6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Ticaret unvanı terkini davasında sessiz kalma yoluyla hak kaybı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/277 E. 2018/1349 K. · · İlk derece: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Tespitdüzelterek yeniden esas hakkında hükümTemyiz yolu açık

★ Emsal

Gerekçe özeti

Ticaret unvanının terkini talep edilen davalarda, öncelik hakkı sahibinin sonraki tescil veya kullanımdan haberdar olduktan sonra dava açmakta uzun süre gecikmesi ve bu gecikmeye ilişkin makul bir açıklama sunamaması hâlinde, iltibasın varlığı tartışılmaksızın dahi, sessiz kalma yoluyla hak kaybı gerçekleştiğinden dava reddedilir; bu değerlendirmede önceki tarihli ihtarların içeriği ve ticaret sicilinin aleniyeti belirleyici olur.

Ele alınan sorunlar

Davalı unvanının davacı unvanına iltibas oluşturup oluşturmadığı → tartışılmadı

İddia: Davacı, davalının 2013 yılında unvan ve nevi değişikliğine gitmesi sonrası her iki firmanın da ağırlıklı olarak ilaç sektöründe çalışmaya başlaması nedeniyle iltibas ve karışıklığın oluştuğunu, taraf unvanlarındaki ek ibarenin de aynı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Taraf şirketlerin ticari unvanlarındaki tek benzerliğin '...' ibaresinden ibaret olduğu, unvanların genel görünüm itibariyle bariz şekilde birbirinden farklı olup üçüncü kişiler nezdinde karışıklığa neden olmasının mümkün olmadığı, dava tarihinden sonraki belgelere dayanan bilirkişi raporuna bu nedenle itibar edilmediği, basit adres/tarih/unvan yazım hatalarının ticaret unvanının terkini gibi ağır bir sonuç doğuran işlem için yeterli olmadığı kabul edilmiştir. (BAM'ca yerinde görülen İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi gerekçesi)

Sessiz kalma yoluyla hak kaybı (davanın makul süre içinde açılmadığı) → ret

İddia: Davacı, davanın davalının unvan değişikliği (08/07/2013) sonrası yasal sürede açıldığını, 2013 öncesinde iştigal alanlarının farklı olması nedeniyle sorun yaşanmadığını ve bu nedenle dava açılmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Ticaret unvanının terkinini talep eden tarafın davasını belirli ve makul bir süre içinde açması gerekir; ticaret unvanları tescil ve ilana tabi olduğundan makul sürenin hesabında bu husus da dikkate alınır. Makul sürenin geçirilmesi hâlinde sessiz kalma nedeniyle hak kaybı oluşur; bu kurum TTK'da düzenlenmemiş olup Yargıtay 11. Hukuk Dairesi uygulamasıyla hukukumuza yerleşmiş, yasal dayanağı TMK 2. maddesidir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluşması için öncelik hakkı sahibinin sonraki kullanımdan haberdar olması gerekir; sessiz kalmanın kaç yıl sonra hak kaybına yol açacağına dair kesin bir süre verilemez, önemli olan öncelik hakkı sahibinin sonraki kullanıma bir süre katlanmış olmasıdır; bu belirleme dürüstlük kuralına göre yapılır ve öncelik hakkı sahibinin haberdar olduktan sonra izlediği yol ve tavrı önem taşır. Terkin talep eden tarafın sessiz kalma kastı olmasa da bu süre zarfında karşı tarafın yatırım yaparak müşteri çevresi oluşturması ve işletmesini tanınır hale getirmesi mümkün olduğundan, dava ihmal yoluyla da geç açılıp hak kaybına neden olabilir. Somut olayda davacı, davalının ticaret siciline tescilinden yaklaşık 7 yıl sonra dava açmıştır; davacının 20/03/2009 tarihli ihtarında tarafların aynı sektörde çalıştığı ve unvan benzerliği nedeniyle karışıklık yaşandığı ileri sürülmüş olmasına rağmen, bu ihtardan sonra sorunun ne şekilde giderildiğine dair makul bir açıklama yapılmamıştır; bu durum davacının iltibas bulunduğunu düşünmesine rağmen uzun süre kullanıma göz yumduğunu göstermektedir. Ayrıca ticaret sicilinin herkese açık olması nedeniyle davacının 2009 ihtarından önce de davalı unvanından haberdar olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle davalı unvanının 2013 değişikliğinden sonra iltibasın başladığı yönündeki iddiaya itibar edilmemiş, davanın makul süre içinde açılmadığı sonucuna varılmıştır.

Gerekçe kaynağı: düzeltme

Emsal değeri

Kararda, ticaret unvanının terkini davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybının koşulları (öncelik hakkı sahibinin haberdar olma zamanı, sonrasında izlenen tavır, ihmal yoluyla geç açılan davanın da hak kaybına neden olabileceği) ayrıntılı biçimde ortaya konulmuş ve ilk derece mahkemesinin iltibas bulunmadığı gerekçesi yerine bu gerekçeyle davanın reddi sonucu korunmuştur; bu yönüyle karar, benzer terkin davalarında sessiz kalma savunmasının değerlendirilmesi açısından bölgesel emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ticaret unvanına tecavüz unvanın terkini iltibas sessiz kalma yoluyla hak kaybı dürüstlük kuralı (TMK 2) makul süre

Atıf yapılan mevzuat: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) — TTK 52 · 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) — TMK 2

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/277

KARAR NO 2018/1349

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 10/10/2017

NUMARASI 2014/1185 E.- 2017/917 K.

DAVA

Ticaret Unvanına Tecavüzün Tespiti-Yasaklanması Terkini

İSTİNAF KARAR TARİHİ 01/11/2018

İlk Derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili, müvekkili şirketin “... Tic. Ltd. Şti.” unvanıyla 18/10/2006 tarihinde tescil ve ilan edildiğini, davalı şirektin ise “...Tic. Ltd. Şti.” unvanıyla 08/03/2007 tarihinde tescil ve ilan edildiğini, bu süreçte iki şirket arasındaki unvan benzerliğinden dolayı şirketlerin karıştırılmaya başlandığını, bunun üzerine 2009 yılında davalıya ihtarname gönderilerek gerekli ihtarların yapıldığını ve bunun sonucu olarak karışıklığa neden olan durumların giderildiğini, ancak davalının unvanını 08/07/2013 tarihinde “...” olarak değiştirdiğini, bu unvan değişikliğinden sonra şirket unvanlarının ve faaliyet alanlarının benzer olması nedeniyle şirketlerin daha çok karıştırılmaya başlandığını, özellikle ilaç depoları arasında, kargo teslimatlarında, tahsilatlarda ve sevkiyatlarda karışılıklık yaşandığını, bunun üzerine 30/01/2014 tarihinde davalıya ihtarname gönderilerek unvanını değiştirmesinin talep edildiğini, ancak davalının olumsuz cevap verdiğini ileri sürerek davalının müvekkilinin unvanına yaptığı tecavüzün tespitine, davalı unvanının kullanılmasının yasaklanmasına, davalının unvanının ticaret sicilinden silinmesine, ticaret unvanının kullanıldığı malların ve araçların imhasına, kararın gazetede ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili, davanın makul sürede açılmadığını, davacı iddialarının da haksız olduğunu, tarafların satış ve pazarlamasını yaptığı ürünlerin tamamının birbirinden farklı olduğunu, bugüne kadar ürün siparişlerinde, sevkiyatlarda, faturalarda ve müşteri çevrelerinde bir karışılıklık veya haksız rekabet durumu oluşmadığını, sağlık sektöründe çalışan firmaların sipariş takiplerinin şirket isimleri değil, ürün isimleri üzerinden yapılmakta olduğunu, şirketlerin logolarının da farklı olduğunu, davacı şirketin “... ” olarak, müvekkilinin ise “... İlaç” olarak tanındığını, müvekkilinin 2007 yılından beri “...” ibaresini kullanmakta olduğunu, davacının müvekkilinin limited şirketten anonim şirkete geçiş sürecini kendi çıkarına kullanmaya çalışmakta olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, her iki şirketin de sağlık ve ilaç alanında ticari faaliyette bulunmakta oldukları, davacı şirket ile davalı şirket 2007 yılından 2013 yılına kadar "limited şirket" iken, 2013 yılında davalı şirketin unvan değişikliğine gittiği ve anonim şirket olduğu, her iki şirket ticari unvanında benzer ibarelerin daha fazla olduğu 2007-2013 yılı arasında bu hususta herhangi bir dava açılmadığı, dava tarihi itibariyle tarafların ticaret unvanlarındaki tek benzerliğin "..." ibaresi olduğu, taraf şirketlerin ticari unvanları bariz olarak birbirlerinden farklı olup karışıklık meydana gelmesinin mümkün olmadığı, dava tarihinden sonrasına ilişkin belgeler esas alınarak hazırlanan bilirkişi heyet raporuna itibar edilmediği, kaldı ki basit adres hataları, tarih ve ticaret unvanların sehven yanlış yazımlarının bir tacirin ticaret unvanının terkini gibi ağır bir sonuç doğuran tescil işlemi için yeterli olmadığı, dolayısıyla ticaret unvanının terkini koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

1- Davalı 2007 yılında ticaret unvanını kullanmaya başladıktan sonra müvekkilinin 20/03/2009 tarihli ihtarname ile ticraet unvanının karşılıklığa neden olacak olması nedeniyle kaldırılmasının talep edildiğini, ancak yapılan görüşmeler sonucu davacının Tıbbi Ürünler davalının ise Sağlık Hizmetleri konusunda faaliyet gösterecekleri dikkate alınarak dava açılmadığını, zaten bir sorun yaşanmadığını, ancak davalının 02/07/2013 tarihinde ticari unvanını değiştirerek İlaç ve Sağlık Ürünlerinde faalite göstereceğini bildirdiğini, unvan değişikliğinden sonra her iki firmanın da ağırlıklı olarak ilaç sektöründe çalışması sebebiyle müşteriler nezdinde iltibas çıkmaya başladığını,

2- Kök ve ek rapordaki iltibasa ilişkin tespitlere itirazlarının olmadığını,

3- Mahkemenin her iki şirketin de sağlık ve ilaç alanında faaliyette bulundukları yönündeki gerekçesinin yukarıda açıklanan nedenle hatalı olduğunu, baştan beri bu faaliyet alanlarının varlığının kabulünün doğru olmadığını, davalının ilaç sektörüne girmesi üzerine karşılıklığın başladığını,

4- Davanın ticaret unvanı değiştirildikten sonra yasal sürede açıldığını,

5- İlaç şirketlerinin ilaç firması anlamına gelen “...” kelimesini kullandıklarını, dolayısıyla her iki firmanın unvanındaki ek kısmının aynı olduğunu,

6- İltibasa ilişkin delillerin dikkate alınmamasının doğru olmadığını,

7- Müvekkilinin üstün hak sahibi olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE

Dava, ticaret unvanı aleyhine tecavüzün tespiti, unvanın kullanılmasının yasaklanması ve ticaret sicilinden terkini istemine ilişkindir. Davacı, tarafların ticaret unvanları ve iştigal alanları arasındaki benzerlik nedeniyle karışıklıklar yaşanması üzerine 20/03/2009 tarihinde davalıya ihtarname gönderilerek unvanın kullanılmasının durdurulmasını talep ettiklerini, ancak taraflar arasında yapılan görüşmeler sonucunda iştigal alanlarındaki farklılık da dikkate alınarak sorunların giderildiğini ve dava açılmadığını, ancak davalının 2013 yılında nevi ve unvan değişikliğine gitmesi sonucu ticaret unvanındaki faaliyeti gösteren unsurun değiştiğini ve bu tarihten sonra yaşanan karışıklıların arttığını, bunun üzerine davalıya yeniden ihtarname gönderilerek unvan değişkliği talebinde bulunulduğunu ve akabinde iş bu davanın açıldığını ileri sürmüş, davalı ise davanın makul sürede açılmadığını, ayrıca iddia edildiği gibi karşılıklık yaşanmadığını savunmuştur.

Somut olayda uyuşmazlık davalı şirketin unvanın davacı şirketin ticaret unvanı yönünden iltibasa neden olup olmadığı, ticaret unvanına tecavüzün bulunup bulunmadığı ve bu hakkın uzun süreli sessiz kalma nedeniyle kayba uğrayıp uğramadığı noktalarında toplanmaktadır.

İlk derece mahkemesince yukarıda belirtilen gerekçe doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı şirketin ticaret sicil kayıtlarına göre; 12/10/2006 tescil tarihinde, “... Limited Şirketi” unvanı ile İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu’nun ...sicil numarası ile kurulduğu, durumun 18/10/2006 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilan edildiği görülmüştür.

Davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde, 02/03/2007 tescil tarihi itibariyle “...Limited Şirketi” unvanı ile İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu’nun ... sicil numarası ile kurulduğu, durumun 08/03/2007 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilan edildiği, davalı şirketin 02/07/2013 tarihinde İstanbul Ticaret Sicil Memurluğuna tescil ettirilmek suretiyle nevi değişikliğine gittiği ve değişiklik sonucu unvanının “... Anonim Şirketi” olduğu, bu değişikliğin 08/07/2013 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilan edildiği görülmüştür.

Ticaret unvanının korunmasına ilişkin düzenleme, eldeki davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK'nın 52 ve devamı maddelerinde yer almış, tacirler için büyük önemi haiz, ticari işletme devri ve ticari işletme rehnine konu olan ticaret unvanı, bu hali ile kendine has özel koruma tedbirlerine tabi tutulmuştur. Bu türden açılan davalarda Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulaması gereğince, terkini talep edilen şirkete ait ticaret unvanının ayrıca ek alıp almadığı, tacirlerin iştigal sahalarının benzer olup olmadığı, unvanların genel görünüm itibari ile benzer olup olmadıkları ve bu benzerliklerin üçüncü kişiler açısından karışıklığa neden olup olmayacağı hususları incelenip değerlendirilmektedir.

Öte yandan bir başka tacire ait ticaret unvanının terkinini talep eden tarafın davasını belirli ve makul bir süre içinde açması gerekir. Ticaret unvanları tescil ve ilana tabi bulunduğundan makul sürenin hesabında bunun da nazara alınması icap eder. Makul sürenin geçirilmesi halinde sessiz kalma nedeni ile hak kaybı oluşur. Uzun süreli sessiz kalma suretiyle hak kaybı, TTK’da düzenlenmiş değildir. Bu durum Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin uygulaması ile hukukumuza yerleşmiş olup, yasal dayanağı da TMK’nin 2. maddesidir. Sessiz kalma yolu ile hak kaybının oluşması için öncelik hakkı sahibinin kullanımdan haberdar olması gerekmekte ise de sessiz kalmanın kaç yıl sonra hak kaybına yol açacağı ile ilgili kesin bir süre vermek mümkün değildir.

Burada önemli olan öncelik hakkı sahibinin sonraki kullanıma bir süre katlanmış olmasıdır. Bu itibarla bu sürenin belirlenmesinde somut olayın özelliklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu sürenin belirlenmesinde de esas alınacak olan dürüstlük kuralıdır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilirken, öncelik hakkının sahibinin sonraki tescil veya kullanımdan haberdar olduktan sonra izlediği yol ve sergilediği tavır önemlidir (Yargıtay 11. HD, 21.12.2017 tarih, 2016/6803 E., 2017/7532 K. Sayılı ilamı).Öte yandan terkin talep eden tarafın, sessiz kalma ve göz yumma kast ve iradesi olmasa dahi geçen süre zarfında ticaret unvanının terkini talep olunan tacirin, yapmış olduğu belirli yatırımlarla müşteri çevresi oluşturması, işletmesini geliştirerek belirli kesimlerce tanınır hale getirmesi de mümkündür.

Bu açıdan bakıldığında, davanın ihmal yolu ile de geç açılıp hak kaybına uğranması mümkün hale gelebilecektir.(Yargıtay 11.HD , 03.04.2013 tarih, 2013/974 E., 2013/6703 K. sayılı ilamı)

Somut olayda, davacı taraf eldeki davayı davalı şirketin ticaret siciline tescilinden yaklaşık olarak 7 yıl sonra açmıştır. Davacı her ne kadar davalının unvan ve nevi değişkliğine gittiği 08/07/2013 tarihine kadar sorun yaşanmaması nedeniyle dava açılmadığını, ancak unvan değişikliği sonrası unvandaki faaliyeti gösteren unsurların dolayısıyla çalışılan sektörün de değişmesi nedeniyle karışıklığın arttığı ileri sürmüş ise de, bizzat davacı tarafça davalıya hitaben düzenlenen 20/03/2009 tarihli ihtarda tarafların aynı sektörde çalışmaları ve ticaret unvanlarındaki benzerlik nedeniyle ileri noktalarda karışılıklar yaşandığı ileri sürülmüş olup davacı tarafça bu ihtardan sonra sorunun ne şekilde giderildiğine dair makul bir açıklama yapılmadığından, davacının davalı unvanının iltibasa neden olduğunu düşünmesine rağmen uzun süre kullanımına göz yumduğu anlaşılmaktadır.

Kaldı ki 20/03/2009 tarihli ihtar düzenlenmeden çok önce davacının davalı unvanından haberdar olduğu da anlaşılmaktadır.Ticaret sicilinin herkese açık olduğu dikkate alındığında da aksinin kabulü mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla davacının, davalı unvanının 2013 yılında değişmesinden sonra karışıklık ve iltibas başladığı yönündeki iddiasına itibar edilmemiştir.

O halde, davacının sonraki tescil veya kullanımdan haberdar olduktan sonra takındığı tavır ve izlediği yol ile tüm dosya kapsamı gözetildiğinde, iş bu davanın makul süre içinde açılmadığı anlaşılmaktadır, dolayısıyla ilk derece mahkemesinin gerekçesi yerinde değil ise de toplanan delillere göre davanın reddi yönündeki karar isabetli olduğundan, gerekçesi düzeltilmek suretiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Hükmün gerekçesi düzeltilmek suretiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

Peşin harcın karar harcına mahsup edilmesine başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,

Gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğine ,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK’nun 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 01/11/2018

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/276093 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

⚠ Bu istinaf çizgisi Yargıtay'ca (kısmen ya da tamamen) bozulmuştur — bölgesel emsal değeri bu yönüyle sınırlıdır.

Bozuldu

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2019/295 E. 2019/7310 K. · Bozuldu

Gerekçe düzeltiliyorsa BAM esastan ret değil, kaldırıp yeniden hüküm kurmalıdır

Gerekçe özeti

Bölge adliye mahkemesi ilk derece mahkemesinin gerekçesini isabetsiz bulup düzeltiyorsa, HMK 353/1-b-2 uyarınca ilk derece kararını kaldırıp düzelterek yeniden esas hakkında hüküm kurmalıdır; gerekçeyi düzeltmesine rağmen HMK 353/1-b-1 uyarınca istinaf başvurusunu esastan reddetmesi usule aykırıdır.

Emsal değeri

İlk derece gerekçesinin değiştirildiği hâllerde HMK 353/1-b-1 (esastan ret) yerine HMK 353/1-b-2 (kaldırıp düzelterek yeniden hüküm) uygulanması gerektiği yönünde bağlayıcı içtihat değeri taşır.

Kavramlar: istinaf incelemesinin sonuçları gerekçenin düzeltilmesi düzelterek yeniden esas hakkında karar esastan ret re'sen bozma

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2019/295 E.  ,  2019/7310 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 10/10/2017 tarih ve 2014/1185 E-2017/917 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 01/11/2018 tarih ve 2018/277 E- 2018/1349 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin 18/10/2006 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edildiğini, davalı şirketin ilk olarak “Medfors Sağlık Hizmetleri ve Ürünleri İth. İhr. Tic. Ltd. Şti.” ünvanı ile 08/03/2007 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edildiğini, müvekkilinin “tıbbi ürünler” davalı şirketin ise “sağlık hizmetleri alanında faaliyet göstermesi sebebiyle 2007-2012 yılları arasında sorun yaşanmadığını, davalı şirketin 08/07/2013 tarihinde ünvan değiştirerek mevcut halini almasından sonra şirketlerin ünvanlarının ve faaliyet alanlarının benzer olması sebebiyle ilaç depoları arasında, kargo teslimatlarında, tahsilatlarda ve sevkiyatlarda karışıklıklar yaşanmaya başladığını, davalı şirkete ihtarname gönderilerek ünvan değişikliği yapılmasının istenildiğini, davalının talebi kabul etmediğini ileri sürerek, müvekkilinin ticaret ünvanına yapılan tecavüzün tespitine, davalının ünvanının kullanılmasının yasaklanmasına ve ticaret sicilinden silinmesine, ticaret ünvanının kullanıldığı malların ve araçların imhasına, kararın gazetede ilanına, maddi ve manevi tazminat haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, görevli mahkemenin Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri olduğunu, yetkili mahkemenin İstanbul Adliyesi mahkemeleri olduğunu, davacının durumdan daha önceden gönderdiği 20/03/2009 tarihli ihtarname ile haberdar olması sebebiyle davanın makul sürede açılmadığından davacının kötü niyetli olup davanın da zamanaşımına uğradığını, şirketler arasında iltibas sebebiyle haksız rekabet oluşmadığını, şirketlerin satış ve pazarlamasını yaptığı ürünlerin birbirinden farklı olduğunu, adreslerin aynı olmadığını, şirketlerin “MEDFORS FARMA” ve “MEDFORS İLAÇ” olarak tanındıklarını, “MEDFORS” ünvanın 2007 yılından beri kullanıldığını, ilaç depolarında, faturalarda, müşteri çevrelerinde, sevkiyatta ve tahsilatta karışıklık yaşanmadığını, sağlık sektöründe çalışan firmaların sipariş takiplerinin şirket ismi ile değil ürün isimleri üzerinden yapıldığını, tek karışıklığın kargo firmalarının adres hatasından meydana geldiğini savunarak öncelikle görev ve yetki sebebiyle, bu taleplerin reddi halinde zamanaşımı ve esas yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, her iki şirketin sağlık ve ilaç sektöründe ticari faaliyette bulundukları, şirketlerin 2007-2013 yılları arasında ünvanlarında “MEDFORS” ve “LİMİTED ŞİRKET” ibareleri ortakken, 2013 yılından sonra ortak ibarenin sadece “MEDFORS” olarak kaldığı, davacının ortak ibarelerin daha fazla olduğu 2007-2013 döneminde dava açmadığı, dava tarihi itibarıyla ünvanlardaki tek benzerliğin “MEDFORS” ibaresi olduğu, davacının ticaret ünvanının ek kısmının “MEDFORS FARMA” iken davalının ticaret ünvanının ek kısmının “MEDFORS İLAÇ” olduğu, ünvanların bariz olarak birbirinden farklı olup, karışıklık meydana gelmesinin mümküm olmadığı, davacının dosyaya sunduğu belgelerin dava tarihinden sonraki belgeler olduğundan hükme esas alınamayacağı, basit adres hataları, tarih ve ticaret unvanların sehven yanlış yazımlarının bir tacirin ticaret unvanının terkini için yeterli olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, davacı taraf eldeki davayı davalı şirketin ticaret siciline tescilinden yaklaşık olarak 7 yıl sonra açtığı, bizzat davacı tarafça davalıya hitaben düzenlenen 20/03/2009 tarihli ihtarda tarafların aynı sektörde çalışmaları ve ticaret unvanlarındaki benzerlik nedeniyle ileri noktalarda karışılıklar yaşandığı ileri sürülmüş olup davacı tarafça bu ihtardan sonra sorunun ne şekilde giderildiğine dair makul bir açıklama yapılmadığı, davacının davalı unvanının iltibasa neden olduğunu düşünmesine rağmen uzun süre kullanımına göz yumduğu, 20/03/2009 tarihli ihtar düzenlenmeden çok önce davacının davalı unvanından haberdar olduğu, ticaret sicilinin herkese açık olduğu dikkate alındığında aksinin kabulü mümkün olmayacağı, davacının sonraki tescil veya kullanımdan haberdar olduktan sonra takındığı tavır ve izlediği yol ile tüm dosya kapsamı gözetildiğinde, iş bu davanın makul süre içinde açılmadığı, ilk derece mahkemesinin gerekçesi yerinde değil ise de toplanan delillere göre davanın reddi yönündeki karar isabetli olduğu gerekçesi düzeltilmek suretiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.

2. maddesi "Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verilir." hükmünü haiz olup, anılan hüküm doğrultusunda Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken yerel mahkeme kararının gerekçesinin isabetli olmadığı kabul edilerek gerekçenin düzeltilmesine rağmen HMK 353/1-b-1. maddesi uyarınca başvurunun esastan reddine dair karar verilmesi yerinde görülmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesi kararının re'sen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik İstinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 19/11/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.