Hakem Kararının İptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/2110 E. 2012/3915 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Görevli mahkeme
- görev/görevsizlik
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yetki ilk itirazı↗ milletlerarası tahkim↗ fiil ehliyeti↗ hakem kararının iptali↗ temel ilişki↗ ilk itiraz↗ yerleşim yeri↗ ticaret sicili tescili↗ kamu düzenine aykırılık↗ yetki itirazı↗ acente↗ ticari dava niteliği↗ tahkim↗ işbölümü↗ ticaret sicili müdürlüğü↗ hakem kararı↗ acentelik↗ kamu düzeni↗ iptal davası↗ tüzel kişilik↗ anonim şirket↗ taraf ehliyeti↗ feragat↗ ticaret sicili↗ yetki↗ taşıyan↗ ilan↗ cy/cy kaydı↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davada temel ilişki ticari olmakla birlikte hakem kararının iptali davalarının ticari dava niteliğinde olmadığı, bu tür davalarda temel ilişkinin çözümüne girilemeyeceği ve yapılacak işin denetimden ibaret olduğu, MTK.'nun 3. maddesinde Asliye Hukuk mahkemelerinin görevli bulunduğu belirtildiğinden davalının işbölümü itirazının yerinde olmadığı, yetkili mahkemenin de aynı kanun maddesinde '' davalının yerleşim yeri veya olağan oturma yeri ya da işyerinin bulunduğu yer veya bunlar yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemeleri'' olarak belirtildiği, somut uyuşmazlıkta davalı şirketin yabancı şirket olup ticaret sicilinde kaydının bulunmadığı, ancak Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerinin Kadıköy yargı alanı içinde bulunduğu, bu durumda mahkemenin yetkili olduğu, MTK.'nun 15/2. maddesi uyarınca sözleşmede yer alan ifadelerin veya ICC Tüzüğü'ndeki maddelerin feragat anlaşması olarak nitelendirilemeyeceğinden somut olayda da davacının iptal davası hakkından feragat ettiğinin kabul edilemeyeceği, dava konusu hakem kararında ICC Tahkim Odası'nca nihai karar verilmesine dair sürenin 31.10.2010 tarihine kadar uzatıldığının belirtildiği, dolayısıyla 07.12.2010 tarihli hakem kararının süresinde verilmediği, hakem kararında kararın geçici icrasına karar verildiği, Türk Hukuku'nda kararların geçici icrasının bulunmadığı, ayrıca iptal davası açılması hakkından feragat edildiğinin değerlendirildiği, bu iki halin hem kamu düzenine aykırılık hem de yetki aşımı olduğu, hakem kararında davacının uyarlama yoluyla sözleşmeye müdahale edilmesi talebinin hakem kararında değerlendirilmemesinin de bir iptal nedeni sayıldığı, MTK.'nun 15/2-b maddesi uyarınca hakem kararının iptaline karar verilmesi durumunda icra edilebilirlik belgesinin verilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, 07.12.2010 tarihli hakem kararının iptaline, davalının icra edilebilirlik talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, Milletlerarası Tahkim Kanunu’na dayalı 07.12.2010 tarihli hakem kurulu kararının iptali istemine ilişkindir.
Davalı vekilince süresinde sunulan cevap dilekçesi ile diğer savunmalarının yanı sıra işbölümü ve yetki ilk itirazlarında bulunulmuş, mahkemece davalı şirketin yabancı olup ticaret sicilinde kaydının bulunmadığı, ancak Kadıköy yargı alanı içinde faaliyet gösterdiğinden Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca mahkemelerinin yetkili bulunduğu, ayrıca temel ilişki ticari nitelikte olmakla beraber hakem kararının iptali davalarının ticari dava niteliğinde olmadığı, zira bu tür davalarda temel ilişkinin çözümüne girilemeyeceği ve yapılacak işin denetimden ibaret olduğu, kaldı ki Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde asliye hukuk mahkemelerinin görevli bulunduğunun belirtildiği gerekçesiyle, davalının işbölümü ve yetki itirazlarının reddine karar verilmiştir.
Milletlerarası hakem kararının iptali davaları, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15. maddesinde belirtilen işlerden olduğundan yetkili mahkeme, anılan Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasına göre belirlenecektir. Buna göre davalının Türkiye’de yerleşim yeri, olağan oturma yeri veya işyeri varsa iptal davası için o yer mahkemesi, bunlardan hiçbirisi yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi yetkilidir. O halde somut uyuşmazlık yönünden de yetkili mahkemeyi belirlemek için öncelikle davalının Türkiye’de yerleşim yeri, olağan oturma yeri veya işyerinin bulunup bulunmadığının incelenmesi gereklidir.
TMK.’nun 51. maddesine göre tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir. Davalı ... (CF) Fransa Kanunları uyarınca kurulmuş ve merkezi Fransa’da bulunan bir anonim şirkettir. Dolayısıyla davalının TMK.’nun 51. maddesi anlamında Türkiye’de bir yerleşim yeri yoktur. Bu noktada ayrıca 30 Teşrinisani 1330 tarihli Ecnebi Anonim ve Sermayesi Eshama Münkasim Şirketlerle Ecnebi Sigorta Şirketleri Hakkında Kanunu Muvakkat hükümlerinin incelenmesi gereklidir. Zira anılan Kanun’un 10. maddesi uyarınca, yabancı bir anonim şirketin Türkiye’de şubesinin veya acentesinin bulunduğu yer, o yabancı anonim şirketin kanuni ikametgahı (yerleşim yeri) sayılmaktadır. İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün mahkemeye sunulan cevabi yazılarından da anlaşıldığı üzere, davalı CF.’nin İstanbul Ticaret Sicili'nde bir kaydı bulunmamaktadır. Bu durumda davalının anılan Kanunu Muvakkat hükümleri anlamında da Türkiye’de bir yerleşim yeri yoktur.
Olağan oturma yeri kavramı ise TMK.’nun 1. Kitabı’nda gerçek kişiler için tanımlanmış (20.m.), tüzel kişiler başlığını taşıyan 2. Kısmı’nda (47-117.m.) oturma yeri kavramına yer verilmemiştir. O halde oturma yeri kavramı sadece gerçek kişilere özgü bir kavram olup, bir tüzel kişinin olağan oturma yerinden söz edilemez.
Bu durumda geriye işyeri kavramının ne anlama geldiğinin tespiti kalmaktadır.
1330 tarihli Muvakkat Kanun’un 1. maddesi uyarınca, yabancı anonim şirketlerin Türkiye’de faaliyette (icrayı muamelede) bulunabilmeleri için şube veya acente açmaları gereklidir. 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 2/a maddesinde, Türkiye’de doğrudan yatırım yapan ve yabancı ülkelerin kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişiler, yabancı yatırımcı olarak, aynı Kanun’un 2/b maddesinde ise, yabancı yatırımcı tarafından yeni şirket kurmak veya şube açmak, menkul kıymet borsaları dışında hisse edinmek veya menkul kıymet borsalarından en az %10 hisse oranı ya da aynı oranda oy hakkı sağlayan edinimler yoluyla mevcut bir şirkete ortak olmak, doğrudan yabancı yatırım olarak tanımlanmıştır. Anılan Yasa’nın 3/h maddesinde ise, Hazine Müsteşarlığı’nın yabancı ülke kanunlarına göre kurulmuş şirketlere, “Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla” irtibat bürosu açma izni vermeye yetkili olduğu belirtilmiştir.
Bu hükümlerin birlikte yorumlanmasından ortaya çıkan sonuç, yabancı anonim şirketlerin Türkiye’de kendi nam ve hesabına ticari faaliyette bulunabilmeleri için şube veya acente açıp ticaret siciline tescil ettirmelerinin zorunlu olduğu, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde belirtilen işyeri kavramından da, yabancı şirketin Türkiye’deki şubesi veya acentesinin anlaşılması gerektiği, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla açabilecekleri irtibat bürolarının ise işyeri olarak nitelendirilemeyeceğidir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, davalının Türkiye’de tescilli bir şube veya acente kaydı bulunmamaktadır. Hatta Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 17.05.2011 tarihli yazısında, davalının 5510 SK.’na tabi tescil edilmiş bir işyeri dosyasının bulunmadığı da bildirilmiştir. İşçilerin korunması amacıyla işyeri kavramının daha geniş biçimde tanımlandığı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri uyarınca, her işverenin işyerini SGK.’na bildirmesi gereklidir. Davalı CF.’nin Türkiye’de bir işyerinin ve işveren kaydının olmadığı bu yazıdan da anlaşılmaktadır.
Davacı vekilince davalı CF.’nin Türkiye’de işyeri bulunduğunun ispatı amacıyla, davalının internet sitesinden alınan bir sayfa örneği dosyaya sunulmuştur. Mahkemeyi davalının Kadıköy yargı alanı içinde faaliyet gösterdiği sonucuna götüren delil de budur. Ancak “CF Türkiye’de” başlıklı bu ilanda, davalı CF Grubu’nun 1989 yılında Türk iştiraki olan Set Çimento aracılığıyla çimento sektörüne girdiği bildirilmiş ve Set Şirketler Grubu’na ait fabrikaların adresleri belirtilmiştir. Bu ilanın davalının Türkiye’de işyerinin bulunduğu anlamına gelmeyeceği açıktır. Zira TMK.’nun 47. maddesinde tüzel kişilik, başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi veya belli bir amaca özgülenmiş bağımsız mal toplulukları olarak tanımlanmış, 48 ve 49. maddelerinde de hak ve fiil ehliyetine sahip oldukları belirtilmiştir. Buna göre bir tüzel kişi, onu oluşturan gerçek ve tüzel kişilerden bağımsız olarak hak ve fiil ehliyetine sahiptir. Dolayısıyla yabancı bir anonim şirketin, Türkiye’de yeni bir şirket kurması veya mevcut bir şirkete ortak olması halinde yapacağı ticari işlemler, kendisi adına ve hesabına değil, Türkiye’de kurulan veya ortak olunan şirket adına ve hesabına yapılmış olacaktır. Yine aynı nedenle Türkiye’deki şirketin faaliyeti ve adresi, yabancı şirketin faaliyeti ve adresi sayılamaz.
Sonuç olarak davalının Türkiye’de işyeri de bulunmamaktadır ve dava konusu hakem kararının iptali davasında yetkili mahkeme, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi olup, Kadıköy Mahkemesi yetkili değildir. Dolayısıyla mahkemenin aksi yöndeki kabulü doğru olmamıştır.
2- Davalı vekilinin işbölümü ilk itirazının incelenmesine gelince; Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15/A-1. maddesi uyarınca iptal davası, yetkili asliye hukuk mahkemesinde açılır. TTK.’nun 5/2. maddesi uyarınca bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır. Bu iki mahkeme arasında işbölümü ilişkisi mevcut olup, asliye hukuk mahkemesi yanında ayrı bir ticaret mahkemesi olan yerlerde görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir (Prof.Dr. Turgut Kalpsüz, Türkiye'de Milletlerarası Tahkim, Genişletilmiş İkinci Bası, s:148). Dolayısıyla somut uyuşmazlık yönünden de görevli mahkeme, İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi’dir.
Bu durum karşısında mahkemece, dosyanın yetkili ve görevli İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, işin esasının incelenmesine girişilerek, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenlerle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Yukarıda açıklanan bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/16217 E. 2015/2385 K.
Ortak:ticaret sicili tescili · acente · acentelik · anonim şirket · taraf ehliyeti · ticaret sicili · ilan
İncelediğiniz karardaBu hükümlerin birlikte yorumlanmasından ortaya çıkan sonuç, yabancı «anonim şirketlerin» Türkiye’de kendi nam ve hesabına ticari faaliyette bulunabilmeleri için şube veya «acente» açıp «ticaret siciline tescil» ettirmelerinin zorunlu olduğu, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde belirtilen işyeri kavramından da, yabancı şirketin Türkiye’deki şubesi veya «acentesinin» anlaşılması gerektiği, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla açabilecekleri irtibat bürolarının ise işyeri olarak nitelendirilemeyeceğidir.
Zira anılan Kanun’un 10. maddesi uyarınca, yabancı bir «anonim şirketin» Türkiye’de şubesinin veya «acentesinin» bulunduğu yer, o yabancı anonim şirketin kanuni ikametgahı («yerleşim yeri») sayılmaktadır.
1330 tarihli Muvakkat Kanun’un 1. maddesi uyarınca, yabancı «anonim şirketlerin» Türkiye’de faaliyette (icrayı muamelede) bulunabilmeleri için şube veya «acente» açmaları gereklidir.
Benzer bu karardaBu hükümlerin birlikte yorumlanmasından ortaya çıkan sonuç, yabancı «anonim şirketlerin» Türkiye’de kendi nam ve hesabına ticari faaliyette bulunabilmeleri için şube veya «acente» açıp «ticaret siciline tescil» ettirmelerinin zorunlu olduğu, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde belirtilen işyeri kavramından da, yabancı şirketin Türkiye’deki şubesi veya «acentesinin» anlaşılması gerektiği, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla açabilecekleri irtibat bürolarının ise işyeri olarak nitelendirilemeyeceğidir.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 30 Teşrinisani 1330 tarihli Muvakkat Kanun’un 1. maddesi uyarınca, yabancı «anonim şirketlerin» Türkiye’de faaliyette (icrayı muamelede) bulunabilmeleri için şube veya «acente» açmaları gereklidir.
Şubesi tarafından açıldığı, takip alacaklısı doğrudan şube gösterilen takiplerin, şubenin yaptığı işlemlerden dolayı hak ve borçların merkeze ait olmasına göre «geçersiz» olduğu, merkez adına yapılan takipte ise faturaların merkez tarafından düzenlendiği, davacı şubenin merkez adına dava açabileceğini teyit eden delil sunmadığı gerekçesi ile aktif dava «ehliyeti» yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:konkordato · izafeten dava · tasdik kararı · husumet yokluğu · ihbar · geçersizlik · iflas · dahili dava
Benzer bu karardaŞirketi'ni «temsil» etmek, gerektiğinde hakkında dava açmak, vekaletnameyi verene tebliğ edilen ilk celpnameleri ve her türlü «ihbarı» almak, davalar açmak ve bunları takip etmek, «iflas» ve «konkordato» muamelelerinde bulunmak, «tasdik», düzeltme veya geri çekme yetkisi de «dahil» olmak üzere her türlü görev süresi veya muameleyi imza etmek, her türlü yasal yolları kullanmak, her türlü mahkeme veya divanda bu yolları takip etmek, vekillere vekaletname vermek, ödeme, transfer veya «teslimatı» alabilmek ve icbar edebilmek amacıyla her ne şekil ve surette olursa olsun her türlü dava ve sair yasal işlemleri başlatmak, yürütmek ve takip etmek" gibi işlemler …
… tartışılmaksızın, ayrıca davacı şubenin ticaret ünvanının merkez şirketin unvanını da içeriyor olması gözetildiğinde bu hususun takiplerin ve davanın merkez şirkete «izafeten» açılmış olup olmadığı, gerçek kişiye verilen vekaletnamenin «acentelik» hükümlerinin uygulanmasını gerektirip gerektirmediği hususları değerlendirilmeksizin yazılı şekilde «husumet yokluğundan» davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Şubesi tarafından açıldığı, takip alacaklısı doğrudan şube gösterilen takiplerin, şubenin yaptığı işlemlerden dolayı hak ve borçların merkeze ait olmasına göre «geçersiz» olduğu, merkez adına yapılan takipte ise faturaların merkez tarafından düzenlendiği, davacı şubenin merkez adına dava açabileceğini teyit eden delil sunmadığı gerekçesi ile aktif dava «ehliyeti» yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/2110 E. , 2012/3915 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 31.05.2011 tarih ve 2011/11-2011/247 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 17.01.2012 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. ... ve Av. ... ile davalı vekili Av.... , Av. ... ve Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında davalının sahip olduğu Afyon Çimento San. A.Ş., Set Holding A.Ş. ve Set Beton A.Ş. hisselerinin müvekkiline satışına ilişkin 26.03.2008 tarihli bir sözleşme imzalandığını, anlaşma uyarınca ( 50.000,000 ) Euro ön ödeme tutarının davalıya ödendiğini, taraflar arasında görüşmeler devam ederken davalı tarafından 31.10.2008 tarihinde basın açıklaması yapılarak 21.10.2008 tarihi itibariyle sözleşmeyi feshettiklerinin bildirildiğini, davalı tarafından başlatılan tahkim sürecinde müvekkilinin itirazları yeterince incelenmeden, anlaşmanın geçerli ve davalının da geçerli feshine bağlı olarak ön ödeme tutarını elinde tutmaya hakkının olduğuna ve hakem kararının geçici olarak infaz edilebileceğine karar verildiğini, hakem kararının dava dilekçesinde bildirilen nedenlerle iptalinin gerektiğini ileri sürerek, 07.12.2010 tarihli hakem heyeti kararının iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, işbölümü ve yetki itirazında bulunarak, dosyanın İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesi gerektiğini, davacının hisse devir sözleşmesinde hakem kararına karşı iptal davası açmaktan feragat ettiğini, davanın esas yönünden de haksız olduğunu savunmuş ve hakem kararının icra edilebilirliği belgesinin verilmesini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davada temel ilişki ticari olmakla birlikte hakem kararının iptali davalarının ticari dava niteliğinde olmadığı, bu tür davalarda temel ilişkinin çözümüne girilemeyeceği ve yapılacak işin denetimden ibaret olduğu, MTK.'nun 3. maddesinde Asliye Hukuk mahkemelerinin görevli bulunduğu belirtildiğinden davalının işbölümü itirazının yerinde olmadığı, yetkili mahkemenin de aynı kanun maddesinde '' davalının yerleşim yeri veya olağan oturma yeri ya da işyerinin bulunduğu yer veya bunlar yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemeleri'' olarak belirtildiği, somut uyuşmazlıkta davalı şirketin yabancı şirket olup ticaret sicilinde kaydının bulunmadığı, ancak Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerinin Kadıköy yargı alanı içinde bulunduğu, bu durumda mahkemenin yetkili olduğu, MTK.'nun 15/2.
maddesi uyarınca sözleşmede yer alan ifadelerin veya ICC Tüzüğü'ndeki maddelerin feragat anlaşması olarak nitelendirilemeyeceğinden somut olayda da davacının iptal davası hakkından feragat ettiğinin kabul edilemeyeceği, dava konusu hakem kararında ICC Tahkim Odası'nca nihai karar verilmesine dair sürenin 31.10.2010 tarihine kadar uzatıldığının belirtildiği, dolayısıyla 07.12.2010 tarihli hakem kararının süresinde verilmediği, hakem kararında kararın geçici icrasına karar verildiği, Türk Hukuku'nda kararların geçici icrasının bulunmadığı, ayrıca iptal davası açılması hakkından feragat edildiğinin değerlendirildiği, bu iki halin hem kamu düzenine aykırılık hem de yetki aşımı olduğu, hakem kararında davacının uyarlama yoluyla sözleşmeye müdahale edilmesi talebinin hakem kararında değerlendirilmemesinin de bir iptal nedeni sayıldığı, MTK.'nun 15/2-b maddesi uyarınca hakem kararının iptaline karar verilmesi durumunda icra edilebilirlik belgesinin verilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, 07.12.2010 tarihli hakem kararının iptaline, davalının icra edilebilirlik talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, Milletlerarası Tahkim Kanunu’na dayalı 07.12.2010 tarihli hakem kurulu kararının iptali istemine ilişkindir.
Davalı vekilince süresinde sunulan cevap dilekçesi ile diğer savunmalarının yanı sıra işbölümü ve yetki ilk itirazlarında bulunulmuş, mahkemece davalı şirketin yabancı olup ticaret sicilinde kaydının bulunmadığı, ancak Kadıköy yargı alanı içinde faaliyet gösterdiğinden Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca mahkemelerinin yetkili bulunduğu, ayrıca temel ilişki ticari nitelikte olmakla beraber hakem kararının iptali davalarının ticari dava niteliğinde olmadığı, zira bu tür davalarda temel ilişkinin çözümüne girilemeyeceği ve yapılacak işin denetimden ibaret olduğu, kaldı ki Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde asliye hukuk mahkemelerinin görevli bulunduğunun belirtildiği gerekçesiyle, davalının işbölümü ve yetki itirazlarının reddine karar verilmiştir.
Milletlerarası hakem kararının iptali davaları, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15. maddesinde belirtilen işlerden olduğundan yetkili mahkeme, anılan Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasına göre belirlenecektir. Buna göre davalının Türkiye’de yerleşim yeri, olağan oturma yeri veya işyeri varsa iptal davası için o yer mahkemesi, bunlardan hiçbirisi yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi yetkilidir. O halde somut uyuşmazlık yönünden de yetkili mahkemeyi belirlemek için öncelikle davalının Türkiye’de yerleşim yeri, olağan oturma yeri veya işyerinin bulunup bulunmadığının incelenmesi gereklidir.
TMK.’nun 51. maddesine göre tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir. Davalı ... (CF) Fransa Kanunları uyarınca kurulmuş ve merkezi Fransa’da bulunan bir anonim şirkettir. Dolayısıyla davalının TMK.’nun 51. maddesi anlamında Türkiye’de bir yerleşim yeri yoktur. Bu noktada ayrıca 30 Teşrinisani 1330 tarihli Ecnebi Anonim ve Sermayesi Eshama Münkasim Şirketlerle Ecnebi Sigorta Şirketleri Hakkında Kanunu Muvakkat hükümlerinin incelenmesi gereklidir. Zira anılan Kanun’un 10. maddesi uyarınca, yabancı bir anonim şirketin Türkiye’de şubesinin veya acentesinin bulunduğu yer, o yabancı anonim şirketin kanuni ikametgahı (yerleşim yeri) sayılmaktadır.
İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün mahkemeye sunulan cevabi yazılarından da anlaşıldığı üzere, davalı CF.’nin İstanbul Ticaret Sicili'nde bir kaydı bulunmamaktadır. Bu durumda davalının anılan Kanunu Muvakkat hükümleri anlamında da Türkiye’de bir yerleşim yeri yoktur.
Olağan oturma yeri kavramı ise TMK.’nun 1. Kitabı’nda gerçek kişiler için tanımlanmış (20.m.), tüzel kişiler başlığını taşıyan 2. Kısmı’nda (47-117.m.) oturma yeri kavramına yer verilmemiştir. O halde oturma yeri kavramı sadece gerçek kişilere özgü bir kavram olup, bir tüzel kişinin olağan oturma yerinden söz edilemez.
Bu durumda geriye işyeri kavramının ne anlama geldiğinin tespiti kalmaktadır.
1330 tarihli Muvakkat Kanun’un 1. maddesi uyarınca, yabancı anonim şirketlerin Türkiye’de faaliyette (icrayı muamelede) bulunabilmeleri için şube veya acente açmaları gereklidir. 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 2/a maddesinde, Türkiye’de doğrudan yatırım yapan ve yabancı ülkelerin kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişiler, yabancı yatırımcı olarak, aynı Kanun’un 2/b maddesinde ise, yabancı yatırımcı tarafından yeni şirket kurmak veya şube açmak, menkul kıymet borsaları dışında hisse edinmek veya menkul kıymet borsalarından en az %10 hisse oranı ya da aynı oranda oy hakkı sağlayan edinimler yoluyla mevcut bir şirkete ortak olmak, doğrudan yabancı yatırım olarak tanımlanmıştır.
Anılan Yasa’nın 3/h maddesinde ise, Hazine Müsteşarlığı’nın yabancı ülke kanunlarına göre kurulmuş şirketlere, “Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla” irtibat bürosu açma izni vermeye yetkili olduğu belirtilmiştir.
Bu hükümlerin birlikte yorumlanmasından ortaya çıkan sonuç, yabancı anonim şirketlerin Türkiye’de kendi nam ve hesabına ticari faaliyette bulunabilmeleri için şube veya acente açıp ticaret siciline tescil ettirmelerinin zorunlu olduğu, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde belirtilen işyeri kavramından da, yabancı şirketin Türkiye’deki şubesi veya acentesinin anlaşılması gerektiği, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla açabilecekleri irtibat bürolarının ise işyeri olarak nitelendirilemeyeceğidir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, davalının Türkiye’de tescilli bir şube veya acente kaydı bulunmamaktadır. Hatta Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 17.05.2011 tarihli yazısında, davalının 5510 SK.’na tabi tescil edilmiş bir işyeri dosyasının bulunmadığı da bildirilmiştir. İşçilerin korunması amacıyla işyeri kavramının daha geniş biçimde tanımlandığı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri uyarınca, her işverenin işyerini SGK.’na bildirmesi gereklidir. Davalı CF.’nin Türkiye’de bir işyerinin ve işveren kaydının olmadığı bu yazıdan da anlaşılmaktadır.
Davacı vekilince davalı CF.’nin Türkiye’de işyeri bulunduğunun ispatı amacıyla, davalının internet sitesinden alınan bir sayfa örneği dosyaya sunulmuştur. Mahkemeyi davalının Kadıköy yargı alanı içinde faaliyet gösterdiği sonucuna götüren delil de budur. Ancak “CF Türkiye’de” başlıklı bu ilanda, davalı CF Grubu’nun 1989 yılında Türk iştiraki olan Set Çimento aracılığıyla çimento sektörüne girdiği bildirilmiş ve Set Şirketler Grubu’na ait fabrikaların adresleri belirtilmiştir. Bu ilanın davalının Türkiye’de işyerinin bulunduğu anlamına gelmeyeceği açıktır. Zira TMK.’nun 47. maddesinde tüzel kişilik, başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi veya belli bir amaca özgülenmiş bağımsız mal toplulukları olarak tanımlanmış, 48 ve 49.
maddelerinde de hak ve fiil ehliyetine sahip oldukları belirtilmiştir. Buna göre bir tüzel kişi, onu oluşturan gerçek ve tüzel kişilerden bağımsız olarak hak ve fiil ehliyetine sahiptir. Dolayısıyla yabancı bir anonim şirketin, Türkiye’de yeni bir şirket kurması veya mevcut bir şirkete ortak olması halinde yapacağı ticari işlemler, kendisi adına ve hesabına değil, Türkiye’de kurulan veya ortak olunan şirket adına ve hesabına yapılmış olacaktır. Yine aynı nedenle Türkiye’deki şirketin faaliyeti ve adresi, yabancı şirketin faaliyeti ve adresi sayılamaz.
Sonuç olarak davalının Türkiye’de işyeri de bulunmamaktadır ve dava konusu hakem kararının iptali davasında yetkili mahkeme, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi olup, Kadıköy Mahkemesi yetkili değildir. Dolayısıyla mahkemenin aksi yöndeki kabulü doğru olmamıştır.
2- Davalı vekilinin işbölümü ilk itirazının incelenmesine gelince; Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15/A-1. maddesi uyarınca iptal davası, yetkili asliye hukuk mahkemesinde açılır. TTK.’nun 5/2. maddesi uyarınca bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır. Bu iki mahkeme arasında işbölümü ilişkisi mevcut olup, asliye hukuk mahkemesi yanında ayrı bir ticaret mahkemesi olan yerlerde görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir (Prof.Dr. Turgut Kalpsüz, Türkiye'de Milletlerarası Tahkim, Genişletilmiş İkinci Bası, s:148). Dolayısıyla somut uyuşmazlık yönünden de görevli mahkeme, İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi’dir.
Bu durum karşısında mahkemece, dosyanın yetkili ve görevli İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, işin esasının incelenmesine girişilerek, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenlerle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Yukarıda açıklanan bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1049428000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz