Bilirkişi raporu benimsenmiyorsa HMK 281-282 usulü izlenmelidir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/353 E. 2015/5705 K. · · İlk derece: 21. Asliye Ticaret Mahkemesi
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Mahkeme, aldırdığı bilirkişi raporunda varılan sonucu benimsemiyorsa izleyeceği yol HMK 281 ve 282. maddelerinde gösterilmiştir; bu usul izlenmeden, yasal dayanağı olmayan biçimde atanmış bir kayyumun raporu benimsenerek bilirkişi raporuna aykırı hüküm kurulamaz.
Ele alınan sorunlar
Bilirkişi raporuna aykırı biçimde kayyum raporu benimsenerek hüküm kurulması → kabul
İddia: Davacılar, defter ve kayıtların gerçeği yansıtmadığını, örtülü kâr dağıtımı yapıldığını, yönetim ve denetçinin usulüne uygun ibra edilmediğini ileri sürerek genel kurul kararlarının iptalini istemiştir.
Gerekçe: Kâr-zarar hesaplarının onaylanması ve buna bağlı yönetim ve denetim kurulunun ibrası kararları bakımından mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmış; kök ve ek raporlarda davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulmadığı, kâr-zarar hesabı ile bilançonun gerçeği yansıtmadığı mütalaa edilmiştir. Mahkeme bu tespitleri benimsemekle birlikte, yasal dayanağı olmayan şekilde atanmış bir kayyum marifetiyle yapılan inceleme sonucu alınan rapordaki değerlendirmeleri esas alarak bilirkişi raporunda varılan sonuca aykırı hüküm kurmuştur. Oysa bilirkişi raporunda varılan sonucun benimsenmemesi halinde hangi usul çerçevesinde inceleme yapılacağı HMK 281 ve 282. maddelerinde gösterilmiştir. Mevcut bilirkişi raporuna karşın, yasal dayanağı olmayan kayyum raporu benimsenerek hüküm tesisi doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Bilirkişi raporu benimsenmediğinde HMK 281-282 çerçevesinde inceleme yapılması gerektiği; yasal dayanağı olmayan kayyum raporuna dayanılarak bilirkişi raporuna aykırı hüküm kurulamayacağı yönünden emsaldir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
bilirkişi raporu↗ kayyum raporu↗ HMK 281-282↗ ticari defter ve kayıtlar↗ kâr-zarar hesaplarının onaylanması↗ ibra↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/8301 E. 2014/14461 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:husumet
Benzer bu karardaMahkemece, kayyumun azli ve atanması davasında «husumetin» diğer ortaklar yanında şirkete yöneltilmesi gerekirken davanın kayyuma karşı açıldığı gerekçesi ile davanın husumetten reddine karar verilmiştir.
Dava, kayyumun azli ve değiştirilmesi talebine ilişkin olup, «husumet» azli istenilen kayyuma yöneltilmiştir.
Mahkemece, «husumetin» şirkete ve şirket ortaklarına yöneltilmesi gerektiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de, şirket kayyum tarafından yönetilmekte olup, bu nedenle davada husumetin kayyuma yöneltilmesi yeterli olup, davanın reddi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/353 E. , 2015/5705 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...(Kapatılan) 21. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/06/2014 tarih ve 2013/78-2014/165 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin ortakları olduğunu, şirketin 15.02.2013 tarihli genel kurul toplantısını müvekkili ...'ya tebliğ ettiğini, diğer müvekkiline ise tebliğ etmediğini, toplantıda müvekkillerine bilançoların ancak Bakanlık komiserinin yanında talep etmeleri üzerine verilebildiğini, daha önce incelenmediği belirtilen bilançolardan dolayı şirketin kötü yönetildiği düşüncesiyle yönetim kurulu ve denetçinin ibra edilmediğini, şirket kasasında yüklü miktarda nakit bulundurulduğunu, kasada bu kadar para tutulması mümkün olmadığı gibi, miktarında da düşüş gözlendiğini, müvekkillerinin şirketten hiç kar payı almadıklarını, şirket yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkı ve kar payı almadan böyle bir şirketi yönetmeyeceklerini, bunun üstü örtülü dağıtım yapıldığını ortaya koyduğunu, ederinin çok üzerinde gayrimenkul alındığını, bunun da kasadaki parayı aklamak olduğunu, daha sonra gayrimenkulün banka kredisiyle alındığını öğrendiklerini, şirket kasasında para varken ortaklara kar payı dağıtılmayarak gayrimenkul alınmasının şüpheli olduğunu, şirketin basiretli bir tacir gibi iyi niyetli olarak yönetilmediğini, davalı şirketin gerçek satış değerlerinin belirlenmesi ile iş ilişkisi içinde olduğu ...
A.Ş. ile arasındaki satımların düşük oluşunun görüleceğini, yönetim kurulu üyelerinin aynı zamanda diğer şirketlerin ortağı ve müdürü olduklarını, bunun da TTK'nın 396. maddesine aykırı olduğunu, denetçinin tarafsız bir denetim yapmadığını ve sunduğu raporun yüzeysel olduğunu, genel kurul çağrı ilanının usulüne uygun yapılmadığını, gerekli ilanların verilmediğini, genel kurul toplantısında bilançoların ve kar zarar hesaplarının kabulüne karar verildiğini, bunun mümkün olamayacağını, aynı yönetim kurulunun tekrar seçilmesinin kabul edilemeyeceğini, denetçi olarak seçilen kişinin şirketin mali müşaviri ile birlikte çalıştığını, bunun yasaya aykırı olduğunu, yönetim kurulu ve denetçinin genel kurulda ibra edildiklerini ancak, yükümlülüklerini yerine getirmediklerini, genel kurul gündeminin usulüne uygun ilan edilmediğini, müvekkillerinin denetim haklarının engellendiğini, şirkette bazı kişi veya kişilere örtülü aktarımların yapıldığını, müvekkillerine karşı şeffaf ve iyi niyetli yaklaşım göstermediklerini ileri sürerek, 15.02.2013 tarihli genel kurulda alınan 4, 5, 7, 8.
no'lu kararların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin bilirkişi ve kayyum tespitleri ile ticari kaidelere uygun olarak kar ve yatırım amaçlı yönetildiği, davalı yöneticilerinin iyiniyet kurallarına aykırı yönetim usulü uygulamadığı, şirket yönetimi konusunda dürüstlük kurallarına uygun hareket edildiği, kanuna, esas sözleşmeye ve emredici hukuk ilkelerine aykırılık da tespit edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, anonim şirket genel kurul kararının iptali istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, dava konusu genel kurul toplantısında kar-zarar hesaplarının onaylanması ve buna bağlı olarak yönetim ve denetim kurulunun ibrası ile ilgili alınan kararlar bakımından mahkemece davalı şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve bilirkişilerden alınan kök ve ek raporlarda davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulmadığı, olması gereken bir takım hesabın defterlerde yer almadığı ve buna göre düzenlenen kar-zarar hesabı ile bilançonun gerçeği yansıtmadığı mütalaa edilmiştir. Mahkemece, bilirkişilerin söz konusu hususlardaki tespitleri benimsenmiş olmakla birlikte yasal dayanağı olmayan şekilde atanmış bir kayyum marifetiyle şirket hesapları üzerinde yaptırılan inceleme sonucu alınan rapordaki sonuç değerlendirmeler kabul edilmek suretiyle bilirkişi raporunda varılan sonuca aykırı yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Oysa, mahkemece bilirkişi raporunda varılan sonucun benimsenmemesi halinde hangi usul çerçevesinde inceleme yapılacağı 6100 sayılı HMK'nın 281 ve 282. maddelerinde belirtilmiştir. Bu açıdan mevcut rapora karşın atanmış kayyum tarafından verilen rapor çerçevesinde bilirkişi raporu yerinde görülmeyerek kayyum raporu benimsenmek suretiyle hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/397702900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz