Sigorta acentelik sözleşmesinin feshi | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/7082 E. 2013/9886 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
sigorta acentelik sözleşmesi↗ garanti sözleşmesi↗ sigorta acenteliği↗ şekil şartı↗ acentelik sözleşmesi↗ kefalet sözleşmesi↗ rücu hakkı↗ acente↗ acentelik↗ kefalet↗ rücu↗ garantörlük↗ def'i↗ uyuşmazlık konusu↗ kefil↗ taşıyan↗ teminat↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı acentenin davayı kabul ettiği, defter ve kayıtlara göre alacağın 93.179.19 TL olarak belirlendiği, diğer davalının garantör olarak sözleşmeyi imzaladığı, sorumluluğunun bulunduğu gerekçesiyle, 97.502.93 TL'nin davalı ... 93.179.19 TL'den sorumlu olmak üzere davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı ... vekili temyiz etmiştir.
Dava, sigorta acentelik sözleşmesinin feshinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir,
Davacı ile davalı ... arasında 28.02.2005 tarihli acentelik sözleşmesi imzalandığı, akdin devamı sırasında bu sözleşmeyle ilgili olarak davacının diğer davalıyla 28.09.2007 tarihli garanti sözleşmesini akdettiği, daha sonra davacının acentelik sözleşmesini feshettiği, bakiye alacağın tahsili amacıyla asıl borçlu ile garanti veren sıfatıyla diğer davalı aleyhine işbu davayı açtığı hususları uyuşmazlık konusu değildir. Dava, acentelik sözleşmesinin tarafı olan asıl borçlu tarafından kabul edilmiş, diğer davalı hakkında da yazılı gerekçelerle hüküm kurulmuştur. Ancak, taraflar arasında 'garanti sözleşmesi' adı altında imzalanan sözleşmenin hükümleri tartışılmamış, davalı ...'ın gerçekten garanti veren olup olmadığı, bu sıfatının bulunup bulunmadığı incelenmemiştir.
Garanti sözleşmesi, kefalet sözleşmesi gibi kişisel teminat sözleşmelerindendir. Esas amacı, sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilerce, alacaklıya kişisel güvence verilmesidir. Somut olaya uygulanması gereken mülga BK'nın 484. maddesinde düzenlenen kefalet sözleşmesinin geçerli olması için yazılı olması ve ayrıca da kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktarın gösterilmesi gerektiği halde, aynı Kanun'un 110. maddesinde yasal temelini bulunan garanti sözleşmesi için, belli bir şekil şartı öngörülmediği gibi verilen garantinin limite de bağlanması koşulu yoktur. Kefil, borçlunun alacaklıya karşı ileri sürebileceği def'ileri sürme hakkına sahipken, garanti verenin böyle bir hakkı bulunmamaktadır. Ayrıca, kefilin ödeme yaptıktan sonra asıl borçluya rücu hakkı mevcutken garanti verene bu yönde bir hak bahşedilmemiştir. Garanti sözleşmesi, asıl borçlu ile alacaklı arasında yapılan sözleşmeden bağımsız olup, kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerliliğine ve devamına bağlıdır. Sonuç olarak, garanti sözleşmesinde garanti verenin sorumluluğu, kefalet verenin sorumluluğundan daha ağır koşullara tabi tutulmuştur. Uygulamada ve doktrinde bir sözleşmenin kefalet sözleşmesi mi yoksa garanti sözleşmesi mi olduğu yönünde sorunlar çıkmış, sözleşmenin niteliğinin tespit ve yorumunda esas itibariyle teminat verenin iradesi esas alınmakla birlikte, HGK'nın 03.12.2008 tarih 2008/19-729 Esas- 2008/718 Karar sayılı ilamında etraflıca açıklandığı üzere, asli/fer'i yükümlülük, yararlanma, kişiye yönelik teminat verilmesi gibi bir takım kıstasların da dikkate alınacağı kabul edilmiştir.
Somut olay bakımından değerlendirme yapıldığında, davalı ... ile davacı arasında akdedilen ve 'Garanti Sözleşmesi' adını taşıyan sonraki sözleşmenin, asıl borçlu ile davacı arasında düzenlenen acentelik sözleşmesinin eki olarak olarak hazırlandığı ve bu sözleşmeyle bir bütün olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca, diğer davalı acentenin acentelik sözleşmesi uyarınca mükellef olduğu her türlü borç ve yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle davacı ... şirketinin doğmuş/doğacak tüm alacaklar ile bunların bilcümle fer'ilerinden sorumluluğu öngörmüştür. Öte yandan, davalı asıl borçlu acente ile diğer davalı ...'ın kardeş olduğu da dosya kapsamıyla sabit olup, garanti vermesinde şahsi bir menfaati de bulunmamaktadır.
Bu durum karşısında, davalı ... ile davacı arasında düzenlenen 28.09.2007 tarihli sözleşme her ne kadar 'Garanti Sözleşmesi' olarak adlandırılmış ise de anılan davalının gerçek iradesi, özel bir menfaatinin olmaması ve acentelik sözleşmesinin fer'isi olarak düzenlenmesi karşısında kefalet sözleşmesi niteliğinde olduğundan ve sorumluluk limiti de 250 YTL olarak belirlendiğinden bu duruma göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Sigorta acentelik sözleşmesinin feshi | Alacak | Alacak tahsili
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/5187 E. 2013/21419 K.
Ortak:sigorta acentelik sözleşmesi · garanti sözleşmesi · sigorta acenteliği · şekil şartı · acentelik sözleşmesi · kefalet sözleşmesi · rücu hakkı · acentelik
İncelediğiniz karardaDava, «sigorta acentelik sözleşmesinin» feshinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir, Davacı ile davalı ... arasında 28.02.2005 tarihli acentelik sözleşmesi imzalandığı, akdin devamı sırasında bu sözleşmeyle ilgili olarak davacının diğer davalıyla 28.09.2007 tarihli «garanti sözleşmesini» akdettiği, daha sonra davacının acentelik sözleşmesini feshettiği, bakiye alacağın tahsili amacıyla asıl borçlu ile garanti veren sıfatıyla diğer davalı aleyhine işbu davayı açtığı hususları «uyuşmazlık konusu» değildir.
Somut olaya uygulanması gereken mülga BK'nın 484. maddesinde düzenlenen «kefalet sözleşmesinin» geçerli olması için yazılı olması ve ayrıca da «kefilin» sorumlu olacağı belirli bir miktarın gösterilmesi gerektiği halde, aynı Kanun'un 110. maddesinde yasal temelini bulunan «garanti sözleşmesi» için, belli bir «şekil şartı» öngörülmediği gibi verilen garantinin limite de bağlanması koşulu yoktur.
… zenlenen 28.09.2007 tarihli sözleşme her ne kadar 'Garanti Sözleşmesi' olarak adlandırılmış ise de anılan davalının gerçek iradesi, özel bir menfaatinin olmaması ve «acentelik sözleşmesinin» fer'isi olarak düzenlenmesi karşısında «kefalet sözleşmesi» niteliğinde olduğundan ve sorumluluk limiti de 250 YTL olarak belirlendiğinden bu duruma göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğ …
Benzer bu kararda2- Aynı vekilinin diğer davalılara yönelik temyiz itirazlarına gelince;Dava, «sigorta acentelik sözleşmesinin» feshinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, davacı ile davalılardan şirket arasında 29.03.1995 tarihli acentelik sözleşmesi imzalandığı, akdin devamı sırasında bu sözleşmeyle ilgili olarak davacının diğer davalılarla 31.01.2007 tarihli «garanti sözleşmesini» akdettiği, acentelik sözleşmesinin 06.05.2009 tarihinde feshedildiği, bakiye alacağın tahsili amacıyla asıl borçlu ile garanti verenler sıfatıyla diğer davalılar aleyhine işbu davanın açıldığı hususları «uyuşmazlık konusu» değildir.Uyuşmazlık, anılan garanti sözleşmesinin geçerli olup olmadığı bu bağlamda davalı gerçek kişilerin sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmakta olup, mahkemece, anılan garanti sözleşmesi'nin geçerli olup olmadığı «denetime elverişli» bir şekilde tartışılmadan diğer bir deyişle davalı gerçek kişilerin gerçekten garanti veren olup olmadığı, bu sıfatlarının bulunup bulunmadığı incelenmeden yazılı …
Bu durumda mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, davalı gerçek kişilerle davacı arasında düzenlenen 31.01.2007 tarihli sözleşme her ne kadar '«garanti sözleşmesi»' olarak adlandırılmış ise de anılan davalıların gerçek iradesinin, «acentelik sözleşmesinin» fer'isi olarak düzenlenmesi karşısında «kefalet sözleşmesi» niteliğinde olduğu, ancak mülga BK'nın 484. maddesinde düzenlenen kefalet sözleşmesinin geçerli olması için de ayrıca «kefilin» sorumlu olacağı belirli bir miktarın gösterilmemesine bağlı olarak davalı gerçek kişiler yönünden davanın reddi yerine yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazı …
Somut olaya uygulanması gereken mülga BK'nın 484. maddesinde düzenlenen «kefalet sözleşmesinin» geçerli olması için yazılı olması ve ayrıca da «kefilin» sorumlu olacağı belirli bir miktarın gösterilmesi gerektiği halde, aynı Kanun'un 110. maddesinde yasal temelini bulunan «garanti sözleşmesi» için, belli bir «şekil şartı» öngörülmediği gibi verilen garantinin limite de bağlanması koşulu yoktur.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:sözleşme serbestisi · hukuki menfaat · tahsilde tekerrür · denetime elverişlilik · ticari defter · avans faizi · karar verilmesine yer olmadığına
Benzer bu karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacının «ticari defter» ve kayıtlarına göre davalı «acenteden» dava tarihi 30/06/2009 tarihi itibariyle 106,241,32 TL talep edilebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 106.241,32 TL alacağın «avans faizi» ile birlikte, davalı acenteden, tahsil edilmeyen Una Gıda Ltd Şti'yi ve Hür Gıda Ltd Şti nin 69.186,24 TL'lik kısmı yönünden «tahsilde tekerrür» oluşturmamak kaydıyla davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 54.671,75 TL yönünden davanın «hukuki menfaat» yokluğu ve İİK.'nun 45. maddesi dikkate alınarak reddine, 8.272,78 TL alacak yönünden tahsilatlar ile konusuz hale gelmesi nedeniyle esası hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
2- Aynı vekilinin diğer davalılara yönelik temyiz itirazlarına gelince;Dava, «sigorta acentelik sözleşmesinin» feshinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, davacı ile davalılardan şirket arasında 29.03.1995 tarihli acentelik sözleşmesi imzalandığı, akdin devamı sırasında bu sözleşmeyle ilgili olarak davacının diğer davalılarla 31.01.2007 tarihli «garanti sözleşmesini» akdettiği, acentelik sözleşmesinin 06.05.2009 tarihinde feshedildiği, bakiye alacağın tahsili amacıyla asıl borçlu ile garanti verenler sıfatıyla diğer davalılar aleyhine işbu davanın açıldığı hususları «uyuşmazlık konusu» değildir.Uyuşmazlık, anılan garanti sözleşmesinin geçerli olup olmadığı bu bağlamda davalı gerçek kişilerin sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmakta olup, mahkemece, anılan garanti sözleşmesi'nin geçerli olup olmadığı «denetime elverişli» bir şekilde tartışılmadan diğer bir deyişle davalı gerçek kişilerin gerçekten garanti veren olup olmadığı, bu sıfatlarının bulunup bulunmadığı incelenmeden yazılı …
Uygulamada ve doktrinde bir sözleşmenin «kefalet sözleşmesi» mi yoksa «garanti sözleşmesi» mi olduğu yönünde sorunlar çıkmış, sözleşmenin niteliğinin tespit ve yorumunda esas itibariyle «teminat» verenin iradesi esas alınmakla birlikte, HGK'nın 03.12.2008 tarih 2008/19-729 Esas- 2008/718 Karar sayılı ilamında etraflıca açıklandığı üzere, asli/fer'i yükümlülük, yararlanma, kişiye yönelik teminat verilmesi gibi bir takım kıstasların da dikkate alınacağı kabul edilmiştir.Yukarıda da açıkça vurgulandığı üzere kefaletten farklı olarak asıl borç ilişkisinden tamamen bağımsız nitelikteki garanti sözleşmesinde şekil serbestisi hakim olup garantinin sınırının önceden belirlenmesi zorunluluğu bulunmamaktadır.Ancak, «sözleşme serbestisi» sınırsız değildir.
Mülga BK.nun 19. ve 20. maddelerinde «sözleşme serbestisine» bir takım sınırlamalar getirilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/7304 E. 2013/10851 K.
Ortak:kefalet · kefil · teminat
İncelediğiniz karardaGaranti sözleşmesi, «kefalet sözleşmesi» gibi kişisel «teminat» sözleşmelerindendir.
Somut olaya uygulanması gereken mülga BK'nın 484. maddesinde düzenlenen «kefalet sözleşmesinin» geçerli olması için yazılı olması ve ayrıca da «kefilin» sorumlu olacağı belirli bir miktarın gösterilmesi gerektiği halde, aynı Kanun'un 110. maddesinde yasal temelini bulunan «garanti sözleşmesi» için, belli bir «şekil şartı» öngörülmediği gibi verilen garantinin limite de bağlanması koşulu yoktur.
Garanti sözleşmesi, asıl borçlu ile alacaklı arasında yapılan sözleşmeden bağımsız olup, «kefalet sözleşmesinde» «kefilin» sorumluluğu asıl borcun geçerliliğine ve devamına bağlıdır.
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre, borcun rehinle «teminat» altına alınmış olması nedeniyle borçlu ... yönünden reddine karar verilmiştir.
İhtiyati «haciz» talep eden banka ile ... arasında düzenlenen resmi senedin 2. maddesinde, «ipotek» verenin, «ipotek limiti» miktarınca borçtan müşterek müteselsil borçlu ve «müteselsil kefil» olarak sorumlu olduğunu kabul ettiği yazılı bulunmaktadır.
İpotek resmi senedindeki «kefalet» akdi BK'nın 484. maddesindeki koşulları taşıdığından geçerlidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ipotek limiti · müteselsil kefil · ipotek · ihtiyati haciz · haciz
Benzer bu karardaİhtiyati «haciz» talep eden banka ile ... arasında düzenlenen resmi senedin 2. maddesinde, «ipotek» verenin, «ipotek limiti» miktarınca borçtan müşterek müteselsil borçlu ve «müteselsil kefil» olarak sorumlu olduğunu kabul ettiği yazılı bulunmaktadır.
Kararı, «ihtiyati haciz» isteyen vekili temyiz etmiştir.
Bu nedenle karşı taraf konumunda bulunan ..., hem «ipotek» veren hem de «müteselsil kefil» sıfatıyla sorumludur.
Bu itibarla mahkemece «ihtiyati haciz» talebinin ... yönünden de kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/7304 E. 2013/10851 K.
Ortak:kefalet · kefil · teminat
İncelediğiniz karardaGaranti sözleşmesi, «kefalet sözleşmesi» gibi kişisel «teminat» sözleşmelerindendir.
Somut olaya uygulanması gereken mülga BK'nın 484. maddesinde düzenlenen «kefalet sözleşmesinin» geçerli olması için yazılı olması ve ayrıca da «kefilin» sorumlu olacağı belirli bir miktarın gösterilmesi gerektiği halde, aynı Kanun'un 110. maddesinde yasal temelini bulunan «garanti sözleşmesi» için, belli bir «şekil şartı» öngörülmediği gibi verilen garantinin limite de bağlanması koşulu yoktur.
Garanti sözleşmesi, asıl borçlu ile alacaklı arasında yapılan sözleşmeden bağımsız olup, «kefalet sözleşmesinde» «kefilin» sorumluluğu asıl borcun geçerliliğine ve devamına bağlıdır.
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre, borcun rehinle «teminat» altına alınmış olması nedeniyle borçlu ... yönünden reddine karar verilmiştir.
İhtiyati «haciz» talep eden banka ile ... arasında düzenlenen resmi senedin 2. maddesinde, «ipotek» verenin, «ipotek limiti» miktarınca borçtan müşterek müteselsil borçlu ve «müteselsil kefil» olarak sorumlu olduğunu kabul ettiği yazılı bulunmaktadır.
İpotek resmi senedindeki «kefalet» akdi BK'nın 484. maddesindeki koşulları taşıdığından geçerlidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ipotek limiti · müteselsil kefil · ipotek · ihtiyati haciz · haciz
Benzer bu karardaİhtiyati «haciz» talep eden banka ile ... arasında düzenlenen resmi senedin 2. maddesinde, «ipotek» verenin, «ipotek limiti» miktarınca borçtan müşterek müteselsil borçlu ve «müteselsil kefil» olarak sorumlu olduğunu kabul ettiği yazılı bulunmaktadır.
Kararı, «ihtiyati haciz» isteyen vekili temyiz etmiştir.
Bu nedenle karşı taraf konumunda bulunan ..., hem «ipotek» veren hem de «müteselsil kefil» sıfatıyla sorumludur.
Bu itibarla mahkemece «ihtiyati haciz» talebinin ... yönünden de kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2011/7082 E. , 2013/9886 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 46. Asliye Ticaret (...
1. Asliye Ticaret) Mahkemesi’nce verilen 08.06.2010 tarih ve 2009/543-2010/228 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 14.05.2013 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı asil ... ve vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı ... arasında acentelik sözleşmesi imzalandığını, diğer davalının sözleşmenin garantörü bulunduğunu, akdin 18.11.2009 tarihi itibariyle feshedildiğini, 97.502.93 TL alacağın ödenmediğini ileri sürerek, anılan meblağın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ..., davayı kabul etmiştir.
Diğer davalı, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı acentenin davayı kabul ettiği, defter ve kayıtlara göre alacağın 93.179.19 TL olarak belirlendiği, diğer davalının garantör olarak sözleşmeyi imzaladığı, sorumluluğunun bulunduğu gerekçesiyle, 97.502.93 TL'nin davalı ...
93. 179.19 TL'den sorumlu olmak üzere davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı ... vekili temyiz etmiştir.
Dava, sigorta acentelik sözleşmesinin feshinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir,
Davacı ile davalı ... arasında 28.02.2005 tarihli acentelik sözleşmesi imzalandığı, akdin devamı sırasında bu sözleşmeyle ilgili olarak davacının diğer davalıyla 28.09.2007 tarihli garanti sözleşmesini akdettiği, daha sonra davacının acentelik sözleşmesini feshettiği, bakiye alacağın tahsili amacıyla asıl borçlu ile garanti veren sıfatıyla diğer davalı aleyhine işbu davayı açtığı hususları uyuşmazlık konusu değildir. Dava, acentelik sözleşmesinin tarafı olan asıl borçlu tarafından kabul edilmiş, diğer davalı hakkında da yazılı gerekçelerle hüküm kurulmuştur. Ancak, taraflar arasında 'garanti sözleşmesi' adı altında imzalanan sözleşmenin hükümleri tartışılmamış, davalı ...'ın gerçekten garanti veren olup olmadığı, bu sıfatının bulunup bulunmadığı incelenmemiştir.
Garanti sözleşmesi, kefalet sözleşmesi gibi kişisel teminat sözleşmelerindendir. Esas amacı, sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilerce, alacaklıya kişisel güvence verilmesidir. Somut olaya uygulanması gereken mülga BK'nın 484. maddesinde düzenlenen kefalet sözleşmesinin geçerli olması için yazılı olması ve ayrıca da kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktarın gösterilmesi gerektiği halde, aynı Kanun'un 110. maddesinde yasal temelini bulunan garanti sözleşmesi için, belli bir şekil şartı öngörülmediği gibi verilen garantinin limite de bağlanması koşulu yoktur. Kefil, borçlunun alacaklıya karşı ileri sürebileceği def'ileri sürme hakkına sahipken, garanti verenin böyle bir hakkı bulunmamaktadır.
Ayrıca, kefilin ödeme yaptıktan sonra asıl borçluya rücu hakkı mevcutken garanti verene bu yönde bir hak bahşedilmemiştir. Garanti sözleşmesi, asıl borçlu ile alacaklı arasında yapılan sözleşmeden bağımsız olup, kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerliliğine ve devamına bağlıdır. Sonuç olarak, garanti sözleşmesinde garanti verenin sorumluluğu, kefalet verenin sorumluluğundan daha ağır koşullara tabi tutulmuştur. Uygulamada ve doktrinde bir sözleşmenin kefalet sözleşmesi mi yoksa garanti sözleşmesi mi olduğu yönünde sorunlar çıkmış, sözleşmenin niteliğinin tespit ve yorumunda esas itibariyle teminat verenin iradesi esas alınmakla birlikte, HGK'nın 03.12.2008 tarih 2008/19-729 Esas- 2008/718 Karar sayılı ilamında etraflıca açıklandığı üzere, asli/fer'i yükümlülük, yararlanma, kişiye yönelik teminat verilmesi gibi bir takım kıstasların da dikkate alınacağı kabul edilmiştir.
Somut olay bakımından değerlendirme yapıldığında, davalı ... ile davacı arasında akdedilen ve 'Garanti Sözleşmesi' adını taşıyan sonraki sözleşmenin, asıl borçlu ile davacı arasında düzenlenen acentelik sözleşmesinin eki olarak olarak hazırlandığı ve bu sözleşmeyle bir bütün olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca, diğer davalı acentenin acentelik sözleşmesi uyarınca mükellef olduğu her türlü borç ve yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle davacı ... şirketinin doğmuş/doğacak tüm alacaklar ile bunların bilcümle fer'ilerinden sorumluluğu öngörmüştür. Öte yandan, davalı asıl borçlu acente ile diğer davalı ...'ın kardeş olduğu da dosya kapsamıyla sabit olup, garanti vermesinde şahsi bir menfaati de bulunmamaktadır.
Bu durum karşısında, davalı ... ile davacı arasında düzenlenen 28.09.2007 tarihli sözleşme her ne kadar 'Garanti Sözleşmesi' olarak adlandırılmış ise de anılan davalının gerçek iradesi, özel bir menfaatinin olmaması ve acentelik sözleşmesinin fer'isi olarak düzenlenmesi karşısında kefalet sözleşmesi niteliğinde olduğundan ve sorumluluk limiti de 250 YTL olarak belirlendiğinden bu duruma göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın anılan davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı ...'a iadesine, 14.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/516072300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz