Tespit | Alacak | Kar payının tespiti | Alacak | Şirketi zarara uğrattığı iddiasına dayalı tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/13070 E. 2017/2813 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
temsil ve ilzam yetkisi↗ menfaat çatışması↗ kayyum atanması↗ kar payı dağıtımı↗ azil↗ kâr payı dağıtımı↗ şirket müdürlüğü↗ kar payı↗ hakkın kötüye kullanılması↗ şirket müdürü↗ davadan feragat↗ münhasırlık↗ şirket zararı↗ kâr dağıtımı↗ feragat↗ limited şirket↗ kâr payı↗ ticaret sicili↗ geçersizlik↗ asıl alacak↗ kötüniyet↗ yetkisizlik kararı↗ avans faizi↗ karar verilmesine yer olmadığına↗ temsil↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; davacı şirket yetkilisi ...'ın oğlu ...'ın 02.01.2014 tarihli dilekçeyle davadan feragat beyanında bulunduğu ve mevcut vekili azlettiği, ...'ın şirketi tek başına temsil ve ilzam yetkisi olduğu, ancak şirket müdürlerinden birinin ortaya koyduğu dava açma iradesini diğer şirket müdürünün bertaraf etme yetkisinin bulunmadığı, bu nedenle şirket müdürü ...'ın davadan feragat edemeyeceği gibi diğer şirket müdürü davacının atadığı vekili de azledilemeyeceği, aksinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olacağı, diğer yetkili müdür davalı ... tarafından şirkete atanan ve feragatin kabulü gerektiğini ifade eden Av. ...'ın da beyanına itibar edilemeyeceği, böyle bir durumun TMK'nın 2. maddesine aykırı olduğu, kapsamında hukuk düzeni tarafından korunmayacağı, davalı ...'ın 05.03.2010 tarihinde şirket hesabından 1.000.000 TL çekerek şahsi hesabına aktardığı, yargılama devam ederken 450.000 TL'nin şirkete iade edildiği, halen davalı uhdesinde bulunan 545.000 TL'nin tahsili gerektiği gerekçesiyle , birleşen 2011/311 esas sayılı davada şirketin kar payı dağıtılmasına ilişkin olarak karar almadığı, 2011/324 esas sayılı davada petrol istasyonu yapımı sırasında şirketin zarara uğratılmadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile 300.000,00 TL'nin yargılama aşamasında 08/03/2011 tarihinde ödendiği anlaşılmakla işbu paranın şirketin hesaplarından çekildiği tarih olan 05/03/2010 tarihinden itibaren 08/03/2011 tarihine kadar işlemiş avans faizinin davalı ...'dan tahsili ile davacı şirkete verilmesine, 105.000,00 TL'nin yargılama aşamasında 27/09/2010 tarihinde ödendiği anlaşıldığından işbu paranın şirketin hesaplarından çekildiği tarih olan 05/03/2010 tarihinden itibaren 27/09/2010 tarihine kadar işlemiş avans faizinin davalı ...'dan tahsili ile davacı şirkete verilmesine, 50.000,00 TL'nin yargılama aşamasında 24/02/2011 tarihinde ödendiği anlaşılmakla işbu paranın şirketin hesaplarından çekildiği tarih olan 05/03/2010 tarihinden itibaren 24/02/2011 tarihine kadar işlemiş avans faizinin davalı ...'dan tahsili ile davacı şirkete verilmesine, asıl alacaklar ödenmekle konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, 545.000,00 TL'nin ise şirketin hesaplarından çekildiği tarih olan 05/03/2010 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...'dan tahsili ile davacı şirkete verilmesine, karar verilmiştir.
Kararı, asıl davada davalı ... temyiz etmiştir.
1-Asıl dava, davacı limited şirketin yetkilisi olan davalı ...'ın şirketi zarara uğrattığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Dava dosyasındaki ticaret sicil kayıtları incelendiğinde davacı şirketin ... ve ... olmak üzere iki ortaklı bir limited şirket olduğu, her iki ortağın da münferiden şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğu, bununla birlikte ...'ın oğlu ...'ın da şirkete üçüncü müdür olarak atandığı ve diğer müdürler gibi münferiden şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğu anlaşılmaktadır. İşbu dava, davacı şirket adına ortak-müdür ... tarafından açılmıştır. Davalı tarafta ise diğer ortak-müdür ... bulunmaktadır. Davadışı müdür ... 02.01.2014 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiğini ve davada şirket vekili olarak bulunan Av. ...'ı vekillikten azlettiğini mahkemeye bildirmiştir. Davacı şirkete ... tarafından atanan yeni vekil Av. ... da ...'ın feragat beyanına katıldığını ifade ederek davanın reddini istemiştir. Davadışı ortak-müdür ... ise, 15.04.2015 tarihli duruşmada; atadığı vekilin azledilmesinin kötüniyetli olduğunu, şirkete yeni atanan vekili davalı konumda bulunan ...'ın atadığını, davadan feragat beyanında bulunan diğer müdür ...'ın da ...'ın oğlu olduğunu, feragatı kabul etmediğini, şirkete kayyum atanması gerektiğini savunmuştur.
Bir şirket müdürü iradesiyle şirket adına, şirketin zarara uğratıldığı iddiasıyla dava açılırken diğer bir şirket müdürü tarafından bu davadan feragat edilmiştir. Böylece davacı şirketi tek başına temsile yetkili müdürler arasında davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda görüş ayrılığı oluşmuş bulunmaktadır. Mahkemece, Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereği, davadışı müdür ...'ın azil ve feragat beyanları geçerli kabul edilmemiş ise de, şirketin temsili konusunda menfaat çatışması doğduğu gözardı edilmiştir. Davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda davacı şirketin ortak ve müdürleri arasında menfaat çatışması doğduğuna göre, şirketi münhasıran bu davada temsil etmek üzere bir temsil kayyumu atanması ve kayyumun beyanına göre bir değerlendirme yapılması gerekirken yazılı şekilde davadışı müdür ...'ın azil ve feragat beyanı geçersiz kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/5475 E. 2019/6673 K.
Ortak:menfaat çatışması · kayyum atanması · münhasırlık · ticaret sicili · kötüniyet · temsil
İncelediğiniz karardaDavanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda davacı şirketin ortak ve müdürleri arasında «menfaat çatışması» doğduğuna göre, şirketi «münhasıran» bu davada «temsil» etmek üzere bir temsil «kayyumu atanması» ve kayyumun beyanına göre bir değerlendirme yapılması gerekirken yazılı şekilde davadışı müdür ...'ın «azil» ve «feragat» beyanı «geçersiz» kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Dava dosyasındaki «ticaret sicil» kayıtları incelendiğinde davacı şirketin ... ve ... olmak üzere iki ortaklı bir «limited şirket» olduğu, her iki ortağın da münferiden şirketi «temsil» ve ilzama yetkili olduğu, bununla birlikte ...'ın oğlu ...'ın da şirkete üçüncü müdür olarak atandığı ve diğer müdürler gibi münferiden şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğu anlaşılmaktadır.
Davadışı ortak-müdür ... ise, 15.04.2015 tarihli duruşmada; atadığı vekilin azledilmesinin «kötüniyetli» olduğunu, şirkete yeni atanan vekili davalı konumda bulunan ...'ın atadığını, «davadan feragat» beyanında bulunan diğer müdür ...'ın da ...'ın oğlu olduğunu, feragatı kabul etmediğini, şirkete «kayyum atanması» gerektiğini savunmuştur.
Benzer bu karardaMahkemece, davacının, davalı şirketin «yönetim kurulu» başkanının oğlu olduğu ve her iki müdür arasında bu dava nedeniyle görüş ayrılığı bulunduğu ayrıca davacının da davalı şirket müşterek imza ile «temsile» yetkili yönetim kurulu üyesi olduğu ve bu nedenle taraflar arasında «menfaat çatışması» olduğu nazara alınarak davalı şirketi «münhasıran» bu davada temsil etmek üzere bir temsil «kayyumu atanması» ve kayyumun davanın kabulüne dair verilen dilekçeye karşı beyanına göre bir değerlendirme ile karar verilmesi gerektiğinden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmi …
İlk Derece Mahkemesince, davacı tarafça yapılan marka başvurusunun davalı şirketin markalarına «iltibasa» neden olacak derecede benzer olduğu, davacının davalı şirketin «yönetim kurulu» başkanı olan ...’nun oğlu olduğu ve davacının da müşterek imza ile davalı şirketi «temsil» ve ilzama yetkili yönetim kurulu üyesi olduğu, davacının marka başvurusuna davalı şirketin yönetim kurulu başkan yardımcısınca yetkilendirilen marka vekillerince itiraz edildiği, bu itirazın davacının babası olan davalı şirketin yönetim kurulu başkanınca yetkilendirilen marka vekillerince geri çekildiği, bu şekilde davalı şirket adına birçok defa itiraz edilip itirazın geri çekilmesi için dilekçeler verildiği, en «son» olarak itirazın geri çekilmesine yönelik olarak dilekçe verildiği, davalı TPMK tarafından yöneticilerin görevlerini «ifa» ederken özenli ve şirket menfaatlerini gözerek ifa etmesi gerektiğinden bahisle şirket adına itirazın bulunduğunun kabulü ile marka başvurusunun reddine karar verildiği, en son verilen itirazın geri çekilmesi dilekçesi nedeniyle şeklen geçerli bir itirazın bulunmadığı, ancak 6098 sayılı TBK’nın temsile ilişkin hükümleri uyarınca temsilcinin «kötüniyetle» temsil edilenin zararına olcak şekilde üçüncü bir kişi ile işlem yapması ve «üçüncü kişinin» de bu durumu bilmesi halinde yapılan işlem nedeniyle temsil olunan bağlı olmayacağı, her ne kadar şirket ile üçüncü kişi konumunda bulunan davacı arasında doğrudan …
Dava dosyasındaki «ticaret sicil» kayıtları incelendiğinde ... ve ...'nun davalı şirketi münferiden «temsil» ve ilzama yetkili müdürler olduğu anlaşılmaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:malvarlığına ilişkin dava · üçüncü kişi · ifa · havale · yönetim kurulu kararı · iltibas · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, davacı tarafça yapılan marka başvurusunun davalı şirketin markalarına «iltibasa» neden olacak derecede benzer olduğu, davacının davalı şirketin «yönetim kurulu» başkanı olan ...’nun oğlu olduğu ve davacının da müşterek imza ile davalı şirketi «temsil» ve ilzama yetkili yönetim kurulu üyesi olduğu, davacının marka başvurusuna davalı şirketin yönetim kurulu başkan yardımcısınca yetkilendirilen marka vekillerince itiraz edildiği, bu itirazın davacının babası olan davalı şirketin yönetim kurulu başkanınca yetkilendirilen marka vekillerince geri çekildiği, bu şekilde davalı şirket adına birçok defa itiraz edilip itirazın geri çekilmesi için dilekçeler verildiği, en «son» olarak itirazın geri çekilmesine yönelik olarak dilekçe verildiği, davalı TPMK tarafından yöneticilerin görevlerini «ifa» ederken özenli ve şirket menfaatlerini gözerek ifa etmesi gerektiğinden bahisle şirket adına itirazın bulunduğunun kabulü ile marka başvurusunun reddine karar verildiği, en son verilen itirazın geri çekilmesi dilekçesi nedeniyle şeklen geçerli bir itirazın bulunmadığı, ancak 6098 sayılı TBK’nın temsile ilişkin hükümleri uyarınca temsilcinin «kötüniyetle» temsil edilenin zararına olcak şekilde üçüncü bir kişi ile işlem yapması ve «üçüncü kişinin» de bu durumu bilmesi halinde yapılan işlem nedeniyle temsil olunan bağlı olmayacağı, her ne kadar şirket ile üçüncü kişi konumunda bulunan davacı arasında doğrudan …
Kararı, davacı vekili temyiz etmiş ise de dosyanın yapılan ilk incelemesinde, davalı şirketin «yönetim kurulu» başkanınca davanın kabulüne dair 10.07.2019 «havale» tarihli dilekçe verilmiştir.
Davacı vekili, müvekkilince yapılan marka başvurusuna davalı şirketin geçerli bir itirazı bulunmadığını ileri sürerek YİDK kararının iptaline karar verilmesini istemiş, davalı şirket vekili ise müvekkili şirketi «temsil» ve ilzama yetkili «yönetim kurulu» başkan vekili olan ...’nun vermiş olduğu vekaletnameye dayalı olarak TPMK nezdinde marka başvurusuna usule uygun şekilde itiraz edildiğini savunmuştur.
Davalı şirket adına bir müdürün iradesiyle şirketin «malvarlığının» korunması amacıyla TPMK nezdinde itiraz edilip, açılan davada davanın reddine karar verilmesi istenilmiş iken diğer müdürce TPMK nezdinde itirazın geri çekilmesine dair dilekçeler verilmiş ve davanın kabulü istenilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/1569 E. 2018/7198 K.
Ortak:menfaat çatışması · kayyum atanması · şirket müdürlüğü · davadan feragat · münhasırlık · feragat · ticaret sicili · yetkisizlik kararı
İncelediğiniz karardaMahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; davacı şirket yetkilisi ...'ın oğlu ...'ın 02.01.2014 tarihli dilekçeyle «davadan feragat» beyanında bulunduğu ve mevcut vekili azlettiği, ...'ın şirketi tek başına «temsil» ve ilzam yetkisi olduğu, ancak «şirket müdürlerinden» birinin ortaya koyduğu dava açma iradesini diğer şirket müdürünün bertaraf etme «yetkisinin» bulunmadığı, bu nedenle «şirket müdürü» ...'ın davadan feragat edemeyeceği gibi diğer şirket müdürü davacının atadığı vekili de azledilemeyeceği, aksinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olacağı, diğer yetkili müdür davalı ... tarafından şirkete atanan ve feragatin kabulü gerektiğini ifade eden Av. ...'ın da beyanına itibar edilemeyeceği, böyle bir durumun TMK'nın 2. maddesine aykırı olduğu, kapsamında hukuk düzeni tarafından korunmayacağı, davalı ...'ın 05.03.2010 tarihinde şirket hesabından 1.000.000 TL çekerek şahsi hesabına aktardığı, yargılama devam ederken 450.000 TL'nin şirkete iade edildiği, halen davalı uhdesinde bulunan 545.000 TL'nin tahsili gerektiği gerekçesiyle , birleşen 2011/311 esas sayılı davada şirketin «kar payı dağıtılmasına» ilişkin olarak karar almadığı, 2011/324 esas sayılı davada petrol istasyonu yapımı sırasında «şirketin zarara» uğratılmadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile 300.000,00 TL'nin yargılama aşamasında 08/03/2011 tarihinde ödendiği anlaşılmakla işbu paranın şirketin hesaplarından çekildiği tarih olan 05/03/2010 tarihinden itibaren 08/03/2011 tarihine kadar işlemiş «avans faizinin» davalı ...'dan tahsili ile davacı şirkete verilmesine, 105.000,00 TL'nin yargılama aşamasında 27/09/2010 tarihinde ödendiği anlaşıldığından işbu paranın şirketin hesaplarından çekildiği tarih olan 05/03/2010 tarihinden itibaren 27/09/2010 tarihine kadar işlemiş avans faizinin davalı ...'dan tahsili ile davacı şirkete verilmesine, 50.000,00 TL'nin yargılama aşamasında 24/02/2011 tarihinde ödendiği anlaşılmakla işbu paranın şirketin hesaplarından çekildiği tarih olan 05/03/2010 tarihinden itibaren 24/02/2011 tarihine kadar işlemiş avans faizinin davalı ...'dan tahsili ile davacı şirkete verilmesine, «asıl alacaklar» ödenmekle konusuz kaldığından karar «verilmesine yer olmadığına», 545.000,00 TL'nin ise şirketin hesaplarından çekildiği tarih olan 05/03/2010 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...'dan tahsili ile dav …
Davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda davacı şirketin ortak ve müdürleri arasında «menfaat çatışması» doğduğuna göre, şirketi «münhasıran» bu davada «temsil» etmek üzere bir temsil «kayyumu atanması» ve kayyumun beyanına göre bir değerlendirme yapılması gerekirken yazılı şekilde davadışı müdür ...'ın «azil» ve «feragat» beyanı «geçersiz» kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Davadışı ortak-müdür ... ise, 15.04.2015 tarihli duruşmada; atadığı vekilin azledilmesinin «kötüniyetli» olduğunu, şirkete yeni atanan vekili davalı konumda bulunan ...'ın atadığını, «davadan feragat» beyanında bulunan diğer müdür ...'ın da ...'ın oğlu olduğunu, feragatı kabul etmediğini, şirkete «kayyum atanması» gerektiğini savunmuştur.
Benzer bu karardaDavanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda davacı «şirketlerin müdürleri» arasında «menfaat çatışması» doğduğuna göre, şirketleri «münhasıran» bu davada «temsil» etmek üzere bir temsil «kayyumu atanması» ve kayyumun beyanına göre bir değerlendirme yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
A.Ş.'yi Mehmet ... ve ..., diğer davacı şirketi de İsmail ... ve ... ...'nun münferiden «temsile» yetkili olduğu, davanın şirketleri münferiden temsile yetkili ... ... ve ... ... tarafından şirket adına verilen vekaletnamelere istinaden açıldığı, diğer münferiden temsile yetkili ... ve ...'nun ise dava açan vekilleri şirket adına azlettikleri, yine bu kişiler tarafından şirket adına atanan yeni vekillerce «davadan feragate» dair dilekçe verildiği, davadan feragate ilişkin dilekçeler ekindeki vekaletnamelerde feragat edilen dosyanın numarası ve mahkemesi açıkça belirtilmiş olduğu, bu durumda feragat dilekçesinin şeklen geçerli olduğu, feragat «yetkisini» dava açan şirket yetkilileri değilde diğer şirket yetkililerince verilmesinde davayı açan şirket yetkililerinin irade fesadından söz edilemeyeceği, feragatin geçerliliği için «yönetim kurulu» veya «ortaklar kurulu» kararı aranmasının gerekmediği gerekçesi ile istinaf isteminin Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davacılar vekili tarafından verilen 09.09.2016 «havale» tarihli dilekçe ile davanın «yönetim kurulu» ve ortaklar kararı olmaksızın açılması nedeniyle davayı açan vekillerin azledildiği ve «davadan feragat» edildiğinin beyan edildiği ve beyanda bulunan vekilinin feragatte bulunmaya yetkili olduğu gerekçesiyle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:feragat nedeniyle davanın reddi · imza sirküleri · malvarlığına ilişkin dava · ortaklar kurulu kararı · havale · yönetim kurulu kararı · istinaf yoluna başvurulabilirlik
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, davacılar vekili tarafından verilen 09.09.2016 «havale» tarihli dilekçe ile davanın «yönetim kurulu» ve ortaklar kararı olmaksızın açılması nedeniyle davayı açan vekillerin azledildiği ve «davadan feragat» edildiğinin beyan edildiği ve beyanda bulunan vekilinin feragatte bulunmaya yetkili olduğu gerekçesiyle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
A.Ş.'yi Mehmet ... ve ..., diğer davacı şirketi de İsmail ... ve ... ...'nun münferiden «temsile» yetkili olduğu, davanın şirketleri münferiden temsile yetkili ... ... ve ... ... tarafından şirket adına verilen vekaletnamelere istinaden açıldığı, diğer münferiden temsile yetkili ... ve ...'nun ise dava açan vekilleri şirket adına azlettikleri, yine bu kişiler tarafından şirket adına atanan yeni vekillerce «davadan feragate» dair dilekçe verildiği, davadan feragate ilişkin dilekçeler ekindeki vekaletnamelerde feragat edilen dosyanın numarası ve mahkemesi açıkça belirtilmiş olduğu, bu durumda feragat dilekçesinin şeklen geçerli olduğu, feragat «yetkisini» dava açan şirket yetkilileri değilde diğer şirket yetkililerince verilmesinde davayı açan şirket yetkililerinin irade fesadından söz edilemeyeceği, feragatin geçerliliği için «yönetim kurulu» veya «ortaklar kurulu» kararı aranmasının gerekmediği gerekçesi ile istinaf isteminin Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacılar vekili tarafından «istinaf yoluna başvurulmuştur».
Bölge Adliye Mahkemesince dava dilekçesine ekli «imza sirkülerinden» davacı ...
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/9737 E. 2015/12044 K.
Ortak:kayyum atanması · limited şirket
İncelediğiniz kararda1-Asıl dava, davacı «limited şirketin» yetkilisi olan davalı ...'ın «şirketi zarara» uğrattığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Dava dosyasındaki «ticaret sicil» kayıtları incelendiğinde davacı şirketin ... ve ... olmak üzere iki ortaklı bir «limited şirket» olduğu, her iki ortağın da münferiden şirketi «temsil» ve ilzama yetkili olduğu, bununla birlikte ...'ın oğlu ...'ın da şirkete üçüncü müdür olarak atandığı ve diğer müdürler gibi münferiden şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğu anlaşılmaktadır.
Davadışı ortak-müdür ... ise, 15.04.2015 tarihli duruşmada; atadığı vekilin azledilmesinin «kötüniyetli» olduğunu, şirkete yeni atanan vekili davalı konumda bulunan ...'ın atadığını, «davadan feragat» beyanında bulunan diğer müdür ...'ın da ...'ın oğlu olduğunu, feragatı kabul etmediğini, şirkete «kayyum atanması» gerektiğini savunmuştur.
Benzer bu karardaSomut olayda, «limited şirkete» «kayyum atanması» 6102 sayılı TTK'da düzenlendiğinden, atanan kayyumların aldığı ücretin iadesi talebine ilişkin dava da «ticari nitelikte» bir dava olacağından, mahkemece, bu nedenlerle «görevsizlik» kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde işin esasına girilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
1- Dava, «limited şirkete» atanan kayyumların aldığı fazla ücretin iadesi talebine ilişkin olup, mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:re'sen inceleme · çekişmesiz yargı · ticari dava niteliği · kamu düzeni · görevsizlik kararı · i̇i̇k 72/son · görevli mahkeme
Benzer bu karardaYine, Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmayan yerlerde de tüm ticari davalar ile «ticari nitelikteki» «çekişmesiz yargı» işlerine bakmakla «görevli» mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi'dir.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2010/286 Esas sayılı dosyasında 12/08/2010 tarihinde kayyum olarak atandıkları ancak mahkemece 26/11/2010 tarihinde görevlerine «son» verildiği, Asliye Ticaret Mahkemesinin kayyum «görevlendirme» kararında davalıların her biri için aylık 500 TL kayyum ücret öngörüldüğü halde davalıların mahkeme görevlendirme kararına aykırı hareket ederek bu dönemde fazlada …
Ancak 6102 sayılı TTK'nın 5. maddesi uyarınca, ticari davalar ile «ticari nitelikteki» «çekişmesiz yargı» işleri dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülür.
6100 sayılı HMK'nın 1/1. maddesi gereğince de mahkemelerin görevi, kanunla düzenlenir ve göreve ilişkin kurallar, «kamu düzenine» ilişkin olup, görev hususu davanın her aşamasında re'«sen incelenmesi» gerekir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/13070 E. , 2017/2813 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... ...
5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 15/04/2015 tarih ve 2014/384-2015/313 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl davada davalı ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacılar vekili, müvekkil şirketin % 50'şer ortak ve münferit yetkili müdürlerinin ... ve davalı ... olduğunu, yine şirket dışından ...'ın münferit yetkili müdür olarak atandığını, 05.03.2010 tarihinde davalı ...'ın 1.000.000 TL şirket hesabından çekerek hesabına aktardığını ileri sürerek, 1.000.000 TL'nin faiziyle birlikte iadesini talep ve dava etmiş, birleşen davaların ise reddini istemiştir.
Birleşen davada (2011/311 Esas) davacı ... vekili, davalı şirketin 04.05.2007 tarihinde tescil edildiğini, 2007-2010 arası kar payı ödemesi yapmadığını ileri sürerek, kar payı oranlarının tespitini, davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, asıl davanın ise reddini istemiştir.
Birleşen diğer davada ise (2011/311 Esas) davacı ... vekili, şirketin petrol istasyonu yapmak için ... firmasından teklif aldığını, buna göre tesisin 400.000 TL'ye mal olacağını, davalı ...'ın inşaat mühendisi olması nedeniyle daha düşük fiyata tesisi mal edeceğini belirtiğini, ancak istasyonun daha büyük miktara yapıldığını, bu surette şirketin zarara uğratıldığını ileri sürerek, davalının şirketi uğrattığı zararın tespitini, zararın davalıdan tahsil edilerek şirkete verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; davacı şirket yetkilisi ...'ın oğlu ...'ın 02.01.2014 tarihli dilekçeyle davadan feragat beyanında bulunduğu ve mevcut vekili azlettiği, ...'ın şirketi tek başına temsil ve ilzam yetkisi olduğu, ancak şirket müdürlerinden birinin ortaya koyduğu dava açma iradesini diğer şirket müdürünün bertaraf etme yetkisinin bulunmadığı, bu nedenle şirket müdürü ...'ın davadan feragat edemeyeceği gibi diğer şirket müdürü davacının atadığı vekili de azledilemeyeceği, aksinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olacağı, diğer yetkili müdür davalı ... tarafından şirkete atanan ve feragatin kabulü gerektiğini ifade eden Av. ...'ın da beyanına itibar edilemeyeceği, böyle bir durumun TMK'nın 2.
maddesine aykırı olduğu, kapsamında hukuk düzeni tarafından korunmayacağı, davalı ...'ın 05.03.2010 tarihinde şirket hesabından 1.000.000 TL çekerek şahsi hesabına aktardığı, yargılama devam ederken 450.000 TL'nin şirkete iade edildiği, halen davalı uhdesinde bulunan 545.000 TL'nin tahsili gerektiği gerekçesiyle , birleşen 2011/311 esas sayılı davada şirketin kar payı dağıtılmasına ilişkin olarak karar almadığı, 2011/324 esas sayılı davada petrol istasyonu yapımı sırasında şirketin zarara uğratılmadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile 300.000,00 TL'nin yargılama aşamasında 08/03/2011 tarihinde ödendiği anlaşılmakla işbu paranın şirketin hesaplarından çekildiği tarih olan 05/03/2010 tarihinden itibaren 08/03/2011 tarihine kadar işlemiş avans faizinin davalı ...'dan tahsili ile davacı şirkete verilmesine, 105.000,00 TL'nin yargılama aşamasında 27/09/2010 tarihinde ödendiği anlaşıldığından işbu paranın şirketin hesaplarından çekildiği tarih olan 05/03/2010 tarihinden itibaren 27/09/2010 tarihine kadar işlemiş avans faizinin davalı ...'dan tahsili ile davacı şirkete verilmesine, 50.000,00 TL'nin yargılama aşamasında 24/02/2011 tarihinde ödendiği anlaşılmakla işbu paranın şirketin hesaplarından çekildiği tarih olan 05/03/2010 tarihinden itibaren 24/02/2011 tarihine kadar işlemiş avans faizinin davalı ...'dan tahsili ile davacı şirkete verilmesine, asıl alacaklar ödenmekle konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, 545.000,00 TL'nin ise şirketin hesaplarından çekildiği tarih olan 05/03/2010 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...'dan tahsili ile davacı şirkete verilmesine, karar verilmiştir.
Kararı, asıl davada davalı ... temyiz etmiştir.
1-Asıl dava, davacı limited şirketin yetkilisi olan davalı ...'ın şirketi zarara uğrattığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Dava dosyasındaki ticaret sicil kayıtları incelendiğinde davacı şirketin ... ve ... olmak üzere iki ortaklı bir limited şirket olduğu, her iki ortağın da münferiden şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğu, bununla birlikte ...'ın oğlu ...'ın da şirkete üçüncü müdür olarak atandığı ve diğer müdürler gibi münferiden şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğu anlaşılmaktadır. İşbu dava, davacı şirket adına ortak-müdür ... tarafından açılmıştır. Davalı tarafta ise diğer ortak-müdür ... bulunmaktadır. Davadışı müdür ...
02. 01.2014 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiğini ve davada şirket vekili olarak bulunan Av. ...'ı vekillikten azlettiğini mahkemeye bildirmiştir. Davacı şirkete ... tarafından atanan yeni vekil Av. ... da ...'ın feragat beyanına katıldığını ifade ederek davanın reddini istemiştir. Davadışı ortak-müdür ... ise, 15.04.2015 tarihli duruşmada; atadığı vekilin azledilmesinin kötüniyetli olduğunu, şirkete yeni atanan vekili davalı konumda bulunan ...'ın atadığını, davadan feragat beyanında bulunan diğer müdür ...'ın da ...'ın oğlu olduğunu, feragatı kabul etmediğini, şirkete kayyum atanması gerektiğini savunmuştur.
Bir şirket müdürü iradesiyle şirket adına, şirketin zarara uğratıldığı iddiasıyla dava açılırken diğer bir şirket müdürü tarafından bu davadan feragat edilmiştir. Böylece davacı şirketi tek başına temsile yetkili müdürler arasında davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda görüş ayrılığı oluşmuş bulunmaktadır. Mahkemece, Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereği, davadışı müdür ...'ın azil ve feragat beyanları geçerli kabul edilmemiş ise de, şirketin temsili konusunda menfaat çatışması doğduğu gözardı edilmiştir. Davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda davacı şirketin ortak ve müdürleri arasında menfaat çatışması doğduğuna göre, şirketi münhasıran bu davada temsil etmek üzere bir temsil kayyumu atanması ve kayyumun beyanına göre bir değerlendirme yapılması gerekirken yazılı şekilde davadışı müdür ...'ın azil ve feragat beyanı geçersiz kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davanın davalısı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 10/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/359588400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz