davanın kısmen kabulü ile, ... (eski plakası ...) ve ... (eski plakası ...) plakalı dorseler ile... ve ... plakalı çekicilerin davacı şirketçe davalı şirkete iade edilmesi koşulu ile; 285.026,76 TL’nin davalı şirketten alınarak, davacı şirkete verilmesine, bu miktarın 71.000,00 TL’sine dava tarihinden itibaren, kalan 214.026,76 TL’sine ise 01.07.2013 ıslah tarihinden itibaren ticari faiz yürütülmesine, davacı şirketin fazlaya ilişkin isteğinin reddine karar verilmiştir.
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
(1) Davacı vekili, dava dilekçesinde kayden davalı adına kayıtlı 2 adet dorse ve 2 adet çekicinin gerçekte davacı şirkete ait olduğunu belirterek, bu durumu inanç sözleşmesine dayandırarak davalı şirket adına kayıtlı bulunan bu araçların trafik kayıtlarının iptali ile davacı şirket adına tescilini istemiş, terditli ikinci talebinde ise ilk talebinin kabul edilmemesi halinde yaptığı ödeme ve masrafların davalılardan tahsili talep etmiş ancak miktar belirtmemiştir.
Davalı ise, davacının iddialarının asılsız olduğunu, davacı şirket ile aralarında kira ilişkisi bulunduğunu ve araçların bu ilişki çerçevesinde davacının zilyetliğinde olduğunu savunmuştur.
Davacı vekili, 01.07.2013 tarihli ıslah dilekçesinde ise, aynı iddiaya dayalı olarak terditli taleplerinden birinci talebini muhafaza ederek, ikinci talebi yönünden 96.902,90 Euro'nun ve 70.878,00 TL'nin davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili, 23.09.2014 tarihli celsede birinci taleplerinden feragat ettiklerini beyan etmiştir. Mahkemece verilen ilk karar Dairemizin 24.12.2015 tarihli 2015/900 Esas ve 2015/13882 Karar sayılı ilamı ile davacının inanç sözleşmesi iddiasını, davalının ise kira sözleşmesi savunmasını ispatlayamadığına işaret edilerek, uyuşmazlığın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre çözülmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak, davacı ...’ın davalı ... hakkında açtığı davanın kısmen kabulü ile; 29.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak, davacı ...'a verilmesine, davacı ...’ın davalı şirket hakkında açtığı davanın reddine, davacı şirketin davalı ... hakkında açtığı davanın reddine, davacı şirketin davalı şirket hakkında açtığı davanın kısmen kabulü ile ... (eski plakası ...) ve ... (eski plakası ...) plakalı dorseler ile... ve ... plakalı çekicilerin davacı şirketçe davalı şirkete iade edilmesi koşulu ile; 285.026,76 TL’nin davalı şirketten alınarak, davacı şirkete verilmesine, bu miktarın 71.000,00 TL’sine dava tarihinden itibaren, kalan 214.026,76 TL’sine ise 01.07.2013 ıslah tarihinden itibaren ticari faiz yürütülmesine karar verilmiştir.
Ancak mahkemece davayı, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Davanın temeli davalı şirkete ait ve onun adına kayıtlı araçların davacı şirkete ait olduğu iddiası olmasına rağmen, davacı gerçek kişinin talepleri ve talep kapsamındaki miktarlar açıklattırılmadan davaya devam olunması ve hükmedilen parsal sonuca ne şekilde varıldığının belirtilmemesi doğru olmamıştır.
Davacı yan, ıslahta bir miktar euro alacağının döviz faizi ile ve bir miktar TL alacağının avans faizi ile tahsilini istemiş, dilekçesinin baş bölümünde ise harca esas değeri göstermiştir. Bu bakımdan mahkemece davacının dava dilekçesi ile tercihi Türk Lirası'ndan yana kullandığı ve bu tercihinden dönemeyeceği şeklindeki gerekçesinde isabet bulunmadığı gibi, dava dilekçesinde miktar belirtilmemiş olup, mahkemece gerekçesi dosya içeriği ile de uyumlu olmayıp, açıklanan gerekçelerle hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
(2) Kabule göre de, davacının zilyetliğinde bulunan araçların zilyetliğinin davalıya devri şartı ile tahsil kararı verilmesi doğru ise de; davalı yandan tahsil edilecek paraya dava ve ıslah tarihnden itibaren faiz işletilmesi yerinde değildir. Zira, davacı zilyetliğinde bulunan aracın zilyetliğini davalı sahibine iade ettiği anda davalıya ödediği parayı talep edebileceğinden, davalı bu anda temerrüde düşer ve faizden sorumlu olur.
Ayrıca davalılar vekili temyiz dilekçesinde araçların zilyetliğinin kendilerine devredildiğini ileri sürdüğüne göre, mahkemece verilecek yeni hükümde araçların teslim tarihi saptanıp, o tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerekmektedir.
İşin tahsiline hükmedilen para miktarının saptanmasına gelince, dosyada mevcut bilirkişi raporu denetime elverişli ve yeteri kadar açık değildir. Davacının zilyetliği kendisinde bulunan araçların işletilmesi için gerekli giderleri davalı şirketten istemesi mümkün olmayıp, ıslahta iki aracın satın alma bedelinin finansmanı için dava dışı satıcıya ve davalıya yapılan ödemeler talep edilmiştir. Bunların da nasıl yapıldıysa öyle iadesi gerekir. Yani TL yapılan ödemelerin TL, Euro yapılan ödemelerin ise Euro olarak iadesi gerekir. Bilirkişi raporunda bunlar detaylı şekilde gösterilmelidir. Ayrıca yukarıda işaret edildiği gibi davacı gerçek kişinin yaptığı ödemelerin kime yapıldığı ve dava konusu olayla ilgili olup olmadığı, bunları şirket adına yapmışsa kendi adına isteyip isteyemeyeceği, davalı gerçek kişinin sorumluluğunun neye dayandığı, davalının şirket adına ödeme kabul ettiği kabul ediliyorsa neden şahsen sorumlu tutulduğu açıklanmalıdır.
Açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden taraflar yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(3) Bozma sebep ve şekline göre tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2185 E. 2024/500 K.
Ortak:davayı aydınlatma yükümlülüğü · inanç sözleşmesi · aydınlatma yükümlülüğü · kira ilişkisi · harca esas değer · teslim tarihi · terditli dava · zilyetlik
İncelediğiniz kararda… miştir. (1) Davacı vekili, dava dilekçesinde kayden davalı adına kayıtlı 2 adet dorse ve 2 adet çekicinin gerçekte davacı şirkete ait olduğunu belirterek, bu durumu «inanç sözleşmesine» dayandırarak davalı şirket adına kayıtlı bulunan bu araçların trafik kayıtlarının iptali ile davacı şirket adına tescilini istemiş, «terditli» ikinci talebinde ise ilk talebinin kabul edilmemesi halinde yaptığı ödeme ve «masrafların» davalılardan tahsili talep etmiş ancak miktar belirtmemiştir.
Davalı ise, davacının iddialarının asılsız olduğunu, davacı şirket ile aralarında «kira ilişkisi» bulunduğunu ve araçların bu ilişki çerçevesinde davacının «zilyetliğinde» olduğunu savunmuştur.
Ancak mahkemece «davayı, aydınlatma yükümlülüğünü» yerine getirmemiştir.
Benzer bu karardaE. (İkinci) Bozma Kararı Dairemizin 17.06.2021 tarih, 2019/5175 E. ve 2021/5170 K. sayılı kararıyla mahkemece «davayı, aydınlatma yükümlülüğünü» yerine getirilmediği, davanın temelinin davalı şirkete ait ve onun adına kayıtlı araçların davacı şirkete ait olduğu iddiası olmasına rağmen, davacı ... kişinin talepleri ve talep kapsamındaki miktarlar açıklattırılmadan davaya devam olunması ve hükmedilen parsal sonuca ne şekilde varıldığının belirtilmemesi doğru olmadığı, davacının ıslahta bir miktar euro alacağının döviz faizi ile ve bir miktar TL alacağının «avans faizi» ile tahsilini istediği, dilekçesinin ... bölümünde ise «harca esas değeri» gösterdiği, bu bakımdan mahkemece davacının dava dilekçesi ile tercihi Türk Lirası'ndan yana kullandığı ve bu tercihinden dönemeyeceği şeklindeki gerekçesinde isabet bulunmadığı gibi, dava dilekçesinde miktar belirtilmemiş olup, mahkemece gerekçesi dosya içeriği ile de uyumlu olmayıp, açıklanan gerekçelerle hükmün davacı yararına bozulması gerektiği, kabule göre de, davacının «zilyetliğinde» bulunan araçların zilyetliğinin davalıya devri şartı ile tahsil kararı verilmesi doğru ise de; davalı yandan tahsil edilecek paraya dava ve «ıslah» tarihnden itibaren faiz işletilmesi yerinde olmadığı, zira, davacı zilyetliğinde bulunan aracın zilyetliğini davalı sahibine iade ettiği anda davalıya ödediği parayı talep edebileceğinden, davalı bu anda «temerrüde» düşeceği ve faizden sorumlu olacağı, ayrıca davalılar vekili temyiz dilekçesinde araçların zilyetliğinin kendilerine devredildiğini ileri sürdüğüne göre, mahkemece verilecek ... hükümde araçların «teslim tarihi» saptanıp, o tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerektiği, işin tahsiline hükmedilen para miktarının saptanmasına gelince, dosyada mevcut bilirkişi raporu «denetime elverişli» ve yeteri kadar açık olmadığı, davacının zilyetliği kendisinde bulunan araçların işletilmesi için gerekli giderleri davalı şirketten istemesi mümkün olmayıp, ıslah …
… amaması, herhangi bir belge sunamaması, davalı tarafça taşıma işi yapılmadığı halde asıl taşıma işi yapan davacı şirket yerine sanki davalı taraf taşıma yapmış gibi «fatura» düzenlenmiş olmasının aralarında bir «kira ilişkisi» olmadığının ispatı niteliğinde bulunduğu, C2 belgesi alamayacak durumda olan şirket taşıma işini davalı şirket üzerinden yaptığından davalı adına faturaların düzenlenmiş olduğu, davalı taraftan ödenen bedellerin istenebileceği sonucuna varıldığı, bu nedenle dava konusu olan ... ve ... plakalı yarı römorkörler ile ... ve ... plakalı çekiciler davalılara iade edilmek ... ile davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile, «terditli» açılan davada davacı taraf davayı «alacak davası» olarak yönelttiklerini açıklamış olduğundan alacak davasının kabulüne; 71.000,00 TL'lik kısmın dava tarihinden itibaren, bakiyesi 214.104,32 TL'si «ıslah» tarihi olan 01.07.2013 tarihinden itibaren «ticari faiz» işletilmek üzere toplam 285.104,32 TL'nin davalı şirketten alınarak davacı şirkete verilmesine, 29.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi il …
B. (Birinci) Bozma Kararı Dairemizin 24.12.2015 tarih, 2015/900 E. ve 2015/13882 K. sayılı kararıyla davanın «inanç sözleşmesine» dayalı alacağın tahsili istemine ilişkin olup, davacılar vekilinin «sebepsiz zenginleşmeye» dayalı bir talebi de bulunmadığı, inanç sözleşmelerinin kaynağını Borçlar Kanunu'nun 18 ... maddesi ile 05/02/1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararından aldığını, sözü edilen bu karar uyarınca inanç ilişkisi ancak yazılı delille kanıtlanabileceğini, bu «yazılı delilin» tarafların getirecekleri ve onların imzalarını «taşıyan» bir belge olması gerektiğini, kısaca inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için yazılı bir sözleşmenin, açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber, bunun vukuuna delalet edecek, karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) «yazılı delil başlangıcı» niteliğinde bir belgenin varlığının arandığını, yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge varsa 6100 sayılı Kanunun 202 ... maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” «dahil» her türlü delille ispat edilebileceği, somut uyuşmazlıkta ise davacı tarafça inanç ilişkisinin ispatı için yazılı delil sunulamadığı ... olduğu, davacılar vekili t …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:inançlı işlem · aval · yazılı delil başlangıcı · delil başlangıcı · nispi vekalet ücreti · bilirkişi raporuna itiraz · malvarlığına ilişkin dava · yazılı delil
Benzer bu karardaB. (Birinci) Bozma Kararı Dairemizin 24.12.2015 tarih, 2015/900 E. ve 2015/13882 K. sayılı kararıyla davanın «inanç sözleşmesine» dayalı alacağın tahsili istemine ilişkin olup, davacılar vekilinin «sebepsiz zenginleşmeye» dayalı bir talebi de bulunmadığı, inanç sözleşmelerinin kaynağını Borçlar Kanunu'nun 18 ... maddesi ile 05/02/1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararından aldığını, sözü edilen bu karar uyarınca inanç ilişkisi ancak yazılı delille kanıtlanabileceğini, bu «yazılı delilin» tarafların getirecekleri ve onların imzalarını «taşıyan» bir belge olması gerektiğini, kısaca inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için yazılı bir sözleşmenin, açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber, bunun vukuuna delalet edecek, karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) «yazılı delil başlangıcı» niteliğinde bir belgenin varlığının arandığını, yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge varsa 6100 sayılı Kanunun 202 ... maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” «dahil» her türlü delille ispat edilebileceği, somut uyuşmazlıkta ise davacı tarafça inanç ilişkisinin ispatı için yazılı delil sunulamadığı ... olduğu, davacılar vekili t …
Karar Düzeltme Talebine ilişkin Karar: Dairemizin 28.09.2017 tarih, 2016/5943 E. ve 2017/4838 K. sayılı kararıyla davacılar vekilinin davada «sebepsiz zenginleşme» hukuki nedenine de dayandığının kabulü gerektiği,«avalı» şirket «defterleri» incelenmeksizin düzenlenen ve davalı vekilince itiraza uğrayan rapora itibar edilerek karar verilmesi «eksik incelemeye» dayalı olup taraflara «ticari defter» ve kayıtlarını «ibraz» için usulüne uygun süre verilip davalı vekilinin 30.05.2014 tarihli «bilirkişi raporuna itirazlarını» karşılayacak ek rapor ya da ... bir heyetten rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru olmadığın …
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; şirket müvekkil yönünden «ıslah» dilekçelerinde belirtilen taleplere uygun karar verildiği, diğer müvekkil ...'ın herhangi bir alacağının çıkmaması nedeniyle reddedildiğini, ancak her iki müvekkilin davalılara eşi olarak 46.974,60 TL «vekalet ücreti» ödenmesine karar verildiğini, davacı Mefatrans yönünden davalı şirket aleyhindeki taleplerinin tamamının ıslah dilekçelerine uygun olarak kabul edildiğini, yargılama sırasında davalı ...'ya «husumet» yöneltilmesinin mümkün olmadığının ortaya çıktığı, bu durumda «husumet yokluğundan» davanın reddine karar verilip «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken esastan reddederek «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkil ... yönünden, müvekkilin davalı ...'ya 29.0000,00 TL ödeme yaptığını, bu ve diğer ödemelerin müvekkil şirketin name ve hesabına davalı şirkete yapıldığının bilirkişi raporları ile ... olduğunu, müvekkili ...'ın müvekkil şirketin hissedarı ve yetkilisi olduğunu, ... ...'ın ise kardeşi olduğunu, onların ortak hesabından davalı şirkete yapılan ödemelerin tamamının davacı şirketin ... ve hesabına yapıldığını, mahkemece de bu hususun kabul edilerek karar verildiğini, yargılama sırasında toplanan delillerden müvekkil ...'ın her iki davalıya husumet yöneltme «ehliyetinin» olmadığının ortaya çıktığını, bu durumda adı geçen davacı müvekkil yönünden husumet yokluğundan reddedip maktu vekalet ücretine hükmetmesi gerektiğini, «esastan ret» ve nispi vekalet ücretine dair kararın hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; kabulüne karar verilen alacak kalemi açısından hatalı bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, «asıl alacaklı» olan tarafın müvekkil şirket olduğunu, taraflar arasında «kira sözleşmesi» olduğunu ve çekicilerin 90 gün boyunca davacının uhdesinde kaldığı için müvekkil şirkete ödemesi gereken kira bedellerinin olduğunu, yapılan ödemelerin müvekkile ait araçların davacı tarafça kullanılmasından kaynaklandığını, davacıların kabulünde olduğu gibi ... bir çekicinin aylık kira bedelinin 7.500,00 TL olduğunu, ve 2 çekiciye ait aylık kira bedelinin 15.000,00 TL olduğunu, bu ödemelerin kira bedeli olmadığının kabulü halinde davacının 90 aydır çekicilerden aylık 15.000,00 TL üzerinden elde ettiği ticari kazancın, müvekkil şirketin davacıya ödeyeceği alacak miktarından düşülerek hesaplanmasına dair araştırma yapılmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda sadece hesaplar üzerinde yapılan incelemede davacılar ve dava dışı ... ... hesabından müvekkiller hesabına girişlerin incelendiğini, bu «eksik inceleme» ile hüküm kurulmasının mümkün olmadığını, davanın başından beri talep ettikleri müvekkil şirket firmasının ... ... şubesindeki, davacıya vekalet vermek suretiyle davacı tarafından kullanılan 9087868 nolu euro, 9087869 USD, 6297829 TL nolu hesaplarından doğrudan kredi veren finans kuruluşuna ödendiği dolayısıyla bu hesaba aktarılan paraların geldiği yerlerin tespiti ve özellikle hesaba yatırılan bedellerin dikkate alınması, söz konusu hesaptan çekilen paraların kimin tarafından çekildiğinin tespitinin gerektiğini, davacı Mefatrans yönünden ise, bu şirketin davalılardan ne şirkete ne de ...'dan alacağı bulunmadığını, incelenen hesaplarda parayı gönderen kişinin davacı ... olduğu dikkate alındığında, davacı şirketin dosyada mevcut önceki raporlarda «ticari defter» ve kayıtlarının incelenmesi neticesinde davacı şirketin davalılardan bir alacağının bulunmadığının tespit edildiği, 16.03.2022 tarihli bilirkişi raporunda da davacı şirket hesabından müvekkil davalılar hesabında gönderilen bir paranın olmadığının ... olduğunu, ...'ın dosyada davacı olduğunu, bu sebeple davacı ...'ın müvekkil şirkete yapmış olduğu ödemeleri davacı şirket adına yapılmış olduğunu kabul etmenin mümkün olmadığını, şirketin «malvarlığında» bir eksilme olmadığından müvekkil şirketin davacı şirket aleyhine «sebepsiz zenginleştiğini» kabul etmenin mümkün olmadığını, bu nedenle davacı şirket aleyhine davanın reddi gerektiğini, dava dışı ... ...'ın ödediği 9.286,00 euronun dava konusu olamayacağını, kendi ... ve hesabından ödenen bedelin kendi adına istenebileceğinin hukuken tartışmasız olduğunu, bu sebeple bilirkişilerce hesaplamaya «dahil» edilmemesi gerektiğini, Mefatrans-Karmer ortak hesabından dava dışı Koluman Şirketine yapılan 40.000,00 euro ödemenin davacılar tarafından talep edilmesinin mümkün olmadığını, bu ödemenin müvekkil şirketin ticari defterlerine işlenmiş olup bilirkişi raporu ile de ... olduğunu, bu ödemenin müvekkil tarafından yapılması sebebiyle bu yöndeki talebin reddinin gerektiğini, kabul anlamında gelmemek kaydıyla dava tarihinde davacının 01.07.2013 «ıslah» tarihinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre taleplerinin zaman aşımına uğradığını belirterek kararın tümden bozulmasını istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/4534 E. 2017/6523 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:iflas idaresi · davanın açılmamış sayılması · açılmamış sayılma · iflas
Benzer bu karardaBank A.Ş, ...'den tahsiline, davalı ...A.Ş. hakkında açılan davanın reddine, davalı ... ile «iflas idaresi» hakkındaki «davanın açılmamış sayılmasına» dair verilen karar davalı ...Ş, fer'i müdahil TMSF ve fer'i müdahil ... vekillerinin temyizi üzerine Dairemizce bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2019/5175 E. , 2021/5170 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 10.05.2019 tarih ve 2017/1294-2019/574 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından duruşmalı, davacılar vekili tarafından duruşmasız olarak istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 15.06.2021 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacılar vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkil şirketin taşıma kapasitesinin C2 Yetki Belgesi almaya yeterli bulunmadığını, ticari faaliyetini söz konusu yetki belgesine sahip olan davalı şirket üzerinden yürütmeyi planladığını, bir inançlı işlem anlaşması yaptığını, bu amaçla müvekkil şirketin mülkiyetindeki iki adet dorsenin, toplam 29.800.-TL tutarındaki 13.04.2007 tarihli iki adet fatura karşılığı davalı şirkete noterden devir edildiğini, ancak fatura bedellerinin gerçekte ödenmediğini, dava dışı Koluman Motorlu Araçlar A.Ş'den iki adet çekicinin de davalı şirket adına müvekkili şirket tarafından satın alındığını, çekicilerin peşinatı olan toplam 40.000 Euro'nun müvekkil şirket tarafından ödendiğini, bakiye satış bedeli 92.000 Euro'nun ise dava dışı Daimler Chrysler Finansman Türk A.Ş.'den davalı şirket adına taşıt kredisi çekilerek ödendiğini, müvekkili şirketin söz konusu kredi sözleşmesinin müşterek borçlusu ve kefili olduğunu, kredi geri ödemelerinin müvekkili ...
tarafından davalı şirketin veya şirket yetkilisi olan diğer davalı ...'nun hesaplarına havale edildiğini, davalı şirket tarafından da kredi veren şirkete yapıldığını, davalı şirketin bu hesabı kontrol etmesi ve paraları dilediği gibi kullanması için müvekkil şirket yetkilisi ...'a her yıl vekaletnameler verdiğini, davalı şirkete ticari faaliyette bulunma imkanı sunmasının bedeli olarak da müvekkili şirkete komisyon ödendiğini, ancak davalı şirketin Temmuz 2011 tarihinden bu yana araçları taşıma işlerinde kullanmaya son verdiğini ve dava konusu 4 aracı da davacı ...'a teslim ettiğini, defalarca talepte bulunulduğu halde dava konusu araçların resmi devir işlemlerinin müvekkili şirkete yapılmadığını, ticari faaliyete son verilmiş olması nedeniyle aylık ortalama 7.500.-TL kazançtan mahrum olunduğunu ileri sürerek, dava konusu 4 aracın davalı adına olan tescillerinin iptali ile müvekkili şirket adına tescilini, bu talebin kabul edilmemesi halinde dava konusu araçlar için müvekkillerince yapılan tüm ödemelerin temerrüt faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiş, 01.07.2013 tarihinde sunulan ıslah dilekçesi ile toplam alacak miktarının 314.104,32 TL olduğu bildirilmiş ve davacı ...
için davalı ...'dan 29.000.-TL, davacı şirket için davalı şirketten 285.104,32 TL istemiştir.
Davalılar vekili, müvekkili ... aleyhine bu davanın açılmasının mümkün bulunmadığını, araçların müvekkili şirket adına tescilli olduğunu, HMK'nın 6. maddesine göre müvekkili şirketin yerleşim yeri olan İzmir Mahkemelerinin yetkili olduğunu, davacının soyut iddialarını ancak yazılı delil ile ispat edebileceğini, elinde yazılı bir belge bulunmadığını, inanç sözleşmesi yazılı belge ile kanıtlanamadığına göre davacının araçlarının tescilini isteme hakkının bulunmadığını, araçların bedelini de isteyemeyeceğini, davanın dava şartı yokluğundan esastan reddi gerektiğini, iddiaların tamamının gerçeğe aykırı olduğunu, araçlar müvekkiline ait olup trafik kayıtlarının aksinin yazılı delille ispat edilmesi gerektiğini, davacının müvekkiline ait araçları kendi işlerinde kullandığını, davacının yapmış olduğunu iddia ettiği tüm masrafların müvekkiline ait araçları kullanmasından dolayı ortaya çıkan kimi giderleri ödemesinden ibaret olduğunu, uluslararası taşımacılık alanında şirketlerin birbirine bedeli karşılığında yük taşıtmalarının veya bir diğerinin aracını kullanmalarının bir çalışma yöntemi ve kiralama türü olduğunu, bu durumun ilgili piyasada normal bir durum olduğunu, yatırmış olduğu bir masraf veya ödeme varsa dahi müvekkilinin aracının davacının kendi işinde kullanmasından dolayı müvekkili adına yapılmış masraflar olduğunu, dava konusu araçlar müvekkiline ait iken halen davacının elinde bulunduğunu, davacının bu araçları tüm uyarılara rağmen halen müvekkiline iade etmediğini, suç duyurusunda bulunma, tazminat davası açmak için gerekli hukuki girişimlerde bulunma haklarını saklı tuttuklarını savunarak, davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak, davacı ...’ın davalı ... hakkında açtığı davanın kısmen kabulü ile, 29.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak, davacı ...'a verilmesine, davacının fazlaya ilişkin isteğinin reddine, davacı ...’ın davalı şirket hakkında açtığı davanın reddine, davacı şirketin davalı ... hakkında açtığı davanın reddine, davacı şirketin davalı şirket hakkında açtığı davanın kısmen kabulü ile, ... (eski plakası ...) ve ... (eski plakası ...) plakalı dorseler ile... ve ... plakalı çekicilerin davacı şirketçe davalı şirkete iade edilmesi koşulu ile; 285.026,76 TL’nin davalı şirketten alınarak, davacı şirkete verilmesine, bu miktarın 71.000,00 TL’sine dava tarihinden itibaren, kalan 214.026,76 TL’sine ise 01.07.2013 ıslah tarihinden itibaren ticari faiz yürütülmesine, davacı şirketin fazlaya ilişkin isteğinin reddine karar verilmiştir.
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
(1) Davacı vekili, dava dilekçesinde kayden davalı adına kayıtlı 2 adet dorse ve 2 adet çekicinin gerçekte davacı şirkete ait olduğunu belirterek, bu durumu inanç sözleşmesine dayandırarak davalı şirket adına kayıtlı bulunan bu araçların trafik kayıtlarının iptali ile davacı şirket adına tescilini istemiş, terditli ikinci talebinde ise ilk talebinin kabul edilmemesi halinde yaptığı ödeme ve masrafların davalılardan tahsili talep etmiş ancak miktar belirtmemiştir.
Davalı ise, davacının iddialarının asılsız olduğunu, davacı şirket ile aralarında kira ilişkisi bulunduğunu ve araçların bu ilişki çerçevesinde davacının zilyetliğinde olduğunu savunmuştur.
Davacı vekili, 01.07.2013 tarihli ıslah dilekçesinde ise, aynı iddiaya dayalı olarak terditli taleplerinden birinci talebini muhafaza ederek, ikinci talebi yönünden 96.902,90 Euro'nun ve 70.878,00 TL'nin davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili, 23.09.2014 tarihli celsede birinci taleplerinden feragat ettiklerini beyan etmiştir. Mahkemece verilen ilk karar Dairemizin 24.12.2015 tarihli 2015/900 Esas ve 2015/13882 Karar sayılı ilamı ile davacının inanç sözleşmesi iddiasını, davalının ise kira sözleşmesi savunmasını ispatlayamadığına işaret edilerek, uyuşmazlığın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre çözülmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak, davacı ...’ın davalı ... hakkında açtığı davanın kısmen kabulü ile;
29. 000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak, davacı ...'a verilmesine, davacı ...’ın davalı şirket hakkında açtığı davanın reddine, davacı şirketin davalı ... hakkında açtığı davanın reddine, davacı şirketin davalı şirket hakkında açtığı davanın kısmen kabulü ile ... (eski plakası ...) ve ... (eski plakası ...) plakalı dorseler ile... ve ... plakalı çekicilerin davacı şirketçe davalı şirkete iade edilmesi koşulu ile; 285.026,76 TL’nin davalı şirketten alınarak, davacı şirkete verilmesine, bu miktarın 71.000,00 TL’sine dava tarihinden itibaren, kalan 214.026,76 TL’sine ise 01.07.2013 ıslah tarihinden itibaren ticari faiz yürütülmesine karar verilmiştir.
Ancak mahkemece davayı, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Davanın temeli davalı şirkete ait ve onun adına kayıtlı araçların davacı şirkete ait olduğu iddiası olmasına rağmen, davacı gerçek kişinin talepleri ve talep kapsamındaki miktarlar açıklattırılmadan davaya devam olunması ve hükmedilen parsal sonuca ne şekilde varıldığının belirtilmemesi doğru olmamıştır.
Davacı yan, ıslahta bir miktar euro alacağının döviz faizi ile ve bir miktar TL alacağının avans faizi ile tahsilini istemiş, dilekçesinin baş bölümünde ise harca esas değeri göstermiştir. Bu bakımdan mahkemece davacının dava dilekçesi ile tercihi Türk Lirası'ndan yana kullandığı ve bu tercihinden dönemeyeceği şeklindeki gerekçesinde isabet bulunmadığı gibi, dava dilekçesinde miktar belirtilmemiş olup, mahkemece gerekçesi dosya içeriği ile de uyumlu olmayıp, açıklanan gerekçelerle hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
(2) Kabule göre de, davacının zilyetliğinde bulunan araçların zilyetliğinin davalıya devri şartı ile tahsil kararı verilmesi doğru ise de; davalı yandan tahsil edilecek paraya dava ve ıslah tarihnden itibaren faiz işletilmesi yerinde değildir. Zira, davacı zilyetliğinde bulunan aracın zilyetliğini davalı sahibine iade ettiği anda davalıya ödediği parayı talep edebileceğinden, davalı bu anda temerrüde düşer ve faizden sorumlu olur.
Ayrıca davalılar vekili temyiz dilekçesinde araçların zilyetliğinin kendilerine devredildiğini ileri sürdüğüne göre, mahkemece verilecek yeni hükümde araçların teslim tarihi saptanıp, o tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerekmektedir.
İşin tahsiline hükmedilen para miktarının saptanmasına gelince, dosyada mevcut bilirkişi raporu denetime elverişli ve yeteri kadar açık değildir. Davacının zilyetliği kendisinde bulunan araçların işletilmesi için gerekli giderleri davalı şirketten istemesi mümkün olmayıp, ıslahta iki aracın satın alma bedelinin finansmanı için dava dışı satıcıya ve davalıya yapılan ödemeler talep edilmiştir. Bunların da nasıl yapıldıysa öyle iadesi gerekir. Yani TL yapılan ödemelerin TL, Euro yapılan ödemelerin ise Euro olarak iadesi gerekir. Bilirkişi raporunda bunlar detaylı şekilde gösterilmelidir. Ayrıca yukarıda işaret edildiği gibi davacı gerçek kişinin yaptığı ödemelerin kime yapıldığı ve dava konusu olayla ilgili olup olmadığı, bunları şirket adına yapmışsa kendi adına isteyip isteyemeyeceği, davalı gerçek kişinin sorumluluğunun neye dayandığı, davalının şirket adına ödeme kabul ettiği kabul ediliyorsa neden şahsen sorumlu tutulduğu açıklanmalıdır.
Açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden taraflar yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(3) Bozma sebep ve şekline göre tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, (3) Bozma sebep ve şekline göre tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacılara verilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 17.06.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı yan dava dilekçesinde, öncelikle, davalı adına kayıtlı bulunan iki adet çekici kamyon ile iki adet dorseden oluşan araçların mülkiyetinin aslında davacı şirkete ait olduğunu, taşıma kapasitesine ilişkin kamusal sınırlamaların aşılması maksadıyla bu yeteneğe sahip davalı ile anlaştıklarını, inançlı temlik işlemleriyle kendisine ait iki adet dorsenin düzenlenen faturalara istinaden davalıya satılmış gibi gösterildiğini, iki adet çekicinin de yine davalı adına kayıtlanmakla birlikte satın alınmaları için çekilen kredilerin kendilerince davalılara ödendiğini, mezkur araçların zilyetliğinin davacılar üzerinde tutularak davalının C2 yetki belgesi kullanılmak suretiyle yapılan taşıma işlerinden ötürü davalıya komisyon adı altında ödemeler yapıldığını ileri sürmüş;
bu bağlamda öncelikle mezkur araçların davalı adına oluşturulan sicil kayıtlarının iptali ile davacı şirket adına tesciline karar verilmesini, bu mümkün olmadığı takdirde ise araçlar için davalılara yapılan tüm ödemelerin davalılardan tahsili ile davacılara verilmesini istemiş, bu yoldaki istemini ise 1.7.2013 tarihli dilekçesi ile kuruşlandırarak toplam 314.104,32 TL tutarındaki ödemelerin 29.000 TL’lik tutarının davalı ...’ten tahsili ile davacı ...’a, kalan bakiyesinin ise davalı şirketten tahsili ile davacı şirkete verilmesi istediklerini beyan etmiştir. Davacılar vekili, 23.9.2014 tarihli oturumda, terditli ilk talebinden vazgeçmiş, davasını araçlar için yapılan ödemelerin iadesi istemine hasretmiştir.
Dairemizin 28.9.2017 tarih ve 5943/4838 sayılı kararında da belirtildiği üzere, davacı yanın davasını hasrettiği tahsil istemli davanın hukuksal dayanağı, iddianın ileri sürülüş biçimine göre, sebepsiz zenginleşmedir. Bu durumda davalının, dava tarihi itibariyle, geçerli bir sebebe dayanmaksızın davalının mal varlığında bir artışın olup olmadığı yahut davacıların mal varlığında sebepsiz bir fakirleşmenin ve buna karşılık olmak üzere davalıların mal varlığında gerçek bir artış olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. İşbu davanın hasredildiği istem itibariyle, davacı yan, davalı şirket adına kayıtlı araçlar için kendileri tarafından davalılara ödeme yapıldığını ve bu ödemelerin davalılar bakımından bir sebepsiz zenginleşme doğurduğunu iddia etmektedir.
Davacı yanın, yukarıda da değinildiği üzere, her ne kadar ispatlayamamış olsa da, taraflar arasında bir sözleşme ilişkisi bulunduğunu ve davalılara yapılan ödemelerin bu sözleşmeye dayalı olarak gerçekleştirildiğini ileri sürmüş olmakla “ifa sonucu gerçekleşen bir zenginleşme”den söz etmekte olduğunun kabulü gerekir. Taraflar arasındaki varlığı ileri sürülen sözleşme ilişkisinin ister muvazaa, ister kanuna karşı hile ve isterse inançlı temlik işlemi niteliğinde olması sonuca etkili değildir. Hal böyle olmakla, davacının varlığını ileri sürdüğü sebepsiz zenginleşmenin, taraflar arasındaki kazandırıcı bir hukuksal işleme dayandığı, davalının kazanımının ardında geçerli bir borç ilişkisi bulunduğunu iddia ve ikrar ettiğinin kabulü ile hukuksal değerlendirmenin de bu çerçeveye dayalı olarak gerçekleştirilmesi kaçınılmazdır.
Mahkemenin ve Dairemizin kabulüne göre taraflar arasında varlığı ileri sürülen inançlı temlik işleminin yazılı delille ispat edilmesi gerekliliği sadece usul hükümleri açısından bir ispat koşulu niteliğinde olup işlemin geçerliliği herhangi bir şekil koşuluna bağlı değildir.
Bu durumda, davacının davalıya yaptığı ödemeler, taraflar arasında geçerli bir kazandırıcı işleme dayalı olarak gerçekleştirilmiş olup davalının bu kazanımının, dava tarihi itibariyle, davalı açısından sebepsiz zenginleşme olarak kabulü hukuken mümkün değildir. Öte yandan, yine davada iddianın ileri sürülüş biçimi ve davacı yanın konuya ilişkin ikrarı da gözetildiğinde, davacının yaptığı ödemeler yine bizzat kendi gizlenen çıkarı için yapılan ödemeler niteliğinde olup araçların zilyetliğinin de dava tarihine değin davacılar nezdinde kaldığı düşünüldüğünde, dava tarihi itibariyle, ortada, davalı bakımından iadesi gereken bir kazanımın olduğundan söz edilemez. Sebepsiz zenginleşme ancak araçların zilyetliğinin dava tarihinden sonra davalı şirkete teslimi suretiyle, yani varlığı ileri sürülen sözleşme ilişkisinin sonlandığı andan itibaren ve buna bağlı olarak davacılar nezdinde oluşan “fakirleşme”ye dayalı gerçekleşmiş olduğundan, her davanın açıldığı tarihteki koşullara göre çözümlenmesi ilkesi gereğince davanın reddedilmesi gerekir.
Bu nedenle, yerel mahkeme kararının bu gerekçeye dayalı olarak bozulması, Daire çoğunluğunun bozma gerekçesinin ise “kabule göre” başlığı altında uygulamaya yönelik bir eleştiri olarak bozma kararında yer alması gerektiği görüşündeyim.
Davacılar iki adet aracı satış göstererek, diğer iki aracında bedelini ödeyerek inanç sözleşmesi uyarınca davalılar adına tesciline onay verdiğini, davalıların araçları iade etmediğini ileri sürerek araçların müvekkili adına tescili olmazsa yaptığı ödemenin davalılardan tahsilini istemiştir.
Davacı şirket davalı üzerine tescilli araçları uzun süre kullanmış, yapmış olduğu işler karşılığı oluşan ücretini de davalı hesapları üzerinden tahsil etmiştir. Ayrıca davacı araçların adına tescili isteminden de dava sırasında feragat etmiştir.
Bu durum karşısında davacıların dava dilekçesindeki araçların adlarına tescil beyanını aşar şekilde ödemiş olduğu bedelin tamamının tahsiline karar verilemez. Ancak dava dilekçesindeki bu istem karşısında davacılar ancak iki aracın dava tarihindeki bedelini isteyebilir.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/694105800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz