6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Alacak

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/3069 E. 2021/4632 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
açığa imza kefalet limiti iş bölümü kefalet genel kredi sözleşmesi kefil havale kredi sözleşmesi eksik inceleme temerrüt e-defter

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamada, mahkemece benimsenen 06.10.2017 tarihli kök ve 01.10.2018 tarihli ek rapora göre, kapağında 24.02.2005 tarihli, ancak imzalı bölümde 25.02.2005 tarihi yazılan 142-1 sözleşme numaralı, 20.000.- TL meblağlı kredi sözleşmesi incelendiğinde, bu sözleşmede davacı şirketin kefaletinin bulunduğu, genel kredi sözleşmesi gereğince kullandırılan kredi borcunun ödenmediği, davacı kefilin bu borcu kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçları çerçevesinde ödemekle sorumlu olduğu, davacının açığa imza atıldığı ve sözleşmenin sonradan doldurulduğuna ilişkin iddialarının kanıtlanamadığı, davacı kefilin 20.000.- TL limitle sorumlu olduğu kredi sözleşmesine istinaden kullandırılan krediden, davacının bu limitle sorumlu olacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyulmasına rağmen bozmanın gereklerinin yerine getirilmediği, bozmadan sonra alınan 27.12.2016 havale tarihli bilirkişi raporu ile 05.10.2017 havale tarihli bilirkişi raporu ve 01.10.2018 havale tarihli ek rapor sonuç itibariyle birbirlerine ters mahiyettedir. Mahkemece iki rapor arasındaki çelişkinin giderilmesi için bankacılık konusunda uzman yeni bir bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden banka kayıt ve defterleri üzerinde yerinde inceleme yaptırılıp, icra takibine konu kredi borcunun hangi kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırıldığı tespit edildikten sonra, dosya içerisinde davacı kefilin 20.000.- TL limitle sorumlu olduğu kredi sözleşmesinin de bulunduğu dikkate alınarak, bu sözleşme nedeniyle kredi kullandırılmış ise, davacının bu limitle sorumlu olacağı gözönüne alınarak karar verilmesi gerekirken, bu hususlar araştırılmadan, yetersiz ve bankacılık konusunda uzman olmayan mali müşavir bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6658 E. 2023/6272 K.

    Ortak: · Alacak

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2021/3069 E.  ,  2021/4632 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 15.11.2018 tarih ve 2016/736-2018/641 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline gönderilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, dava dışı ... ile davalı banka arasında imzalanan 25.02.2005 tarihli genel kredi sözleşmesine davacı şirketin kefil olduğunu, dava dışı şahsın 10.000.- TL kredi kullandığını, 25.03.2005 tarihinde davacının taraf olmadığı bir kredi arttırımı yapılarak 30.000 TL daha kredi kullandırıldığını, kredi borcu ödenmediğinden icra takipleri başlatıldığını, 08.12.2005 tarihinde davacının davalı banka nezdindeki hesabından sözleşmeye aykırı şekilde 20.000.- TL'nin icra dosyası alacağına mahsuben kesildiğini, oysa davacının sadece 10.000.- TL için kefil olduğunu, sözleşmenin bir kısmının boş bırakılıp davacı şirket yetkilisinin şahsi kefalet kısmına sonradan 20.000.- TL yazıldığını, davacının kaşe ve imzası olan yerde ise hiç rakam yazılmadığını, bir başka 25.02.2005 tarihli sözleşmede ise kullandırılan kredi limitinin 20.000.- TL yazılı olup, davacı şirketin de kefil imzası olduğunu beyanla, davacının 10.000.- TL için kefil olmasına rağmen fazladan tahsilat yapılması sebebiyle şimdilik 8.000.- TL'nin 08.12.2005 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek reeskont avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini 11.152,90 TL'ye çıkartmıştır.

Davalı vekili, istirdat davasının ödemeden itibaren 1 yıllık hak düşürücü sürede açılması gerektiğini, oysa davanın 6 yıl sonra açıldığını, dava dilekçesinin çelişkilerle dolu olup, başta 10.000.- TL için kefil olunduğu iddia edilirken, devamında davacı şirketin 20.000.- TL için kefil olduğunun ikrar edildiğini, 25.02.2005 tarihli kredi sözleşmesine davacı şirket ve yetkilisinin ayrı ayrı 20.000.- TL'den kefil olduğunu, davacı şirketten 20.000.- TL tahsilat yapıldığını, kefalet limitinden fazla bir tahsilat yapılmadığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamada, mahkemece benimsenen 06.10.2017 tarihli kök ve 01.10.2018 tarihli ek rapora göre, kapağında 24.02.2005 tarihli, ancak imzalı bölümde 25.02.2005 tarihi yazılan 142-1 sözleşme numaralı, 20.000.- TL meblağlı kredi sözleşmesi incelendiğinde, bu sözleşmede davacı şirketin kefaletinin bulunduğu, genel kredi sözleşmesi gereğince kullandırılan kredi borcunun ödenmediği, davacı kefilin bu borcu kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçları çerçevesinde ödemekle sorumlu olduğu, davacının açığa imza atıldığı ve sözleşmenin sonradan doldurulduğuna ilişkin iddialarının kanıtlanamadığı, davacı kefilin 20.000.- TL limitle sorumlu olduğu kredi sözleşmesine istinaden kullandırılan krediden, davacının bu limitle sorumlu olacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyulmasına rağmen bozmanın gereklerinin yerine getirilmediği, bozmadan sonra alınan 27.12.2016 havale tarihli bilirkişi raporu ile 05.10.2017 havale tarihli bilirkişi raporu ve 01.10.2018 havale tarihli ek rapor sonuç itibariyle birbirlerine ters mahiyettedir. Mahkemece iki rapor arasındaki çelişkinin giderilmesi için bankacılık konusunda uzman yeni bir bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden banka kayıt ve defterleri üzerinde yerinde inceleme yaptırılıp, icra takibine konu kredi borcunun hangi kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırıldığı tespit edildikten sonra, dosya içerisinde davacı kefilin 20.000.- TL limitle sorumlu olduğu kredi sözleşmesinin de bulunduğu dikkate alınarak, bu sözleşme nedeniyle kredi kullandırılmış ise, davacının bu limitle sorumlu olacağı gözönüne alınarak karar verilmesi gerekirken, bu hususlar araştırılmadan, yetersiz ve bankacılık konusunda uzman olmayan mali müşavir bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 01/06/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/681126100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.