6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Fon alacağında 20 yıllık zamanaşımı ve kefalette hak düşürücü süre

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2021/2169 E. 2024/1337 K. · · İlk derece: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

İtirazın iptaliistinaf başvurusunun esastan reddiKesin

★ EmsalHak düşürücü süreZamanaşımı

Mahkemenin nitelemesi: Banka / kredi / finans

Davacının nitelemesi: Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan Kredi Sözleşmesi mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor

Gerekçe özeti

Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde 5020 sayılı Kanunla eklenen ek 3. madde ve 5411 sayılı Kanunun 141. maddesi gereğince 20 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. TBK'nın 598. maddesinde düzenlenen gerçek kişi kefaletine ilişkin 10 yıllık hak düşürücü süre, kefalet tarihinde yürürlükte olmayan bir düzenleme olduğundan, 6101 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren işlemeye başlar ve dava/takip tarihi bu sürenin (ve varsa bir yıllık ek sürenin) dolmasından önce gerçekleşmişse hak düşürücü süre dolmamış sayılır. Kefalet sözleşmesinin şekil şartları, sözleşmenin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan kanuna göre değerlendirilir; sonradan yürürlüğe giren kanunun şekil şartları geçmişe uygulanamaz. Borcun bir protokolle kapatıldığı iddiasında, protokolde öngörülen edimlerin (bedel ödemesi, vefa hakkının kullanılması) yerine getirildiğinin ispat edilmesi gerekir; edimler yerine getirilmemişse borcun ödendiği kabul edilemez. Müteselsil kefile asıl borçlunun temerrüdü ihbar edilmedikçe, asıl borçlunun temerrüdünden kaynaklanan temerrüt faizinden kefil sorumlu tutulamaz; kefilin sorumluluğu kendi temerrüt tarihinden (örn. tebliğ edilemeyen ihtar yerine takip tarihi) itibaren başlar.

Ele alınan sorunlar

Zamanaşımı definin reddi (fon alacağı - 20 yıllık süre) → ret

İddia: Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: 5020 sayılı Kanunun 27. maddesiyle 4389 sayılı Bankalar Kanununa eklenen ve 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. madde ile fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak düzenlenmiştir. Aynı süre 5411 sayılı Kanunun 141. maddesinde de benimsenmiştir. Dava tarihi itibariyle alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlayan zamanaşımı süresi dolmamıştır; bu nedenle davalının zamanaşımı definin reddi yerindedir.

Gerekçe kaynağı: özgün

TBK 598 kapsamında kefalete ilişkin hak düşürücü sürenin dolup dolmadığı → ret

İddia: Davalı vekili, TBK'nın 598. maddesi gereğince kefaletin ancak 10 yıl süreyle geçerli olacağını, 6101 sayılı Kanunun 2. maddesi gereği TBK hükümlerinin geçmişe etkili olacağını, kefalet tarihinin 19.03.1998 olup 10 yıllık sürenin 19.03.2008'de, 6098 sayılı Kanunda öngörülen bir yıllık ek sürenin de 01.07.2013'te dolduğunu, bu nedenle alacağın takip edilebilirlik imkanının kalmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Gerçek kişilerin verdikleri kefalete ilişkin 10 yıllık hak düşürücü süre ilk kez 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesiyle getirilmiş olup, kefaletname tarihi olan 19.03.1998 itibariyle bu düzenleme yürürlükte değildir. 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 5. maddesi uyarınca TBK yürürlüğe girmeden önce işlemeye başlamış hak düşürücü süreler eski kanun hükümlerine tabi olmakla birlikte, TBK ile öngörülen süre daha kısa ise TBK yürürlüğe girdiği tarihten (01.07.2012) itibaren TBK'daki sürenin geçmesiyle hak düşürücü süre dolar; TBK ile ilk defa öngörülen bu süre dava tarihi itibariyle dolmuşsa hak sahipleri TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanır. Somut olayda TBK'nın yürürlük tarihi olan 01.07.2012 itibariyle 10 yıllık süre dolduğundan, davacının bu kefaletnameye dayalı olarak bir yıllık ek süre içinde 01.07.2013 tarihine kadar takipte bulunma hakkı bulunmaktadır. Davaya dayanak icra takibi ise TBK yürürlüğe girmeden ve hak düşürücü süre kabul edilmeden 23.05.2008 tarihinde başlatıldığından, davalı vekilinin hak düşürücü sürenin dolduğuna ilişkin istinaf nedeni haklı görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Kefalet sözleşmesinin şekil şartlarına uygunluğu ve imza itirazı → ret

İddia: Davalı vekili, kefalet sözleşmesinin TBK'nın 583. maddesindeki şekil şartlarını taşımadığını ve imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Kefalet sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 484. maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması ve kefilin sorumlu olduğu kefalet limitinin belirli bir miktar olarak gösterilmesi gereklidir. Sözleşme yazılı olarak düzenlenmiş ve davalı kefilin imzası bulunmaktadır; mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde imzanın davalının eli ürünü olduğu tespit edilmiştir. Kefaletin şekil koşullarına ilişkin olarak, kefalet tarihi itibariyle yürürlükte bulunmayan 6098 sayılı TBK'nın 583. maddesinde düzenlenen şekil şartlarının uygulanması mümkün olmadığından, kefalet sözleşmesi geçerlidir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Protokol kapsamında borcun kapatıldığı iddiası → ret

İddia: Davalı vekili, Mart 1998 tarihli protokol gereğince taşınmaz devri yapılmak suretiyle borcun kapatıldığını, teftiş kurulu raporunda riskin tasfiye edildiğinin belirtildiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Protokolde, dava dışı borçlu şirketin bankaya olan borçlarının tasfiyesi amacıyla davalılar ile borçlu şirketin taşınmazlarını satıcı lehine vefa hakkı şerhi ile toplam 600.000-USD değeri üzerinden bankaya devretmesi ve bu bedelin belirlenen taksitlerle ödenip vefa hakkının kullanılması halinde dava konusu kredi borcunun ödenmiş sayılacağı; bedelin ödenmemesi halinde protokolün geçersiz sayılacağı kararlaştırılmıştır. Taşınmaz devri gerçekleşmiş ve banka alacağını üçüncü kişiye temlik etmiş olsa da, protokolde belirtilen 600.000-USD bedel davalılar ve borçlu şirket tarafından bankaya ödenmemiş, davalıların da ödeme iddiası bulunmamaktadır; ödeme yapılmadığından vefa hakkı kapsamında taşınmazlar iade edilmemiş, banka tarafından üçüncü şahıslara satılmıştır. Bu nedenle protokolün 6. maddesi kapsamında dava konusu borcun ödendiğinin kabulü mümkün değildir. Teftiş kurulu raporunda, taşınmazların devir bedelinin borçlu şirketin diğer grup şirketlerinin borçlarından mahsup edildiği tespit edilmiş olsa da, protokolün vefa hakkı ve bedelinin ödenmesine ilişkin hükümlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle borcun ödendiği kabul edilemeyeceğinden, mahkemece takip ve dava konusu borcun ödenmediğinin kabulü yerinde bulunmuştur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Müteselsil kefilin temerrüt tarihinin belirlenmesi (kat ihtarının tebliğ edilememesi) → ret

İddia: Davacı vekili, davalı kefillere kat ihtarı tebliğ edilememiş olsa da sözleşme hükmü gereği kat tarihi itibariyle temerrüde düştüklerini, bu nedenle mahkemece eksik alacağa hükmedildiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: 6102 sayılı TTK'nın 7/1 maddesi icra takip tarihinden sonra yürürlüğe girmiş ise de, kanunun yürürlüğünden önce de yargı uygulaması aynı yönde olup, kefile asıl borçlunun ödemeyi yapmadığı veya yerine getirmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez. Asıl borçlunun borcunu ödemediği müteselsil kefile ihbar edilmedikçe, asıl borçlunun temerrüdü nedeniyle oluşan temerrüt faizinden müteselsil kefil sorumlu tutulamaz; ancak kefil kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumlu olacağından, kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve ferilerinden sınırsız olarak sorumlu tutulabilir. Somut olayda kendisine kat ihtarı tebliğ edilemeyen davalı kefiller açısından temerrüdün takip tarihi itibariyle oluştuğunun kabulü ile kefalet limiti kadar alacaktan sorumlu tutulmaları yerindedir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Kararın, TBK'nın 598. maddesindeki kefalete ilişkin 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmişe etkisinin 6101 sayılı Kanunun 5. maddesi çerçevesinde nasıl hesaplanacağına ve müteselsil kefilin temerrüdünün, kendisine ihtar tebliğ edilememesi halinde ne zaman oluşacağına ilişkin tespitleri, benzer bankacılık kaynaklı kefalet uyuşmazlıklarında bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır.

Usul tespitleri

Zamanaşımı
Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde, 5020 sayılı Kanunla 4389 sayılı Bankalar Kanununa eklenen ek 3. madde ve 5411 sayılı Kanunun 141. maddesi uyarınca zamanaşımı süresi 20 yıldır; süre alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar.
Hak düşürücü süre
Gerçek kişi kefaletinde TBK'nın 598. maddesiyle getirilen 10 yıllık hak düşürücü süre, kefalet tarihinde bu düzenleme yürürlükte değilse, 6101 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten (01.07.2012) itibaren işlemeye başlar; bu tarih itibariyle süre dolmuşsa hak sahipleri TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanır, ancak bu ek süre TBK'da öngörülen süreden uzun olamaz.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
itirazın iptali müteselsil kefalet fon alacağı zamanaşımı hak düşürücü süre kefalette şekil şartı protokol ile borcun tasfiyesi vefa hakkı kefilin temerrüdü icra inkar tazminatı

Atıf yapılan mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — TBK 598TBK 598/3 · 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun — 6101 sayılı Kanun 16101 sayılı Kanun 26101 sayılı Kanun 56101 sayılı Kanun 5/2 · 818 sayılı (mülga) Borçlar Kanunu (eBK) — 818 sayılı BK 484 · 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — 6098 sayılı TBK 583 · 5020 sayılı Kanun — 5020 sayılı Kanun 27 · 4389 sayılı Bankalar Kanunu — 4389 sayılı Bankalar Kanunu ek 3 · 5411 sayılı Kanun — 5411 sayılı Kanun 141 · 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) — TTK 7/1

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2021/2169

KARAR NO 2024/1337

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 12/01/2021

NUMARASI 2014/49 Esas - 2021/13 Karar

DAVA

İtirazın İptali (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)

Davanın kısmen kabulüne-reddine ilişkin kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; müvekkili bankanın külli halefi konumunda olduğu .. ile ... San. ve Tic. AŞ arasında akdedilen 50.000-USD bedelli genel kredi sözleşmesini davalıların müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıklarını, davalıların sözleşmelere istinaden ...'e verilen 50.000-USD kredi borcunun kapatıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, konu ile ilgili olarak müvekkili banka Teftiş Kurulu Başkanlığının 20.01.2006 tarih ve 2 sayılı inceleme raporunda açık olarak davalıların kredi borcunun geri ödenmediğinin tespit edildiğini, Beşiktaş ... Noterliğinin 14.04.2008 tarihli ihtarname ile kredi hesaplarının kat edildiğini ve davalıların 18.04.2008 tarihinde temerrüde düştüklerini, davalıların kefalet limiti 50.000-USD olduğundan 28.05.2008 tarihi itibariyle davalıların borcunun 51.286,25-USD'ye ulaştığını, bu miktar açısından itirazın iptali gerektiğini, müvekkili banka açısından dava zamanaşımı 5411 sayılı kanun gereğince 20 yıl olup, davalıların zaman aşımına ilişkin iddialarının hukuki dayanağının bulunmadığını belirterek, davalıların itirazının iptali ile takibin 51.286,25-USD üzerinden takibin devamını, davalılar aleyhine %40 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı ... vekili; bir yıllık sürede açılmayan itirazın iptali davasının usulden reddi gerektiğini, sözleşme kefil sıfatıyla imzalanmadığı gibi, sözleşmedeki yazı ve imzayı kabul etmediklerini, sözleşmenin TBK'nın 583. maddesine uygun düzenlenmediğini, davanın zaman aşımına uğradığını, sözleşme 19.03.1998 tarihinde imzalandığından TBK'nın 598. maddesi gereğince 10 yılın geçmesiyle 2008 yılında sona erdiğini, kat ihtarının müvekkiline tebliğ edilmediğini, bu nedenle müvekkilinin temerrüde düşmediğini, borcu aslı ile ferilerine itirazlarının bulunduğunu, ayrıca ayrıca icra inkar tazminatı talebinin de reddi gerektiğini belirterek, davanın reddi ile davacı aleyhine %40'tan az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı ... vekili; icra takibine itiraz dilekçelerinde de belirttikleri üzere davaya konu borcu kabul etmediklerini, davanın ödeme emrine itiraz tarihinden bir buçuk yıl sonra açıldığını, dolayısıyla dava açma süresinin geçirildiğini, dava dilekçesinde belirtilen alacak iddialarına da itiraz ettiklerini, 1994-1995 yıllarında o dönem ... bank vekili olan Av. ... ile protokol yapılarak ... grubunun borçlarının kapatıldığını, bu sözleşmenin ... bank AŞ kayıtlarında mevcut olduğunu, ayrıca alacağın zamanaşımına uğradığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece; davanın dayanağının fon alacağına ilişkin olduğu, ihtarname tarihinin 14.04.2008, icra takip tarihinin de 23.05.2008 olduğu, 26/12/2003 tarihinde yürürlüğe giren 5020 sayılı yasa ile 4389 sayılı yasaya eklenen ek 3 maddesi uyarınca, ayrıca 5411 sayılı yasanın 141. maddesi gereğince fon alacağının 20 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ve zamanaşımının alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlayacağı, kat ihtarı tarihi itibari ile söz konusu maddenin yürürlüğe girdiği 26.12.2003 tarihinde henüz on yılını doldurmamış tüm Fon alacaklarına ilişkin zamanaşımı süresi yirmi yıla uzadığından, davalıların zamanaşımı defilerinin yerinde görülmediği, sözleşmedeki kefil imzalarının davalının eli ürünü olduğu tespit edilmekle davalı ...'nun imza itirazının yerinde olmadığı, sözleşmenin 57.

maddesi nazara alınarak davacı bankanın sunmuş olduğu akdi faiz oranlarına göre cari faizin %12 olduğu ve bu orana göre %70 fazlası ile %20.40 temerrüt faiz talebinin yerinde olduğu, davalı kefillere tebligat yapılamadığından kefiller bakımından 23.05.2008 takip tarihinde temerrüdün gerçekleştiği, ... bank ile dava dışı ... San. ve Tic. A.Ş. arasında imzalanan umumi kredi taahhütnamesi çerçevesinde, dava dışı asıl borçlu şirkete döviz kredi hesabı açılarak kullandırılmış olduğu ve davalıların da sözleşmeyi 50.000-USD kefalet limiti ile müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladıkları, 14.04.2008 tarihli kat ihtarının davalılara tebliğ edilemediği ve kefiller bakımından 23.05.2008 takip tarihinde temerrüdün gerçekleştiği, davalıların müteselsil kefil sıfatıyla kullanılan döviz kredisi nedeniyle davacı bankaya borçlu bulundukları, davacı bankanın davalılardan 23.05.2008 takip (temerrüt tarihi) itibarıyla (kefalet limiti ile sınırlı olarak) 50.000-USD asıl alacak tutarınca alacaklı bulunduğu, davacı bankanın asıl alacak talebinin tespitlerini aşan kısmının yerinde olmadığı, ayrıca davacı bankanın davalıların henüz temerrütlerinin oluşmadığı 18.04.2008 tarihinden itibaren temerrüt faizi talep ettiği, ancak 23.05.2008 temerrüt (takip) tarihinden itibaren temerrüt faizi talep edilebileceği, davalı vekili kefalet sözleşmesinin şekil şartlarına aykırı olduğu savunulmuş ise de;

genel kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 484. maddesine uygun olarak kefalet tesis edildiği, yukarıda izah edildiği üzere zamanaşımı defi yerinde olmadığı gibi, TBK'nın Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 sayılı Kanunun 1. maddesinin son cümlesi ve 5/2. maddeleri yollaması ile 6098 sayılı TBK'nın 598/3. maddesinde belirtilen sürenin de icra takip tarihi nazara alınarak sona ermediği, davalı tarafça protokol ile borçların kapatıldığının iddia edildiği, Mart 1998 tarihli protokol ve tüm dosya kapsamı incelendiğinde; protokolün 14. maddesinde protokolün borcun nakli temdidi ve tecdidi anlamına gelmediği, 13. maddesinde protokolün borçlu ve kefillerce imzalanmış umumi kredi taahhütnamelerinin ayrılmaz bir parçası ve eki olduğu, 6.

maddede protokol kapsamındaki ödemeler yapılmak suretiyle vefa hakkının kullanılması halinde, işbu protokol konusu 75.000-USD'nin ödenmiş sayılacağı ve 12. maddesinde de protokol şartlarına uyulmaması halinde hiç bir ihtara gerek olmadan protokolün hükümsüz olacağının düzenlendiği, ancak protokol şartlarının yerine getirildiği davalı tarafından ispat edilemediği gibi, dosya ve banka kayıtlarından da anlaşılamadığı, ayrıca protokolde bahsi geçen taşınmazlara ilişkin tapu yazı cevabından anlaşıldığı üzere, vefa hakkının kullanılmadığı belirlenmiş olmakla, davalı savunmasına itibar edilmediği gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, davalıların itirazının 50.000-USD bakımından iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, asıl alacak 50.000-USD'ye takip tarihinden itibaren yıllık %20,40 oranında akdi temerrüt faizi ve bu faiz üzerinden %5 gider vergisi uygulanmasına, fazla istemin reddine, 50.000-USD asıl alacağın takip tarihindeki kur üzerinden belirlenen karşılığının %40'ı olan 24.912-TL icra inkar tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

1-Davacı vekili; davalıların sözleşmede bankanın hesabı kat ettiği tarihte temerrüde düşeceklerini kabul ettiklerini, ayrıca adres değişikliğinin bankaya bildirileceği, aksi halde yapılacak tebligatın iadesi halinde dahi tebligat yapıldığının kabul olunacağının hüküm altına alındığını, dolayısıyla İİK'nın 68/b maddesine göre değil, sözleşmeye göre temerrüt tarihlinin kat tarihi olarak kabulünün gerektiğini, bu nedenle temerrüdün 14.04.2008 tarihinde gerçekleştiğinin kabulü ile 51.286,25-USD üzerinden takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.

2- Davalı ... vekili; TBK'nın 598. maddesi gereğince kefaletin ancak 10 yıl süre ile geçerli olacağını, 6101 sayılı kanunun 2. maddesi gereği TBK hükümlerinin geçmişe etkili olacağını, kefalet tarihi 19.03.1998 olup 10 yıllık sürenin 19.03.2008 tarihinde dolduğunu, 6098 sayılı kanunda öngörülen bir yıllık sürenin de 01.07.2013 tarihinde sona erdiğini, bu nedenle alacağın takip edilebilirlik imkanının kalmadığını, kefalet sözleşmesinin TBK'nın 583. maddesindeki şartları taşımaması nedeniyle geçersiz olduğunu, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun kapatıldığını, Mart 1998 tarihli protokol gereğince müvekkilince iki taşınmazın davacıya devredildiğini, borcun bu şekilde kapatıldığını, bankanın teftiş kurulu raporunda riskin tasfiye edildiğinin belirtildiğini,davacının bakiye alacağı kalmadığını, sözleşmeden kaynaklanan kredinin ...

şirketinin eline geçmediğini, alınan bilirkişi raporlarında, kredi borcunun kapatıldığına yönelik itirazların dikkate alınmadığını, bu konuda getirtilen belgelerin incelenmediğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan takibe davalı müteselsil kefillerin vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacının külli halefi bulunduğu ...bank ile ile dava dışı asıl borçlu ... ... AŞ arasında 19.03.1998 tarihli 50.000-USD bedelli genel kredi sözleşmesi akdedildiği, davalıların da sözleşmeyi 50.000-USD kefalet limiti ile müteselsil kefil olarak imzaladıkları, sözleşme kapsamında borçlu şirkete döviz kredisi kullandırıldığı, kredi borcunun ödenmemesi üzerine kredi hesabı kat edilerek 14.04.2008 tarihli kat ihtarnamesinin keşide edildiği, ihtarnamenin asıl borçlu şirket ile davalı kefillere tebliğ edilemediği, borcun ödenmemesi üzerine davacı tarafından asıl borçlu şirket ile davalı kefiller aleyhine İstanbul ...

İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında 23.05.2008 tarihinde icra takibi başlatıldığı, davalı kefillerin ödeme emrine itirazı üzerine davalıların kefalet limiti dikkate alınarak 51.286,25-USD asıl alacağa yönelik itirazın iptali istemiyle işbu dava açılmıştır. Davalı vekilince davanın zamanaşımına uğradığı ileri sürülmüştür. 5020 sayılı Kanunun 27. maddesiyle 4389 sayılı Bankalar Kanununa eklenen ve 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. maddeyle, fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak düzenlenmiştir.Aynı süre 5411 sayılı kanunun 141. maddesinde de benimsenmiştir. Bu durumda dava tarihi itibariyle davaya konu alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlayan zamanaşımı süresi dolmamış olup, mahkemece davalının zamanaşımı definin reddine karar verilmesi yerindedir.

6098 sayılı TBK'nın 598. maddesi, "Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir." hükmünü içermektedir. 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 5. maddesinde ise "TBK'nın yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder.

Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, TBK'nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak TBK'da öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur. TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz." hükmü yer almaktadır. Gerçek kişilerin verdikleri kefalete ilişkin 10 yıllık hak düşürücü süre ilk kez 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesiyle getirilmiş olup, davaya konu kefaletname tarihi olan 19.03.1998 tarihi itibariyle bu düzenleme yürürlükte değildir.

Somut olayda TBK'nın yürürlük tarihi olan 01.07.2012 tarihi itibariyle 10 yıllık süre dolduğundan, davacının söz konusu kefaletnameye dayalı olarak 1 yıllık ek süre içinde 01.07.2013 tarihine kadar takipte bulunma hakkı olup, davacı tarafça işbu davaya dayanak icra takibi ise henüz TBK yürülüğe girmeden ,hak düşürücü süre kabul edilmeden 23.05.2008 tarihinde başlatıldığından davalı vekilinin hak düşürücü sürenin dolduğuna ilişkin istinaf nedeni haklı değildir. Kefalet sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 484. maddesi uyarınca; kefalet sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması ve kefilin sorumlu olduğu kefalet limiti olarak, belirli bir miktarın gösterilmesi gereklidir.

Somut olayda da sözleşme yazılı olarak düzenlenmiş ve davalı kefilin imzası bulunmaktadır. Davalı tarafça kefalet sözleşmesindeki imzaya itiraz edilmişse de mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde imzanın davalının eli ürünü olduğu tespit edilmiştir. Kefaletin şekil koşullarına ilişkin olarak kefalet tarihi itibariyle yürürlükte bulunmayan 6098 sayılı TBK'nın 583. maddesinde düzenlenen şekil şartlarının uygulanması ise mümkün olmadığından kefalet sözleşmesinin geçerli olduğunun kabulü gerekir. Davalı vekili tarafından Mart 1998 tarihinde düzenlenen protokol doğrultusunda müvekkilince davalıya taşınmaz devri yapılmak suretiyle borcun kapatıldığı ileri sürülmüştür. Davacı banka ile asıl borçlu şirket ve davalı kefiller arasında düzenlenen, bankanın kredi borçlusu ...

şirketinden olan alacaklarının 3. kişilere temliki ve kredi borcunun tasfiye edilmesine ilişkin protokolün 3. maddesinde, bankanın ... şirketinden olan alacağını, Beykoz ilçesinde bulunan ... parsel üzerindeki ... blok ... ve ... no'lu villaların bankaya devir ve tescili şartıyla temlik edeceği, banka tarafından davalıların kefaletiyle ... şirketine, iki villanın banka adına vefa hakkı ile satışını ve tescilini müteakip 50.000-USD dövize endeksli kredi kullandırılacağı ve yasal kesintiler toplamının 25.000-USD olacağı;

4. maddesinde, ... firmasının villaların banka adına temlik bedeli olarak tescilini sağlayacağı, 5. maddesinde, taşınmazların tapu kaydına belirlenen tarihlerde toplam 600.000-USD'nin ödenmesi, aksi halde sözleşmenin hükümsüz sayılacağı şerhi ile satıcı lehine vefa hakkı tesis edileceği, vefa hakkı sözleşmesinde villaların her birinin değerinin 300.000-USD olarak sayılacağı ve sözleşmenin 31.01.1999 tarihinde biteceği, 6. maddesinde, ödemeler yapılmak suretiyle vefa hakkının kullanılması halinde 75.000-USD'nin ödenmiş sayılacağı, 7. maddesinde, 5. maddede belirtilen temlik bedeli ödenmediği takdirde protokol hükümlerinin geçersiz sayılacağı, bankanın vefa hakkı kurulmamış gibi villaları dilediği kişilere satabileceği;

8. maddesinde, ... tarafından banka alacağının protokoldeki vadelerde ödenmemesi halinde, bankaya yapılan ödemelerin iade edilmeyeceği, firma ve kefillerin bununla ilgili olarak bankadan hak ve alacak talep etmeyeceği, 9. maddesinde, bankanın ... şirketinden olan alacak haklarını, 2 villanın adına tescilini müteakip ... ya da göstereceği kişilere temlik edeceği, 10. maddesinde, banka ile ..., ..., ..., ..., .... ve ... firmaları arasında akdedilen 24.04.1996 tarihli protokol konusu kredi alacaklarını temlik alan ile kefillerin taahhüt ve garanti ettikleri, bunlardan kaynaklanan borç bulunmaması halinde bankanın villaları en geç 31.01.1999 tarihine kadar geri satacağı, 11. maddesinde, borcun 5.

madde doğrultusunda tamamen ödenmesi halinde ... firmasının ve 24.04.1996 tarihli protokole taraf firmaların kredi borçlarının kapatılması ve hiç borçlarının kalmaması halinde ... ve önceki protokol tarafı firmalar ile kefillerin ibra edileceği hususları hüküm altına alınmıştır. Protokolde; dava dışı müflis ... şirketinin davacı bankaya olan borçlarının tasfiyesi amacıyla davalılar ile dava dışı ... şirketinin iki taşınmazı satıcı lehine konulacak vefa hakkı şerhi ile toplam 600.000-USD değeri üzerinden davacı bankaya devretmesi, villaların değeri toplamı olan 600.000-USD'nin belirlenen taksitler halinde bankaya ödenmesi ve vefa hakkının kullanılması halinde protokol gereği işbu dava konusu edilen kredi borcunun ödenmiş sayılacağı, 600.000-USD'nin ödenmemesi halinde ise protokol geçersiz sayılarak bankanın villaları 3.

kişilere satma hakkına haiz olacağı, taşınmazların bankaya devrini müteakip bankaca ... şirketinden olan alacağın ... ya da göstereceği kişilere temlik edeceği kararlaştırılmıştır. İşbu dava konusu borcun ödenmiş sayılmasının koşulu ise taşınmazların bedeline ilişkin olarak bankaya ödemeler yapılarak vefa hakkının kullanılması olarak belirlenmiştir. Davacı bankaya taşınmaz devri gerçekleşmiş ve davacı banka da ... şirketinden olan alacağını 3. kişiye temlik etmiştir. Ancak davalılar ve dava dışı ... şirketince protokolde belirtilen 600.000-USD bedel davacı bankaya ödenmemiş olup, davalıların da ödeme iddiası bulunmamaktadır.Ödeme yapılmadığından vefa hakkı kapsamında taşınmazlar iadesi edilmemiş banka tarafından üçüncü şahıslara satılmıştır.

Protokolün 6. maddesi kapsamında dava konusu borcun ödendiğinin kabulü mümkün değildir. Davacı banka teftiş kurulu raporu ile tespit edildiği üzere, protokol gereği alınan taşınmazların 71.100.000.000-eTL olarak belirlenen değeri nispetinde paranın tümü ... şirketinin borcunun tasfiyesinde kullanılması gerekirken, dava dışı ... şirketinin işbu dava konusu kredi borcundan ve diğer grup şirketlerinin borçlarından mahsup edilmiştir. Bankanın o dönemde düzenlenen hesap ekstresinde de bu kayıt mevcuttur. Teftiş Kurulu raporunda, 19.03.1998 tarihinde ... şirketine kullandırılan dövize endeksli kredinin, bankaya devredilen taşınmazların kayıt tutarından 31.03.1998 tarihinde aktarılan 12.576.833.089-eTL ile tasfiye edildiği belirtilerek, bu tutarın ...

şirketinin riskinden mahsup edilmesi, kullandığı krediyle ilgili ödeme yapmayan ... firması ile kefillerinden ise 50.000-USD kredinin faizlendirilerek talep edilmesi gerektiği kanaati bildirilmiştir. Bu haliyle protokolün vefa hakkı ve bedelinin ödenmesine ilişkin hükümlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle ödendiği kabul edilemeyecek olan dava konusu alacak, hataen bankaca kendisine devredilmiş olan taşınmazların devir bedeli ile tasfiye edilmiş ise de, bankaca düzenlenen teftiş kurulu raporu doğrultusunda alacağın tahsili için kat ihtarı keşidesini müteakip dava dayanağı icra takibi başlatılmıştır. Bu nedenle mahkemece takip ve dava konusu borcun ödenmediğinin kabulü yerinde bulunmuştur. Davacı vekili ise, davalı kefillere kat ihtarı tebliğ edilememiş olsa da sözleşme hükmü gereği kat tarihi itibariyle temerrüde düştükleri, bu nedenle mahkemece eksik alacağa hükmedildiği ileri sürülmüştür.

6102 sayılı TTK’nın 7/1 maddesi icra takip tarihinden sonra yürürlüğe girmiş ise de ; kanunun yürürlüğünden evvel de yargı uygulaması aynı yönde olup ; kefile, taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez.” Buna göre asıl borçlunun borcunu ödemediği müteselsil kefile ihbar edilmedikçe, asıl borçlunun temerrüdü nedeniyle oluşan temerrüt faizinden müteselsil kefil sorumlu tutulamaz. Ancak kefil kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumlu olacağından, kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve ferilerinden sınırsız olarak sorumlu tutulabilir. Bu nedenle somut olayda kendisine kat ihtarı tebliğ edilemeyen davalı kefiller açısından temerrütün takip tarihi itibariyle oluştuğunun kabulü ile kefalet limiti kadar alacak nedeniyle sorumlu tutulmaları yerindedir.

Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin davalıların temerrüdüne ilişkin ile davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı ... ve katılma yoluyla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Alınması gereken 7.596,76-TL istinaf karar harcından davalı ... tarafından peşin yatırılan 1.899,20-TL harcın mahsubu ile bakiye 5.697,56-TL harcın bu davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı ve davalı ... tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.26/09/2024

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/111823 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.