Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/5201 E. 2015/2984 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
vadeli işlem sözleşmesi (futures)↗ uzman görüşü↗ çerçeve sözleşme↗ icazet↗ kusur oranı↗ illiyet bağı↗ hakkaniyet↗ eş rızası↗ infaz↗ kâr payı↗ taahhütname↗ kusur↗ cy/cy kaydı↗ eksik inceleme↗ teslim↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre dava konusu işlem öncesi banka davacıdan Türev İşlem Prosedürüne uygun şekilde onay almış olsaydı davacının düşünme payı ve süresi olacağından takdiren yüzde elli ihtimalle onaylayabileceğini, bu durumun davalı bankanın kusur oranını yüzde elliye düşürdüğü, diğer yandan davacının daha önceki kar elde ettiği benzer işlemlerde talimatsız işlem yapılmasını kabul ederek işlemi sonradan imzaladığı, onayladığı ve bu durumun istikrar kazandığının görülmesi ile davacının talimat alınmadan yapılan karlı işlemlere ortak olduğu görüldüğüne göre, talimat alınmadan yapılan zarar doğuran işlemlere de ortak olmasının kaçınılmaz olup, bu nedenle davalı bankanın kusur oranının yarı oranda düşürülerek yüzde 25'e indirilmesi gerektiği,davalı bankanın tespit edilen %25 kusur oranına göre sorumlu olduğu miktarının 34.178,13 USD olarak hesaplandığı, gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 34.178,13 USD'nin 19.04.2010 tarihinden itibaren devlet bankalarının USD cinsinden mevduata uyguladığı en yüksek faizi ile davalıdan tahsiline, fazla talebin reddine, BK 83. ve 84. maddelerinin infazda değerlendirilmesine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacının rızası olmadan, davalı banka çalışanları tarafından, davacının hesabından yapılan Future işlemleri nedeniyle, davacının zarara uğradığı iddiasıyla bu zararın tazminine yönelik açılan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucu davalı bankayı %25 oranında kusurlu bulan bilirkişi raporuna itibar edilerek ve bu rapordaki açıklamaların hakkaniyetli geldiği takdir olunup davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Vadeli İşlem Sözleşmesi, belirli bir miktar, kalite ve koşullarla standartlaştırılmış bir malın, menkul değerin, göstergenin ya da yabancı paranın, işlem anında o vadeli işlem borsasında piyasa güçlerince belirlenen fiyattan, gelecekte belirli bir tarihte, yerde ve koşullarda teslim alınmasını ve teslim edilmesini içeren yasal olarak bağlayıcı sözleşmedir. Vadeli kontratlar tarafların gelecekte belirli bir tarihte belirli bir miktar şeyi, teslim etme esasına dayanır. Sözleşmenin satıcısı belirli miktar şeyi belirli bir gün ödemeyi, alıcı tarafta bu şeyi almayı taahhüt eder. Gerçek uygulamada son teslimat pek gerçekleşmez. Piyasanın likitidesine göre sözleşmeler sözleşme sonu bitmeden iptal edilirler. Vadeli kontratların birçok uygulama alanı vardır. Ürünler veya mallar için (keçi, kütük, pamuk vb.), döviz için, faiz işleyen mevduatlar için ve altın için vadeli kontrat yapılabilir. Bir çok vadeli kontrat içinden en sık kullanılan ve piyasası gelişmiş olan döviz ve faiz vadeli kontratlarıdır. Döviz Vadeli Kontratlar; bir döviz vadeli kontratı, kur sözleşmesi olup belli bir miktar dövizi sabit bir zaman, yer ve fiyattan gelecek bir tarihteki teslimatı şeklinde gerçekleşir. Sözkonusu işlemler, özel ve teknik bilgi ile yüksek deneyim gerektiren türev işlemleridir. Dolayısıyla günlük hayatta sözkonusu türev işlemlerinin orta yada küçük sıradan yatırımcılar değil, future işlemlerini kar elde etmeyi amaçlayan sözkonusu işlemlerin, risklerini bilen, daha büyük yatırımcılar bu işlemleri yapmaktadır. Çünkü türev işlem piyasaları, son derece kısa sürede olabileceği gibi, bu piyasalara yapılan yatırımlar müşteri için büyük kazançlar elde edilebileceği gibi, büyük kayıp riskleri de taşımaktadır. Davacının da sözkonusu davaya konu olaydan önce, davalı banka ile 2009 yılından itibaren future işlemlerini gerçekleştirdiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacı ile davalı arasında imzalanmış olan Türev Ürünler Çerçeve Sözleşmesi hükümleri dikkate alındığında, davalı banka çalışanları, müşterinin yazılı izni olmaksızın future işlemi yapmaması gerektiği, esas olanın tarafların bizzat hazır olarak işlem yapılmasının esas olduğu, bununla birlikte sözleşme uyarınca müşteri tarafından belirtilen elektronik posta adresi ile yada faks suretiyle işlem talimatları alınması, yahut da sözlü alınacak talimatların bankanın konuşmaları kayıt altına alınan telefonla sözlü olarak yapılması halinde, opsiyon süresi içerisinde yazılı onayın alınması gerekmektedir.
Dava konusu olayda, gerek banka teftiş kurulunun denetim raporunda, gerekse tarafların daha sonra dosyaya yansıyan beyan ve dilekçeleri gözönüne alındığında yazılı talimatın yada telefon kaydının başlangıçta alınmadığı, daha sonra 26/01/2010 tarihinde davacının icazetinin alınmış olduğu, davalı banka ve banka çalışanlarının davacının bilgisi ve talebi olmaksızın, davacı adına future işlemleri yaparak kusurlu olduğu ancak, davacı tarafın 26/01/2010 tarihinde dava konusu işlemlere ilişkin talimatı imzalayarak işlemlere icazet verilmesi nedeniyle, davalı bankadaki kusur ile zarar arasındaki illiyet bağının davacının onayı ile kesilip kesilmediği, (aynı gün yapılan diğer iki işlemde davacı tarafından elde edildiği görülen karın da aynı şekilde davacıya ait olduğu) hususları dikkate alınarak uğranılan zarardan bankanın sorumlu olup olmayacağının tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Ayrıca, Yargılama sırasında yürürlüğe giren ve somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesinde, tarafların, dava konusu olayla ilgili olarak uzmanından bilimsel mütalaa alabilecekleri düzenlenmiş olup hakimin bu delili serbestçe değerlendirebileceği kuşkusuzdur. Bu itibarla, mahkemece alınan bilirkişi raporları ile sunulan uzman görüşü arasındaki çelişki giderilerek ve gerekirse anılan maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen, hakimin rapor alınan uzman kişiyi davet ederek dinleyebileceği imkanı da gözetilerek oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi de doğru olmamış, hükmün bu nedenle de davalı yararına bozulmasına ve davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5696 E. 2023/3578 K.
Ortak:icazet · illiyet bağı · eş rızası · taahhütname · kusur · cy/cy kaydı · eksik inceleme · Tazminat
İncelediğiniz kararda… rek banka teftiş kurulunun denetim raporunda, gerekse tarafların daha sonra dosyaya yansıyan beyan ve dilekçeleri gözönüne alındığında yazılı talimatın yada telefon «kaydının» başlangıçta alınmadığı, daha sonra 26/01/2010 tarihinde davacının «icazetinin» alınmış olduğu, davalı banka ve banka çalışanlarının davacının bilgisi ve talebi olmaksızın, davacı adına future işlemleri yaparak kusurlu olduğu ancak, davacı tarafın 26/01/2010 tarihinde dava konusu işlemlere ilişkin talimatı imzalayarak işlemlere icazet verilmesi nedeniyle, davalı bankadaki «kusur» ile zarar arasındaki «illiyet bağının» davacının onayı ile kesilip kesilmediği, (aynı gün yapılan diğer iki işlemde davacı tarafından elde edildiği görülen karın da aynı şekilde davacıya ait olduğu) hus …
… ma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre dava konusu işlem öncesi banka davacıdan Türev İşlem Prosedürüne uygun şekilde onay almış olsaydı davacının düşünme «payı» ve süresi olacağından takdiren yüzde elli ihtimalle onaylayabileceğini, bu durumun davalı bankanın «kusur oranını» yüzde elliye düşürdüğü, diğer yandan davacının daha önceki kar elde ettiği benzer işlemlerde talimatsız işlem yapılmasını kabul ederek işlemi sonradan imzaladığı, onayladığı ve bu durumun istikrar kazandığının görülmesi ile davacının talimat alınmadan yapılan karlı işlemlere ortak olduğu görüldüğüne göre, talimat alınmadan yapılan zarar doğuran işlemlere de ortak olmasının kaçınılmaz olup, bu nedenle davalı bankanın kusur oranının yarı oranda düşürülerek yüzde 25'e indirilmesi gerektiği,davalı bankanın tespit edilen %25 kusur oranına göre sorumlu olduğu miktarının 34.178,13 USD olarak hesaplandığı, gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 34.178,13 USD'nin 19.04.2010 tarihinden itibaren devlet bankalarının USD cinsinden mevduata uyguladığı en yüksek faizi ile davalıdan tahsiline, fazla talebin reddine, BK 83. ve 84. maddelerinin «infazda» değerlendirilmesine karar verilmiştir.
Dava, davacının «rızası» olmadan, davalı banka çalışanları tarafından, davacının hesabından yapılan Future işlemleri nedeniyle, davacının zarara uğradığı iddiasıyla bu zararın tazminine yönelik açılan tazminat istemine ilişkindir.
Benzer bu kararda… k banka teftiş kurulunun denetim raporunda, gerekse tarafların daha sonra dosyaya yansıyan beyan ve dilekçeleri göz önüne alındığında yazılı talimatın ya da telefon «kaydının» başlangıçta alınmadığı, daha sonra 26.01.2010 tarihinde davacının «icazetinin» alınmış olduğu ve bu durum karşısında, 818 sayılı Mülga Borçlar Kanun'un (818 sayılı Kanun) 38 inci maddesi uyarınca yapılan işleme onay veren tarafın artık bu onayı ile söz konusu işleme kendisinin başlangıçta vermiş olduğu «yetki» tam ve sağlammış gibi, bu işlemle bağlı olduğu, işlemden doğacak hak ve sorumluluklar da kendisine ait olacağından icazet, «temsil» olunan şahsın, «temsilcinin yetkisi» olmadan yaptığı işlemi sonradan kabul ettiğini belirten yenilik doğuran bir hak olduğu, «yetkisiz temsilci» tarafından yapılan işlem icazet verildiği takdirde geçerli hale geleceğinden, davacının 26.01.2010 tarihinde dava konusu işlemlere ilişkin talimatı imzalayarak işleme onay verdiği, söz konusu yazılı «muvafakatın» kendisinin bilgisi olmaksızın 19.01.2010 tarihinde yapılan future işlemlerine icazet verdiğinin delili olduğu, davalı bankadaki «kusur» ile zarar arasındaki «illiyet bağı» davacının onayı ile kesildiğinden oluşan zarardan davalının sorumlu olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gereğine işaret edilerek bozulmuştur.
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunun hatalı yanlı ve «eksik incelemeye» dayalı olduğunu, dava konusu 19.01.2010 tarihli Kontrat Alım işlemlerinde davacıdan Bankanın Ses Kayıt Sistemine bağlı telefon veya faksla talimat alınmadığı, banka çalışanlarının kendi öngörüleri doğrultusunda yapıldığını, taraflar arasındaki kontratın üç ay vadeli olduğunu, dava konusu işlemler sonrası bu üç aylık süreçte zararın artmasına bankanın sebebiyet verdiğini, teftiş kurulu raporundaki değerlendirmelerin kararda irdelenmediğini, bu hususa ilişkin ek rapor alınması taleplerinin değerlendirilmediğini, bu davaya konu işlemler nedeniyle diğer müşterilerin de açmış olduğu davalar bulunduğunu, davaya konu «bankacılık işlemlerindeki» eksiklikler yapılmamış olsa idi, tamamlandıktan sonra onay ve «icazet» bankacılık uygulama ve «teamüllerine» uygun yerine getirilmiş olsa idi zararın oluşmayacağını böylece dava konusu edilmemiş olacağını, nihayetinde işlem arasındaki bağlantının kopması, zarar ile «illiyet bağının kesilmemiş» olacağından davanın reddi kararının bozulmasını istemiştir.
… rak yapılan yargılamada, davacının eksik işlem ile yapılan bankacılık işleminde şayet dava konusu eksiklikler yapılmamış olsa idi işlem tamamlandıktan sonra onay ve «icazetin», bankacılık uygulama ve «teamüllerine» uygun yerine getirileceği, böylece zarar oluşmayacağı, zarar ile «illiyet bağının kesilmemiş» olması nedeniyle bankanın %25 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 34.178,13 USD'nin 19.04.2010 tarihinden itibaren devlet bankalarının U …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:illiyet bağının kesilmesi · yetkisiz temsil · temsil yetkisi · bankacılık işlemleri · teamül · muvafakat · haksız fiil · yetki
Benzer bu kararda… k banka teftiş kurulunun denetim raporunda, gerekse tarafların daha sonra dosyaya yansıyan beyan ve dilekçeleri göz önüne alındığında yazılı talimatın ya da telefon «kaydının» başlangıçta alınmadığı, daha sonra 26.01.2010 tarihinde davacının «icazetinin» alınmış olduğu ve bu durum karşısında, 818 sayılı Mülga Borçlar Kanun'un (818 sayılı Kanun) 38 inci maddesi uyarınca yapılan işleme onay veren tarafın artık bu onayı ile söz konusu işleme kendisinin başlangıçta vermiş olduğu «yetki» tam ve sağlammış gibi, bu işlemle bağlı olduğu, işlemden doğacak hak ve sorumluluklar da kendisine ait olacağından icazet, «temsil» olunan şahsın, «temsilcinin yetkisi» olmadan yaptığı işlemi sonradan kabul ettiğini belirten yenilik doğuran bir hak olduğu, «yetkisiz temsilci» tarafından yapılan işlem icazet verildiği takdirde geçerli hale geleceğinden, davacının 26.01.2010 tarihinde dava konusu işlemlere ilişkin talimatı imzalayarak işleme onay verdiği, söz konusu yazılı «muvafakatın» kendisinin bilgisi olmaksızın 19.01.2010 tarihinde yapılan future işlemlerine icazet verdiğinin delili olduğu, davalı bankadaki «kusur» ile zarar arasındaki «illiyet bağı» davacının onayı ile kesildiğinden oluşan zarardan davalının sorumlu olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gereğine işaret edilerek bozulmuştur.
… r Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının başlangıçta mevcut olmayan iznini, daha sonra tamamladığı, dolayısıyla davalı banka tarafından «yetkisiz temsil» kapsamında yapılan işlemlerine «icazet» vererek, «haksız fiil» niteliğindeki eylemler yönünden «illiyet bağı kesilmesine» sebebiyet verdiği, böylece davalının tazminata yönelik sorumluluğunun ortadan kalktığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunun hatalı yanlı ve «eksik incelemeye» dayalı olduğunu, dava konusu 19.01.2010 tarihli Kontrat Alım işlemlerinde davacıdan Bankanın Ses Kayıt Sistemine bağlı telefon veya faksla talimat alınmadığı, banka çalışanlarının kendi öngörüleri doğrultusunda yapıldığını, taraflar arasındaki kontratın üç ay vadeli olduğunu, dava konusu işlemler sonrası bu üç aylık süreçte zararın artmasına bankanın sebebiyet verdiğini, teftiş kurulu raporundaki değerlendirmelerin kararda irdelenmediğini, bu hususa ilişkin ek rapor alınması taleplerinin değerlendirilmediğini, bu davaya konu işlemler nedeniyle diğer müşterilerin de açmış olduğu davalar bulunduğunu, davaya konu «bankacılık işlemlerindeki» eksiklikler yapılmamış olsa idi, tamamlandıktan sonra onay ve «icazet» bankacılık uygulama ve «teamüllerine» uygun yerine getirilmiş olsa idi zararın oluşmayacağını böylece dava konusu edilmemiş olacağını, nihayetinde işlem arasındaki bağlantının kopması, zarar ile «illiyet bağının kesilmemiş» olacağından davanın reddi kararının bozulmasını istemiştir.
… rak yapılan yargılamada, davacının eksik işlem ile yapılan bankacılık işleminde şayet dava konusu eksiklikler yapılmamış olsa idi işlem tamamlandıktan sonra onay ve «icazetin», bankacılık uygulama ve «teamüllerine» uygun yerine getirileceği, böylece zarar oluşmayacağı, zarar ile «illiyet bağının kesilmemiş» olması nedeniyle bankanın %25 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 34.178,13 USD'nin 19.04.2010 tarihinden itibaren devlet bankalarının U …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/9828 E. 2015/9525 K.
Ortak:taahhütname · teslim
İncelediğiniz karardaVadeli İşlem Sözleşmesi, belirli bir miktar, kalite ve koşullarla standartlaştırılmış bir malın, menkul değerin, göstergenin ya da yabancı paranın, işlem anında o vadeli işlem borsasında piyasa güçlerince belirlenen fiyattan, gelecekte belirli bir tarihte, yerde ve koşullarda «teslim» alınmasını ve teslim edilmesini içeren yasal olarak bağlayıcı sözleşmedir.
Vadeli kontratlar tarafların gelecekte belirli bir tarihte belirli bir miktar şeyi, «teslim» etme esasına dayanır.
Sözleşmenin satıcısı belirli miktar şeyi belirli bir gün ödemeyi, alıcı tarafta bu şeyi almayı «taahhüt» eder.
Benzer bu karardaŞ..” şeklinde bir ibarenin yer aldığı, bu ibare uyarınca davalı karşı davacının devralana mal sahibi ile devralan arasında «kira sözleşmesi» yapılması hususunda bir edimin «taahhüdü» altına girdiği, ancak davalı-karşı davacının bu edimini yerine getiremediği, bu nedenle davacı karşı davalı tarafından iş yerinde faaliyete başlanılamadığı, sonrasında işyeri malikinin talebi uyarınca kira sözleşmesinin sonlandırılarak tahliyenin gerçekleştirildiği, «teslim» yükümlülüğünün bu aşama sonrasında imkansız hale geldiği, davacı- karşı davalı tarafından devir «sözleşmesinin feshinin» haklı nedene dayandırıldığı, gerekçesiyle asıl davanın kabulüyle 20.000,00 TL'nin davalı karşı davacıdan tahsiline, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Ş.." şeklindeki ibare davalı-karşı davacının devralan ile asıl malik arasında kira konrtratı yapılmasını «garanti» ettiği şeklinde yorumlanmış ve bu yorum uyarınca «taahhüdün» yerine getirilmediği gerekçesiyle feshin haklı «sebebe» dayandığı sonucuna varılmıştır.
Bu ibareyle kastedilen; malik ile devreden arasında yapılan «kira sözleşmesinde» verilen yetkiye dayanarak devreden ve devralan arasında yeni bir kira kontratı yapılması «taahhüdüdür».
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:işletme devri · sözleşmenin feshi · kira sözleşmesi · ispat yükü · garantörlük · sebepsiz zenginleşme · yetki · dava sebebi
Benzer bu karardaŞ..” şeklinde bir ibarenin yer aldığı, bu ibare uyarınca davalı karşı davacının devralana mal sahibi ile devralan arasında «kira sözleşmesi» yapılması hususunda bir edimin «taahhüdü» altına girdiği, ancak davalı-karşı davacının bu edimini yerine getiremediği, bu nedenle davacı karşı davalı tarafından iş yerinde faaliyete başlanılamadığı, sonrasında işyeri malikinin talebi uyarınca kira sözleşmesinin sonlandırılarak tahliyenin gerçekleştirildiği, «teslim» yükümlülüğünün bu aşama sonrasında imkansız hale geldiği, davacı- karşı davalı tarafından devir «sözleşmesinin feshinin» haklı nedene dayandırıldığı, gerekçesiyle asıl davanın kabulüyle 20.000,00 TL'nin davalı karşı davacıdan tahsiline, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Asıl dava; «işletme devri» nedeniyle ödenen paranın devir sözleşmesinin haklı nedenle feshi nedeniyle ve «sebepsiz zenginleşme» hükümleri uyarınca iadesi, karşı dava; işletme devrinin haksız feshi nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemlerine ilişkindir.
Ş.." şeklindeki ibare davalı-karşı davacının devralan ile asıl malik arasında kira konrtratı yapılmasını «garanti» ettiği şeklinde yorumlanmış ve bu yorum uyarınca «taahhüdün» yerine getirilmediği gerekçesiyle feshin haklı «sebebe» dayandığı sonucuna varılmıştır.
O.. arasında akdedilen «kira sözleşmesinin» 12. bendinde kiralayan konumundaki davalı-karşı davacıya kiralanan işyerini alt kiracıya devretme ve alt kiracıyla kira kontratı, yapma hususunda «yetki» verildiği anlaşılmaktadır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/5201 E. , 2015/2984 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11/11/2013 tarih ve 2010/450-2013/287 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03/03/2015 günü hazır bulunan davacı ... vekili Av. ..., davalı ... Vekilleri Av. ... ile Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı banka arasında 04.09.2009 tarihinde Türev Ürünler Çerçeve Sözleşmesi imzalandığını ve sözleşme kapsamında yatırım amaçlı olarak" vadeli döviz alım satım sözleşmesi" işlemleri yapıldığını, müvekkilinin yatırım konusunda tecrübeli olduğunu ve yatırımlarını şahsen takip ettiğini ve müvekkilinin işlemlerde ıslak imzasının bulunduğunu, davalı bankanın 19.01.2010 tarihli vadeli döviz alım işlemlerini müvekkilinin rızası olmadan gerçekleştirildiğini, davacının davalının adet fiyatı 1.4365 USD olan toplam 1.795.625 USD olan 10 adet kontrat, fiyatı 1.4391 USD olan 1.798.875 USD'lik 10 adet kontrat, kontrat büyüklüğü 1.792.125 USD'den adet fiyatı 1.4337 USD'den 1.792.125 USD'lik 10 adet kontrat ve 1.4310 USD birimden 1.788.750 USD olan 10 adet kontrat alımı yaptığını, kontratların başlangıç ve bitim tarihlerindeki fark olan 181.000 USD zararın oluştuğunun tespit edildiğini ve müvekkilinin işlemler nedeniyle zarar ettiğini, işlemlerden Şube Yönetmeni ...'nun aynı gün saat :16'dan sonra araması üzerine haberdar olduğunu ve banka çalışanına söz konusu işlemleri kabul etmediğini bildirdiğini, peşi sıra davalı bankada çeşitli unvanlarda görev yapan yetkililerle birçok kez görüşüldüğünü ve kendisine zararın karşılanacağının taahhüt edildiğini, ancak herhangi bir gelişme olmadığını, konu ile ilgili olarak davalı banka Teftiş Kurulu Başkanlığı'nca soruşturma başlatıldığını ve hazırlanan rapor gereğince Genel Müdürlük hazine çalışanları ile ....
Şubesi çalışanlarının bir kısmının istifaya zorlandığını ve işten çıkartıldıklarını ileri sürerek şimdilik 181.000 USD zararın 19.01.2010 tarihinden fiili ödeme tarihine kadar hesap edilecek yasal (Kamu bankalarınca USD cinsi mevduata verilen en yüksek faiz oranı üzerinden talep edilecek) faizi ile birlikte, fiili ödeme tarihindeki ... kurundan TL karşılığının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili banka ile davacı arasında 12.12.2008 tarihli Türev Ürünler Çerçeve Sözleşmesi imzalandığını ve sözleşmeye dayalı olarak Futures İşlemleri gerçekleştirildiğini, davacı tarafından 19.01.2010 işlem tarihli 4 adet futures kontratının alımı için bankaya talimat verdiğini, müvekkili tarafından işlemleri talimata uygun olarak gerçekleştirerek müşteri hesabına yansıttığını, işlemin davalının ıslak imzalı talimatı neticesinde yapıldığını, bir an için davacı iddiasının doğru olduğu kabul edilse bile davacının sonradan attığı imza ile dava konusu işlemi kabul etmiş olduğunu, davacı tarafından dava dilekçesine ek olarak sunulmuş toplantı tutanağı adı altında kaleme alınmış yazının delil olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davacı adına yapılan Futures işlemlerinde hatalı davrandığı gerekçesiyle herhangi bir banka çalışanının iş akdinin feshedilmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre dava konusu işlem öncesi banka davacıdan Türev İşlem Prosedürüne uygun şekilde onay almış olsaydı davacının düşünme payı ve süresi olacağından takdiren yüzde elli ihtimalle onaylayabileceğini, bu durumun davalı bankanın kusur oranını yüzde elliye düşürdüğü, diğer yandan davacının daha önceki kar elde ettiği benzer işlemlerde talimatsız işlem yapılmasını kabul ederek işlemi sonradan imzaladığı, onayladığı ve bu durumun istikrar kazandığının görülmesi ile davacının talimat alınmadan yapılan karlı işlemlere ortak olduğu görüldüğüne göre, talimat alınmadan yapılan zarar doğuran işlemlere de ortak olmasının kaçınılmaz olup, bu nedenle davalı bankanın kusur oranının yarı oranda düşürülerek yüzde 25'e indirilmesi gerektiği,davalı bankanın tespit edilen %25 kusur oranına göre sorumlu olduğu miktarının 34.178,13 USD olarak hesaplandığı, gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 34.178,13 USD'nin 19.04.2010 tarihinden itibaren devlet bankalarının USD cinsinden mevduata uyguladığı en yüksek faizi ile davalıdan tahsiline, fazla talebin reddine, BK 83.
ve 84. maddelerinin infazda değerlendirilmesine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacının rızası olmadan, davalı banka çalışanları tarafından, davacının hesabından yapılan Future işlemleri nedeniyle, davacının zarara uğradığı iddiasıyla bu zararın tazminine yönelik açılan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucu davalı bankayı %25 oranında kusurlu bulan bilirkişi raporuna itibar edilerek ve bu rapordaki açıklamaların hakkaniyetli geldiği takdir olunup davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Vadeli İşlem Sözleşmesi, belirli bir miktar, kalite ve koşullarla standartlaştırılmış bir malın, menkul değerin, göstergenin ya da yabancı paranın, işlem anında o vadeli işlem borsasında piyasa güçlerince belirlenen fiyattan, gelecekte belirli bir tarihte, yerde ve koşullarda teslim alınmasını ve teslim edilmesini içeren yasal olarak bağlayıcı sözleşmedir. Vadeli kontratlar tarafların gelecekte belirli bir tarihte belirli bir miktar şeyi, teslim etme esasına dayanır. Sözleşmenin satıcısı belirli miktar şeyi belirli bir gün ödemeyi, alıcı tarafta bu şeyi almayı taahhüt eder. Gerçek uygulamada son teslimat pek gerçekleşmez. Piyasanın likitidesine göre sözleşmeler sözleşme sonu bitmeden iptal edilirler.
Vadeli kontratların birçok uygulama alanı vardır. Ürünler veya mallar için (keçi, kütük, pamuk vb.), döviz için, faiz işleyen mevduatlar için ve altın için vadeli kontrat yapılabilir. Bir çok vadeli kontrat içinden en sık kullanılan ve piyasası gelişmiş olan döviz ve faiz vadeli kontratlarıdır. Döviz Vadeli Kontratlar; bir döviz vadeli kontratı, kur sözleşmesi olup belli bir miktar dövizi sabit bir zaman, yer ve fiyattan gelecek bir tarihteki teslimatı şeklinde gerçekleşir. Sözkonusu işlemler, özel ve teknik bilgi ile yüksek deneyim gerektiren türev işlemleridir. Dolayısıyla günlük hayatta sözkonusu türev işlemlerinin orta yada küçük sıradan yatırımcılar değil, future işlemlerini kar elde etmeyi amaçlayan sözkonusu işlemlerin, risklerini bilen, daha büyük yatırımcılar bu işlemleri yapmaktadır.
Çünkü türev işlem piyasaları, son derece kısa sürede olabileceği gibi, bu piyasalara yapılan yatırımlar müşteri için büyük kazançlar elde edilebileceği gibi, büyük kayıp riskleri de taşımaktadır. Davacının da sözkonusu davaya konu olaydan önce, davalı banka ile 2009 yılından itibaren future işlemlerini gerçekleştirdiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacı ile davalı arasında imzalanmış olan Türev Ürünler Çerçeve Sözleşmesi hükümleri dikkate alındığında, davalı banka çalışanları, müşterinin yazılı izni olmaksızın future işlemi yapmaması gerektiği, esas olanın tarafların bizzat hazır olarak işlem yapılmasının esas olduğu, bununla birlikte sözleşme uyarınca müşteri tarafından belirtilen elektronik posta adresi ile yada faks suretiyle işlem talimatları alınması, yahut da sözlü alınacak talimatların bankanın konuşmaları kayıt altına alınan telefonla sözlü olarak yapılması halinde, opsiyon süresi içerisinde yazılı onayın alınması gerekmektedir.
Dava konusu olayda, gerek banka teftiş kurulunun denetim raporunda, gerekse tarafların daha sonra dosyaya yansıyan beyan ve dilekçeleri gözönüne alındığında yazılı talimatın yada telefon kaydının başlangıçta alınmadığı, daha sonra 26/01/2010 tarihinde davacının icazetinin alınmış olduğu, davalı banka ve banka çalışanlarının davacının bilgisi ve talebi olmaksızın, davacı adına future işlemleri yaparak kusurlu olduğu ancak, davacı tarafın 26/01/2010 tarihinde dava konusu işlemlere ilişkin talimatı imzalayarak işlemlere icazet verilmesi nedeniyle, davalı bankadaki kusur ile zarar arasındaki illiyet bağının davacının onayı ile kesilip kesilmediği, (aynı gün yapılan diğer iki işlemde davacı tarafından elde edildiği görülen karın da aynı şekilde davacıya ait olduğu) hususları dikkate alınarak uğranılan zarardan bankanın sorumlu olup olmayacağının tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Ayrıca, Yargılama sırasında yürürlüğe giren ve somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesinde, tarafların, dava konusu olayla ilgili olarak uzmanından bilimsel mütalaa alabilecekleri düzenlenmiş olup hakimin bu delili serbestçe değerlendirebileceği kuşkusuzdur. Bu itibarla, mahkemece alınan bilirkişi raporları ile sunulan uzman görüşü arasındaki çelişki giderilerek ve gerekirse anılan maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen, hakimin rapor alınan uzman kişiyi davet ederek dinleyebileceği imkanı da gözetilerek oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi de doğru olmamış, hükmün bu nedenle de davalı yararına bozulmasına ve davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı banka yararına BOZULMASINA, davacının tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet, ücretinin davacıdan alınıp davalı tarafa verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 05/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/167497800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz