İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/2906 E. 2020/5383 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
taksitli ticari kredi↗ borçlunun temerrüdü↗ ödeme planı↗ yapılandırma protokolü↗ hesap kat↗ ticari kredi↗ kefalet↗ genel kredi sözleşmesi↗ kefil↗ protokol↗ temerrüt faizi↗ geçersizlik↗ kredi sözleşmesi↗ temerrüt↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı ile dava dışı şirket arasında imzalanan 31.10.2016 tarihli iki adet taksitli ticari kredi yapılandırma protokolleri ile bu tarihe kadar ki tüm kredilerin yeni bir ödeme planına bağlandığı ve yeni ödeme planı doğrultusunda borçluların iş bu krediye ait iki taksiti gecikmeli de olsa ödediği; dolayısıyla borç yapılandırması nedeniyle uygulamaya konulan kredilerinde fiilen aktif hale geldiği dikkate alındığından artık 31.10.2016 tarihinden öncesine ait kredilerin özlük şartlarının (faiz oranı, taksit tutarı ve ödemeleri ile sair unsurlarını) geçerli olmadığı, temerrüt faizinin de temerrüt tarihinden itibaren içtihatlara uygun ve bilimsel olarak hesaplandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacı vekili, hükme karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge adliye mahkemesince, davacı banka ile dava dışı asıl borçlu şirket arasındaki 31.10.2016 tarihinde yapılan borç yapılandırması nedeniyle bu tarihe kadar olan tüm kredilerin protokollerle yeni bir ödeme planına bağlandığı, yeni ödeme planına göre bir kısım taksitlerin ödendiği, böylece borç yapılandırması nedeniyle uygulamaya konulan kredilerin fiilen aktif hale geldiği ve protokol öncesine ait kredi şartlarının geçerliliğinin ileri sürülemeyeceği, temerrüt fazi hesabının hesap kat tarihinden itibaren faiz genelgesine göre de hesaplandığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davalıların kefil olduğu genel kredi sözleşmeleri ile ilgili 31.10.2016 tarihinde iki ayrı dava dışı asıl borçlu şirket ile davacı banka arasında borç yapılandırma protokolü imzalanmıştır. Bu protokollerde kefillerin imzası bulunmamakta ise de, asıl borçluya tanınan ödeme kolaylıkları ve faiz indiriminden yararlandırılmaları gerekir. Ancak bahsi geçen protokollerin 7/2. maddesinde “borçluya tanınan ödeme kolaylığından taksitlerin zamanında yatırılmaması halinde protokolün geçersiz hale geleceği ve kendisine tanınan tüm imkanlardan geçmişe dönük olarak vazgeçileceği ”düzenlemeside nazara alınarak kefillerin kendi kefalet limitleri dahilinde asıl borçlunun temerrüdünden de sorumlu oldukları gözetilerek borç yapılandırma protokolüne göre değil kefillerinde imzasının bulunduğu genel kredi sözleşmelerine göre faiz hesabını da içeren ek rapor alınarak uygun sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4221 E. 2013/11057 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ek prim
Benzer bu kararda… ara göre, davacının 10.09.2007 tarihli talimatı ile poliçenin 08.10.2007 tarihinde iptal edildiği, iptal edilen poliçeye dayanarak tazminat talep edilemeyeceği, ilk «prim» dışında davalıya ödeme yapılmadığı, davacının prim taksitlerinin neden tahsil edilmediğini araştırması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine dair tesis edilen kar …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/16408 E. 2013/20759 K.
Ortak:ticari kredi · kefalet · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaDavalıların «kefil» olduğu «genel kredi sözleşmeleri» ile ilgili 31.10.2016 tarihinde iki ayrı dava dışı asıl borçlu şirket ile davacı banka arasında borç «yapılandırma protokolü» imzalanmıştır.
Ancak bahsi geçen «protokollerin» 7/2. maddesinde “borçluya tanınan ödeme kolaylığından taksitlerin zamanında yatırılmaması halinde protokolün «geçersiz» hale geleceği ve kendisine tanınan tüm imkanlardan geçmişe dönük olarak vazgeçileceği ”düzenlemeside nazara alınarak kefillerin kendi «kefalet» limitleri dahilinde asıl «borçlunun temerrüdünden» de sorumlu oldukları gözetilerek borç «yapılandırma protokolüne» göre değil kefillerinde imzasının bulunduğu «genel kredi sözleşmelerine» göre faiz hesabını da içeren ek rapor alınarak uygun sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı ile dava dışı şirket arasında imzalanan 31.10.2016 tarihli iki adet «taksitli ticari kredi» «yapılandırma protokolleri» ile bu tarihe kadar ki tüm kredilerin yeni bir «ödeme planına» bağlandığı ve yeni ödeme planı doğrultusunda borçluların iş bu krediye ait iki taksiti gecikmeli de olsa ödediği; dolayısıyla borç yapılandırması nedeniyle uygulamaya konulan kredilerinde fiilen aktif hale geldiği dikkate alındığından artık 31.10.2016 tarihinden öncesine ait kredilerin özlük şartlarının (faiz oranı, taksit tutarı ve ödemeleri ile sair unsurlarını) geçerli olmadığı, «temerrüt faizinin» de temerrüt tarihinden itibaren içtihatlara uygun ve bilimsel olarak hesaplandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Benzer bu karardaTalep, «ticari kredi sözleşmesi» «kefili» olan borçlu hakkında «ihtiyati haciz» kararı verilmesine ilişkin olup, İİK.'nun 45. maddesi hükmüne göre, bir borç için borçlu lehine «ipotek» tesisinin ancak ipotek borçlularına ipotek miktarınca başvurulmasına engel olacağı düzenlenmiş olup, bu husus kefillerin «kefalet» borcu için ayrıca ipotek «teminatı» verilmediği sürece kefillere başvurmaya engel oluşturmaz.
Bu durumda, mahkemece, dosya içinde mevcut «ipotek» resmi senedinde, «müşterek borçlu müteselsil kefil» gerçek kişinin borç ve «kefaletine» ilişkin olarak verilmiş bir ipotek «teminatı» bulunmadığı göz önüne alınarak, sonuca gidilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari kredi sözleşmesi · müşterek borçlu müteselsil kefil · müteselsil kefil · ipotek · ihtiyati haciz · haciz · teminat
Benzer bu karardaTalep, «ticari kredi sözleşmesi» «kefili» olan borçlu hakkında «ihtiyati haciz» kararı verilmesine ilişkin olup, İİK.'nun 45. maddesi hükmüne göre, bir borç için borçlu lehine «ipotek» tesisinin ancak ipotek borçlularına ipotek miktarınca başvurulmasına engel olacağı düzenlenmiş olup, bu husus kefillerin «kefalet» borcu için ayrıca ipotek «teminatı» verilmediği sürece kefillere başvurmaya engel oluşturmaz.
Bu durumda, mahkemece, dosya içinde mevcut «ipotek» resmi senedinde, «müşterek borçlu müteselsil kefil» gerçek kişinin borç ve «kefaletine» ilişkin olarak verilmiş bir ipotek «teminatı» bulunmadığı göz önüne alınarak, sonuca gidilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece iddia ve tüm dosya kapsamına göre; ...'ın borca karşılık «ipotek» verdiği gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/2906 E. , 2020/5383 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 13.03.2018 tarih ve 2017/1056 E- 2018/221 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nce verilen 13.02.2019 tarih ve 2018/809 E- 2019/159 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı ile dava dışı Sağıroğlu İnş. Oto. Ltd. Şti arasında akdedilen 25.06.2015 tarihli genel kredi sözleşmesi uyarınca kullandırılan kredilerin yeniden yapılandırılması için yapılan 31.10.2016 tarihli protokol gereği borcun ödenmemesi üzerine hesabın kat edilerek davalılar hakkında icra takibi başlatıldığını,başlatılan takibe haksız itiraz edildiğini belirterek itirazların iptali ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalılar cevap dilekçesi sunmamıştır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı ile dava dışı şirket arasında imzalanan 31.10.2016 tarihli iki adet taksitli ticari kredi yapılandırma protokolleri ile bu tarihe kadar ki tüm kredilerin yeni bir ödeme planına bağlandığı ve yeni ödeme planı doğrultusunda borçluların iş bu krediye ait iki taksiti gecikmeli de olsa ödediği; dolayısıyla borç yapılandırması nedeniyle uygulamaya konulan kredilerinde fiilen aktif hale geldiği dikkate alındığından artık 31.10.2016 tarihinden öncesine ait kredilerin özlük şartlarının (faiz oranı, taksit tutarı ve ödemeleri ile sair unsurlarını) geçerli olmadığı, temerrüt faizinin de temerrüt tarihinden itibaren içtihatlara uygun ve bilimsel olarak hesaplandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacı vekili, hükme karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge adliye mahkemesince, davacı banka ile dava dışı asıl borçlu şirket arasındaki 31.10.2016 tarihinde yapılan borç yapılandırması nedeniyle bu tarihe kadar olan tüm kredilerin protokollerle yeni bir ödeme planına bağlandığı, yeni ödeme planına göre bir kısım taksitlerin ödendiği, böylece borç yapılandırması nedeniyle uygulamaya konulan kredilerin fiilen aktif hale geldiği ve protokol öncesine ait kredi şartlarının geçerliliğinin ileri sürülemeyeceği, temerrüt fazi hesabının hesap kat tarihinden itibaren faiz genelgesine göre de hesaplandığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davalıların kefil olduğu genel kredi sözleşmeleri ile ilgili 31.10.2016 tarihinde iki ayrı dava dışı asıl borçlu şirket ile davacı banka arasında borç yapılandırma protokolü imzalanmıştır. Bu protokollerde kefillerin imzası bulunmamakta ise de, asıl borçluya tanınan ödeme kolaylıkları ve faiz indiriminden yararlandırılmaları gerekir. Ancak bahsi geçen protokollerin 7/2. maddesinde “borçluya tanınan ödeme kolaylığından taksitlerin zamanında yatırılmaması halinde protokolün geçersiz hale geleceği ve kendisine tanınan tüm imkanlardan geçmişe dönük olarak vazgeçileceği ”düzenlemeside nazara alınarak kefillerin kendi kefalet limitleri dahilinde asıl borçlunun temerrüdünden de sorumlu oldukları gözetilerek borç yapılandırma protokolüne göre değil kefillerinde imzasının bulunduğu genel kredi sözleşmelerine göre faiz hesabını da içeren ek rapor alınarak uygun sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, 25.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/630658800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz