6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Ticaret unvanı terkininde sessiz kalma yoluyla hak kaybı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2020/1002 E. 2020/871 K. · · İlk derece: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Diğer / sınıflanamadıkaldırma ve esas hakkında yeniden hükümTemyiz yolu açık

★ Emsal

Davacının nitelemesi: Ünvan Terkini ve Haksız Rekabet ≠ mahkeme dalı · davacı çerçevesi: Haksız rekabet

Gerekçe özeti

Ticaret unvanının terkini talebiyle açılan davalarda, terkin talep eden tarafın davasını belirli ve makul bir süre içinde açması gerekir; unvanların tescil ve ilana tabi olması bu sürenin hesabında gözetilir. Hak sahibinin başka bir tacirin unvan kullanımından haberdar olduğu halde uzun süre sessiz kalması, dava açma hakkının kaybına (TMK 2 temelli sessiz kalma yoluyla hak kaybı) yol açar; bu durumda unvan terkini davası reddedilir. Ayrıca tescilli bir ticaret unvanının, sicilden terkin edilinceye kadar kullanılması, başka bir haksız rekabet eylemi ileri sürülmedikçe, haksız rekabet veya unvana tecavüz oluşturmaz.

Ele alınan sorunlar

Ticaret unvanı terkini davasında sessiz kalma yoluyla hak kaybı (davalı istinaf sebebi) → kabul

İddia: Davalı vekili, davacının müvekkili şirketten 2011 yılından itibaren haberdar olduğu halde yaklaşık 6 yıl geçtikten sonra dava açtığını, davanın zamanaşımı/hak kaybı yönünden reddi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: TTK'nın 52 vd. maddelerinde ticaret unvanının korunmasına ilişkin özel koruma tedbirleri düzenlenmiş olup, terkini talep edilen unvanın ek alıp almadığı, iştigal sahalarının benzerliği, unvanların genel görünüm itibariyle benzerliği ve karışıklığa yol açıp açmayacağı incelenir. Bir başka tacire ait ticaret unvanının terkinini talep eden tarafın davasını belirli ve makul bir süre içinde açması gerekir; unvanların tescil ve ilana tabi olması makul sürenin hesabında gözetilir. Makul sürenin geçirilmesi halinde sessiz kalma nedeniyle hak kaybı oluşur; bu kurum TTK'da düzenlenmemiş olup Yargıtay 11. Hukuk Dairesi uygulamasıyla hukukumuza yerleşmiş, yasal dayanağı TMK 2. maddedir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluşması için hak sahibinin kullanımdan haberdar olması gerekmekle birlikte, kaç yıl sonra hak kaybına yol açacağına ilişkin kesin bir süre belirlemek mümkün değildir; önemli olan hak sahibinin sonraki kullanıma bir süre katlanmış olmasıdır. Somut olayda davacının ticaret unvanı 30.09.2004, davalının unvanı 09.11.2010 tarihinde tescil edilmiş, her iki unvanın çekirdek unsuru ve iştigal alanları benzerdir. Davacı, ilk olarak 28.10.2016 tarihli ihtarla unvandan ibarenin kaldırılmasını talep etmiş, davayı 30.01.2017'de açmıştır; ihtar, unvanın tescilinden 5 yıl 11 ay sonra, dava ise 6 yıl 2 ay sonra açılmıştır. Davacının 2011 yılındaki bir proje nedeniyle davalı şirketin varlığından haberdar olduğu sunulan belgelerden anlaşılmakta olup, ticaret sicili kayıtlarının herkese açık olduğu da gözetildiğinde, davacının aradan geçen zamanda sessiz kalarak kullanıma razı olduğu ve dava açma hakkının bulunmadığı kabul edilmiştir. Bu nedenle davanın makul süre içinde açılmadığı, ilk derece mahkemesinin davanın reddi gerekirken kabulüne karar vermesinin yanılgılı değerlendirme olduğu sonucuna varılmıştır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Tescilli ticaret unvanının kullanımının haksız rekabet ve unvana tecavüz oluşturmaması (davacı katılma yoluyla istinaf sebebi) → ret

İddia: Davacı vekili, tescilli unvanın kural olarak haksız rekabet teşkil etmeyeceğini ancak kusurlu/kötü niyetli tescil halinde meydana gelen zarardan tescil ettirenin sorumlu olacağını, davalının müvekkilinden haberdar olduktan ve ihtarname keşidesine rağmen kullanımını sürdürdüğünü, bu nedenle haksız rekabetin tespiti, meni ve maddi durumun ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davalının unvanı tescilli olup, tescilli unvanın sicilden terkin edilmesi anına kadar kullanılmasında usulsüzlük bulunmadığından, bu dönem için unvana tecavüz ve haksız rekabetten bahsedilemez. Esasen ticari unvana tecavüz dışında başkaca bir haksız rekabet eylemi de ileri sürülmediğinden, ilk derece mahkemesinin aynı gerekçeyle haksız rekabetin tespiti ve meni isteminin reddine karar vermesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Ticaret unvanının terkini davalarında, TTK'da düzenlenmemiş olan sessiz kalma yoluyla hak kaybı kurumunun (TMK 2 dayanaklı) uygulama koşullarını ve tescilli unvanın terkine kadar kullanımının haksız rekabet oluşturmayacağı ilkesini somut olgularla (tescil tarihleri, haberdar olma tarihi, dava açma tarihi arasındaki süre) birlikte ele alması nedeniyle bölgesel ikna edici emsal değer taşımaktadır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ticaret unvanının korunması sessiz kalma yoluyla hak kaybı makul süre iltibas haksız rekabet tescilli unvanın kullanımı unvan terkini

Atıf yapılan mevzuat: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) — TTK 52 · 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) — TMK 2

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2020/1002

KARAR NO 2020/871

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 12/03/2020

NUMARASI 2018/481 Esas 2020/234 Karar

DAVA

Ticari Ünvanın Korunması

İSTİNAF KARAR TARİHİ 22/09/2020

Davanın kısmen kabulü ile davalı ünvanından "..." ibaresinin terkini talebinin kabulüne ,haksız rekabetin tesbiti ve meni taleplerinin reddine dair hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili, müvekkili şirketin 2004 yılında, ... olarak ticari ünvanını tescil ettirdiğini ,2014 yılında ticari unvanının çekirdek unsuru olan "...” ibaresini de içerir şekilde markasını da tescil ettirip ve koruma altına aldığını, müvekkili şirketin son dönemlerde birlikte iş yaptığı firmalardan, kendi bünyesine ait olmayan projeleri, proje tekliflerini sanki kendilerince yapılmış olarak algılanması nedeniyle araştırma yaptıklarında, ortak faaliyet gösterdikleri piyasada ... olarak anılan bir firmanın daha varlığını öğrendiklerini, bahsi geçen davalı şirketin, web siteleri , resmi evrakları , reklamları incelendiğinde "..." ismini ticari hayatta ayırt edici olarak kullandıklarını fark ettiklerini, Davalı şirketin müvekkil şirket ile ortak faaliyet alanları bulunduğunu, müvekkili şirketin 30.09.2004 tescil tarihli ticari unvanı;

davalının daha sonra olan 09.11.2010 tescil tarihli ticari unvanı nedeniyle unvanın kullanımı bakımından önceliğin müvekkili şirkete ait olduğunu, davalı şirketin oluşan irtibastan faydalandığını, haksız rekabet oluşturduğunu, müvekkillerinin ticari itibarını ve kredisini sarstığını belirterek; davalı şirketin ticari unvanından ... ibaresinin terkini, haksız rekabetin men'ini, haksız rekabet sonucu doğan maddi zararın önlenmesini, masraflar davalıya ait olmak üzere hükmün gazetede yayımlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili, müvekkili şirketin 2010 yılında kurularak ticari unvanını ticaret sicil gazetesinde tescil ettirdiğini, müvekkil şirketin, 2011 yılında ... işini aldığını, elektrik, mekanik projesinin tamamını çizdiğini, Batışehir mekanik projesinin uygulama kısmının bir bölümünü davacı şirketin yaptığını, projenin üstünde davalı şirketin logosu, kasesinin mevcut olduğunu, projeyi görmeden uygulama yapılamayacağını, bu projeyle davacının 2011 yılından itibaren müvekkil şirketin varlığından haberdar olduğunu, davacının uygulamayı yaparken, projeyi çizen müvekkili şirketten sözlü olarak bilgi aldığını, bu nedenle haksız ve hukuka aykırı olarak 6 yıl sonra haksız rekabet ve iltibas iddiasıyla açılan davanın zamanaşımı yönünden reddini, ünvanlarda benzerlik bulunmadığından iltibas oluşması mümkün olmadığını, belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece, 6102 sayılı TTK 52. maddede zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin düzenlenmediği, kural olarak, ticaret unvanı üzerindeki hakkın ihlali devam ettiği sürece, hakkı ihlal edilen gerçek veya tüzel kişinin dava açma hakkının devam ettiği, bu nedenle davalının zamanaşımı itirazının reddine; Ticaret ünvanının birebir aynı olması, ünvanların vurgu kelimesinden sonra yeterince ayırt edici kelimenin bulunmaması, şirketlerin çalışma alanlarının ve şirket merkezi il adreslerinin aynı olması nedeniyle ünvanların iltibasa yol açacağı gerekçesiyle... ibaresinin davalının ticari ünvanından ve ticaret sicili kayıtlarından terkinine kararın gazetede ilanına , davalının usulüne uygun olarak tescilli unvanını kullanması, sicilden terkin edilmediği müddetçe haksız rekabet teşkil etmeyeceği gerekçesiyle davacının diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

1-Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davacının müvekkili şirketten 2011 yılından itibaren haberdar olduğu halde 6 sene geçtikten sonra dava açıldığını, davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, müvekkili şirket ile davacı şirketin faaliyet alanlarının aynı olmadığını, mahkemece ticaret sicil kayıtlarının değerlendirilmediğini, ticari unvanların birebir aynı olmadığını, sadece ek/vurgulayıcı unsur ... ibaresine bakıldığını, ticaret unvanı terkininde hak sahipliğinin öncelikle tescile dayandırılması gerekçesinin yerinde olmadığını, şirketlerin tanınırlığına bakılması gerektiğini, davacının iltibasa ilişkin somut delil sunamadığını, bu nedenlerle kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

2- Davacı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde; tescilli unvanın haksız rekabet teşkil etmeyeceğini fakat kusurlu ve kötü niyetli tescil durumunda meydana gelen zarardan tescil ettirenin sorumlu olacağını, davalının müvekkili firmanın unvanını aynı sicil bölgesinde kullandıktan sonra ve kendi beyanına göre 2011 yılından itibaren müvekkilinden haberdar olduktan sonraki kullanımlarının ve ihtarname keşidesine rağmen aynı alandaki kullanımlarının devam etmesi karşısında müvekkilinin tanınmışlığından yararlandığını ve şirket yetkilisinin farklı şirketler kurarak iltibası artırdığını,bu nedenle her ne kadar tescilli de olsa davalının eylemlerinin haksız rekabet boyutunda olması sebebiyle mahkemenin haksız rekabetin oluşmayacağı değerlendirmesinin doğru olmadığını, bu açıdan kararın kaldırılarak davalının eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile men’ine ve haksız rekabet sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Somut olayda uyuşmazlık davacı şirketin ticaret unvanına tecavüzün bulunup bulunmadığı ve davalının ünvanında ki ... ibaresinin terkini gerekip gerekmediği ,davacının uzun süreli sessiz kalma nedeniyle dava açma hakkı bulunup bulunmadığı noktasındadır.Ticaret unvanının korunması 6102 Sayılı TTK'nın 52 vd maddelerinde düzenlenmiş olup ticaret unvanı, bu hali ile kendine has özel koruma tedbirlerine tabi tutulmuştur. Bu türden açılan davalarda Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulaması gereğince, terkini talep edilen şirkete ait ticaret unvanının ayrıca ek alıp almadığı, tacirlerin iştigal sahalarının benzer olup olmadığı,unvanların genel görünüm itibari ile benzer olup olmadıkları ve bu benzerliklerin üçüncü kişiler açısından karışıklığa neden olup olmayacağı hususları incelenip değerlendirilmektedir.

Öte yandan bir başka tacire ait ticaret unvanının terkinini talep eden tarafın davasını belirli ve makul bir süre içinde açması gerekir. Ticaret unvanları tescil ve ilana tabi bulunduğundan makul sürenin hesabında bunun da nazara alınması icap eder. Makul sürenin geçirilmesi halinde sessiz kalma nedeni ile hak kaybı oluşur. Uzun süreli sessiz kalma suretiyle hak kaybı, TTK’da düzenlenmiş değildir. Bu durum Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin uygulaması ile hukukumuza yerleşmiş olup, yasal dayanağı da TMK’nin 2. maddesidir. Sessiz kalma yolu ile hak kaybının oluşması için öncelik hakkı sahibinin kullanımdan haberdar olması gerekmekte ise de sessiz kalmanın kaç yıl sonra hak kaybına yol açacağı ile ilgili kesin bir süre vermek mümkün değildir.

Burada önemli olan öncelik hakkı sahibinin sonraki kullanıma bir süre katlanmış olmasıdır. Bu itibarla bu sürenin belirlenmesinde somut olayın özelliklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Terkin talep eden tarafın, sessiz kalma ve göz yumma kast ve iradesi olmasa dahi geçen süre zarfında ticaret unvanının terkini talep olunan tacirin, yapmış olduğu belirli yatırımlarla müşteri çevresi oluşturması, işletmesini geliştirerek belirli kesimlerce tanınır hale getirmesi de mümkündür. Bu açıdan bakıldığında, davanın ihmal yolu ile de geç açılıp hak kaybına uğranması mümkün hale gelebilecektir.(Yargıtay 11.HD , 03.04.2013 tarih, 2013/974 E., 2013/6703 K. sayılı ilamı)Somut olayda,ticaret siciline davacı şirketin ticaret ünvanı 30.09.2004 tarihinde ,davalı şirketin ise 09.11.2010 tescil edilmiştir.

Davacının öncelikli kullanım hakkına sahip olduğu "..." ibaresinin her iki şirketin ünvanının çekirdek unsuru olduğu ,iştigal alanlarının benzer olduğu da anlaşılmaktadır. Ancak davacı ; ilk olarak ticari ünvanında bulunan ... ibaresinin kaldırılmasını 28.10.2016 tarihli ihtar ile davalıdan talep etmiş 30.01.2017 tarihinde de de elde ki davayı açmıştır. İhtarın davalının ünvanın tescilinden 5 yıl 11 ay sonra davayı da 6 yıl 2 ay geçtikten sonra açmıştır. Davacı her ne kadar 6102 sayılı T.T.K.'nun 52.maddesinde zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin düzenlenmediğini, ticaret unvanı üzerindeki ihlal devam ettiği sürece, dava açma hakkının devam ettiğini ileri sürmüş ise de; aradan geçen zamanda sessiz kalarak kullanıma razı olduğu,2011 yılında ....

Projesiyle davalı şirketin varlığından haberdar olduğu sunulan belgelerden anlaşılmakla birlikte ticaret sicili kayıtlarının herkese açık olduğu gözetildiğin de dava açma hakkı olmadığının kabulü gerekmektedir.Öte yandan davalının unvanı tescilli olup, tescilli unvanın sicilden terkin edilmesi anına kadar kullanılmasında usulsüzlük bulunmadığından, bu dönem için unvana tecavüz ve haksız rekabetten bahsedilemez.Bu nedenle davalının tescilli unvanını kullanması nedeniyle terkine kadar haksız rekabetin tespiti ile meni talepleri haklı değil ise de, esasen ticari ünvana tecavüz dışında başkaca bir haksız rekabet eylemi ileri sürülmediğinden ilk derece mahkemesince aynı gerekçeyle haksız rekabetin tesbiti ve meni isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.

Haksız rekabetin tesbiti ve meni'ne dair fazla istemin reddine ilişkin hükme yönelik davacı vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmemiş davacı vekilinin başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.O halde,tüm dosya kapsamı gözetildiğinde, iş bu davanın makul süre içinde açılmadığı anlaşılmakla, davanın reddi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile ticari ünvanın terkini talebine ilişkin davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353(1)b-2 m. uyarınca hükmün kaldırılmasına ve davanın tüm talepler yönünden reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle:

1- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE; İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/03/2020 Tarih 2018/481 Esas 2020/234 Karar sayılı hükmün HMK 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davacının; davalının ticaret ünvanında ki "..." ibaresinin terkini ve haksız rekabetin tesbiti ve meni ,maddi zararın önlenmesi taleplerine yönelik açtığı davanın yerinde olmadığından REDDİNE"İlk Derece Yargılamasına ilişkin olarak; "Alınması gereken 54,40-TL harçtan davacı tarafından peşin yatırılan 31,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 23-TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 130-TL yargı gideri ile davalı vekili için takdir edilen 3.400-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avanslarının kendilerine ödenmesine,"Davacı tarafından yatırılan peşin istinaf harcının karar harcına mahsubuna başkaca harç alınmasına yer olmadığına,İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından yatırılan 54,40-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, hükümden sonra davalı yan gider avansından karşılanan 15,75-TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 22/09/2020

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/165833 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/7796 E. 2022/3396 K. · Onandı

Ticaret unvanına tecavüzde sessiz kalma yoluyla dava hakkının yitirilmesi

Gerekçe özeti

Ticaret unvanına tecavüz ve haksız rekabet davalarında TTK 52 uyarınca zamanaşımı/hak düşürücü süre öngörülmemiş olsa da, önceki hak sahibi karşı tarafın unvanından haberdar olmasına ve sicil kayıtlarının aleni olmasına rağmen uzun süre sessiz kalarak kullanıma razı olmuşsa dava açma hakkını yitirir; ayrıca tescilli bir unvanın sicilden terkinine kadar kullanımı usulsüz olmadığından bu döneme ilişkin haksız rekabet iddiası dinlenmez.

Emsal değeri

Ticaret unvanına tecavüzde uzun süre sessiz kalmanın dava açma hakkını düşürmesi ve tescilli unvanın terkine kadar kullanımının haksız rekabet oluşturmaması yönünden emsal değeri taşır.

Kavramlar: ticaret unvanı haksız rekabet sessiz kalma yoluyla hak kaybı iltibas öncelik hakkı tescilli unvan

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2020/7796 E.  ,  2022/3396 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 12.03.2020 tarih ve 2018/481 E. - 2020/234 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine-kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 22.09.2020 tarih ve 2020/1002 E. - 2020/871 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili şirketin 2004 yılında, ... olarak ticari unvanını tescil ettirdiğini, 2014 yılında ticari unvanının çekirdek unsuru olan "ANKA” ibaresini de içerir şekilde markasını da tescil ettirip ve koruma altına aldığını, müvekkili şirketin son dönemlerde birlikte iş yaptığı firmalardan, kendi bünyesine ait olmayan projeleri, proje tekliflerini sanki kendilerince yapılmış olarak algılanması nedeniyle araştırma yaptıklarında, ortak faaliyet gösterdikleri piyasada ANKA olarak anılan bir firmanın daha varlığını öğrendiklerini, bahsi geçen davalı şirketin, web siteleri, resmi evrakları, reklamları incelendiğinde "ANKA" ismini ticari hayatta ayırt edici olarak kullandıklarını fark ettiklerini, davalı şirketin müvekkili şirket ile ortak faaliyet alanları bulunduğunu, müvekkili şirketin 30.09.2004 tescil tarihli ticari unvanı;

davalının daha sonra olan 09.11.2010 tescil tarihli ticari unvanı nedeniyle unvanın kullanımı bakımından önceliğin müvekkili şirkete ait olduğunu, davalı şirketin oluşan irtibastan faydalandığını, haksız rekabet oluşturduğunu, müvekkillerinin ticari itibarını ve kredisini sarstığını belirterek; davalı şirketin ticari unvanından ANKA ibaresinin terkini, haksız rekabetin men'ini, haksız rekabet sonucu doğan maddi zararın önlenmesini, masraflar davalıya ait olmak üzere hükmün gazetede yayımlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili şirketin 2010 yılında kurularak ticari unvanını Ticaret Sicil Gazetesi'nde tescil ettirdiğini, müvekkil şirketin, 2011 yılında Batışehir Projesi işini aldığını, elektrik, mekanik projesinin tamamını çizdiğini, Batışehir mekanik projesinin uygulama kısmının bir bölümünü davacı şirketin yaptığını, projenin üstünde davalı şirketin logosu, kasesinin mevcut olduğunu, projeyi görmeden uygulama yapılamayacağını, bu projeyle davacının 2011 yılından itibaren müvekkil şirketin varlığından haberdar olduğunu, davacının uygulamayı yaparken, projeyi çizen müvekkili şirketten sözlü olarak bilgi aldığını, bu nedenle haksız ve hukuka aykırı olarak 6 yıl sonra haksız rekabet ve iltibas iddiasıyla açılan davanın zamanaşımı yönünden reddini, unvanlarda benzerlik bulunmadığından iltibas oluşması mümkün olmadığını, belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesince; 6102 sayılı TTK’nın 52. maddesinde zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin düzenlenmediği, kural olarak, ticaret unvanı üzerindeki hakkın ihlali devam ettiği sürece, hakkı ihlal edilen gerçek veya tüzel kişinin dava açma hakkının devam ettiği, bu nedenle davalının zamanaşımı itirazının reddine; ticaret unvanının birebir aynı olması, unvanların vurgu kelimesinden sonra yeterince ayırt edici kelimenin bulunmaması, şirketlerin çalışma alanlarının ve şirket merkezi il adreslerinin aynı olması nedeniyle unvanların iltibasa yol açacağı gerekçesiyle ANKA ibaresinin davalının ticari unvanından ve ticaret sicili kayıtlarından terkinine, kararın gazetede ilanına, davalının usulüne uygun olarak tescilli unvanını kullanması, sicilden terkin edilmediği müddetçe haksız rekabet teşkil etmeyeceği gerekçesiyle davacının diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir.

Hüküm, taraflar vekillerince istinaf edilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince, davacı şirketin ticaret unvanının 30.09.2004 tarihinde, davalı şirketin ticaret unvanının ise 09.11.2010 tarihinde ticaret siciline tescil edildiği, davacının öncelikli kullanım hakkına sahip olduğu "Anka" ibaresinin her iki şirketin unvanının çekirdek unsuru olduğu, iştigal alanlarının benzer olduğu, davacının ticari unvanında bulunan Anka ibaresinin kaldırılmasını ilk defa 28.10.2016 tarihli ihtar ile davalıdan talep ettiği, 30.01.2017 tarihinde de elde ki davayı açtığı, ihtarın davalının unvanın tescilinden 5 yıl 11 ay sonra davanın da 6 yıl 2 ay geçtikten sonra açıldığı, davacı her ne kadar 6102 sayılı TTK'nın 52. maddesinde zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin düzenlenmediğini, ticaret unvanı üzerindeki ihlal devam ettiği sürece, dava açma hakkının devam ettiğini ileri sürmüş ise de;

aradan geçen zamanda sessiz kalarak kullanıma razı olduğu, 2011 yılında Batışehir Projesiyle davalı şirketin varlığından haberdar olduğunun sunulan belgelerden anlaşıldığı, ticaret sicili kayıtlarının herkese açık olduğu gözetildiğinde davacının dava açma hakkının olmadığı, ayrıca davalının unvanının tescilli olup, tescilli unvanın sicilden terkin edilmesi anına kadar kullanılmasında usulsüzlük bulunmadığı, bu dönem için unvana tecavüz ve haksız rekabetten bahsedilemeyeceği, bu nedenle davalının tescilli unvanını kullanması nedeniyle terkine kadar haksız rekabetin tespiti ile meni taleplerinin haklı olmadığı, ancak ticari unvana tecavüz dışında başkaca bir haksız rekabet eylemi ileri sürülmediğinden ilk derece mahkemesince haksız rekabetin tesbiti ve meni isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı, haksız rekabetin tesbiti ve meni'ne dair fazla istemin reddine ilişkin hükme yönelik davacı vekilinin istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği, tüm dosya kapsamı gözetildiğinde işbu davanın makul süre içinde açılmadığından reddi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının;

davalının ticaret unvanında ki "Anka" ibaresinin terkini ve haksız rekabetin tesbiti ve meni, maddi zararın önlenmesi taleplerine yönelik açtığı davanın yerinde olmadığından reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına ve özellikle davalı unvanının ticaret siciline tescil ile birlikte Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilan edilmiş olmasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,

24/04/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.