Kargonun yanlış kişiye tesliminde taşıyıcının pervasız kusuru ve müterafik kusur
İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2021/2232 E. 2024/1917 K. · · İlk derece: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Tazminatkaldırma ve esas hakkında yeniden hükümKesin
★ EmsalZamanaşımı
Gerekçe özeti
Kargo taşımasında, taşıyıcının, alıcı olarak görünen kişinin gerçek kimliğini kontrol etmeksizin ikna yoluyla üçüncü kişilere teslim etmesi, taşıyıcının pervasızca davranışı sayılır ve taşıyıcıyı hem sorumluluktan kurtulma hem de sorumluluk sınırlamasından (TTK 882, 886) yararlanamaz hale getirir; bu durumda uzamış (3 yıllık) zamanaşımı süresi (TTK 855/5) uygulanır. Zarar miktarının belirlenmesinde, davacının dava öncesi talep dilekçelerinde ve ihtarnamesinde hakkını saklı tutmadan belirttiği tutar esas alınır; bilirkişi raporlarının daha yüksek hesapladığı tutarlara itibar edilmez. Gönderenin, kendi çalışanlarının belge/kimlik kontrolünde gerekli özeni göstermemiş olması ve bu ihmalin dolandırıcılığın fark edilmemesinde etkili olması, gönderen aleyhine müterafik kusur olarak değerlendirilebilir.
Ele alınan sorunlar
Davalı taşıyıcının kargoyu yanlış kişiye teslim etmesinden sorumluluğu → kabul
İddia: Davalı, emtiaların yanlış kişilere tesliminin davacı çalışanlarının da içinde bulunduğu organize bir dolandırıcılık eylemi sonucu meydana geldiğini, kendisinin kast veya pervasızca davranmadığını, sorumluluğunun bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla TTK 882 uyarınca sınırlı sorumlu olduğunu savunmuştur.
Gerekçe: TTK 875 ve 879 uyarınca taşıyıcı, eşyanın taşınmak üzere teslim alınmasından tesliminе kadar geçen sürede zıyaından sorumludur; TTK 876'ya göre ancak en yüksek özeni göstermesine rağmen kaçınamayacağı sebeplerle zarar meydana gelmişse sorumluluktan kurtulur. Davalının, kargoların varış biriminde alıcı olarak görünen kişilerin fiziki kimliğini görmek suretiyle teslim etmesi gerekirken, şube çalışanlarının ısrarcı ikna girişimleriyle etkilenerek kargoyu gerçek alıcı olmayan kişilere teslim ettiği hem davalının kendi beyanlarıyla hem dosya kapsamıyla sabittir. Kargoları teslim alan kişilerin elinde irsaliyeli fatura bulunması davalının teslim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Zarar, davalının sorumluluk alanındayken meydana gelmiştir; teslim alan kişilerin gerçek alıcı olmadığı halde onlara teslim eden davalı, emtianın ziyaında ağır kusurludur ve sorumluluktan kurtulmasını sağlayacak delil sunmamıştır. Emtianın kaybına pervasızca davranışla sebebiyet veren davalı, TTK 886 uyarınca sorumluluktan kurtulma hallerinden ve TTK 882'deki sorumluluk sınırlamasından yararlanamaz.
Gerekçe kaynağı: özgün
Zarar miktarının belirlenmesi (fatura toplamı mı, davacının talep dilekçelerinde/ihtarında hasrettiği miktar mı) → kısmi kabul
İddia: Davalı, ilk bilirkişi raporundaki (173.043,50-TL) hesaplamaya göre hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, hükme elverişli olmayan rapora itibar edildiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: TTK 880/1 gereği tazminata esas değer, eşyanın taşınmak üzere teslim alındığı yer ve zamandaki değerine göre; TTK 880/3 gereği piyasa fiyatı yoksa taşımadan hemen önceki satış bedeline göre belirlenir. Dosyadaki irsaliyeli faturalar ve davacının davalıya gönderdiği talep dilekçeleri incelendiğinde, davacının bir kısım faturalarda toplam bedelin bir bölümünü talep ettiği, hakkını saklı tutmadan bu şekilde talepte bulunduğu görülmüştür. Davacının 25/11/2015 tarihli ihtarnamesinin ekindeki liste toplamı (127.846-TL) ile önceki talep dilekçelerindeki miktarlar örtüşmektedir; davacı bu tutarın üzerinde teslim edilmemiş emtiaya ilişkin delil sunmamıştır. Bu nedenle davacının talep edebileceği azami tutar 127.846-TL olarak kabul edilmiş, bilirkişi heyetlerinin daha yüksek tutarlı hesaplamalarına itibar edilmemiştir. Emtianın satımı ile zayi olması arasında kısa bir süre bulunduğundan bilirkişi incelemesine gerek görülmeden fatura değeri esas alınmıştır.
Gerekçe kaynağı: düzeltme
Uzamış zamanaşımı süresinin uygulanması (TTK 855) → ret
İddia: Davalı, TTK 855 uyarınca 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, ıslahla artırılan talebin zamanaşımına uğradığını savunmuştur.
Gerekçe: TTK 855/1 uyarınca taşımadan doğan diğer zararlarda zamanaşımı süresi bir yıl olmakla birlikte, aynı maddenin 5. fıkrasına göre eşyanın zayi olması taşıyıcının kasıtlı veya pervasızca davranışından kaynaklanıyorsa sorumluluk üç yıllık zamanaşımına tabidir. Davaya konu emtianın zayi olması davalının pervasızca davranışından kaynaklandığından üç yıllık süre uygulanır. Taşımalar 2015 Eylül ayında gerçekleşmiş, dava 11/02/2016'da açılmış, ıslah 23/01/2018 tarihinde yapılmış olup üç yıllık süre ıslah tarihi itibariyle dolmamıştır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Davacının müterafik kusuru (TTK 875/2) → kısmi kabul
İddia: Davalı, olayla ilgili davacının bazı çalışanlarını işten çıkardığını, bir çalışanın açtığı işe iade davası dosyasının bulunduğunu, davacı çalışanlarının davranışlarının olaydaki etkisi nedeniyle davacının müterafik kusurlu sayılması gerektiğini savunmuştur.
Gerekçe: İlgili işe iade davası dosyasında alınan grafoloji uzmanı bilirkişi raporunda, olaydaki suistimalin temelini sahte kimliklerin oluşturduğu, bunun önlenmesinin belgelerin orijinalliğinin ve fotoğraf uyumunun kontrolüne yönelik eğitimlere bağlı olduğu belirtilmiştir. Davacı, o davada işçisinin belge kontrolünde özensizlik göstererek şirketi zarara uğrattığını savunarak feshi haklı gösterme çabası içinde olmuştur. Davacının uyguladığı satış yöntemi bakımından görevli çalışanlarına belge inceleme konusunda gerekli eğitimi vermemiş olması ve bu ihmalin dolandırıcılık eylemlerinin fark edilmemesinde önemli etken olması karşısında, davacının da zararın doğmasında müterafik kusurlu olduğu, zararın meydana gelmesinde takdiren %40 oranında kusurlu bulunduğunun kabulü somut olaya ve hakkaniyete uygun görülmüştür.
Gerekçe kaynağı: özgün
Sözleşmenin haksız feshi nedeniyle tazminat talebi → ret
Gerekçe: Davacının haksız fesih sebebiyle uğradığını ileri sürdüğü zararı ispat edemediği sonucuna varılarak bu talep reddedilmiştir.
Gerekçe kaynağı: düzeltme
Sözleşmedeki 10 günlük bildirim süresine uyulmadığı iddiası → tartışılmadı
İddia: Davalı istinaf dilekçesinde, sözleşmeye göre 10 gün içinde bildirim yapılması gerektiğini, ancak davacının taşımalardan 2 ay sonra ihtarname gönderdiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Bu husus yargılama aşamasında ileri sürülmemiştir. HMK'nın 357. maddesine göre yargılamada ileri sürülmemiş hususların istinaf aşamasında incelenmesi mümkün olmadığından, davalının bu istinaf nedeni incelenmemiştir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Kargo şirketinin, alıcı kimliğini fiziki olarak doğrulamadan sahte kimlikle ikna yoluyla teslim yapmasının TTK 886 kapsamında pervasız davranış sayılacağı ve buna bağlı olarak sorumluluk sınırlamasından yararlanılamayacağı ile TTK 855/5'teki uzamış zamanaşımının uygulanacağı hususunda; ayrıca dava öncesi talep belgelerinin zarar miktarının belirlenmesinde bilirkişi raporuna göre önceliği bulunduğu hususunda emsal niteliktedir.
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- TTK 855/1 uyarınca taşımadan doğan zararlarda zamanaşımı süresi bir yıl olmakla birlikte, TTK 855/5 gereği eşyanın zayi olması taşıyıcının kasıtlı veya pervasızca davranışından kaynaklanıyorsa sorumluluk üç yıllık zamanaşımına tabidir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
taşıma sözleşmesi↗ eşyanın zıyaı↗ taşıyıcının sorumluluğu↗ pervasız davranış↗ sorumluluk sınırlaması↗ uzamış zamanaşımı↗ müterafik kusur↗ ıslah↗ ihtarname↗
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2021/2232
KARAR NO 2024/1917
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 26/01/2021
NUMARASI 2016/149 Esas - 2021/41 Karar
DAVA
Tazminat (Taşıma Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ 26/12/2024
Davanın kısmen kabulü-reddine ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
Davacı vekili, müvekkilinin ev aletleri satan bir şirket olduğunu, taraflar arasındaki kargo sözleşmesine göre davalı kargo şirketinin, müvekkilinin müşterilerine sattığı malların taşıma işini üstlendiğini; ekte sundukları listede görülen kargoların davalı tarafından ilgili alıcılarına değil başka kişilere teslim edildiğini, bu yanlış teslimatlar sebebiyle müvekkilinin zarara uğradığını; bu kapsamda davalıya noterden gönderilen 25/11/2015 tarihli ihtarla alacak talebinde bulunulduğunu fakat davalının 127.846-TL zararı ödemediğini, bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere bu zararın şimdilik 28.000-TL’sini talep ettiklerini; ihtarnameden sonra davalının kargo sözleşmesini haksız olarak tek taraflı feshettiğini, bu nedenle ivedi olarak bir kargo şirketi bulmak zorunda kalan müvekkilinin ortalama 16.737-TL zarara uğradığını, haksız fesih sebebiyle uğranılan zararın da şimdilik 2.000-TL'sini talep ettiklerini ileri sürerek, kargoların yanlış kişilere teslimi sebebiyle doğmuş 127.846-TL'lik zararın şimdilik 28.000-TL'sinin ve haksız fesih sebebiyle oluşmuş 16.737-TL zararın şimdilik 2.000-TL'sinin olmak üzere toplam 30.000-TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
ISLAH
Davacı vekili 23/01/2018 tarihli ıslah dilekçesinde, bilirkişi raporuna göre 30.000-TL üzerinden yatırdıkları harcı tamamladıklarını ve dava değerini 143.043,50-TL arttırarak ıslah ettiklerini belirtmiş, davanın 173.043,50-TL olarak kabulüne karar verilmesini istemiştir.
CEVAP
Davalı vekili, mezkur taşımalar sebebiyle müvekkilinin sorumluluğu bulunmadığını, söz konusu olay sebebiyle Bakırköy CBS'nin 2015/11033 numaralı dosyada şikayette bulunulduğunu; 10/11/2015 tarihinde davacının müvekkilini arayarak, müvekkilinin Beşyol Acente Müdürlüğü çalışma alanlarında bulunan Depolarından 1-29 Eylül 2015 tarihlerinde taşıma faturaları ve alıcı bilgileri bulunan 35 adet kargonun asıl alıcılarına teslim edilmediği bilgisini vererek açıklama talebinde bulunduğunu, bunun üzerine yapılan araştırmada normal olmayan kayıtlara ulaşıldığını, kargoların tamamının şubede teslim edildiğinin görüldüğünü, bunun sebebinin kuryeler tarafından kargoların alıcı adreslerine götürüldüğü ancak adreslerin hayali olduğu ve telefonların da kapalı olması nedeniyle alıcılara ulaşılamadığından şubeye geri getirildiklerini, kural gereği üç gün içinde alıcı tarafından alınmadığı takdirde göndericisine iade edilmek üzere şubede bekletildikleri, bu esnada dolandırıcı şahısların şubeye gelip kargoları teslim aldıklarının tespit edildiğini;
sonrasında 35 adrese bizzat gidilerek bakıldığında adreslerin doğru olmadığı, bazıların hayali adres olduğu, bazısında alıcının tanınmadığı, telefon numaralarının faal olmadığı; ilgili şubelerin kamera kayıtlarının incelenmesinde 3 ayrı şahsın kargoları teslim aldığının belirlendiğini, bu kişilerin elindeki gerçek irsaliyeleri ibraz ederek, şube çalışanlarını ikna etmeye çalıştığı, yine cep telefonu üzerinde şubedeki çalışana alıcının kimlik fotokopisini göstererek ikna suretiyle kargoyu teslim almaya çalıştıklarını, şube çalışanlarını da telefondaki kişiyle görüştürerek şubede bulunan ...'a teslimatın yapılmasını sağladıklarını; kargoların teslim teyit nüshalarının incelenmesinde de 21 adetinin teslim teyidinin (teslim belgesinin) bulunduğunu, 14'ünün bulunamadığını, bu belgelerde ...
ve ... isimlerinin öne çıktığını, ...'in 21, ...'nın da 4 adet belgede alıcı olarak göründüğünü, diğer şahısların ise birer kargo aldıklarını; Emniyet tarafından yapılan araştırmada bu kişilerin kameradaki kişiler olmadığı ve sahte kimlik kullandıkları belirlenerek, gerçek şahıslara konu hakkında bilgilendirme yapıldığını, onların da Savcılığa şikayette bulunduğunu; kargoların taşıma faturalarının Beşyol Acente Müdürlüğü personellerince manuel olarak hazırlandığının tespit edildiğini, davacıdan alınmış irsaliyeli faturalar incelendiğinde, alıcılara ait telefonların doğru olmadığı, T.C. kimlik numaralarının alıcılara ait olduğu, satılan ürünlerin fatura tarihi ile taşıma faturasında kesilen kargoların tarihleri karşılaştırıldığında ürünlerin 1 veya 2 gün sonra çıkışının yapıldığının görüldüğünü;
davacının 3 ayrı personelinin 1-1,5 ay önce işten çıkartıldığının, bu kişilerden birinin senetle satışta usulsüzlük yapması, ikisinin de polis baskını sonucu müşterilere ait kimlik fotokopilerinin üzerlerinde çıkması sebebiyle istifa ettirildiklerinin öğrenildiğini; araştırmalar sonucunda suça konu kargoların göndericisi durumundaki davacıyı sahte kimliklerle dolandıran şahsıların daha sonra yine sahte kimlik ve belgelerle ikna suretiyle müvekkili çalışanlarını da dolandırdıklarını, dolandıran şahısların tespiti için ellerinde kargo teslim belgelerine imza atan ve kamera görüntüleri olan şahıslar olmakla beraber, bu şahıslara taşınan kargonun müşteri irsaliyesini veren ve içeriği telefon olduğu iddia edilen bu ürünlerin ne zaman kargoya verildiği bilgisini paylaşan ve yine alıcı olarak görülen kişilerin kimlik fotokopisini bu kişilerle paylaşan kişilerin de, bu işin içinde olduğunun ve bu şahısların da özellikle gönderici davacı bünyesinde çalışan personellerden birilerinin olduğunun tahmin edildiğini;
çok büyük bir dolandırıcılık olayının içinde kalan müvekkilinden fahiş tazminat talebinin haksız olduğunu; müvekkilinin TTKnın 875 gereğince sorumluluğunun bulunmadığını; kabul anlamına gelmemekle birlikte, TTK 882/1'e göre müvekkilinin sorumluğunun gönderinin net olmayan ağırlığının her bir kilogramı için 8,33 özel çekme hakkı kadar olabileceğini ve tam tazminat için TTK 886 uyarınca müvekkilinin kastının veya pervasız davranışının ispatlanması gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
ISLAHA CEVAP
Davalı vekili ıslah dilekçesine karşı süresi içinde UYAP'tan sunduğu 13/02/2018 havale tarihli dilekçesiyle, taşımanın 2015 yılında yapıldığını, TTK 855'e göre 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu itirazında bulunmuştur.
İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece, davacının davalıya noterden gönderdiği 25/11/2015 tarihli ihtarnameyle kargoların yanlış kişilere teslim edilmesinden kaynaklanan 127.846-TL zararın tebliğden itibaren 3 gün içinde ödenmesinin, gönderi bedellerinin cari hesaptan mahsup edilmesinin, ödenmiş ise iadesinin istenildiği, ihtarnamenin davalıya 27/11/2015 tarihinde tebliğ edildiği; sözleşmenin davalı tarafından tek taraflı olarak feshedildiği, ihtilafa konu taşıma içeriği emtiaların toplam fatura bedelinin 173.043,50-TL olduğunun tespit edildiği; diğer bir ihtilaf konusu olan 6.840-TL bedelli ürünün gönderisine iade edildiğine dair bir delil sunulmadığı, davaya konu taşımaların davalı tarafça yapıldığına ve alıcısından başka şahıslara teslim edildiğine dair uyuşmazlık bulunmadığı;
ihtilafın teslimat noktasında davalının kusurunun olup olmadığı, yani davacının mallarının elinden çıkmasına ve zarara uğramasına sebep olup olmadığı hususlarında toplandığı; bilirkişi raporuna göre davacının taşıma konusu emtialarının alıcılarının adreste bulunmadığından bahisle kargo şubesine getirildiği, burada da dolandırıcı kişiler tarafından iradeleri yanıltılarak teslim alındığı; dolandırıcılık nedeniyle soruşturmaya konu olan suça istinaden davalı çalışanlarının değil, dolandırıcıların kusurlu ve suçlu olduğu savunulmuş ise de, anılan madde hükmüne göre davalı çalışanlarının gönderinin tesliminde şubeye başvuran kişinin irsaliyeli fatura ve kargo fişinde yer alan gerçek muhatap olup olmadığını, resmi kimlik belgesi ile tespit etmeleri ve o şekilde teslimat yapmaları gerektiği, TTKnın 886'ya göre davalının kasten olmasa da kendinden beklenen özeni göstermeyip pervasızca davranarak davacının zararına sebep olduğu, dolayısıyla sorumluluk sınırlamalarından yararlanamayacağı kanaatine varılmakla zararın fatura değeri üzerinden kabul edilerek 28.000-TL'nın 01/12/2015 tarihinden, 143.043,50-TL'nin ise ıslah tarihi olan 23/01/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi gerektiği;
davacının, haksız fesih sebebiyle uğradığı zararı ispat edemediğinden buna yönelik 2.000-TL talebinin kabul edilmediği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 28.000-TL'nin 01/12/2015, 143.043,50-TL'nin ıslah tarihi olan 23/01/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili, davacının dava dilekçesinde iki ayrı talepte bulunduğunu, birinci talebin kargoların yanlış kişilere teslimi sebebiyle uğranıldığı iddia edilen 127.846-TL'lik zararın şimdilik 28.000-TL'sinin; ikinci talebin ise, feshi sebebiyle 16.737-TL zarardan şimdilik 2.000-TL'nin ödenmesi olduğu,bilirkişi raporunda ilk talep için yapılan tespitte 173.043,50-TL zarar hesabı yapıldığını, bunun üzerine ıslahla 30.000-TL olan talebin 143.000-TL arttırılarak raporda belirtilen 173.043,50 TL'ye çıkartıldığını, bu haliyle davacının hangi dava konusunu arttırdığının belli olmadığını, tek talep varmış gibi ıslah yapıldığını, mahkemece bu hususta davacıya açıklama yaptırılmadığı gibi talepleri de ayrı ayrı hükme bağlamadığını;
dava dilekçesinde zararın 127.846-TL olduğunun iddia edildiğini ancak şimdilik 28.000-TL'sinin istenildiğinin belirtildiğini, dava açılmadan önce belirlenebilen bir alacak söz konusu olduğunu ve davacının belirlenen bu miktarı dilekçesinde belirttiğini, ancak daha sonra toplam belirlediği zarar miktarını aşacak şekilde talebini 173.043,50-TL'ye çıkardığını, dava açarken belirlenen miktarın üstüne çıkacak şekilde ıslah yapılmasının kabul edilemeyeceğini, zaten zararın 173.043,50-TL olmadığının sonradan alınan bilirkişi raporlarıyla tespit edildiğini ancak yine de bu miktar üzerinden hüküm kurulduğunu; TTK 885'e göre alacağın 1 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, olayın 2015 yılında gerçekleştiğini, bu nedenle de ıslahla ileri sürülen taleplerin zamanaşımına uğradığını;
20/03/2020 tarihli kök ve 22/12/2020 tarihli ek raporlarda hesaplanan tutara göre değil, hükme elverişli olmadığı belirtilen ilk bilirkişi raporundaki hesaplamaya göre hüküm kurulduğunu; emtiaların yanlış kişilere tesliminin davacı çalışanlarının da içinde bulunduğu organize dolandırıcılık eylemi sebebiyle meydana geldiğini, müvekkilinin kast ve pervasızca hareket ettiği yönündeki tespitin hatalı olduğunu, olayın oluş şeklinin yargılamada ortaya konulduğunu, davacının çalışanlarının eylemlerinin dolandırıcıların şubeye gelerek ürünleri teslim almalarını sağladığını, Bakırköy CBS'nin 2015/95538 sayılı soruşturma dosyasının huzurdaki davaya ilişkin kusur incelemesi ve verilecek karar bakımından ne kadar önemli olduğunu belirtmeye çalıştıklarını, bilirkişi incelemesi neticesinde;
"soruşturmalara konu taşımaların dava konusu talebe ilişkin taşımalar olduğu"nun belirlendiğini, bu tespitten sonra yapılacak kusur incelemesinin soruşturma dosyasındaki olaydan bağımsız yapılmasının mümkün olmadığını, bu dosya içeriği incelendiğinde, şüphelilerin onlarca sahte kimlik düzenleyerek davacıdan alışveriş yaptıkları ve davacı çalışanları ile birlikte hareket ettiklerinin anlaşıldığını, müvekkilinin bir kusuru olmadığını; soruşturma dosyasındaki davacı çalışanlarının ifadeleri ve beyanları okunduğunda bile müvekkilinin bir kusurunun olmadığı, organize bir dolandırıcılık olayına maruz kaldığının anlaşıldığını, bu hususta davacının şubesini işleten ...'nin ifadesini sunduklarını, ifadenin davacının kusurunu ortaya koyması bakımından da oldukça önemli olduğunu, zira davacının 30'dan fazla işlemi tek tek yaptığı, kimlikleri kendi sisteminden kontrol ettirdiği, aslını aldığı ancak kimliklerin sahte olduğunu anlayamadığı bu kişilere 180.000-TL'lik eşyayı satabildiğini, dolandırıcılardan zararını gideremeyeceğini anlayan davacının müvekkilinden zararını gidermeye çalıştığını, davacı çalışanlarının da dolandırıcılarla ortak hareket ettiklerine yönelik şüphe oluştuğunu ve soruşturmaya şüpheli sıfatıyla dahil edildiklerini, bu kapsamda davacının ...
şubesi müdürünün ifadesinin de önem arz ettiğini; davacının bu çalışanların sözleşmelerini feshettiğini ve işçilerin açtıkları davada kendi çalışanlarının dolandırıcılık eylemine iştirak ettiğini beyan ettiğini, bu anlamda davacı çalışanlarından ...'nın Bakırköy 32. İş Mahkemesi'nin 2017/1145 esas sayılı dosyasında davacı aleyhine işe iade davası açtığını, eldeki davanın davacısı şirketin işe iade davasındaki istinaf dilekçesinde o davadaki davacı işçinin dolandırıcılarla eylem ve fikir birliği içerisinde olduğunu iddia ettiğini; taraflar arasındaki kargo sözleşmesinin 3/A maddesinde; "... Kargo'nun taşıyacağı kargoların taşıma sırasında kaybolması veya taşımadan kaynaklanan nedenlerle hasar görmesi halinde, emtianın bedeli ve tazmin için gerekli belgelerin 10 gün içinde ...
kargo şubesine teslim edilmesi halinde gerekli inceleme başlatılır. inceleme sonucunda ...Kargo'nun kusurlu olduğunun tespiti halinde tazmin Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde gerçekleştirilir." ve 3/B maddesinde de "Firma herhangi bir kayıp veya hasar tazmini durumunda, gerekli belgeleri ibraz etmekle yükümlüdür. Aksi takdirde tazminat miktarı taşıma ücretiyle sınırlıdır." "Firma göndereceği kargolar için taşıma irsaliyesi vermekle yükümlüdür" düzenlemelerinin bulunduğunu, taşımaların 2015 Eylül ayında gerçekleştiği ancak davacının 27/11/2015 tarihinde yani 2 ay sonra ihtarname keşide ettiğini, kaldı ki, dolandırıcılık eyleminin ortaya çıkması ve söz konusu kargoların gerçek alıcılarına ulaşmadığı bilgisi davacı tarafından 05/10/2015 tarihinde bilinmekte olduğunu, bu tarihten sonra 10 gün içinde bildirim yapılmadığını;
sadece taşıma ücretini talep edilebileceği; kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkilin taşıyıcı olarak sınırlı sorumluluğun esas olduğunu, zararın tümünün talep edilemeyeceğini, SDR dikkate alındığından müvekkilinin talep edilebilecek miktarın 3.611,14-TL olduğunu; kabul anlamına gelmemek kaydıyla, TTK 875/2 ve TBK 52'ye göre müterafik kusura göre müvekkilinin sorumluluğunun belirlenmesi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılarak mahkemesine iadesine veya davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
Dava, taşıma sözleşmesi kapsamında emtiaların davalı kargo şirketi tarafından yanlış kişilere teslim edilmesi sebebiyle ve sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğinden bahisle davacının uğradığı zararın tahsili istemine ilişkindir.6102 sayılı TTK'nın 875 ve 879. maddeleri uyarınca taşıyıcı, eşyanın taşınmak üzere teslim alınmasından teslim edilmesine kadar geçecek süre içinde, eşyanın zıyaından, hasarından veya teslimindeki gecikmeden doğan zararlardan; kendi adamlarının, taşımanın yerine getirilmesi için yararlandığı kişilerin görevlerini yerine getirmeleri sırasındaki fiil ve ihmallerinden, kendi fiil ve ihmali gibi sorumludur. Yine TTK'nın 876. maddesi uyarınca ziya, hasar ve gecikme, taşıyıcının en yüksek özeni göstermesine rağmen kaçınamayacağı ve sonuçlarını önleyemeyeceği sebeplerden meydana gelmişse, taşıyıcı sorumluluktan kurtulur.
Dava ile ilgili ,Bakırköy CBS'nin 2015/95538 sayılı soruşturma dosyasının UYAP üzerinden incelenmesinde; davalı kargo şirketinin 19/11/2015 tarihli şikayet dilekçesinde, 10/11/2015 tarihinde şirketin Beş yol Acente Müdürlüğü çalışma alanlarında bulunan depolarından 01-29 Eylül 2015 tarihlerinde (ekli listede) taşıma faturaları ve alıcı bilgileri bulunan 35 adet kargonun asıl alıcılarına teslim edilmediği bilgisinin davacı tarafından verildiğini yapılan araştırmada, kargoların tamamının şubede teslim edildiğinin görüldüğünü, kargoların tek tek alıcı adreslerine götürüldüğü, ancak adreslerin hayali olduğu ve telefonların da kapalı olması nedeniyle alıcılara ulaşılamadığından kargoların tekrar şubeye geri getirildikleri, kural gereği 3 gün içinde alıcısı tarafından alınmadığı takdirde göndericisine iade edilmek üze şubede beklettikleri esnada dolandırıcı olan şahısların şubeye gelip kargoları teslim aldıklarının belirlendiğini;
adreslere tek tek gidildiğini, bu adreslerin hiç birisinin doğru olmadığı, bazı adreslerin ya hayali adres olduğu ya da adres doğru olduğu halde alıcı adında böyle birinin hiç oturmadığı-tanınmadığı bilgisine ulaşıldığını, hiçbir telefon numarasının faal olmadığını, kapalı-kullanım dışı olduğunu; söz konusu bu 35 adet kargonun teslimatlarının 01-30 Eylül 2015 tarihleri arasında ..., ..., ... ve ... şubelerinden yapıldığını; ... şubesinde teslim edilen kargolara ait 4, 12, 18 ve 29 Eylül ve ... Şubesinde teslim edilen kargolara ait 21 ve 23 Eylül tarihlerine ait kamera görüntülerine ulaşıldığını, kamera görüntülerinde 3 ayrı şahsın kargoları teslim aldığının tespit edildiğini, bu şahısların ellerindeki gerçek irsaliyeleri ve whatsapp üzerinden gelen alıcı kimlik fotokopisini göstererek ikna suretiyle kargoyu teslim almaya çalıştıklarını, şube çalışanlarının teslim etmemek için gayret sarf ettiği halde dolandırıcıların defalarca şube dışına çıkıp tekrar gelerek telefonla konuşup telefonda alıcı kişi olduğunu ve görüşmek istediğini söyleyip, şube çalışanının da telefondaki kişiyle görüştüğünde alıcının kendisi olduğunu, ama işleri nedeniyle orada bulunan arkadaşı ...'a teslimatın yapılmasını istediğini bildirerek bu şekilde kargoyu almak için çaba sarf edip bir şekilde ikna etmeye uğraştığını;
akabinde kargolara ait teslim teyit nüshaları kontrol edilmiş olup 21 adet kargonun teslim teyidinin (teslim belgesi) bulunduğu, 14 adet kargonun teslim teyidinin bulunamadığı, teslim teyit nüshaları incelendiğinde kargoları teslim aldığı görülen ... ve ...'un isimlerinin öne çıktığını;...'ın 21 adet teslim nüshasında kargoları teslim alan olarak; ...'un da 4 adet kargonun alıcısı olarak; diğer şahısların ise birer kargoyu aldıklarının görüldüğü; emniyette ... ve ... adlı şahısların gerçek T.C. kimlikleri ile araştırması istendiğini, bu kişilerin adreslerinde ziyaret edildiğini ve şahısların kameradaki kişiler olmadığının belirlendiğini, yani kargoları alan şahısların sahte kimlik kullanarak hareket ettiğini;
gönderici ... ile ilgili yapılan araştırmada 3 ayrı personelinin 1-1,5 ay önce işten çıkartıldığının öğrenildiğini, 1 personelin senetle satışta usulsüzlük yapması sonucu, 2 personelin de polis baskını sonucu müşterilere ait kimlik fotokopilerinin üzerlerinde çıkması sonucu istifa ettirildiklerinin öğrenildiğini; sonuç olarak suça konu kargoların göndericisi durumundaki (davacı) ... firmasını sahte kimlikler ile dolandıran şahsıların daha sonra yine sahte kimlik-belgelerle ve ikna suretiyle kargo çalışanlarını da dolandırdığını ifade ederek, şikayetçi olduğu; 19/11/2020 tarihinde iddianameyle Bakırköy 23. Ağır Ceza Mahkemesi'ne dava açıldığı, iddianamede müştekilerin..., ...,... Kargo ... A.Ş., ..., ...ve (....
Şti. temsilcisi) ..., şüphelilerin ... ve ..., suçların (5 kez) resmi belgede sahtecilik (TCK 204/1) ile (5 kez) bilişim sistemleri banka veya kredi kurumlarını araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık (TCK 158/1,son) olduğu tespit edilmiştir.Aynı soruşturma kapsamında şüpheliler ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve... hakkında, 2015 tarihinde ...'deki ... Aletleri isimli işyerinde sahte kimlik kullanılarak senet ile alış veriş yapmak suretiyle dolandırıcılık olayında şikayette bulunulmuş ise de, şahısların ilgili mağaza çalışanı ve isimlerine sahte senet düzenlenen kişiler olduğu, suça iştirak ettiklerine dair delil bulunamadığından 02/11/2020 tarihinde takipsizlik kararı verilmiştir.Ceza davasının yargılamasının yapıldığı Bakırköy 23.
Ağır Ceza Mahkemesi'nin 202/580 esas, 2024/257 karar sayılı ve 02/05/2024 tarihli kararıyla; sanık ...'ın, kullanımında olan ... numaralı hattı sipariş formlarına yazarak ... isimli iş yerinden ... adına düzenlenmiş sahte kimlik ibraz ederek toplam değeri 4.910-TL olan 2 adet cep telefonu, ... adına düzenlenmiş sahte kimlik ibraz ederek 2.367-TL değerindeki 1 adet cep telefonu, ... adına düzenlenmiş sahte kimlik ibraz ederek 7.836-TL değerinde 1 adet cep telefonu ve 1 adet çamaşır makinesi, ... adına düzenlenmiş sahte kimlik ibraz ederek 6.365-TL değerinde 4 adet cep telefonu aldığı; yine sanık ...'ın aynı iş yerinden, kullanımında olan ... numaralı hattı sipariş formlarına yazarak ... adına düzenlenmiş sahte kimlik ibraz ederek toplam değeri 8.177-TL olan bir adet cep telefonu ve bir adet çamaşır makinesi, ...
adına düzenlenmiş kimlik ibraz ederek toplam değeri 4.163-TL olan bir adet cep telefonu, ... adına düzenlenmiş sahte kimlik ibraz ederek toplam değeri 7.164-TL olan bir adet cep telefonu ve bir adet çamaşır makinası aldığı, sanık ...'ın üzerinden çıkan ... numaralı hat kullanılarak ... ismine düzenlenmiş sahte kimlik ibraz ederek 3.741-TL değerinde bir adet cep telefonu satın alındığı; sanık ... tarafından ... adına sahte düzenlenen belgelerle 07/10/2015 tarihli tutanak ile de sabit üzerinden çıkan ... imei nolu ... marka telefonun alındığı; emanete alınmış senetlerin bilirkişi marifetiyle yaptırılan incelemesi sonucunda sanık... tarafından ... adına 21/09/2015 tari 3.524-TL bedelli, ... adına 06/09/2015 tarih 4.410-TL bedelli, ...
hakkında 17/09/2015 tarih 4.217-TL bedelli, ... hakkında 20/09/2015 tarih 3.341-TL bedelli ve ... hakkında 28/07/2015 TL bedelli 3.252-TL bedelli senetlerin sahte olarak imzalanarak alışverişte kullanıldığı anlaşılmakla; sanıkların katılan ve müştekilere ait kimlik bilgilerini fotoğrafları değiştirerek sahte kimlik düzenledikleri, bu sahte kimliklerle katılan ...'a ait olan ... Aletleri isimli firmadan alışveriş yapıp senet ve fatura imzalamak suretiyle zincirleme şekilde menfaat temin ettikleri sabit olduğundan; sanıkların eylemine uyan resmi belgede sahtecilik (TCK 204/1-3 yıl hapis cezası) ve nitelikli dolandırıcılık (TCK 158/-d-6 yıl hapis ve 6.000-TL adli para cezası) suçlarından ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verildiği;
kararın istinaf sanık ... tarafından istinaf edildiği ve 27/06/2024 tarihinde dosyanın istinaf incelemesi için İstanbul BAM 22. CD'ye (2024/2155 E.) gönderildiği ve incelemesini henüz sona ermediği; istinaf yoluna başvurmayan sanık ... hakkındaki kararın 13/06/2024 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.Bakırköy 32. İş Mahkemesi'nin 2015/597 esas ve 2016/243 karar sayılı dosyasının (Yargıtay bozma kararından sonra 2017/1145 esas ve 2019/62 karar) UYAP üzerinde incelenmesinde; davacının ..., davalının eldeki davanın davacısı olan ... Ltd. Şti., dava tarihinin 30/10/2017 olduğu, talebin iş akdi feshinin geçersizliğinin tespiti ve iade istemi olduğu, dava dilekçesinde fesih sebebinin davalı işveren tarafından mağazada yapılan senetli satışların evrak kontrollerinin yapılması, ürün tesliminden önce senetler üzerinde var olan hataların mağaza personellerine geri dönüş sağlanması;
senet üzerinde eksik imza imzaların tutarsız olması ve yanlış yere imza atılması durumları olarak gösterildiği; mağazada müşterilerin kredi limiti kadar ürünü senetle satın alabildiği, senetlerin mağazadaki görevliler huzurunda alındığını, senetlerin kendisine kargoyla gönderildiği ve yaptığı kontrolde senette eksiklik olması halinde tamamlatılması hususunda senetlerin mağazaya gönderildiğini, iddia edilen hatların kendisine yüklenemeyeceği ve işini eksiksiz yaptığını iddia etmiştir. Davalı... Ltd. Şti. vekilinin 01/12/2015 tarihli cevap dilekçesinde, davacının görevinin senetli satışlarda şirkete teslim edilen senetleri incelemek ve risk unsuru taşıyanları tespit ederek eksikliklerin giderilmesini sağlamak olduğu, ancak işinde özensizlik ve savsama gösterdiğinden müvekkili şirketi zarara uğrattığını ve iş akdinin haklı olarak feshedildiğini belirtmiştir.Mahkemece 18/03/2016 tarihli nihai kararla, davacının savunması alınmadan iş akdi fesh edildiğinden feshin geçerli olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmiştir.Davalı (eldeki davanın davacısı) şirket kararı temyiz etmiş ve temyiz dilekçesinde, davacı işçinin şirkete verdiği zararın haklı fesih nedeni, özensizliği, işi savsaklamasının geçerli fesih nedeni olduğunu, bu hususta senetlerin dosyaya getirtildiğini ancak incelenmediğini ifade etmiştir.
Yargıtay 9. HD'nin 11/09/2017 tarihli ilamıyla, davalı işveren tarafından feshe gerekçe olarak 30 müşteriye ait senetlerde eksiklik-tutarsızlık olup olmadığının, senetlerin davacının sorumluluğunda bulunup bulunmadığının ve davalının zarara uğrayıp uğramadığının belirlenmesi için bilirkişi incelemesi yapılması gerekçesiyle karar bozulmuştur. Bozma ilamından sonra (2017/1145 esas ve 2019/62 karar sayılı dosyasında) mahkemece ... bilirkişiden alınmış 08/01/2019 tarihli raporunda, alış veriş kapsamında davalı işverene verilmiş 87 adet senedin incelendiği, senetlerdeki imzaların benzerlikler oluşturduğu ancak tutarsızlık olmadığı; işlemlerde kullanılan nüfus cüzdanlarının 13 farklı kişi adına 9 farklı kişinin fotoğrafıyla sahte olarak düzenlendiği, sahte nüfus cüzdanlarının belirlenebilmesi için davacı gibi belgeleri sonradan inceleyen kişilerin değil, müşteri ile iletişim kuracak çalışanların adli grafoloji eğitimleri almalarının gerektiği ifade edilmiştir.
Bu rapora istinaden, 14/02/2019 tarihli kararla davanın kabulüne, feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmiştir.Davalı vekili tarafından, basit bir dikkat ve özenle görülebilecek nitelikteki senet ve belgelerdeki sıra dışılığı özensiz, ihmalkar ve savsaklayan çalışmasıyla göremeyen, davacının iş akdinin feshinin haklı olduğu ifade edilerek, karar temyiz edilmiştir. Yargıtay 9. HD'nin 24/06/2019 tarihli ilamıyla, karar onanmış ve kesinleşmiştir.Taraflar arasındaki 23/06/2015 tarihli kargo sözleşmesinde, davalının davacının gönderdiği kargoları alıcılarına teslim etmekle yükümlü olduğu; kargoların tesliminin alıcının adresine yapılacağı, alıcı adresinde yok ise kargonun şubeden alınması için ihbar notu bırakılacağı, 3 işgünü içinde teslim alınmayan kargoların davacıya iade edileceği;
kargoların taşıma sırasında kaybolması veya hasar görmesi halinde emtianın bedeli ve tazmin için gerekli belgelerin 10 gün içinde davalıya teslim edilmesi halinde inceleme başlatılacağı, zararın TTK'ya göre gerçekleştirileceği, belgeler ibraz edilmezse tazminat miktarı taşıma ücretiyle sınırlı olduğu düzenlenmiştir.Davanın açılmasından önce davacı, davalıya noterden gönderdiği 25/11/2015 tarihli ihtarda, ekte listesi sunulan kargoların doğru kişiye ulaştırılmadığı, malların fatura bedellerine göre şimdilik 127.846-TL zararın tebliğden itibaren 3 işgünü içinde ödenmesi; 22/11/2015 tarihinden itibaren aralarındaki kargo sözleşmesine aykırı olarak teslim alınmadığı, sözleşmedeki edimlerin yetine getirilmesi aksi halde zararın talep edileceği bildirilmiştir.
İhtarname davalıya 27/11/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.Davalı 03/12/2015 tarihli davacıya gönderdiği cevabi ihtarda, müvekkilinin kusuru ile oluşan bir zarar olmadığını, olayla ilgili Bakırköy CBS'ye şikayette bulunulduğunu, gönderi adreslerinin mevcut olmadığının veya adreste ilgilinin olmadığının belirlendiğini, kargonun şubede bulunduğu sırada dolandırıcıların şubeye gelerek kargoları sahte kimlik ve dolandırıcılık suretiyle aldıklarını, bu kişilerin elinde davacının hazırladığı irsaliyelerin bulunduğunu, bildirilen telefon numaralarına ulaşılmadığını ve davacının kusurlu olduğunu belirttiği görülmüştür.Eldeki davada davalının, davacının müşterilerine sattığı emtiaların taşımasını yaptığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık dava dışı şahısların dolandırıcılık eylemi nedeniyle davalının emtiaları alıcılara teslim etmemesi sebebiyle, davacının uğradığı zarardan davalının sorumluğunun bulunup bulunmadığı, davacının ortaya çıkan zararda müterafik kusurlu olup olmadığı, zararın miktarının saptanması, davalı sorumlu ise sınırlı sorumlu olup olmayacağı ve davacının ıslahla talep ettiği tutarın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır. Somut olayda, tarafların ve dava dışı kişilerin şikayeti üzerine başlatılmış soruşturma sonucunda 2015 yılı Eylül ayında Bakırköy 23. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmış sanıklar ... ve ....'ın tespit edilen eylemleriyle, dava dışı kişilerin bilgileriyle oluşturulmuş sahte kimlik belgeleri kullanarak davacıdan senet karşılığı cep telefonu, klima, çamaşır ve bulaşık makinesi gibi emtialar aldıkları, bu emtiaları alırken kimlik bilgilerini kullandıkları kişiler üzerinden gerçek olmayan adres ve telefon bilgileri verdikleri, davacının da emtiaları adı geçenlerin bildirdiği adreslerde müşterilere teslim etmesi için davalıya taşıma için vermiştir.Davalının hem cevap dilekçesinde hem de davadan önce davacıya gönderdiği 03/12/2015 tarihli cevabi ihtarında belirttiği üzere, emtiaların teslim edilmek üzere belirtilen adreslere teslimi için gidildiği ancak ya öyle bir adres olmadığı ya da o adreste belirtilen kişilerin bulunmadığından bahisle, kargoların şubede bekletildiği sırada ceza davasında yargılanmış kişilerin şubeye gelerek kargo kayıtlarında alıcı olarak görünen kişilerin kimlik belgesi fotoğraflarını cep telefonlarından ve irsaliye belgelerini göstermek suretiyle ısrarcı bir tavırla şubeden teslim aldıkları anlaşılmaktadır.
Bu husus davalının kabulündedir. Davalının Bakırköy CBS'ye sunduğu 19/11/2015 tarihli şikayet dilekçesinde, davalı bu durumu davacının 10/11/2015 tarihinde kendisini arayarak 1-29 Eylül 2015 tarihilerinde 35 adet kargonun asıl alıcılarına ulaşmadığı bilgisi vermesi üzerine öğrendiklerini ifade etmiştir. Hem eldeki hem de ceza davası dosyasındaki bilgilere göre, sonrasında davalı bu olayla ilgili kendisi araştırma yapmış ve şikayette bulunmuştur. Davalının söz konusu kargoları varış biriminde alıcı olan kişilerin fiziki kimliklerini görmek suretiyle alıcısına teslim etmesi gerekirken, bu şeklide hareket etmeyerek teslim şubesindeki çalışanların ikna edilmesi suretiyle alıcı olarak görünen kişilere teslim etmediği her iki tarafın da kabulündedir.
Zaten kargolarının büyük çoğunluğunun ... ve... isimli kişiler olduğunu belirten, kişilerce teslim alınmıştır. Örneğin davalının delil dilekçesinin ekindeki davalının ... Şubesinin 23/09/2015 tarihli taşıma irsaliyesinde ... isimli kişi 6 farklı adresteki 6 farklı kişi adına olan kargoları teslim almıştır. Davalının çalışanlarının 6 farklı adresteki 6 farklı kişiye gönderilmiş kargoları, görünürde bu kişilerle hiç bir ilgisi olmayan ve ismini ... olarak belirten kişiye teslim edilmesi hayatın olağan akışına uygun olmayıp, davalı çalışanlarının kusurunu göstermektedir. Kargoları teslim alan kişilerin elinde irsaliyeli fatura bulunması, davalının söz konusu yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır.
Davalı, kargoları teslim etme yükümlülüğü kapsamında gerekli şekilde yani, alıcı olarak görünmeyen kişilere kargoları teslim etmeseydi davaya konu zarar doğmayacaktı. Zarar davalının sorumluk alanında iken vuku bulmuştur. Bu durumda kargoların ziyaı taşıma sırasında meydana gelmiş olup, teslim alan kişilerin alıcılar olmamasına rağmen, alıcılar dışındaki kişilere kargoyu teslim eden davalı, taşıma konusu emtianın ziyaında ağır kusurludur. Bu kapsamda davalı tarafından, sorumluluktan kurtulmasını sağlayacak nitelikte bir delil de sunulmamıştır. Emtianın kaybına pervasızca davranışıyla sebebiyet vermiş olan davalının, TTK'nın 886. maddesi uyarınca sorumluluktan kurtulma hallerinden yararlanması mümkün olmadığı gibi, TTK'nın 882.
maddesindeki sorumluluk sınırlamasından yararlanması olanağı da bulunmamaktadır. O halde davalının taşıma sırasında kargonun kaybı sonucu oluşan zarardan sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik yoktur.Davalının zarardan sorumlu olduğu tespit edildikten sonra, davacının isteyebileceği zarar miktarının belirlenmesi gerekir. Davacı vekili, dava dilekçesinin ekinde davalıya gönderdiği 25/11/2015 tarihli ihtarnamede şimdilik 127.846-TL zararın ödenmesini istemiştir. Bu talebine istinaden de "EK: MNG-Simport-Yanlış Kişiye Teslim Edilen Kargolar ve Fatura Tutarları" başlıklı 34 adet kargoya ilişkin alıcı ismi, teslimat evrak no, teslimat tarihi, teslim alan ve fatura tutarının bulunduğu tabloyu eklemiştir.Tabloda toplam fatura tutarı 127.846-TL'dir.
Aynı bilgileri içeren tablo davalının, Bakırköy CBS'ye sunduğu 19/11/2015 tarihli şikayet dilekçesinin ekinde de bulunmaktadır.Dosyada mevcut 07/03/2017 tarihli 1. bilirkişi heyetinin raporunda fatura tutarları KDV değil tutarlarıyla gösterilmiş; aynı heyetin 15/09/2017 tarihli 1. ek raporunda faturaların toplamı 173.043,50-TL olarak hesap edilmiştir. Sonrasında 2. bilirkişi heyetinden alınmış 20/03/2020 teslim tarihli raporda ise, aynı liste üzerindeki 34 kaydın 173.243,51-TL olduğu; dosyadaki kargo belgelerine göre alıcılar ..., ...,..., ..., ... ve ...'ya yapılan teslimatların bizzat yapıldığı bu işlemlere ilişkin fatura tutarının 25.465-TL olduğu; alıcı ...'ya ilişkin iki adet cep telefonuna ilişkin 6.840-TL tutarlı kargonun da alıcı bulunamadığından iade edildiği kaydının bulunduğu ancak ürün iadesinin ispatına ilişkin bir delilin dosyada bulunmadığı ifade edilmiştir.Buna göre davacının zararının (173.243,51-TL-25.465-TL=)137.932-TL olduğu, belirtilen iadenin ispatı söz konusu olursa (137.932-TL-6.840-TL=) 131.093,50-TL olacağı gösterilmiştir.
Her iki tarafın da itirazı üzerine alınmış 22/12/2020 tarihli ek raporda, 6.840-TL'lik iade hakkında davalının davacıya kestiği iade faturasının davacıya teslim edildiği, ancak fatura içeriğinin teslim edilip edilmediğinin belli olmadığı, davalının 17/09/2020 tarihli dilekçesinin ekinde sunduğu iade evrakının da ürün iadesine ilişkin olup olmadığının belirlenemediği söylenmiştir. Ancak davalının ne cevap dilekçesinde, ne de davadan önce davacıya gönderdiği cevabi ihtarda söz konusu kargoların gerçek sahiplerine teslim edildiği hususunda bir beyanı bulunmamaktadır. Zaten davalı dolandırıcılığa maruz kaldığını iddia ederek, kargoların dolandırıcılık eylemini yaptığı iddia edilen kişilere teslim edildiğini yani adı geçenlere teslim edilmediğini belirtmiştir.
Bu kişilerden ... ve..., zaten ceza davasında müşteki olarak bulunmaktadır. Yine 2. bilirkişi heyeti raporunda zikredilmiş 6.840-TL bedelli iki adet cep telefonu emtiasının da davacıya iade edilmesiyle ilgili olarak davalının o aşamaya kadar bir iddiası bulunmayıp, iade edildiği de ispat edilememiştir.
Dosyada sunulmuş fatura, taşıma ve ilgili diğer belgelerden, davaya konu 34 adet kargonun içeriği belirlenebilmektedir. İlk bilirkişi heyetinin 29/12/2016 tarihli inceleme gününde tutulmuş bilirkişi yemin ve teslim tutanağında davacı vekilince irsaliyeli faturalar ve taşımaya ilişkin belgelerin dosyaya bilirkişi incelemesi için sunulmuştur. 34 adet taşımaya ilişkin ayrı ayrı irsaliyeli faturalar ile davacının davalının Bakırköy Bölge Müdürlüğü'ne hitaben yazdığı her bir taşıma için ürün bedelinin talep edildiği dilekçeler sunulmuştur.Davalı da, 06/04/2016 tarihinde taşımaya ilişkin belgeler ile davacının kendisinden emtia bedeli talepli dilekçelerini sunmuştur. Söz konusu dilekçelerde davacı her hangi bir hakkını saklı tutmamıştır.Ayrıca bir kısım talep dilekçelerinde ilgili alışverişin irsaliyeli faturasındaki miktarla, davacının talep ettiği miktarın aynı olmadığı görülmektedir.
Örneğin ... isimli kişi adına davacının düzenlediği 31/08/2015 tarihli irsaliyeli fatura, 3.219-TL bedelli 1 adet cep telefonu ve 2.931-TL bedelli 1 adet... olmak üzere toplam (KDV dahil) 6.150-TL bedellidir. Fakat davacı davalıdan bu irsaliyeli fatura kapsamında, hem davadan önce sunduğu dilekçede hem de ihtarda sadece 3.219-TL talep etmiştir. Halbuki bilirkişiler bu irsaliyeli faturayı zarar hesabında toplam bedeli olan 6.150-TL olarak dikkate almıştır. Aynı şekilde ... isimli kişi adına davacının düzenlediği 02/09/2015 tarihli irsaliyeli fatura 2.471-TL bedelli 1 adet cep telefonu ve 288-TL bedelli 1 adet klavye olmak üzere toplam (KDV dahil) 2.759-TL bedellidir. Fakat davacı davalıdan bu irsaliyeli fatura kapsamında, hem davadan önce sunduğu dilekçede hem de ihtarda sadece 2.471-TL talep etmiştir.
Bilirkişiler bu irsaliyeli faturayı zarar hesabında toplam bedeli olan 2.759-TL olarak dikkate almıştır. Bilirkişilerin yaptığı bu hesaplamalara davalı vekili sunduğu dilekçelerle itiraz etmiş; davacı vekili ise aksi bir beyanda bulunmayıp talebini ıslah ederek artırmıştır. Söz konusu davacının talep belgelerindeki miktarlar ile davacının dava dilekçesinde eklediği 25/11/2015 tarihli ihtarnamesinin ekindeki listedeki miktarlar aynı olup toplamı 127.846-TL'dir. Davacı, dava dilekçesinde de 127.846-TL zararının ödenmediğini belirterek, zararın şimdilik 28.000-TL'sinin ödenmesini talep etmiştir. Buradan hareketle davacının, davalıdan talep edebileceği zararını 127.846-TL ile hasrettiği anlaşılmaktadır.
Davacının 25/11/2015 tarihli ihtarında şimdilik 127.846-TL zararını talep etmesi de, hakkını saklı tutmadığı önceki dilekçeleri dikkate alındığında kendisine daha fazla zarar talep etme imkanı vermeyecektir Zaten davacı da, 127.846-TL ürün bedeli talebini aşan miktara konu emtiaların davalı tarafından taşımasının yapıldığını gösteren delilleri sunmamıştır. Dolayısıyla davacının, davalının kargo alıcılarından başka kişilere teslim ederek kaybına sebebiyet verdiği emtialardan dolayı isteyebileceği azami tutar 127.846-TL olarak kabul edilmiştir. Bu nedenlerle, her iki bilirkişi heyetinin zarar miktarı hakkındaki tespitine katılmak mümkün olmamıştır.Bu durumda davalının sorumluluk sınırlamasından yararlanamayacağı da tespit edildiğine göre, tazminata esas alınacak değerin TTK'nın 880/1.
maddesi gereğince eşyanın taşınmak üzere teslim alındığı yer ve zamandaki değerine göre hesaplanması gerekmektedir. TTK'nın 880/3. maddesine göre ise; "Eşyanın değeri piyasa fiyatına göre, bu yoksa aynı tür ve nitelikteki malların cari değerine göre tayin edilir. Eşya, taşımak üzere teslimden hemen önce satılmışsa, satıcının faturasında taşıma giderleri mahsup edilerek gösterilen satış bedelinin piyasa fiyatı olduğu varsayılır."Eldeki davada taşıma konusu emtialar davacı tarafından satılmış olup, fatura bedelleri toplamı 127.846-TL'dir. ... davalı taşıyıcı tarafından alıcılar dışındaki bir kişilere teslim edilerek zayi edilmiştir.Dolayısıyla emtiaların satımı ve davalı taşıyıcı tarafından zayi edilmesi arasında yaklaşık 2-3 günlük bir süre bulunduğundan, emtialarla bilirkişi incelemesine gerek duyulmadan fatura değeri esas alınarak söz konusu miktarın zarar miktarı olarak belirlenebileceği anlaşılmıştır.
Ancak mahkemece yanılgılı değerlendirmeyle toplam 171.043,50-TL'ye hükmedilmesi yerinde bulunmamıştır.Eldeki davada davacı dava dilekçesiyle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 127.846-TL zararın şimdilik 28.000-TL'sinin ve davalının sözleşmeyi tek taraflı feshi sebebiyle uğranılmış 16.737-TL zarardan da şimdilik 2.000-TL olmak üzere toplam 30.000-TL'nin ihtarın davalıya tebliğ tarihi olan 27/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle tahsilini istemiştir. Buna göre davacı 30.000-TL üzerinden harç yatırmıştır.Yargılama aşamasında davacı 23/01/2018 tarihli ıslah dilekçesiyle, bilirkişi raporunda zararın 173.043,50-TL belirlendiğini, 30.000-TL üzerinden yatırdıkları harcı 173.043,50-TL'yi tamamlamak üzere dava değerini 143.043,50-TL arttırarak ıslah ettiklerini, zararın 173.043,50-TL olduğunun tespitine ve davanın 173.043,50-TL olarak kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Buna göre davacının ıslah dilekçesinde, kargoda yanlış kişilere yapılan teslimat sebebiyle uğradığı ve dava dilekçesinde 28.000-TL talep ettiği zarar talebini ıslah ettiği anlaşılmaktadır. Davacının yatırdığı harç bedeli üzerinden davacının zarar talebinin dava değeri ıslah talebiyle birlikte,171.043,50-TL'dir. Davacının ıslah dilekçesiyle birlikte bu talebini 173.043,50-TL olduğunu belirtmesi, bu bedelin üzerinden harç yatırılmaması karşında sonuç doğurmamaktadır. Mahkemece de kargo teslimleri sebebiyle oluşmuş zarar talebi, harcı yatırılmış 171.043,50-TL üzerinden kısmen kabul edilmiş; davalının sözleşmeyi haksız feshi iddiasına yönelik 2.000-TL talebinin de reddine karar verilmiştir.Davalı tarafından davacının ıslahla talep ettiği taşımaya konu emtiaların yanlış kişilere teslim edilerek zayi olduğundan bahisle artırılan 143.043,50-TL tutarlı talebe karşı yasal süresinde zamanaşımı defi ileri sürülmüştür.
TTK'nın 855. maddesinin birinci fıkrasında; bu kitap hükümlerine tabi taşımalarda, yolcunun bir kaza sonucu ölmesi veya bedensel bütünlüğü zedeleyen bir zarara uğraması hâlinde istem haklarının on yılda, diğer zararlarda ise bir yılda zamanaşımına uğrayacağı; ikinci fıkrasında, bu sürenin, eşya taşımasında eşyanın gönderilene teslimi, yolcu taşımasında yolcunun varma yerine ulaşması, eşyanın tamamen zayi olmuş veya yolcu gideceği yere ulaşamamış olması halinde ise eşyanın teslimi ve yolcunun ulaşması gereken tarihten itibaren işlemeye başlayacağı düzenlenmiştir. Maddenin beşinci fıkrasında ise eşyanın zayi olmasının, geç teslim edilmesinin veya hasara uğramasının taşıyıcının kasıtlı ya da pervasızca bir davranışından kaynaklanması halinde taşıyıcının sorumluluğun üç yılda zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir.
Davaya konu emtiaların zayi olması davalının pervasızca davranışından kaynaklandığından, eldeki davada TTK'nın 855. maddesinde düzenlenmiş 3 yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.Davaya konu taşımalar 2015 yılı Eylül ayında gerçekleşmiş olup, dava tarihi 11/02/2016 ve ıslah tarihi ise 23/01/2018 tarihi olup; 3 yıllık zamanaşımı süresinin ıslah tarihi itibariyle dolmadığı anlaşılmıştır.Davalı istinaf dilekçesinde, söz konusu olayla ilgili davacının bir kaç çalışanını o tarihlerde işten çıkardığını, bir çalışanın davacıya karşı açtığı iş davası dosyası bulunduğunu, davacı çalışanlarının davranışlarının olayda etkisi olduğundan TTK 875/2'ye göre, davacının müterafik kusurlu kabul edilmesi gerektiğini savunmuştur.
Ancak delil olarak dayanılan Bakırköy 32. İş Mahkemesinin 2015/597 esas ve 2016/243 karar sayılı dosyasının (bozma kararından sonra 2017/1145 esas ve 2019/62 karar) UYAP üzerinde incelenmesinde; davaya konu olay kapsamında satışlar nedeniyle davacıya verilmiş senet ve belgeleri davacının merkezinde (satış yapılan şubelerde değil) kontrol eden davacının çalışanı ...'nin şirketi zarara uğrattığından bahisle iş akdini fesh ettiği, ...'nin davalıya karşı açtığı haksız feshin tespiti ve işe iade davasında, grafoloji uzmanı bilirkişiden alınmış 08/01/2019 tarihli raporda somut olaydaki suistimalin temelini sahte kimliklerin oluşturduğu, bunun önlenebilmesinin yolunun da müşterilerden alınan belgelerin orjinal olup olmadığına, belgedeki fotoğrafın belgeyi ibraz edene ait olup olmadığına yönelik incelemeler yapılmasına dayandığı, bu itibarla ilgili pozisyonlarda çalışan kişilere adli belge inceleme, belgelerde güvenlik özellikleri ve evrakta sahteciliğin önlenmesi konulu eğitimler almasının yararlı olacağı belirtilmiştir.
Ayrıca bu davada davacı, o davada davalı olan şirket, o davada dosyaya sunduğu tüm beyanlarında davaya konu olay kapsamında işçisinin kimlik ve belge kontrolü işinde özensizlik ve savsama gösterdiğinden şirketi zarara uğrattığını ve iş akdinin haklı olarak feshedildiğini savunmuştur. Buna göre davacının uyguladığı satış yöntemi itibariyle görevli olan çalışanlarına belgelerin incelenmesi hususunda gerekli eğitimleri vermemiş olması ve bu kapsamda işçisinin kendisine açtığı davada işçisinin eylemi nedeniyle zarara uğradığını iddiası somut olayda davacı nezdinde fark edilmeyen dolandırıcılık eylemlerinin zararın doğumunda önemli etken olması karşısında, davacının da davaya konu zararın doğmasında müterafik kusurlu olduğu, zararın meydana gelmesinde takdiren % 40 oranda kusurlu olduğunun kabulünün somut olaya ve hakkaniyete uygun bulunmuştur.Bu nedenle 127.846-TL olarak belirlenen zarar miktarı üzerinden, davacının kusuruna isabet eden %40 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerekmektedir.
Bunun sonucunda da davalının davacıya ödemesi gereken tazminat miktarı toplam (127.846x%60=) 76.707,60-TL olmaktadır. Davacının, davalıya gönderdiği 25/11/2015 tarihli ihtarnameyle davalı 01/12/2015 tarihinde temerrüde düştüğünden bu miktarın 28.000-TL'sinin 01/12/2015, kalan (76.707,60-28.000=) 48.707,60-TL'sinin de davacının istinaf etmediği mahkeme kararı gibi ıslah tarihi olan 23/01/2018 tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine karar verilmesi gerekmektedir.Öte yandan, davalı taraf istinaf dilekçesinde, davacıyla aralarındaki sözleşmeye göre 10 gün içinde kendisine bildirim yapılması gerektiğini, fakat davalının taşımalardan 2 ay sonra 27/11/2015 tarihinde gönderdiği ihtarla müvekkiline bildirdiğini savunmuştur.
Ancak bu husus yargılama aşamasında ileri sürülmemiştir. HMK'nın 357. maddesine göre yargılamada ileri sürülmemiş hususların, istinaf aşamasında incelenmesi mümkün olmadığından, davalının bu istinaf nedeni incelenmemiştir Açıklanan nedenlerle, davanın kayıp kargo emtiasına yönelik zarar talebi açısından toplam 76.707,60 -TL üzerinden kabulüne karar verilmesi gerekirken 171.043,50-TL üzerinden kabulüne karar verilmesi doğru değil ise de, yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak yeniden karar verilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/01/2021 Tarih 2016/149 Esas - 2021/41 Karar sayılı kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi gereği KALDIRILMASINA; "Davacının kayıp kargo emtiasına yönelik zarar talebinin kısmen kabulüne, 76.707,60-TL tazminatın 28.000-TL'sine 01/12/2015, 48.707,60-TLsine ıslah tarihi olan 23/01/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazla talebinin reddine,Davacının sözleşmenin feshine yönelik 2.000-TL tazminat talebinin reddine,"İlk derece yargılamasına ilişkin olarak ;"Alınması gereken 5.239,89-TL karar harcından davacı tarafından mahkeme veznesine yatırılan 512,33TL ile ıslah harcı 2.442,82-TL olmak üzere toplam 2.955,15-TL harcın mahsubu ile kalan 2.284,74-TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı tarafından yatırılan 2.984,35-TL peşin harçların davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Davacı tarafından yapılan 2.600-TL bilirkişi ücreti ve 227,25-TL posta masrafı olmak üzere toplam 2.827,25-TL yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 1.255-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına,Davalı tarafından yapılan 2.400-TL bilirkişi ücretinden ibaret yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 1.340-TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın davalı üzerinde bırakılmasına,Davacı vekili için takdir olunan 30.000-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,Davalı vekili için takdir olunan 30.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,"Yatırılan 2.920,99-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davalıya iadesine,Davalı tarafından yapılan 67-TL istinaf yargı giderinden davanın kabulü oranında hesaplanan davacıdan alınarak davalıya verilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.
26/12/2024
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/110190 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi