İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/7471 E. 2024/3959 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
borca katılma↗ şekle aykırılık↗ dava takip yetkisi↗ karşı edim↗ kesin hükümsüzlük↗ kabul beyanı↗ geçersiz sözleşme↗ şekil şartı↗ kefalet sözleşmesi↗ aktif husumet ehliyeti↗ bloke↗ ticari işletme↗ ihbar olunan↗ aktif dava ehliyeti↗ hakkın kötüye kullanılması↗ aktif husumet↗ müteselsil sorumluluk↗ husumet ehliyeti↗ basiretli tacir↗ ikrar↗ istinaf incelemesi↗ üçüncü kişi↗ kefalet↗ kötü niyet tazminatı↗ komisyon↗ uyuşmazlık konusu↗ kefil↗ protokol↗ taraf ehliyeti↗ kötü niyet↗ usulden reddi↗ ihbar↗ kâr payı↗ ticari defter↗ havale↗ esastan ret↗ yetki↗ geçersizlik↗ iflas↗ icra inkar tazminatı↗ taşıyan↗ tacir↗ inkar tazminatı↗ yükleten (shipper)↗ teminat↗ temsil↗ teslim↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ husumet↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gönen (Balıkesir) Asliye Hukuk Mahkemesi
(Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI : 2017/69 E., 2019/379 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı Bulgaristan firması ... ... şirketinin davalı aracılığı ile canlı hayvan ticareti yapma konusunda şifahi olarak anlaştıklarını, anlaşılan miktar olan 326.700,00 euronun bir kısmının banka havale yoluyla, bir kısmının ise elden davalıya verilmek üzere ödendiğini, dava dışı firmanın edimlerini tam olarak yerine getirmemesi nedeniyle müvekkilin 121.300.00 euro fazla ödeme yapmasına neden olduğunu, müvekkil mağduriyetinin giderilmesi için düzenlenen toplantıda ... ... firma telefonla aranarak mağduriyetinin giderilmesinin talep edildiğini, şirket yetkilisinin şirket hesaplarında bloke olduğu 10 gün içinde çözüleceğini belirttiğini, davalının borçlu sıfatını kabul etmesi üzerine durumun kayıt altına alındığını, davalının borcun ödenmesi amacıyla takip yetkisi istediğini, 4 ay içinde borcu diğer borçlularla birlikte ödeyeceğini kabul ve beyan ettiğini, bunun üzerine kendisine 4 aylık takip yetkisi verildiğini, davalının bu tutanakla borç yükümlülüğünü kabul ettiğini ve borçtan sorumlu olduğunu, takibe itirazın haksız olduğunu ileri sürerek davalının Gönen İcra Müdürlüğünün 2017/315 E. sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline, icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; harcın eksik yatırılması nedeniyle davanın usulden reddi gerektiğini belirtmiş, esasa ilişkin beyanlarında ise, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 603 üncü maddesi uyarınca kefaletin şekline ve eşin rızasına ilişkin hükümlerin gerçek kişilerce kişisel güven verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanacağını, davacıların davaya dayanak yaptıkları tutanağın atipik (sui generis) bir sözleşme olarak vekil edene sorumluluk yükleneceğini iddia ettiklerini, 6098 sayılı Kanun'un 12 nci maddesine göre yasada aksi ön görülmedikçe sözleşmelerin geçerliliğinin şekle bağlı olmadığını, ancak 6098 sayılı Kanun'un 603 üncü maddesi bu kuraldan sapmayı gerektirecek bir hüküm olduğundan Kanun'un 12 nci maddesi değil 583 üncü maddesi hükmünün uygulanacağını, somut olayda, tutanağın kanunun aradığı zorunlu şartlardan hiçbirini taşımadığını, eş rızasının bulunmadığını, şekle aykırılığın yaptırımının kesin hükümsüzlük olduğunu, kaldı ki üçüncü bir kişinin borcu için verilecek güvencenin kesin ve geçerli borç için verileceğini, telefonda söylenenin yaklaşık bir bedel olduğunu, müvekkilinin 120.300,00 euro borçtan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, vekil edenin iki şirket arasındaki ticari ilişkide taraf olmadığı gibi bu işten elde ettiği menfaatte bulunmadığını, iki tarafı da tanıdığı için ithalat ve para transferinde yardımcı olduğu, tutanaktaki 120.300,00 euro ibaresinin sadece davacının ... ... firmasından alacaklı olduğunu gösterdiğini, kaldı ki telefon görüşmesi sonucu düzenlenen tutanaktan anlaşıldığı kadarıyla davacı ile ... ... firmasının resmi hesapları ile aralarındaki fiili borç ilişkisinin farklılık gösterebileceğini, davacı ...'ın ... ... firması ile kendi adına ithalat- ihracat işi yapmadığını, takipte ve davada bir hak ve sıfatının bulunmadığını belirterek davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmolunmasına karar verilmesini istemiştir.
2.İhbar olunan dava dışı şirket vekili beyan dilekçesinde; davalının şirket ortağı veya temsilcisi olmadığını, dava konusu hayvan ticareti olayı ile ticari olarak bir ilgisinin bulunmadığını, davacı iddialarının gerçek olmadığını, asıl davacının kendilerini sıkıntıya soktuğunu, her seferinde güveni suistimal ettiğini, davacıların haklılıklarına güveniyorlar ise, Bulgaristan mahkemelerinde aleyhlerine dava açmaya davet ettiklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının tutanak başlığını taşıyan belge ile teminat amaçlı borca katıldığı, davacı ile ... ... firması ile aralarındaki ticari ilişkiden menfaat elde ettiğine dair delil ve belge sunulmadığı, davalı ile dava dışı firma arasında organik bağın kanıtlamadığı, davalının teminat amaçlı borca katıldığı, bu nedenle 6098 sayılı Kanun'un 603 üncü maddesinin uygulanması gerektiği ve 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde belirtilen eş rızasının bulunmadığı, şekil şartlarına uygun olmadığından, teminatın geçerli olmadığı, bilirkişi raporuna karşı borca katılma- tutanak tarihi itibariyle davacı ticari defterlerine göre, dava dışı firmadan tutanakta belirtilen miktar kadar alacaklı olmadığının tespit edildiği, davacı tarafça geçersiz sözleşme yapılmasının davalının eyleminin hakkın kötüye kullanılması olduğu savunulmuşsa da, davacının da basiretli tacir gibi davranmadığı, davacı ... yönünden ise aktif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ticari ilişkinin davanın dayanağı olan tutanaktan önce mevcut olup, tutanağın sadece bu durumun tespiti için tutulduğunu, davalının taraflar arasındaki ticareti başlatıp ödemeleri kabul edip, şirket adına koordine eden kişi olduğu ve doğrudan ticari ilişkinin tarafı olduğunu, bu anlaşma çerçevesinde müvekkilinin 120.300,00 euro fazla ödeme yaptığını, elden yapılan ödemelerin davalının kabulünde olduğunu, bu hususun mahkemece dikkate alınmadığını, davalının hiçbir menfaat elde etmeden ve ticari faaliyete taraf olmadan bu işlemleri gerçekleştirmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının ... ... şirketi ile danışıklı olarak bu işleri yaptığı ve şirketin yetkilisi, Türkiye'deki ortağı gibi hareket ettiği, ticari ilişkide doğrudan satıcı pozisyonunda olduğunun kabulü gerektiğini, bir an için davalı ile dava dışı şirket arasında ortaklık bağı bulunmadığı düşünülse bile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 12 nci maddesine göre, "Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var olmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse iyi niyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur" hükmü gereği sorumluluğunun bulunduğunu, yapılan ödemelerin davalının bilgi ve talimatı ile yapıldığını, davalının müvekkilinden elden aldığı ödemeler de göz önünde bulundurularak sorumluluğu için istinaf incelemesinde elden alınan ödemelerin davalının ortaklık payı olduğunun düşünülmesi ve bu itibarla davalının şirketin baştan beri ortağı olduğu kabul edilerek borçtan tamamen sorumlu tutulması gerektiğini, bir an için ortağı olmadığı kabul edilse bile elden alınan 80.000,00 euronun bu işten sağladığı komisyonculuk payı olduğunu ya da istinaf mahkemesince ilgili kanun maddeleri çerçevesinde elden alınan meblağlara ilişkin bir açıklama getirilerek sorumluğa gidilmesi gerektiğini, hiçbir bağın olmadığı kabul edilse bile davalı tarafından elden alınan tutarların davacıya iadesi gerektiğini, ... ... firmasına teslim ettiğine ilişkin düzenlendiği iddia olunan belgelerin kendilerine karşı ileri sürülemeyeceğini, davacı ...'ın davacı şirketin finans müdürü ve imza atmaya yetkili yönetici olup, şirket adına ödeme yapmaya yetkili olduğundan bu davalı hakkındaki davanın husumetten reddinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin ticari defterleri ile tutanakta yazılı miktar arasında fark bulunmadığını, karşı taraf edimini yerine getirmediğinden müvekkili şirketin yaptığı ödemeleri gider gösteremediği kurumlar vergisi mükellefi olan müvekkilin bu tutarları sonradan defterine işlediğini, 121.300,00 euro bedelin 51.000,00 eurosunun davacı ... tarafından ... ... firmasına gönderildiğini, kalanın ise davalıya elden ödendiğini, iki tarafın da basiretli davranma yükümlülüğü bulunduğunu, davalının iddiasının açıkça hakkın kötüye kullanılması olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 603'üncü maddesi kapsamında; borca katılmanın ilk borçlu ile borca katılan arasında müteselsil borçluluk ilişkisi meydana getirdiğinden hareketle ve müteselsil sorumluluğun kefilin fer’i sorumluluğundan daha ağır bir sorumluluk doğurduğundan, kefalet sözleşmesine ilişkin şekil kurallarının, gerçek kişilerce teminat amacıyla yapılan borca katılma sözleşmeleri bakımından da uygulanması gerektiği, buna karşılık borca katılmanın teminat amacıyla yapılmadığı hallerde herhangi bir şekil şartına tabi olmayacağı, somut olayda 19.03.2016 tarihli tutanakta davalıya borcun ödenmesini sağlaması için dört aylık süre ve yetki tanınmasının borca katılmanın teminat amacıyla yapıldığını gösterdiğini, her ne kadar davalının komisyonculuk yaptığına ilişkin dosyaya yansıyan tanık beyanları bulunsa da, davalının davacı ile ... ... arasındaki ticari alış verişte menfaat elde ettiğine ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı, davalının dava dışı ... ... şirketinin ortağı ve Türkiye'deki temsilcisi olduğuna ilişkin davacı tarafça herhangi bir delil sunulmadığını, taraflar arasındaki 19.03.2016 tarihli belge 6098 sayılı Kanun'un 201 inci maddesi kapsamında değerlendirildiğinde taraflar arasındaki sözleşmenin kişisel bir güvence olduğu ve 6098 sayılı Kanun'un 538 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki şekil şartlarını taşımadığı, davacının el yazısı ve imzasını ihtiva etmediği gibi tarih ve azami miktarı da içermediğinden Kanun'un aradığı anlamda geçerli bir borç doğurucu belge olmadığı, davacılardan ... bakımından borca katılma anında mevcut ve geçerli bir borç ilişkisinin varlığına ilişkin bir delil dosyada bulunmadığı, bu nedenle uyuşmazlık konusu 19.03.2016 tarihli tutanağa dayanarak hak talep etmesinin mümkün olmadığından aktif husumet ehliyeti bulunmadığı, dolayısıyla mahkeme karar ve gerekçesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dilekçelerindeki ve istinaf başvurusundaki nedenlerle, dava konusu alacağın dayanağı olan protokolün 6098 sayılı Kanun'un 201 inci maddesi kapsamında borca katılma sözleşmesi olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, çünkü dava dışı şirketin Türkiye temsilcisi olarak kendisini takdim eden davalının borç kabul ve ikrarını içeren söz konusu protokol ile müvekkillerle hayvan alım satımı konusunda doğrudan ticari ilişkiye girmiş olduğunu, davalının borçlu olduğunun kendi imzası ile ortaya konulduğunu, davalının benzer şekilde dava dışı şirket üzerinden ticari ilişki içerisine girdiği kişilere de aynı şekilde borçlarını ödemediğini, tanık beyanları ile davalının konumu ve sorumluluğunun çok açık ortaya konulmuş olduğunu, dosyaya sunmuş olduğu hukuki mütalaanın nazara alınması gerektiğini, buna göre davalının ödemelerle ilgili talimat vermesi veya dava dışı ... şirketi yetkilisine ödenmek için bile olsa bazı ödemeleri kendi hesabına alması ve teslimatları doğrudan kendisinin yapması gibi durumların, davalının somut olaydaki ticari ilişki bakımından fonksiyonun aracılıkla sınırlı olmadığını ortaya koyduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı ile dava dışı şirket arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı davacı alacağı nedeniyle davalının da borçlu olup olmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67'nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/15433 E. 2014/17632 K.
Ortak:kefil · protokol · temsil
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 603'üncü maddesi kapsamında; «borca katılmanın» ilk borçlu ile borca katılan arasında müteselsil borçluluk ilişkisi meydana getirdiğinden hareketle ve «müteselsil sorumluluğun» «kefilin» fer’i sorumluluğundan daha ağır bir sorumluluk doğurduğundan, «kefalet sözleşmesine» ilişkin şekil kurallarının, gerçek kişilerce «teminat» amacıyla yapılan borca katılma sözleşmeleri bakımından da uygulanması gerektiği, buna karşılık borca katılmanın teminat amacıyla yapılmadığı hallerde herhangi bir «şekil şartına» tabi olmayacağı, somut olayda 19.03.2016 tarihli tutanakta davalıya borcun ödenmesini sağlaması için dört aylık süre ve «yetki» tanınmasının borca katılmanın teminat amacıyla yapıldığını gösterdiğini, her ne kadar davalının «komisyonculuk» yaptığına ilişkin dosyaya yansıyan tanık beyanları bulunsa da, davalının davacı ile ... ... arasındaki ticari alış verişte menfaat elde ettiğine ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı, davalının dava dışı ... ... şirketinin ortağı ve Türkiye'deki «temsilcisi» olduğuna ilişkin davacı tarafça herhangi bir delil sunulmadığını, taraflar arasındaki 19.03.2016 tarihli belge 6098 sayılı Kanun'un 201 inci maddesi kapsamında değerlendirildiğinde taraflar arasındaki sözleşmenin kişisel bir güvence olduğu ve 6098 sayılı Kanun'un 538 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki şekil şartlarını taşımadığı, davacının el yazısı ve imzasını ihtiva etmediği gibi tarih ve azami miktarı da içermediğinden Kanun'un aradığı anlamda geçerli bir borç doğurucu belge olmadığı, davacılardan ... bakımından borca katılma anında mevcut ve geçerli bir borç ilişkisinin varlığına ilişkin bir delil dosyada bulunmadığı, bu nedenle «uyuşmazlık konusu» 19.03.2016 tarihli tutanağa dayanarak hak talep etmesinin mümkün olmadığından «aktif husumet ehliyeti» bulunmadığı, dolayısıyla mahkeme karar ve gerekçesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmi …
Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dilekçelerindeki ve istinaf başvurusundaki nedenlerle, dava konusu alacağın dayanağı olan «protokolün» 6098 sayılı Kanun'un 201 inci maddesi kapsamında «borca katılma» sözleşmesi olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, çünkü dava dışı şirketin Türkiye «temsilcisi» olarak kendisini takdim eden davalının borç kabul ve «ikrarını» içeren söz konusu protokol ile müvekkillerle hayvan alım satımı konusunda doğrudan ticari ilişkiye girmiş olduğunu, davalının borçlu olduğunun kendi imzası ile ortaya konulduğunu, davalının benzer şekilde dava dışı şirket üzerinden ticari ilişki içerisine girdiği kişilere de aynı şekilde borçlarını ödemediğini, tanık beyanları ile davalının konumu ve sorumluluğunun çok açık ortaya konulmuş olduğunu, dosyaya sunmuş olduğu hukuki mütalaanın nazara alınması gerektiğini, buna göre davalının ödemelerle ilgili talimat vermesi veya dava dışı ... şirketi yetkilisine ödenmek için bile olsa bazı ödemeleri kendi hesabına alması ve «teslimatları» doğrudan kendisinin yapması gibi durumların, davalının somut olaydaki ticari ilişki bakımından fonksiyonun aracılıkla sınırlı olmadığını ortaya koyduğunu belirtere …
2.İhbar olunan dava dışı şirket vekili beyan dilekçesinde; davalının şirket ortağı veya «temsilcisi» olmadığını, dava konusu hayvan ticareti olayı ile ticari olarak bir ilgisinin bulunmadığını, davacı iddialarının gerçek olmadığını, asıl davacının kendilerini sıkı …
Benzer bu kararda1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı ...'a «kefil» olan diğer davalıların, davaya konu «hisse devir protokolünü» aynı zamanda müşterek borçlu sıfatı ile de imzalamış olmalarına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalılar ile davacı arasında 13.12.2007 tarihli «hisse devir protokolünün» imzalandığı, bu protokol uyarınca davacının, dava dışı şirketteki hissesini davalı ...'a devrettiği, söz konusu protokolde, hissesi devredilen şirketin tüm borçlarının davalılar tarafından ödeneceğinin «taahhüt» edildiği, buna rağmen şirket borcunun davacı tarafından ödendiği, davacının ödediği miktardan davalıların sorumlu bulundukları gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 104.603 TL'nin faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, manevi tazminata ilişkin «davanın açılmamış sayılmasına» karar verilmiştir.
2- Mahkemece, davacı tarafın manevi tazminat istemi yönünden «davanın açılmamış sayılmasına» karar verilmiş olmasına rağmen bu talep yönünden vekille «temsil» edilen davalılar yararına «vekalet ücretine» hükmedilmemiş olması doğru olmayıp, kararın bu yönden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın anılan yönden düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hisse devir protokolü · davanın açılmamış sayılması · açılmamış sayılma · taahhütname · vekalet ücreti
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalılar ile davacı arasında 13.12.2007 tarihli «hisse devir protokolünün» imzalandığı, bu protokol uyarınca davacının, dava dışı şirketteki hissesini davalı ...'a devrettiği, söz konusu protokolde, hissesi devredilen şirketin tüm borçlarının davalılar tarafından ödeneceğinin «taahhüt» edildiği, buna rağmen şirket borcunun davacı tarafından ödendiği, davacının ödediği miktardan davalıların sorumlu bulundukları gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 104.603 TL'nin faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, manevi tazminata ilişkin «davanın açılmamış sayılmasına» karar verilmiştir.
2- Mahkemece, davacı tarafın manevi tazminat istemi yönünden «davanın açılmamış sayılmasına» karar verilmiş olmasına rağmen bu talep yönünden vekille «temsil» edilen davalılar yararına «vekalet ücretine» hükmedilmemiş olması doğru olmayıp, kararın bu yönden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın anılan yönden düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı ...'a «kefil» olan diğer davalıların, davaya konu «hisse devir protokolünü» aynı zamanda müşterek borçlu sıfatı ile de imzalamış olmalarına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/5864 E. 2012/12932 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ticaret unvanı · haksız rekabet · iltibas
Benzer bu kararda… ve 40. sınıflardaki mal ve hizmetlerin davacı markalarındaki mal ve hizmetlerle aynı ve benzer oldukları, davalının ticaret unvanında bulunan "gönen" kelimesinin de «haksız rekabet» oluşturduğu ve davacıya ait marka ile benzer olup «iltibas» yarattığı gerekçesiyle davalı markasının hükümsüzlüğüne, davalı markası ile ticaret unvanındaki "Gönen" kelimesinin davacı markasına haksız rekabet oluşturduğunun …
… rekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davacı ile daha önce ticari ilişkide bulunan ve başka «ticaret unvanı» kullanan davalının bu ilişki bittikten sonra ticaret unvanını «iltibas» yaratacak şekilde değiştirmesinin kötü niyetli olduğu ve henüz 5 yıllık süre dolmadan davanın açılmış olmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan …
2) Ancak, davalının işyerinde kendisine ait eski telefon numarasını kullanmasının «haksız rekabet» olmadığı, davada başka türlü haksız rekabeti kanıtlanamayan davalının tescilli «ticaret unvanını» ve tescilli markasını kullanmasının haksız rekabet teşkil etmeyeceği, davalının kullanımının yasal kullanım olduğu nazara alınmadan, mahkemece bu eylemlerin haksız …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/7471 E. , 2024/3959 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7.Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/17 Esas, 2022/908 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Gönen (Balıkesir) Asliye Hukuk Mahkemesi
(Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI 2017/69 E., 2019/379 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı Bulgaristan firması ... ... şirketinin davalı aracılığı ile canlı hayvan ticareti yapma konusunda şifahi olarak anlaştıklarını, anlaşılan miktar olan 326.700,00 euronun bir kısmının banka havale yoluyla, bir kısmının ise elden davalıya verilmek üzere ödendiğini, dava dışı firmanın edimlerini tam olarak yerine getirmemesi nedeniyle müvekkilin 121.300.00 euro fazla ödeme yapmasına neden olduğunu, müvekkil mağduriyetinin giderilmesi için düzenlenen toplantıda ... ... firma telefonla aranarak mağduriyetinin giderilmesinin talep edildiğini, şirket yetkilisinin şirket hesaplarında bloke olduğu 10 gün içinde çözüleceğini belirttiğini, davalının borçlu sıfatını kabul etmesi üzerine durumun kayıt altına alındığını, davalının borcun ödenmesi amacıyla takip yetkisi istediğini, 4 ay içinde borcu diğer borçlularla birlikte ödeyeceğini kabul ve beyan ettiğini, bunun üzerine kendisine 4 aylık takip yetkisi verildiğini, davalının bu tutanakla borç yükümlülüğünü kabul ettiğini ve borçtan sorumlu olduğunu, takibe itirazın haksız olduğunu ileri sürerek davalının Gönen İcra Müdürlüğünün 2017/315 E.
sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline, icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; harcın eksik yatırılması nedeniyle davanın usulden reddi gerektiğini belirtmiş, esasa ilişkin beyanlarında ise, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 603 üncü maddesi uyarınca kefaletin şekline ve eşin rızasına ilişkin hükümlerin gerçek kişilerce kişisel güven verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanacağını, davacıların davaya dayanak yaptıkları tutanağın atipik (sui generis) bir sözleşme olarak vekil edene sorumluluk yükleneceğini iddia ettiklerini, 6098 sayılı Kanun'un 12 nci maddesine göre yasada aksi ön görülmedikçe sözleşmelerin geçerliliğinin şekle bağlı olmadığını, ancak 6098 sayılı Kanun'un 603 üncü maddesi bu kuraldan sapmayı gerektirecek bir hüküm olduğundan Kanun'un 12 nci maddesi değil 583 üncü maddesi hükmünün uygulanacağını, somut olayda, tutanağın kanunun aradığı zorunlu şartlardan hiçbirini taşımadığını, eş rızasının bulunmadığını, şekle aykırılığın yaptırımının kesin hükümsüzlük olduğunu, kaldı ki üçüncü bir kişinin borcu için verilecek güvencenin kesin ve geçerli borç için verileceğini, telefonda söylenenin yaklaşık bir bedel olduğunu, müvekkilinin 120.300,00 euro borçtan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, vekil edenin iki şirket arasındaki ticari ilişkide taraf olmadığı gibi bu işten elde ettiği menfaatte bulunmadığını, iki tarafı da tanıdığı için ithalat ve para transferinde yardımcı olduğu, tutanaktaki 120.300,00 euro ibaresinin sadece davacının ...
... firmasından alacaklı olduğunu gösterdiğini, kaldı ki telefon görüşmesi sonucu düzenlenen tutanaktan anlaşıldığı kadarıyla davacı ile ... ... firmasının resmi hesapları ile aralarındaki fiili borç ilişkisinin farklılık gösterebileceğini, davacı ...'ın ... ... firması ile kendi adına ithalat- ihracat işi yapmadığını, takipte ve davada bir hak ve sıfatının bulunmadığını belirterek davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmolunmasına karar verilmesini istemiştir.
2.İhbar olunan dava dışı şirket vekili beyan dilekçesinde; davalının şirket ortağı veya temsilcisi olmadığını, dava konusu hayvan ticareti olayı ile ticari olarak bir ilgisinin bulunmadığını, davacı iddialarının gerçek olmadığını, asıl davacının kendilerini sıkıntıya soktuğunu, her seferinde güveni suistimal ettiğini, davacıların haklılıklarına güveniyorlar ise, Bulgaristan mahkemelerinde aleyhlerine dava açmaya davet ettiklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının tutanak başlığını taşıyan belge ile teminat amaçlı borca katıldığı, davacı ile ... ... firması ile aralarındaki ticari ilişkiden menfaat elde ettiğine dair delil ve belge sunulmadığı, davalı ile dava dışı firma arasında organik bağın kanıtlamadığı, davalının teminat amaçlı borca katıldığı, bu nedenle 6098 sayılı Kanun'un 603 üncü maddesinin uygulanması gerektiği ve 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde belirtilen eş rızasının bulunmadığı, şekil şartlarına uygun olmadığından, teminatın geçerli olmadığı, bilirkişi raporuna karşı borca katılma- tutanak tarihi itibariyle davacı ticari defterlerine göre, dava dışı firmadan tutanakta belirtilen miktar kadar alacaklı olmadığının tespit edildiği, davacı tarafça geçersiz sözleşme yapılmasının davalının eyleminin hakkın kötüye kullanılması olduğu savunulmuşsa da, davacının da basiretli tacir gibi davranmadığı, davacı ...
yönünden ise aktif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ticari ilişkinin davanın dayanağı olan tutanaktan önce mevcut olup, tutanağın sadece bu durumun tespiti için tutulduğunu, davalının taraflar arasındaki ticareti başlatıp ödemeleri kabul edip, şirket adına koordine eden kişi olduğu ve doğrudan ticari ilişkinin tarafı olduğunu, bu anlaşma çerçevesinde müvekkilinin 120.300,00 euro fazla ödeme yaptığını, elden yapılan ödemelerin davalının kabulünde olduğunu, bu hususun mahkemece dikkate alınmadığını, davalının hiçbir menfaat elde etmeden ve ticari faaliyete taraf olmadan bu işlemleri gerçekleştirmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının ... ... şirketi ile danışıklı olarak bu işleri yaptığı ve şirketin yetkilisi, Türkiye'deki ortağı gibi hareket ettiği, ticari ilişkide doğrudan satıcı pozisyonunda olduğunun kabulü gerektiğini, bir an için davalı ile dava dışı şirket arasında ortaklık bağı bulunmadığı düşünülse bile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 12 nci maddesine göre, "Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var olmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse iyi niyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur" hükmü gereği sorumluluğunun bulunduğunu, yapılan ödemelerin davalının bilgi ve talimatı ile yapıldığını, davalının müvekkilinden elden aldığı ödemeler de göz önünde bulundurularak sorumluluğu için istinaf incelemesinde elden alınan ödemelerin davalının ortaklık payı olduğunun düşünülmesi ve bu itibarla davalının şirketin baştan beri ortağı olduğu kabul edilerek borçtan tamamen sorumlu tutulması gerektiğini, bir an için ortağı olmadığı kabul edilse bile elden alınan 80.000,00 euronun bu işten sağladığı komisyonculuk payı olduğunu ya da istinaf mahkemesince ilgili kanun maddeleri çerçevesinde elden alınan meblağlara ilişkin bir açıklama getirilerek sorumluğa gidilmesi gerektiğini, hiçbir bağın olmadığı kabul edilse bile davalı tarafından elden alınan tutarların davacıya iadesi gerektiğini, ...
... firmasına teslim ettiğine ilişkin düzenlendiği iddia olunan belgelerin kendilerine karşı ileri sürülemeyeceğini, davacı ...'ın davacı şirketin finans müdürü ve imza atmaya yetkili yönetici olup, şirket adına ödeme yapmaya yetkili olduğundan bu davalı hakkındaki davanın husumetten reddinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin ticari defterleri ile tutanakta yazılı miktar arasında fark bulunmadığını, karşı taraf edimini yerine getirmediğinden müvekkili şirketin yaptığı ödemeleri gider gösteremediği kurumlar vergisi mükellefi olan müvekkilin bu tutarları sonradan defterine işlediğini, 121.300,00 euro bedelin 51.000,00 eurosunun davacı ... tarafından ... ... firmasına gönderildiğini, kalanın ise davalıya elden ödendiğini, iki tarafın da basiretli davranma yükümlülüğü bulunduğunu, davalının iddiasının açıkça hakkın kötüye kullanılması olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 603'üncü maddesi kapsamında; borca katılmanın ilk borçlu ile borca katılan arasında müteselsil borçluluk ilişkisi meydana getirdiğinden hareketle ve müteselsil sorumluluğun kefilin fer’i sorumluluğundan daha ağır bir sorumluluk doğurduğundan, kefalet sözleşmesine ilişkin şekil kurallarının, gerçek kişilerce teminat amacıyla yapılan borca katılma sözleşmeleri bakımından da uygulanması gerektiği, buna karşılık borca katılmanın teminat amacıyla yapılmadığı hallerde herhangi bir şekil şartına tabi olmayacağı, somut olayda 19.03.2016 tarihli tutanakta davalıya borcun ödenmesini sağlaması için dört aylık süre ve yetki tanınmasının borca katılmanın teminat amacıyla yapıldığını gösterdiğini, her ne kadar davalının komisyonculuk yaptığına ilişkin dosyaya yansıyan tanık beyanları bulunsa da, davalının davacı ile ...
... arasındaki ticari alış verişte menfaat elde ettiğine ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı, davalının dava dışı ... ... şirketinin ortağı ve Türkiye'deki temsilcisi olduğuna ilişkin davacı tarafça herhangi bir delil sunulmadığını, taraflar arasındaki 19.03.2016 tarihli belge 6098 sayılı Kanun'un 201 inci maddesi kapsamında değerlendirildiğinde taraflar arasındaki sözleşmenin kişisel bir güvence olduğu ve 6098 sayılı Kanun'un 538 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki şekil şartlarını taşımadığı, davacının el yazısı ve imzasını ihtiva etmediği gibi tarih ve azami miktarı da içermediğinden Kanun'un aradığı anlamda geçerli bir borç doğurucu belge olmadığı, davacılardan ... bakımından borca katılma anında mevcut ve geçerli bir borç ilişkisinin varlığına ilişkin bir delil dosyada bulunmadığı, bu nedenle uyuşmazlık konusu 19.03.2016 tarihli tutanağa dayanarak hak talep etmesinin mümkün olmadığından aktif husumet ehliyeti bulunmadığı, dolayısıyla mahkeme karar ve gerekçesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dilekçelerindeki ve istinaf başvurusundaki nedenlerle, dava konusu alacağın dayanağı olan protokolün 6098 sayılı Kanun'un 201 inci maddesi kapsamında borca katılma sözleşmesi olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, çünkü dava dışı şirketin Türkiye temsilcisi olarak kendisini takdim eden davalının borç kabul ve ikrarını içeren söz konusu protokol ile müvekkillerle hayvan alım satımı konusunda doğrudan ticari ilişkiye girmiş olduğunu, davalının borçlu olduğunun kendi imzası ile ortaya konulduğunu, davalının benzer şekilde dava dışı şirket üzerinden ticari ilişki içerisine girdiği kişilere de aynı şekilde borçlarını ödemediğini, tanık beyanları ile davalının konumu ve sorumluluğunun çok açık ortaya konulmuş olduğunu, dosyaya sunmuş olduğu hukuki mütalaanın nazara alınması gerektiğini, buna göre davalının ödemelerle ilgili talimat vermesi veya dava dışı ...
şirketi yetkilisine ödenmek için bile olsa bazı ödemeleri kendi hesabına alması ve teslimatları doğrudan kendisinin yapması gibi durumların, davalının somut olaydaki ticari ilişki bakımından fonksiyonun aracılıkla sınırlı olmadığını ortaya koyduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı ile dava dışı şirket arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı davacı alacağı nedeniyle davalının da borçlu olup olmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67'nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1132231200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz