Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/2298 E. 2021/2249 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tüzel kişilik perdesinin kaldırılması↗ şekil şartı↗ aaüt↗ sorumluluk davası↗ maktu vekalet ücreti↗ dava şartı yokluğu↗ tüzel kişilik↗ usulden reddi↗ iflas↗ vekalet ücreti↗ hmk 353(1)b-2↗ husumet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; dava dışı şirketin 09.05.2013 tarihinden sonra iştigal konusu olan inşaat imalatı yapmadığı, gelirinin bulunmadığı, 2013 yılından sonra zarar ettiği, davalıların yetkilisi oldukları şirketin içinin usulsüz yöntemlerle boşaltarak davacı alacağının ödenmesini engellediklerinin ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili ve davalılar vekilleri istinaf etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi'nce; davacının davalıların kendisini zarara uğratma kastı ile hareket ettiğini ispata yönelik delil bildirmediği, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin eldeki davada uygulanma yerinin bulunmadığı, 6102 sayılı TTK.'nın 556. maddesinde alacaklıların sorumluluk davası açma hallerinin düzenlendiği ve bu maddede iflas şartına değinildiği, bu sebeple şirketin mal varlığını kaybetmiş olmasının, ödeme gücünün olmamasının, aciz halinde olması gibi hususların alacaklıların sorumluluk davası açmaları için yeterli görülmediği, dava dışı şirketin teknik anlamda bir mahkeme kararı ile iflasının gerektiği, bu hususun sorumluluk davalarında dava şartı niteliğinde olup, söz konusu dava şartına riayetsizlik halinde davanın usulden reddi gerektiği, somut olayda borçlu şirketin iflas ettiğine yönelik bilgi bulunmadığı, mahkemece AAÜT'nin 7/2. maddesi uyarınca davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı bu nedenle davalıların istinafının yerinde olmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. md. uyarınca re'sen sebeple esastan kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın dava şartı yokluğundan usulden redddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, aşağıda belirtilen husus dışında dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, büyük ölçüde aynı maddi olgulara dayalı olmakla birlikte iki ayrı hukuki nedene dayalı olarak varlığı ileri sürülen alacağın davalı gerçek kişilerden tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekilince, şirketin tüm faaliyetlerinin, şirketin iki ortağı olan davalıların kişisel mal varlıkları üzerinden sürdürüldüğü, şirket borçlu görünmekle birlikte aslında borcun davalılar üzerinde doğmuş bulunduğu ileri sürülerek, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması suretiyle iş kazası nedeniyle doğan borcun davalılara ait bir borç niteliğinde olduğunun tespit ve tahsili istemiyle davalılara husumet yöneltilmiş olup bu yöndeki istek bakımından davacının sıfatının bulunduğu kuşkusuz olduğu gibi istinaf başvurusunda da bu yönlere değinildiği açıktır. Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında verilen kararın gerekçesinde bu yönde bir değerlendirmeye değinilmiş ise de, davacı yanca bu yolda sunulan delillerin ne sebeple kabul olunmadığı yeterince gerekçelendirilmediği gibi anılan hukuki nedene dayalı olarak açılan dava kesimi bakımından da sonuç doğuracak şekilde dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp hüküm bu yönü itibariyle gerekçeyle de çelişmektedir. Bu durumda, Bölge Adileye Mahkemesince davacının bu iddiası üzerinde durulup sunulan delillerin değerlendirilmesi ve sonucuna göre açıklanan nedene dayalı dava kesimi bakımından esas yönünden bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yöne ilişkin olarak bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/12335 E. 2015/2199 K.
Ortak:tüzel kişilik
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesi'nce; davacının davalıların kendisini zarara uğratma kastı ile hareket ettiğini ispata yönelik delil bildirmediği, «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» teorisinin eldeki davada uygulanma yerinin bulunmadığı, 6102 sayılı TTK.'nın 556. maddesinde alacaklıların «sorumluluk davası» açma hallerinin düzenlendiği ve bu maddede «iflas» şartına değinildiği, bu sebeple şirketin mal varlığını kaybetmiş olmasının, ödeme gücünün olmamasının, aciz halinde olması gibi hususların alacaklıların sorumluluk davası açmaları için yeterli görülmediği, dava dışı şirketin teknik anlamda bir mahkeme kararı ile iflasının gerektiği, bu hususun sorumluluk davalarında dava şartı niteliğinde olup, söz konusu dava şartına riayetsizlik halinde davanın «usulden reddi» gerektiği, somut olayda borçlu şirketin iflas ettiğine yönelik bilgi bulunmadığı, mahkemece AAÜT'nin 7/2. maddesi uyarınca davalı lehine «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı bu nedenle davalıların istinafının yerinde olmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. md. uyarınca re'sen sebeple esastan kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın dava «şartı yokluğundan» usulden redddine karar verilmiştir.
… lan davalıların kişisel mal varlıkları üzerinden sürdürüldüğü, şirket borçlu görünmekle birlikte aslında borcun davalılar üzerinde doğmuş bulunduğu ileri sürülerek, «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» suretiyle iş kazası nedeniyle doğan borcun davalılara ait bir borç niteliğinde olduğunun tespit ve tahsili istemiyle davalılara «husumet» yöneltilmiş olup bu yöndeki istek bakımından davacının sıfatının bulunduğu kuşkusuz olduğu gibi istinaf başvurusunda da bu yönlere değinildiği açıktır.
Benzer bu karardaMahkemece, davalı ...'a verilen vekaletnamenin «resmi şekilde» noterde düzenlendiği, davalı ...'un «temsilcisi» olduğu şirkete ait taşınmazında tapudan resmi satış senediyle ...'e devredildiği, davalı ...'nun vekalet aktine göre «üçüncü kişi» konumunda olduğu, dava konusu taşınmazı geçerli olan resmi vekaletnameye dayalı olarak satın aldığı, satış tarihi itibariyle davalı ...'nun iyi niyetli olduğu, satış bedelinin ödenmediği hususunun davalı ...'un kabulünde bulunduğu, somut olayda «tüzel kişilik» perdesinin kalkması teorisinin uygulanma yerinin ve şartlarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı tarafın tapu iptali ve tescil isteminin v …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:resmi şekil · üçüncü kişi · temsil
Benzer bu karardaMahkemece, davalı ...'a verilen vekaletnamenin «resmi şekilde» noterde düzenlendiği, davalı ...'un «temsilcisi» olduğu şirkete ait taşınmazında tapudan resmi satış senediyle ...'e devredildiği, davalı ...'nun vekalet aktine göre «üçüncü kişi» konumunda olduğu, dava konusu taşınmazı geçerli olan resmi vekaletnameye dayalı olarak satın aldığı, satış tarihi itibariyle davalı ...'nun iyi niyetli olduğu, satış bedelinin ödenmediği hususunun davalı ...'un kabulünde bulunduğu, somut olayda «tüzel kişilik» perdesinin kalkması teorisinin uygulanma yerinin ve şartlarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı tarafın tapu iptali ve tescil isteminin v …
-
İhtiyati haciz kararının kaldırılması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/12464 E. 2016/8801 K.
Ortak:tüzel kişilik perdesinin kaldırılması · tüzel kişilik
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesi'nce; davacının davalıların kendisini zarara uğratma kastı ile hareket ettiğini ispata yönelik delil bildirmediği, «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» teorisinin eldeki davada uygulanma yerinin bulunmadığı, 6102 sayılı TTK.'nın 556. maddesinde alacaklıların «sorumluluk davası» açma hallerinin düzenlendiği ve bu maddede «iflas» şartına değinildiği, bu sebeple şirketin mal varlığını kaybetmiş olmasının, ödeme gücünün olmamasının, aciz halinde olması gibi hususların alacaklıların sorumluluk davası açmaları için yeterli görülmediği, dava dışı şirketin teknik anlamda bir mahkeme kararı ile iflasının gerektiği, bu hususun sorumluluk davalarında dava şartı niteliğinde olup, söz konusu dava şartına riayetsizlik halinde davanın «usulden reddi» gerektiği, somut olayda borçlu şirketin iflas ettiğine yönelik bilgi bulunmadığı, mahkemece AAÜT'nin 7/2. maddesi uyarınca davalı lehine «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı bu nedenle davalıların istinafının yerinde olmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. md. uyarınca re'sen sebeple esastan kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın dava «şartı yokluğundan» usulden redddine karar verilmiştir.
… lan davalıların kişisel mal varlıkları üzerinden sürdürüldüğü, şirket borçlu görünmekle birlikte aslında borcun davalılar üzerinde doğmuş bulunduğu ileri sürülerek, «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» suretiyle iş kazası nedeniyle doğan borcun davalılara ait bir borç niteliğinde olduğunun tespit ve tahsili istemiyle davalılara «husumet» yöneltilmiş olup bu yöndeki istek bakımından davacının sıfatının bulunduğu kuşkusuz olduğu gibi istinaf başvurusunda da bu yönlere değinildiği açıktır.
Benzer bu karardaŞti. yönünden «ihtiyati haciz» istemini, «muvazaa», «kanuna karşı hile» ve «tüzel kişilik perdesinin kaldırması» teorisine dayandırmış ve mahkemece, «ihtiyati hacze itiraz» eden şirket yönünden hiçbir gerekçe gösterilmeden ve hangi delillere dayanıldığı belirtilmeden ihtiyati haciz kararı verilmiştir.
Somut olaya gelince, karşı taraf (alacaklı) vekili, «ihtiyati hacze itiraz» eden şirket yönünden «ihtiyati haciz» talebinde, asıl borçlu şirketin ortağı ve aynı zamanda «kredi sözleşmesinin» «kefili» olan ... ....’in ihtiyati hacze itiraz eden şirkette çalışmaya başladığını ve vekaletname ile şirket işlerini takip ettiğini, asıl borçlu şirketin diğer işçilerinin ise ihtiyati hacze itiraz eden şirkette işçi olarak çalıştıklarını, ... .... ile ihtiyati hacze itiraz eden şirket ortaklarının yakın arkadaş olduklarını, iki şirketin de merkezinin aynı adreste olduğunu, asıl borçlu şirketin taşınmazı ile aracının ihtiyati hacze itiraz eden şirket tarafından «muvazaalı» olarak satın alındığını ileri sürmüş, ihtiyati hacze itiraz eden vekili ise hem cevap dilekçesinde hem de itiraz dilekçesinde, müvekkili şirket ile asıl borçlu şirket arasında hiçbir organik bağın bulunmadığını, şirketlerin ortaklarının farklı olduğunu, asıl borçlu şirket ortağına müvekkili şirket tarafından vekaletname verilmediğini, «şirket merkezlerinin» ve adreslerinin farklı olduğunu, müvekkili şirket tarafından taşınmaz ve aracın icra kanalıyla alındığını ve muvazaa iddialarının gerçeği yansıtmadığını, «tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak» sorumlu kılma teorisinin müvekkili açısından gerçekleşmediğini savunmuştur.
Bu durumda, mahkemece, tarafların iddia ve savunmaları karşısında «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» noktasında «yaklaşık ispatın» gerçekleşmediği göz önüne alınarak, sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, bütün bu hususlar değerlendirilmeden yazılı şekilde «ihtiyati hacze itirazın» reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:haciz sebepleri · yaklaşık ispat · kanuna karşı hile · i̇i̇k 258 · şirket merkezi mahkemesi · i̇i̇k 257 · ihtiyati hacze itiraz · muvazaa
Benzer bu karardaŞti. yönünden «ihtiyati haciz» istemini, «muvazaa», «kanuna karşı hile» ve «tüzel kişilik perdesinin kaldırması» teorisine dayandırmış ve mahkemece, «ihtiyati hacze itiraz» eden şirket yönünden hiçbir gerekçe gösterilmeden ve hangi delillere dayanıldığı belirtilmeden ihtiyati haciz kararı verilmiştir.
İİK’nın «258». maddesi gereğince, alacaklı, alacağı ve icabında «haciz sebepleri» (md.«257») hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeye mecburdur.
Somut olaya gelince, karşı taraf (alacaklı) vekili, «ihtiyati hacze itiraz» eden şirket yönünden «ihtiyati haciz» talebinde, asıl borçlu şirketin ortağı ve aynı zamanda «kredi sözleşmesinin» «kefili» olan ... ....’in ihtiyati hacze itiraz eden şirkette çalışmaya başladığını ve vekaletname ile şirket işlerini takip ettiğini, asıl borçlu şirketin diğer işçilerinin ise ihtiyati hacze itiraz eden şirkette işçi olarak çalıştıklarını, ... .... ile ihtiyati hacze itiraz eden şirket ortaklarının yakın arkadaş olduklarını, iki şirketin de merkezinin aynı adreste olduğunu, asıl borçlu şirketin taşınmazı ile aracının ihtiyati hacze itiraz eden şirket tarafından «muvazaalı» olarak satın alındığını ileri sürmüş, ihtiyati hacze itiraz eden vekili ise hem cevap dilekçesinde hem de itiraz dilekçesinde, müvekkili şirket ile asıl borçlu şirket arasında hiçbir organik bağın bulunmadığını, şirketlerin ortaklarının farklı olduğunu, asıl borçlu şirket ortağına müvekkili şirket tarafından vekaletname verilmediğini, «şirket merkezlerinin» ve adreslerinin farklı olduğunu, müvekkili şirket tarafından taşınmaz ve aracın icra kanalıyla alındığını ve muvazaa iddialarının gerçeği yansıtmadığını, «tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak» sorumlu kılma teorisinin müvekkili açısından gerçekleşmediğini savunmuştur.
Gerçekten de, dosya kapsamından, asıl borçlu şirket ile «ihtiyati hacze itiraz» eden şirket ortaklarının farklı olduğu, «şirket merkezlerinin» ve adreslerinin aynı olmadığı, asıl borçlu şirketin taşınmazı ile aracının ihale ve icra yoluyla ihtiyati hacze itiraz eden şirket tarafından satın alındığı anlaşılmaktadır.
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Meni
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/11890 E. 2011/4936 K.
Ortak:vekalet ücreti
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesi'nce; davacının davalıların kendisini zarara uğratma kastı ile hareket ettiğini ispata yönelik delil bildirmediği, «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» teorisinin eldeki davada uygulanma yerinin bulunmadığı, 6102 sayılı TTK.'nın 556. maddesinde alacaklıların «sorumluluk davası» açma hallerinin düzenlendiği ve bu maddede «iflas» şartına değinildiği, bu sebeple şirketin mal varlığını kaybetmiş olmasının, ödeme gücünün olmamasının, aciz halinde olması gibi hususların alacaklıların sorumluluk davası açmaları için yeterli görülmediği, dava dışı şirketin teknik anlamda bir mahkeme kararı ile iflasının gerektiği, bu hususun sorumluluk davalarında dava şartı niteliğinde olup, söz konusu dava şartına riayetsizlik halinde davanın «usulden reddi» gerektiği, somut olayda borçlu şirketin iflas ettiğine yönelik bilgi bulunmadığı, mahkemece AAÜT'nin 7/2. maddesi uyarınca davalı lehine «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı bu nedenle davalıların istinafının yerinde olmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. md. uyarınca re'sen sebeple esastan kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın dava «şartı yokluğundan» usulden redddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda2- Davalı vekilinin temyiz istemine gelince; davacı taraf dilekçesinde, «haksız rekabetin» tespiti yanında ayrıca «maddi tazminat» talebinde de bulunduğuna göre, davada kendisini vekille «temsil» ettiren davalılar yararına maddi tazminatın reddi yönünden de «vekalet ücreti takdir» edilmemesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:işletme devri · vekalet ücreti takdiri · maddi tazminat · haksız rekabet · temsil
Benzer bu kararda2- Davalı vekilinin temyiz istemine gelince; davacı taraf dilekçesinde, «haksız rekabetin» tespiti yanında ayrıca «maddi tazminat» talebinde de bulunduğuna göre, davada kendisini vekille «temsil» ettiren davalılar yararına maddi tazminatın reddi yönünden de «vekalet ücreti takdir» edilmemesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre,«işletme devrinin» aksine hüküm bulunmadığı durumlarda işletme adının devrini de kapsadığı, davalıların aynı isimle ikinci bir şube açmalarında hukuka aykırılık olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/4623 E. 2022/6469 K.
Ortak:vekalet ücreti
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesi'nce; davacının davalıların kendisini zarara uğratma kastı ile hareket ettiğini ispata yönelik delil bildirmediği, «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» teorisinin eldeki davada uygulanma yerinin bulunmadığı, 6102 sayılı TTK.'nın 556. maddesinde alacaklıların «sorumluluk davası» açma hallerinin düzenlendiği ve bu maddede «iflas» şartına değinildiği, bu sebeple şirketin mal varlığını kaybetmiş olmasının, ödeme gücünün olmamasının, aciz halinde olması gibi hususların alacaklıların sorumluluk davası açmaları için yeterli görülmediği, dava dışı şirketin teknik anlamda bir mahkeme kararı ile iflasının gerektiği, bu hususun sorumluluk davalarında dava şartı niteliğinde olup, söz konusu dava şartına riayetsizlik halinde davanın «usulden reddi» gerektiği, somut olayda borçlu şirketin iflas ettiğine yönelik bilgi bulunmadığı, mahkemece AAÜT'nin 7/2. maddesi uyarınca davalı lehine «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı bu nedenle davalıların istinafının yerinde olmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. md. uyarınca re'sen sebeple esastan kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın dava «şartı yokluğundan» usulden redddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak, davacı tarafça takip ve dava tarihinden sonra alacağın tahsil edildiği, davalılar tarafından dava açılmasına sebebiyet verildiğinden davacı lehine «yargılama giderlerine» ve «vekalet ücretine» hükmedilmesi gerektiği kanaatiyle «davanın konusu» kalmadığı anlaşıldığından esas hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
… istemine ilişkin olup, yukarıda yazılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece bozma ilamına uyularak dava açılmasına davalılarca sebebiyet verildiği gerekçesiyle «davanın konusu» kalmadığından esas hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» ve davacı taraf kendisini vekille «temsil» ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’nin 6/2. maddesi uyarınca 12.606,60 TL «vekalet ücretinin» davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Ayrıca kabule göre de mahkemece, mümeyyiz davalı tarafça takipte itiraz edilmeyen kesimi de içine alacak şekilde hüküm kurulması ve davacı tarafa «harç ikmali» yaptırılmaksızın takip tutarının tümü üzerinden hesaplanan «vekalet ücretinin» mümeyyiz davalıdan tahsiline karar verilmesi de doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:harç ikmali · davanın konusu · işlemiş faiz · yargılama gideri · harç · karar verilmesine yer olmadığına · temsil
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak, davacı tarafça takip ve dava tarihinden sonra alacağın tahsil edildiği, davalılar tarafından dava açılmasına sebebiyet verildiğinden davacı lehine «yargılama giderlerine» ve «vekalet ücretine» hükmedilmesi gerektiği kanaatiyle «davanın konusu» kalmadığı anlaşıldığından esas hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
… istemine ilişkin olup, yukarıda yazılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece bozma ilamına uyularak dava açılmasına davalılarca sebebiyet verildiği gerekçesiyle «davanın konusu» kalmadığından esas hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» ve davacı taraf kendisini vekille «temsil» ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’nin 6/2. maddesi uyarınca 12.606,60 TL «vekalet ücretinin» davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Ayrıca kabule göre de mahkemece, mümeyyiz davalı tarafça takipte itiraz edilmeyen kesimi de içine alacak şekilde hüküm kurulması ve davacı tarafa «harç ikmali» yaptırılmaksızın takip tutarının tümü üzerinden hesaplanan «vekalet ücretinin» mümeyyiz davalıdan tahsiline karar verilmesi de doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Mümeyyiz davalı ...’in takibe itirazı sadece faiz oranı ve «işlemiş faizin» hesabındaki faiz oranına ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/2298 E. , 2021/2249 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 14.02.2019 tarih ve 2017/397 E- 2019/107 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine-esastan kabulüne dair Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 21.02.2020 tarih ve 2019/1065 E- 2020/272 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin dava dışı Çağlarca İnş. Kuy. Turz. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nden ilama dayalı alacağının bulunduğunu, şirket hakkında Antalya 3. İcra Müdürlüğünün 2016/1684 Esas sayılı dosyasında takip başlatıldığını, ancak şirketin haczedilebilir malının bulunmadığını, davalıların şirketin vergi kayıtlarına matrahsız beyanda bulunarak şirketin ticari faaliyetini fiilen sonlandırdıklarını, şirketin yüklenicisi olduğu çok sayıda inşaat olmasına rağmen mal varlığının bulunmadığını, şirketin kat karşılığı sözleşmeleri ile edindiği taşınmazların satıldığının tespit edildiğini, şirket ortaklarının sorumlu olmamasının hakkaniyete uygun olmadığını, ortakların borçtan kurtulmak amacıyla yaptığı işlemlerin hukuken korunamayacağını, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gerektiğini ileri sürerek davacının şirketten olan alacağının müşterek ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili; şirketin 2017 yılı itibari ile davacı alacağı dışında borcunun kalmadığını, davacı alacağının da ödeneceğini, şirketin faal olduğunu, ancak satışını yaptığı dairelerin parasını tahsile çalıştıklarını, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulama olanağının bulunmadığını, limited şirketin üçüncü kişilere olan borcu nedeniyle ortakların mal varlığına gidilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; dava dışı şirketin 09.05.2013 tarihinden sonra iştigal konusu olan inşaat imalatı yapmadığı, gelirinin bulunmadığı, 2013 yılından sonra zarar ettiği, davalıların yetkilisi oldukları şirketin içinin usulsüz yöntemlerle boşaltarak davacı alacağının ödenmesini engellediklerinin ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili ve davalılar vekilleri istinaf etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi'nce; davacının davalıların kendisini zarara uğratma kastı ile hareket ettiğini ispata yönelik delil bildirmediği, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin eldeki davada uygulanma yerinin bulunmadığı, 6102 sayılı TTK.'nın 556. maddesinde alacaklıların sorumluluk davası açma hallerinin düzenlendiği ve bu maddede iflas şartına değinildiği, bu sebeple şirketin mal varlığını kaybetmiş olmasının, ödeme gücünün olmamasının, aciz halinde olması gibi hususların alacaklıların sorumluluk davası açmaları için yeterli görülmediği, dava dışı şirketin teknik anlamda bir mahkeme kararı ile iflasının gerektiği, bu hususun sorumluluk davalarında dava şartı niteliğinde olup, söz konusu dava şartına riayetsizlik halinde davanın usulden reddi gerektiği, somut olayda borçlu şirketin iflas ettiğine yönelik bilgi bulunmadığı, mahkemece AAÜT'nin 7/2.
maddesi uyarınca davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı bu nedenle davalıların istinafının yerinde olmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. md. uyarınca re'sen sebeple esastan kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın dava şartı yokluğundan usulden redddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, aşağıda belirtilen husus dışında dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, büyük ölçüde aynı maddi olgulara dayalı olmakla birlikte iki ayrı hukuki nedene dayalı olarak varlığı ileri sürülen alacağın davalı gerçek kişilerden tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekilince, şirketin tüm faaliyetlerinin, şirketin iki ortağı olan davalıların kişisel mal varlıkları üzerinden sürdürüldüğü, şirket borçlu görünmekle birlikte aslında borcun davalılar üzerinde doğmuş bulunduğu ileri sürülerek, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması suretiyle iş kazası nedeniyle doğan borcun davalılara ait bir borç niteliğinde olduğunun tespit ve tahsili istemiyle davalılara husumet yöneltilmiş olup bu yöndeki istek bakımından davacının sıfatının bulunduğu kuşkusuz olduğu gibi istinaf başvurusunda da bu yönlere değinildiği açıktır. Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında verilen kararın gerekçesinde bu yönde bir değerlendirmeye değinilmiş ise de, davacı yanca bu yolda sunulan delillerin ne sebeple kabul olunmadığı yeterince gerekçelendirilmediği gibi anılan hukuki nedene dayalı olarak açılan dava kesimi bakımından da sonuç doğuracak şekilde dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp hüküm bu yönü itibariyle gerekçeyle de çelişmektedir.
Bu durumda, Bölge Adileye Mahkemesince davacının bu iddiası üzerinde durulup sunulan delillerin değerlendirilmesi ve sonucuna göre açıklanan nedene dayalı dava kesimi bakımından esas yönünden bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yöne ilişkin olarak bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 10.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/659567700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz