Tanıma Ve Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2019/2417 E. 2021/1051 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
new york sözleşmesi↗ yabancı hakem kararı↗ ticari sır↗ hukuki dinlenilme hakkı↗ 5718 sayılı möhuk↗ adil yargılanma hakkı↗ tanıma ve tenfiz↗ savunma hakkının kısıtlanması↗ savunma hakkı↗ malvarlığına ilişkin dava↗ tanıma↗ kamu düzenine aykırılık↗ tahkim↗ kısıtlılık↗ hile↗ möhuk 47↗ şirket zararı↗ hakem kararı↗ iş bölümü↗ kamu düzeni↗ tenfiz↗ dosya masrafı↗ yetkisizlik kararı↗ dava sebebi↗ temerrüt↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, tenfiz isteminin reddine dair verilen kararın davacı vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce bozulmuştur.
Bu kez davalı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- Davacının %50 ve davalının kontrolünde olan Chimichanga’nın %50 hissedar oldukları Belport SARL şirketinin tek malvarlığı olan ve liman işletmesi bulunan Belde A.Ş.’nin %95 hissesinin yönetimi hususunda taraflar arasında 16.01.2007 tarihli “Hissedarlık Yönetim Sözleşmesi"nin imzalandığı, ancak davalı tarafın hile yoluyla bu sözleşmeye aykırı icra takipleri nedeniyle Belport SARL’ın Belde A.Ş.’deki hisselerinin çok düşük değerde satılmasına ve bu surette davacı şirketin zarar görmesine yol açıldığı iddiasıyla davacı tarafça ICC hakem heyetine başvurulduğu, sözleşme uyarınca taraflar arasında çıkacak ihtilaflarda “giderilemeyen (çözülemeyen) temerrüt” halinin varlığı halinde doğrudan ICC hakem heyetine başvurulabileceği, uygulanacak hukukun İngiliz Hukuku olarak seçildiği, böyle bir temerrüt halinin varlığının hakem heyeti tarafından tespit edildiği, yargılama usulü yönünden, tarafların 27.01.2012 tarihli anlaşmalarına istinaden Hakem Heyetinin (2) No’lu Usul Kararı uyarınca, yargılamanın; hukuki sorumluluğun tespiti ile miktar, faiz ve masrafların tespiti olmak üzere iki ayrı safhaya ayrıldığı, hukuki sorumluluğun tespiti yönünden hakem heyetince usulü dairesinde yapılan yargılama sonucunda, bazı talepler yönünden davanın reddine, diğer bazı talepler yönünden davanın kabulüne ilişkin olarak verilen 13.12.2012 tarihli kararın tanınması istemi yönünden, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dayanak yapılan yabancı hakem heyeti kararının Türk Mahkemeleri'nce verilen kesinleşmiş karar sonucuna aykırı olması nedeniyle kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğine ilişkin gerekçesinin, kesinleşen ceza dosyasındaki beraat kararının gerekçesi itibariyle yerinde olmamasına göre yerel mahkemece davacının ICC Hakem Heyeti'nin 13.12.2012 tarihli kararın tanınması talebinin reddi kararı doğru olmadığından ve Dairemizin 29.11.2018 tarihli ve 2016/14160 E. 2018/7501 K. sayılı bozma ilamında yer alan gerekçelerin 13.12.2012 tarihi hakem heyeti kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davalı vekilinin 13.12.2012 tarihli hakem heyeti kararına yönelik tüm, 19.06.2013 tarihli hakem heyeti karına yönelik ise aşağıdaki bent dışındaki sair karar düzeltme sebeplerinin reddine karar verilmiştir.
2- Buna karşılık davacının ICC Hakem Heyeti'nin 19.06.2013 tarihli kararının tenfizi isteminin yerel mahkemece reddine ilişkin kararının Dairemizce bozulmasına yönelik karar düzeltme istemine gelince;
ICC Hakem Heyetince yapılan yargılama sonucunda, davacı şirketin Belport’taki hissesinin 01.04.2010 tarihindeki adil değerinin karşılığı olan 60.500.000 ABD doları tutarındaki tazminatın davacıya ödenmesine, 1.085.000 ABD doları tutarında tahkim muamelesi masrafı ile davacı tarafın yaptığı 7.070.135,72 ABD doları tutarında masrafın davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, Hakem Heyetinin 19.06.2013 tarihli kararı yönünden de tenfiz istemi reddedilmiş ve Dairemizin yukarıda anılan kararı ile bu karar yönünden de bozma kararı verilmiş ise de;
Dairemizin yerleşik uygulamaları doğrultusunda, yabancı hakem heyetlerinin tanınması ve tenfizi istemleri hakkında 5718 sayılı MÖHUK’un 60 vd. maddelerinde düzenlenmiş olmakla birlikte, Anayasa’mızın 90.maddesi hükmü doğrultusunda bu konuda öncelikle, ülkemizin de tarafı olduğu 10.06.1958 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Hakkındaki New York Sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizini engelleyen haller Sözleşmenin 5.maddesinde;
“1. Aleyhine hakem kararı ileri sürülen taraf talepte bulunmaz ve zikri geçen kararın tanınması ve icrası istenen memleketin yetkili makamı önünde aşağıdaki hususları ispat etmez ise, hakem kararının tanınması ve icrası isteği reddolunamaz:
(b) Aleyhine hakem hükmü öne sürülen tarafın hakemin tayininden veya hakemlik prosedüründen usulü dairesinde haberdar edilmemiş olduğu, yahut da diğer bir sebep yüzünden iddia ve müdafaa vasıtalarını ikame etmek imkanını elde edememiş bulunduğu; veya
2. Hakem kararının tanınması ve icrası istenen memleketin yetkili makamı tarafından aşağıdaki hallerin bulunduğu görülecek olursa, tanıma ve icra isteği kezalik reddolunabilir:
(b) Hakem kararının tanınması ve icrasının zikri geçen memleketin amme intizamı kaidelerine aykırı olması”
Şeklinde düzenlenmiştir. Bunlardan birinci bentte sayılanlar nispi ret sebepleri olup, bu sebeplerin incelenebilmesi için mutlaka aleyhine tenfiz istenilen tarafça ileri sürülmesi ve bu iddianın da ispatı gerekir. Buna mukabil, ikinci bentte sayılan ret sebepleri ise mahkemelerce re’sen (mutlak ret sebebi) dikkate alınabilecektir.
Adil yargılanma hakkı, iç hukuk kapsamındaki uyuşmazlıklar yanında, yabancı unsurlu uyuşmazlıkları da ilgilendirmektedir. Bu hak, ülkemizin de tarafı olduğu AİHS’in 6. Maddesinde “temel insan hakları” arasında sayıldığı gibi, 1982 Anayasamızın 36.maddesinde de temel insan hakları arasında sayılmıştır. Bu bağlamda adil yargılanma hakkının temel unsurları arasında “hukuki dinlenilme hakkı” ile “mahkemeye erişim ve yargılamanın aleniyeti ilkesi” bulunmaktadır. Bir zaruret olmadıkça adil yargılanma hakkı kısıtlanmamalıdır.
Hukuki dinlenilme hakkının bir gereği olarak, gerek davacılar, gerekse davalılar yönünden, kişinin yargı organları önünde bir engelle karşılaşmadan iddialarını serbestçe dile getirebilmeli ve ispatlayabilmeli, karşı tarafın hakkındaki iddialarını ise savunma hakkı kapsamında yine bir engelle karşılaşmadan serbestçe çürütebilmelidir. Hukuki dinlenilme hakkı kapsamında taraflar mahkemeye kolaylıkla erişebilmelidir. Mahkemeye erişim hakkının kapsamına, uyuşmazlığa konu delil ve belgelere kolayca erişimi de kapsar. Bu nedenle taraflar delilleri serbestçe inceleyebilmeli, tarafların bilgisine açık olmayan bir husus karara esas olamamalıdır.
Her ne kadar hukuk dünyasında “ticari sırların korunması” meşru bir hak ise de, bu hakkın arkasına sığınılarak ve dolanılarak, bir yargılamada karşı tarafın hukuki dinlenilme hakkına zarar verilmemelidir. Yargılamaya konu bir delil karşı taraftan ticari sır olarak gizlenecek ise bunun makul gerekçeleri olmalı ve bu husus tutarlı ve hukuka uyarlı bir şekilde izah edilmeli, sırların korunması gerektiğinde ise orantılılık ilkesi aşılmamalı ve çelişkiye düşülmemelidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurul tarafından iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi, “Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensiplere, medeni toplulukların, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık” şeklinde çizilmiştir. Tanıma ve tenfiz talebine konu yabancı kararın Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının tespiti, esas itibariyle hâkimin takdirine bırakılmıştır. Ancak hakim, takdir yetkisini kullanırken milletlerarası özel hukukun varlık sebebini ve bu hukukun genel prensiplerini dikkate almak durumundadır (Yargıtay HGK 26.11.2014 T. ve 2013/1135-2014/973).
Somut olayda, taraflarca kararlaştırılan ve Hakem Heyeti tarafından da onaylanan yargılamada uyulacak usul kuralları uyarınca, tarafların belirli bir takvim içerisinde, taraflara davacının uğradığı zarar miktarına ilişkin taraf bilirkişi raporlarını ve delillerinin bir suretini eş zamanlı olarak Hakem Heyetine ve bir suretini de karşı tarafa sunmaları, yine eş zamanlı olarak taraflardan her birinin diğer tarafın iddiasına konu delillerini ve yargılama sırasında aldıkları bilirkişi raporlarını inceleme ve cevap sunma, rapor sunan bilirkişileri çapraz sorguya alma hakları tanınmıştır. Nitekim her iki taraf da, zararın miktarına ilişkin kendilerince yargılama sırasında aldıkları bilirkişi raporlarını bir bütün halinde dosyaya sunmuşlar, bu raporların hiçbir kısmı karşı taraftan gizlenmemiştir. Öte yandan, davacı taraf, kendi iddiasını güçlendirmek için, Belport SARL şirketinin mali yapısı ve değeri yönünden kendilerince davadan çok önce alınan 2008, 2009 ve 2010 yıllarına ilişkin inceleme raporlarına da delil olarak dayanmış, ancak uyuşmazlık çözüm takvimine göre diğer delillerle birlikte bu raporların da bir suretini hakem heyetine, bir suretini de davalı tarafa gönderme yükümünde olmasına rağmen göndermemesi üzerine, davalı tarafın bu raporların kendilerinde gönderilmediğini ileri sürerek bir suretin kendilerine gönderilmesini talep etmesine rağmen, davacı tarafın göndermeyi reddetmesi üzerine bu defa davalı tarafça Hakem Heyetine başvurulmuştur. Hakem Heyeti tarafından usul kararıyla bu raporların sunulması ve bir suretinin davalı tarafa gönderilmesine karar verilmiş ancak davacı tarafça bu yine reddedilmiştir. Davalı tarafça yeniden talepte bulunulmuş, davacı tarafça bu defa ticari sırların gizliliği gerekçesiyle tekrar reddedilmiştir. Davalı tarafın bu defa yeniden talebi üzerine Hakem Heyeti, 2009 ve 2010 yıllarına ait davacı tarafın inceleme raporlarının sadece şirketin değerlemesine ilişkin ilgili fasıllarının sunulmasını emretmiş, isterse rapor sunanların
isimlerinin ve değerleme ilgili olmayan kısımlarının değiştirilerek sunulabileceği ve raporların davalı asiller tarafından değil, ancak davalıların avukatı ve değerleme uzmanlarınca incelenebileceğine karar vermiştir. Bu defa davacı taraf, 2009 ve 2010 yılı raporlarından kendilerince uygun gördükleri kısımlara ilişkin bilgileri çıkartarak dosyaya sunmaları üzerine, davalıların avukatları ve değerleme uzmanları, ancak kendilerine gösterilen kısmı itibariyle bu raporları inceleyebilmiş, ancak bu defa da davalıların kendi uzmanlarının hazırladığı raporun taslağını davalı asillerle paylaşması ve birlikte değerlendirme yapmaları yasaklanmıştır.
Hakem Heyeti kararında, çok büyük ölçüde davacı tarafça hazırlatılan raporlardan Mart 2010 tarihli raporu esas alarak davacı tarafın uğradığı zararı belirlemiştir.
Tenfiz davalarında tenfiz mahkemesi kararın içeriğini ve hakemlerin takdir haklarını denetleyememekle birlikte, Newyork Sözleşmesinin 5.maddesi kapsamında, somut dosya özelinde, tahkim yargılaması sırasında tarafların savunma haklarının kısıtlanıp kısıtlanmadığı, hakem mahkemesince alınan kararın Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığını serbestçe değerlendirebilecektir. Hakem heyetince, büyük ölçüde hükme esas alınan Mart 2010 tarihli raporun incelenmesi konusunda, taraflarca üzerinde anlaşılan yargılama usul kurallarına da aykırı olacak şekilde, inceleme raporunu hazırlayan kişilerin isimleri, liman değerinin hesaplanmasında esas alınan finansal model ve metotla ilgili kısmı ile bu raporun alınma amacının olduğu bölümün gizlenmesi suretiyle eksik şekilde dosyaya sunulmasına izin verilmesi, böyle bir raporun mevcudiyetinden ve değiştirilmiş olabileceğinden kuşku duyan davalı taraftan raporun aslının ve kopyasının gizlenmesi, hatta hükme esas raporun görülen kısmı itibariyle davalı tarafın değerleme uzmanınca hazırlanan taslak raporun dahi davalılarca görülmesine izin verilmemesi, bu raporları hazırlayan kişilerin davalılarca çapraz sorguya çekilmelerinin engellenmesi, tüm bu gizliliğin hiçbir makul ve hukuki temele dayalı olmaması hakem heyetinin tarafsızlığı konusunda kuşkuya düşürülmesinin, tahkim yargılaması sırasında davalı tarafın delillere erişimi ve kendilerini savunma haklarının ağır şekilde ihlal edildiği kanaatine varılmıştır.
Savunma hakkının kısıtlanması ve bu suretle adil yargılanma hakkının ihlali, ayrıca Türk kamu düzenine de açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
Yukarıda anılan sebeplerle, davacı tarafın uğradığı zarar miktarına ilişkin olarak Hakem Heyeti tarafından verilen 19.06.2013 tarihli kararın tenfizi isteminin Newyork Sözleşmesi’nin 5/1-b ve 5/2-b maddeleri ile MÖHUK’un 62/1-b ve d bentlerine aykırılık nedeniyle İlk Derece Mahkemesince reddi kararı yerinde ise de, Mahkemece, tanıma ve tenfiz istenilen her bir hakem heyeti kararı yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, tek bir hüküm kurulması doğru görülmediğinden mahkeme kararının değişik bu gerekçeyle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/15290 E. 2013/3091 K.
Ortak:yetkisizlik kararı
İncelediğiniz karardaAncak hakim, takdir «yetkisini» kullanırken milletlerarası özel hukukun varlık «sebebini» ve bu hukukun genel prensiplerini dikkate almak durumundadır (Yargıtay HGK 26.11.2014 T. ve 2013/1135-2014/973).
Benzer bu karardaDavacı ortaklar, anılan genel kurulda davacı ...na ait oyların gerçek hak sahibi tarafından kullanılmadığını, bu şirkete ait hisselerin satışına ilişkin ihalenin feshedildiğini, bu nedenle genel kurulda toplantı ve karar «nisabının» sağlanamadığını, müvekkillerine usulüne uygun çağrı yapılmadığını, genel kurul çağrısının «yetkisiz» organ tarafından yapıldığını ileri sürerek işbu davayı açmışlardır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:icra takibinin kesinleşmesi · ihalenin feshi · ortaklık sıfatı · takibin kesinleşmesi · karar nisabı · hazirun cetveli · aktif husumet ehliyeti · şirket merkezi mahkemesi
Benzer bu karardaDavacı ...A.R.L. yönünden yapılan incelemeye gelince; davacı şirket ortağı olduğu davalı Belde Liman İşletmeleri A.Ş. ‘nin %95 oranında payına sahip olduğunu ve usulsüz «icra takibinin kesinleştirilmesi» sonucu yapılan ihale ile payların dava dışı Phibros GmbH şirketine geçirildiğini, bu şekilde genel kurulda şirketin haklarının ketmedildiğini, şirketin diğer ortağı Chimichanga Co.’nun dava açmaya yanaşmaması nedeniyle MÖHUK.
SARL yöneticileri tarafından değil, Belport Development Limited'in «temsilcisi» Paul Robinson tarafından imzalandığı, Belport Holdings SaRL.'ın ana sözleşmesi uyarınca şirketin (A) ve (B) Belport Holdings SaRL.'ın ortağı ve alacaklısı olan Chimichanga Corporation tarafından Belport Development Limited aleyhine, Belport Holdings adına çıkarılan tüm vekaletlerle yasa dışı olarak temsil edilmesinin yasaklanması talebi ile açılan davanın yargılaması sonunda, Lüksemburg Bölge Mahkemesi'nce Belport Development Limited'in dolaylı davaya dayanarak Türkiye'de açtığı ancak Belport Holdings SaRL.'ın davacı taraf olarak görüldüğü davalar hakkında bir değerlendirme yapamayacağının belirtildiği, davacı ...'e 20.01.2010 tarihinde iadeli «taahhütlü» mektupla çağrının gönderildiği, ....'nun 368. md. hükümleri ile ana sözleşmeye uygun şekilde davet yapıldığı, Lüksemburg MK.'nun 1166. md. ile, şahsa «münhasır» olan haklar için, alacaklı Belport Development'in bu hakkı kullanamayacağı açıkça belirtildiği, somut olayda «genel kurul kararının iptali davası» açma hakkı ortaklık sıfatından dolayı, şahsa münhasır bir hak niteliğinde olduğu, bu nedenle davalı şirkette «ortaklık sıfatı» bulunmayan ve davada taraf olmayan Belport Development Limited'in 1166. md. hükmüne dayanarak Belport Holdings SaRL adına vekaletname düzenleyerek şahsa münhasır bir hakka bağlı dava açması mümkün olmadığı, vekaletnamede, Belport Development Limited'in, borçlusu Belport Holdings SaRL tarafından talep edilmeyen hakları talep, gerçekleştirilmeyen işlemleri gerçekleştirmede doğrudan menfaatin bulunması yani Belport Holdings SaRL'ın kendi mal varlığının «kaybına» hareketsiz kalması halinde alacağı tehlikeye düşecek olan Belport Development Limited'in onun yerine ve adına hareket etme yetkisi düzenlendiği gerekçesiyle davacı …
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davacı ...'e 20.01.2010 tarihinde iadeli «taahhütlü» mektupla çağrının gönderildiği, ....'nun 368. md. hükümleri ile ana sözleşmeye uygun şekilde davet yapıldığı, Lüksemburg MK.'nun 1166. md. ile şahsa «münhasır» olan haklar için, alacaklı Belport Development'in bu hakkı kullanamayacağı açıkça belirtildiği, somut olayda «genel kurul kararının iptali davası» açma hakkı ortaklık sıfatından dolayı, şahsa münhasır bir hak niteliğinde olduğu, bu nedenle davalı şirkette «ortaklık sıfatı» bulunmayan ve davada taraf olmayan Belport Development Limited'in 1166. md. hükmüne dayanarak Belport Holdings SaRL adına vekaletname düzenleyerek şahsa münhasır b …
Davacı ortaklar, anılan genel kurulda davacı ...na ait oyların gerçek hak sahibi tarafından kullanılmadığını, bu şirkete ait hisselerin satışına ilişkin ihalenin feshedildiğini, bu nedenle genel kurulda toplantı ve karar «nisabının» sağlanamadığını, müvekkillerine usulüne uygun çağrı yapılmadığını, genel kurul çağrısının «yetkisiz» organ tarafından yapıldığını ileri sürerek işbu davayı açmışlardır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7482 E. 2022/4328 K.
Ortak:malvarlığına ilişkin dava
İncelediğiniz kararda1- Davacının %50 ve davalının kontrolünde olan Chimichanga’nın %50 hissedar oldukları Belport SARL şirketinin tek «malvarlığı» olan ve liman işletmesi bulunan Belde A.Ş.’nin %95 hissesinin yönetimi hususunda taraflar arasında 16.01.2007 tarihli “Hissedarlık Yönetim Sözleşmesi"nin imzalandığı, ancak davalı tarafın «hile» yoluyla bu sözleşmeye aykırı icra takipleri nedeniyle Belport SARL’ın Belde A.Ş.’deki hisselerinin çok düşük değerde satılmasına ve bu surette davacı «şirketin zarar» görmesine yol açıldığı iddiasıyla davacı tarafça ICC «hakem» heyetine başvurulduğu, sözleşme uyarınca taraflar arasında çıkacak ihtilaflarda “giderilemeyen (çözülemeyen) «temerrüt»” halinin varlığı halinde doğrudan ICC hakem heyetine başvurulabileceği, uygulanacak hukukun İngiliz Hukuku olarak seçildiği, böyle bir temerrüt halinin varlığının hakem heyeti tarafından tespit edildiği, yargılama usulü yönünden, tarafların 27.01.2012 tarihli anlaşmalarına istinaden Hakem Heyetinin (2) No’lu Usul Kararı uyarınca, yargılamanın; hukuki sorumluluğun tespiti ile miktar, faiz ve «masrafların» tespiti olmak üzere iki ayrı safhaya ayrıldığı, hukuki sorumluluğun tespiti yönünden hakem heyetince usulü dairesinde yapılan yargılama sonucunda, bazı talepler yönünden davanın reddine, diğer bazı talepler yönünden davanın kabulüne ilişkin olarak verilen 13.12.2012 tarihli kararın tanınması istemi yönünden, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dayanak yapılan «yabancı hakem» heyeti kararının Türk Mahkemeleri'nce verilen kesinleşmiş karar sonucuna aykırı olması nedeniyle «kamu düzenine aykırılık» teşkil ettiğine ilişkin gerekçesinin, kesinleşen ceza dosyasındaki beraat kararının gerekçesi itibariyle yerinde olmamasına göre yerel mahkemece davacının ICC Hake …
Benzer bu karardaİcra Müdürlüğünün 2009/41351 E. ve 2009/41355 E. sayılı dosyaları üzerinden başlattığı icra takibinde «ödeme emrinin» müvekkili şirketin Lüksemburg’daki adresi yerine, şirkete alacaklı ...tarafından «yönetim kurulu» üyesi olarak atanan ...’e usulsüz şekilde tebliğ ettirildiği ve bu kişi tarafından takibin şirketten gizlenmesi suretiyle itiraza uğramaksızın takip kesinleştirilerek, şirketin tek «malvarlığı» olan davalı ...Ş.’deki %95 oranındaki hisselerinin haczedildiğini, 500 Milyon ABD doları değerinde limanı olan şirketteki hisse değerinin üç gün içerisinde «kıymet takdirinin» yapıldığını, kıymet takdir raporunun ise bu defa ...tarafından şirkete atanan diğer yönetim kurulu üyesi ...tarafından usulsüz olarak tebliğ alınması ve yine müvekkili şirketten gizlenerek itiraza uğramaması sağlanarak, 5 - 6 Ocak 2010 tarihinde düşük tirajlı bir gazetede satışın «ilanı» yapıldığını, ilandan yalnızca birer gün sonra 6 ve 7 Ocak 2010 tarihlerinde yapılan ihale ile hisselerin davalı 19.000 İsviçre Frank sermayeli, türü itibariyle ortaklık yapısı gizli (treuhand) Phibros GMBH’ye satıldığını, ihale alıcısının da bu hisselerin %56’sını (çoğunluğunu) çok kısa bir süre sonra 22.02.2010 tarihinde liman işletmesi konusunda hiçbir deneyimi ve tecrübesi bulunmayan 100.000 İsviçre Frank’ı sermayeli davalı T&L Holding AG’ye, %33,5 oranındaki hisselerini ise 30.03.2011 tarihinde hiçbir finansal hareketi, ticari faaliyeti ve çalışanı bulunmayan Aridian Ltd’ye devrettiğini, devirlerin «muvazaalı» olduğunu, Şişli 4.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:emin sıfatıyla zilyet · ilmühaber · kıymet takdiri · ihalenin feshi · ticari teamül · ödeme emri tebliği · zilyetlik · temlik sözleşmesi
Benzer bu karardaHoldings Sarl'ye döndüğü, ancak bu şirket aleyhine 10.05.2011 tarihinde ikinci «haciz» işleminin yapıldığı, 31.10.2013 tarihli ihale ile bu (10.000.000 adet) hisselerin ...'e satıldığı, böylece davalı Phibros şirketinde karar tarihi itibariyle davaya konu Belde Liman A.Ş.’ye ait şirket hissesinin kalmadığı, bu sebeple Phibros yönünden davanın esastan reddi gerektiği, davalı T&L Holdings AG ve Aridian Limited şirketlerinin edindikleri Belde A.Ş. hisseleri yönünden yapılan incelemede ise; «ihalenin feshi» kararının kesinleşmesi üzerine hisselerin tekrar Belde A.Ş.'ye iadesi işlemleri sırasında icra müdürlüğü tarafından hisse senetlerine el «koyma» işlemi aleyhine «şikayet» yoluna başvurulması sonucu davanın reddine dair kararın temyizi üzerine Yargıtay 12.Hukuk Dairesi'nin bozma ilamında “Her ne kadar ihalenin feshi konusunda ihale alıcısı Phibros'u etkilese de hisseleri ihale alıcısından satın alan 3. kişi T&L Holdings'in kazandığı mülkiyet hakkını etkileyemez, «ödeme emrinin tebliğ tarihi» olan 01.04.2010 tarihinden önce yapılan işlemlerin yok hükmünde sayılması, ihale bedelini ödeyip malı «teslim» alan alıcıdan söz konusu hisseleri satın alan iyi niyetli üçüncü kişilerin kazanımlarını etkilemez, bu durumda icra müdürünün mülkiyet hakkına müdahale eder şekilde satışı yapılan ve T&L Holding'e devredilen hisse senetlerinin de borçluya (Belport SARL) ait olduğuna ilişkin kararın iptal edilmesi gerekirken yazılı gerekçeler ile istemin reddi hüküm tesisi isabetsiz olup” şeklinde hüküm verildiği, bozma ilamında açıklandığı üzere ihale alıcısı Phibros’un «emin sıfatıyla zilyet», davalı T&L Holdings AG ve Aridian Limited de emin sıfatıyla zilyetten hisseleri satın alan iyi niyetli «üçüncü kişi» oldukları, T&L Holdings AG'nin satın alma tarihi olan 22.02.2010 ve Aridian Ltd.'nin satın alma tarihi olan 30.03.2011 tarihlerinde dava konusu Belde Liman...AŞ hisselerinin devir edilmemesi konusunda uygulanan «ihtiyati tedbir» kararı bulunmadığı, ağır ceza mahkemesi dosyasında davalı şirketlerin yöneticileri hakkında beraat kararı verildiği, ceza dava dosyasında tespit edilen maddi vakıalarla mahkemenin bağlı olduğu, davalıların kötü niyetli olmadıkları verilen ve onanan beraat kararı ile sabit hale geldiği, iyi niyetli olmaları nedeniyle bu edinimlerinin korunması gerekeceği, Elitus'un 2. defa yapılan 31.10.2013 tarihli ihaleye katılarak Belde Liman A.Ş.'ye ait 10.000.000 adet hisseyi satın aldığı, ihalenin feshini gerektirecek neden bulunmadığı, davacının ...ile yaptığı «alacağın temliki sözleşmesinin» hukuka aykırı olmadığı, «icra hukuk» mahkemesi kararı ile tespit edilip «kesin» hüküm haline gelen maddi vakıalarla mahkemenin bağlı olduğu, davacının iddialarının sabit görülmediği gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmi …
988 uyarınca «emin sıfatıyla zilyet» olmayan Phibros’un, tabela şirketi olan T&L ve Aridian’a yaptığı devirlerin de hükümsüz olduğunu, hisselerin hak sahibinin «rızası» ve iradesi dışında elinden çıkması nedeniyle bu hisselere iyi niyetle dahi malik olunamayacağını, kaldı ki tüm davalıların el ve işbirliği içerisinde kötü niyetle hareket ettiklerini, «son» derece kompleks bir liman işletmesi yatırımının hisselerinin hiçbir hukuki ve mali inceleme çalışması (due diligence) yapılmadan devralınmasının «ticari teamüllere» aykırılık taşıdığını, hisse devir işlemlerinin davacı şirketin hukuka aykırı şekilde kaybettiği hisselerine kavuşmasını engellemeyi amaçladığını, devirden 4 gün önce T&L’nin imza yetkilisinin değiştirildiğini, Phibros ve T & L’in iki ay içerisinde üç genel kurul toplantısı yaptığını, bunun son ikisinin üç gün arayla yaptığını, yine alacaklının sahibinin eşi tarafından kullanıldığına dair deliller olan odada bulunan evraklar gözetildiğinde bu devir işlemlerin birlikte planlandığının, sürecin birlikte yürütüldüğünün, davalıların alıcı ile birlikte hareket ettiğinin ortaya çıktığını ileri sürmüş ve Belde A.Ş.’nin %95’ine tekabül eden hisselerin davacı ...’a aidiyetinin ve muvakkat «ilmühaberlerin» geçerli olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Sayılı ilamında, Phibros’tan hisse devir alan T&L ve Aridian’ın iyi niyetli kişi olduklarına dair tespitlere yer verilmiş ise de, kural olarak «icra hukuk» mahkemelerinin dar yetkili mahkemeler olduğu, verilen kararların sadece icra işlemleri açısından sonuç doğuracağı, İİK dışında genel kanunlar yönünden yapılan takdir ve değerlendirmeleri ile verdikleri kararların genel mahkemeler yönünden hiçbir bağlayıcılığının bulunmadığı, «ihalenin feshi» kararlarının kesinleşmesiyle birlikte davalı Phibros’un iyi niyetli «zilyet» ve malik sayılmasının mümkün olmadığı, Phibros’un sonradan iptal olunan ihale ile ele geçirdiği 500 Milyon USD değerinde liman işletmesi olduğu ileri sürülen Belde A.Ş. hisselerinin %56’sını T&L’e, %33’ünü Aridian’a çok kısa sürede devrettiği, anılan şirketlerin geçmişte hiçbir liman işletmesi tecrübesi, yeterli personeli bulunmayan ve oldukça düşük sermayeli şirketler olduğu, devir öncesinde «ticari teamüllere» aykırı şekilde hiçbir hukuki ve iktisadi inceleme (due diligence) raporu alınmadığı, hisse alım satımına ilişkin para trafiğine rastlanmadığı, ihalenin feshi kararı sonrası icra müdürlüğü tarafından yapılan muhafaza işlemi sırasında şirketin yeni hissedarlarına ait ıslak imzalı Belde A.Ş.'ye ait liman tesislerine ait yirmialtı dönüm taşınmazın 5 milyon TL'ye satılmasına dair «yönetim kurulu» karar taslağı ile beyaza imza şeklinde Belde A.Ş.’nin hisselerinin devrine dair T&L yönetim kurulu başkanına ait ıslak imzalı çok sayıda devir tarihi ve bedel içermeyen, alıcı kısmı boş «ciro» belgelerinin ele geçirildiği gibi, davalılar Phibros, T&L ve Aridian’ın hayatın olağan akışına aykırı, kötü niyetli ve «muvazaalı» olarak birlikte hareket ettiklerine dair ciddi ve haklı itiraz ve iddiaları hususu dikkate alınmaksızın, «üçüncü kişiler» arasındaki muvazaanın her türlü delille ispat edilebileceği, delil yetersizliği sebebiyle verilen beraat kararlarının hukuk mahkemelerini bağlamayacağı, kaldı ki İ …
40 uyarınca yeniden müvekkili Belport’a iadesine karar verildiğini, böylelikle «haciz», «kıymet takdiri», muhafaza, ihale gibi tüm işlemlerin geçmişe etkili olarak hükümsüz hale geldiğini, «tebligatın» müvekkiline 01.04.2010 tarihinde yapılmış sayıldığını, davacıya ait Belport hisselerinin yeniden iadesini sağlamak üzere İcra Müdürlüğünce yapılan 23.06.2011 tarihli muhafaza işlemi sırasında usulsüz ihale ile Phibros’a, ondan da diğer davalılara geçen Belde A.Ş.'ye ait ilmuhaberlerin ...yöneticilerinin kullandığı odadaki kilitli dolapta ele geçirilerek müvekkiline iadesinin sağlandığını, bu esnada Phibros, T & L ve Aridian şirketleri yetkilileri tarafından, beyaza imza şeklinde ıslak imza ile atılmış Belde AŞ hisselerinin devrini öngören ancak devir bedeli içermeyen boş devir/«ciro» belgeleri ile ihtiyaç anında kullanılmak üzere hazırlanmış «yönetim kurulu» kararlarının ele geçirildiğini, ancak davalıların bu «ilmühaberleri» etkisiz kılmak için, ilmuhaberlerin iptaline ve «hisse senedi» bastırılmasına ilişkin yönetim kurulu kararı almaksızın panik halinde geçmiş tarihte basılmış gibi hisse senetleri bastırdıklarını, tüm bu usulsüz işlemler nedeniyle davalı şirket yetkilileri ile hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde nitelikli «dolandırıcılık» ve özel evrakta «sahtecilik» suçundan kamu davası açıldığını, Phibros’un hiçbir şekilde Belde AŞ hisselerinin maliki olmadığının ve yapılan devirlerin yok hükmünde olduğunun mahkeme kararıyla …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/14160 E. 2018/7501 K.
Ortak:yabancı hakem kararı · adil yargılanma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · tahkim · hakem kararı · kamu düzeni · tenfiz · Tanıma Ve Tenfiz
İncelediğiniz kararda1- Davacının %50 ve davalının kontrolünde olan Chimichanga’nın %50 hissedar oldukları Belport SARL şirketinin tek «malvarlığı» olan ve liman işletmesi bulunan Belde A.Ş.’nin %95 hissesinin yönetimi hususunda taraflar arasında 16.01.2007 tarihli “Hissedarlık Yönetim Sözleşmesi"nin imzalandığı, ancak davalı tarafın «hile» yoluyla bu sözleşmeye aykırı icra takipleri nedeniyle Belport SARL’ın Belde A.Ş.’deki hisselerinin çok düşük değerde satılmasına ve bu surette davacı «şirketin zarar» görmesine yol açıldığı iddiasıyla davacı tarafça ICC «hakem» heyetine başvurulduğu, sözleşme uyarınca taraflar arasında çıkacak ihtilaflarda “giderilemeyen (çözülemeyen) «temerrüt»” halinin varlığı halinde doğrudan ICC hakem heyetine başvurulabileceği, uygulanacak hukukun İngiliz Hukuku olarak seçildiği, böyle bir temerrüt halinin varlığının hakem heyeti tarafından tespit edildiği, yargılama usulü yönünden, tarafların 27.01.2012 tarihli anlaşmalarına istinaden Hakem Heyetinin (2) No’lu Usul Kararı uyarınca, yargılamanın; hukuki sorumluluğun tespiti ile miktar, faiz ve «masrafların» tespiti olmak üzere iki ayrı safhaya ayrıldığı, hukuki sorumluluğun tespiti yönünden hakem heyetince usulü dairesinde yapılan yargılama sonucunda, bazı talepler yönünden davanın reddine, diğer bazı talepler yönünden davanın kabulüne ilişkin olarak verilen 13.12.2012 tarihli kararın tanınması istemi yönünden, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dayanak yapılan «yabancı hakem» heyeti kararının Türk Mahkemeleri'nce verilen kesinleşmiş karar sonucuna aykırı olması nedeniyle «kamu düzenine aykırılık» teşkil ettiğine ilişkin gerekçesinin, kesinleşen ceza dosyasındaki beraat kararının gerekçesi itibariyle yerinde olmamasına göre yerel mahkemece davacının ICC Hake …
Tenfiz davalarında «tenfiz» mahkemesi kararın içeriğini ve hakemlerin takdir haklarını denetleyememekle birlikte, Newyork Sözleşmesinin 5.maddesi kapsamında, somut dosya özelinde, «tahkim» yargılaması sırasında tarafların savunma haklarının «kısıtlanıp» kısıtlanmadığı, «hakem» mahkemesince alınan kararın Türk «kamu düzenine» aykırı olup olmadığını serbestçe değerlendirebilecektir.
İlk Derece Mahkemesince, Hakem Heyetinin 19.06.2013 tarihli kararı yönünden de «tenfiz» istemi reddedilmiş ve Dairemizin yukarıda anılan kararı ile bu karar yönünden de bozma kararı verilmiş ise de; Dairemizin yerleşik uygulamaları doğrultusunda, «yabancı hakem» heyetlerinin tanınması ve tenfizi istemleri hakkında 5718 sayılı MÖHUK’un 60 vd. maddelerinde düzenlenmiş olmakla birlikte, Anayasa’mızın 90.maddesi hükmü doğrultu …
Benzer bu karardaMahkemece, Türk mahkemelerince verilmiş ve kesinleşmiş mahkeme kararı ile çelişen ......2012 tarihli «hakem» kararı ile «adil yargılanma hakkının» ihlali suretiyle yapılan «tahkim» yargılaması sonucu verilen ......2013 tarihli «yabancı hakem» kararlarının «kamu düzenine aykırılık» sebebiyle «tenfizine» dair istemin reddine karar verilmiştir.
Mahkeme tarafından re’sen dikkate alınacak şartlar şunlardır: 1- Hakem kararının konusunu teşkil eden uyuşmazlığın «tanıma» veya «tenfiz» istenilen ülkenin hukukuna göre «tahkim» yoluyla çözümünün mümkün olmaması, ...- Hakem kararının «kamu düzenine» aykırı olmasıdır.
Barosu Dergisi, Yıl:67, sayı:1,Kış 2009, sh.58,59) Mahkemece, ......2012 tarihli «hakem» kararının Türk mahkemelerince verilmiş ve kesinleşmiş mahkeme kararı ile çeliştiği, ......2013 tarihli kararın ise «adil yargılanma hakkının» ihlali suretiyle yapılan «tahkim» yargılaması sonucu verildiği ve «kamu düzenine» aykırı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yabancı hakem kararının tenfizi · sahtecilik · kâr mahrumiyeti · dolandırıcılık · taraf ehliyeti · geçersizlik · ibraz · kesin hüküm
Benzer bu karardaTaraflarca iddia ve ispat edilecek «tenfiz» engelleri ise 1- Tahkim anlaşmasının taraflarının «ehliyetsiz» olması veya «tahkim» anlaşmasının «geçersiz» olması, ...- Hakkında «hakem» kararının tenfizi istenen tarafın hakem seçiminden veya tahkim yargılamasından usulen haberdar edilmemiş olması veya delillerini sunma imkânından «mahrum» edilmesi, ...- Hakem kararının, tahkim anlaşmasında yer almayan bir hususa ilişkin olması veya tahkim anlaşmasının sınırlarını aşması, 4- Hakemlerin seçimi veya ha …
… i'nin 2012/425 Esas 2014/4 Karar sayılı kararında, davalının da aralarında bulunduğu sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair mahkumiyetlerine yeterli «kesin» ve inandırıcı iddiadan başka delil elde edilemediği ve atılan suçların unsurları itibarı ile oluşmadığı anlaşıldığından, sanıkların üzerlerine atılı nitelikli «dolandırıcılık», suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve üye olma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, özel belgede «sahtecilik» suçlarından dolayı CMK 223/...-a-e maddeleri gereğince beraatlerine karar verilmiş olup, bu karar Yargıtay ....
Dava, ......2012 ve ......2013 tarihli «yabancı hakem kararlarının tenfizi» istemine ilişkindir.
Yabancı «hakem» kararlarının Türkiye’de icra edilebilmesi, «tenfiz» prosedürüne tabi olduğundan, hakem kararının New York Sözleşmesine göre, tenfiz şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesine gelince; «yabancı hakem kararlarının tenfizini» engelleyen haller New York Sözleşmesinin (V). maddesinde düzenlenmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2019/2417 E. , 2021/1051 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 30.06.2016 gün ve 2014/762 E. - 2016/572 K. sayılı kararı bozan Daire'nin 29.11.2018 gün ve 2016/14160 E. - 2018/7501 K. sayılı kararı aleyhinde davalı tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, ICC Milletlerarası Ticaret Odası Tahkim Divanı'nın 17586/FM/MHM/EMT no'lu dosyasından yapılan yargılama neticesi verilen 13/12/2012 ve 19/06/2013 tarihli kararların New York Sözleşmesi uyarınca tanınmasını ve tenfizini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tenfiz isteminin reddine dair verilen kararın davacı vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce bozulmuştur.
Bu kez davalı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- Davacının %50 ve davalının kontrolünde olan Chimichanga’nın %50 hissedar oldukları Belport SARL şirketinin tek malvarlığı olan ve liman işletmesi bulunan Belde A.Ş.’nin %95 hissesinin yönetimi hususunda taraflar arasında 16.01.2007 tarihli “Hissedarlık Yönetim Sözleşmesi"nin imzalandığı, ancak davalı tarafın hile yoluyla bu sözleşmeye aykırı icra takipleri nedeniyle Belport SARL’ın Belde A.Ş.’deki hisselerinin çok düşük değerde satılmasına ve bu surette davacı şirketin zarar görmesine yol açıldığı iddiasıyla davacı tarafça ICC hakem heyetine başvurulduğu, sözleşme uyarınca taraflar arasında çıkacak ihtilaflarda “giderilemeyen (çözülemeyen) temerrüt” halinin varlığı halinde doğrudan ICC hakem heyetine başvurulabileceği, uygulanacak hukukun İngiliz Hukuku olarak seçildiği, böyle bir temerrüt halinin varlığının hakem heyeti tarafından tespit edildiği, yargılama usulü yönünden, tarafların 27.01.2012 tarihli anlaşmalarına istinaden Hakem Heyetinin (2) No’lu Usul Kararı uyarınca, yargılamanın;
hukuki sorumluluğun tespiti ile miktar, faiz ve masrafların tespiti olmak üzere iki ayrı safhaya ayrıldığı, hukuki sorumluluğun tespiti yönünden hakem heyetince usulü dairesinde yapılan yargılama sonucunda, bazı talepler yönünden davanın reddine, diğer bazı talepler yönünden davanın kabulüne ilişkin olarak verilen 13.12.2012 tarihli kararın tanınması istemi yönünden, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dayanak yapılan yabancı hakem heyeti kararının Türk Mahkemeleri'nce verilen kesinleşmiş karar sonucuna aykırı olması nedeniyle kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğine ilişkin gerekçesinin, kesinleşen ceza dosyasındaki beraat kararının gerekçesi itibariyle yerinde olmamasına göre yerel mahkemece davacının ICC Hakem Heyeti'nin 13.12.2012 tarihli kararın tanınması talebinin reddi kararı doğru olmadığından ve Dairemizin 29.11.2018 tarihli ve 2016/14160 E.
2018/7501 K. sayılı bozma ilamında yer alan gerekçelerin 13.12.2012 tarihi hakem heyeti kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davalı vekilinin 13.12.2012 tarihli hakem heyeti kararına yönelik tüm, 19.06.2013 tarihli hakem heyeti karına yönelik ise aşağıdaki bent dışındaki sair karar düzeltme sebeplerinin reddine karar verilmiştir.
2- Buna karşılık davacının ICC Hakem Heyeti'nin 19.06.2013 tarihli kararının tenfizi isteminin yerel mahkemece reddine ilişkin kararının Dairemizce bozulmasına yönelik karar düzeltme istemine gelince;
ICC Hakem Heyetince yapılan yargılama sonucunda, davacı şirketin Belport’taki hissesinin 01.04.2010 tarihindeki adil değerinin karşılığı olan 60.500.000 ABD doları tutarındaki tazminatın davacıya ödenmesine, 1.085.000 ABD doları tutarında tahkim muamelesi masrafı ile davacı tarafın yaptığı 7.070.135,72 ABD doları tutarında masrafın davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, Hakem Heyetinin 19.06.2013 tarihli kararı yönünden de tenfiz istemi reddedilmiş ve Dairemizin yukarıda anılan kararı ile bu karar yönünden de bozma kararı verilmiş ise de;
Dairemizin yerleşik uygulamaları doğrultusunda, yabancı hakem heyetlerinin tanınması ve tenfizi istemleri hakkında 5718 sayılı MÖHUK’un 60 vd. maddelerinde düzenlenmiş olmakla birlikte, Anayasa’mızın 90.maddesi hükmü doğrultusunda bu konuda öncelikle, ülkemizin de tarafı olduğu 10.06.1958 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Hakkındaki New York Sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizini engelleyen haller Sözleşmenin 5.maddesinde;
“1. Aleyhine hakem kararı ileri sürülen taraf talepte bulunmaz ve zikri geçen kararın tanınması ve icrası istenen memleketin yetkili makamı önünde aşağıdaki hususları ispat etmez ise, hakem kararının tanınması ve icrası isteği reddolunamaz:
(b) Aleyhine hakem hükmü öne sürülen tarafın hakemin tayininden veya hakemlik prosedüründen usulü dairesinde haberdar edilmemiş olduğu, yahut da diğer bir sebep yüzünden iddia ve müdafaa vasıtalarını ikame etmek imkanını elde edememiş bulunduğu; veya
2. Hakem kararının tanınması ve icrası istenen memleketin yetkili makamı tarafından aşağıdaki hallerin bulunduğu görülecek olursa, tanıma ve icra isteği kezalik reddolunabilir:
(b) Hakem kararının tanınması ve icrasının zikri geçen memleketin amme intizamı kaidelerine aykırı olması”
Şeklinde düzenlenmiştir. Bunlardan birinci bentte sayılanlar nispi ret sebepleri olup, bu sebeplerin incelenebilmesi için mutlaka aleyhine tenfiz istenilen tarafça ileri sürülmesi ve bu iddianın da ispatı gerekir. Buna mukabil, ikinci bentte sayılan ret sebepleri ise mahkemelerce re’sen (mutlak ret sebebi) dikkate alınabilecektir.
Adil yargılanma hakkı, iç hukuk kapsamındaki uyuşmazlıklar yanında, yabancı unsurlu uyuşmazlıkları da ilgilendirmektedir. Bu hak, ülkemizin de tarafı olduğu AİHS’in 6. Maddesinde “temel insan hakları” arasında sayıldığı gibi, 1982 Anayasamızın 36.maddesinde de temel insan hakları arasında sayılmıştır. Bu bağlamda adil yargılanma hakkının temel unsurları arasında “hukuki dinlenilme hakkı” ile “mahkemeye erişim ve yargılamanın aleniyeti ilkesi” bulunmaktadır. Bir zaruret olmadıkça adil yargılanma hakkı kısıtlanmamalıdır.
Hukuki dinlenilme hakkının bir gereği olarak, gerek davacılar, gerekse davalılar yönünden, kişinin yargı organları önünde bir engelle karşılaşmadan iddialarını serbestçe dile getirebilmeli ve ispatlayabilmeli, karşı tarafın hakkındaki iddialarını ise savunma hakkı kapsamında yine bir engelle karşılaşmadan serbestçe çürütebilmelidir. Hukuki dinlenilme hakkı kapsamında taraflar mahkemeye kolaylıkla erişebilmelidir. Mahkemeye erişim hakkının kapsamına, uyuşmazlığa konu delil ve belgelere kolayca erişimi de kapsar. Bu nedenle taraflar delilleri serbestçe inceleyebilmeli, tarafların bilgisine açık olmayan bir husus karara esas olamamalıdır.
Her ne kadar hukuk dünyasında “ticari sırların korunması” meşru bir hak ise de, bu hakkın arkasına sığınılarak ve dolanılarak, bir yargılamada karşı tarafın hukuki dinlenilme hakkına zarar verilmemelidir. Yargılamaya konu bir delil karşı taraftan ticari sır olarak gizlenecek ise bunun makul gerekçeleri olmalı ve bu husus tutarlı ve hukuka uyarlı bir şekilde izah edilmeli, sırların korunması gerektiğinde ise orantılılık ilkesi aşılmamalı ve çelişkiye düşülmemelidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurul tarafından iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi, “Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensiplere, medeni toplulukların, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık” şeklinde çizilmiştir. Tanıma ve tenfiz talebine konu yabancı kararın Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının tespiti, esas itibariyle hâkimin takdirine bırakılmıştır. Ancak hakim, takdir yetkisini kullanırken milletlerarası özel hukukun varlık sebebini ve bu hukukun genel prensiplerini dikkate almak durumundadır (Yargıtay HGK 26.11.2014 T.
ve 2013/1135-2014/973).
Somut olayda, taraflarca kararlaştırılan ve Hakem Heyeti tarafından da onaylanan yargılamada uyulacak usul kuralları uyarınca, tarafların belirli bir takvim içerisinde, taraflara davacının uğradığı zarar miktarına ilişkin taraf bilirkişi raporlarını ve delillerinin bir suretini eş zamanlı olarak Hakem Heyetine ve bir suretini de karşı tarafa sunmaları, yine eş zamanlı olarak taraflardan her birinin diğer tarafın iddiasına konu delillerini ve yargılama sırasında aldıkları bilirkişi raporlarını inceleme ve cevap sunma, rapor sunan bilirkişileri çapraz sorguya alma hakları tanınmıştır. Nitekim her iki taraf da, zararın miktarına ilişkin kendilerince yargılama sırasında aldıkları bilirkişi raporlarını bir bütün halinde dosyaya sunmuşlar, bu raporların hiçbir kısmı karşı taraftan gizlenmemiştir.
Öte yandan, davacı taraf, kendi iddiasını güçlendirmek için, Belport SARL şirketinin mali yapısı ve değeri yönünden kendilerince davadan çok önce alınan 2008, 2009 ve 2010 yıllarına ilişkin inceleme raporlarına da delil olarak dayanmış, ancak uyuşmazlık çözüm takvimine göre diğer delillerle birlikte bu raporların da bir suretini hakem heyetine, bir suretini de davalı tarafa gönderme yükümünde olmasına rağmen göndermemesi üzerine, davalı tarafın bu raporların kendilerinde gönderilmediğini ileri sürerek bir suretin kendilerine gönderilmesini talep etmesine rağmen, davacı tarafın göndermeyi reddetmesi üzerine bu defa davalı tarafça Hakem Heyetine başvurulmuştur. Hakem Heyeti tarafından usul kararıyla bu raporların sunulması ve bir suretinin davalı tarafa gönderilmesine karar verilmiş ancak davacı tarafça bu yine reddedilmiştir.
Davalı tarafça yeniden talepte bulunulmuş, davacı tarafça bu defa ticari sırların gizliliği gerekçesiyle tekrar reddedilmiştir. Davalı tarafın bu defa yeniden talebi üzerine Hakem Heyeti, 2009 ve 2010 yıllarına ait davacı tarafın inceleme raporlarının sadece şirketin değerlemesine ilişkin ilgili fasıllarının sunulmasını emretmiş, isterse rapor sunanların
isimlerinin ve değerleme ilgili olmayan kısımlarının değiştirilerek sunulabileceği ve raporların davalı asiller tarafından değil, ancak davalıların avukatı ve değerleme uzmanlarınca incelenebileceğine karar vermiştir. Bu defa davacı taraf, 2009 ve 2010 yılı raporlarından kendilerince uygun gördükleri kısımlara ilişkin bilgileri çıkartarak dosyaya sunmaları üzerine, davalıların avukatları ve değerleme uzmanları, ancak kendilerine gösterilen kısmı itibariyle bu raporları inceleyebilmiş, ancak bu defa da davalıların kendi uzmanlarının hazırladığı raporun taslağını davalı asillerle paylaşması ve birlikte değerlendirme yapmaları yasaklanmıştır.
Hakem Heyeti kararında, çok büyük ölçüde davacı tarafça hazırlatılan raporlardan Mart 2010 tarihli raporu esas alarak davacı tarafın uğradığı zararı belirlemiştir.
Tenfiz davalarında tenfiz mahkemesi kararın içeriğini ve hakemlerin takdir haklarını denetleyememekle birlikte, Newyork Sözleşmesinin 5.maddesi kapsamında, somut dosya özelinde, tahkim yargılaması sırasında tarafların savunma haklarının kısıtlanıp kısıtlanmadığı, hakem mahkemesince alınan kararın Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığını serbestçe değerlendirebilecektir. Hakem heyetince, büyük ölçüde hükme esas alınan Mart 2010 tarihli raporun incelenmesi konusunda, taraflarca üzerinde anlaşılan yargılama usul kurallarına da aykırı olacak şekilde, inceleme raporunu hazırlayan kişilerin isimleri, liman değerinin hesaplanmasında esas alınan finansal model ve metotla ilgili kısmı ile bu raporun alınma amacının olduğu bölümün gizlenmesi suretiyle eksik şekilde dosyaya sunulmasına izin verilmesi, böyle bir raporun mevcudiyetinden ve değiştirilmiş olabileceğinden kuşku duyan davalı taraftan raporun aslının ve kopyasının gizlenmesi, hatta hükme esas raporun görülen kısmı itibariyle davalı tarafın değerleme uzmanınca hazırlanan taslak raporun dahi davalılarca görülmesine izin verilmemesi, bu raporları hazırlayan kişilerin davalılarca çapraz sorguya çekilmelerinin engellenmesi, tüm bu gizliliğin hiçbir makul ve hukuki temele dayalı olmaması hakem heyetinin tarafsızlığı konusunda kuşkuya düşürülmesinin, tahkim yargılaması sırasında davalı tarafın delillere erişimi ve kendilerini savunma haklarının ağır şekilde ihlal edildiği kanaatine varılmıştır.
Savunma hakkının kısıtlanması ve bu suretle adil yargılanma hakkının ihlali, ayrıca Türk kamu düzenine de açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
Yukarıda anılan sebeplerle, davacı tarafın uğradığı zarar miktarına ilişkin olarak Hakem Heyeti tarafından verilen 19.06.2013 tarihli kararın tenfizi isteminin Newyork Sözleşmesi’nin 5/1-b ve 5/2-b maddeleri ile MÖHUK’un 62/1-b ve d bentlerine aykırılık nedeniyle İlk Derece Mahkemesince reddi kararı yerinde ise de, Mahkemece, tanıma ve tenfiz istenilen her bir hakem heyeti kararı yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, tek bir hüküm kurulması doğru görülmediğinden mahkeme kararının değişik bu gerekçeyle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) no’lu bentte yer alan sebeplerle davalı taraf vekilinin sair karar düzeltme istemlerinin REDDİNE, (2) no’lu bentte yer alan sebeplerle davalı vekilinin KARAR DÜZELTME İSTEMİNİN KABULÜ İLE, Dairemizin 29.11.2018 tarihli ve 2016/14160 E. 2018/7501 K. sayılı bozma kararının kaldırılarak DEĞİŞİK GEREKÇEYLE BOZULMASINA, takdir olunan 1.630,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davacının ödediği peşin temyiz harcının talebi halinde davacıya iadesine, davalının ödediği peşin karar düzeltme harcının talebi halinde davalıya ödenmesine, 10.02.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, ICC Hakem Heyeti kararının tenfizi istemine ilişkindir.
Yabancı hakem kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi esas itibarıyla, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi çerçevesinde bir kanunla onaylanmak suretiyle Türk iç hukukunun bir parçası haline getirilmiş bulunan 10 Haziran 1958 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının tanınması ve icrasına ilişkin New York Sözleşmesi hükümlerine tabidir. Ayrıca New York Sözleşmesi’ne göre, Türkiye’de tenfizi istenecek olan hakem kararından maksat, tenfizi talep edildiği ülke olan Türkiye dışında başka bir akit devlette verilmiş hakem kararları ile tenfiz ülkesi olan Türkiye’de verilmiş bulunmasına rağmen Türk Hukukuna göre milli sayılmayan (Türk kanunlarının otoritesi altında verilmemiş olan yabancı bir devlet usul hukuku uygulanmak suretiyle verilmiş bulunan) hakem kararlarıdır.
Bu hususlar karşısında dava konusu karar, yabancı bir hakem kararıdır. Türkiye de icrası için New Yok Sözleşmesi uyarınca tenfizi gereklidir.
Kamu düzeni, niteliği gereği zamana, yere göre değişen, içeriğinin tespiti zor, her somut olaya göre değişiklik gösteren bir kavramdır. Ancak, toplumun temel yapısını ve çıkarlarını koruyan kurallar bütünü olarak tanımı yinede yapılabilir. İç hukuk bakımından ise kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk hukukunun dayandığı temel siyasete, Türk adap ve ahlak anlayışına, Türk Kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müşterek benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının, ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir.
Bunun yanında hukuki dinlenilme hakkının temel dayanağını Anayasa’nın 36/1 maddesinde yer alan hak arama özgürlüğüne ilişkin düzenleme oluşturmaktadır. Yine hukuki dinlenilme hakkının anayasal çerçevedeki diğer bir dayanağı ise, hukuk devleti ilkesidir (AYM.2). Hukuki dinlenme hakkının üç unsuru bulunmaktadır. Bunlar; bilgilendirmeyi talep hakkı, açıklama ve ispat hakkı ve dikkate alınma hakkıdır. Hukuki dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkının hakkaniyete uygun yargılanma unsurunun bir alt ögesi konumundadır. Dolayısıyla, hukuki dinlenme hakkının ihlali özellikle bir hakkın eşitlik temeline dayalı olarak taraflara kullandırılmamış olması adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelir. Adil yargılanma hakkının ihlali, hem milli hem milletlerarası planda kamu düzeninindendir ve dolayısıyla bu hakkın ihlali kamu düzenini ihlali olarak algılanıp değerlendirmek gerekir.
Bu durumda, tahkim yargılaması sırasında hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmiş olması, milletlerarası tahkim bağlamında da bir iptal sebebi olarak, kamu düzenine aykırılığın gerçekleşmesi sonucunu doğurur ve mahkemece re’sen göz önüne alınır. Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, Hakem Heyeti tarafından da onaylanan usul uyarınca, belirli bir takvim içerisinde, taraflara davacının zararının miktarına ilişkin delillerinin bir suretini Hakem Heyetine ve bir suretini de karşı tarafa sunmaları, eş zamanlı olarak her birinin diğer tarafın iddiasına konu delilleri ve yargılama sırasında karşı tarafça alınan bilirkişi raporlarını inceleme ve cevap sunma, rapor sunan bilirkişileri çapraz sorguya alma hakkı tanınmıştır.
Davalı tarafın sunmuş olduğu rapor yanında, davacı taraf dava dışı şirketin mali yapısı yönünden 2008, 2009 ve 2010 yıllarında özel olarak alınan inceleme raporuna dayanmış ve davacının dayandığı bu raporun ilgili kısımlarının davalı vekilleri ve şirket değerleme uzmanları tarafından incelenmesine olanak sağlanırken, davalı asılın incelenmesine yasak getirilmiştir. Bunun yanında Hakem Heyetince davalının raporunun kabul edilmeme, davacının dayandığı özel raporun kabul edilme nedeni de kararda açıklanmıştır.
Hakem Heyetinin karara dayanak aldığı raporun dava ile ilgili kısımlarının davalı vekili ve değerlendirme uzmanlarınca incelenmesi ve davalı asılın yasaklanmasına dair kararı, Hakem Heyeti dosyası ve ekleri karşısında, adil yargılanma hakkının ve bu hakkın bünyesinde barınan hukuki dinlenilme hakkının ihlali olarak değerlendirilemez. Dolayısıyla somut olay bakımından Türk kamu düzeninede aykırılık bulunmamaktadır. Bu nedenle karar düzeltme isteminin reddi görüşünde olduğumuz için çoğunluğun karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin bozma kararı kaldırılarak yerel mahkeme kararının yazılı şekilde değişik gerekçeyle bozulması yönündeki kararına katılmıyoruz.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/659936000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz