Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2016/13448 E. 2018/5013 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
üçüncü kişi yararına sözleşme↗ adi yazılı sözleşme↗ borcun ifası↗ limited şirket hisse devri↗ hisse devri sözleşmesi↗ rücuan tazminat↗ sahtelik↗ kesin delil↗ şirket müdürü↗ sözleşmeden doğan dava↗ hisse devri↗ üçüncü kişi↗ ifa↗ tbk 99↗ limited şirket↗ yetki↗ geçersizlik↗ yetkisizlik kararı↗ kesin hüküm↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, dava dışı ... ile davalılar arasında davacı şirketin devri hususunda 07.12.2013 tarihli şirket devir sözleşmesi imzalandığı, daha sonra da davacı şirketin müdürü ... ile davalılar arasında davacı şirketin devri hususunda ... 1. Noterliğinin 16/12/2013 tarihli ve 07765 yevmiye nolu düzenleme şeklinde limited şirket hisse devri sözleşmesinin imzalandığı, noterde imzalanan sözleşmeye göre; davalıların davacı limited şirketteki tüm hisselerini bütün aktif ve pasifleriyle, hukuki ve mali yükümlülükleriyle birlikte devrettiği, her ne kadar dava dışı ... ile davalılar arasında imzalanan 07/12/2013 tarihli
şirket devir sözleşmesi imzalanmışsa da HMK'nın 204/1. maddesi karşısında 07/12/2013 tarihli şirket devir sözleşmesinin hükmünü yitirdiği, Turhal 1. Noterliğinin 16/12/2013 tarihli ve 07765 yevmiye nolu düzenleme şeklinde limited şirket hisse devri sözleşmesinin sahteliğinin iddia ve ispat edilemediği, ... 1. Noterliğinin 16/12/2013 tarihli ve 07765 yevmiye nolu düzenleme şeklinde limited şirket hisse devri sözleşmesinin davalılar lehine kesin delil olduğu, bu nedenle davacı şirketin davalılardan rücuan tazminat isteminde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı şirketin paylarının devri hususunda yapılan 07.12.2013 tarihli sözleşmeye dayalı alacak istemine ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta iddianın ileri sürülüş biçimi ve taraflar arasındaki sözleşmenin üçüncü kişi yararına sözleşme olduğu hususları dikkate alındığında, davacının taleplerinin 6098 sayılı TBK'nın 129. (818 sayılı BK.'nın 111.) maddesine dayandığı anlaşılmaktadır. Bir sözleşmede ifanın taraflarca üçüncü kişiye yapılmasının kararlaştırılmasına, üçüncü kişi yararına sözleşme denir. Üçüncü kişi yararına sözleşmeler de eksik üçüncü kişi yararına sözleşme ve tam üçüncü kişi yararına sözleşme olmak üzere ikiye ayrılır. Eksik üçüncü kişi yararına sözleşmede üçüncü kişi sadece vaat eden tarafından teklif edilen ifayı kabul yetkisine sahip olup, buna karşılık ondan borcun ifasını isteme hakkına sahip değildir. Bu tür sözleşmelerden yalnız vaat ettiren lehine alacak hakkı doğar. Borcun üçüncü kişiye ifasını talep hakkı da vaat ettirene aittir. Tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerde ise üçüncü kişi, vaat edilen edimin ifasını talep yetkisine sahiptir. Tam üçüncü kişi yararına sözleşmeden doğan borç da üçüncü kişiye ifa edilir. Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa bu yetkinin vaat ettirene de tanınması gerekir. Ancak bu halde vaat ettiren ile üçüncü kişi, vaat edene karşı müteselsil alacaklı sıfatına sahip olmazlar. Zira burada üçüncü kişi veya vaat ettiren, borcun içlerinden birine değil, sadece üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilirler. Dolayısıyla gerek eksik gerekse tam üçüncü kişi yararına sözleşme olsun, borcun ancak üçüncü kişiye ifası istenebilir. Bununla birlikte tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerde borçlu, üçüncü kişiye hiç veya gereği gibi ifada bulunmazsa, vaat ettiren bu yüzden uğradığı zararın tazmin edilmesini, üçüncü kişiden bağımsız olarak veya onun yanında talep edebilir (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel, 18. Baskı, s:1150). Üçüncü kişiler yararına yapılan sözleşmelerin eksik ya da tam olup olmadığının tespitinde, sözleşmede bu yönde açık bir hüküm ya da anlatımın olması, bu yönde bir açıklık olmaması halinde ise sözleşme hükümlerinin amaçsal yorum ile değerlendirilmesi gerekmektedir.
Somut olayda mahkemece daha sonra 16.12.2013 tarihinde noterde yapılan devir sözleşmesinin önceki tarihli sözleşmeyi geçersiz hale getirdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak dava dışı ... ile davalılar arasında yapılan 07.12.2013 tarihli sözleşme üçüncü kişi yararına sözleşme niteliğinde olup, daha sonra noterde yapılan sözleşme nedeniyle geçersiz hale gelmez. Bu nedenle dava dışı ... ile davalılar arasında yapılan 07.12.2013 tarihli adi yazılı sözleşmenin yukarıda belirtilen ilkeler ışığında tam üçüncü kişi yararına mı yoksa eksik üçüncü kişi yararına mı sözleşme olduğu değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/8658 E. 2016/3866 K.
Ortak:üçüncü kişi yararına sözleşme · borcun ifası · sözleşmeden doğan dava · üçüncü kişi · ifa · yetki · yetkisizlik kararı · Alacak
İncelediğiniz karardaEksik «üçüncü kişi yararına sözleşmede» üçüncü kişi sadece vaat eden tarafından teklif edilen ifayı kabul «yetkisine» sahip olup, buna karşılık ondan «borcun ifasını» isteme hakkına sahip değildir.
Tam «üçüncü kişi yararına sözleşmeden doğan» borç da üçüncü kişiye «ifa» edilir.
Tam «üçüncü kişi yararına sözleşmelerde» ise üçüncü kişi, vaat edilen edimin ifasını talep «yetkisine» sahiptir.
Benzer bu karardaEksik «üçüncü kişi yararına sözleşmede» üçüncü kişi sadece vaat eden tarafından teklif edilen ifayı kabul «yetkisine» sahip olup, buna karşılık ondan «borcun ifasını» isteme hakkına sahip değildir.
Tam «üçüncü kişi yararına sözleşmeden doğan» borç da üçüncü kişiye «ifa» edilir.
Tam «üçüncü kişi yararına sözleşmelerde» ise üçüncü kişi, vaat edilen edimin ifasını talep «yetkisine» sahiptir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:şirket zararı · protokol · ortaklık ilişkisi · eksik inceleme
Benzer bu karardaAsıl dava, hisse devir bedelinin tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda asıl davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar Dairemizce onanmış ise de; davanın dayanağı olan 19.10.2006 tarihli «protokolün» 3 ncü maddesi “ devir alan F..
Şti.'nin ortağı bulunan davacının, «ortaklık ilişkisi» dolayısıyla uğradığı bu türden bir zararın tazmin edilmesini kendi adına talep etmesi, şirketler hukukunun yukarıda açıklanan ilkeleri ile de bağdaşmaz.
Diğer bir deyişle somut uyuşmazlıkta davacının, dava konusu sözleşmenin tam «üçüncü kişi yararına sözleşme» olduğunu, bu sözleşme dolayısıyla ortağı bulunduğu «şirketin zarara» uğradığını ileri sürerek, ortaklık payları oranında ve kendi adına, vaad eden davalıdan tazminat talebinde bulunabilmeleri de mümkün değildir.
… e, asıl davadaki uyuşmazlığın yukarıda anılan ilkeler ve esaslar çerçevesinde ele alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi «eksik incelemeye» dayalı olup, kararının bu nedenle bozulması gerekirken, Dairemizce onandığı anlaşılmış ve davalı vekilinin asıl davaya ilişen karar düzeltme isteğinin kabulü ile D …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/2595 E. 2016/962 K.
Ortak:üçüncü kişi yararına sözleşme · borcun ifası · sözleşmeden doğan dava · hisse devri · üçüncü kişi · ifa · yetki · yetkisizlik kararı
İncelediğiniz karardaEksik «üçüncü kişi yararına sözleşmede» üçüncü kişi sadece vaat eden tarafından teklif edilen ifayı kabul «yetkisine» sahip olup, buna karşılık ondan «borcun ifasını» isteme hakkına sahip değildir.
Tam «üçüncü kişi yararına sözleşmeden doğan» borç da üçüncü kişiye «ifa» edilir.
Tam «üçüncü kişi yararına sözleşmelerde» ise üçüncü kişi, vaat edilen edimin ifasını talep «yetkisine» sahiptir.
Benzer bu karardaEksik «üçüncü kişi yararına sözleşmede» üçüncü kişi sadece vaat eden tarafından teklif edilen ifayı kabul «yetkisine» sahip olup, buna karşılık ondan «borcun ifasını» isteme hakkına sahip değildir.
Tam «üçüncü kişi yararına sözleşmeden doğan» borç da üçüncü kişiye «ifa» edilir.
Tam «üçüncü kişi yararına sözleşmelerde» ise üçüncü kişi, vaat edilen edimin ifasını talep «yetkisine» sahiptir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:doğrudan zarar · kar payı · kâr kaybı · kâr dağıtımı · ortaklık ilişkisi · feragat · kâr payı · havale
Benzer bu kararda1- Dava, «maddi tazminat» ile birlikte kâr «kaybı» nedeniyle uğradıkları zarar karşılığı tazminatın davalılardan tahsili istemine ilişkin olup, davacılar vekilince sunulan 14.04.2014 «havale» tarihli dilekçede ve 26.06.2014 tarihli oturumdaki beyanlarında, gerçek kişi davalılar hakkındaki davalarından ve diğer tüm taleplerinden «feragat» ettikleri, sadece davalı Özlem Tarım Ürünleri A.Ş. hakkında, sözleşmeye aykırı ve yüksek fiyatla mal temin etmek suretiyle, müvekkillerinin ortağı bulunduğu ....'nin maliyetini yükselterek, müvekkillerinin «kar payının» azalmasına neden olması dolayısıyla uğradıkları (25.617) TL. zararın, anılan davalıdan tazminine ilişkin davalarını devam ettirdikleri bildirilmiştir.
Zira bu türden bir tazminat önce ....'ye ödenmeli, şirket bünyesinde değerlendirildikten sonra geriye bir «kar payı» kalırsa, o da gerekli karar mekanizmalarından geçerek ortaklara «dağıtılmalıdır».
… arihli oturumunda, ....'deki 123.019,62 TL. zarardan, davacıların paylarına isabet eden 25.617 TL.'nin davalı ....'den tahsilini istediklerinin, diğer taleplerinden «feragat» edildiğinin bildirildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 6.717 TL.'nin davacı ..., 6.720 TL.'nin davacı ... ..., 6.090'ar TL.'nin davacılar ... ve....'a ait olmak üzere, toplam 25.617 TL.'nin dava ve «ıslah» tarihinden itibaren «yasal faizi» ile birlikte davalı şirketten alınarak davacılara verilmesine, diğer taleplerin feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davacıların yukarıda belirtilen taleplerinin ortaklık hakkından kaynaklanan ve şirket yöneticilerinin gerek kanun gerekse ana sözleşmede belirtilen görevlerini yaparken kusurlu davranmalarından doğan, «doğrudan zararın» tazmini istemine ilişkin olmadığı açıktır.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/8740 E. 2016/7703 K.
Ortak:yetkisizlik kararı
İncelediğiniz karardaEksik «üçüncü kişi yararına sözleşmede» üçüncü kişi sadece vaat eden tarafından teklif edilen ifayı kabul «yetkisine» sahip olup, buna karşılık ondan «borcun ifasını» isteme hakkına sahip değildir.
Tam «üçüncü kişi yararına sözleşmelerde» ise üçüncü kişi, vaat edilen edimin ifasını talep «yetkisine» sahiptir.
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davalı tarafça süresinde mahkemenin ve icra müdürlüğünün «yetkisine itirazda» bulunulduğu, öncelikle mahkeme yetkisinin değerlendirilmesi gerektiği, davalının ikametgahının ...’de bulunduğu gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliğine ve davanın reddine karar verilmiştir.
1- Dava, şirkete konulması vaat edilen sermaye borcunun tahsili amacıyla yapılan «ilamsız icra takibine» yönelik itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece, «yetkisizlik» kararı verilmiştir.
Ancak, davalı vekili, cevap dilekçesinde «icra dairesinin yetkisine itirazından» sonra açılan itirazın iptali davasında mahkemenin yetkisine de itiraz etmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:icra dairesinin yetkisine itiraz · yetkisizlik itirazı · ilamsız icra takibi
Benzer bu karardaAncak, davalı vekili, cevap dilekçesinde «icra dairesinin yetkisine itirazından» sonra açılan itirazın iptali davasında mahkemenin yetkisine de itiraz etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davalı tarafça süresinde mahkemenin ve icra müdürlüğünün «yetkisine itirazda» bulunulduğu, öncelikle mahkeme yetkisinin değerlendirilmesi gerektiği, davalının ikametgahının ...’de bulunduğu gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliğine ve davanın reddine karar verilmiştir.
1- Dava, şirkete konulması vaat edilen sermaye borcunun tahsili amacıyla yapılan «ilamsız icra takibine» yönelik itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece, «yetkisizlik» kararı verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2016/13448 E. , 2018/5013 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...
2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05/04/2016 tarih ve 2015/115-2016/369 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı şirketin önceden davalılara ait olduğunu, davalıların, şirketteki hisselerinin tamamını 07.12.2013 tarihinde yapmış oldukları şirket devir sözleşmesiyle dava dışı ... ve ...'e sattıklarını ve yapılan satış işleminin Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, zikredilen şirket devir sözleşmesinin 3-4 ve 5 . maddeleri uyarınca, devirden önceki tüm borçların davalılara ait olduğunu, halihazırda, müvekkili olan şirket aleyhine açılmış ve devirden önceki sebeplerden kaynaklanan icra takibi ve davalar bulunduğunu, bu davalar ve icra takiplerinden kaynaklanacak olan borçlardan taraflar arasında akdedilmiş bulunan şirket devir sözleşmesi gereğince davalıların sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 60.000,00 TL'nin ticari faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsil edilerek müvekkiline verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın aktif ve pasif husumet nedeniyle reddi gerektiğini, davacı taraf 07.12.2013 tarihli sözleşmeye dayanarak alacak talebinde bulunmuşsa da, sözleşmenin geçersiz olduğunu zira sözleşmeyi şirket adına imzalayan ...'in şirket hisselerini tek başına devretmeye yetkili olmadığını, şirket hisselerinin devri, 16.12.2013 tarihinde noterde gerçekleştirilen limited şirket pay devri sözleşmesiyle gerçekleştirildiğinden daha önce yapılan 07.12.2013 tarihli sözleşmenin geçersiz olduğunu, 16.12.2013 tarihli sözleşmede alıcının, şirketi, bütün hukuki ve mali yükleriyle birlikte almayı kabul ettiğini bu nedenle müvekkilinin devirden önceki borçlardan sorumlu olmadığını, 16.12.2013 tarihli noter senedinin sahteliği ispat edilinceye kadar davacılar aleyhine kesin delil niteliğinde olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, dava dışı ... ile davalılar arasında davacı şirketin devri hususunda 07.12.2013 tarihli şirket devir sözleşmesi imzalandığı, daha sonra da davacı şirketin müdürü ... ile davalılar arasında davacı şirketin devri hususunda ...
1. Noterliğinin 16/12/2013 tarihli ve 07765 yevmiye nolu düzenleme şeklinde limited şirket hisse devri sözleşmesinin imzalandığı, noterde imzalanan sözleşmeye göre; davalıların davacı limited şirketteki tüm hisselerini bütün aktif ve pasifleriyle, hukuki ve mali yükümlülükleriyle birlikte devrettiği, her ne kadar dava dışı ... ile davalılar arasında imzalanan 07/12/2013 tarihli
şirket devir sözleşmesi imzalanmışsa da HMK'nın 204/1. maddesi karşısında 07/12/2013 tarihli şirket devir sözleşmesinin hükmünü yitirdiği, Turhal 1. Noterliğinin 16/12/2013 tarihli ve 07765 yevmiye nolu düzenleme şeklinde limited şirket hisse devri sözleşmesinin sahteliğinin iddia ve ispat edilemediği, ...
1. Noterliğinin 16/12/2013 tarihli ve 07765 yevmiye nolu düzenleme şeklinde limited şirket hisse devri sözleşmesinin davalılar lehine kesin delil olduğu, bu nedenle davacı şirketin davalılardan rücuan tazminat isteminde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı şirketin paylarının devri hususunda yapılan 07.12.2013 tarihli sözleşmeye dayalı alacak istemine ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta iddianın ileri sürülüş biçimi ve taraflar arasındaki sözleşmenin üçüncü kişi yararına sözleşme olduğu hususları dikkate alındığında, davacının taleplerinin 6098 sayılı TBK'nın 129. (818 sayılı BK.'nın 111.) maddesine dayandığı anlaşılmaktadır. Bir sözleşmede ifanın taraflarca üçüncü kişiye yapılmasının kararlaştırılmasına, üçüncü kişi yararına sözleşme denir. Üçüncü kişi yararına sözleşmeler de eksik üçüncü kişi yararına sözleşme ve tam üçüncü kişi yararına sözleşme olmak üzere ikiye ayrılır. Eksik üçüncü kişi yararına sözleşmede üçüncü kişi sadece vaat eden tarafından teklif edilen ifayı kabul yetkisine sahip olup, buna karşılık ondan borcun ifasını isteme hakkına sahip değildir.
Bu tür sözleşmelerden yalnız vaat ettiren lehine alacak hakkı doğar. Borcun üçüncü kişiye ifasını talep hakkı da vaat ettirene aittir. Tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerde ise üçüncü kişi, vaat edilen edimin ifasını talep yetkisine sahiptir. Tam üçüncü kişi yararına sözleşmeden doğan borç da üçüncü kişiye ifa edilir. Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa bu yetkinin vaat ettirene de tanınması gerekir. Ancak bu halde vaat ettiren ile üçüncü kişi, vaat edene karşı müteselsil alacaklı sıfatına sahip olmazlar. Zira burada üçüncü kişi veya vaat ettiren, borcun içlerinden birine değil, sadece üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilirler. Dolayısıyla gerek eksik gerekse tam üçüncü kişi yararına sözleşme olsun, borcun ancak üçüncü kişiye ifası istenebilir.
Bununla birlikte tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerde borçlu, üçüncü kişiye hiç veya gereği gibi ifada bulunmazsa, vaat ettiren bu yüzden uğradığı zararın tazmin edilmesini, üçüncü kişiden bağımsız olarak veya onun yanında talep edebilir (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel, 18. Baskı, s:1150). Üçüncü kişiler yararına yapılan sözleşmelerin eksik ya da tam olup olmadığının tespitinde, sözleşmede bu yönde açık bir hüküm ya da anlatımın olması, bu yönde bir açıklık olmaması halinde ise sözleşme hükümlerinin amaçsal yorum ile değerlendirilmesi gerekmektedir.
Somut olayda mahkemece daha sonra 16.12.2013 tarihinde noterde yapılan devir sözleşmesinin önceki tarihli sözleşmeyi geçersiz hale getirdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak dava dışı ... ile davalılar arasında yapılan 07.12.2013 tarihli sözleşme üçüncü kişi yararına sözleşme niteliğinde olup, daha sonra noterde yapılan sözleşme nedeniyle geçersiz hale gelmez. Bu nedenle dava dışı ... ile davalılar arasında yapılan 07.12.2013 tarihli adi yazılı sözleşmenin yukarıda belirtilen ilkeler ışığında tam üçüncü kişi yararına mı yoksa eksik üçüncü kişi yararına mı sözleşme olduğu değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 09/07/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/430804200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz