Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/7848 E. 2015/13777 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 1 yıl
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ttk 309/4↗ uzamış ceza zamanaşımı↗ sorumluluk davası↗ zamanaşımı defi↗ ceza zamanaşımı↗ ticari dava niteliği↗ şirket zararı↗ temerrüt faizi↗ haksız fiil↗ yönetim kurulu kararı↗ yetkisizlik kararı↗ temerrüt↗ zamanaşımı↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, asıl dava davalısı A.. Ç.. hakkında yapılan ceza yargılaması neticesinde, adı geçen davalının davaya konu edilen olay sebebiyle "Görevi Kötüye Kullanma" eyleminin sabit görülerek hakkında mahkumiyet karar verildiği ve kararın Yargıtayca onaylanmak suretiyle kesinleştiği, 818 sayılı BK'nın 53. maddesi gereğince, ceza mahkemesince verilen mahkumiyet kararındaki fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını saptayan maddi vakıa konusundaki kabulünün hukuk mahkemesini bağlayacağı, bu sebeple, davalının davacı kurumda genel müdür sıfatıyla görev yaptığı sırada, dava dışı ile yapmış olduğu sözleşmede temerrüt faizini kararlaştırmadığı, bu sebeple 1.414.927,44 TL davacı kurum zararına sebebiyet verdiği, ayrıca davalının sözleşmeyi 4 ay 21 gün süreyle nezdinde tutarak uygulanmasını geciktirdiği ve dava dışı firma lehine davrandığı, bu şekilde tahsilatın gecikmesinden doğan ve sözleşmedeki %1 oran itibariyle 162.368,55 TL zararın oluştuğu, davacı şirket zararının toplam 1.577.295,99 TL olduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen dava yönünden ise, 818 sayılı BK’nın 60. maddesi gereği, haksız fiil nedeniyle tazminat talebiyle açılacak davada zamanaşımının, zarara ve faiiline ıttıla tarihinden itibaren 1 yıl ve her halde fiilin vukuundan itibaren 10 yıllık süreye tabi olduğu, eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanacağı, dava konusu haksız fiilin 20.07.2005 tarihinde gerçekleştiği, ceza yargılamasının 21/06/2011 tarihinde mahkumiyet ile neticelenmiş olup, 02.04.2012 tarihinde kesinleştiği, davacı tarafça, mahkumiyet kararının kesinleştiği tarihten itibaren işbu davanın açıldığı 04/07/2013 tarihi itibariyle 1 yıllık sürenin dolduğu gerekçesiyle davalıların zamanaşımı defileri kabul edilerek birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili ile davalı A.. K.. dışındaki davalıların vekilleri temyiz etmiştir.
1- Birleşen dava, 6762 sayılı TTK'nın 309. maddesine dayalı şirket yönetim kurulu üyelerine karşı açılmış sorumluluk davası olup, esasen ticari dava niteliğinde bulunmasına karşın, dava asliye hukuk mahkemesinde açılmış ve sonrasında da asıl dava ile birleştirilerek yine asliye hukuk mahkemesince hükme bağlanmıştır. Ancak birleşen dava 04/07/2013 tarihinde açılmış olup, bu tarih itibariyle asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümünden çıkmış ve görev ilişkisine dönüşmüştür. Bu itibarla, TTK'dan kaynaklanan ve ticari dava niteliğinde bulunan somut uyuşmazlığa asliye ticaret mahkemesince bakılması gerekirken, mahkemece bu yön gözetilmeksizin hüküm kurulmuş olması doğru olmamış, birleşen davaya yönelik hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Asıl davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince; asıl dava şirketin eski yöneticisi aleyhine açılmış bulunan sorumluluk davası olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dava TTK'nın 309. maddesi uyarınca açılmış bir sorumluluk davası olup, aynı madde uyarınca bu davalar 2 ve 5 yıllık zamanaşımı sürelerine tabidir. Somut olayda davalının sorumluluğuna yol açtığı kabul edilen sözleşmenin tarihi 01/02/2005'tir. Bu itibarla TTK'nın 309. maddesi uyarınca açılan bu davanın 5 yıllık zamanaşımı süresinin 01/02/2010 tarihinde dolduğu ve asıl davanın bu tarihten sonra 15/07/2011 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
TTK'nın 309. maddesinde, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı süresi öngördüğü hallerde tazminat davalarında da bu zamanaşımı süresinin uygulanacağı hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm uyarınca da 765 sayılı TCK hükümlerine göre somut olaya ilişkin zamanaşımı süresi 5 yıldır. Yani TCK'da öngörülen zamanaşımı süresi de dava tarihi itibariyle dolmuştur.
Diğer taraftan ceza davası neticelenmeden açılmış bulunan hukuk davasında uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı da tabiidir. Esasen Dairemizin kararları da bu yöndedir. Ancak, ceza davası neticelenmeden açılmış bulunan hukuk davasında uzamış ceza zamanaşımının uygulanacak olmasının gerekçesi, açılmış bulunan ceza davasında ceza zamanaşımı süresi doluncaya kadar zarar görenin ceza davasına müdahale ederek şahsi hak talep etme yetkisinin bulunmasıdır. Somut olaya bakıldığında ise, suç teşkil eden tazminata konu eylemin 765 sayılı TCK döneminde gerçekleştiği, yargılama sırasında 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girdiği anlaşılmaktadır. 765 sayılı TCK'da şahsi hak talebinde bulunma imkanı olmasına rağmen 5237 sayılı TCK'da böyle bir düzenlemeye yer verilmemesi nedeniyle 5237 sayılı TCK yürürlüğe girdikten sonra şahsi hak talebinde bulunulamayacağından ceza davasının devam ettiği sürece ceza zamanaşımının uygulanması doğru değildir.
Bu itibarla mahkemece, bu hususlar gözönünde bulundurularak davalının zamanaşımı defi yönünden bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davalının zamanaşımı definin reddi ile kabul yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş asıl davaya ilişkin hükmün bu nedenle asıl dava davalısı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Bozma sebep ve şekline göre, mümeyyiz taraf vekillerinin asıl ve birleşen davaya yönelik diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/12573 E. 2014/19631 K.
Ortak:zamanaşımı · zamanaşımı 1 yıl · Alacak
İncelediğiniz kararda… aki kabulünün hukuk mahkemesini bağlayacağı, bu sebeple, davalının davacı kurumda genel müdür sıfatıyla görev yaptığı sırada, dava dışı ile yapmış olduğu sözleşmede «temerrüt faizini» kararlaştırmadığı, bu sebeple 1.414.927,44 TL davacı kurum zararına sebebiyet verdiği, ayrıca davalının sözleşmeyi 4 ay 21 gün süreyle nezdinde tutarak uygulanmasını geciktirdiği ve dava dışı firma lehine davrandığı, bu şekilde tahsilatın gecikmesinden doğan ve sözleşmedeki %1 oran itibariyle 162.368,55 TL zararın oluştuğu, davacı «şirket zararının» toplam 1.577.295,99 TL olduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen dava yönünden ise, 818 sayılı BK’nın 60. maddesi gereği, «haksız fiil» nedeniyle tazminat talebiyle açılacak davada «zamanaşımının», zarara ve faiiline ıttıla tarihinden itibaren 1 yıl ve her halde fiilin vukuundan itibaren 10 yıllık süreye tabi olduğu, eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda «uzamış (ceza) zamanaşımının» uygulanacağı, dava konusu haksız fiilin 20.07.2005 tarihinde gerçekleştiği, ceza yargılamasının 21/06/2011 tarihinde mahkumiyet ile neticelenmiş olup, 02.04.2012 t …
Dava TTK'nın 309. maddesi uyarınca açılmış bir «sorumluluk davası» olup, aynı madde uyarınca bu davalar 2 ve 5 yıllık «zamanaşımı» sürelerine tabidir.
Bu itibarla TTK'nın 309. maddesi uyarınca açılan bu davanın 5 yıllık «zamanaşımı» süresinin 01/02/2010 tarihinde dolduğu ve asıl davanın bu tarihten sonra 15/07/2011 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, tazminatı gerektiren «haksız eylemin» TCK’da suç olarak düzenlendiği, dava konusu tazminat istemi 765 sayılı TCK'nın 102/3, 104 maddeleri gereğince 15 yıllık olağanüstü «zamanaşımına» tabi olup zamanaşımının söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 500,00 TL'nin 17.09.1999 tarihinden, 8.500,00 TL'nin 16.09.1999 tarihinden itibar …
… 41, 55 ve 6762 sayılı TTK’nın 336. maddelerinden kaynaklanmasına ve davacı zararının.... bankasından tahsil etme olanağının kalmadığının anlaşıldığı andan itibaren «zamanaşımı» süresinin işlemeye başlamasının gerekmesine göre, davalı banka vekili ile «feri müdahil» TMSF vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:haksız eylem · feri müdahil · harç · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, tazminatı gerektiren «haksız eylemin» TCK’da suç olarak düzenlendiği, dava konusu tazminat istemi 765 sayılı TCK'nın 102/3, 104 maddeleri gereğince 15 yıllık olağanüstü «zamanaşımına» tabi olup zamanaşımının söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 500,00 TL'nin 17.09.1999 tarihinden, 8.500,00 TL'nin 16.09.1999 tarihinden itibar …
AŞ vekili ve «feri müdahil» TMSF vekili temyiz etmiştir.
… 41, 55 ve 6762 sayılı TTK’nın 336. maddelerinden kaynaklanmasına ve davacı zararının.... bankasından tahsil etme olanağının kalmadığının anlaşıldığı andan itibaren «zamanaşımı» süresinin işlemeye başlamasının gerekmesine göre, davalı banka vekili ile «feri müdahil» TMSF vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak, davalı bankaya «harç» yüklenmiş ise de davacıya ait paranın.... bankasına gönderilmesi konusundaki işlem ve eylemleri yürüten ....
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/11584 E. 2013/10404 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:denetime elverişli bilirkişi raporu · sözleşmenin feshi · denetime elverişlilik · ifa · kâr dağıtımı · ıslah · yasal faiz · eksik inceleme
Benzer bu karardaKüçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu'nun «dağıtıma» ilişkin hükümlerinin incelenmesi, Türk Ceza Kanunu'nda yapılan değişikliğin davalı şirket aleyhine sonuç doğurup doğurmadığı, davalı aleyhine yeni hükümler getirilmiş ise bu hususun «sözleşmenin feshine» haklı neden teşkil edip etmeyeceği hususlarının değerlendirilmesi ve gerekirse bu konuda «denetime elverişli bilirkişi raporu» alınması gerektiği belirtildiği halde, mahkemece uyulmasına karar verilen Dairemiz bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda ceza davası açma süresinin dolm …
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamada, benimsenen 09.03.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre, davanın kabulü ile asıl davada 15.000 TL'nin dava tarihinden itibaren, ıslahla açılan davada 26.109,57 TL'nin ise «ıslah» tarihi olan 27.03.2012 tarihinden itibaren «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
1- Dava, taraflar arasında düzenlenen «dağıtım» sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshi nedeni ile uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir.
Türk Ceza Kanunu'nun yürürlük tarihine kadar sözleşmeyi «ifa» ettiğini, fakat 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 s.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/14566 E. 2015/133 K.
Ortak:zamanaşımı · zamanaşımı 1 yıl · Alacak
İncelediğiniz kararda… aki kabulünün hukuk mahkemesini bağlayacağı, bu sebeple, davalının davacı kurumda genel müdür sıfatıyla görev yaptığı sırada, dava dışı ile yapmış olduğu sözleşmede «temerrüt faizini» kararlaştırmadığı, bu sebeple 1.414.927,44 TL davacı kurum zararına sebebiyet verdiği, ayrıca davalının sözleşmeyi 4 ay 21 gün süreyle nezdinde tutarak uygulanmasını geciktirdiği ve dava dışı firma lehine davrandığı, bu şekilde tahsilatın gecikmesinden doğan ve sözleşmedeki %1 oran itibariyle 162.368,55 TL zararın oluştuğu, davacı «şirket zararının» toplam 1.577.295,99 TL olduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen dava yönünden ise, 818 sayılı BK’nın 60. maddesi gereği, «haksız fiil» nedeniyle tazminat talebiyle açılacak davada «zamanaşımının», zarara ve faiiline ıttıla tarihinden itibaren 1 yıl ve her halde fiilin vukuundan itibaren 10 yıllık süreye tabi olduğu, eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda «uzamış (ceza) zamanaşımının» uygulanacağı, dava konusu haksız fiilin 20.07.2005 tarihinde gerçekleştiği, ceza yargılamasının 21/06/2011 tarihinde mahkumiyet ile neticelenmiş olup, 02.04.2012 t …
Dava TTK'nın 309. maddesi uyarınca açılmış bir «sorumluluk davası» olup, aynı madde uyarınca bu davalar 2 ve 5 yıllık «zamanaşımı» sürelerine tabidir.
Bu itibarla TTK'nın 309. maddesi uyarınca açılan bu davanın 5 yıllık «zamanaşımı» süresinin 01/02/2010 tarihinde dolduğu ve asıl davanın bu tarihten sonra 15/07/2011 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Benzer bu karardaMahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyulduktan sonra yapılan yargılamada, davalıların murisi .....l'ın eyleminni aynı zamanda «güveni kötüye kullanma» suçunu oluşturduğu, müdürlük görevinin sona erdiği tarih olan 24/04/2002 tarihi itibariyle mülga 765 sayılı TCK'nın yürürlükte bulunduğu, 765 sayılı TCK'nın 508, 510 ve 102/4. maddeleri gereğince «zamanaşımının» 5 yıl olduğu, davacı tarafın «ıslah» dilekçesine karşı davalılar..... ve...... vekilinin yasal süresi içerisinde «zamanaşımı def»'inde bulunduğu, buna karşılık davalı......'nun ıslah talebine karşı süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunmadığı gerekçesiyle davalılar..... ve....... hakkınd …
2-Mahkemece davalı......'nun süresinden sonra «zamanaşımı def»'inde bulunduğu gerekçesiyle «ıslah» edilen miktar yönünden de davanın kabulüne karar verilmiş ise de; Dairemizce 12/06/2013 tarihli bozma ilamında temyiz eden davalılar........,...... ve...... hakkında zamanaşımı yönünden ıslah edilen kısımla ilgili olarak 765 sayılı TCK'nın 102. maddesine göre zamanaşımı süresinin tespiti gerektiği konusunda mümeyyiz davalılar lehine karar bozulmuş olup, bu bozmaya karşı davacı vekilince davalı......'nun zamanaşımı def'inin süresinde olmadığı ve «muvafakatinin» de bulunmadığına dair karar düzeltme talep edilmemiş ve bozma ilamına da mahkemece uyulmakla davalı...... yararına «usuli kazanılmış hak» doğması sebebiyle davalı......'nun ıslah edilen kısma yönelik zamanaşımı def'inin de uyulan bozma ilamı uyarınca 765 sayılı TCK'nın 102. maddesi kapsamına göre değ …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:güveni kötüye kullanma · usuli kazanılmış hak · zamanaşımı def'i · kazanılmış hak · muvafakat · def'i · ıslah
Benzer bu kararda2-Mahkemece davalı......'nun süresinden sonra «zamanaşımı def»'inde bulunduğu gerekçesiyle «ıslah» edilen miktar yönünden de davanın kabulüne karar verilmiş ise de; Dairemizce 12/06/2013 tarihli bozma ilamında temyiz eden davalılar........,...... ve...... hakkında zamanaşımı yönünden ıslah edilen kısımla ilgili olarak 765 sayılı TCK'nın 102. maddesine göre zamanaşımı süresinin tespiti gerektiği konusunda mümeyyiz davalılar lehine karar bozulmuş olup, bu bozmaya karşı davacı vekilince davalı......'nun zamanaşımı def'inin süresinde olmadığı ve «muvafakatinin» de bulunmadığına dair karar düzeltme talep edilmemiş ve bozma ilamına da mahkemece uyulmakla davalı...... yararına «usuli kazanılmış hak» doğması sebebiyle davalı......'nun ıslah edilen kısma yönelik zamanaşımı def'inin de uyulan bozma ilamı uyarınca 765 sayılı TCK'nın 102. maddesi kapsamına göre değ …
Mahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyulduktan sonra yapılan yargılamada, davalıların murisi .....l'ın eyleminni aynı zamanda «güveni kötüye kullanma» suçunu oluşturduğu, müdürlük görevinin sona erdiği tarih olan 24/04/2002 tarihi itibariyle mülga 765 sayılı TCK'nın yürürlükte bulunduğu, 765 sayılı TCK'nın 508, 510 ve 102/4. maddeleri gereğince «zamanaşımının» 5 yıl olduğu, davacı tarafın «ıslah» dilekçesine karşı davalılar..... ve...... vekilinin yasal süresi içerisinde «zamanaşımı def»'inde bulunduğu, buna karşılık davalı......'nun ıslah talebine karşı süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunmadığı gerekçesiyle davalılar..... ve....... hakkınd …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/7848 E. , 2015/13777 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ..
TARİHİ 15/05/2014
NUMARASI 2011/529-2014/322
ASIL VE BİRLEŞEN
DAVADA DAVACI S.. A..
VEKİLİ Av. Ç.. B..
Taraflar arasında görülen davada Ankaraverilen 15/05/2014 tarih ve 2011/529-2014/322 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ile davalı A.. K.. dışındaki davalıların vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 15/12/2015 günü hazır bulunan asıl ve birleşen davada davacı vekili Av. Ç.. B.., asıl ve birleşen davada davalı asil A.. Ç.. ve vekili Av. Ö.. O.., birleşen davada davalı A.. T.. ve M.. L.. vekili Av. A.. K.., davalı N.. Ü.. ve davalı R.. Ç.. vekili Av. davalı B.. K.. vekili Av. davalı A.. K.. vekili Av. Zuhal Kaya dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili asıl davada, müvekkili bünyesinde bulunan ait hammadde, yarı mamul, mamul ve yedek parçalarının 27.05.2004 tarih ve 2004/45 sayılı kararı ile dava dışı satışının yapıldığını, satışa ilişkin sözleşmenin davalı tarafından davacı şirket genel müdürü sıfatıyla imza edildiğini, sözleşmeye temerrüt tarihinden itibaren faiz ödeneceğine dair herhangi bir hüküm konulmadığını, sonradan 01.02.2005 tarihinde ve geriye dönük olarak faiz kararlaştırıldığını, ancak bu kez kararlaştırılan faiz oranının yasa ile belirlenen faiz oranının altında kaldığını, bu nedenle belirtilen dönem ve müteakip dönemler için faiz farkından mütevellit oluşan zararın karşılığı 50.000 TL'nin davalının kusuru nedeniyle zararın ticari faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiş, 30/07/2012 havale tarihli ıslah dilekçesi ile, dava değerini 730.408,35 TL'ye yükseltmiştir.
Birleşen davada ise asıl davadaki iddialarını tekrarlayarak müvekkili kurum zararının bilirkişi raporu ile 1.414.927,44 TL olarak tespit edildiğini, bu miktar kurum zararından asıl dava davalısı A.. Ç.. yanında diğer davalıların da sorumlu olduğunu ileri sürerek tahsilde tekerrür olmamak üzere bu miktar paranın davalılardan müteselsilen yasal faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
[…]. Ç.. vekili, öncelikle davanın 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, sözleşme hükümleri ve bu arada faiz ile ilgili hususların müvekkili tarafından salt kendi yetkisi ile belirlenmesinin mümkün olmadığını, yetkinin yönetim kurulunda olduğunu, yönetimin bu yetkisini devrettiğini veya yetkinin kaldırıldığına dair bir düzenleme bulunmadığını, sorumluluğun yönetim kurulunda olduğunu, müvekkilinin sebep olduğu herhangi bir zararın oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Birleşen davada davalı N.. Ü.. vekili, öncelikle zamanaşımı itirazında bulunmuş, esasa ilişkin olarak davanın reddini savunmuştur.
Birleşen davada davalı A.. T.. vekili, öncelikle davanın ticari dava mahiyetinde olduğunu beyanla görev itirazında bulunmuş, ayırca zamanaşımı süresinin dolduğunu, esasa ilişkin olarak da davanın reddini istemiştir.
Birleşen davada davalı B.. K.. vekili, öncelikle görev ve zamanaşımı itirazında bulunmuş, müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olduğunu, davalı 'nun kusurlu davranışından nedeniyle müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Birleşen davada davalı M.. L.. vekili, öncelikle zamanaşımı süresinin dolduğunu, müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle davalı ..'nun kusurundan sorumlu olamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Birleşen davada davalı vekili, öncelikle davanın ticari dava mahiyetinde olduğunu beyanla görev itirazında bulunmuş, ayırca zamanaşımı süresinin dolduğunu, esasa ilişkin olarak, müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olduğunu, bu nedenle davalı Genel Müdür […]. Ç..'nun kusurundan dolayı müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Birleşen davada davalı A.. K.. vekili, öncelikle zamanaşımı itirazında bulunmuş, ayrıca davanın Yönetim Kurulu kararıyla açılmaması nedeniyle davacının husumet ehliyeti bulunmadığını, esasa ilişkin olarak da davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, asıl dava davalısı A.. Ç.. hakkında yapılan ceza yargılaması neticesinde, adı geçen davalının davaya konu edilen olay sebebiyle "Görevi Kötüye Kullanma" eyleminin sabit görülerek hakkında mahkumiyet karar verildiği ve kararın Yargıtayca onaylanmak suretiyle kesinleştiği, 818 sayılı BK'nın 53. maddesi gereğince, ceza mahkemesince verilen mahkumiyet kararındaki fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını saptayan maddi vakıa konusundaki kabulünün hukuk mahkemesini bağlayacağı, bu sebeple, davalının davacı kurumda genel müdür sıfatıyla görev yaptığı sırada, dava dışı ile yapmış olduğu sözleşmede temerrüt faizini kararlaştırmadığı, bu sebeple 1.414.927,44 TL davacı kurum zararına sebebiyet verdiği, ayrıca davalının sözleşmeyi 4 ay 21 gün süreyle nezdinde tutarak uygulanmasını geciktirdiği ve dava dışı firma lehine davrandığı, bu şekilde tahsilatın gecikmesinden doğan ve sözleşmedeki %1 oran itibariyle 162.368,55 TL zararın oluştuğu, davacı şirket zararının toplam 1.577.295,99 TL olduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen dava yönünden ise, 818 sayılı BK’nın 60.
maddesi gereği, haksız fiil nedeniyle tazminat talebiyle açılacak davada zamanaşımının, zarara ve faiiline ıttıla tarihinden itibaren 1 yıl ve her halde fiilin vukuundan itibaren 10 yıllık süreye tabi olduğu, eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanacağı, dava konusu haksız fiilin 20.07.2005 tarihinde gerçekleştiği, ceza yargılamasının 21/06/2011 tarihinde mahkumiyet ile neticelenmiş olup, 02.04.2012 tarihinde kesinleştiği, davacı tarafça, mahkumiyet kararının kesinleştiği tarihten itibaren işbu davanın açıldığı 04/07/2013 tarihi itibariyle 1 yıllık sürenin dolduğu gerekçesiyle davalıların zamanaşımı defileri kabul edilerek birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili ile davalı A.. K.. dışındaki davalıların vekilleri temyiz etmiştir.
1- Birleşen dava, 6762 sayılı TTK'nın 309. maddesine dayalı şirket yönetim kurulu üyelerine karşı açılmış sorumluluk davası olup, esasen ticari dava niteliğinde bulunmasına karşın, dava asliye hukuk mahkemesinde açılmış ve sonrasında da asıl dava ile birleştirilerek yine asliye hukuk mahkemesince hükme bağlanmıştır. Ancak birleşen dava 04/07/2013 tarihinde açılmış olup, bu tarih itibariyle asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümünden çıkmış ve görev ilişkisine dönüşmüştür. Bu itibarla, TTK'dan kaynaklanan ve ticari dava niteliğinde bulunan somut uyuşmazlığa asliye ticaret mahkemesince bakılması gerekirken, mahkemece bu yön gözetilmeksizin hüküm kurulmuş olması doğru olmamış, birleşen davaya yönelik hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Asıl davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince; asıl dava şirketin eski yöneticisi aleyhine açılmış bulunan sorumluluk davası olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dava TTK'nın 309. maddesi uyarınca açılmış bir sorumluluk davası olup, aynı madde uyarınca bu davalar 2 ve 5 yıllık zamanaşımı sürelerine tabidir. Somut olayda davalının sorumluluğuna yol açtığı kabul edilen sözleşmenin tarihi 01/02/2005'tir. Bu itibarla TTK'nın 309. maddesi uyarınca açılan bu davanın 5 yıllık zamanaşımı süresinin 01/02/2010 tarihinde dolduğu ve asıl davanın bu tarihten sonra 15/07/2011 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
TTK'nın 309. maddesinde, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı süresi öngördüğü hallerde tazminat davalarında da bu zamanaşımı süresinin uygulanacağı hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm uyarınca da 765 sayılı TCK hükümlerine göre somut olaya ilişkin zamanaşımı süresi 5 yıldır. Yani TCK'da öngörülen zamanaşımı süresi de dava tarihi itibariyle dolmuştur.
Diğer taraftan ceza davası neticelenmeden açılmış bulunan hukuk davasında uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı da tabiidir. Esasen Dairemizin kararları da bu yöndedir. Ancak, ceza davası neticelenmeden açılmış bulunan hukuk davasında uzamış ceza zamanaşımının uygulanacak olmasının gerekçesi, açılmış bulunan ceza davasında ceza zamanaşımı süresi doluncaya kadar zarar görenin ceza davasına müdahale ederek şahsi hak talep etme yetkisinin bulunmasıdır. Somut olaya bakıldığında ise, suç teşkil eden tazminata konu eylemin 765 sayılı TCK döneminde gerçekleştiği, yargılama sırasında 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girdiği anlaşılmaktadır. 765 sayılı TCK'da şahsi hak talebinde bulunma imkanı olmasına rağmen 5237 sayılı TCK'da böyle bir düzenlemeye yer verilmemesi nedeniyle 5237 sayılı TCK yürürlüğe girdikten sonra şahsi hak talebinde bulunulamayacağından ceza davasının devam ettiği sürece ceza zamanaşımının uygulanması doğru değildir.
Bu itibarla mahkemece, bu hususlar gözönünde bulundurularak davalının zamanaşımı defi yönünden bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davalının zamanaşımı definin reddi ile kabul yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş asıl davaya ilişkin hükmün bu nedenle asıl dava davalısı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Bozma sebep ve şekline göre, mümeyyiz taraf vekillerinin asıl ve birleşen davaya yönelik diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle, mümeyyiz taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile birleşen davaya ilişkin hükmün yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenle asıl dava davalısı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile asıl davaya ilişkin hükmün yukarıda yazılı nedenle asıl dava davalısı yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle mümeyyiz taraf vekillerinin asıl ve birleşen davaya yönelik diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl davada davacıdan alınarak asıl davada davalı A.. Ç..'na verilmesine, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin birleşen dava davalılarından alınarak birleşen davada davacı Sümer Holding'e verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 23/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/158146400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz