Şirket, sermaye borcunun ifasındaki gecikmenin zararını ayrıca isteyebilir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2019/2340 E. 2020/561 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Şirket, ortağın sermaye koyma borcunu ifa etmemesi yanında ifadaki gecikme nedeniyle uğradığı zararın tazminini de ayrıca isteyebilir. Sermaye borcunu ödemeyen ortağın ortaklıktan çıkarılması ve payının gerçek değeri üzerinden devredilmesi, sermaye açığını kapatsa dahi, ifadaki gecikmenin geçmiş dönem bilanço zararına etkisini kendiliğinden ortadan kaldırmaz; bu etki araştırılmadan davanın reddi eksik incelemedir.
Ele alınan sorunlar
Ortaklıktan çıkarılan ve payı gerçek değerle devredilen ortağın, sermaye koyma borcunu ifa etmemekten doğan şirket zararından sorumluluğu → kabul
İddia: Davacı şirket, davalının sermaye borcunu ödememesi nedeniyle şirketin 2009-2010 yıllarında bilanço zararına uğradığını, davalının payı oranında bu zarardan sorumlu olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: 6762 sayılı TTK'nın 140/4. maddesi (6102 sayılı TTK md. 128/7) şirketin, her ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmesini isteyebileceği ve dava edebileceği gibi, yerine getirmede gecikme sebebiyle uğradığı zararın tazminini de isteyebileceği hükmünü haizdir. Şu hâlde şirket kural olarak, ortağının sermaye koyma borcunu ifa etmemesi yahut ifada gecikmesi nedeniyle uğradığı zararı talep ve dava edebilir. Somut olayda talep, sermaye borcunun ödenmemesinin şirketin 2009-2010 yıllarına ait bilanço zararına yol açtığı iddiasına dayanmakta olup, talebin ileri sürülüş biçimi ve şirket zararının niteliği gözetilerek, davalının sermaye koyma borcunu süresinde ifa etmemesinin bu bilanço zararına etkileri değerlendirilip hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. Askıdaki payların ıskata bağlı olarak üçüncü kişiye gerçek değeri üzerinden devredilmiş olmasından hareketle bilanço zararının bulunmadığı sonucuna varılması hatalı değerlendirme ve eksik incelemedir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Sermaye koyma borcunun ifasındaki gecikmeden doğan şirket zararının, payın gerçek değerle devrinden bağımsız olarak talep edilebileceği yönünde bağlayıcı Yargıtay içtihadı niteliğindedir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
sermaye koyma borcu↗ ıskat↗ ortaklıktan çıkarma↗ gecikme zararı↗ bilanço zararı↗ eksik inceleme↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6653 E. 2015/13476 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:el koyma
Benzer bu karardaYargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere ve davaya konu davalı eyleminin haksız el «koyma» niteliğinde bulunduğunun anlaşılmasına göre, davalı vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/13524 E. 2015/2938 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:el koyma · yargılama gideri · haciz
Benzer bu karardaMahkemece davalının şirketin alacağına ilişkin mahkeme ilamını takibe «koyma» yetkisi yok ise de, kendisinin yapmış olduğu «yargılama giderlerini» talep etme hakkının bulunduğu, bu nedenle haczin haksız olmadığı ve davacı ... hakkında doğrudan bir «haciz» uygulaması yapılmadığı gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen karar davacılar vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 13/05/2014 tarihli kararı ile bozulmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/1503 E. 2019/6354 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:maddi tazminat
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre asıl davanın kabulüne, birleşen davada 13.320 TL «maddi tazminat» ve 5.000 TL manevi tazminatın kabulüne dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizce asıl dava yönünden onanmış birleşen dava yönünden ise bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2019/2340 E. , 2020/561 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 12/10/2017 tarih ve 2015/303 E.- 2017/688 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 21/02/2019 tarih ve 2018/434 E.- 2019/234 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; davalının müvekkili şirkette kuruluşta %80 pay sahibi olarak ortak olduğunu, ihtarnameye rağmen sermaye borcunu ödememesi üzerine Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2010/317 Esas 2010/476 sayılı kararıyla kesinleşen ortaklar kurulu kararı ile TTK nun 529. maddesine göre ortaklıktan çıkartıldığını, verilen kararın 01.02.2011 tarihinde kesinleşerek ticaret sicilinde 05.01.2011 tarihi ve 7723 sayı ile tescil edildiğini, davalının ortaklıktan çıkarılma tarihine kadar sermaye borcunu ödemeyerek şirkete verdiği bilanço zararına ilişkin sorumluluğunun bulunduğunu, davalının sermaye borcunu ödemeyerek şirkete zarar verdiğini, şirketin 2009 yılında 169.852,24 TL ve 2010 yılında 129.425,47 TL olmak üzere toplam 299.277,71 TL zarar ettiğini, davalının şirketten çıkarılma tarihine kadar oluşan bu zarardan payı oranında sorumlu olduğunu, davalının hissesine düşen zararın 239.422,16 TL olduğunu, anılan zararın TTK'nın 407.
maddesi gereği temerrüt faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğini ileri sürerek 239.422,00 TL’nin ticari temerrüt faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; husumet ve zaman aşımı itirazında bulunarak müvekkilinin kardeşi tarafından diğer ortak Şevket Kahraman'a birçok ödeme yapıldığını, tazmini istenen zararın nasıl oluştuğu ve vakıanın hangi kanıtla kanıtlanacağının belirtilmediğini, şirket bilançolarının müvekkiline tebliğ edilmediğini, hisse devri ve ortaklıktan çıkarılmaya ilişkin alınan kararların usul ve yasaya uygun olmadığını, şirketin tek ortaklı olarak münfesih sayılması gerektiğini, şirketin zararının nasıl oluştuğunu bilmediğini, müvekkilinin ev kadını olduğunu, ortaklık ve ticari işlerle ilgili bilgi sahibi olmadığını, sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini talep istmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacı şirketin 305.277,00 TL zararda olduğu, davacının sermaye koyma borcunu yerine getirmediğinden davalının sermaye payının 1/4'ünü ödememiş olduğu konusundaki raporuna karşılık alınan ek bilirkişi raporunda davalının sermaye payının 320.000,00 TL olduğu, bunun 1/4'ünün tescil aşamasında ödendiğinin belirtilmesine karşın davalının sermaye payının tamamını ödemediği, çekilen ihtara rağmen temerrüte düştüğü, Ticaret Sicil Gazetesinde belirtilmesine rağmen 1/4'ü olan 80.000,00 TL’nin ödendiğine dair şirket kayıtlarında bir ibare olmadığı, şirketin
tam olarak faaliyete geçememesinden ötürü meydana gelen zararın davalının sermayesini koymamasından, şirketin sermayesinin ödenmemiş olmasından meydana geldiği, 305.277,00 TL zararın davalının payına isabet eden %80'nin 244.222,17 TL olduğu, davalının TTK'nın 529/2. maddesi uyarınca şirketten ayrılmasına rağmen zararın %80’inden sorumlu bulunduğu, 239.422,00 TL talep edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 239.422-TL’nin tahsiline karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; davalının 320.000,00 TL bedelli sermaye payı ödeme borcunu yerine getirmediği, bu sebeple şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verildiği ve payının da şirket tarafından ortak Şevket Kahraman"a satıldığı, ortak tarafından eTTK'nın 530/1 maddesi gereği gerçek değeri üzerinden devir alındığı, davalı payının 320.000,00 TL bedelle satıldığı, davalının sermayesi ödenmemiş payı 320.000,00 TL bedelle gerçek değerinden satın alındığına göre sermaye payında açığın bulunmadığı, davalının sorumluluğunun gerçek değer üzerinden yapılan satışla sona erdiği, ödenmemiş sermaye payından sorumluluğun devralan Şevket Kahraman"a ait olduğu, davalıdan sermaye koyma borcunun talep edilemeyeceği, şirket ortaklığından sermaye payı ödenmemesi yönünden çıkarma kararı verilerek payı gerçek değeri üzerinden satılan davalının sermaye koyma borcunun sona erdiği gözetilmeden davalıdan tahsile dair karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davalının sermaye koyma borcunu ifa etmemesi nedeniyle oluşan davacı şirket zararının tazmini istemine ilişkin olup İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiş, anılan karara karşı davalı tarafça yapılan istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesince verilen karar kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.
6762 sayılı TTK’nın 140/4. maddesi (6102 sayılı TTK md.128/7) şirketin, her ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmesini isteyebileceği ve dava edebileceği gibi, yerine getirmede gecikme sebebiyle uğradığı zararın tazminini de isteyebileceği hükmünü haizdir. Şu halde, şirket kural olarak, ortağının sermaye koyma borcunu ifa etmemesi yahut sermaye koyma borcunu ifada gecikmesi nedeniyle uğradığı zararı talep ve dava edebilecektir.
Somut olayda davalının koymayı taahhüt ettiği sermayenin davacı şirketin toplam sermayesine oranı %80 olup İlk Derece Mahkemesince yapılan bilirkişi incelemesi uyarınca, davacı şirketin 2009-2010 yıllarında şirketin atıl kalması ve ticari faaliyetinin bulunmaması nedeniyle bilançoya yansıdığı şekilde zarara uğradığı belirtilmiştir. Davacı taraf esasen, davalıya ait sermaye borcunun ödenmemesinin, davacı şirketin 2009-2010 yıllarına ait bilanço zararına yol açtığından bahisle işbu davayı ikame etmiş olup Bölge Adilye Mahkemesince, 20.07.2010 tarihinde vuku bulan ıskata bağlı olarak askıdaki payların 3. kişiye devri nedeniyle bilanço zararının bulunmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince verilen karar kaldırılarak davanın reddine karar verilmiş ise de;
talebin ileri sürülüş biçimi ve davacı şirket zararının niteliği gözetilerek, davacı şirketin 2009-2010 yıllarına ait dava konusu bilanço zararına, davalının sermaye koyma borcunu süresinde ifa etmemesinin etkileri değerlendirilip hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince, hatalı değerlendirme ve eksik incelemeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıdaki açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 20/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/587430600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz