Görev dağılımı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/11478 E. 2016/280 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
görev dağılımı↗ yola elverişlilik↗ gemi adamı↗ sorumluluk sınırlaması↗ kar kaybı↗ bekletici mesele↗ donatan↗ karine↗ ispat külfeti↗ navlun↗ tazminat davası↗ derdestlik↗ kâr kaybı↗ bilirkişi incelemesi↗ taşıyan↗ kusur↗ dava sebebi↗ hasar↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu dava konusu gemide çıkan yangının sebebinin tespit edilemediği, bilirkişiler ayrı ayrı geminin teknik unsurlarının, yangına ilişkin tüm donanımının kurallara uygun olduğunu dile getirmiş ise de yola elverişlilik hukuki bir kavram olup varlığının ispatının yolculuğun başlangıcında var olan belgelerle sınırlı olmayacağı, dava konusu gemi ro ro gemisi olup yükünün yakıt dolu araçlar olması nedeniyle yangın riski en üst seviyede bulunduğundan alınacak tedbirlerin de en üst düzeyde olması gerektiği, TTK’nın 817/2. maddesinde belirtildiği üzere geminin denize elverişli olması gerektiği gibi yakıtı, yükleme hali ve gemi adamlarının da yeterli olması gerektiği, mürettebat beyanlarından, Aliağa AHM’nin 2008/103 D.İŞ ve 2008/95 D.İş sayılı dosyalarından yangınla mücadelede basiretsizlik gösterdiklerinin anlaşıldığı, mürettebatın görevini dağılıma uygun yerine getirip getirmediğini gösterir röle cetvelinin elde edilemediği, yangında hasar almayan makina dairesinde olması gereken makine defterinin de bulunmadığı, mürettebat ifadeleriyle yangında yaşanan panik sabit olup bu durum yangının büyüklüğü, birden başlaması veya insani zaaflarla (can korkusu vs. ) izah edilemeyeceği, geminin uluslararası yeterlilik belgeleri tam ise TTK’nın 1019/2 ve 1062/2. maddesindeki kurtuluş beyinesinden yararlanmak konusundaki ispat külfetinin taşıyana ait olduğu, taşıyan TTK’nın 817. maddesine göre ilgili makamlardan alınan belgeleri sunmuşsa da bunların birer karine teşkil ettiği, dava konusu UND Adriyatik gemisinin yola elverişli olmadığının kabulünün gerektiği, denize elverişlilik ya da yüke elverişlilik hususunun tespitinin eldeki olayda hukuki sonucu değiştirmeyeceği, zararın miktarı yönünden bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği düşünülse de Londra Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca davalının sorumluluğunun sınırlı olacağı kabul edilmekle eldeki dosyada bu yönden bilirkişi tayinine gerek duyulmadığı, denize, yola elverişlilik belgelerini sunan davalı, gemi adamlarının yetersizliğinin, yangına karşı mücadeledeki başarısızlığının, başlangıçtaki elverişsizliğinin zamanında keşfedilememesinin sebeplerini izah edememiş olup kendisinin ve fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin bir kusuru olmadığını ispat edemediğinden TTK’nın 1061 ve 1019/2.maddeleri nazara alındığında davalı donatan/taşıyanın zararı tazmine yükümlü olduğu, davalı taraf fon tesisi talep etmiş ise de eldeki davada bu dosya içinde aynı zamanda fon tesisi açısından karar verilme olanağı bulunmadığı, işbu dava tazminat davası olup bir an için davalı talebinin yerinde olduğu düşünülüp fon tesisi talebi ele alınsa ya da başka davadaki fon tesisi talebi bekletici mesele yapılsa bile sonucun değişmeyeceği, Londra Konvansiyonu hükümlerinin borcun sınırlandırılmasına ilişkin bulunduğu, dava konusu gemide yanan yüklerle ilgili olarak pek çok dava derdest olup bu durumda her bir davada tazminat miktarı tespiti ayrı ayrı yapılıp ayrı bir fon tesisi davasında da Londra Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde ödenecek tazminatın azami haddinin tespitinin söz konusu olacağı, Londra Konvansiyonu 11. ve 12. maddesinin yorumundan da fon tesisine dair kararın tahsil aşamasında ele alınacağı sonucuna ulaşıldığı, TTK’nın 1072 maddesi uyarınca 25.557 Euro navlun talebinin reddi gerektiği, davacının kar kaybını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalının fon tesisi talebinin (tazminatın azami haddini belirleyeceği nedeniyle) tahsil aşamasında değerlendirilmesi gerekeceğinden davanın kısmen kabulü ile 430.144,00 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karar taraf vekilleri tarafından temyizi üzerine Dairemizin 27.03.2015 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Davacı vekili, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/7243 E. 2015/4347 K.
Ortak:görev dağılımı · yola elverişlilik · gemi adamı · sorumluluk sınırlaması · kar kaybı · bekletici mesele · donatan · karine
İncelediğiniz karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu dava konusu gemide çıkan yangının «sebebinin» tespit edilemediği, bilirkişiler ayrı ayrı geminin teknik unsurlarının, yangına ilişkin tüm donanımının kurallara uygun olduğunu dile getirmiş ise de «yola elverişlilik» hukuki bir kavram olup varlığının ispatının yolculuğun başlangıcında var olan belgelerle sınırlı olmayacağı, dava konusu gemi ro ro gemisi olup yükünün yakıt dolu araçlar olması nedeniyle yangın riski en üst seviyede bulunduğundan alınacak tedbirlerin de en üst düzeyde olması gerektiği, TTK’nın 817/2. maddesinde belirtildiği üzere geminin denize elverişli olması gerektiği gibi yakıtı, yükleme hali ve «gemi adamlarının» da yeterli olması gerektiği, mürettebat beyanlarından, Aliağa AHM’nin 2008/103 D.İŞ ve 2008/95 D.İş sayılı dosyalarından yangınla mücadelede basiretsizlik gösterdiklerinin anlaşıldığı, mürettebatın «görevini dağılıma» uygun yerine getirip getirmediğini gösterir röle cetvelinin elde edilemediği, yangında «hasar» almayan makina dairesinde olması gereken makine «defterinin» de bulunmadığı, mürettebat ifadeleriyle yangında yaşanan panik sabit olup bu durum yangının büyüklüğü, birden başlaması veya insani zaaflarla (can korkusu vs. ) izah edilemeyeceği, geminin uluslararası yeterlilik belgeleri tam ise TTK’nın 1019/2 ve 1062/2. maddesindeki kurtuluş beyinesinden yararlanmak konusundaki «ispat külfetinin» «taşıyana» ait olduğu, taşıyan TTK’nın 817. maddesine göre ilgili makamlardan alınan belgeleri sunmuşsa da bunların birer «karine» teşkil ettiği, dava konusu UND Adriyatik gemisinin yola elverişli olmadığının kabulünün gerektiği, denize elverişlilik ya da yüke elverişlilik hususunun tespitinin eldeki olayda hukuki sonucu değiştirmeyeceği, zararın miktarı yönünden «bilirkişi incelemesi» yapılması gerektiği düşünülse de Londra Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca davalının «sorumluluğunun sınırlı» olacağı kabul edilmekle eldeki dosyada bu yönden bilirkişi tayinine gerek duyulmadığı, denize, yola elverişlilik belgelerini sunan davalı, gemi adamlarının yetersizliğinin, yangına karşı mücadeledeki başarısızlığının, başlangıçtaki elverişsizliğinin zamanında keşfedilememesinin sebeplerini izah edememiş olup kendisinin ve fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin bir «kusuru» olmadığını ispat edemediğinden TTK’nın 1061 ve 1019/2.maddeleri nazara alındığında davalı «donatan»/taşıyanın zararı tazmine yükümlü olduğu, davalı taraf fon tesisi talep etmiş ise de eldeki davada bu dosya içinde aynı zamanda fon tesisi açısından karar verilme olanağı bulunmadığı, işbu dava «tazminat davası» olup bir an için davalı talebinin yerinde olduğu düşünülüp fon tesisi talebi ele alınsa ya da başka davadaki fon tesisi talebi «bekletici mesele» yapılsa bile sonucun değişmeyeceği, Londra Konvansiyonu hükümlerinin borcun sınırlandırılmasına ilişkin bulunduğu, dava konusu gemide yanan yüklerle ilgili olarak pek çok dava «derdest» olup bu durumda her bir davada tazminat miktarı tespiti ayrı ayrı yapılıp ayrı bir fon tesisi davasında da Londra Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde ödenecek tazminatın azami haddinin tespitinin söz konusu olacağı, Londra Konvansiyonu 11. ve 12. maddesinin yorumundan da fon tesisine dair kararın tahsil aşamasında ele alınacağı sonucuna ulaşıldığı, TTK’nın 1072 maddesi uyarınca 25.557 Euro «navlun» talebinin reddi gerektiği, davacının «kar kaybını» kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalının fon tesisi talebinin (tazminatın azami haddini belirleyeceği nedeniyle) tahsil aşamasında değerlendirilmesi gerekeceğinden d …
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu gemide çıkan yangının «sebebinin» tespit edilemediği, bilirkişiler ayrı ayrı geminin teknik unsurlarının, yangına ilişkin tüm donanımının kurallara uygun olduğunu dile getirmiş ise de «yola elverişlilik» hukuki bir kavram olup varlığının ispatının yolculuğun başlangıcında var olan belgelerle sınırlı olmayacağı, dava konusu gemi ro ro gemisi olup yükünün yakıt dolu araçlar olması nedeniyle yangın riski en üst seviyede bulunduğundan alınacak tedbirlerin de en üst düzeyde olması gerektiği, TTK’nun 817/2. maddesinde belirtildiği üzere geminin denize elverişli olması gerektiği gibi yakıtı, yükleme hali ve «gemi adamlarının» da yeterli olması gerektiği, mürettebat beyanlarından, Aliağa AHM’nin 2008/103 D.İŞ ve 2008/95 D.İş. sayılı dosyalarından yangınla mücadelede basiretsizlik gösterdiklerinin anlaşıldığı, mürettebatın «görevini dağılıma» uygun yerine getirip getirmediğini gösterir röle cetvelinin elde edilemediği, yangında «hasar» almayan makina dairesinde olması gereken makine «defterinin» de bulunmadığı, mürettebat ifadeleriyle yangında yaşanan panik sabit olup bu durum yangının büyüklüğü, birden başlaması veya insani zaaflarla (can korkusu vs. ) izah edilemeyeceği, geminin uluslararası yeterlilik belgeleri tam ise TTK’nun 1019/2 ve 1062/2. maddesindeki kurtuluş beyinesinden yararlanmak konusundaki «ispat külfetinin» «taşıyana» ait olduğu, taşıyan TTK’nun 817. maddesine göre ilgili makamlardan alınan belgeleri sunmuşsa da bunların birer «karine» teşkil ettiği, dava konusu UND Adriyatik gemisinin yola elverişli olmadığının kabulü gerektiği, denize elverişlilik ya da yüke elverişlilik hususunun tespitinin eldeki olayda hukuki sonucu değiştirmeyeceği, zararın miktarı yönünden «bilirkişi incelemesi» yapılması gerektiği düşünülse de Londra Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca davalının «sorumluluğunun sınırlı» olacağı kabul edilmekle eldeki dosyada bu yönden bilirkişi tayinine gerek duyulmadığı, denize, yola elverişlilik belgelerini sunan davalı, gemi adamlarının yetersizliğinin, yangına karşı mücadeledeki başarısızlığının, başlangıçtaki elverişsizliğinin zamanında keşfedilememesinin sebeplerini izah edememiş olup kendisinin ve fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin bir «kusuru» olmadığını ispat edemediğinden TTK’nun 1061 ve 1019/2.maddeleri nazara alındığında davalı «donatan»/taşıyanın zararı tazmine yükümlü olduğu, davalı taraf fon tesisi talep etmiş ise de eldeki davada bu dosya içinde aynı zamanda fon tesisi açısından karar verilme olanağı bulunmadığı, işbu dava «tazminat davası» olup bir an için davalı talebinin yerinde olduğu düşünülüp fon tesisi talebi ele alınsa ya da başka davadaki fon tesisi talebi «bekletici mesele» yapılsa bile sonucun değişmeyeceği, Londra Konvansiyonu hükümlerinin borcun sınırlandırılmasına ilişkin bulunduğu, dava konusu gemide yanan yüklerle ilgili olarak pek çok dava «derdest» olup bu durumda her bir davada tazminat miktarı tespiti ayrı ayrı yapılıp ayrı bir fon tesisi davasında da Londra Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde ödenecek tazminatın azami haddinin tespitinin söz konusu olacağı, Londra Konvansiyonu 11. ve 12. maddesinin yorumundan da fon tesisine dair kararın tahsil aşamasında ele alınacağı sonucuna ulaşıldığı, TTK’nun 1072 maddesi uyarınca 25.557 Euro «navlun» talebinin reddi gerektiği, davacının «kar kaybını» kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalının fon tesisi talebinin (tazminatın azami haddini belirleyeceği nedeniyle) tahsil aşamasında değerlendirilmesi gerekeceğinden d …
Yine aynı raporlarda «gemi adamlarının» yangına müdahalede yetersiz kalıp kalmadıkları konusu değerlendirilirken dava konusu UN ... gemisi gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları belirtildikten sonra gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının “yangın”ın denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilip bu tür olaylarda «kusur» izafe edilirken hadisenin nispiliği kavramı göz önüne alınarak değerlendirmek gerektiği, gemi adamlarının eğitildikleri ve tatbikatını yaptıkları şekilde tamamen insani duygular ile ani gelişen bu olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmalarının geminin yolculuğun başında «yola elverişsizliği» sonucunu doğurmayacağını belirtmişlerdir.
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, bozma ilamına uyularak alınan ilk raporun ayrık görüşü ve «bozma sonrası» alınan ikinci raporun çoğunluk görüşü uyarınca davalıya ait «geminin yola elverişli» olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:geminin yola elverişliliği · ayrık rapor · zıya · navlun faturası · navlun bedeli · konişmento · bozma sonrası karar · istifa
Benzer bu karardaYukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, bozma ilamına uyularak alınan ilk raporun ayrık görüşü ve «bozma sonrası» alınan ikinci raporun çoğunluk görüşü uyarınca davalıya ait «geminin yola elverişli» olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
6762 sayılı TTK’nun 1061 maddesinde, «taşıyanın», malların yükletilmesi, «istifi», taşınması, elden geçirilmesi ve boşaltmasında tedbirli bir taşıyanın dikkat ve ihtimamını göstermekle yükümlü olduğu, yükü taşımak üzere «teslim» aldığı andan teslim edinceye kadar geçen sürede malların «zıyaı» veya «hasarı» yüzünden doğacak zararlardan sorumlu bulunduğu, ancak zıya veya hasarın, tedbirli bir taşıyanın dikkat ve ihtimamı ile dahi önüne geçilemeyecek sebeplerden ileri gelmiş olması halinde sorumlu tutulamayacağı, aynı Yasa’nın 1062. maddesinde, taşıyanın, kendi adamlarının ve «gemi adamlarının» kusurlarından, kendi «kusuru» gibi mesul olacağı, zararın geminin sevkine veya başkaca teknik idaresine ait bir hareketin veya yangının neticesi olması halinde taşıyanın yalnız kendi kusurundan …
… ahkemece, tüm bu hususlar nazara alınmadan teknik uzmanlık gerektiren somut uyuşmazlıkta bozma sonrasında alınan ilk raporun hukukçu bilirkişi tarafından düzenlenen «ayrık raporu» ile «bozma sonrası» alınan ikinci raporun yine hukukçu bilirkişilerden oluşan çoğunluk görüşüne itibar edilerek davalıya ait geminin, yolculuğun başında «yola elverişli» bulunmadığı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Davacı vekili, diğer talepleri yanında davalı «donatana» ödendiği iddia olunan «navlun bedeli» 25.557,00 Euro’nun tahsilini de talep ederek, davacıya ait 11 adet çekici ve dorse için düzenlenen «navlun faturası» gereğince navlun ödenmiş olmasına rağmen taşıma tamamlanmayıp taşımaya konu yükün tamamı «zayi» olduğu için davalının navluna hak kazanmayacağını iddia etmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/4620 E. 2023/1074 K.
Ortak:görev dağılımı · yola elverişlilik · gemi adamı · sorumluluk sınırlaması · kar kaybı · donatan · karine · ispat külfeti
İncelediğiniz karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu dava konusu gemide çıkan yangının «sebebinin» tespit edilemediği, bilirkişiler ayrı ayrı geminin teknik unsurlarının, yangına ilişkin tüm donanımının kurallara uygun olduğunu dile getirmiş ise de «yola elverişlilik» hukuki bir kavram olup varlığının ispatının yolculuğun başlangıcında var olan belgelerle sınırlı olmayacağı, dava konusu gemi ro ro gemisi olup yükünün yakıt dolu araçlar olması nedeniyle yangın riski en üst seviyede bulunduğundan alınacak tedbirlerin de en üst düzeyde olması gerektiği, TTK’nın 817/2. maddesinde belirtildiği üzere geminin denize elverişli olması gerektiği gibi yakıtı, yükleme hali ve «gemi adamlarının» da yeterli olması gerektiği, mürettebat beyanlarından, Aliağa AHM’nin 2008/103 D.İŞ ve 2008/95 D.İş sayılı dosyalarından yangınla mücadelede basiretsizlik gösterdiklerinin anlaşıldığı, mürettebatın «görevini dağılıma» uygun yerine getirip getirmediğini gösterir röle cetvelinin elde edilemediği, yangında «hasar» almayan makina dairesinde olması gereken makine «defterinin» de bulunmadığı, mürettebat ifadeleriyle yangında yaşanan panik sabit olup bu durum yangının büyüklüğü, birden başlaması veya insani zaaflarla (can korkusu vs. ) izah edilemeyeceği, geminin uluslararası yeterlilik belgeleri tam ise TTK’nın 1019/2 ve 1062/2. maddesindeki kurtuluş beyinesinden yararlanmak konusundaki «ispat külfetinin» «taşıyana» ait olduğu, taşıyan TTK’nın 817. maddesine göre ilgili makamlardan alınan belgeleri sunmuşsa da bunların birer «karine» teşkil ettiği, dava konusu UND Adriyatik gemisinin yola elverişli olmadığının kabulünün gerektiği, denize elverişlilik ya da yüke elverişlilik hususunun tespitinin eldeki olayda hukuki sonucu değiştirmeyeceği, zararın miktarı yönünden «bilirkişi incelemesi» yapılması gerektiği düşünülse de Londra Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca davalının «sorumluluğunun sınırlı» olacağı kabul edilmekle eldeki dosyada bu yönden bilirkişi tayinine gerek duyulmadığı, denize, yola elverişlilik belgelerini sunan davalı, gemi adamlarının yetersizliğinin, yangına karşı mücadeledeki başarısızlığının, başlangıçtaki elverişsizliğinin zamanında keşfedilememesinin sebeplerini izah edememiş olup kendisinin ve fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin bir «kusuru» olmadığını ispat edemediğinden TTK’nın 1061 ve 1019/2.maddeleri nazara alındığında davalı «donatan»/taşıyanın zararı tazmine yükümlü olduğu, davalı taraf fon tesisi talep etmiş ise de eldeki davada bu dosya içinde aynı zamanda fon tesisi açısından karar verilme olanağı bulunmadığı, işbu dava «tazminat davası» olup bir an için davalı talebinin yerinde olduğu düşünülüp fon tesisi talebi ele alınsa ya da başka davadaki fon tesisi talebi «bekletici mesele» yapılsa bile sonucun değişmeyeceği, Londra Konvansiyonu hükümlerinin borcun sınırlandırılmasına ilişkin bulunduğu, dava konusu gemide yanan yüklerle ilgili olarak pek çok dava «derdest» olup bu durumda her bir davada tazminat miktarı tespiti ayrı ayrı yapılıp ayrı bir fon tesisi davasında da Londra Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde ödenecek tazminatın azami haddinin tespitinin söz konusu olacağı, Londra Konvansiyonu 11. ve 12. maddesinin yorumundan da fon tesisine dair kararın tahsil aşamasında ele alınacağı sonucuna ulaşıldığı, TTK’nın 1072 maddesi uyarınca 25.557 Euro «navlun» talebinin reddi gerektiği, davacının «kar kaybını» kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalının fon tesisi talebinin (tazminatın azami haddini belirleyeceği nedeniyle) tahsil aşamasında değerlendirilmesi gerekeceğinden d …
Benzer bu karardaMahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 19.12.2013 tarih, 2011/411 E. ve 2013/331 K. sayılı kararı ile dava konusu gemide çıkan yangının «sebebinin» tespit edilemediği, bilirkişilerin ayrı ayrı geminin teknik unsurlarının, yangına ilişkin tüm donanımının kurallara uygun olduğunu dile getirmiş olmasına rağmen «yola elverişliliğin» hukuki bir kavram olduğu, ispatının yolculuğun başlangıcında var olan belgelerle sınırlı olmayacağı, dava konusu gemi ro ro gemisi olup yükünün yakıt dolu araçlar olması nedeniyle yangın riski en üst seviyede bulunduğundan alınacak tedbirlerin de en üst düzeyde olması gerektiği, 6762 sayılı Kanun'un 817 nci maddesinin ikinci fıkrasında belirtildiği üzere geminin denize elverişli olması gerektiği gibi yakıtı, yükleme hali ve «gemi adamlarının» da yeterli olması gerektiği, mürettebat beyanlarından yangınla mücadelede basiretsizlik gösterdiklerinin anlaşıldığı, mürettebatın «görevini dağılıma» uygun yerine getirip getirmediğini gösterir röle cetvelinin elde edilemediği, yangında «hasar» almayan makina dairesinde olması gereken makine «defterinin» de bulunmadığı, yangında yaşanan paniğin yangının büyüklüğü, birden başlaması veya insani zaaflarla (can korkusu vs.) izah edilemeyeceği, geminin uluslararası yeterlilik belgeleri tam ise de 6762 sayılı Kanun'un 1019 uncu maddesinin ikinci fıkrası ve 1062 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki kurtuluş beyinesinden yararlanmak konusundaki «ispat külfetinin» «taşıyana» ait olduğu, taşıyanın ilgili makamlardan alınan belgeleri sunmuş olmasının birer «karine» teşkil etmediği, bu sebeple dava konusu UND Adriyatik gemisinin yola elverişli olmadığının kabulü gerektiği, Londra Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca davalının «sorumluluğunun sınırlı» olacağı, davalının gemi adamlarının yetersizliğinin, yangına karşı mücadeledeki başarısızlığının, başlangıçtaki elverişsizliğinin zamanında keşfedilememesinin sebeplerini izah edememiş olduğu, kendisinin ve fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin bir «kusuru» olmadığını ispat edemediği, davalı «donatan»/taşıyanın zararı tazmine yükümlü olduğu, 6762 sayılı Kanun'un 1072 nci maddesi uyarınca 25.557 euro «navlun» talebinin reddi gerektiği, davacının kâr «kaybını» kanıtlayamadığından bu kalem yönünden tazminat isteminin de reddi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 430.144,00 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan …
2016/189 K. sayılı kararı ile gemi adamları ile ilgili düzenlenen yeterlilik belgeleri yani sertifikaların davalı «donatanın» «gemi adamlarını» seçmede ve denetlemede kusursuz olduğuna yalnızca «karine» teşkil edeceği, 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin birinci fıkrasına göre tazminat talebinde bulunanın donatanın kusurlu olduğunu ispatlamak hakkına sahip ol …
… l Kurulunun 25.10.2018 tarih, 2018/11-624 E. ve 2018/1566 K. sayılı ilâmı ile bilirkişi raporları arasındaki geminin teknik donanımının yolculuğun başında denize ve «yola elverişli» olup olmadığı hususundaki çelişkinin yeniden bilirkişi raporu alınması suretiyle giderilmesi ile davalı «taşıyan»-«donatanın» «gemi adamlarının» kusurlarından dolayı sorumlu olup olamayacağının yeniden değerlendirilmesi ile «direnme» kararının değişik gerekçe ile bozulmasına kurul çoğunluğu tarafından karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:geminin yola elverişliliği · denetime elverişli bilirkişi raporu · navlun bedeli · sorumluluktan kurtulma · konişmento · konşimento · sınırlı sorumluluk · bedel iadesi
Benzer bu karardaBununla birlikte davacı tarafın «navlun bedelinin iadesi» talebinin «konişmentoda» yer alan kayıtlar da «dahil» iddia ve savunmalar tam olarak değerlendirilmeksizin salt kanun madde numarası belirtilerek gerekçesiz şekilde reddedilmiş olması davacı yararına bozma «sebebi» yapılmış olup tarafların sair temyiz itirazları incelenmemiştir.
… ngına müdahale talimlerinde yapılanın, yangına önce hortum ile müdahale şayet bu yolla yangın söndürülemez ise yağmurlama sisteminin çalıştırılması şeklinde olduğu, «gemi adamlarının» da aldıkları bu eğitime uygun şekilde gemideki yangına öncelikle hortum döşeme suretiyle su püskürterek söndürmeye çalıştıkları; ancak bunda başarılı olunamaması üzerine daha sonra yağmurlama (Sprinker) sistemini devreye sokarak yangına müdahale etmek istedikleri, gemi adamlarının yağmurlama sistemini kullanmakta geç kaldıkları, gemi adamlarının yolculuk sırasında karşılaşılabilecek deniz tehlikelerinden olan yangına karşı etkili ve doğru müdahale edebilecek talim ve eğitimleri almadıkları, bu konuda SOLAS kurallarının ISM hükümlerinin yerine getirilmediği, gemi kaptanı tarafından yangının öğrenilmesinden itibaren 15-16 dakika sonra müdahale edilmeye başlanıldığı, kaptanın yangın mahalline giderken yangın elbisesi giymediği, maske takmadığı ve bu durumun dumana maruziyeti artırarak müdahaleyi yetersiz kıldığı, yanında yetersiz sayıda (bir kişi) mürettebat bulundurduğu, gemideki yangının söndürülmesinde hızlı sonuç verecek bir sistem olan yağmurlama sistemi bulunduğu halde bunun çalıştırılamadığı ve ilk etapta da bu yola başvurulmadığı, hortumla yangına müdahale sürecinde de hortumdan ilk etapta gelen dumanın suyun tazyike kavuşmasından sonra kesileceği öngörülemeyerek bu yolla da yangınla mücadeleden vazgeçildiği, gemi adamları ile ilgili yapılan bu tespitlerin geminin başlangıçtaki «yola elverişsizliği» ile ilgili olduğundan 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince «taşıyanın» kişisel «kusuru» olarak kabul edilmesi gerektiği, yine UN ADRİYATİK gemisinin ISM yöneticisi olan şirket hukuki açıdan taşıyanın yardımcısı konumunda olduğundan bu şirketin «geminin yola elverişsizliğine» neden olan kusurlu davranışının da davalı taşıyanın kişisel kusuru sayılması gerektiği, saptanan elverişsizlik hali ile yangın sonucunda ortaya çıkan zarar arasında «illiyet bağının» bulunduğu, yangında «zayi» olan 11 adet dorse ve çekicinin bedelini tazmin etme yükümlülüğünün doğduğu, bu bedelin 430.144,00 TL olduğu, davacının «kar kaybı» zararını ispatlayamadığı, «konişmentoda» yer alan " Freıght Collect Shıp And/ Or Cargo Lost Or Not Lost" ( gemi ve veya yük zayi olsa dahi «navlun» ödenecektir) «kaydına» göre davacının ödediği navlunu geri isteyemeyeceği gerekçesi ile davanın Londra Konvansiyonu hükümleri uyarınca hesaplanan «sınırlı sorumluluk» hükümleri uyarınca kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Birinci Bozma Kararı Dairemizin 18.07.2011 tarih, 2011/6376 E. ve 2011/9220 K. sayılı kararıyla davacının bilirkişi raporuna yaptığı ciddi itirazlarını karşılamak üzere bilirkişi heyetinden ek rapor ya da yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak, davacı tarafın iddialarının tek tek incelenmek suretiyle Yargıtay «denetimine elverişli bilirkişi raporu» alınması gereğine işaret edilerek bozulmuştur.
Hukuk Dairesinin bozma ilamında işaret edildiği şekilde "...«gemi adamlarının» tamamen insani duygular ile ani gelişen olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmaları..." olarak değerlendirilemeyeceği, aksine başta ikinci kaptan olmak üzere gemi adamlarının yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmamaları, buna bağlı olarak da yangına en hızlı şekilde ve en doğru yöntemle müdahale edememeleri nedeni ile meydana gelen zararda davalı «donatan»-«taşıyanın» şahsi- ticari kusurlu olduğu, 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki sorumsuzluk hükmünden faydalanamayacağı, dolayısıyla da davacının zararından sorumlu olduğu, dava konusu taşımaya ilişkin «konşimentonun» ön yüzünde "Freıght Collect Shıp And/Or Cargo Lost Or Not Lost" «kaydının» yer aldığı, sözkonusu ibarenin Türkçe karşılığının "gemi ve/veya yük «zayi» olsa da «navlun» ödenecektir" şeklinde olup konşimentonun arka yüzünde de bu hususun ayrıntılı şekilde açıklandığı, 6762 sayılı Kanun'un 1072 inci maddesine göre yükün zayi olması halinde navlunun ödenmeyeceği, peşin ödenmiş ise iadesinin «emredici» bir hüküm olmayıp aksi yönde mukavele düzenlenmesi mümkün olduğu gerekçesi ile Mahkemenin 19.12.2013 tarihli kararında direnilmesine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/7490 E. 2013/11638 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/11478 E. , 2016/280 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ..................
TARİHİ 19/12/2013
NUMARASI 2011/411-2013/331
Taraflar arasında görülen davada............Mahkemesi’nce verilen 19/12/2013 gün ve 2011/411-2013/331 sayılı kararı bozan Daire’nin 27/03/2015 gün ve 2014/7243-2015/4347 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, 06/02/2008 tarihinde Pendik/İstanbul Limanı'ndan, İtaly/Trieste Limanı'na hareket eden davalıya ait UN ADRİYATİK isimli gemide Hırvatistan açıklarında yangın çıktığını, gemi ile birlikte yüklü vaziyette olan 11 adet dorse ve çekicinin yanarak zayi olduğunu, V bağlı tarafından tutulan raporda yangın söndürme sisteminin tüm vanalar açılmasına rağmen yangın bombası çalışmadığından yağmurlama sisteminin de çalışmadığının tespit edildiğini, denizden su çekmesi gereken pompalar çalışmadığı için yangın söndürme tesisatının devreye girmediğini, geminin yüke, denize ve seyre elverişsizliği nedeni ile oluşan risk ve neticesindeki zararda donatanın mutlak sorumluluk halinin mevcut olduğunu, geminin seyrü sefer sırasında olağan deniz tehlikelerine karşı koyma yeteneğini azaltan fiziksel kusurların geminin denize elverişli olmadığını göstereceğini, TTK'da yangın ve neticesindeki zararın geminin başlangıçtaki denize, yola ve yüke elverişsizliğine dayalı olması halinde taşıyanın açıkça kusurlu ve sorumlu olacağının düzenlendiğini, yanan 11 araç karşılığı 220.000 Euro, navlun bedeli karşılığı 25.557 Euro ve 11 aracın olay tarihinden talep tarihine dek geçen sürede kar kaybı olarak 82.500 Euro olmak üzere toplam 328.057 Euro zararı bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 328.057 Euro zarar bedelinin karşılığı olan 641.351.435 TL'nin faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, TTK’nın 1062/2. maddesine göre taşıyanın şahsi kusurundan kaynaklanmayan yangından doğan zararlardan mutlak surette sorumsuz olduğunu, yangın gemi adamlarının teknik ya da ticari kusurundan kaynaklansa dahi yangından doğan zarardan sorumlu tutulabileceği tek ihtimalin yangına başlangıçtaki bir elverişsizliğin neden olması hali olduğunu, TTK 1019. maddesi uyarınca sorumluluk için başlangıçtaki elverişsizlik ile zarar arasında illiyet bağı olduğunun yük ilgilisi tarafından ispat edilmesi gerektiğini, zarara sebep olan yangının geminin başlangıçtaki bir elverişsizliği neticesi çıkmadığının açık olduğunu, sefer başlangıcında geminin yola, denize, yüke elverişli olduğunu, Tuzla Liman Başkanlığı'nın 03/02/2008 tarihli yola elverişlilik belgesinin bunu kanıtladığını, davacı taraf geminin yangın sisteminin çalışmadığını iddia etmiş ise de dosyaya sunulan kayıt ve tespit raporlarıyla geminin yangın inşa ve emniyet kurallarına uygun müdahale sistemi ile donatıldığının anlaşıldığını, müvekkilinin sorumlu tutulması halinde 1976 Londa Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca sınırlı sorumluluk hükümlerinin uygulanması gerektiğini, Konvansiyonun 11.
maddesine göre müvekkilinin fon tesisi talep hakkı olduğunu savunarak, davanın reddini, bu savunma kabul görmediği takdirde 1976 Londra Konvansiyonu hükümlerine göre sınırlama fonu tesis edilerek hükme bağlanacak alacakların fondan tahsiline, kabul anlamında olmamak üzere Londra Konvansiyonu hükümlerinin uygulanmaması halinde TTK’nın 948. maddesi hükmüne göre gemi ve navlunla sınırlı sorumluluğuna hükmedilmesini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu dava konusu gemide çıkan yangının sebebinin tespit edilemediği, bilirkişiler ayrı ayrı geminin teknik unsurlarının, yangına ilişkin tüm donanımının kurallara uygun olduğunu dile getirmiş ise de yola elverişlilik hukuki bir kavram olup varlığının ispatının yolculuğun başlangıcında var olan belgelerle sınırlı olmayacağı, dava konusu gemi ro ro gemisi olup yükünün yakıt dolu araçlar olması nedeniyle yangın riski en üst seviyede bulunduğundan alınacak tedbirlerin de en üst düzeyde olması gerektiği, TTK’nın 817/2. maddesinde belirtildiği üzere geminin denize elverişli olması gerektiği gibi yakıtı, yükleme hali ve gemi adamlarının da yeterli olması gerektiği, mürettebat beyanlarından, Aliağa AHM’nin 2008/103 D.İŞ ve 2008/95 D.İş sayılı dosyalarından yangınla mücadelede basiretsizlik gösterdiklerinin anlaşıldığı, mürettebatın görevini dağılıma uygun yerine getirip getirmediğini gösterir röle cetvelinin elde edilemediği, yangında hasar almayan makina dairesinde olması gereken makine defterinin de bulunmadığı, mürettebat ifadeleriyle yangında yaşanan panik sabit olup bu durum yangının büyüklüğü, birden başlaması veya insani zaaflarla (can korkusu vs.
) izah edilemeyeceği, geminin uluslararası yeterlilik belgeleri tam ise TTK’nın 1019/2 ve 1062/2. maddesindeki kurtuluş beyinesinden yararlanmak konusundaki ispat külfetinin taşıyana ait olduğu, taşıyan TTK’nın 817. maddesine göre ilgili makamlardan alınan belgeleri sunmuşsa da bunların birer karine teşkil ettiği, dava konusu UND Adriyatik gemisinin yola elverişli olmadığının kabulünün gerektiği, denize elverişlilik ya da yüke elverişlilik hususunun tespitinin eldeki olayda hukuki sonucu değiştirmeyeceği, zararın miktarı yönünden bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği düşünülse de Londra Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca davalının sorumluluğunun sınırlı olacağı kabul edilmekle eldeki dosyada bu yönden bilirkişi tayinine gerek duyulmadığı, denize, yola elverişlilik belgelerini sunan davalı, gemi adamlarının yetersizliğinin, yangına karşı mücadeledeki başarısızlığının, başlangıçtaki elverişsizliğinin zamanında keşfedilememesinin sebeplerini izah edememiş olup kendisinin ve fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin bir kusuru olmadığını ispat edemediğinden TTK’nın 1061 ve 1019/2.maddeleri nazara alındığında davalı donatan/taşıyanın zararı tazmine yükümlü olduğu, davalı taraf fon tesisi talep etmiş ise de eldeki davada bu dosya içinde aynı zamanda fon tesisi açısından karar verilme olanağı bulunmadığı, işbu dava tazminat davası olup bir an için davalı talebinin yerinde olduğu düşünülüp fon tesisi talebi ele alınsa ya da başka davadaki fon tesisi talebi bekletici mesele yapılsa bile sonucun değişmeyeceği, Londra Konvansiyonu hükümlerinin borcun sınırlandırılmasına ilişkin bulunduğu, dava konusu gemide yanan yüklerle ilgili olarak pek çok dava derdest olup bu durumda her bir davada tazminat miktarı tespiti ayrı ayrı yapılıp ayrı bir fon tesisi davasında da Londra Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde ödenecek tazminatın azami haddinin tespitinin söz konusu olacağı, Londra Konvansiyonu 11.
ve 12. maddesinin yorumundan da fon tesisine dair kararın tahsil aşamasında ele alınacağı sonucuna ulaşıldığı, TTK’nın 1072 maddesi uyarınca 25.557 Euro navlun talebinin reddi gerektiği, davacının kar kaybını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalının fon tesisi talebinin (tazminatın azami haddini belirleyeceği nedeniyle) tahsil aşamasında değerlendirilmesi gerekeceğinden davanın kısmen kabulü ile 430.144,00 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karar taraf vekilleri tarafından temyizi üzerine Dairemizin 27.03.2015 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Davacı vekili, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nın 442. maddesi gereğince REDDİNE, aşağıda yazılı bakiye 3,20 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK'nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 265,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 14/01/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/159493900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz