6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Tasfiye memurunun yetkilendirilmesi/azli talebi kararı veren mahkemeden istenebilir

İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi · 2026/820 E. 2026/1018 K. ·

Kesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hukuki yarar dava şartı tasfiye memuru tasfiye memurunun değiştirilmesi ek karar usulden ret

Gerekçe özeti

Tasfiye memurunun atanmasına, yetkilendirilmesine veya değiştirilmesine ilişkin talepler, tasfiye memurunu atayan mahkemeden ek kararla her zaman istenebileceğinden, bu talepler için ayrı bir dava açılmasında hukuki yarar bulunmaz.

Ele alınan sorunlar

Tasfiye memuruna yetki verilmesi/görevden alınması talebiyle ayrı dava açılmasında hukuki yarar bulunup bulunmadığı → ret

İddia: Davacı vekili, tasfiye sürecinin bir ortağın tüzel kişiliğinin sona ermesi ve diğer ortağın tasfiyeye katılmaması nedeniyle fiilen tıkandığını, bu nedenle mahkeme müdahalesinin zorunlu hâle geldiğini ve dava açmakta açık ve güncel hukuki yararının bulunduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: TTK'nın 536/3. maddesi uyarınca şirketin feshine mahkemenin karar verdiği hâllerde tasfiye memuru mahkemece atanır; haklı sebeplerin varlığı hâlinde tasfiye memurunun değiştirilmesi de mahkemenin yetkisindedir. Davacının, İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/270 Esas sayılı dosyasında tasfiye memuru olarak atandığı anlaşılmaktadır. Tasfiye memurunun değiştirilmesi veya yetki verilmesi talebi, kararı veren mahkemeden ek kararla her zaman istenebileceğinden, eldeki davanın açılmasında davacının hukuki yararı bulunmamaktadır. (BAM'ca yerinde görülen İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

Tasfiye memurunun yetkilendirilmesi veya değiştirilmesi/azli talebinin, bu memuru atayan mahkemeden ek kararla istenebileceği ve bu nedenle ayrı dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı yönündeki tespit, benzer tasfiye süreci uyuşmazlıklarında bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.

Usul tespitleri

Dava şartı
hukuki yarar
Atıf yapılan mevzuat: TTK — TTK 536/3 · HMK — HMK 355

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2026/820

KARAR NO 2026/1018

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 22/01/2026

NUMARASI 2025/926 Esas, 2026/58 Karar

DAVANIN KONUSU Fesih ve tasfiye

Taraflar arasındaki ticari şirketin feshi ve tasfiyesi davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın hukuki yarar yokluğundan reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde ... sicil numarası ile kayıtlı bulunan ... Şirketi’ne, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 2019/1523 Esas ve 2019/1633 Karar sayılı ilamı doğrultusunda tasfiye memuru olarak atandığını, atamanın 26.02.2024 tarihinde ticaret siciline tescil edildiğini, şirketin ortaklarından biri olan .... AŞ nin 22.01.2025 tarihinde tasfiye edildiğini ve aynı tarihli ilanla Ticaret Sicilinden terkin edildiğini, bu suretle .... A.Ş. ortağın tüzel kişiliğinin sona erdiğini, şirketteki ortaklığının düştüğünü ve bu paylara ilişkin herhangi bir irtibat noktası kalmadığını, şirketin mevcut ortaklık yapısındaki fiili durumun tespitinin, tasfiye sürecinin önünde duran engellerin mahkeme kararı ile bertaraf edilmesi gerektiğini, zira bir ortağın tüzel kişiliğinin sona erdiğini, diğer ortağın ise tasfiyeyi aktif biçimde engellediğini, bu nedenle tasfiye sürecinin hukuken ve fiilen tamamlanamaz hâle geldiğini, bu durumda şirketin fiili olarak sona ermiş olduğunun tespiti yapılmak suretiyle, tasfiyeye ilişkin işlemlerin mahkeme izni ile tamamlanmasına olanak sağlanmasını,gerekiyorsa tasfiye memuruna tek başına işlem yapma yetkisi verilmesini, bu da mümkün değilse davacının tasfiye memurluğu görevinden alınması yönünde karar verilmesinin hukuken zorunlu hâle geldiğini, şirket ortaklarından ....

A.Ş.’nin ticaret sicilinden silinmiş olması ve diğer ortak ... A.Ş.’nin tasfiye sürecine katılmaması nedeniyle tasfiye sürecinin tamamlanamaması dikkate alınarak, şirketin fiili olarak sona ermiş olduğunun tespiti yapılmak suretiyle, tasfiyeye ilişkin işlemlerin mahkeme izni ile tamamlanmasına olanak sağlanmasını, gerekiyorsa tasfiye memuruna tek başına işlem yapma yetkisi verilmesini bu da mümkün değilse, davacının tasfiye memurluğu görevinin diğer ortakların sorumluluk almaması nedeniyle tüm yükümlülüklerin şahsında toplanması karşısında bu görevin sürdürülemeyeceği dikkate alınarak azline karar verilmesini beyan ve talep etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davada zorunlu ve yasal hasım olarak bulunması gereken tarafların davaya dâhil edilerek taraf teşkili sağlanması gerektiğini, huzurdaki dava, davacı tarafın, tasfiye hâlindeki şirketin ortaklarından ....

A.Ş.’nin ("... A.Ş.") tüzel kişiliğinin sona erdiğini, tasfiye edilerek ticaret sicilinden silindiğini ileri sürmek suretiyle davayı yalnızca diğer ortak olan müvekkili şirkete yönelttiğini, Ne var ki; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde “ihya”, tasfiyesi tamamlanmış ve ticaret sicilinden terkin edilmiş bir şirketin hukuken yeniden canlandırılması olarak düzenlenmiş olup, somut olayda diğer ortak şirket her ne kadar sicilden terkin edilmiş olsa da tasfiye memurunun görevden alınması, yetkilendirilmesi veya tasfiyenin tamamlanmasına ilişkin yargılamalarda tüm ortakların zorunlu ve yasal hasım olması gerektiğini, tasfiye memurunun görev ve yetkilerinin, ortakların hak ve yükümlülükleri ile doğrudan bağlantılı olduğunu, ortaklardan birinin davaya dahil edilmemesinin eksik taraf teşkili niteliğinde olduğunu, davacı tarafın kendisini tasfiye memuru olarak atayan Mahkemeye başvuruda bulunmak yerine ayrı bir dava açmasında hukuki yarar bulunmadığını, usul ekonomisi ilkesine de aykırı olduğunu, dolayısıyla davacı tarafın, tasfiye memuru olarak atanmasına ilişkin tüm uyuşmazlıkların çözüm mercii olan İstanbul Anadolu 6.

Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2017/270 Esas sayılı dosyasına başvurarak istifasını bildirmek ve yerine yeni bir tasfiye memuru atanmasını talep etmek imkânına sahip olduğu halde, bu yola başvurmayıp huzurdaki davayı ikame ettiğini, huzurdaki davanın açılmasına müvekkilinin sebebiyet vermemesi nedeniyle yargılama giderleri ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulmasının hukuken mümkün olmadığını beyan etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava tasfiye memurunun şirketin fiili olarak sona ermiş olduğunun tespiti yapılmak suretiyle, tasfiyeye ilişkin işlemlerin mahkeme izni ile tamamlanmasına olanak sağlanması, gerekiyorsa tasfiye memuruna tek başına işlem yapma yetkisi verilmesi bu da mümkün değilse, davacının tasfiye memurluğu görevi diğer ortakların sorumluluk almaması nedeniyle tüm yükümlülüklerin şahsında toplanması karşısında bu görevin sürdürülemeyeceği dikkate alınarak azli talebine ilişkindir.Hukuki yarar, medeni usul hukukumuzda bir davanın açılabilmesi ve mahkeme tarafından esası incelenerek karara bağlanabilmesi için gerekli olan en temel dava şartlarından biridir.

Bir kimsenin mahkemeye başvurabilmesi için yalnızca bir hakkının ihlal edildiğini ileri sürmesi yeterli değildir; aynı zamanda açtığı davadan hukuken korunmaya değer, somut ve güncel bir fayda elde edecek olması gerekir. İşte bu faydaya "hukuki yarar" denir.Türk hukukunda hukuki yarar , 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) açıkça dava şartı olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle mahkeme, taraflar ileri sürmese bile yargılamanın her aşamasında hukuki yararın varlığını kendiliğinden (re'sen) incelemek zorundadır. Eğer davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı anlaşılırsa, mahkeme davayı esastan incelemeden dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddeder Aşağıdaki durumlar genellikle hukuki yararın yokluğu olarak kabul edilir;

-Sırf teorik veya akademik bir tartışma yaratmak için dava açılması

-Henüz gerçekleşmemiş bir ihtimal üzerine dava açılması

-Hakkın zaten elde edilmiş olması

-Davanın davacıya hiçbir pratik fayda sağlamayacak olması

-Aynı sonucun daha kolay bir hukuki yolla elde edilecek olması

Tüm dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafın dava konusu talebini İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2017/270 Esas numaralı dosyasından talep ederek çözümlemesi gerekirken işbu davayı açtığı anlaşılmakla..." gerekçesiyle, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; tasfiye sürecinin fiilen yürütülemez hâle geldiğini, tasfiye memuru sıfatıyla müvekkilinin yasal görevlerini yerine getirmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin tasfiye memurluğu görevinin bir ilk derece mahkemesi kararıyla değil, doğrudan istinaf incelemesi sonucunda verilen karar ile tesis edildiğini, tasfiye sürecinin devamı sırasında şirket ortaklarından birinin ticaret sicilinden terkin edilmesi ve diğer ortağın tasfiye işlemlerine katılmaması sebebiyle tasfiye sürecinin fiilen tıkandığını, tasfiye memurunun görevlerini yerine getirebilmesi için mahkeme müdahalesinin zorunlu hâle geldiğini, müvekkilinin dava açmakta açık ve güncel hukuki yararı bulunduğunu, somut olayda tasfiye sürecinin yürütülmesinin fiilen imkânsız hâle getiren yeni hukuki ve fiilî durumlar ortaya çıktığını, tasfiye memurunun görevini yerine getirebilmesi veya görevden ayrılabilmesi için mahkeme müdahalesinin zorunlu hâle geldiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, tasfiye memuruna yetki verilmesi, aksi hâlde görevden alınması istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı taraf, dava dışı ... Şirketi’ne, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 2019/1523 Esas ve 2019/1633 Karar sayılı ilamı doğrultusunda tasfiye memuru olarak atandığını, şirketin ortaklarından biri olan .... AŞ nin 22.01.2025 tarihinde tasfiye edildiğini ve aynı tarihli ilanla ticaret sicilden terkin edildiğini, ortağın tüzel kişiliğinin sona erdiğini, diğer ortağın ise tasfiyeyi aktif biçimde engellediğini, bu nedenle tasfiye sürecinin hukuken ve fiilen tamamlanamaz hale geldiğini ileri sürerek tek başına işlem yapma yetkisi verilmesini, mümkün değilse tasfiye memurluğu görevinden alınması yönünde karar verilmesini talep etmiştir.

TTK'nın 536/3 maddesi uyarınca şirketin feshine mahkemenin karar verdiği hâllerde tasfiye memuru mahkemece atanır. Haklı sebeplerin varlığı hâlinde ise tasfiye memurunun değiştirilmesi mahkemenin yetkisindedir. Davacının İstanbul Anadolu 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/270 E. Sayılı dosyasında tasfiye memuru olarak atandığı anlaşılmaktadır. Tasfiye memurunun değiştirilmesi veya yetki verilmesi talebinin, kararı veren mahkemeden ek kararla her zaman istenebileceği değerlendirilerek eldeki davanın açılmasında davacının hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davacı tasfiye memuru vekilinin istinaf başvurunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,

3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 21.05.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

KANUN YOLU

HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1214337900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.