Stopaj iadesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/4700 E. 2019/5973 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
çekincesiz kabul↗ ödeme taahhüdü↗ aldatma kastı↗ ifa imkansızlığı↗ ödeme planı↗ çekince (ihtirazi kayıt)↗ aldatma (hile)↗ ihtirazi kayıt↗ sözleşmenin iptali↗ icazet↗ ibraname↗ mutabakat↗ illiyet bağı↗ hile↗ sözleşmeden doğan dava↗ ibra↗ basiretli tacir↗ pay defteri↗ hisse devir sözleşmesi↗ ifa↗ taraf ehliyeti↗ istirdat↗ feragat↗ geçersizlik↗ taahhütname↗ tacir↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, davacının Tetaş şirketler grubunda yer alan bazı şirketlerdeki hisselerini 2011 yılında davalılara devrettiği, ödeme tablosunda hisse devir bedelinin toplam 5.926.219,00 TL olarak kararlaştırıldığı, stopaj adı altında 891.932,00 TL indirim yapılarak net bakiyenin 5.054.286,00 TL olarak belirlendiği, belirlenen bedel üzerinden ödeme planının kararlaştırıldığı ve bu plan çerçevesinde davalılarca toplam 5.054.286,00 TL tutarında ödemenin yapıldığı, hisse devirlerinin gerçekleştirildiği ve hisse devredilen şirketlerin yönetim kurullarınca bu devrin kabul edilerek şirket pay defterine geçirildiği hususlarında uyuşmazlık bulunmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın 891.932,00 TL tutarındaki kesintinin haksız olup olmadığına ilişkin olduğu, davacının vergi ödemesi yapılacağı şeklinde yansıtılarak iradesinin sakatlandığı yolunda dosya içeriğinde hiçbir delil bulunmadığı, hukuken yapılmaması gereken bir kesintinin yapıldığı ileri sürülmüşse de, ödeme taahhüdünde “stopaj” adı altında yapılan kesintinin stopaj vergisinin ödeneceği belirtilerek yapıldığı yolunda açık bir ifade olmadığı gibi aradan geçen 2 yıllık süreç içinde de davacının yapılan tüm ödemeleri çekincesiz kabul edip davalıları ibra ettiği, tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde tarafların irade birliği ile anlaştıkları meblağdan indirim yaparak ödenecek net tutarı bu şekilde belirledikleri sonucuna varıldığı, davacının basiretli bir tacir gibi davranıp yapılan devrin stopaj vergisine tabi olup olmadığını araştırarak gerekli işlemleri yapması gerekirken vergi ödeneceği iddiasıyla yanıltılmış olabileceği yönündeki iddianın yerinde olmadığı, davacının iadesini isteyebileceği haksız bir kesintinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, hisse devir sözleşmesi kapsamında stopaj adı altında yapılan kesintinin iadesi istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince yapılan kesintinin vergi kesintisi değil satış bedelindeki indirim olduğu, davalıların akdin düzenlenmesi esnasında davacının iradesini fesada uğratacak hileli davranışlarda bulunduklarına dair delil olmadığı, aradan geçen süre boyunca davacının sessiz kaldığı ve davalıları çekince belirtmeksizin ibra ettiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; anılan kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararı yerinde görülerek davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme ehliyeti, hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, ifa imkansızlığının bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum ve geçerlilik şeklinin arandığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır. 818 sayılı BK'nın 28. maddesine göre hile, diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren, gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder. Hile nedeniyle sözleşmenin geçersiz sayılabilmesi için kişide aldatma kastının bulunması gerekir. Buna göre kişinin ileri sürdüğü ya da açıklama zorunluluğu bulunduğu halde susmuş olduğu nitelikler, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etme veya sözleşme düşüncesini pekiştirme amacıyla ortaya konulmuş olmaktadır. Kişi bu eylem ve davranışlarda bulunmasaydı diğer tarafın bu sözleşmeyi yapmayacağı bilinç ve düşüncesinde olmalıdır. Aldatma kastında, kişiyi gerçek dışı eylem ve davranışlarda bulunmak suretiyle sözleşme yapmaya ikna etme düşüncesi vardır. Bir başka ifadeyle, sözleşmenin yapılması ile aldatma eylemi arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Hileye uğrayan kişinin iradesi sakatlandığından sözleşmeyi iptal etme hakkına sahip olacağı kabul edilir. Ancak tüm bunlarla birlikte 818 sayılı BK’nın 31. maddesinde iradesi hile ile fesada uğratılmış olan tarafın sözleşmeyi ifa etmeme hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir sene içinde bildirmesinin gerektiği aksi halde akde icazet verilmiş sayılacağı, buna rağmen 31/son. madde hükmüne göre hile ile haleldar olmuş bir sözleşmeye anılan şekilde verilen icazetin sözleşmeden doğan zararların tazmini hakkından feragat anlamına gelmeyeceği belirtilmiştir.
Somut olayda, tarafların altında imzalarının bulunduğu ödeme tablosu başlıklı belgede, hisse devir bedeli olarak anlaşılan meblağdan “stopaj” adı altında bir kesinti yapıldığı ve bu surette bulunan net bakiyenin ödemesinin planlanmış olduğu, uyuşmazlığın ise “stopaj” ibareli bu bedelin vergi olarak ödenmek üzere mi yoksa tarafların hisse devir bedelini tespit ederken karşılıklı mutabakatla vardıkları indirim bedeli olarak mı kesildiği noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Stopaj ibaresi, “kaynakta kesinti” anlamına gelmekte olup, kaynakta kesinti ise başka yere ödenmek üzere kesilen bedeldir. Şu halde mahkemece, ödeme planındaki “stopaj” ibareli kesintinin tarafların karşılıklı mutabakatıyla hisse devir bedelinde yaptıkları indirim olarak değil vergi olarak ödenmek üzere kesildiği, dosyaya sunulan ibranamelerin münferiden yapılan ödemelere ilişkin olduğu ve davalıların hisse devir bedelinin tamamından ibra edildikleri anlamına gelmediği, davacının aradan geçen süre boyunca sessiz kalarak ödemeleri ihtirazi kayıt koymaksızın kabul etmesinin 818 sayılı BK’nın 31/son maddesi gereğince davacının varsa uğramış olduğu zarar ve ziyan talebinden feragat ettiği anlamına gelmeyeceği kabul edilerek, taraflara stopaj adı altında kesilen bedele karşılık gelen vergi ödemesine dair varsa belgeleri sunmaları için imkan tanınması ve sonucuna göre bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine dair verilen İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden kararın davacı taraf yararına bozularak kaldırılması gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/18086 E. 2015/12817 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gecikme cezası · bilirkişi raporuna itiraz · sigorta poliçesi · yasal faiz · hasar · eksik inceleme · dahili dava
Benzer bu kararda2-Ancak, hükme esas alınan 04.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda, «sigorta poliçesi» kapsamında bulunan «hasara» ilişkin olarak 15-25.05.2007 tarihlerinde yapılan çalışmalar nedeniyle davacının talep edebileceği miktar, davacı tarafça talep edilen %25 oranındaki stopajın ödendiğine dair belge bulunmadığı, bu nedenle stopajın hasara «dahil» edilemeyeceği kabul edilerek belirlenmiş ise de davacı tarafça, davalı taraftan her zaman stopajlı tutarların talep edildiğinden, davalının da stopajlı tutarlara göre ödeme yaptığından bahisle «bilirkişi raporuna itiraz» edilmiş ve itiraz dilekçesi ekinde de yapılan stopaj ödemesine ilişkin belgeler sunulmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki poliçe kapsamında davalı tarafından yapılan ödemeler dışında davacının talep edebileceği bakiye zarar ve «gecikme cezası» toplamının 389.870,53 USD olduğu gerekçesiyle bu miktarın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bu durumda mahkemece, davacının hükme esas alınan bilirkişi raporuna yaptığı itiraz üzerinde durularak anılan döneme ilişkin olarak stopajın ödenip ödenmediğinin tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Öte yandan, işbu dava 07.04.2009 tarihinde açılmış olup davacı tarafça da bu tarihe kadar oluşan alacağın dava tarihinden itibaren «yasal faizi» ile birlikte tahsili talep edilmiş olmasına rağmen hükme esas tutulan 04.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda, dava tarihini aşacak biçimde 31.12.2009 tarihine kada …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/13820 E. 2011/17173 K.
Ortak:taahhütname
İncelediğiniz kararda… 219,00 TL olarak kararlaştırıldığı, stopaj adı altında 891.932,00 TL indirim yapılarak net bakiyenin 5.054.286,00 TL olarak belirlendiği, belirlenen bedel üzerinden «ödeme planının» kararlaştırıldığı ve bu plan çerçevesinde davalılarca toplam 5.054.286,00 TL tutarında ödemenin yapıldığı, hisse devirlerinin gerçekleştirildiği ve hisse devredilen şirketlerin yönetim kurullarınca bu devrin kabul edilerek şirket «pay defterine» geçirildiği hususlarında uyuşmazlık bulunmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın 891.932,00 TL tutarındaki kesintinin haksız olup olmadığına ilişkin olduğu, davacının vergi ödemesi yapılacağı şeklinde yansıtılarak iradesinin sakatlandığı yolunda dosya içeriğinde hiçbir delil bulunmadığı, hukuken yapılmaması gereken bir kesintinin yapıldığı ileri sürülmüşse de, «ödeme taahhüdünde» “stopaj” adı altında yapılan kesintinin stopaj vergisinin ödeneceği belirtilerek yapıldığı yolunda açık bir ifade olmadığı gibi aradan geçen 2 yıllık süreç içinde de davacının yapılan tüm ödemeleri «çekincesiz kabul» edip davalıları «ibra» ettiği, tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde tarafların irade birliği ile anlaştıkları meblağdan indirim yaparak ödenecek net tutarı bu şekilde belirledikleri sonucuna varıldığı, davacının basiretli bir «tacir» gibi davranıp yapılan devrin stopaj vergisine tabi olup olmadığını araştırarak gerekli işlemleri yapması gerekirken vergi ödeneceği iddiasıyla yanıltılmış olabilec …
Benzer bu kararda… ının 09.05.2007 tarihinde sistemden çıkmak istemesi üzerine gelir vergisi stopajını davacıya yaptığı tüm ödemeler üzerinden yaptığı, ilgili yasa ve davacıya verilen «taahhütnamenin» 6. maddesi uyarınca gelir vergisi stopajının ancak yatırılan paranın getirilerinden yapılabileceği gerekçesiyle davanın kabulü ile 51.224,13 TL'nin 15.05.2007 tari …
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/13994 E. 2017/1791 K.
Ortak:aldatma kastı · ifa imkansızlığı · sözleşmenin iptali · illiyet bağı · hile · pay defteri · hisse devir sözleşmesi · ifa
İncelediğiniz karardaTaraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme «ehliyeti», hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, «ifa imkansızlığının» bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum ve geçerlilik şeklinin arandığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır.
Ancak tüm bunlarla birlikte 818 sayılı BK’nın 31. maddesinde iradesi «hile» ile fesada uğratılmış olan tarafın sözleşmeyi «ifa» etmeme hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi «istirdat» etmeksizin bir sene içinde bildirmesinin gerektiği aksi halde akde «icazet» verilmiş sayılacağı, buna rağmen 31/«son». madde hükmüne göre hile ile haleldar olmuş bir sözleşmeye anılan şekilde verilen icazetin «sözleşmeden doğan» zararların tazmini hakkından «feragat» anlamına gelmeyeceği belirtilmiştir.
… 219,00 TL olarak kararlaştırıldığı, stopaj adı altında 891.932,00 TL indirim yapılarak net bakiyenin 5.054.286,00 TL olarak belirlendiği, belirlenen bedel üzerinden «ödeme planının» kararlaştırıldığı ve bu plan çerçevesinde davalılarca toplam 5.054.286,00 TL tutarında ödemenin yapıldığı, hisse devirlerinin gerçekleştirildiği ve hisse devredilen şirketlerin yönetim kurullarınca bu devrin kabul edilerek şirket «pay defterine» geçirildiği hususlarında uyuşmazlık bulunmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın 891.932,00 TL tutarındaki kesintinin haksız olup olmadığına ilişkin olduğu, davacının vergi ödemesi yapılacağı şeklinde yansıtılarak iradesinin sakatlandığı yolunda dosya içeriğinde hiçbir delil bulunmadığı, hukuken yapılmaması gereken bir kesintinin yapıldığı ileri sürülmüşse de, «ödeme taahhüdünde» “stopaj” adı altında yapılan kesintinin stopaj vergisinin ödeneceği belirtilerek yapıldığı yolunda açık bir ifade olmadığı gibi aradan geçen 2 yıllık süreç içinde de davacının yapılan tüm ödemeleri «çekincesiz kabul» edip davalıları «ibra» ettiği, tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde tarafların irade birliği ile anlaştıkları meblağdan indirim yaparak ödenecek net tutarı bu şekilde belirledikleri sonucuna varıldığı, davacının basiretli bir «tacir» gibi davranıp yapılan devrin stopaj vergisine tabi olup olmadığını araştırarak gerekli işlemleri yapması gerekirken vergi ödeneceği iddiasıyla yanıltılmış olabilec …
Benzer bu karardaGrubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kâr ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, «hisse devir sözleşmelerinde» bazı kişilerin ortaklık «pay defterinde» gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı Şirket yöneticisininde bulunduğu sanıklar hakkında ...
Taraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme «ehliyeti», hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, «ifa imkansızlığının» bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır. (Bkz.
Ahmet Kılıçoğlu Borçlar Genel Hukuku Genel Hükümler, 2. baskı, sayfa 50) 818 sayılı BK'nın 28. madddesine göre «hile», diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pay sahipliği · sermaye artırımı · hisse senedi · def'i · anonim şirket · ortaklık ilişkisi · haksız fiil · ek tasfiye
Benzer bu karardaİhtiyaç Maddeleri Pazarlama ve Ticaret A.Ş.'den almış olduğu 07/09/1999 tarihli «hisse senedi» ile bu şirketin ortağı olduğu, SPK raporlarında davalı şirketin şirket ortaklarına ilişkin ikincil kayıt tuttukları yönünde somut bir verinin bulunmadığı, davacının davalı Şirket'e ortak olduğunun bilirkişi kurulu raporu ile sübut bulduğu, davacının davalıların «haksız fiillerini» ispatlayamadığı, haksız fiilin ispatlandığı düşünülse bile «zamanaşımı» sürelerinin geçtiği, davacının şirket ortaklığını, hisse devralmak yoluyla kazandığı, 6762 Sayılı TTK'nın 405/2 maddesinin "«pay sahipleri» sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler; «tasfiye» payına mütaallik hakları mahfuzdur" şeklinde düzenlendiği, bu hüküm uyarınca sermaye şirketlerinde, sermaye olarak şirkete verilenin geri istenemeyeceği, davalı Şirket'in tasfiye halinde bulunmadığı, Türk Ticaret Kanunu'nun «anonim şirketler» ve pay sahiplerine ilişkin hükümleri karşısında davacının talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilirkişi raporunda açıkça, şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanılmadığı, «defterlerin» mevcut durumu nazara alındığında «pay sahipliği» durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği belirlendiğine göre, bu durumda taraflar arasında sahih bir «ortaklık ilişkisi» bulunmadığı anlaşıldığından bu aşamadan sonra davacının zararından davalıların «haksız fiil» hükümleri uyarınca sorumluluklarının bulunup bulunmadığı üzerinde durularak, haksız fiil, «hile» ve aldatma olgusunun tespiti yapılırken SPK, TBMM, MASAK raporları, davalı Şirket'in yöneticileri hakkındaki ceza dosyaları, bu dosyalardaki tanık beyanları da nazara alınarak, davalının hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi ve zaman aşımı «def»'inin de buna göre değerlendirilmesi suretiyle oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Ancak, mahkemece benimsenen bilirkişi raporunda, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanılmadığı, «defterlerin» mevcut durumu nazara alındığında «pay sahipliği» durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği, ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir «anonim şirket» arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olarak nitelendirilebileceği belirlenmiştir.
Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve davalı tarafından tahsil edilen paranın «istirdadına» ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/4700 E. , 2019/5973 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 10/10/2017 tarih ve 2017/133 E- 2017/671 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 04/07/2018 tarih ve 2018/179 E- 2018/657 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; taraflar arasında yapılan anlaşma uyarıca müvekkilinin 2011 yılında dava dilekçesinde belirtilen şirketlere ait hisselerini davalılara devrettiğini, davalıların da taahhütname ve ödeme tablosu düzenleyerek kendisine verdiklerini, devredilen hisselerin toplam bedeli 5.946.219,00 TL olarak kararlaştırılmasına rağmen davalıların hisse devir bedelinin stopoja dahil olduğunu ileri sürüp 891.932,00 TL tutarında stopaj kesintisi yaparak anılan miktarda eksik ödeme yaptıklarını, yapılan işlemde stopaj yöntemi ile vergi kesintisi yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, stopaj kesintisi mümkün olmadığı halde varmış gibi gösterilmek suretiyle 891.932,00 TL az ödeme yapıldığını, ihtarname keşide edilmesine rağmen sonuç alınamadığını ileri sürerek eksik ödenen 891.932,00 TL'nin 19.12.2014 temerrüt tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini istemiştir.Davalılar vekili;
müvekkillerinden ... ve ... aleyhine dava açılmış ise de adı geçenlerin davacıdan hisse devralmadıklarını belirterek anılan davalılar hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddinin gerektiğini, diğer davalılarla ilgili olarak ise taraflar arasında hisse devirlerinin çerçevesini oluşturacak şekilde taahhütname ve ödeme tablosu düzenlendiğini, buna uygun şekilde tüm hisse devir bedellerinin taksitler halinde davacıya tamamen ödendiğini, hisse devirlerinin de anılan şirketlerin yönetim kurullarınca kabul edilerek pay defterine işlendiğini, davacının yapılan ödemelere istinaden ibraname düzenlediğini, ödemeleri çekincesiz kabul ettiğini, savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, davacının Tetaş şirketler grubunda yer alan bazı şirketlerdeki hisselerini 2011 yılında davalılara devrettiği, ödeme tablosunda hisse devir bedelinin toplam 5.926.219,00 TL olarak kararlaştırıldığı, stopaj adı altında 891.932,00 TL indirim yapılarak net bakiyenin 5.054.286,00 TL olarak belirlendiği, belirlenen bedel üzerinden ödeme planının kararlaştırıldığı ve bu plan çerçevesinde davalılarca toplam 5.054.286,00 TL tutarında ödemenin yapıldığı, hisse devirlerinin gerçekleştirildiği ve hisse devredilen şirketlerin yönetim kurullarınca bu devrin kabul edilerek şirket pay defterine geçirildiği hususlarında uyuşmazlık bulunmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın 891.932,00 TL tutarındaki kesintinin haksız olup olmadığına ilişkin olduğu, davacının vergi ödemesi yapılacağı şeklinde yansıtılarak iradesinin sakatlandığı yolunda dosya içeriğinde hiçbir delil bulunmadığı, hukuken yapılmaması gereken bir kesintinin yapıldığı ileri sürülmüşse de, ödeme taahhüdünde “stopaj” adı altında yapılan kesintinin stopaj vergisinin ödeneceği belirtilerek yapıldığı yolunda açık bir ifade olmadığı gibi aradan geçen 2 yıllık süreç içinde de davacının yapılan tüm ödemeleri çekincesiz kabul edip davalıları ibra ettiği, tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde tarafların irade birliği ile anlaştıkları meblağdan indirim yaparak ödenecek net tutarı bu şekilde belirledikleri sonucuna varıldığı, davacının basiretli bir tacir gibi davranıp yapılan devrin stopaj vergisine tabi olup olmadığını araştırarak gerekli işlemleri yapması gerekirken vergi ödeneceği iddiasıyla yanıltılmış olabileceği yönündeki iddianın yerinde olmadığı, davacının iadesini isteyebileceği haksız bir kesintinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, hisse devir sözleşmesi kapsamında stopaj adı altında yapılan kesintinin iadesi istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince yapılan kesintinin vergi kesintisi değil satış bedelindeki indirim olduğu, davalıların akdin düzenlenmesi esnasında davacının iradesini fesada uğratacak hileli davranışlarda bulunduklarına dair delil olmadığı, aradan geçen süre boyunca davacının sessiz kaldığı ve davalıları çekince belirtmeksizin ibra ettiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; anılan kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararı yerinde görülerek davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme ehliyeti, hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, ifa imkansızlığının bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum ve geçerlilik şeklinin arandığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır. 818 sayılı BK'nın 28. maddesine göre hile, diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren, gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder. Hile nedeniyle sözleşmenin geçersiz sayılabilmesi için kişide aldatma kastının bulunması gerekir. Buna göre kişinin ileri sürdüğü ya da açıklama zorunluluğu bulunduğu halde susmuş olduğu nitelikler, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etme veya sözleşme düşüncesini pekiştirme amacıyla ortaya konulmuş olmaktadır.
Kişi bu eylem ve davranışlarda bulunmasaydı diğer tarafın bu sözleşmeyi yapmayacağı bilinç ve düşüncesinde olmalıdır. Aldatma kastında, kişiyi gerçek dışı eylem ve davranışlarda bulunmak suretiyle sözleşme yapmaya ikna etme düşüncesi vardır. Bir başka ifadeyle, sözleşmenin yapılması ile aldatma eylemi arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Hileye uğrayan kişinin iradesi sakatlandığından sözleşmeyi iptal etme hakkına sahip olacağı kabul edilir. Ancak tüm bunlarla birlikte 818 sayılı BK’nın 31. maddesinde iradesi hile ile fesada uğratılmış olan tarafın sözleşmeyi ifa etmeme hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir sene içinde bildirmesinin gerektiği aksi halde akde icazet verilmiş sayılacağı, buna rağmen 31/son.
madde hükmüne göre hile ile haleldar olmuş bir sözleşmeye anılan şekilde verilen icazetin sözleşmeden doğan zararların tazmini hakkından feragat anlamına gelmeyeceği belirtilmiştir.
Somut olayda, tarafların altında imzalarının bulunduğu ödeme tablosu başlıklı belgede, hisse devir bedeli olarak anlaşılan meblağdan “stopaj” adı altında bir kesinti yapıldığı ve bu surette bulunan net bakiyenin ödemesinin planlanmış olduğu, uyuşmazlığın ise “stopaj” ibareli bu bedelin vergi olarak ödenmek üzere mi yoksa tarafların hisse devir bedelini tespit ederken karşılıklı mutabakatla vardıkları indirim bedeli olarak mı kesildiği noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Stopaj ibaresi, “kaynakta kesinti” anlamına gelmekte olup, kaynakta kesinti ise başka yere ödenmek üzere kesilen bedeldir. Şu halde mahkemece, ödeme planındaki “stopaj” ibareli kesintinin tarafların karşılıklı mutabakatıyla hisse devir bedelinde yaptıkları indirim olarak değil vergi olarak ödenmek üzere kesildiği, dosyaya sunulan ibranamelerin münferiden yapılan ödemelere ilişkin olduğu ve davalıların hisse devir bedelinin tamamından ibra edildikleri anlamına gelmediği, davacının aradan geçen süre boyunca sessiz kalarak ödemeleri ihtirazi kayıt koymaksızın kabul etmesinin 818 sayılı BK’nın 31/son maddesi gereğince davacının varsa uğramış olduğu zarar ve ziyan talebinden feragat ettiği anlamına gelmeyeceği kabul edilerek, taraflara stopaj adı altında kesilen bedele karşılık gelen vergi ödemesine dair varsa belgeleri sunmaları için imkan tanınması ve sonucuna göre bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine dair verilen İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden kararın davacı taraf yararına bozularak kaldırılması gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 2018/179 E.; 2018/657 K. sayılı kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 30.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/543011200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz