Yönetim kurulu kararının butlanı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2017/495 E. 2019/56 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yönetim kurulu kararının butlanı↗ ttk 391↗ adli tıp kurumu raporu↗ organsızlık↗ fiil ehliyeti↗ yoklukla malul karar↗ delillerin toplanmaması↗ butlan↗ yokluk↗ kısıtlılık↗ genel kurul kararının iptali↗ taraf ehliyeti↗ hukuki yarar↗ geçersizlik↗ yönetim kurulu kararı↗ dava sebebi↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, iptali istenen yönetim kurulu kararının davalı şirketin genel kurulunun toplanmasına ilişkin olduğu, dolayısıyla şirketin genel kurulunun yapılması için alınan yönetim kurulu kararının TTK.nın 391. maddesinde sayılan hususlardan hiçbirine girmediği, diğer yandan genel kurulun toplanmasının tüm paydaşların yararına olduğu, şirketin genel kurulunun toplanmasına dair alınan yönetim kurulu kararının batıl kararlardan olmadığından iptalinin istenemeyeceği, 12.12.2013 tarihli genel kurul kararının iptali için açılan ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1208 Esas sayılı dosyasının eldeki dava açısından bekletici sorun yapılmasında hukuki yararın bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstinaf Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacının dava konusu yönetim kurulu kararlarının butlanla sakat olduğunu iddia ettiği ancak anılan kararların ne suretle haklarını ihlal ettiğini, TTK’nın 391. maddesinde sayılan hangi butlan sebebinin gerçekleştiğini açıklayamadığı, butlanı talep edilen yönetim kurulu kararlarının genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin olduğu, bu nedenle bu kararların davacı ortağın hak ve çıkarlarını doğrudan doğruya ihlal eden veya kısıtlayan kararlardan olmadığı, TTK’nın 391. maddesi uyarınca butlan halinden söz edilemeyeceği, davacının davalı şirketin murahhas üyesinin temyiz kudretini kaybettiğini, bu nedenle üyeliğinin düştüğünü, şirketin organsız kaldığını, buna rağmen 2 üyenin toplanarak karar almasının yok hükmünde olduğunu iddia ettiği, ancak, murahhas üye hakkında verilmiş bir hacir kararı bulunmadığı gibi, temyiz kudretinin kaybedildiğini gösterir her hangi bir sağlık kurulu ya da hekim raporu sunulmadığı, TTK’nın 390/1. maddesine göre, şirket yönetim kurulunun iki kişiyle toplanıp karar almasının mümkün olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
1-) Dava, yönetim kurulu kararlarının yoklukla malul olduğunun tespiti istemlerine ilişkin olup, Bölge Adliye Mahkemesince, yazılı gerekçelerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Ancak, muris ... hakkında düzenlenen 16.10.2012 tarihli, ‘Hasta Ekiprizinin hasta geçmişi ve teşhis bölümünde, adı geçenin alzheimer hastası olduğu belirtilmiştir. Davacı yanca da, murisin alzheimer hastalığına yakalandığı ve anılan hastalığın murisin fiil ehliyetini ortadan kaldırdığı, murisin hastalığı ile ilgili ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp Kurumu raporu istenildiği ve anılan raporun sonucunun beklenmesi talep edilmiştir. Gerçekten de, muris ...’nun fiil ehliyeti bulunmadığının tespiti, yönetim kurulu kararlarının geçerliliğini etkileyecektir. Bölge Adliye Mahkemesince, belirtilen tarihleri içeren bir kısıtlama kararı bulunmadığı, dosyada mevcut rapor ve reçetelerden de murisin fiil ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılamayacağı görüşü benimsenmişse de, yukarıda da açıklandığı üzere, kısıtlama kararı bulunmasa dahi, murisin tedavi gördüğü hastahaneden tedavi dosyası da getirtilmek ve ceza dosyasındaki Adli Tıp raporu beklenmek suretiyle yaptırılacak inceleme neticesinde, anılan hastalık nedeniyle yönetim kurulu karar tarihinde hak ve fiil ehliyetini kaybettiğinin tespiti, dava konusu yönetim kurulu kararlarının geçersizliği sonucunu da doğurabilecektir. Tüm bu nedenlerle, Davacı tarafça, murisin fiil ehliyetinin yokluğu hususunda ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp Kurumu incelemesi yapıldığı ve Adli Tıp Kurumu raporunun beklenmesi gerektiği ileri sürüldüğü halde, mahkemece bu husustaki davacı delilleri toplanmaksızın dosyada mevcut reçete ve raporların dikkate alınması suretiyle sonuca gidilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2-) Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/6022 E. 2022/2673 K.
Ortak:fiil ehliyeti · yoklukla malul karar · delillerin toplanmaması · butlan · yokluk · kısıtlılık · genel kurul kararının iptali · taraf ehliyeti · dava şartı
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince, belirtilen tarihleri içeren bir «kısıtlama» kararı bulunmadığı, dosyada mevcut rapor ve reçetelerden de murisin «fiil ehliyetinin» bulunmadığı sonucuna varılamayacağı görüşü benimsenmişse de, yukarıda da açıklandığı üzere, kısıtlama kararı bulunmasa dahi, murisin tedavi gördüğü hastahaneden tedavi dosyası da getirtilmek ve ceza dosyasındaki Adli Tıp raporu beklenmek suretiyle yaptırılacak inceleme neticesinde, anılan hastalık nedeniyle «yönetim kurulu» karar tarihinde hak ve fiil ehliyetini kaybettiğinin tespiti, dava konusu yönetim kurulu kararlarının «geçersizliği» sonucunu da doğurabilecektir.
Tüm bu nedenlerle, Davacı tarafça, murisin «fiil ehliyetinin» yokluğu hususunda ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp Kurumu incelemesi yapıldığı ve Adli Tıp Kurumu raporunun beklenmesi gerektiği ileri sürüldüğü halde, mahkemece bu husustaki davacı «delilleri toplanmaksızın» dosyada mevcut reçete ve raporların dikkate alınması suretiyle sonuca gidilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstinaf Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacının dava konusu «yönetim kurulu kararlarının butlanla» sakat olduğunu iddia ettiği ancak anılan kararların ne suretle haklarını ihlal ettiğini, TTK’nın 391. maddesinde sayılan hangi butlan «sebebinin» gerçekleştiğini açıklayamadığı, butlanı talep edilen yönetim kurulu kararlarının genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin olduğu, bu nedenle bu kararların davacı ortağın hak ve çıkarlarını doğrudan doğruya ihlal eden veya «kısıtlayan» kararlardan olmadığı, TTK’nın 391. maddesi uyarınca butlan halinden söz edilemeyeceği, davacının davalı şirketin murahhas üyesinin temyiz kudretini kaybettiğini, bu nedenle üyeliğinin düştüğünü, şirketin «organsız» kaldığını, buna rağmen 2 üyenin toplanarak karar almasının yok hükmünde olduğunu iddia ettiği, ancak, murahhas üye hakkında verilmiş bir hacir kararı bulunmadığı g …
Benzer bu kararda1-Dava, «yönetim kurulu» başkanının «fiil ehliyetinin» olmaması nedeniyle alınan yönetim kurulu kararlarının «yoklukla malul» olduğunun tespiti talebine ilişkindir.
… düzenlenen 16.10.2012 tarihli Hasta Ekiprizinin hasta geçmişi ve teşhis bölümünde, adı geçenin alzheimer hastası olduğunun belirtildiği, gerçekten de, muris ...’nun «fiil ehliyetinin» bulunmadığının tespitinin, «yönetim kurulu» kararlarının geçerliliğini etkileyeceği, «kısıtlama» kararı bulunmasa dahi, murisin tedavi gördüğü hastahaneden tedavi dosyası da getirtilmek ve ceza dosyasındaki Adli Tıp raporu beklenmek suretiyle yaptırılacak inceleme neticesinde, anılan hastalık nedeniyle yönetim kurulu karar tarihinde fiil ehliyetini kaybettiğinin «tespiti, dava» konusu yönetim kurulu kararlarının «geçersizliği» sonucunu da doğurabileceği hususları göz önüne alındığında, davacı tarafça, murisin fiil ehliyetinin yokluğu hususunda ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp Kurumu incelemesi yapıldığı ve Adli Tıp Kurumu raporunun beklenmesi gerektiği ileri sürüldüğü halde, mahkemece bu husustaki davacı «delilleri toplanmaksızın» dosyada mevcut reçete ve raporların dikkate alınması suretiyle sonuca gidilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Yönetim kurulu kararının «yoklukla malul» olduğunun «tespiti davası» ile «genel kurul kararının iptali» davaları birbirinden bağımsız görülen davalar olmakla birlikte, «yönetim kurulu» kararının yoklukla malul olduğunun tespitine ilişkin verilecek karar, genel kurul kararının «iptali davası» ile doğrudan ilişkili ve sonucu etkiler nitelikte olup 6100 sayılı HMK'nın 114. maddenin h bendine göre davacının bu davayı açmakta «hukuki yararı» bulunmaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yönetim kurulu kararının iptali · hukuki menfaat · bekletici mesele · direnme kararı · tespit davası · iptal davası
Benzer bu karardaMahkemece davanın reddine karar verilmiş, Dairemizce kararın bozulması üzerine bozma ilamına uyulmayarak, «yönetim kurulu kararının iptaline» karar verilemeyeceği, TTK'nın 391. maddesinde hükmolunan «butlan» hallerinin de gerçekleşmediği, halihazırda yönetim kurulu kararıyla alınan şirketin genel kurulunun toplanması kararının tüm paydaşların yararına olduğu, davacının «genel kurul kararının iptali» hakkında açtığı davanın «bekletici mesele» yapılmasını talep ettiği, ancak bu davanın beklenmesinde «hukuki menfaat» bulunmadığı, bu nedenle şirketin genel kurulunun toplanmasına dair alınan yönetim kurulu kararının TTK'nın 391.maddesi gereğince batıl kararlardan olmadığı, iptalinin istenemeyeceği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiş ve davanın reddine karar verilmiş, Hukuk Genel Kurulu'nun 11.02.2021 tarihli 2020/11-55 esas ve 2021/67 karar sayılı ilamıyla, mahkemece ilk kararda davacının «hukuki yararının» yokluğunun belirtilmediği, ancak «direnme» kararında ilk karardan tamamen farklı bir gerekçeye dayanılarak direnme kararının verildiği, bu nedenle mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın …
Yönetim kurulu kararının «yoklukla malul» olduğunun «tespiti davası» ile «genel kurul kararının iptali» davaları birbirinden bağımsız görülen davalar olmakla birlikte, «yönetim kurulu» kararının yoklukla malul olduğunun tespitine ilişkin verilecek karar, genel kurul kararının «iptali davası» ile doğrudan ilişkili ve sonucu etkiler nitelikte olup 6100 sayılı HMK'nın 114. maddenin h bendine göre davacının bu davayı açmakta «hukuki yararı» bulunmaktadır.
… düzenlenen 16.10.2012 tarihli Hasta Ekiprizinin hasta geçmişi ve teşhis bölümünde, adı geçenin alzheimer hastası olduğunun belirtildiği, gerçekten de, muris ...’nun «fiil ehliyetinin» bulunmadığının tespitinin, «yönetim kurulu» kararlarının geçerliliğini etkileyeceği, «kısıtlama» kararı bulunmasa dahi, murisin tedavi gördüğü hastahaneden tedavi dosyası da getirtilmek ve ceza dosyasındaki Adli Tıp raporu beklenmek suretiyle yaptırılacak inceleme neticesinde, anılan hastalık nedeniyle yönetim kurulu karar tarihinde fiil ehliyetini kaybettiğinin «tespiti, dava» konusu yönetim kurulu kararlarının «geçersizliği» sonucunu da doğurabileceği hususları göz önüne alındığında, davacı tarafça, murisin fiil ehliyetinin yokluğu hususunda ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp Kurumu incelemesi yapıldığı ve Adli Tıp Kurumu raporunun beklenmesi gerektiği ileri sürüldüğü halde, mahkemece bu husustaki davacı «delilleri toplanmaksızın» dosyada mevcut reçete ve raporların dikkate alınması suretiyle sonuca gidilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/1886 E. 2020/939 K.
Ortak:butlan · dava şartı
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstinaf Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacının dava konusu «yönetim kurulu kararlarının butlanla» sakat olduğunu iddia ettiği ancak anılan kararların ne suretle haklarını ihlal ettiğini, TTK’nın 391. maddesinde sayılan hangi butlan «sebebinin» gerçekleştiğini açıklayamadığı, butlanı talep edilen yönetim kurulu kararlarının genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin olduğu, bu nedenle bu kararların davacı ortağın hak ve çıkarlarını doğrudan doğruya ihlal eden veya «kısıtlayan» kararlardan olmadığı, TTK’nın 391. maddesi uyarınca butlan halinden söz edilemeyeceği, davacının davalı şirketin murahhas üyesinin temyiz kudretini kaybettiğini, bu nedenle üyeliğinin düştüğünü, şirketin «organsız» kaldığını, buna rağmen 2 üyenin toplanarak karar almasının yok hükmünde olduğunu iddia ettiği, ancak, murahhas üye hakkında verilmiş bir hacir kararı bulunmadığı g …
Benzer bu karardaMahkemece yapılan yargılamada iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre iptali talep edilen genel kurul kararlarından «sermaye artırımına» ilişkin 11 nolu kararının tescil ve «ilan» edilmediği gerekçesiyle «butlanına», 12 ve 13 no'lu kararlar bakımından iptal koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle 12. ve 13. maddelerinin iptali taleplerinin reddine, birleşen davada ise davacı ...'ün davalı şirkette pay sahibi olmadığı gerekçesiyle «aktif husumeti» bulunmadığından birleşen davanın «aktif husumet yokluğundan» reddine dair verilen karar esas davada davacılar vekilinin temyizi üzerine Dairemizce bozulmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:aktif husumet yokluğu · sermaye artırımı · aktif husumet · husumet yokluğu · ilan · husumet
Benzer bu karardaMahkemece yapılan yargılamada iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre iptali talep edilen genel kurul kararlarından «sermaye artırımına» ilişkin 11 nolu kararının tescil ve «ilan» edilmediği gerekçesiyle «butlanına», 12 ve 13 no'lu kararlar bakımından iptal koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle 12. ve 13. maddelerinin iptali taleplerinin reddine, birleşen davada ise davacı ...'ün davalı şirkette pay sahibi olmadığı gerekçesiyle «aktif husumeti» bulunmadığından birleşen davanın «aktif husumet yokluğundan» reddine dair verilen karar esas davada davacılar vekilinin temyizi üzerine Dairemizce bozulmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/12216 E. 2010/3433 K.
Ortak:butlan
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstinaf Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacının dava konusu «yönetim kurulu kararlarının butlanla» sakat olduğunu iddia ettiği ancak anılan kararların ne suretle haklarını ihlal ettiğini, TTK’nın 391. maddesinde sayılan hangi butlan «sebebinin» gerçekleştiğini açıklayamadığı, butlanı talep edilen yönetim kurulu kararlarının genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin olduğu, bu nedenle bu kararların davacı ortağın hak ve çıkarlarını doğrudan doğruya ihlal eden veya «kısıtlayan» kararlardan olmadığı, TTK’nın 391. maddesi uyarınca butlan halinden söz edilemeyeceği, davacının davalı şirketin murahhas üyesinin temyiz kudretini kaybettiğini, bu nedenle üyeliğinin düştüğünü, şirketin «organsız» kaldığını, buna rağmen 2 üyenin toplanarak karar almasının yok hükmünde olduğunu iddia ettiği, ancak, murahhas üye hakkında verilmiş bir hacir kararı bulunmadığı g …
Benzer bu karardaDava, davalı şirketin «butlanının» tespiti istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:yargılama gideri
Benzer bu karardaAncak, davacının yaptığı «yargılama giderinin» eksik hesaplanarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiş ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2017/495 E. , 2019/56 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada ...
1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 21/09/2016 tarih ve 2016/308 E. - 2016/901 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair ... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nce verilen 29/11/2016 tarih ve 2016/11-2016/11 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, şirket ana sözleşmesinde yönetim kurulunun üç kişiden oluşacağının belirlendiğini, şirketin kurucusu ve hakim hissedarının(%99,5 hissedar) müteveffa ... olduğunu, 17.06.2011 tarihli genel kurul kararıyla ..., ... ve ...’ndan oluşan üç kişilik yönetim kurulunun oluştuğunu, yönetim kurulunun başkanı ve şirketi temsil ve ilzama tek yetkilisi olan müteveffa ...’nun genel kurul tarihi öncesinde “demans” hastalığına yakalandığını, ilerleyen zamanda ve görev süresince hastalığının artarak devam ettiğini ve 30.03.2014 tarihinde de vefat ettiğini, söz konusu hastalığından dolayı temyiz kudretini kaybetmiş olan ...’nun yönetim kurulu üyeliğinin kendiliğinden sona erdiğini, dolayısıyla iki kişi kalan yönetim kurulundan dolayı davalı şirketin organsız kaldığını, 17.06.2011 tarihinden itibaren hukuken ve fiilen iki kişi kalan yönetim kurulunun işlemlerinin sürdürdüğünü, davalı şirketin yönetimini ve tüm ticari işlemlerini sahte imza ve belgelere dayalı olarak yapıldığını, hatta noterde düzenlenmiş geniş yetkili vekaletnameyle temyiz kudretini kaybetmiş olan üye adına tam yetkili vekil olarak işlemler yapılarak kendileri lehine kişisel çıkar sağladıklarını, şirketi borçlu hale getirdiklerini, dolayısıyla anılan dönemdeki tüm yönetim kurulu kararlarının yoklukla malul olduğunu ileri sürerek, 12.12.2013 ve 10.04.2014 tarihli genel kurulların toplanmasına ilişkin yönetim kurulu kararlarının, ...’na tek başına ve sonradan ...
ile ...’ye temsil ve ilzam yetkisi veren yönetim kurulu kararlarının, 17.06.2011 tarihli genel kurul sonrasından dava tarihine kadar olan tüm yönetim kurulu kararlarının yokluklarının tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı ortağın 17.06.2011 tarihli genel kurula velisi ile 10.04.2014 tarihinde yapılan genel kurullara asil olarak iştirak ettiğini ve olumlu oy vererek yönetim kurullarını ibra ettiğini, dolayısıyla söz konusu yönetim kurulu kararının yıllar sonra batıl olduğunu iddia etmenin iyi niyetle bağdaşmadığını, davacının iddialarının dava ve davalı tüzel kişilikle ilgisinin bulunmadığını, kaldı ki ...’nun fiil ehliyetini kaybettiğini gösteren tıbbi bir raporun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, iptali istenen yönetim kurulu kararının davalı şirketin genel kurulunun toplanmasına ilişkin olduğu, dolayısıyla şirketin genel kurulunun yapılması için alınan yönetim kurulu kararının TTK.nın 391. maddesinde sayılan hususlardan hiçbirine girmediği, diğer yandan genel kurulun toplanmasının tüm paydaşların yararına olduğu, şirketin genel kurulunun toplanmasına dair alınan yönetim kurulu kararının batıl kararlardan olmadığından iptalinin istenemeyeceği, 12.12.2013 tarihli genel kurul kararının iptali için açılan ...
2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1208 Esas sayılı dosyasının eldeki dava açısından bekletici sorun yapılmasında hukuki yararın bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstinaf Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacının dava konusu yönetim kurulu kararlarının butlanla sakat olduğunu iddia ettiği ancak anılan kararların ne suretle haklarını ihlal ettiğini, TTK’nın 391. maddesinde sayılan hangi butlan sebebinin gerçekleştiğini açıklayamadığı, butlanı talep edilen yönetim kurulu kararlarının genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin olduğu, bu nedenle bu kararların davacı ortağın hak ve çıkarlarını doğrudan doğruya ihlal eden veya kısıtlayan kararlardan olmadığı, TTK’nın 391. maddesi uyarınca butlan halinden söz edilemeyeceği, davacının davalı şirketin murahhas üyesinin temyiz kudretini kaybettiğini, bu nedenle üyeliğinin düştüğünü, şirketin organsız kaldığını, buna rağmen 2 üyenin toplanarak karar almasının yok hükmünde olduğunu iddia ettiği, ancak, murahhas üye hakkında verilmiş bir hacir kararı bulunmadığı gibi, temyiz kudretinin kaybedildiğini gösterir her hangi bir sağlık kurulu ya da hekim raporu sunulmadığı, TTK’nın 390/1.
maddesine göre, şirket yönetim kurulunun iki kişiyle toplanıp karar almasının mümkün olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
1-) Dava, yönetim kurulu kararlarının yoklukla malul olduğunun tespiti istemlerine ilişkin olup, Bölge Adliye Mahkemesince, yazılı gerekçelerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Ancak, muris ... hakkında düzenlenen 16.10.2012 tarihli, ‘Hasta Ekiprizinin hasta geçmişi ve teşhis bölümünde, adı geçenin alzheimer hastası olduğu belirtilmiştir. Davacı yanca da, murisin alzheimer hastalığına yakalandığı ve anılan hastalığın murisin fiil ehliyetini ortadan kaldırdığı, murisin hastalığı ile ilgili ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp Kurumu raporu istenildiği ve anılan raporun sonucunun beklenmesi talep edilmiştir. Gerçekten de, muris ...’nun fiil ehliyeti bulunmadığının tespiti, yönetim kurulu kararlarının geçerliliğini etkileyecektir.
Bölge Adliye Mahkemesince, belirtilen tarihleri içeren bir kısıtlama kararı bulunmadığı, dosyada mevcut rapor ve reçetelerden de murisin fiil ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılamayacağı görüşü benimsenmişse de, yukarıda da açıklandığı üzere, kısıtlama kararı bulunmasa dahi, murisin tedavi gördüğü hastahaneden tedavi dosyası da getirtilmek ve ceza dosyasındaki Adli Tıp raporu beklenmek suretiyle yaptırılacak inceleme neticesinde, anılan hastalık nedeniyle yönetim kurulu karar tarihinde hak ve fiil ehliyetini kaybettiğinin tespiti, dava konusu yönetim kurulu kararlarının geçersizliği sonucunu da doğurabilecektir. Tüm bu nedenlerle, Davacı tarafça, murisin fiil ehliyetinin yokluğu hususunda ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp Kurumu incelemesi yapıldığı ve Adli Tıp Kurumu raporunun beklenmesi gerektiği ileri sürüldüğü halde, mahkemece bu husustaki davacı delilleri toplanmaksızın dosyada mevcut reçete ve raporların dikkate alınması suretiyle sonuca gidilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2-) Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile, İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 07/01/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/485366900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz