İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/16217 E. 2015/2385 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
milletlerarası tahkim↗ konkordato↗ izafeten dava↗ ticaret sicili tescili↗ tasdik kararı↗ acente↗ aktif dava ehliyeti↗ tahkim↗ acentelik↗ husumet yokluğu↗ anonim şirket↗ taraf ehliyeti↗ ihbar↗ ticaret sicili↗ geçersizlik↗ iflas↗ ilan↗ dahili dava↗ ibraz↗ temsil↗ teslim↗ husumet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, takiplere dayanak bir kısım faturaların doğrudan .... tarafından, bir kısmının ise .... adına.... Şubesi tarafından düzenlendiği, yine bir adet takibin merkez adına .... Şubesi'nce, bir kısmının ise doğrudan ... Şubesi'nce yapıldığı, davanın ise merkez adına ... Şubesi tarafından açıldığı, takip alacaklısı doğrudan şube gösterilen takiplerin, şubenin yaptığı işlemlerden dolayı hak ve borçların merkeze ait olmasına göre geçersiz olduğu, merkez adına yapılan takipte ise faturaların merkez tarafından düzenlendiği, davacı şubenin merkez adına dava açabileceğini teyit eden delil sunmadığı gerekçesi ile aktif dava ehliyeti yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, verilen sörvey hizmeti uyarınca düzenlenen faturaların ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Verilen hizmet uyarınca düzenlenen faturaların bir kısmının ... Şubesi tarafından, bir kısmının da merkez firma tarafından düzenlendiği, yapılan bir kısım icra takiplerinde ....-... Şubesi'nin, bir kısmında ise ..... ... Şubesi'nin alacaklı gösterildiği, davanın ise ..... adına .... ... Şubesi tarafından açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, yukarıda belirtilen gerekçe ile aktif dava ehliyeti yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 30 Teşrinisani 1330 tarihli Muvakkat Kanun’un 1. maddesi uyarınca, yabancı anonim şirketlerin Türkiye’de faaliyette (icrayı muamelede) bulunabilmeleri için şube veya acente açmaları gereklidir. 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 2/a maddesinde, Türkiye’de doğrudan yatırım yapan ve yabancı ülkelerin kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişiler, yabancı yatırımcı olarak, aynı Kanun’un 2/b maddesinde ise, yabancı yatırımcı tarafından yeni şirket kurmak veya şube açmak, menkul kıymet borsaları dışında hisse edinmek veya menkul kıymet borsalarından en az %10 hisse oranı ya da aynı oranda oy hakkı sağlayan edinimler yoluyla mevcut bir şirkete ortak olmak, doğrudan yabancı yatırım olarak tanımlanmıştır. Anılan Yasa’nın 3/h maddesinde ise, Hazine Müsteşarlığı’nın yabancı ülke kanunlarına göre kurulmuş şirketlere, “Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla” irtibat bürosu açma izni vermeye yetkili olduğu belirtilmiştir.
Bu hükümlerin birlikte yorumlanmasından ortaya çıkan sonuç, yabancı anonim şirketlerin Türkiye’de kendi nam ve hesabına ticari faaliyette bulunabilmeleri için şube veya acente açıp ticaret siciline tescil ettirmelerinin zorunlu olduğu, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde belirtilen işyeri kavramından da, yabancı şirketin Türkiye’deki şubesi veya acentesinin anlaşılması gerektiği, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla açabilecekleri irtibat bürolarının ise işyeri olarak nitelendirilemeyeceğidir.
Ayrıca, davacı vekili tarafından tercümesi ibraz edilen vekaletnamede ... Şirketi'nin T.C. vatandaşı ...'yı "Türkiye'de her türlü mahkeme veya divanda ... Şirketi'ni temsil etmek, gerektiğinde hakkında dava açmak, vekaletnameyi verene tebliğ edilen ilk celpnameleri ve her türlü ihbarı almak, davalar açmak ve bunları takip etmek, iflas ve konkordato muamelelerinde bulunmak, tasdik, düzeltme veya geri çekme yetkisi de dahil olmak üzere her türlü görev süresi veya muameleyi imza etmek, her türlü yasal yolları kullanmak, her türlü mahkeme veya divanda bu yolları takip etmek, vekillere vekaletname vermek, ödeme, transfer veya teslimatı alabilmek ve icbar edebilmek amacıyla her ne şekil ve surette olursa olsun her türlü dava ve sair yasal işlemleri başlatmak, yürütmek ve takip etmek" gibi işlemler için vekil tayin ettiği, 15.12.2008 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ... Merkezi .... ... Şubesi'nin bu ticaret ünvanıyla tescilinin ve ....'nın da şirket adına yapılacak işlerden doğacak davalarda davalı, davacı ve üçüncü şahıs sıfatıyla şubenin vekilliğine atanmış olduğu hususunun ilan edildiğini, ... tarafından davacı şubeyi temsilen davacı vekiline verilen vekaletname uyarınca işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler, merkez şirketin verdiği vekaletname ve şubenin Ticaret Sicilindeki tescil şekli tartışılmaksızın, ayrıca davacı şubenin ticaret ünvanının merkez şirketin unvanını da içeriyor olması gözetildiğinde bu hususun takiplerin ve davanın merkez şirkete izafeten açılmış olup olmadığı, gerçek kişiye verilen vekaletnamenin acentelik hükümlerinin uygulanmasını gerektirip gerektirmediği hususları değerlendirilmeksizin yazılı şekilde husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/2110 E. 2012/3915 K.
Ortak:ticaret sicili tescili · acente · acentelik · anonim şirket · taraf ehliyeti · ticaret sicili · ilan
İncelediğiniz karardaBu hükümlerin birlikte yorumlanmasından ortaya çıkan sonuç, yabancı «anonim şirketlerin» Türkiye’de kendi nam ve hesabına ticari faaliyette bulunabilmeleri için şube veya «acente» açıp «ticaret siciline tescil» ettirmelerinin zorunlu olduğu, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde belirtilen işyeri kavramından da, yabancı şirketin Türkiye’deki şubesi veya «acentesinin» anlaşılması gerektiği, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla açabilecekleri irtibat bürolarının ise işyeri olarak nitelendirilemeyeceğidir.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 30 Teşrinisani 1330 tarihli Muvakkat Kanun’un 1. maddesi uyarınca, yabancı «anonim şirketlerin» Türkiye’de faaliyette (icrayı muamelede) bulunabilmeleri için şube veya «acente» açmaları gereklidir.
Şubesi tarafından açıldığı, takip alacaklısı doğrudan şube gösterilen takiplerin, şubenin yaptığı işlemlerden dolayı hak ve borçların merkeze ait olmasına göre «geçersiz» olduğu, merkez adına yapılan takipte ise faturaların merkez tarafından düzenlendiği, davacı şubenin merkez adına dava açabileceğini teyit eden delil sunmadığı gerekçesi ile aktif dava «ehliyeti» yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBu hükümlerin birlikte yorumlanmasından ortaya çıkan sonuç, yabancı «anonim şirketlerin» Türkiye’de kendi nam ve hesabına ticari faaliyette bulunabilmeleri için şube veya «acente» açıp «ticaret siciline tescil» ettirmelerinin zorunlu olduğu, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde belirtilen işyeri kavramından da, yabancı şirketin Türkiye’deki şubesi veya «acentesinin» anlaşılması gerektiği, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla açabilecekleri irtibat bürolarının ise işyeri olarak nitelendirilemeyeceğidir.
Zira anılan Kanun’un 10. maddesi uyarınca, yabancı bir «anonim şirketin» Türkiye’de şubesinin veya «acentesinin» bulunduğu yer, o yabancı anonim şirketin kanuni ikametgahı («yerleşim yeri») sayılmaktadır.
1330 tarihli Muvakkat Kanun’un 1. maddesi uyarınca, yabancı «anonim şirketlerin» Türkiye’de faaliyette (icrayı muamelede) bulunabilmeleri için şube veya «acente» açmaları gereklidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yetki ilk itirazı · fiil ehliyeti · hakem kararının iptali · temel ilişki · ilk itiraz · yerleşim yeri · kamu düzenine aykırılık · yetki itirazı
Benzer bu karardaDavalı vekilince süresinde sunulan cevap dilekçesi ile diğer savunmalarının yanı sıra «işbölümü» ve «yetki ilk itirazlarında» bulunulmuş, mahkemece davalı şirketin yabancı olup ticaret sicilinde «kaydının» bulunmadığı, ancak Kadıköy yargı alanı içinde faaliyet gösterdiğinden Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca mahkemelerinin yetkili bulunduğu, ayrıca «temel ilişki» «ticari nitelikte» olmakla beraber «hakem kararının iptali davalarının» ticari dava niteliğinde olmadığı, zira bu tür davalarda temel ilişkinin çözümüne girilemeyeceği ve yapılacak işin denetimden ibaret olduğu, kaldı ki Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde asliye hukuk mahkemelerinin «görevli» bulunduğunun belirtildiği gerekçesiyle, davalının işbölümü ve «yetki itirazlarının» reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davada «temel ilişki» ticari olmakla birlikte «hakem kararının iptali davalarının» ticari dava niteliğinde olmadığı, bu tür davalarda temel ilişkinin çözümüne girilemeyeceği ve yapılacak işin denetimden ibaret olduğu, MTK.'nun 3. maddesinde Asliye Hukuk mahkemelerinin «görevli» bulunduğu belirtildiğinden davalının «işbölümü» itirazının yerinde olmadığı, yetkili mahkemenin de aynı kanun maddesinde '' davalının «yerleşim yeri» veya olağan oturma yeri ya da işyerinin bulunduğu yer veya bunlar yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemeleri'' olarak belirtildiği, somut uyuşmazlıkta davalı şirketin yabancı şirket olup ticaret sicilinde «kaydının» bulunmadığı, ancak Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerinin Kadıköy yargı alanı içinde bulunduğu, bu durumda mahkemenin yetkili olduğu, MTK.'nun 15/2. maddesi uyarınca sözleşmede yer alan ifadelerin veya ICC Tüzüğü'ndeki maddelerin «feragat» anlaşması olarak nitelendirilemeyeceğinden somut olayda da davacının iptal davası hakkından feragat ettiğinin kabul edilemeyeceği, dava konusu hakem kararında ICC Tahkim Odası'nca nihai karar verilmesine dair sürenin 31.10.2010 tarihine kadar uzatıldığının belirtildiği, dolayısıyla 07.12.2010 tarihli hakem kararının süresinde verilmediği, hakem kararında kararın geçici icrasına karar verildiği, Türk Hukuku'nda kararların geçici icrasının bulunmadığı, ayrıca iptal davası açılması hakkından feragat edildiğinin değerlendirildiği, bu iki halin hem «kamu düzenine aykırılık» hem de «yetki» aşımı olduğu, hakem kararında davacının uyarlama yoluyla sözleşmeye müdahale edilmesi talebinin hakem kararında değerlendirilmemesinin de bir iptal nedeni sayıldığ …
Milletlerarası «hakem kararının iptali» davaları, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15. maddesinde belirtilen işlerden olduğundan yetkili mahkeme, anılan Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasına göre belirlenecektir.
Buna göre davalının Türkiye’de «yerleşim yeri», olağan oturma yeri veya işyeri varsa «iptal davası» için o yer mahkemesi, bunlardan hiçbirisi yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi yetkilidir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/2616 E. 2019/1680 K.
Ortak:ticaret sicili tescili · acente · acentelik · ticaret sicili · ilan · ibraz · temsil · husumet · dava şartı
İncelediğiniz karardaBu hükümlerin birlikte yorumlanmasından ortaya çıkan sonuç, yabancı «anonim şirketlerin» Türkiye’de kendi nam ve hesabına ticari faaliyette bulunabilmeleri için şube veya «acente» açıp «ticaret siciline tescil» ettirmelerinin zorunlu olduğu, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde belirtilen işyeri kavramından da, yabancı şirketin Türkiye’deki şubesi veya «acentesinin» anlaşılması gerektiği, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla açabilecekleri irtibat bürolarının ise işyeri olarak nitelendirilemeyeceğidir.
Şubesi'nin bu ticaret ünvanıyla tescilinin ve ....'nın da şirket adına yapılacak işlerden doğacak davalarda davalı, davacı ve üçüncü şahıs sıfatıyla şubenin vekilliğine atanmış olduğu hususunun «ilan» edildiğini, ... tarafından davacı şubeyi «temsilen» davacı vekiline verilen vekaletname uyarınca işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
… tartışılmaksızın, ayrıca davacı şubenin ticaret ünvanının merkez şirketin unvanını da içeriyor olması gözetildiğinde bu hususun takiplerin ve davanın merkez şirkete «izafeten» açılmış olup olmadığı, gerçek kişiye verilen vekaletnamenin «acentelik» hükümlerinin uygulanmasını gerektirip gerektirmediği hususları değerlendirilmeksizin yazılı şekilde «husumet yokluğundan» davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaBu hükümlerin birlikte yorumlanmasından ortaya çıkan sonuç, yabancı şirketlerin Türkiye’de kendi nam ve hesabına ticari faaliyette bulunabilmeleri için şube veya «acente» açıp «ticaret siciline tescil» ettirmelerinin zorunlu olduğu, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun .... maddesinde belirtilen işyeri kavramından da, yabancı şirketin Türkiye’deki şubesi veya «acentesinin» anlaşılması gerektiği, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla açabilecekleri irtibat bürolarının ise işyeri olarak nitelendirilemeyeceğidir.
… stinaden açıldığı anlaşılmakta olup mahkemece, şubenin kendi başına işlem yapabilirse de bu işlemden doğan hak ve borçların merkeze ait olduğu, şubenin tüzel kişiyi «temsil yetkisi» varsa davanın şube tarafından tüzel kişi (merkez) adına açılması gerektiği nazara alınarak, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler, vekaletname ve şubenin Ticaret Sicilindeki tescil şekli tartışılarak, ayrıca davacı şubenin «ticaret unvanının» merkez şirketin unvanını da içeriyor olması gözetildiğinde bu hususun davanın merkez şirkete ... açılmış olup olmadığı hususunun değerlendirilmesi, bu suretle davacının «aktif husumetinin» bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekirken bu hususta bir değerlendirme yapılmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. ...-Kabule göre de, İlk Derece Mahkemesince ve istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu olayda rekabet ve ticari ortamla ilgili bir «kötülemenin» söz konusu olduğu, davacı şirket ve ürünleri aleyhinde «gereksiz yere incitici beyanlarda» bulunulmak suretiyle ...'nın 54. ve 55/Ia 1 maddeleri anlamında «haksız rekabet» oluşturulduğu kabul edilmişse de, «ibraz» edilen davalı ... hakkında verilen «kovuşturmaya yer olmadığına» dair karar ile yapılan röportaj ve haber içerikleri nazara alındığında, davalı ... tarafından Türkiye’deki davacı tarafından çim zemini yapılan futbol sahalarının ve maliyetlerinin eleştirildiği, dava konusu edilen beyanların gereksiz yere incitici nitelikte bulunmadığı ve haksız rekabet oluşturmayacağı anlaşılmakta olup, 14/.../2013 tarihinde internet sitelerinde ve NTV Spor Radyo kanalında yayınlanan röportaj «kaydının» haksız rekabet teşkil etmediğinin kabulü gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi de yerinde görülmemiştir.
İlk derece mahkemesince, dava konusu olayda rekabet ve ticari ortamla ilgili bir «kötülemenin» söz konusu olduğu, tarafların rekabet ilişkisi içinde oldukları, davalıların davacı şirket ve ürünleri aleyhinde «gereksiz yere incitici beyanlarda» bulunmak suretiyle «haksız rekabette» bulundukları, bu hususun da ...'nın 54. ve 55/Ia 1 maddeleri anlamında haksız rekabet oluşturduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, 14/.../2013 tarihinde internet sitelerinde ve NTV Spor Radyo kanalında yayınlanan röportaj «kaydının» haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, davacının yayından kaldırma talebinin listede adı geçen kuruluşların davada taraf olmaması nedeniyle haklarında hüküm tesisi mümkün olmadığından reddine, manevi tazminat isteminin kabulü ile 1,00 TL'nin davalılardan tahsiline, hüküm özetinin «ilanına» karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gereksiz yere incitici beyan · kovuşturmaya yer olmadığına dair karar · temsil yetkisi · kötüleme · aktif husumet · ticaret unvanı · cy/cy kaydı · haksız rekabet
Benzer bu kararda… stinaden açıldığı anlaşılmakta olup mahkemece, şubenin kendi başına işlem yapabilirse de bu işlemden doğan hak ve borçların merkeze ait olduğu, şubenin tüzel kişiyi «temsil yetkisi» varsa davanın şube tarafından tüzel kişi (merkez) adına açılması gerektiği nazara alınarak, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler, vekaletname ve şubenin Ticaret Sicilindeki tescil şekli tartışılarak, ayrıca davacı şubenin «ticaret unvanının» merkez şirketin unvanını da içeriyor olması gözetildiğinde bu hususun davanın merkez şirkete ... açılmış olup olmadığı hususunun değerlendirilmesi, bu suretle davacının «aktif husumetinin» bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekirken bu hususta bir değerlendirme yapılmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. ...-Kabule göre de, İlk Derece Mahkemesince ve istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu olayda rekabet ve ticari ortamla ilgili bir «kötülemenin» söz konusu olduğu, davacı şirket ve ürünleri aleyhinde «gereksiz yere incitici beyanlarda» bulunulmak suretiyle ...'nın 54. ve 55/Ia 1 maddeleri anlamında «haksız rekabet» oluşturulduğu kabul edilmişse de, «ibraz» edilen davalı ... hakkında verilen «kovuşturmaya yer olmadığına» dair karar ile yapılan röportaj ve haber içerikleri nazara alındığında, davalı ... tarafından Türkiye’deki davacı tarafından çim zemini yapılan futbol sahalarının ve maliyetlerinin eleştirildiği, dava konusu edilen beyanların gereksiz yere incitici nitelikte bulunmadığı ve haksız rekabet oluşturmayacağı anlaşılmakta olup, 14/.../2013 tarihinde internet sitelerinde ve NTV Spor Radyo kanalında yayınlanan röportaj «kaydının» haksız rekabet teşkil etmediğinin kabulü gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi de yerinde görülmemiştir.
İlk derece mahkemesince, dava konusu olayda rekabet ve ticari ortamla ilgili bir «kötülemenin» söz konusu olduğu, tarafların rekabet ilişkisi içinde oldukları, davalıların davacı şirket ve ürünleri aleyhinde «gereksiz yere incitici beyanlarda» bulunmak suretiyle «haksız rekabette» bulundukları, bu hususun da ...'nın 54. ve 55/Ia 1 maddeleri anlamında haksız rekabet oluşturduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, 14/.../2013 tarihinde internet sitelerinde ve NTV Spor Radyo kanalında yayınlanan röportaj «kaydının» haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, davacının yayından kaldırma talebinin listede adı geçen kuruluşların davada taraf olmaması nedeniyle haklarında hüküm tesisi mümkün olmadığından reddine, manevi tazminat isteminin kabulü ile 1,00 TL'nin davalılardan tahsiline, hüküm özetinin «ilanına» karar verilmiştir.
1-Dava, «haksız rekabetin» tespiti, men’i, sonuçlarının ortadan kaldırılması, manevi tazminatın tahsili ve hükmün «ilanı» istemlerine ilişkindir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/4375 E. 2014/8293 K.
Ortak:İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:icra inkar tazminatı · inkar tazminatı
Benzer bu karardaMahkemece, asıl ve birleşen davanın kabulüne, icra dosyalarına yapılan itirazların iptali ile takiplerin devamına, takip alacaklarının %40'ı oranında «icra inkar tazminatının» ayrı ayrı davalıdan tahsiline dair verilen kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine karar, Dairemizin 25.11.2013 günlü ilamında açıklanan nedenlerle davalı yararına bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/16217 E. , 2015/2385 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada (Kapatılan) Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 28/11/2013 tarih ve 2013/366-2013/307 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, bir klass şirketi olan müvekkilinin davalıya verdiği güvenlik denetimi, ISM hizmeti, plan tetkiki, sörvey hizmetleri ve masraflara ilişkin faturalar ödenmeyince icra takipleri başlattığını, davalının takiplere itiraz ettiğini ileri sürerek takiplere vaki itirazların iptalini ve icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, takiplere dayanak bir kısım faturaların doğrudan .... tarafından, bir kısmının ise .... adına.... Şubesi tarafından düzenlendiği, yine bir adet takibin merkez adına .... Şubesi'nce, bir kısmının ise doğrudan ... Şubesi'nce yapıldığı, davanın ise merkez adına ... Şubesi tarafından açıldığı, takip alacaklısı doğrudan şube gösterilen takiplerin, şubenin yaptığı işlemlerden dolayı hak ve borçların merkeze ait olmasına göre geçersiz olduğu, merkez adına yapılan takipte ise faturaların merkez tarafından düzenlendiği, davacı şubenin merkez adına dava açabileceğini teyit eden delil sunmadığı gerekçesi ile aktif dava ehliyeti yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, verilen sörvey hizmeti uyarınca düzenlenen faturaların ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Verilen hizmet uyarınca düzenlenen faturaların bir kısmının ... Şubesi tarafından, bir kısmının da merkez firma tarafından düzenlendiği, yapılan bir kısım icra takiplerinde ....-... Şubesi'nin, bir kısmında ise ..... ... Şubesi'nin alacaklı gösterildiği, davanın ise ..... adına .... ... Şubesi tarafından açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, yukarıda belirtilen gerekçe ile aktif dava ehliyeti yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 30 Teşrinisani 1330 tarihli Muvakkat Kanun’un 1. maddesi uyarınca, yabancı anonim şirketlerin Türkiye’de faaliyette (icrayı muamelede) bulunabilmeleri için şube veya acente açmaları gereklidir. 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 2/a maddesinde, Türkiye’de doğrudan yatırım yapan ve yabancı ülkelerin kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişiler, yabancı yatırımcı olarak, aynı Kanun’un 2/b maddesinde ise, yabancı yatırımcı tarafından yeni şirket kurmak veya şube açmak, menkul kıymet borsaları dışında hisse edinmek veya menkul kıymet borsalarından en az %10 hisse oranı ya da aynı oranda oy hakkı sağlayan edinimler yoluyla mevcut bir şirkete ortak olmak, doğrudan yabancı yatırım olarak tanımlanmıştır.
Anılan Yasa’nın 3/h maddesinde ise, Hazine Müsteşarlığı’nın yabancı ülke kanunlarına göre kurulmuş şirketlere, “Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla” irtibat bürosu açma izni vermeye yetkili olduğu belirtilmiştir.
Bu hükümlerin birlikte yorumlanmasından ortaya çıkan sonuç, yabancı anonim şirketlerin Türkiye’de kendi nam ve hesabına ticari faaliyette bulunabilmeleri için şube veya acente açıp ticaret siciline tescil ettirmelerinin zorunlu olduğu, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde belirtilen işyeri kavramından da, yabancı şirketin Türkiye’deki şubesi veya acentesinin anlaşılması gerektiği, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla açabilecekleri irtibat bürolarının ise işyeri olarak nitelendirilemeyeceğidir.
Ayrıca, davacı vekili tarafından tercümesi ibraz edilen vekaletnamede ... Şirketi'nin T.C. vatandaşı ...'yı "Türkiye'de her türlü mahkeme veya divanda ... Şirketi'ni temsil etmek, gerektiğinde hakkında dava açmak, vekaletnameyi verene tebliğ edilen ilk celpnameleri ve her türlü ihbarı almak, davalar açmak ve bunları takip etmek, iflas ve konkordato muamelelerinde bulunmak, tasdik, düzeltme veya geri çekme yetkisi de dahil olmak üzere her türlü görev süresi veya muameleyi imza etmek, her türlü yasal yolları kullanmak, her türlü mahkeme veya divanda bu yolları takip etmek, vekillere vekaletname vermek, ödeme, transfer veya teslimatı alabilmek ve icbar edebilmek amacıyla her ne şekil ve surette olursa olsun her türlü dava ve sair yasal işlemleri başlatmak, yürütmek ve takip etmek" gibi işlemler için vekil tayin ettiği, 15.12.2008 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ...
Merkezi .... ... Şubesi'nin bu ticaret ünvanıyla tescilinin ve ....'nın da şirket adına yapılacak işlerden doğacak davalarda davalı, davacı ve üçüncü şahıs sıfatıyla şubenin vekilliğine atanmış olduğu hususunun ilan edildiğini, ... tarafından davacı şubeyi temsilen davacı vekiline verilen vekaletname uyarınca işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler, merkez şirketin verdiği vekaletname ve şubenin Ticaret Sicilindeki tescil şekli tartışılmaksızın, ayrıca davacı şubenin ticaret ünvanının merkez şirketin unvanını da içeriyor olması gözetildiğinde bu hususun takiplerin ve davanın merkez şirkete izafeten açılmış olup olmadığı, gerçek kişiye verilen vekaletnamenin acentelik hükümlerinin uygulanmasını gerektirip gerektirmediği hususları değerlendirilmeksizin yazılı şekilde husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 23.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/171567800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz