Miras reddedilmişse yargılama miras şirketi temsilcisine karşı yürütülür
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2025/265 E. 2025/2333 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Yargılama sırasında ölen davalının mirasçıları mirası reddetmişse onlara husumet yöneltilemez; miras sulh hukuk mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir ve yargılama, terekeye atanan miras şirketi temsilcisine karşı yürütülerek tereke yönünden esasa ilişkin karar verilir — bu durumda pasif husumet yokluğundan ret usulen doğru değildir. Fon'un talebine dayalı davanın durdurulması ara karar niteliğinde olup esasın kapatılmasını gerektirmediğinden esasa ilişkin nihai kararda hükme bağlanamaz; kaldı ki durdurma talebi geri alınmışsa hiç karar verilemez. Dava dilekçesinde alacak faiziyle birlikte talep edilmişse, yargılama sırasındaki tahsilatta faiz hakkının ayrıca saklı tutulmasına gerek yoktur.
Ele alınan sorunlar
Mirası reddeden mirasçılara husumet yöneltilmesi ve terekenin temsili → kabul
İddia: Davalı taraf, mirasçı sıfatıyla dava açılmasının ve mirasçıların kendi eylemlerinin suç oluşturmaması nedeniyle sorumlu tutulmalarının mümkün olmadığını savunmuştur.
Gerekçe: Yargılama sırasında vefat eden davalıların mirasçıları mirası reddettiğine göre, mirası reddeden mirasçılara husumet yöneltilemez. TMK'nın 612 ve 613. maddelerine göre mirasın sulh hukuk mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edileceği nazara alınmalı ve tasfiye sonuçlandığında mirası reddedilen bu davalıların terekeleri için atanacak ve yetkilendirilecek temsilcilerin davaya katılımı sağlanmalıdır. Mirası reddeden davalılar bakımından davanın pasif husumet nedeniyle reddine karar verilmesi usulen doğru değildir. Ölen davalıların terekesine tasfiye için miras şirketi temsilcisi atandığı anlaşıldığından yargılamanın miras şirketi temsilcisine karşı yürütülmesi gerekir; bu nedenle dava dilekçesi ve yapılan tüm işlemler davalı murislerin miras şirketi temsilcilerine tebliğ edilerek TMK'nın 640. maddesi de nazara alınmak suretiyle ölen davalıların terekesi yönünden de esasa ilişkin karar verilmelidir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Davanın durdurulmasına esasa ilişkin nihai kararda hükmedilmesi → kabul
Gerekçe: Durdurma kararının dayanağı, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun "Fon alacaklarının takip ve tahsiline ilişkin yetki ve usûller" başlıklı 132/10. maddesi hükmü olup, bu hüküm Fon'a, borçlularla yaptığı anlaşmalar kapsamında açılmış bulunan hukuk davalarının anlaşma süresince durdurulmasını mahkemeden isteme yetkisi verir. Davacı vekili yargılama sırasında bir kısım alacak bakımından davanın durdurulmasını talep etmişse de, celse tutanağında belirtildiği üzere davaların kısmen veya tamamen durdurulmasının geri alınmasına ilişkin, ekinde fon kurulu kararı bulunan bir dilekçe ibraz edilmiştir. Buna rağmen, esasen ara karar niteliğinde olması gereken ve esasın kapatılmasını gerektiren nihai karar niteliği taşımayan durdurmanın, esasa ilişkin nihai kararda hükme bağlanmış olması doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Dava dilekçesinde faiz istenmişken tahsil sırasında faiz hakkının ayrıca saklı tutulmasının gerekip gerekmediği → kabul
Gerekçe: Kabule göre de, davacı vekili dava dilekçesinde tazminatı belirtilen tarihten itibaren işleyecek faiziyle birlikte talep etmiş olmakla, yargılama sırasında alacağı tahsil ederken ayrıca faiz hakkını saklı tutmasına gerek bulunmamaktadır. Bu husus nazara alınmadan yazılı gerekçeyle faize hükmedilmemesi doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Mirası reddedilen davalı bakımından yargılamanın miras şirketi temsilcisine karşı yürütülmesi gerektiği, Bankacılık Kanunu 132/10 kapsamındaki durdurmanın ara karar niteliği ve dava dilekçesinde faiz istenmişse tahsilde ihtirazi kayıt aranmayacağı yönünden bağlayıcı emsal değeri taşır.
Usul tespitleri
- Dava şartı
- pasif husumet ehliyeti (mirası reddeden mirasçıya husumet yöneltilememesi)
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
mirasın reddi↗ miras şirketi temsilcisi↗ pasif husumet ehliyeti↗ terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesi↗ davanın durdurulması↗ ara karar / nihai karar ayrımı↗ faiz hakkının saklı tutulması↗ banka yöneticilerinin sorumluluğu↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/3384 E. 2014/11402 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:yapılmamış sayılma · olumsuz oy · protokol · sulh · temsil
Benzer bu karardaDavacı tarafça, bu madde kapsamında dava devam ederken, Fon ile Medya Grubu «temsilcileri» arasında «protokol» imzalandığı belirtilerek tüm davalılar hakkında davanın durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiş olmasına karşın mahkemece bu konuda olumlu «olumsuz» bir karar verilmeksizin davalı ... yönünden davanın esastan reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
… hangi faaliyetlerin yapıldığının davacı tarafça açıklanmadığı, oysa gerek dava tarihinden önce gerekse dava sırasında oluşan zararın tahsili için ilgili şirketlerle «protokoller» yapıldığı, öncelikle Etibank A.Ş. tarafından kullandırılan kredilerin, kredinin kullandırıldığı kişi veya şirketlerden tahsil edilmeye çalışılmasının, tahsil edile …
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, mümeyyiz davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz isteminin «yapılmamış sayılmasına» ilişkin ek kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
… Alacaklarının Takip ve Tahsiline İlişkin Yetki ve Usuller” başlıklı 132. maddesinde, Fonun, takip ettiği alacaklar ile ilgili olarak her türlü tasarrufta bulunmaya, «sulh» olmaya, satmaya, geri almaya, alacağına mahsuben menkul ve gayrimenkul mallar ile her türlü hak ve alacakları belirleyeceği koşullar ile devralmaya ve alacağın yen …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2025/265 E. , 2025/2333 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/36 Esas, 2022/211 Karar
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2001/70 E. davada davacı vekili, asıl davada davalı ... vekili, asıl davada davalılar ... mirasçıları ..., ... ..., ..., ... mirasçıları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... (...) ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalıların ...bank Eskişehir Bankasında bankanın yönetim kurulu üyesi ve denetim kurulu üyesi sıfatlarıyla görev yaptıklarını, davalıların görev yaptıkları dönemlerdeki faaliyetlerden dolayı bankanın TMSF'ye devredildiğini, bankanın 12.12.1999 tarihi itibariyle hazırlanan devir bilançosu ile 31.12.1999 tarihli kesin bilançosunda görülen 552.032.000,00 TL zarara uğramasına sebebiyet verdiklerini, 21.12.1999 tarihinde bankanın yönetim ve denetiminin TMSF'ye devrine neden olduklarını ileri sürerek 21.12.1999 tarihi itibariyle mevcut 532.032.000,00 TL banka zararının 21.12.1999 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek kredi faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davacı vekili birleşen Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/133 E. sayılı dosyasının dava dilekçesinde; davalı ...'in bankada 05.07.1996-29.12.1998 tarihleri arasında genel müdür ve yönetim kurulu üyesi sıfatıyla görev yaptığını, görev yaptığı dönemdeki faaliyetlerinde basiretli bir tacir gibi davranmamak, kendinden beklenen dikkat ve ihtimamı göstermemek suretiyle ve diğer yöneticiler ile birlikte bankanın Fon'a devredildiği 21.12.1999 tarihi itibariyle hazırlanan devir bilançosu ile 31.12.1999 tarihli kesin bilançolarda görülen 552.032.000,00 TL zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, 21.12.1999 tarihinde bankanın yönetim ve denetiminin TMSF'ye devrine neden olduğunu ileri sürerek 21.12.1999 tarihi itibariyle mevcut 532.032.000,00 TL banka zararının 21.12.1999 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek kredi faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
3.Davacı vekili birleşen Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/70 E. sayılı dosyasının dava dilekçesinde; davalı ...'in bankada 23.07.1996-21.12.1998 tarihleri arasında genel müdür yardımcısı sıfatıyla görev yaptığını, davalının görev yaptığı dönemdeki faaliyetlerinde basiretli bir tacir gibi davranmamak, kendinden beklenen dikkat ve ihtimamı göstermemek suretiyle ve diğer yöneticiler ile birlikte bankanın Fon'a devredildiği 21.12.1999 tarihi itibariyle hazırlanan devir bilançosu ile 31.12.1999 tarihli kesin bilançolarda görülen 552.032.000,00 TL zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, 21.12.1999 tarihinde bankanın yönetim ve denetiminin TMSF'ye devrine neden olduğunu ileri sürerek 21.12.1999 tarihi itibariyle mevcut 532.032.000,00 TL banka zararının 21.12.1999 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek kredi faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... ... mirasçıları ...., ....., .... ve ... vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkillerinin murisi ...'ın 08.04.1996 tarihinde yönetim kurulu üyeliği görevinden ayrıldığını ve aynı yıl içinde vefat ettiğini, ilk mali bünye raporu ile Hazine Müsteşarlığı yazılarının 22.07.1996 ve 25.10.1996 tarihlerini taşıdığını, davacının zararı ve mesul olan kişiyi öğrenme tarihinin 1996 yılı olduğunu, müvekkillerinin murisinin 1996 yılında görevinden ayrılması ve vefat etmesi nedeniyle mütemadilik arz eden bir eyleminin olamayacağını, müvekkillerine mirasçı sıfatı ile dava açılması ve bizzat kendi eylemlerinin bir suç oluşturmaması nedeniyle davada uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasının mümkün olmadığını, bu nedenle öncelikle davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, bankanın yönetim ve denetiminin Fon'a devredilmesi üzerine iddia edilen banka zararı için Beyoğlu 1.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2000/448 E. sayılı dosyası ile halefiyet kuralları uyarınca Fon tarafından yönetim kurulu üyelerine karşı dava ikame edildiğini, iddia edilen aynı zarar için Fon ve banka tarafından ayrı ayrı dava açılmış olması nedeniyle derdestlik itirazında bulunduklarını, müvekkillerinin murisi ...’ın 08.04.1996 tarihinde yönetim kurulu üyeliği görevinden ayrıldığını, dava dilekçesinde müvekkilinin hangi nedenlerle 08.04.1996 tarihinden sonraki olaylardan da sorumlu tutulduğunun açıklanması gerektiğini, öncelikle müvekkillerinin murisinin görev yaptığı 08.04.1996 tarihine kadar olan banka zararının müddeabih içindeki kısmının davacı tarafça açıklanmasının gerektiğini, dava dilekçesinde 1995 yılı sonu itibariyle banka özkaynaklarının negatif durumda bulunmadığının açıkça belirtildiğini, müvekkillerinin murisi ...'ın yönetim kurulu üyeliğinin sona erdiği 08.04.1996 tarihinde de bankanın durumunda olumsuzluk bulunmadığını, bu tarihten sonraki iddia edilen zararlandırıcı işlemlerde ...’a kusur ve sorumluluk yüklenemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davanın mükerrer olarak açıldığını, TMSF'nin Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2000/448 E. sayılı dosyası ve bu dosya ile birleşen Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2000/792 E. sayılı dosyasıyla açılan davada zarar gören sıfatıyla ve Bankalar Kanunu'ndaki yetkisine istinaden tahsil talebini içeren iflas davaları açıldığını, davanın mükerrer olduğunu, bu nedenle davanın açılmamış sayılması gerektiğini, banka yönetiminin kendi başına dava açması mümkün olmadığından davacı denetçilerin aktif husumet ehliyetlerinin bulunmadığını, davacı tarafından öne sürülen 1995-1998 yıllarına ait banka genel kurullarında gerçek dışı bilançolara ve bilgiye dayalı olarak sağlanan ibra kararlarının hükümsüz sayılması yönündeki talebinin de hiçbir hukuki dayanağının olmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Davalı ... vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, ibra kararının verildiği genel kurul kararlarının iptalinin, kararın alındığı tarihten itibaren 3 ay içerisinde talep edilebileceğini, kanunun öngördüğü bu hak düşürücü sürenin geçirildiğini, davanın derdest ve mükerrer olduğunu bu nedenle reddi gerektiğini, davacının husumet ehliyetinin olmadığını, dosyaya ibraz edilen murakıp raporlarında tespit edildiği belirtilen hususlarda Hazine Müsteşarlığının bir aykırılık görmediğini, işbu davada var olduğu öne sürülen hususlarda Hazine Müsteşarlığının yetkisini kullanacak vakıaları tespit etmediğine veya var olduğu iddia olunan hususlara vakıf olmasına rağmen iki yıllık zamanaşımı süresinde gerekli işlemleri yapmadığına binaen, açılan işbu davanın bu sebeplerle reddini talep ettiklerini, bankanın TMSF’ye devrini gerektiren olayların müsebbibi olanlar hakkında dava açma yetkisi kendinde olan Kurulun bu hakkını kendi kullandığı gibi, bir başka yoldan başkasına kullandırmasının yasal dayanağının bulunmadığını, dava dilekçesinde talep ve dava olunan zarar miktarının kesin ve açık şekilde zaman ve miktar olarak tanımlamasının yapılmadığını, banka tarafından oluştuğu iddia olunan zararların müvekkilinin görev süresi içerisinde oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
4.Davalı ... vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; işbu davanın taraflarının TMSF tarafından açılan 2000/448 E. sayılı dosyanın taraflarıyla aynı olduğunu, aynı maddi vakıalara dayanıldığını, davacı bankanın ve denetçilerin dava ehliyetinin olmaması nedeniyle davanın reddi gerektiğini, murakıpların huzurdaki davayı açma ehliyetinin olmadığını, davanın dayanağı olarak gösterilen ve dolayısıyla bilançonun gerçeği yansıtmadığı iddiasının dayanağı olan bankalar yeminli murakıpları raporları ile bu raporlar doğrultusunda Hazine Müsteşarlığının bankaya yazdığı yazıların Hazine Müsteşarlığının bilgisi dahilinde olduğunu, Hazine Müsteşarlığı Bankalar Kanunundan kaynaklanan bilançonun düzeltilmesi yetkisini kullanmadığına göre davacının bilançolara ilişkin iddialarının gerçek olmadığını, bankanın yönetim ve denetimi ile tüm hisselerinin TMSF'ye devredildiğini ve bankanın iddia olunan zararlarının tahsili zımnında dava hakkının TMSF’ye tanındığını, TMSF’ye bankanın iddia olunan zararlarını dava hakkı da tanındığı dikkate alındığında, TMSF’nin tek başına genel kurulu oluşturmasından, bu şekilde toplanan genel kurul kararına istinaden dava açılmasından bahsedilmeyeceğini, müvekkilinin bankadaki görevinden ayrıldıktan sonra oluşan zararlardan dahi sorumlu olacağı şeklindeki iddianın kabul edilmesinin mümkün olmadığını, dava dilekçesinin eki belgelerde sorumlular arasında müvekkilinin bulunmadığını, davanın dayanağı olan maddi vakıaların müvekkilinin görevden ayrılmasından sonraki dönemlerde gerçekleştiğini, kaldı ki, müvekkili ...’in görev yaptığı döneme ilişkin işlemlerden doğabilecek zararların zamanaşımına uğramış bulunduğunu, davacının dayandığı hak düşürücü sürelerin dolduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
5.Davalı ... vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkili aleyhine mahkemenin 2000/448 E. sayılı dosyasıyla şahsi sorumluluk ve şahsi iflas davası ikame edildiğini, söz konusu davada davacı tarafın, daha sonra talebini şahsi iflasa hasrettiğini, 2000/448 E. sayılı dosyada, bankanın yönetim ve denetimini devralan TMSF’nin bankanın tüm zararını hesapladığı ve bu zararın tamamının banka yöneticisinin kusurlu davranışlarından kaynaklandığı varsayımına dayanarak söz konusu zararın tazminini talep ettiğini, ilgili dosyada arz edildiği üzere Fon'un bu şekilde müvekkilinin sorumluluğuna başvurmasının, sorumluluk hukukunun genel prensiplerine, TTK'nın 336 ve devamı hükümlerine ve Bankalar Kanunu'nun 17.
maddesi hükmüne aykırı olduğunu, TMSF’nin, anılan davada 03.03.2000 tarihli ...bank Mali Bünye Raporuna dayandığını, bu raporun bankanın yönetiminin ve denetiminin Fon’a intikal etmesinden hemen sonra bankanın mali durumuyla ilgili her türlü bilgiyi içeren tüm belgeler esas alınarak hazırlandığını, bu davanın varlığına rağmen, Fon tarafından bankaya atanan denetçilerin, bu davayı ikame ettiklerini, söz konusu davada da, aynen ikame edilen 2000/448 E. sayılı dava ile birebir aynı müddeabihe taallûk ettiğini, dolayısıyla aynı nitelikteki ikinci bir davanın açılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin 30.04.1996-19.03.1999 tarihleri arasında yönetim kurulu üyeliği görevinde bulunduğunu, bu sürelerden önce veya sonra meydana gelen zararların müvekkiline izafe edilmesinin mümkün olamayacağını, ayrıca müvekkilinin murahhas üye olmadığını ve icrai görev yüklenmediğini, dolayısıyla zarardan sorumluluğunun söz konusu olamayacağını, ayrıca bankacılık denetim makamlarının da başlangıçta yeminli murakıpların raporlarında bankanın zarara uğramasında yöneticileri kusurlu mütaala etmediklerini, sonradan yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidilmesinin ise hukuka aykırı olduğunu, hiçbir dayanak göstermeden ve gerek görev tarihleri, gerekse görev dağılımı gözardı edilerek bankanın uğradığı tüm zararın banka yöneticilerinin tümünün kusurlu davranışlarına izafe edilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, bankanın mali durumunun bozulmasının ardında, bankanın kamudan olan alacaklarını zamanında tahsil edememesi ve ekonomik konjonktürün kötüye gitmesi gibi birçok nedenin yattığını savunarak davanın reddini istemiştir.
6.Davalı vekili birleşen Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/133 E. sayılı dosyasında davaya cevap dilekçesinde; iş bu dava ile TMSF tarafından açılan şahsi iflasa ilişkin 2000/448 E. sayılı davanın taraflarının aynı olduğunu, aynı maddi vakıalara dayanıldığını, banka murakıpların huzurdaki davayı açma ehliyetinin olmadığını, hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle dava açılamayacağını, müvekkilinin seçilmiş yönetim kurulu üyesi olmayıp görevi nedeniyle yönetim kurulunda bulunduğunu, müvekkilinin 29.12.1998 tarihinde bankadaki görevlerinden istifa ederek ayrıldığını, bu tarihten sonra oluşan bu zararlardan sorumlu tutulamayacağını, müvekkilinin görev yaptığı süreçte bankada mevzuata aykırı, usulsüz karşılıklı kredi işlemi yapılmadığını, davanın dayanağı olarak gösterilen ve dolayısıyla bilançonun gerçeği yansıtmadığı iddiasının dayanağı olan, bankalar yeminli murakıpları raporları ile bu raporlar doğrultusunda Hazine Müsteşarlığının bilgisi dahilinde olduğunu, Hazine Müsteşarlığının Bankalar Kanunundan kaynaklanan bilançonun düzeltilmesi yetkisini kullanmadığına göre davacının bilançolara ilişkin iddialarının gerçek olmadığının ortada bulunduğunu, müvekkilinin murahhas üye olmadığını ve icrai görev yüklenmediğini, zarardan sorumluluğunun söz konusu olamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
7.Davalı vekili birleşen Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/70 E. sayılı dosyasında davaya cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde yer alan bazı kalemlerin kendisinin görev yaptığı tarihlerden öncesine ait olup kendisiyle hiçbir ilgisi bulunmadığını, kendisinin bankada kredilerden sorumlu genel müdür yardımcısı olduğunu, kendisinin görevi ve dolayısıyla yetkisinin kredi isteklerini genel müdüre takdim etmek olduğunu, kredi istemini kabul ya da reddedecek olanın, Bankalar Kanunu ve ilgili mevzuata göre yönetim kurulu olduğunu, bu nedenle kendisinin kredilerden herhangi bir şekilde sorumlu olmasının mümkün olmadığını, iddia edilen krediler miktar itibariyle kendisine verilen yetkinin tamamen dışında olduğunu, kendisini doğrudan ilgilendirmemekle birlikte, dilekçede yer alan murakıp raporlarında büyük hatalar bulunduğunu, paravan denilen şirketlerin paravan değil, gerçek birer şirket olup, halen faaliyette olduğunu ve bir bölümünün kredi borçlarını dahi geri ödediğini, bir bölümünün ise ödeme teklifinde bulunarak bankaya yazılı olarak başvurduklarını, hatta bazılarının da yeni yönetim kurulunca karara dahi bağlandığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile aldırılan bilirkişi raporlarında davacı bankanın zararı olduğunun tespit edildiği, ancak hangi davalının, hangi işlemden, hangi miktarda sorumlu olduğu ve sorumluluk sebepleri konusunda davalıların sorumluluğuna gidilmesini gerektirecek ve davalıları sorumlu tutacak şekilde bir karar verilmesine yeter derecede kanaat oluşmadığı, raporların bu konuda eksik ve yetersiz kaldığı, ayrıca tespit edilen zararın tamamının tahsil edildiği, davalılardan ..., ... ve ...'nun davadan sonra vefat ettikleri ve mirasçılarının tamamının mirası reddedikleri gerekçesiyle asıl davada davalılar ..., ... ve ... hakkında açılan davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114/d hükmü gereğince usulden reddine;
asıl davada diğer davalılar aleyhine açılan davanın esastan reddine, birleşen Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/133 E. sayılı dosyası ile aynı davacı tarafından davalı ... aleyhine dava açıldığı, davanın asıl dava dosyası ile birleştirildiği, yine Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/70 E. sayılı dosyası ile aynı davacı tarafından davalı ... aleyhine dava açıldığı ve davanın asıl dava dosyası ile birleştirildiği, bu davalılar ile ilgili yargılamanın da asıl dava dosyası ile birlikte yapıldığı, bilirkişi raporunda ... ve ... ile ilgili de inceleme ve değerlendirmeler yapıldığı, bilirkişi raporlarında bu davalılarla ilgili zararın hangi işlemden kaynaklandığının ve davalıların ne miktar zarara sebebiyet verdiklerinin zararın bu davalıların hangi işleminden kaynakladığının tespit edilemediği, bu nedenle birleşen her iki dava dosyasındaki davaların da reddine karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen davalarda davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların ...bank'ın yönetim ve denetim kurulu üyesi olarak görev yaptıkları, bankanın 21.12.1999 tarihi itibariyle TMSF'ye devredildiği, TMSF'ye devirden sonra 21.12.2000 ve 21.03.2001 tarihli genel kurul toplantılarında, 01.01.1999-21.12.1999 tarihleri arasında görev yapan yönetim kurulu üyeleri ile denetim kurulu üyelerinin ibra edilmeyerek haklarında şahsi sorumluluk davası açılmasına, 21.12.1999 tarihli devir zararının geçmiş yıllardan gelen zararı da içermesi ve 1995, 1996, 1997 ve 1998 yıllarında bankanın gerçekte zarar etmesine rağmen davalıların gerçek dışı bilançolar hazırlamak ve yanlış bilgi vermek suretiyle 1995, 1996, 1997 ve 1998 yıllarına ait genel kurullarda ibra edilmelerini sağladıklarından, basiretsiz yönetimleri ve kötü denetimleri ile bankayı zarara uğratan davalıların ibra edilmelerine ilişkin 1995, 1996, 1997 ve 1998 yıllarına ait olağan genel kurul kararlarının hükümsüz sayılmasına, haklarında şahsi sorumluluk davası açılmasına karar verildiği, gerek bankalar yeminli murakıpları tarafından düzenlenen mali durum raporlarında ve gerekse yargılama sırasında alınan bilirkişi raporlarında, Bankalar Kanunu ile belirlenmiş kredi sınırlarına aykırı olarak hakim ortak ...
Grubuna dahil firmalara limit aşımlı kredi kullandırılması, banka kaynaklarının hakim ortağa aktarılmasına yönelik olarak dolaylı yoldan kredi kullandırılması, ...bank ile diğer bankalar arasında "back to back" ve "fiduciary loan" şeklinde karşılıklı işlemler yapılarak Bankalar Kanununun kredi kullanımına ilişkin getirdiği sınırlamaların ihlal edilerek, banka kaynaklarının dolaylı olarak ... Grubu firmalarına aktarılması, ... Grubu kredilerinde dönemler itibariyle oluşan limit aşımlarına, teminat eksikliklerine rağmen kredilerin açık kredi olarak tahsis edilmesi ve kredi sözleşmesi düzenlenmemesi yönünde karar alınması, ilgili dönemde geçerli olan banka kredilerinin niteliklerine uygun olarak muhasebeleştirilmesi, değerlendirilmesi ve kredi karşılıkları hakkındaki kararların gereğinin yerine getirilmemesi, kararlar gereğince, gerek faizler ve gerekse anapara tahsilatlarının yapılmaması ve kredilerin yeni krediler açılarak kapatılması suretiyle, gruba ait tüm kredilerde temerrüt halinin oluşmasına rağmen kararlara uygun davranılmaması, ...
Grubu kredileri ile ilgili olarak geriye dönük karar alınması uygulamasına imkan tanınması, yüksek açık pozisyonda çalışılarak kur farkından dolayı kambiyo zararlarına sebebiyet verilmesi, faaliyet sonuçları gerçekte zarar olmasına karşın, gerçeğe aykırı olarak kârlı bilanço düzenlenmesi ve bu durumun kamuoyuna duyurulması, ortaklara temettü dağıtılması, faiz oranlarının belirlenmesi ve uygulanmasında tamamen genel müdürlük talimatları doğrultusunda hareket edilmesi, aktif ve pasif yönetiminin bankanın aleyhine yapılması, nakden tahsilatın mümkün olmaması nedeniyle 1998 ve 1999 yıllarında grup kredilerine yoğun olarak reeskont yapılması, reeskont uygulamasının gruba tahsis edilen kredilerin vadeli ve dönem sonlarında ödemeli olarak çıkarılmış olması nedeniyle şeklen uygun hale getirilmesi gibi işlemler sonucunda bankanın zararına ve sonuçta TMSF'ye devrine neden olduklarının tespit edildiği, somut olayda, genel kurullara sunulup ibraya dayanak yapılan bilançoların gerçeğe aykırı olduğu, bankanın zarar etmesine rağmen kâr etmiş olarak gösterildiği tespit edildiğinden, davalıların görevde olduğu tarihlerde yapılan genel kurullardaki ibraya ilişkin kararların geçerli olmadığı, davacı tarafından aynı olaya ilişkin olarak davalı ...
aleyhine açılan Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2001/70 E. sayılı dava dosyasının işbu asıl dava ile birleştirildiği yargılama sonucunda birleşen bu davaya ilişkin olarak olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olmasının usule aykırı olduğu, sunulan mahkeme kararlarına göre ...'in mirasçılarından ... ile ... dışındaki mirasçıları ile ..., ... ve ...'nun tüm mirasçılarının mirası reddettikleri, reddedilen mirasın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 612 maddesine göre iflas hükümleri uyarınca tasfiyesi gerekeceğinden, mirası reddeden mirasçıların pasif husumet ehliyetlerinin kalmadığı ve aleyhlerindeki davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece taraf ve dava ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi ve ...
mirasçılarından mirası reddedenler yönünden ise bu yönde olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesinin hatalı olduğu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 132. maddesinde, Fon'un, takip ettiği alacaklar ile ilgili olarak her türlü tasarrufta bulunmaya, sulh olmaya, satmaya, geri almaya, alacağına mahsuben menkul ve gayrimenkul mallar ile her türlü hak ve alacakları belirleyeceği koşullar ile devralmaya ve alacağın yeniden itfa plânına bağlanması da dâhil olmak üzere borçlularla anlaşma yapmaya ve borçlularla yaptığı anlaşmalar kapsamında Fon Kurulunca belirlenecek usûl ve esaslar dâhilinde muhafaza tedbiri uygulayıp uygulamamaya, dava açıp açmamaya veya açılmış bulunan hukuk davalarının yapılan anlaşma süresince durdurulmasını mahkemeden istemeye yetkili olduğunun belirlendiği, davacı TMSF vekilince mahkemeye sunulan 15.11.2005 tarihli dilekçeyle, 362.344.429,00 TL alacak yönünden davanın durdurulmasına karar verilmesi, 189.687.571,00 TL üzerinden davanın devamı talep edilmiş olmakla, öncelikle 362.344.429,00 TL alacak bakımından davanın durdurulmasına karar verilmesi gerekmekteyse de, mahkemece bu konuda bir karar verilmediği, davacı vekilince yargılama sırasında verilen dilekçeler ile de durdurma talebinden vazgeçildiğinin belirtildiği, ...bank'ın yönetim kurulu üyeleri olan davalı ...'ın 08.04.1996 tarihinde, davalı ...'in ise 04.06.1996 tarihinde bu görevinden ayrıldığı, dosyaya sunulan yeminli murakıp raporlarında ve mahkemece aldırılan bilirkişi raporlarında bankanın zararına neden olan karşılıklı kredilendirme ve yurtdışı depo yapılmak suretiyle fiduciary kredilendirme uygulamalarının yoğun olarak 1997 yılı başlarında başladığı, bu eylemlerin bu davalıların görevden ayrıldıkları tarihlerden sonraya tekabül ettiğinin tespit edildiği, davacı TMSF tarafından Başbakanlık Hazine Müsteşarlığına hitaben yazılan 10.07.2000 ve 29.08.2000 tarihli yazılarda;
bankanın zarara uğratılması eyleminin yoğun olarak ... ve ...'ın görevden ayrıldıkları tarihlerden sonrasına tekabül eden 1997 yılı başlarında başladığı, bu nedenle ... hakkındaki şahsi iflas isteminden vazgeçilmesi, ... hakkında ise herhangi bir hukuki işleme gidilmemesi gerektiğinin belirtildiği, bu davalılara ilişkin olarak bankanın zararına neden oldukları yönünde herhangi bir somut delil de bulunmadığından davalı ... ile ... aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesinin yerinde olduğu, davacı TMSF vekilince mahkemeye sunulan 15.11.2005 tarihli dilekçeyle, 362.344.429,00 TL alacak yönünden davanın durdurulmasına karar verilmesi, davanın 189.687.571,00 TL üzerinden devamının talep edildiği, davacı TMSF ile ...
Grubu arasında; protokol konusu alacakların tahsil ve tasfiyesini temin etmek maksadıyla 19.01.2005 tarihli ana protokol ile ana protokoldeki alacağın 240.000,00 USD'lik kısmının peşin ödenmesi koşuluyla kalan 400.000,00 USD'lik kısmının yeniden yapılandırılması konusunda 03.02.2006 tarihli ek protokol imzalandığı, protokol hükümlerinin borçlular tarafından ihlal edilmiş olmasına rağmen, davacı tarafça alacağın tahsili için bu hususta yasal yollara başvurulduğuna dair herhangi bir iddia ve delil ileri sürülmediği, yine TMSF tarafından düzenlenen 02.04.2014 tarihli yazıda; ...bank tarafından ... grubu ile banka diğer hakim ortaklarına kullandırılan krediler ile diğer kredilerden kaynaklanan zarara mahsuben kredi borçlusu, kefil ve diğer ilgililerden 31.12.2013 tarihi itibariyle toplam 510.106.247,00 TL tahsilat yapıldığı, ayrıca takipteki alacaklar bakımından da 31.12.1999 tarihi itibariyle 50.365.360,00 TL tahsilat yapıldığının belirtildiği, 560.471.607,00 TL olan toplam tahsilat tutarı, dava konusu edilen 532.032.000,00 TL olan toplam banka zararından fazla olduğu, dava konusu alacak miktarının fazlasıyla tahsil edildiği, esasen süreç içerisinde oluşan banka zararının miktarının tam olarak tespitinin mümkün olmadığı, bu doğrultuda hangi davalının hangi eylemine dayalı olarak ne kadar zarara neden olduğunun da tespitinin yapılamadığı, ayrıca davacı vekilince sunulan icmal tablosundan anlaşılacağı üzere davacının, yapılan tahsilatları faiz borcuna mahsup etmeyerek, kendi aleyhine olmak üzere ana para borcundan mahsup ettiği, ilave olarak borçluların protokol hükümlerini ihlal etmelerine rağmen, davacı tarafça bu hususta herhangi bir işlem yapılmadığı, bu nedenle davacının faiz talebinin yerinde olmadığı, hükme esas alınan kök ve ek bilirkişi raporlarında da, davacı tarafından banka zararına mahsuben toplam 560.471.607,00 TL tahsilat yapıldığı, yapılan tahsilatlar dikkate alındığında davalıların herhangi bir sorumluluk tutarının kalmadığı, davacının faiz talebinin ise yerinde olmadığının belirtildiği, düşük kur yüksek faizle yurt dışından sendikasyon kredisi alan bankaların 1993 yılında kârlı uyguladıkları açık pozisyonlarını kapatmayarak 1994 yılına 5 milyar Dolarlık büyük bir açıkla girdikleri, bankalardan başlayan yoğun mevduat çekilmelerinin de tüm bankaları zor durumda bıraktığı ve sonuçta .........
Bank, ...... Bank ve ...bank'ın iflas ettiği, sonraki süreçte de dava konusu ... ile birlikte birçok bankanın TMSF'ye devredildiği, konjoktürel gelişmeler sonucunda oluşan bu durumun banka zararına büyük oranda sebebiyet verdiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davalarda diğer davalılar yönünden de davanın reddine karar verilmesinin isabetli bulunduğu, Mahkemece ret sebebi ortak olmayan tüm davalılar bakımından tek vekalet ücretine hükmedilmesi yerinde olmadığı gibi, 5411 sayılı Kanun'un 133/son maddesi gereğince maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken davacı TMSF aleyhine nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin de yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, dava konusu 362.344.429,00 TL alacak bakımından davacı TMSF vekilinin talebi doğrultusunda davanın durdurulmasına, dava konusu 189.687.571 TL yönünden;
davalı ... mirasçıları ..., ... ..., ...; davalı ... mirasçıları ... ve ...; davalı ... mirasçıları ..., ... ve ...; davalı ... mirasçıları ..., ..., ..., ... ve ... aleyhine açılan davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılar aleyhine açılan asıl dava ile birleşen Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/133 E. ve Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/70 E. sayılı davaların ayrı ayrı reddine karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/70 E. sayılı davada davacı vekili, asıl davada davalı ... vekili, asıl davada davalılar ... mirasçıları ..., ... ..., ..., ... mirasçıları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... (...) ve ...
vekilince temyiz edilmiştir. Davacı vekili 09.06.2022 tarihinde birleşen Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/133 E. sayılı dosyasında davalı ... yönünden kararı temyiz etme hakkından feragat etmiş, birleşen davalı ... vekili de 09.06.2022 tarihinde kararı temyiz etme hakkından feragat etmiş ve temyiz etmemiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Asıl ve birleşen davalar ...'ın TMSF'ye devrinden önce bankada yönetim ve denetim kurulu üyesi olarak görev yapan davalıların, görev yaptıkları sürede kanuna ve ana sözleşmeye aykırı kararlar almak, bankacılık ilke ve teamüllerine aykırı işlemler yapmak, ve usulsüz krediler kullandırmak, gerçek dışı bilanço hazırlamak ve gerçek olmayan kâr payı dağıtmak, genel kurul kararlarına aykırı davranmak, kanunun ve ana sözleşmenin kendilerine yüklemiş olduğu görevleri kasten ve ihmalen yerine getirmemek suretiyle bankanın zarara uğramasına ve TMSF'ye devrine neden olan davalılardan, bankanın uğradığı tespit edilen zararın müştereken ve müteselsilen tahsili taleplerine ilişkindir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe
1.Davalılardan ..., ... ve ... yargılama sırasında vefat etmiş olup, mirasçıların mirası reddettikleri anlaşılmış olmakla mirası reddeden mirasçılara husumet yöneltilemez. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 612. ve 613. maddelerine göre mirasın Sulh Hukuk Mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edileceğinin nazara alınması ve tasfiye sonuçlandırıldığında mirası reddedilen bu davalıların terekeleri için atanacak ve yetkilendirilecek temsilcilerin davaya katılımı sağlanmalıdır. (Yargıtay ...K.
03. 07.2002 tarih 2002/15-572 E., 2002/577 K., Yargıtay ...K.
12. 02.2025, 2023/7-1071 E., 2025/35 K.) Mahkemece mirası reddeden davalılar bakımından davanın pasif husumet nedeniyle reddine karar verilmişse de karar usulen doğru olmamıştır. Ölen davalıların terekesine tasfiye için miras şirketi temsilcisi atandığı anlaşılmakla yargılamanın miras şirketi temsilcisine karşı yürütülmesi gerekir. Bu nedenle davacı tarafından dava dilekçesi ve tüm yapılan işlemlerin davalı murislerin miras şirketi temsilcilerine tebliği ile TMK'nın 640. maddesi de nazara alınarak ölen davalıların terekesi yönünden de esasa ilişkin karar verilmesi gerekir.
2.Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu 362.344.429,00 TL alacak bakımından davanın durdurulmasına karar verilmiş ise de bu davalarda durdurma kararının dayanağı 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun "Fon alacaklarının takip ve tahsiline ilişkin yetki ve usûller" başlıklı 132/10. maddesi hükmü olup, madde "Fon, takip ettiği alacaklar ile ilgili olarak iskonto da dâhil olmak üzere, her türlü tasarrufta bulunmaya, sulh olmaya, satmaya, geri almaya, alacağına mahsuben menkul ve gayrimenkul mallar ile her türlü hak ve alacakları belirleyeceği koşullar ile devralmaya ve alacağın yeniden itfa plânına bağlanması da dâhil olmak üzere borçlularla anlaşma yapmaya ve borçlularla yaptığı anlaşmalar kapsamında Fon Kurulunca belirlenecek usûl ve esaslar dâhilinde muhafaza tedbiri uygulayıp uygulamamaya, dava açıp açmamaya veya açılmış bulunan hukuk davalarının yapılan anlaşma süresince durdurulmasını mahkemeden istemeye yetkilidir." hükmünü haizdir.
Davacı vekili tarafından yargılama sırasında 362.344.429,00 TL alacak bakımından davanın durdurulması talebinde bulunulmuş ise de, 22.01.2009 tarihli celse tutanağında belirtildiği üzere davacı vekili tarafından davaların kısmen veya tamamen durdurulmasının geri alınmasına ilişkin 2 sayfadan ibaret ekinde fon kurulu kararı bulunan bir dilekçe ibraz edildiği anlaşılmıştır. Buna rağmen Bölge Adliye Mahkemesince aslında ara karar niteliğinde olması gereken ve esasın kapatılmasını gerektiren nihai karar niteliğinde olmadığı halde esasa ilişkin nihai kararda davanın durdurulmasına karar verilmiş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 11. H.D.
24. 02.2022 tarih, 2020/2133 E., 2022/1250 K. sayılı kararı).
3.Kabule göre de davacı vekili dava dilekçesinde tazminat talep ederken 21.12.1999 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsilini talep etmiş olmakla, yargılama sırasında alacağı tahsil ederken ayrıca faiz hakkını saklı tutmasına gerek bulunmamaktadır. Bu hususun nazara alınması gerekirken yazılı gerekçeyle faize hükmedilmemesi de doğru olmamıştır.
4.Bozma sebep ve şekline göre asıl davada davalı ... vekili, asıl davada davalılar ... mirasçıları ..., ... ..., ..., ... mirasçıları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... (...) ve ... vekilinin tüm, asıl ve birleşen Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/70 E. sayılı davada davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
VI. SONUÇ
Yukarıda (1), (2) ve (3) numaralı bntte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/70 E. sayılı davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davalı ... vekili, asıl davada davalılar ... mirasçıları ..., ... ..., ..., ... mirasçıları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... (...) ve ... vekilinin tüm, asıl ve birleşen Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/70 E. sayılı davada davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'un 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harçlarının istekleri hâlinde ilgililere iadesine,10.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1159772500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz