Ibraz süresi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2017/4128 E. 2019/3164 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ibraz süresi↗ hukuki dinlenilme hakkı↗ fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması↗ zamanaşımının kesilmesi↗ genel zamanaşımı↗ temel ilişki↗ adil yargılanma hakkı↗ sözlü yargılama↗ savunma hakkının kısıtlanması↗ tahkikat↗ yokluk↗ icra hukuk mahkemesi↗ menfi tespit davası↗ savunma hakkı↗ ön inceleme duruşması↗ kısıtlılık↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ ciro↗ tespit davası↗ ihtiyati tedbir↗ üçüncü kişi↗ hamil↗ sebepsiz zenginleşme↗ keşideci↗ ihtiyati haciz↗ alacak davası↗ ihbar↗ haciz↗ iflas↗ çek↗ menfi tespit↗ zamanaşımı↗ ibraz↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, zamanaşımı süresinin, 6762 sayılı TTK'nn 726. maddesini değiştiren 6273 sayılı Kanunun 7. maddesinin yürürlüğe girdiği 03.02.2012 tarihinden önce ibraz süresi dolan çeklerde altı ay, ibraz süresi bu tarihten sonra dolan çeklerde ise üç yıl olduğu, davaya konu çeklerde davacı ile davalı arasında temel ilişki bulunmadığından genel zamanaşımının uygulanma olanağının bulunmadığı, davaya konu çekler ciro edildiğinden çeki elinde bulunduran üçüncü kişinin keşideci- borçluya karşı Türk Ticaret Kanunu hükümleri doğrultusunda sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak alacak davası açabileceği, belirtilen bu durumda da hamilin keşideciye karşı sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak, çekin zamanaşımı süresi dolduktan sonra (1) yıl içinde talep ve dava hakkının bulunduğu, ayrıca icra mahkemesince takiplerin iptali sonrasında çekin tabi olduğu zamanaşımının kesileceği ve 6 aylık zamanaşımı süresinin yeniden işleyeceği, diğer yandan menfi tespit davası zamanaşımını kesen sebep ise de bu durumun menfi tespit davasının tarafları açısından geçerli olduğu gerekçesi ile davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiştir, bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 133. maddesine nazaran daha özel nitelikte bulunan TTK'nın 662. maddesinde “müruruzaman; dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesi sebepleriyle kesilir” hükmüne yer verildiği, anılan maddede dava açılması ile kastedilenin, kambiyo senetleri hukukuna ilişkin bir talep dolayısıyla yetkili mahkeme nezdinde, usulüne uygun bir davanın açılmış bulunması olduğu, çekin borçlusunun açtığı çekin iptal davasının zaman aşımını kesmeyeceği, keza ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir, önceki davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması vs. davalarının da zamanaşımını kesici nitelikte olmadığı, kanundaki dava tabirinden maksatın sadece eda davaları olduğu, bu nedenle borçlu tarafından açılan menfi tesbit davasının zamanaşımını kesici nitelikte olmadığı, somut olayda zamanaşımının kesilmesinin alacaklı lehine getirilen bir düzenleme olması ve menfi tespit davasının borçlu tarafından açılması nedeniyle zamanaşımını kesen bir dava olmadığı göz önüne alındığında menfi tespit davası ile zamanaşımının kesilmediği, eski TTK. 644. maddesine göre 1 yıllık sürenin de dolmuş olduğu, keza davaya konu çeklerle ilgili icra takip talebinde bulunulduğu en son zamanaşımını kesen işlemin Sakarya 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2007/7 E ve 2007/34 K sayılı ilamı ile 2007/3 E ve 2007/31 K sayılı ilamı ile takibin iptali kararı olduğu, bu kararın 12.07.2007 tarihinde kesinleştiği, bu tarihten itibaren dava tarihine kadar geçen sürede 6 aydan fazla bir sürenin geçmiş olduğu gerekçesi ile zamanaşımı nedeniyle asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, çek bedellerinin ödenmediği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Ancak, 6100 sayılı Yasa’nın 184. maddesine göre, hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir. Mahkeme tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder. Tahkikatın bittiğinin tefhiminden sonra, sözlü yargılama aşamasına geçileceği konusunda şüphe yoktur. Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.
Sözlü yargılama 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'unun 186. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, "Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir." hükmünü amirdir.
Bu maddede, taraflara davetiye çıkarılacağı belirtilmiş ise de, HMK'nın 184. maddesine uygun olarak, tarafların tamamının hazır olduğu yargılama sırasında, hâkim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verip, tarafların bütün tahkikat hakkındaki açıklamalarını dinleyip, tahkikatı gerektiren bir hususun kalmadığını belirledikten sonra, yüzlerine karşı tahkikatın bittiğini tefhim etmişse, sözlü yargılama hakkında da görüşlerini sorması gerekir.
Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, taraflardan bir kısmının hazır olmaması veya hazır olan taraflardan biri ya da tamamının, mahkemeden sözlü yargılama için duruşma günü tayin edilmesini istemeleri halinde, sözlü yargılama için HMK'nın 186. maddesine uygun olarak duruşma günü belirlenmesi ve bu durumun duruşmada olmayan taraflara meşruhatlı davetiye ile tebliğ edilmesi gerekir.
Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, tarafların tamamının hazır ve sözlü yargılama için yeni duruşma günü verilmesini istemediklerini beyan etmeleri halinde, bu husus duruşma tutanağına yazıldıktan sonra, sözlü yargılamaya geçilir, taraflara HMK'nın 186/2. maddesine göre son sözleri sorulur, son sözleri dinlendikten sonra, mahkeme hükmünü verir.
Somut uyuşmazlıkta, mahkemece, hükmün tefhim edildiği 13.03.2017 tarihli celsede, tahkikatın bittiği ve sözlü yargılamaya geçildiği bildirilmeden, taraflara son sözleri sorulmadan karar verilmiştir.
Yukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğundan, adil yargılanma hakkı ile hukuki dinlenilme hakkına aykırıdır. Mahkemece, bu hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının, şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/3337 E. 2019/4793 K.
Ortak:hukuki dinlenilme hakkı · adil yargılanma hakkı · sözlü yargılama · savunma hakkının kısıtlanması · tahkikat · yokluk · savunma hakkı · kısıtlılık
İncelediğiniz karardaYukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve «savunma hakkının kısıtlanması» niteliğinde olduğundan, «adil yargılanma hakkı» ile «hukuki dinlenilme hakkına» aykırıdır.
Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, «tahkikatın» bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.
Bu madde, "Mahkeme, «tahkikatın» bitiminden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder.
Benzer bu karardaYukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve «savunma hakkının kısıtlanması» niteliğinde olduğundan, «adil yargılanma hakkı» ile «hukuki dinlenilme hakkına» aykırıdır.
Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, «tahkikatın» bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.
Bu madde, "Mahkeme, «tahkikatın» bitiminden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ilamsız icra takibi · taşıma sözleşmesi
Benzer bu karardaDava, «taşıma sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan «ilamsız icra takibine» vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/10394 E. 2016/5178 K.
Ortak:hukuki dinlenilme hakkı · adil yargılanma hakkı · sözlü yargılama · savunma hakkının kısıtlanması · tahkikat · yokluk · savunma hakkı · kısıtlılık
İncelediğiniz karardaYukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve «savunma hakkının kısıtlanması» niteliğinde olduğundan, «adil yargılanma hakkı» ile «hukuki dinlenilme hakkına» aykırıdır.
Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, «tahkikatın» bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.
Bu madde, "Mahkeme, «tahkikatın» bitiminden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder.
Benzer bu karardaSomut uyuşmazlıkta mahkemece, 01.06.2015 tarihli celsede davalı vekilinin «mazereti» reddedildikten sonra «tahkikat» aşamasının bittiği tefhim edilmeden ve yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve «savunma hakkının kısıtlanması» niteliğinde olduğundan, «adil yargılanma hakkı» ile «hukuki dinlenilme hakkına» aykırıdır.
Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, «tahkikatın» bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.
Bu madde, "Mahkeme, «tahkikatın» bitiminden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zayi nedeniyle iptal · mazeret · çek iptali · zayi · kesin hüküm
Benzer bu karardaİcra Müdürlüğü’nün 2013/27934 sayılı takip dosyasıyla takibe konulduğu ve «zayii» olmadığının anlaşıldığı, «çek iptali» kararının maddi hukuk anlamında «kesin» hüküm teşkil etmeyeceği, bu durumda iptaline karar verilen çekin ortaya çıkmış olması sebebiyle iptal kararının iptalinin gerektiği gerekçesiyle dava konusu çekin «zayii nedeniyle iptaline» dair ......
Asliye Hukuk Mahkemesince «zayii nedeniyle iptaline» karar verildiği, ancak iptaline karar verilen çekin davacı tarafından İstanbul 18.
1- Dava, «zayii» nedeniyle verilen «çek iptali» kararının iptali istemine ilişkindir.
Somut uyuşmazlıkta mahkemece, 01.06.2015 tarihli celsede davalı vekilinin «mazereti» reddedildikten sonra «tahkikat» aşamasının bittiği tefhim edilmeden ve yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve «savunma hakkının kısıtlanması» niteliğinde olduğundan, «adil yargılanma hakkı» ile «hukuki dinlenilme hakkına» aykırıdır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/10013 E. 2016/747 K.
Ortak:hukuki dinlenilme hakkı · adil yargılanma hakkı · sözlü yargılama · savunma hakkının kısıtlanması · tahkikat · yokluk · savunma hakkı · kısıtlılık
İncelediğiniz karardaYukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve «savunma hakkının kısıtlanması» niteliğinde olduğundan, «adil yargılanma hakkı» ile «hukuki dinlenilme hakkına» aykırıdır.
Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, «tahkikatın» bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.
Bu madde, "Mahkeme, «tahkikatın» bitiminden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder.
Benzer bu karardaYukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve «savunma hakkının kısıtlanması» niteliğinde olduğundan, «adil yargılanma hakkı» ile «hukuki dinlenilme hakkına» aykırıdır.
Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, «tahkikatın» bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.
Bu madde, "Mahkeme, «tahkikatın» bitiminden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hakkaniyet · kâr kaybı
Benzer bu kararda… nın çeklerinin yazılmış olduğu ve bu sebeple zarara uğradığı, hala bazı çeklerinin yazıldığına ilişkin bilgilerin ... kayıtlarında gözüktüğü, davacının maddi-manevi «kaybı» olduğu gerekçesiyle, davacının maddi zararının 270.947 TL olarak hesaplandığı ve taleple bağlı kalınarak 5.000 TL olarak kabulüne; davanın mahiyeti ve «hakkaniyet» ilkesine göre 30.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/11454 E. 2016/3096 K.
Ortak:hukuki dinlenilme hakkı · adil yargılanma hakkı · sözlü yargılama · savunma hakkının kısıtlanması · tahkikat · yokluk · savunma hakkı · kısıtlılık
İncelediğiniz karardaYukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve «savunma hakkının kısıtlanması» niteliğinde olduğundan, «adil yargılanma hakkı» ile «hukuki dinlenilme hakkına» aykırıdır.
Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, «tahkikatın» bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.
Bu madde, "Mahkeme, «tahkikatın» bitiminden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder.
Benzer bu karardaYukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve «savunma hakkının kısıtlanması» niteliğinde olduğundan, «adil yargılanma hakkı» ile «hukuki dinlenilme hakkına» aykırıdır.
Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, «tahkikatın» bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.
Bu madde, "Mahkeme, «tahkikatın» bitiminden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:rücuen tahsil · acente · acentelik · taşıyıcı · teslim
Benzer bu kararda… oru ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin taşımayı üstlendiği ve taşımanın davalı tarafça gerçekleştiğini gösterir taşıma belgesinin sunulmadığını, davalının «taşıyıcı» olduğunun, ispatına yarar belgenin bulunmadığı, davalının taşıyıcının bağlantılı olduğu ve taşıma işi sonunda yükün varış yerindeki gümrük ve «teslim» işlemlerini yerine getiren bu yönde hizmet sağlayan «acentelik» faaliyeti gösteren firma olduğu, dolayısıyla «acente» konumundaki firmanın herhangi bir taşıma rolü ve faaliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
1-Dava, sigortalıya yapılan ödemenin «rücuen tahsili» istemine ilişkin olup mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/13766 E. 2018/4625 K.
Ortak:hukuki dinlenilme hakkı · adil yargılanma hakkı · sözlü yargılama · savunma hakkının kısıtlanması · tahkikat · yokluk · savunma hakkı · kısıtlılık
İncelediğiniz karardaYukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve «savunma hakkının kısıtlanması» niteliğinde olduğundan, «adil yargılanma hakkı» ile «hukuki dinlenilme hakkına» aykırıdır.
Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, «tahkikatın» bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.
Bu madde, "Mahkeme, «tahkikatın» bitiminden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder.
Benzer bu karardaYukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve «savunma hakkının kısıtlanması» niteliğinde olduğundan, «adil yargılanma hakkı» ile «hukuki dinlenilme hakkına» aykırıdır.
Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, «tahkikatın» bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.
Bu madde, "Mahkeme, «tahkikatın» bitiminden sonra, «sözlü yargılama» ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:münhasırlık · marka hakkına tecavüz · ihtar · yasal faiz · haksız rekabet
Benzer bu kararda… aporu ve tüm dosya kapsamına göre; davaya dayanak markanın tescilli sahibi dava dışı ...olup, dava açılmadan önce davacının bu markanın lisansını noterde düzenlenen «münhasır» sözleşme ile aldığı, sonrasında davalıya markayı kullanmaması hususunda noter aracılığı ile «ihtar» göndermesine rağmen, davalının gerek işyerinin tabelasında, gerekse birçok materyalinde ... ibaresini markasal olarak kullandığı, marka üzerinde davalı yanın öncey …
İbareli markayı davalının tabelasında ve materyallerinde kullanmak sureti ile tecavüzde ve «haksız rekabette» bulunduğunun tespiti ile men ve ref'ine, davalının ... ibaresi ile kullandığı materyal var ise toplatılarak imhasına, ... adlı sitede ... ibaresini içeren yayın var ise kaldırılmasına, takdiren 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacı verilmesine, fazla talebin reddine karar verilmiştir.
1- Dava, «marka hakkına tecavüz» ve «haksız rekabetin» tespiti meni refi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2017/4128 E. , 2019/3164 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Sakarya 5. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 13/03/2017 tarih ve 2016/55 E. - 2017/98 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce verilen 29/06/2017 tarih ve 2017/301-2017/340 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 16.04.2019 günü hazır bulunan asıl ve birleşen davada davacı asil ... ile asıl ve birleşen davada davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.
Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, asıl ve birleşen davalarda müvekkilinin davalı ...'dan muhtelif çekler sebebiyle alacaklı olduğunu, çeklerin icra takiplerine konu edildiği halde icra mahkemelerinin verdiği hatalı ve hukuka aykırı kararlar nedeniyle takiplerin iptal edildiğini ileri sürerek, çek bedellerinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Asıl ve birleşen davalarda davalı vekili mahkemeye sunmuş olduğu cevap dilekçesinde davanın haksız olduğunu öncelikle davanın süresinde açılmadığını zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, esas olarak ise ödeme ve ibraname adlı belgeye göre çek bedellerinin ödendiğini davacının lehtar ve sonraki cirantaların yetkilisi sıfatıyla çeki imzalayan kişinin kendisi ve kardeşi olması nedeniyle ödemeyi bilebilecek durumda olduğunu davacının yapmış olduğu takiplerin iptaline karar verildiğini kararın onanarak kesinleştiğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını savunmuştur.
Mahkemece, zamanaşımı süresinin, 6762 sayılı TTK'nn 726. maddesini değiştiren 6273 sayılı Kanunun 7. maddesinin yürürlüğe girdiği 03.02.2012 tarihinden önce ibraz süresi dolan çeklerde altı ay, ibraz süresi bu tarihten sonra dolan çeklerde ise üç yıl olduğu, davaya konu çeklerde davacı ile davalı arasında temel ilişki bulunmadığından genel zamanaşımının uygulanma olanağının bulunmadığı, davaya konu çekler ciro edildiğinden çeki elinde bulunduran üçüncü kişinin keşideci- borçluya karşı Türk Ticaret Kanunu hükümleri doğrultusunda sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak alacak davası açabileceği, belirtilen bu durumda da hamilin keşideciye karşı sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak, çekin zamanaşımı süresi dolduktan sonra (1) yıl içinde talep ve dava hakkının bulunduğu, ayrıca icra mahkemesince takiplerin iptali sonrasında çekin tabi olduğu zamanaşımının kesileceği ve 6 aylık zamanaşımı süresinin yeniden işleyeceği, diğer yandan menfi tespit davası zamanaşımını kesen sebep ise de bu durumun menfi tespit davasının tarafları açısından geçerli olduğu gerekçesi ile davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiştir, bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 133. maddesine nazaran daha özel nitelikte bulunan TTK'nın 662. maddesinde “müruruzaman; dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesi sebepleriyle kesilir” hükmüne yer verildiği, anılan maddede dava açılması ile kastedilenin, kambiyo senetleri hukukuna ilişkin bir talep dolayısıyla yetkili mahkeme nezdinde, usulüne uygun bir davanın açılmış bulunması olduğu, çekin borçlusunun açtığı çekin iptal davasının zaman aşımını kesmeyeceği, keza ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir, önceki davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması vs. davalarının da zamanaşımını kesici nitelikte olmadığı, kanundaki dava tabirinden maksatın sadece eda davaları olduğu, bu nedenle borçlu tarafından açılan menfi tesbit davasının zamanaşımını kesici nitelikte olmadığı, somut olayda zamanaşımının kesilmesinin alacaklı lehine getirilen bir düzenleme olması ve menfi tespit davasının borçlu tarafından açılması nedeniyle zamanaşımını kesen bir dava olmadığı göz önüne alındığında menfi tespit davası ile zamanaşımının kesilmediği, eski TTK.
644. maddesine göre 1 yıllık sürenin de dolmuş olduğu, keza davaya konu çeklerle ilgili icra takip talebinde bulunulduğu en son zamanaşımını kesen işlemin Sakarya 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2007/7 E ve 2007/34 K sayılı ilamı ile 2007/3 E ve 2007/31 K sayılı ilamı ile takibin iptali kararı olduğu, bu kararın 12.07.2007 tarihinde kesinleştiği, bu tarihten itibaren dava tarihine kadar geçen sürede 6 aydan fazla bir sürenin geçmiş olduğu gerekçesi ile zamanaşımı nedeniyle asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, çek bedellerinin ödenmediği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Ancak, 6100 sayılı Yasa’nın 184. maddesine göre, hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir. Mahkeme tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder. Tahkikatın bittiğinin tefhiminden sonra, sözlü yargılama aşamasına geçileceği konusunda şüphe yoktur. Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.
Sözlü yargılama 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'unun 186. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, "Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir." hükmünü amirdir.
Bu maddede, taraflara davetiye çıkarılacağı belirtilmiş ise de, HMK'nın 184. maddesine uygun olarak, tarafların tamamının hazır olduğu yargılama sırasında, hâkim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verip, tarafların bütün tahkikat hakkındaki açıklamalarını dinleyip, tahkikatı gerektiren bir hususun kalmadığını belirledikten sonra, yüzlerine karşı tahkikatın bittiğini tefhim etmişse, sözlü yargılama hakkında da görüşlerini sorması gerekir.
Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, taraflardan bir kısmının hazır olmaması veya hazır olan taraflardan biri ya da tamamının, mahkemeden sözlü yargılama için duruşma günü tayin edilmesini istemeleri halinde, sözlü yargılama için HMK'nın 186. maddesine uygun olarak duruşma günü belirlenmesi ve bu durumun duruşmada olmayan taraflara meşruhatlı davetiye ile tebliğ edilmesi gerekir.
Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, tarafların tamamının hazır ve sözlü yargılama için yeni duruşma günü verilmesini istemediklerini beyan etmeleri halinde, bu husus duruşma tutanağına yazıldıktan sonra, sözlü yargılamaya geçilir, taraflara HMK'nın 186/2. maddesine göre son sözleri sorulur, son sözleri dinlendikten sonra, mahkeme hükmünü verir.
Somut uyuşmazlıkta, mahkemece, hükmün tefhim edildiği 13.03.2017 tarihli celsede, tahkikatın bittiği ve sözlü yargılamaya geçildiği bildirilmeden, taraflara son sözleri sorulmadan karar verilmiştir.
Yukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğundan, adil yargılanma hakkı ile hukuki dinlenilme hakkına aykırıdır. Mahkemece, bu hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının, şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karar yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, (2) no'lu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının, İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 18/04/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Yargıtay'ın Bölge Adliye Mahkemelerince verilen kararlar bakımından bozma sebeplerini düzenleyen 6100 sayılı HMK'nın 371/1. maddesinin (ç) bendinde, "karara etki eden yargılama hatası veya eksikliklerin bulunması" hükmü yer almakta olup bu bent ile önceki bentlerde sayılan mutlak bozma nedenleri yanında, onlardan farklı olarak, nisbi bir bozma nedeni düzenlenmiştir. Nisbilik, saptanan yargılama hatası veya eksikliğinin karara etki eder nitelikte olmasından kaynaklanmaktadır. Benzer bir hüküm, 1086 sayılı HUMK'nın 5236 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki 428/son maddesinde daha açık bir biçimde yer almaktaydı. Şu halde, temyiz incelemesi sırasında saptanan yargılama hataları veya eksiklerinin varlığı halinde, hükmün bu hata veya eksikliklere bağlı olarak ve münhasıran bu sebeplere dayalı olarak bozulabilmesi için bunların karara etki eder nitelikte olup olmadığının evleviyetle tartışılıp değerlendirilmesi gerekir.
Her şeyden önce belirtmem gerekir ki, Daire çoğunluğunun sözlü yargılama için gün tayin edilip tebliğ olunmasından sarfınazar edilmiş olmasına ilişkin yargılamaya ilişkin usul hatasının,
hukuk davaları bakımından adil yargılanma hakkını düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1. maddesi ile hukuki dinlenilme hakkına ilişkin HMK'nın 27. maddesi bakımından, kararın salt bu nedenle bozulmasını gerektiren ağır bir ihlal olarak kabulü doğru olmamıştır. Mümeyyiz davacı vekili, temyiz dilekçesinde, kendisine, mahkemece söz konusu usuli imkanın sağlanmış olması halinde, verilmiş olan hükmü etkileyecek nitelikte bir savunma yapmak olanağından ne ölçüde yoksun kaldığına yönelik herhangi bir değerlendirmeye yer vermemiş, sadece son sözleri sorulmaksızın yargılamanın sona erdirildiğinden söz etmiştir. Bu durumda, var olan usuli eksiklik nedeniyle, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının ciddi biçimde ihlal edilmiş olduğundan söz edilemez.
Bu nedenlerle, Daire çoğunluğunun bozma gerekçesinde kabul olunduğu gibi, açıklanan yargılama hatasının, hiç değilse işbu dava bakımından, kamu düzeni ile ilişkilendirilmesinin doğru olmayacağını düşünmekteyim.
Bu çerçevede somut dava dosyası incelendiğinde, açıkça ortadadır ki, yerel ilk derece mahkemesince sözlü yargılama için duruşma günü belirlenip taraflara ve bu arada davacı yan vekiline tebliğ edilmemiş olması, 6100 sayılı HMK'nın 186. maddesindeki usul hükmünün ihlali ve bu nedenle de yargılama hatası yahut eksikliği niteliğindedir. İstinaf başvurusu üzerine dosyanın ele alındığı Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesince asıl ve birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine yönelik hükmün esasında bir yanlışlık bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesinin kararının gerekçesinde açıklanan yargılama hatası yahut eksiklik yönünden, bu hususta davacı yanca istinaf başvurusunda bulunulmuş olmasına karşın, herhangi bir inceleme ve tartışma yapılmamış ise de, söz konusu eksikliği, zımnen de olsa, karara etki eder nitelikte görmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, ilk derece mahkemesinde yapılan sözü geçen yargılama hatasının ve eksikliğinin, HMK'nın 353/1(b)-3. maddesi gözetilerek behemahal duruşma açılmak ve ilk derece mahkemesince yerine getirilmeyen sözlü yargılama faslı tamamlanmak suretiyle Bölge Adliye Mahkemesince gerçekleştirilen kanunyolu incelemesi sırasında giderilmesi mümkündür, HMK'nın 360. maddesi buna olanak sağladığı gibi aynı kanunun 357. maddesinin bu yönde engelleyici bir yasa maddesi olduğu düşünülemez.
Yargılama hataları yahut eksiklerine ilişkin istinaf başvurularının kabulü, hiç kuşkusuz bu eksiklerin ikmalini gerektirir ise de, behemahal, istinaf başvurusunda bulunanın lehine esastan karar verilmesini gerektirmez. Bu gibi durumlarda, Bölge Adliye Mahkemelerince eksiklik giderilip, hata düzeltilmeli ve fakat her halukarda yeniden esas hakkında hüküm kurulmalıdır. Temyize konu Bölge Adliye Mahkemesi kararı, istinaf başvurusunun esastan reddi yönündedir. Yani Bölge Adliye Mahkemesince, eksikliği başka türlü gidermek mümkün olmadığı için duruşma açılmak ve esastan yeni bir karar kurulmak yerine başvurunun esastan reddine karar verilmiş, bir taraftan ilk derece mahkemesince yapılan yargılama hatası giderilmediği gibi, bu eksiklik, Bölge Adliye Mahkemesinin kararı bakımından da bir yargılama hatası niteliğine dönüşmüştür.
Şu halde, temyiz incelemesi sırasında, HMK'nın 371/1-ç maddesi uyarınca, bizatihi Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sırasında ortaya çıkan bu eksiklik yahut hatanın temyiz konusu karara etkisinin incelenmesine geçilmelidir. Bölge Adliye Mahkemesince, sonuç itibariyle, kanunda öngörüldüğü üzere yeniden esas hakkında hüküm kurulması yerine istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Yargılama hatası, açıkça verilen karara ve bu kararın mahiyetine etki etmiş olup kararın bu gerekçeye dayalı olarak bozulması gerektiği kanısında olduğumdan, Daire çoğunluğunun bozma gerekçesine iştirak edemiyorum.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/506642600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz