Kar Payı Alacağı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/4007 E. 2013/3861 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kâr dağıtımı↗ kâr payı↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, asıl dava ve birleşen davanın reddine dair karar Dairemizin 05/02/2010 tarih ve 2008/4676 Esas 2010/1315 Karar sayılı ilamı ile, asıl dava yönünden onandığı, birleşen dava yönünden ise bozulduğu, Mahkemece, bozma ilamına uyularak iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davacının 1998 yılı karından kurucu hisse sahibi olması nedeni ile talep ettiği kâr payının davacı ve diğer kurucu hisse sahiplerine dağıtılması halinde şirketin aşırı şekilde dış kaynak kullanmak zorunda kalacağı, şirketin borçlanacağı, kâr dağıtılmayıp kârın ihtiyatlara ayrılmasının şirket açısından ekonomik gereklilik oluşturduğu gerekçesiyle asıl dava yönünden hüküm kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, birleşen dava yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/2754 E. 2015/10922 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ön inceleme duruşması · şirket zararı · tüzel kişilik · taraf ehliyeti · usulden reddi · haksız rekabet
Benzer bu karardaMahkemece, davacıların iddiası doğru kabul edilirse «haksız rekabete» ve davacı «şirketlerin zararına» davalının kurucu ortağı bulunduğu, «tüzel kişiliği» ve açılacak herhangi bir davada taraf «ehliyeti» olan dava dışı şirketlerin neden olduğu, davanın dava dışı şirketler aleyhine açılması gerektiği, dava şartının mevcut olup olmadığının davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden araştırılacağı, tarafların ön «inceleme duruşmasına» davet edilmesine gerek görülmediği, davacıların davalı gerçek kişi aleyhine dava açmakta hukuki yararları bulunmadığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» dair verilen karar davacılar vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 23.09.2014 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/4007 E. , 2013/3861 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...
1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 24.01.2012 tarih ve 2010/399-2012/17 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, davalı şirketin ana sözleşmesinin 12. ve 36. maddelerine istinaden kuruluşunda kurucu ortaklarına dağıtılabilir karlardan %10’nu vermek üzere 2000 adet kurucu hissesi çıkardığını, kendisinin de 10 adet kurucu hisse sahibi olduğunu, davalının 1998 yılı içinde sahibi bulunduğu gayrimenkulü satarak safi 4.705.490.000.000 TL kâr sağladığını, şirket ana sözleşmesinin 36.maddesinin 2. bendinin (b) fıkrası uyarınca kurucu hisse senetlerine verilmesi gereken kâr payını ayırmadan kârın tamamının 20.11.1998 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında aldığı karar ile sermayesine ilave etmek suretiyle dolaylı olarak sermaye sahibi ortaklara dağıttığını, oysa kârdan önce kurucu hisse payını ayırıp, kalanını sermaye sahibi ortaklara dağıtması veya fevkalede ihtiyatlara alması gerektiğini, davalı şirketin 1991 yılı sonuna kadar kurucu hisseler payının dağıtıldığını, 1991 yılından 1997 yılına kadar 7 yıl süre ile kârını ihtiyatlara aldığını, sonra ihtiyatların sermayesine ilave suretiyle dolaylı olarak ortaklara dağıtıldığını, kuruculara hiç kârdan pay verilmediğini, kurucu pay sahiplerinin alacaklı üçüncü kişi olduklarından genel kurul kararına da ihtiyaç bulunmadığını ileri sürerek,davalı şirketin 1998 yılında şirket bilançosu aktifinde bulunan gayrimenkul satışından doğan kârdan sahibi bulunduğu 10 adet kurucu hisse senedine ödenmesi gereken 2.352.475.000 TL kâr payı ve işleyecek faizin reeskont faizi ile davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İşbu dava dosyası ile birleşen ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 1999/661-2002/45 sayılı dava dosyasında ise, davalı şirketin 1998 kârından hissesine düşen 2.797.956.250 TL kâr payı ve işleyen faizinin faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, 20.11.1998 tarihli genel kurulun iptali için açılan davanın derdest olduğunu, kâr dağıtımına genel kurulun karar vermesi gerektiğini, esasen şirketin 1972 yılında kurulmuş olup aradan 26 yıl geçtiğini, kurucu paylara süresiz kâr payı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kuruculara ilk kuruluş esas sermayesi ile sınırlı olarak kâr payının verilebileceğini, davacının müvekkili şirketin 1972 tarihinden 1998 yılına kadar görevli ve sorumlu murakıbı ve mali konularda baş danışmanı olduğunu, şirketin 1997 yılı genel kuruluna katılıp olumlu oy verdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, asıl dava ve birleşen davanın reddine dair karar Dairemizin 05/02/2010 tarih ve 2008/4676 Esas 2010/1315 Karar sayılı ilamı ile, asıl dava yönünden onandığı, birleşen dava yönünden ise bozulduğu, Mahkemece, bozma ilamına uyularak iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davacının 1998 yılı karından kurucu hisse sahibi olması nedeni ile talep ettiği kâr payının davacı ve diğer kurucu hisse sahiplerine dağıtılması halinde şirketin aşırı şekilde dış kaynak kullanmak zorunda kalacağı, şirketin borçlanacağı, kâr dağıtılmayıp kârın ihtiyatlara ayrılmasının şirket açısından ekonomik gereklilik oluşturduğu gerekçesiyle asıl dava yönünden hüküm kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, birleşen dava yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 27,45 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 04.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/448499900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz