6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Alacak

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/7552 E. 2023/2296 K. ·

Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Haksız rekabet

Usul tespitleri

Dava şartı
dava şartı

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
rekabet etmeme yükümlülüğü know-how çalışma özgürlüğü genel işlem koşulları haklı fesih basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü kar mahrumiyeti haksız fesih franchise sözleşmesi genel işlem koşulu mahrum kalınan kâr kazanç kaybı hizmet bedeli yokluk rekabet yasağı kâr mahrumiyeti sözleşmenin feshi maktu vekalet ücreti basiretli tacir cezai şart kesinlik sınırı oy yasağı dürüstlük kuralı ispat yükü pasif husumet fesih kâr kaybı kaldırma ve yeniden hüküm protokol ihtar geçersizlik taahhütname tacir ilk derece kararının kaldırılması dava sebebi yükleten (shipper) dahili dava vekalet ücreti istinaf yoluna başvurulabilirlik husumet

Atıf yapılan mevzuat: TMK · TBK — TBK 20TBK 27TBK 35TBK 50TBK 138TBK 445 · HMK

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI : 2015/323 E., 2017/699 K

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda:

Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

Dosya içeriğine göre davalılar vekili tarafından temyize konu edilen toplam miktar 20.000,00 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 78.630,00 TL’nin altında kaldığından

davalılar vekilinin temyiz isteminin miktardan reddine ve ayrıca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar vermek gerekmiştir.

Davacı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilerek Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı ile 08.10.2012 tarihinde 5 yıl süreli olarak franchise sözleşmesi imzaladığını, ek protokol ile sözleşmenin 01.02.2013 tarihinde yürürlüğe gireceğinin kararlaştırıldığını, davalı şirketin 20.12.2013 tarihinde keşide ettiği fesih bildirimi ile sözleşmeyi tek taraflı iradesi ile feshettiğini, feshin haklı bir sebebe dayanmadığını, davalının haksız fesih nedeniyle davacının sözleşmeden kaynaklanan zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu, ayrıca sözleşmede düzenlenen bir yıl süreyle rekabet etmeme taahhüdünü de ihlâl ettiğinden sözleşme ile kararlaştırılan cezai şartı da ödemesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak sözleşmenin süresinden önce feshedilmiş olması nedeniyle mahrum kalınan kazanç kaybı olarak 145.590,04 TL'nin, rekabet etmeme taahhüdünü ihlâl sebebiyle 145.590,04 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davalı ...'ün davada pasif husumetinin bulunmadığını, söz konusu sözleşmenin davacının baskı ve yönlendirmesi sonucu davalı şirket tarafından imzalandığını, sözleşme öncesi dönemde davalı şirkete yanlış ve eksik bilgi verildiğini, sözleşme kapsamında çok önemli "know-how" aktarımı yapılacağının ve sözleşmenin istenilen zamanda sonlandırılacağının taahhüt edildiğini, böylelikle davacı şirketin kasıtlı olarak yanıltıldığını, sözleşmenin çok kısa süre yürürlükte kaldığını, mahrum kalınan kazançın ne şekilde hesaplandığının anlaşılamadığını, sözleşmenin genel işlem koşulları içerdiğini, açık olmayan kayıtların düzenlenenin aleyhine yorumlanmasının gerektiğini, genel işlem koşullarına dürüstlük kuralına aykırı olarak karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı hükümlerin konulamayacağını, sözleşmede kararlaştırılan rekabet yasağının davalının ekonomik özgürlüğünü ortadan kaldırdığını, davacının sözleşmede üzerine düşen edimleri yerine getirmediğini bu nedenle sözleşmenin feshinin haklı olduğunu, ayrıca sözleşmenin rekabetin korunması hakkındaki mevzuata da aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalıya sözleşme gereği vermesi gereken "know-how" hizmetini yeteri kadar vermediği, davalının desteklenmediği, bu sebeple vergi kayıtlarına göre sözleşme sonrası davalının satışının artmasına rağmen kârının düştüğü, sözleşme içeriğinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 20 nci maddesi bağlamında davalı aleyhine bir çok yaptırım bulunduğu, bu hususun 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi ve 6098 sayılı Kanun'un 138 inci maddesi bağlamında değerlendirilmesi gerektiği, davalının sözleşmeyi haklı olarak feshettiği, bu sebeple davacının fesihten kaynaklı tazminat ve cezai şart talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; sözleşmenin haklı nedenle feshedilip feshedilmediği noktasında kök ve ek raporlar arasında çelişki bulunduğunu, bu çelişki giderilmeden İlk Derece Mahkemesince karar verildiğini, sözleşmede fesihten önce bildirim şartı bulunduğunu ancak davalının bildirimsiz fesihte bulunduğunu, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği yönündeki İlk Derece Mahkemesi değerlendirmesinin hatalı olduğunu, "know-how" yükümlülüğünün yerine getirilmediği yönündeki değerlendirmenin, el kitabının verilmemesine bağlanmış olmasının hatalı olduğunu, davalı tarafın bu yönde bir iddiasının dahi bulunmadığını, hatta bu yükümlülük kapsamında uygunluk sertifikaları düzenlendiğini, davalı şirketin de dahil edildiği kampanyalar düzenlendiğini, davalının kâr marjındaki düşüşün pek çok sebepten kaynaklanabileceğini, bu durumun davacı aleyhine yorumlanamayacağını, rekabet etmeme yükümlülüğüne ilişkin hükmün tamamıyla geçersiz görülmesi yerine 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesi kapsamında hakimin müdahalesiyle sınırlandırılabileceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının sözleşme öncesi sorumluluk ilkesine dayandığı, sözleşme öncesinde yapılan bilgilendirmelerde, sistemden istenildiği zaman cezai şart ödenmeksizin çıkılabileceği yönünde bilgi verildiğini, sözleşme içeriğine dair yeterli bilgilendirme yapılmadığını ileri sürdüğü, basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü olan davalı şirketin, sözleşmeyi imzalamış olması nedeniyle sözleşme içeriğine ilişkin bilgilendirilmediği ve aldatıldığı yönündeki iddiasının yerinde olmadığı, bu hususun ispatlanamadığı, davalı sözleşmenin feshi nedeni olarak davacının "know-how" yükümlülüğünün yerine getirmediğini ileri sürdüğü ancak davalının bu nedenle sözleşmeyi haklı bir sebeple sona erdirdiği kanaatini oluşturacak dosyaya yansıyan bir delil bulunmadığı, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin davacı tarafından yerine getirilmediği iddia edilmiş olmasına rağmen, sözleşmenin 10 aydan fazla bir süre yürürlükte kaldığı ve bu süre içerisinde edimlerin yerine getirilmesi için davalı tarafından davacıya herhangi bir ihtarda bulunulmadığı, kaldı ki sözleşmenin 19.1 inci maddesinde bildirim sonrası fesih halinin düzenlendiği, davalının sözleşmeyi bildirimsiz olarak feshettiği, somut olay açısından, uygulamadaki sözleşmelerin kapsam, şekil ve içerikleri itibariyle sözleşme metninin özdeş olup olmadığı, sözleşme koşullarının müzakere edilip edilmediği hususlarında dosyaya yansıyan bir delil olmadığı gibi sözleşme öncesi sorumluluk iddiasının da ispatlanamadığı, davalı tarafından sözleşmenin haklı bir neden olmaksızın feshedildiği kanaatine varıldığı, sözleşmenin 19.2 maddesinde, rekabet etmeme yükümlülüğünün düzenlendiği, coğrafi sınırın ise tüm Ülke olarak belirlendiği, rekabet sözleşmesinin, 6098 sayılı Kanun'un 26 ve 27 nci maddesindeki sınırlamalara uygun olması gerektiği, somut olayda, rekabet yasağı sınırlarının, çalışma özgürlüğünü ihlal edecek şekilde geniş olarak belirlendiği, bu nedenle cezai şarta ilişkin sözleşme hükmünün geçersiz olduğu, davacının ancak kâr mahrumiyeti talebinin yerinde olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 50 inci maddesindeki düzenlemeye istinaden yapılan değerlendirmede hizmet bedelinin sözleşme hükümlerine göre % 2.5 üzerinden düzenlendiği, davacı tarafın hizmet bedeli hesaplamalarının, yani fiili uygulamanın ise % 1.5 olduğu, fiili uygulamanın esas alınmasının tarafların zımni iradesi olarak kabul edilip bu iradeye üstünlük tanınması gerektiği, buna göre hesaplanan 85.852,05 TL üzerinden tarafların ekonomik durumu, davacının başka bir şirketle franchise sözleşmesi yaparak zararını azaltabilecek olması ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak takdiren 20.000,00 TL kâr kaybının davalılardan tahsili gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne 20.000,00 TL kar mahrumiyeti alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesinin rekabet etmemekle yükümlü kişilerin sınırlarının geniş belirlendiği ve bu nedenle cezai şartın geçerli görülemeyeceğine ilişkin değerlendirmeler haksız ve hukuka aykırı olduğunu, kar mahrumiyeti hesabına ilişkin değerlendirmelerin hatalı olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmede kar mahrumiyetinin ne şekilde hesaplanacağının belirlendiğini, hesaplamanın sözleşmedeki düzenlemeler esas alınarak yapılması gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesinde kararındaki kar mahrumiyeti hesabına ilişkin yaklaşım, açıkça yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu, kar mahrumiyeti hesabında yüzdelik oranın, taraflar arasındaki sözleşmenin açık düzenlemesine aykırı olarak %1.5 olarak belirlenemeyeceğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı tarafından sözleşmenin haklı bir neden olmaksızın feshedildiği yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının yerinde olmadığını, İlk Derece Mahkemesi yargılama sürecinde yapmış olduğu inceleme sonucunda, davacının sözleşmeden kaynaklanan ödevini yerine getirmediğini, bu sebeple sözleşmenin davalı açısından katlanılamaz hale geldiğini ve davalının sözleşmeyi 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi, 6098 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi ve 138 inci maddesi çerçevesinde haklı nedenle feshettiğini hükmedildiğini, kararda davalının haklı fesih gerekçelerinin belirtildiğini, içeriğinde 6098 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi uyarınca davalı aleyhine birçok yaptırım bulunan sözleşmenin 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi ve 6098 sayılı Kanun'un 138 inci maddeleri çerçevesinde davalı tarafından haklı olarak feshedildiğinin ispatlandığını, Bölge Adliye Mahkemesi kararında davacının know-how yükümlülüğünü yerine getirmediği hususunu davalının ispatlayamadığı belirtilmiş ise de ispat yükü davacı üzerinde olduğunu, davacının mahrum kaldığı kazanç payına ilişkin talebinde haklı olmadığını, davacı sözleşme öncesi dönemde davalıyı sözleşmenin içeriği hakkında yanlış ve eksik bilgilendirdiğini, davacı şirket tarafından sözleşme öncesi dönemde kasıtlı olarak yanıltılmasıyla sözleşmenin imzalanmasının sağlandığını, 6098 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca davacının tazminat talebi geçerli olmadığını, sözleşmede genel işlem koşulları mevcut olduğunu, genel işlem koşulu olarak tek taraflı şekilde davalı şirket aleyhine franchise sözleşmesinde yer alan tüm hükümlerin yoklukla malül olduğunu, davacı tarafından dikte ettirilen sözleşmelerin, rekabetin korunması hakkında mevzuata da aykırı olduğunu, davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, davalının taraflar arasındaki sözleşmeyi haklı nedenle feshedip etmediği, haklı nedenle feshetmemişse, davacı sözleşme uyarınca mahrum kalınan kazanç kaybı ve rekabet etmeme taahhüdünü ihlâl sebebiyle tazminat talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

Usul yönünden süz:
  • Grup muafiyeti

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/10309 E. 2014/1890 K.

    Ortak:

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Sözleşmenin Feshi

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/1505 E. 2020/4390 K.

    Ortak:

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2021/7552 E.  ,  2023/2296 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi

SAYISI 2020/459 Esas, 2021/815 Karar

HÜKÜM

Davanın kısmen kabulü

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2015/323 E., 2017/699 K

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda:

Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

Dosya içeriğine göre davalılar vekili tarafından temyize konu edilen toplam miktar 20.000,00 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 78.630,00 TL’nin altında kaldığından

davalılar vekilinin temyiz isteminin miktardan reddine ve ayrıca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar vermek gerekmiştir.

Davacı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilerek Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı ile 08.10.2012 tarihinde 5 yıl süreli olarak franchise sözleşmesi imzaladığını, ek protokol ile sözleşmenin 01.02.2013 tarihinde yürürlüğe gireceğinin kararlaştırıldığını, davalı şirketin 20.12.2013 tarihinde keşide ettiği fesih bildirimi ile sözleşmeyi tek taraflı iradesi ile feshettiğini, feshin haklı bir sebebe dayanmadığını, davalının haksız fesih nedeniyle davacının sözleşmeden kaynaklanan zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu, ayrıca sözleşmede düzenlenen bir yıl süreyle rekabet etmeme taahhüdünü de ihlâl ettiğinden sözleşme ile kararlaştırılan cezai şartı da ödemesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak sözleşmenin süresinden önce feshedilmiş olması nedeniyle mahrum kalınan kazanç kaybı olarak 145.590,04 TL'nin, rekabet etmeme taahhüdünü ihlâl sebebiyle 145.590,04 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davalı ...'ün davada pasif husumetinin bulunmadığını, söz konusu sözleşmenin davacının baskı ve yönlendirmesi sonucu davalı şirket tarafından imzalandığını, sözleşme öncesi dönemde davalı şirkete yanlış ve eksik bilgi verildiğini, sözleşme kapsamında çok önemli "know-how" aktarımı yapılacağının ve sözleşmenin istenilen zamanda sonlandırılacağının taahhüt edildiğini, böylelikle davacı şirketin kasıtlı olarak yanıltıldığını, sözleşmenin çok kısa süre yürürlükte kaldığını, mahrum kalınan kazançın ne şekilde hesaplandığının anlaşılamadığını, sözleşmenin genel işlem koşulları içerdiğini, açık olmayan kayıtların düzenlenenin aleyhine yorumlanmasının gerektiğini, genel işlem koşullarına dürüstlük kuralına aykırı olarak karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı hükümlerin konulamayacağını, sözleşmede kararlaştırılan rekabet yasağının davalının ekonomik özgürlüğünü ortadan kaldırdığını, davacının sözleşmede üzerine düşen edimleri yerine getirmediğini bu nedenle sözleşmenin feshinin haklı olduğunu, ayrıca sözleşmenin rekabetin korunması hakkındaki mevzuata da aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalıya sözleşme gereği vermesi gereken "know-how" hizmetini yeteri kadar vermediği, davalının desteklenmediği, bu sebeple vergi kayıtlarına göre sözleşme sonrası davalının satışının artmasına rağmen kârının düştüğü, sözleşme içeriğinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 20 nci maddesi bağlamında davalı aleyhine bir çok yaptırım bulunduğu, bu hususun 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi ve 6098 sayılı Kanun'un 138 inci maddesi bağlamında değerlendirilmesi gerektiği, davalının sözleşmeyi haklı olarak feshettiği, bu sebeple davacının fesihten kaynaklı tazminat ve cezai şart talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; sözleşmenin haklı nedenle feshedilip feshedilmediği noktasında kök ve ek raporlar arasında çelişki bulunduğunu, bu çelişki giderilmeden İlk Derece Mahkemesince karar verildiğini, sözleşmede fesihten önce bildirim şartı bulunduğunu ancak davalının bildirimsiz fesihte bulunduğunu, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği yönündeki İlk Derece Mahkemesi değerlendirmesinin hatalı olduğunu, "know-how" yükümlülüğünün yerine getirilmediği yönündeki değerlendirmenin, el kitabının verilmemesine bağlanmış olmasının hatalı olduğunu, davalı tarafın bu yönde bir iddiasının dahi bulunmadığını, hatta bu yükümlülük kapsamında uygunluk sertifikaları düzenlendiğini, davalı şirketin de dahil edildiği kampanyalar düzenlendiğini, davalının kâr marjındaki düşüşün pek çok sebepten kaynaklanabileceğini, bu durumun davacı aleyhine yorumlanamayacağını, rekabet etmeme yükümlülüğüne ilişkin hükmün tamamıyla geçersiz görülmesi yerine 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesi kapsamında hakimin müdahalesiyle sınırlandırılabileceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının sözleşme öncesi sorumluluk ilkesine dayandığı, sözleşme öncesinde yapılan bilgilendirmelerde, sistemden istenildiği zaman cezai şart ödenmeksizin çıkılabileceği yönünde bilgi verildiğini, sözleşme içeriğine dair yeterli bilgilendirme yapılmadığını ileri sürdüğü, basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü olan davalı şirketin, sözleşmeyi imzalamış olması nedeniyle sözleşme içeriğine ilişkin bilgilendirilmediği ve aldatıldığı yönündeki iddiasının yerinde olmadığı, bu hususun ispatlanamadığı, davalı sözleşmenin feshi nedeni olarak davacının "know-how" yükümlülüğünün yerine getirmediğini ileri sürdüğü ancak davalının bu nedenle sözleşmeyi haklı bir sebeple sona erdirdiği kanaatini oluşturacak dosyaya yansıyan bir delil bulunmadığı, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin davacı tarafından yerine getirilmediği iddia edilmiş olmasına rağmen, sözleşmenin 10 aydan fazla bir süre yürürlükte kaldığı ve bu süre içerisinde edimlerin yerine getirilmesi için davalı tarafından davacıya herhangi bir ihtarda bulunulmadığı, kaldı ki sözleşmenin 19.1 inci maddesinde bildirim sonrası fesih halinin düzenlendiği, davalının sözleşmeyi bildirimsiz olarak feshettiği, somut olay açısından, uygulamadaki sözleşmelerin kapsam, şekil ve içerikleri itibariyle sözleşme metninin özdeş olup olmadığı, sözleşme koşullarının müzakere edilip edilmediği hususlarında dosyaya yansıyan bir delil olmadığı gibi sözleşme öncesi sorumluluk iddiasının da ispatlanamadığı, davalı tarafından sözleşmenin haklı bir neden olmaksızın feshedildiği kanaatine varıldığı, sözleşmenin 19.2 maddesinde, rekabet etmeme yükümlülüğünün düzenlendiği, coğrafi sınırın ise tüm Ülke olarak belirlendiği, rekabet sözleşmesinin, 6098 sayılı Kanun'un 26 ve 27 nci maddesindeki sınırlamalara uygun olması gerektiği, somut olayda, rekabet yasağı sınırlarının, çalışma özgürlüğünü ihlal edecek şekilde geniş olarak belirlendiği, bu nedenle cezai şarta ilişkin sözleşme hükmünün geçersiz olduğu, davacının ancak kâr mahrumiyeti talebinin yerinde olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 50 inci maddesindeki düzenlemeye istinaden yapılan değerlendirmede hizmet bedelinin sözleşme hükümlerine göre % 2.5 üzerinden düzenlendiği, davacı tarafın hizmet bedeli hesaplamalarının, yani fiili uygulamanın ise % 1.5 olduğu, fiili uygulamanın esas alınmasının tarafların zımni iradesi olarak kabul edilip bu iradeye üstünlük tanınması gerektiği, buna göre hesaplanan 85.852,05 TL üzerinden tarafların ekonomik durumu, davacının başka bir şirketle franchise sözleşmesi yaparak zararını azaltabilecek olması ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak takdiren 20.000,00 TL kâr kaybının davalılardan tahsili gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne 20.000,00 TL kar mahrumiyeti alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesinin rekabet etmemekle yükümlü kişilerin sınırlarının geniş belirlendiği ve bu nedenle cezai şartın geçerli görülemeyeceğine ilişkin değerlendirmeler haksız ve hukuka aykırı olduğunu, kar mahrumiyeti hesabına ilişkin değerlendirmelerin hatalı olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmede kar mahrumiyetinin ne şekilde hesaplanacağının belirlendiğini, hesaplamanın sözleşmedeki düzenlemeler esas alınarak yapılması gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesinde kararındaki kar mahrumiyeti hesabına ilişkin yaklaşım, açıkça yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu, kar mahrumiyeti hesabında yüzdelik oranın, taraflar arasındaki sözleşmenin açık düzenlemesine aykırı olarak %1.5 olarak belirlenemeyeceğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı tarafından sözleşmenin haklı bir neden olmaksızın feshedildiği yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının yerinde olmadığını, İlk Derece Mahkemesi yargılama sürecinde yapmış olduğu inceleme sonucunda, davacının sözleşmeden kaynaklanan ödevini yerine getirmediğini, bu sebeple sözleşmenin davalı açısından katlanılamaz hale geldiğini ve davalının sözleşmeyi 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi, 6098 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi ve 138 inci maddesi çerçevesinde haklı nedenle feshettiğini hükmedildiğini, kararda davalının haklı fesih gerekçelerinin belirtildiğini, içeriğinde 6098 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi uyarınca davalı aleyhine birçok yaptırım bulunan sözleşmenin 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi ve 6098 sayılı Kanun'un 138 inci maddeleri çerçevesinde davalı tarafından haklı olarak feshedildiğinin ispatlandığını, Bölge Adliye Mahkemesi kararında davacının know-how yükümlülüğünü yerine getirmediği hususunu davalının ispatlayamadığı belirtilmiş ise de ispat yükü davacı üzerinde olduğunu, davacının mahrum kaldığı kazanç payına ilişkin talebinde haklı olmadığını, davacı sözleşme öncesi dönemde davalıyı sözleşmenin içeriği hakkında yanlış ve eksik bilgilendirdiğini, davacı şirket tarafından sözleşme öncesi dönemde kasıtlı olarak yanıltılmasıyla sözleşmenin imzalanmasının sağlandığını, 6098 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca davacının tazminat talebi geçerli olmadığını, sözleşmede genel işlem koşulları mevcut olduğunu, genel işlem koşulu olarak tek taraflı şekilde davalı şirket aleyhine franchise sözleşmesinde yer alan tüm hükümlerin yoklukla malül olduğunu, davacı tarafından dikte ettirilen sözleşmelerin, rekabetin korunması hakkında mevzuata da aykırı olduğunu, davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, davalının taraflar arasındaki sözleşmeyi haklı nedenle feshedip etmediği, haklı nedenle feshetmemişse, davacı sözleşme uyarınca mahrum kalınan kazanç kaybı ve rekabet etmeme taahhüdünü ihlâl sebebiyle tazminat talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

A. Davacı Temyizi Yönünden

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

B. Davalılar Temyizi Yönünden

Davalılar vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalılara iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

13.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1110027900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.