Şirketin feshi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/4057 E. 2024/6435 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 1 yıllık
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': '1 yıllık', 'kanun': ['6102/353']}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
öğrenme tarihi↗ kasa açığı↗ bağış↗ ba beyannamesi↗ esas sözleşme↗ şirketin feshi↗ muvazaa↗ emredici hüküm↗ ticari defter kayıtları↗ şirket zararı↗ üçüncü kişi↗ fesih↗ kamu düzeni↗ tüzel kişilik↗ hak düşürücü süre↗ anonim şirket↗ ticari defter↗ yetki↗ dava sebebi↗ dahili dava↗ zamanaşımı↗ temsil↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/418 E., 2021/1073 K.
Taraflar arasındaki şirketin feshi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının statüsü şirket olmasına karşın, yurtiçi ve yurtdışı kişi ve kuruluşlardan sağladığı fonlarda dahil olmak üzere mevcut mali kaynakları ile büyük ölçüde bir dernek ve/veya vakıf gibi faaliyette bulunduğunu, diğer bir ifade ile ekonomik amaçlı değil sosyal amaçlı faaliyet gösterdiğinin tespit edildiğini, bu itibarla Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nın 18.01.2018 tarihli ve 2018/MAR(71)-12; 2018/MAR. 16-01/10 sayılı mali analiz raporu ile Bakanlıklarının 04.08.2020 tarihli ve 407-C/03 sayılı inceleme raporu çerçevesinde; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 331 inci maddesi uyarınca ekonomik amaç ve konular için kurulan ancak gelirinin büyük bir kısmını yurtiçi ve yurtdışı kurum/kuruluş ve kişiler tarafından bağış, hibe ve benzeri fonlardan sağlayarak dernek ve vakıflara benzer şekilde faaliyet yürüttüğü tespit edilen davalı şirketin feshine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek davalı şirketin 6102 sayılı Kanun'un 210 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca feshine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6102 sayılı Kanun'un 210'uncu maddesinde düzenlenen 1 yıllık, aynı Kanun'un 353 üncü maddesinde düzenlenen 3 aylık zamanaşımı ve hak düşürücü süreler geçirilmiş bulunduğundan zamanaşımı ve hak düşürücü süreler yönünden yasada fesih davası açmak için aranan şartların mevcut bulunmadığını, davanın dayanağı olan inceleme raporunun ilgili Yönetmelik hükümlerine aykırı bulunduğunu, dava oluruna ilişkin işlemin; sebep, konu, şekil, amaç ve yetki unsurları bakımından sakat ve hukuka aykırı bulunduğunu, müvekkilinin esas sözleşmesine aykırı bir faaliyetinin bulunmadığını ve müvekkilinin esas sözleşmesinin kanunun emredici hükümlerine aykırı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, her ne kadar davanın 1 yıllık süre geçirilerek açıldığı iddia edilmiş ise de Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nın (MASAK) 05.03.2020 tarihli ve 92283605-663.04 [2017/16380] - E.5114 sayılı yazısıyla mali analiz raporunu davacı ... Bakanlığına ilettiği, ...'nın 04.08.2020 tarihli inceleme raporu düzenlendiği, bu rapor dayanak alınarak eldeki davanın açıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 210 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında iş ve işlemlerin öğrenme tarihinin esas alındığı, davacının iddia olunan aykırılığı öğrenme tarihinin 05.03.2020 olduğu ve 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmediği, davalı şirketin işletme konusuna aykırı iş/işlem veya faaliyetlerde bulunup bulunmadığı, varsa bunun önemli ve etkili bir aykırılık olup olmadığı hususuna gelince, davalının 21.08.2002 tarihinde kurulan, çalışma konusu ilgili yasalar çerçevesinde ekonomisi ve siyasetiyle 21 inci yüzyıla yatırım yapan Türkiye'de ülkenin her bölgesindeki kültür ve sanat dinamiklerine ve gereksinimlerine yeni seçenekler ve yanıtlar üreterek, kültür olgusunun bu yatırıma eklemlenmesini sağlamak ve 11.01.2008 tarihinde tescil edilen tadil metninde yazılı olan diğer işler olarak belirlenen bir anonim şirket olduğu, işletme konusunun açılan davada çözümlenmesi gereken ... uyuşmazlık olduğu, davalı şirketin esas sözleşmesinin 3 üncü maddesinde şirketin amaç ve konusunun 18 bent halinde ayrıntılı olarak düzenlendiği, 6102 sayılı Kanun'un 331 inci maddesinin birinci fıkrasında "Anonim Şirketler, kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilir" hükmünün getirildiği, fakat 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 271 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki "esas mukavelede şirket mevzunun hudutlarının açıkça gösterilmiş olması şarttır" hükmünün 6102 sayılı Kanun'a alınmadığı, yani ultra vires kuralının kaldırıldığı, bu bakımdan şirket esas mukavelesinde belirlenen hususlar dışında herhangi bir sınırlama getirilmeksizin kanunen yasaklanmamış ekonomik amaç ve konular bağlamında şirketin faaliyet gösterebileceği, genel anlamda bakıldığında davalı şirketin kültür, sanat, eğitim ve danışmanlık konularında yatırım amaçlı iş ve işlemlerde bulunan bir anonim şirket olduğu, yaptırılan mali incelemeler sonucunda gerek incelenen davalı şirket ticari defter ve kayıtlarında gerekse sunulan kurumlar vergisi beyannameleri kapsamında herhangi bir usulsüzlük mevcut olmayıp ticari defterlerin de usulüne uygun tutulduğu, süresi içerisinde beyannamelerin sunulduğu, 2011-2019 yıllarını kapsayan incelemede bazı yıllar da kar edilirken bazı yıllarda zarar oluştuğu, şirketin zarar etmesinin gelir elde edemediği anlamına gelmediği, ayrıca şirket kasa mevcudunun 22.907,08 TL olup kasa açığı bulunmadığı, şirket banka hesaplarına göre şirkete giriş ve çıkış yapılan tüm nakit işlemlerinin banka kayıtları ile izlenebilir olup banka hesaplarında 2018 yılı itibariyle 1.378.836,40 TL bulunduğu, 2011 yılından 2019 yılına doğru gelirlerde sürekli artış olup aktif kaynaklarda da azalma olmadığı, borç batağında olmayan, şirketin kendi içerisinde sermayesini koruyarak dışa bağımlı olmadığının tespit edildiği, davacının iddiası gelirinin büyük kısmını bağış, hibe ve fon ve benzeri gelirleri ile sağlayan ve dernek ve vakıflar gibi çalışan şirketin feshedilmesi yönünde ise de şirketçe kabul edildiği iddia edilen bağış/hibe ve fon ve benzeri miktarlarının gelirin düşük bir kısmı olduğu, bağış ve hibelerin kültür, sanat ve eğitim faaliyetleri kapsamında kullanıldığı, bu yönden işletme konusuna aykırılık olmadığı zaten esas sözleşmede belirlenen işlerle kanun koyucu tarafından sınırlama kaldırılmış olduğundan birebir bağlı kalmasının şirketten beklenemeyeceği, kültür ve sanata dair yatırımların da ekonomik amaca hizmet eden faaliyetlerden olduğu, dernek ve vakıflar gibi sürekli anlamda hayır işleri ile uğraşıldığını gösterir bir delil olmadığı, hukukçu bilirkişinin 04.08.2020 tarihli inceleme raporundaki tespitlere göre görüş bildirmiş olmasına rağmen açılan fesih davasında Kanun koyuncunun gerekçesinde belirttiği gibi işletme konusuna aykırılığın ultra vires kaldırıldığı için sermaye şirketleri yönünden fesih davasına sebebiyet vermemesi, sadece etkili ve önemli aykırılıklarda davanın kabul edilebilir olduğu, somut davada şirketin belirli yıllarda zarar ediyor olmasının ekonomik anlamda faaliyet göstermediği anlamına gelmeyeceği, inceleme raporunda belirlenen hususların gelirin düşük bir kısmını kapsadığı, inceleme raporuna yansıyan bağış/hibe ve fon ve benzeri gelirlerin kültür, sanat alanında kullanıyor olmasının işletme konusuna aykırılık oluşturmadığı, fesih şartları oluşmadığından hukukçu bilirkişi raporu hükme esas alınmaksızın açılan davanın reddinin gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının Türk Ticaret Kanununa göre kurulmuş bir şirket olmasına rağmen, dernek ve vakıflara benzer şekilde kar amacı gütmediğinin teftiş raporlarında açıkça ifade edildiğini, davalının yurtiçi ve yurtdışı kuruluşlar tarafından fon/bağış/hibe işlem açıklamalarıyla fonlandığını, şirket tarafından da bağış, burs işlem açıklamalarıyla çeşitli kişilere para transferleri gerçekleştirildiğini, ayrıca kar amacı gütmediğinin genel kurul kararı ile açıkça ifade edildiğini, yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda, Anadolu Kültür A.Ş.'nin statüsü şirket olmasına karşın, yurtiçi ve yurtdışı kişi ve kuruluşlardan sağladığı fonlarda dahil olmak üzere mevcut mali kaynakları ile büyük ölçüde bir dernek ve/veya vakıf gibi faaliyette bulunduğunun, diğer bir ifade ile ekonomik amaçlı değil sosyal amaçlı faaliyet gösterdiğinin belirlendiği, davalı şirketin ağırlıklı faaliyetinin “ekonomik amaçlı” olmamasının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 210 uncu maddesinin üçüncü fıkrası anlamında fesih sebebi olduğunun hükme esas alınmayan 27.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda da doğrulandığını, kâr elde etmenin anonim şirketler için bir sonuç ve amaç olup faaliyet konusu olmadığını, 6102 sayılı Kanun'un 339 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde; esaslı noktaları belirtilmiş ve tanımlandığı bir şekilde şirketin işletme konusunun esas sözleşmeye yazılacağının hükme bağlandığı, Kanunun 371 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise, temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle işletme konusu dışında yaptığı işlemlerin de şirketi bağlayacağı düzenlenmiş, ancak üçüncü kişinin işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bilmesi veya durumun gereğinden bilebilecek durumda bulunmasının ispatı durumunda, şirketin sorumlu olmayacağını istisna olarak belirtildiğini, davalı şirketin yürüttüğü faaliyetlerinde esas amacın bir sermaye şirketi gibi ticari faaliyette bulunmak olmadığını, bu durumun bir sermaye şirketinin ... amaç ve yapısına ve bu nedenle Türk Ticaret Kanunu'nun amir hükümlerine aykırı olduğunu, şirketin gerçekte yürüttüğü faaliyetlerin esas sözleşmesinde tanımlanan amaç ve konusu ile faaliyet konuları ile bağdaşmadığını, dolayısıyla gerçek durumda söz konusu olmamasına rağmen yürütülen faaliyetlerin şirket faaliyeti olduğu izlenimi verilerek muvazaalı bir durum yaratıldığını, davanın ultra vires ilkesi ile herhangi bir ilişkisi olmadığını, fesih davasının 04.08.2020 tarihli ve 407-C/03 sayılı inceleme raporunda davalı şirketin Türk Ticaret Kanununa uygun bir şekilde kurulduğu, ancak 6102 sayılı Kanunun 331 inci maddesine aykırı olarak ticari faaliyet yürütmediği ile dernek ve vakıflara benzer şekilde sosyal amaçlı faaliyet yürüttüğünün tespiti üzerine açıldığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı şirketin 6102 sayılı Kanun'un 210 uncu maddesi gereği feshi isteminin yerindeliğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri
2.6102 sayılı Kanun'un 210 ve 331 inci maddeleri
3.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 56 ncı maddesi ve devam hükümleriyle 101 inci maddesi ve devam hükümleri
4. 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun (5253 sayılı Kanun) 2 nci maddesi ile 19 uncu maddesi ve devam hükümleri
5.5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 33 ncü maddesi
3. Değerlendirme
Dava 6102 sayılı Kanun'un 210 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği statüsü sermaye şirketi olmasına rağmen yurtiçi ve yurtdışındaki kişi ve kuruluşlardan sağladığı fonlarda dahil olmak üzere mevcut mali kaynakları ile büyük ölçüde dernek ve/veya vakıf gibi kâr amacı gütmeyen faaliyetlerde bulunduğu, ekonomik değil sosyal amaçlı faaliyet gösterdiği iddiasına dayalı olarak davalı şirketin feshi istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince davalı şirketin genel anlamda bakıldığında kültür, sanat, eğitim ve danışmanlık konularında yatırım amaçlı iş ve işlemlerde bulunan bir şirket olduğu, ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemede ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğunun, süresinde beyannamelerinin verildiğinin ve bazı yıllarda kâr, bazı yıllarda ise zarar ettiğinin tespit edildiği, zarar etmesinin şirketin gelir elde etme amaçlı olmadığı anlamına gelmeyeceği, bağış, fon, hibe gibi kaynakların gelirin düşük kısmını oluşturduğu, 6102 sayılı Kanunla ultra vires ilkesi kaldırıldığından Kanun'un 210 'uncu maddesinin üçüncü fıkrasının gerekçesinde de açıklandığı üzere işletme konusuna aykırılığın sadece önemli ve etkili boyutta bulunduğu hallerde fesih davasının kabul edilebilir olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararı davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine inceleyen Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.
Hukukumuzda bir özel hukuk tüzel kişiliği olarak dernekler, 4721 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesinde gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi toplulukları; 5253 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde ise kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi toplulukları olarak tanımlanmıştır. 5253 sayılı Kanun'un 19 ve devam hükümlerinde ise derneklerin denetimlerine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
Yine bir diğer özel hukuk tüzel kişiliği olan vakıflar ise 4721 sayılı Kanun'un 101 inci maddesinde, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları olarak tanımlanmış; aynı Kanun'un 111 inci maddesinde ise vakıfların, vakıf senedindeki hükümleri yerine getirip getirmediklerinin, vakıf mallarını amaca uygun biçimde yönetip yönetmediklerinin ve vakıf gelirlerini amaca uygun olarak harcayıp harcamadıklarının Vakıflar Genel Müdürlüğünce ve üst kuruluşlarınca denetleneceği belirtilmiş; 5737 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesinde ise vakıfların denetimine yer verilmiştir.
Öte yandan, 6102 sayılı Kanun'un 331 inci maddesinde ise anonim şirketlerin kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilecekleri düzenlenmiştir.
6102 sayılı Kanun'un "Gümrük ve Ticaret Bakanlığının düzenleme ve denetleme yetkisi" başlıklı 210 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında ise kamu düzenine veya işletme konusuna aykırı işlemlerde veya bu yönde hazırlıklarda ya da muvazaalı iş ve faaliyetlerde bulunduğu belirlenen ticaret şirketleri hakkında, özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla Bakanlıkça bu tür işlem, hazırlık veya faaliyetlerin öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde fesih davası açılabileceği düzenlenmiş olup, anılan madde gerekçesinde ise işletme konusuna aykırı işlemlerde fesih davasının sermaye şirketlerinde korunmuş olmasının önemli ve etkili aykırılıklarda boşluk yaratmama görüşünden kaynaklandığı belirtilmiştir. Buradan hareketle her ne kadar ultra vires ilkesi 6102 sayılı Kanun ile birlikte artık hukukumuzda yer bulmamışsa da işletme konusuna önemli ve etkili aykırılık hallerine de cevaz verilmemiş olduğu açıktır.
Şu halde, davalı şirket kuruluşunda sosyal ve kültürel faaliyetler başta olmak üzere gerçekleştireceği faaliyetlerde kar elde etme amacıyla kurulmuş ancak 2002 yılı olağan genel kurulunda da kâr amacı gütmediğinde mutabık kalınarak, elde edilecek gelirlerin organize edilecek kültür etkinlikleri için kullanılmasına karar verilmişse de alınan bu kararlar doğrultusunda sosyal ve kültürel faaliyetlerin ekonomik amaçlı faaliyetlere oranla yoğunluğunun davacı Bakanlık tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 05.03.2020 tarihli yazısıyla öğrenilmesi karşısında, İlk Derece Mahkemesince isabetli şekilde davanın hak düşürücü süre içinde açıldığı ve işletme konusuna aykırı işlemlerin önemli ve etkili boyutta olması gerektiği tespitinde bulunulmuştur.
Bununla birlikte davaya dayanak Bakanlık inceleme raporunda, davalı şirket ana sözleşmesine göre özetle kültür, sanat ve eğitim alanlarında kurs, seminer, konferans, sergi vb. düzenlemek, programlar, projeler hazırlamak vb. konularında gerçekleştireceği faaliyetlerle kâr elde etmek maksadıyla kurulmuşsa da, 2002 yılı olağan genel kurulunda ortakların kâr amacı güdülmediği hususunda mutabık kaldıkları, elde edilecek gelirlerin organize edilecek kültür etkinlikleri için kullanılmasına karar verdikleri, yine şirket yetkililerince vergi müfettişiyle birlikte imzaladıkları 2011 ve 2012 yılı hesap ve işlemlerine ilişkin tutanaklarda ise "Şirket Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde kültür, sanat faaliyetlerini yürütmekte ve desteklemekte bunu da ticari kâr amacı ile değil sosyal destek sağlamak için gerçekleştirmektedir. Gelirlerini de bu faaliyetlerde kullanmaktadır" tespitine yer verildiği, ayrıca internet sitesinde "kâr amacı gütmeyen bir kültür kurumu olarak kurulan Anadolu Kültür" ifadesinin bulunduğu, böylece şirketin kâr elde etmek amacıyla faaliyet gerçekleştirmediğine vurgu yapıldığı, nitekim şirketin faaliyetleri incelendiğinde ise alınan bu kararlar ve belirtmeler doğrultusunda ekonomik amaçtan çok sosyal ve kültürel amaçlarla hareket ettiği, 2011 ila 2019 yılları arasında sadece 2014 ve 2015 yılları arasında dönem kârı elde ettiği, diğer yıllarda ise zarar ettiği, şirketin bu dönemlerde yurtiçi ve yurt dışı fon/bağış/hibe adı altında elde ettiği gelirleri "diğer gelirler" adı altında muhasebeleştirdiği ve gelen bu tip gelirler dışında şirketin ticari olarak değerlendirilebilecek hizmet ve organizasyon bedeli ile demirbaş satışı gelirleri de mevcut ise de bunların tüm gelirlere oranının %4 ila %29 oranında değişiklik gösterdiği, eş anlatımla şirketin fon/bağış/hibe gibi yollarla elde edip diğer gelirler olarak muhasebeleştirdiği gelirlerin şirketin toplam gelirlerinin %71 ila %95'lik kısmını oluşturduğu, elde edilen bu gelirlerin sosyal ve kültürel etkinlikler kapsamında kullanıldığı, burs veya bağış olarak da kullanıldığı tespit edilmiş; Mahkemece alınan bilirkişi raporuyla da bu tespitin şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinden teyit edildiği mütalaa edilmiştir.
Sermaye şirketleri ekonomik faaliyetleri neticesinde kâr elde etmek maksadıyla kurulabilirlerse de, faaliyetleri boyunca sürekli kâr elde edememeleri de mümkündür. Ancak bununla birlikte, kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilmelerine cevaz verilen ve elbette ki orantılı olmak kaydıyla sosyal ve kültürel alanlarda da faaliyetler yürütebilecek olan anonim şirketlerin yine hukukumuzda ekonomik amaç gütmeyen dernek ve/veya vakıflar gibi ekonomik amaçlardan çok sosyal ve kültürel amaçlar doğrultusunda faaliyet göstermeleri ve bu şekilde dernek ve/veya vakıflar üzerindeki denetimlerden kaçınmaları ise kabul edilemez.
Mahkemece, alınan bilirkişi raporuyla da teyit edildiği üzere davalı şirketin fon/bağış/hibe gibi yollarla elde edip diğer gelirler olarak muhasebeleştirdiği gelirlerin şirketin toplam gelirlerinin %71 ila %95'lik kısmını oluşturduğu ve bu gelirlerin büyük oranda ekonomik amaç gütmeyen faaliyetler kapsamında kullanıldığı, bu faaliyetler neticesinde de genel anlamda zarar edildiği, bu yolla dernek ve/veya vakıflar üzerindeki denetimlerden kaçındığı sabit olmasına rağmen, fon/bağış/hibe yoluyla elde edilen gelirlerin şirket toplam gelirlerinin düşük bir kısmı olduğu, şirketin dönem dönem zarar etmesinin ekonomik anlamda faaliyet göstermediği anlamına gelmeyeceği yanılgılı gerekçesiyle davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/4057 E. , 2024/6435 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI 2022/680 Esas, 2023/795 Karar
HÜKÜM
Başvurunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2020/418 E., 2021/1073 K.
Taraflar arasındaki şirketin feshi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının statüsü şirket olmasına karşın, yurtiçi ve yurtdışı kişi ve kuruluşlardan sağladığı fonlarda dahil olmak üzere mevcut mali kaynakları ile büyük ölçüde bir dernek ve/veya vakıf gibi faaliyette bulunduğunu, diğer bir ifade ile ekonomik amaçlı değil sosyal amaçlı faaliyet gösterdiğinin tespit edildiğini, bu itibarla Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nın 18.01.2018 tarihli ve 2018/MAR(71)-12; 2018/MAR.
16- 01/10 sayılı mali analiz raporu ile Bakanlıklarının 04.08.2020 tarihli ve 407-C/03 sayılı inceleme raporu çerçevesinde; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 331 inci maddesi uyarınca ekonomik amaç ve konular için kurulan ancak gelirinin büyük bir kısmını yurtiçi ve yurtdışı kurum/kuruluş ve kişiler tarafından bağış, hibe ve benzeri fonlardan sağlayarak dernek ve vakıflara benzer şekilde faaliyet yürüttüğü tespit edilen davalı şirketin feshine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek davalı şirketin 6102 sayılı Kanun'un 210 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca feshine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6102 sayılı Kanun'un 210'uncu maddesinde düzenlenen 1 yıllık, aynı Kanun'un 353 üncü maddesinde düzenlenen 3 aylık zamanaşımı ve hak düşürücü süreler geçirilmiş bulunduğundan zamanaşımı ve hak düşürücü süreler yönünden yasada fesih davası açmak için aranan şartların mevcut bulunmadığını, davanın dayanağı olan inceleme raporunun ilgili Yönetmelik hükümlerine aykırı bulunduğunu, dava oluruna ilişkin işlemin; sebep, konu, şekil, amaç ve yetki unsurları bakımından sakat ve hukuka aykırı bulunduğunu, müvekkilinin esas sözleşmesine aykırı bir faaliyetinin bulunmadığını ve müvekkilinin esas sözleşmesinin kanunun emredici hükümlerine aykırı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, her ne kadar davanın 1 yıllık süre geçirilerek açıldığı iddia edilmiş ise de Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nın (MASAK) 05.03.2020 tarihli ve 92283605-663.04 [2017/16380] - E.5114 sayılı yazısıyla mali analiz raporunu davacı ... Bakanlığına ilettiği, ...'nın 04.08.2020 tarihli inceleme raporu düzenlendiği, bu rapor dayanak alınarak eldeki davanın açıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 210 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında iş ve işlemlerin öğrenme tarihinin esas alındığı, davacının iddia olunan aykırılığı öğrenme tarihinin 05.03.2020 olduğu ve 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmediği, davalı şirketin işletme konusuna aykırı iş/işlem veya faaliyetlerde bulunup bulunmadığı, varsa bunun önemli ve etkili bir aykırılık olup olmadığı hususuna gelince, davalının 21.08.2002 tarihinde kurulan, çalışma konusu ilgili yasalar çerçevesinde ekonomisi ve siyasetiyle 21 inci yüzyıla yatırım yapan Türkiye'de ülkenin her bölgesindeki kültür ve sanat dinamiklerine ve gereksinimlerine yeni seçenekler ve yanıtlar üreterek, kültür olgusunun bu yatırıma eklemlenmesini sağlamak ve 11.01.2008 tarihinde tescil edilen tadil metninde yazılı olan diğer işler olarak belirlenen bir anonim şirket olduğu, işletme konusunun açılan davada çözümlenmesi gereken ...
uyuşmazlık olduğu, davalı şirketin esas sözleşmesinin 3 üncü maddesinde şirketin amaç ve konusunun 18 bent halinde ayrıntılı olarak düzenlendiği, 6102 sayılı Kanun'un 331 inci maddesinin birinci fıkrasında "Anonim Şirketler, kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilir" hükmünün getirildiği, fakat 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 271 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki "esas mukavelede şirket mevzunun hudutlarının açıkça gösterilmiş olması şarttır" hükmünün 6102 sayılı Kanun'a alınmadığı, yani ultra vires kuralının kaldırıldığı, bu bakımdan şirket esas mukavelesinde belirlenen hususlar dışında herhangi bir sınırlama getirilmeksizin kanunen yasaklanmamış ekonomik amaç ve konular bağlamında şirketin faaliyet gösterebileceği, genel anlamda bakıldığında davalı şirketin kültür, sanat, eğitim ve danışmanlık konularında yatırım amaçlı iş ve işlemlerde bulunan bir anonim şirket olduğu, yaptırılan mali incelemeler sonucunda gerek incelenen davalı şirket ticari defter ve kayıtlarında gerekse sunulan kurumlar vergisi beyannameleri kapsamında herhangi bir usulsüzlük mevcut olmayıp ticari defterlerin de usulüne uygun tutulduğu, süresi içerisinde beyannamelerin sunulduğu, 2011-2019 yıllarını kapsayan incelemede bazı yıllar da kar edilirken bazı yıllarda zarar oluştuğu, şirketin zarar etmesinin gelir elde edemediği anlamına gelmediği, ayrıca şirket kasa mevcudunun 22.907,08 TL olup kasa açığı bulunmadığı, şirket banka hesaplarına göre şirkete giriş ve çıkış yapılan tüm nakit işlemlerinin banka kayıtları ile izlenebilir olup banka hesaplarında 2018 yılı itibariyle 1.378.836,40 TL bulunduğu, 2011 yılından 2019 yılına doğru gelirlerde sürekli artış olup aktif kaynaklarda da azalma olmadığı, borç batağında olmayan, şirketin kendi içerisinde sermayesini koruyarak dışa bağımlı olmadığının tespit edildiği, davacının iddiası gelirinin büyük kısmını bağış, hibe ve fon ve benzeri gelirleri ile sağlayan ve dernek ve vakıflar gibi çalışan şirketin feshedilmesi yönünde ise de şirketçe kabul edildiği iddia edilen bağış/hibe ve fon ve benzeri miktarlarının gelirin düşük bir kısmı olduğu, bağış ve hibelerin kültür, sanat ve eğitim faaliyetleri kapsamında kullanıldığı, bu yönden işletme konusuna aykırılık olmadığı zaten esas sözleşmede belirlenen işlerle kanun koyucu tarafından sınırlama kaldırılmış olduğundan birebir bağlı kalmasının şirketten beklenemeyeceği, kültür ve sanata dair yatırımların da ekonomik amaca hizmet eden faaliyetlerden olduğu, dernek ve vakıflar gibi sürekli anlamda hayır işleri ile uğraşıldığını gösterir bir delil olmadığı, hukukçu bilirkişinin 04.08.2020 tarihli inceleme raporundaki tespitlere göre görüş bildirmiş olmasına rağmen açılan fesih davasında Kanun koyuncunun gerekçesinde belirttiği gibi işletme konusuna aykırılığın ultra vires kaldırıldığı için sermaye şirketleri yönünden fesih davasına sebebiyet vermemesi, sadece etkili ve önemli aykırılıklarda davanın kabul edilebilir olduğu, somut davada şirketin belirli yıllarda zarar ediyor olmasının ekonomik anlamda faaliyet göstermediği anlamına gelmeyeceği, inceleme raporunda belirlenen hususların gelirin düşük bir kısmını kapsadığı, inceleme raporuna yansıyan bağış/hibe ve fon ve benzeri gelirlerin kültür, sanat alanında kullanıyor olmasının işletme konusuna aykırılık oluşturmadığı, fesih şartları oluşmadığından hukukçu bilirkişi raporu hükme esas alınmaksızın açılan davanın reddinin gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının Türk Ticaret Kanununa göre kurulmuş bir şirket olmasına rağmen, dernek ve vakıflara benzer şekilde kar amacı gütmediğinin teftiş raporlarında açıkça ifade edildiğini, davalının yurtiçi ve yurtdışı kuruluşlar tarafından fon/bağış/hibe işlem açıklamalarıyla fonlandığını, şirket tarafından da bağış, burs işlem açıklamalarıyla çeşitli kişilere para transferleri gerçekleştirildiğini, ayrıca kar amacı gütmediğinin genel kurul kararı ile açıkça ifade edildiğini, yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda, Anadolu Kültür A.Ş.'nin statüsü şirket olmasına karşın, yurtiçi ve yurtdışı kişi ve kuruluşlardan sağladığı fonlarda dahil olmak üzere mevcut mali kaynakları ile büyük ölçüde bir dernek ve/veya vakıf gibi faaliyette bulunduğunun, diğer bir ifade ile ekonomik amaçlı değil sosyal amaçlı faaliyet gösterdiğinin belirlendiği, davalı şirketin ağırlıklı faaliyetinin “ekonomik amaçlı” olmamasının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 210 uncu maddesinin üçüncü fıkrası anlamında fesih sebebi olduğunun hükme esas alınmayan 27.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda da doğrulandığını, kâr elde etmenin anonim şirketler için bir sonuç ve amaç olup faaliyet konusu olmadığını, 6102 sayılı Kanun'un 339 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde;
esaslı noktaları belirtilmiş ve tanımlandığı bir şekilde şirketin işletme konusunun esas sözleşmeye yazılacağının hükme bağlandığı, Kanunun 371 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise, temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle işletme konusu dışında yaptığı işlemlerin de şirketi bağlayacağı düzenlenmiş, ancak üçüncü kişinin işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bilmesi veya durumun gereğinden bilebilecek durumda bulunmasının ispatı durumunda, şirketin sorumlu olmayacağını istisna olarak belirtildiğini, davalı şirketin yürüttüğü faaliyetlerinde esas amacın bir sermaye şirketi gibi ticari faaliyette bulunmak olmadığını, bu durumun bir sermaye şirketinin ... amaç ve yapısına ve bu nedenle Türk Ticaret Kanunu'nun amir hükümlerine aykırı olduğunu, şirketin gerçekte yürüttüğü faaliyetlerin esas sözleşmesinde tanımlanan amaç ve konusu ile faaliyet konuları ile bağdaşmadığını, dolayısıyla gerçek durumda söz konusu olmamasına rağmen yürütülen faaliyetlerin şirket faaliyeti olduğu izlenimi verilerek muvazaalı bir durum yaratıldığını, davanın ultra vires ilkesi ile herhangi bir ilişkisi olmadığını, fesih davasının 04.08.2020 tarihli ve 407-C/03 sayılı inceleme raporunda davalı şirketin Türk Ticaret Kanununa uygun bir şekilde kurulduğu, ancak 6102 sayılı Kanunun 331 inci maddesine aykırı olarak ticari faaliyet yürütmediği ile dernek ve vakıflara benzer şekilde sosyal amaçlı faaliyet yürüttüğünün tespiti üzerine açıldığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı şirketin 6102 sayılı Kanun'un 210 uncu maddesi gereği feshi isteminin yerindeliğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri
2.6102 sayılı Kanun'un 210 ve 331 inci maddeleri
3.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 56 ncı maddesi ve devam hükümleriyle 101 inci maddesi ve devam hükümleri
4. 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun (5253 sayılı Kanun) 2 nci maddesi ile 19 uncu maddesi ve devam hükümleri
5.5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 33 ncü maddesi
3. Değerlendirme
Dava 6102 sayılı Kanun'un 210 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği statüsü sermaye şirketi olmasına rağmen yurtiçi ve yurtdışındaki kişi ve kuruluşlardan sağladığı fonlarda dahil olmak üzere mevcut mali kaynakları ile büyük ölçüde dernek ve/veya vakıf gibi kâr amacı gütmeyen faaliyetlerde bulunduğu, ekonomik değil sosyal amaçlı faaliyet gösterdiği iddiasına dayalı olarak davalı şirketin feshi istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince davalı şirketin genel anlamda bakıldığında kültür, sanat, eğitim ve danışmanlık konularında yatırım amaçlı iş ve işlemlerde bulunan bir şirket olduğu, ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemede ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğunun, süresinde beyannamelerinin verildiğinin ve bazı yıllarda kâr, bazı yıllarda ise zarar ettiğinin tespit edildiği, zarar etmesinin şirketin gelir elde etme amaçlı olmadığı anlamına gelmeyeceği, bağış, fon, hibe gibi kaynakların gelirin düşük kısmını oluşturduğu, 6102 sayılı Kanunla ultra vires ilkesi kaldırıldığından Kanun'un 210 'uncu maddesinin üçüncü fıkrasının gerekçesinde de açıklandığı üzere işletme konusuna aykırılığın sadece önemli ve etkili boyutta bulunduğu hallerde fesih davasının kabul edilebilir olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararı davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine inceleyen Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.
Hukukumuzda bir özel hukuk tüzel kişiliği olarak dernekler, 4721 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesinde gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi toplulukları; 5253 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde ise kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi toplulukları olarak tanımlanmıştır. 5253 sayılı Kanun'un 19 ve devam hükümlerinde ise derneklerin denetimlerine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
Yine bir diğer özel hukuk tüzel kişiliği olan vakıflar ise 4721 sayılı Kanun'un 101 inci maddesinde, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları olarak tanımlanmış; aynı Kanun'un 111 inci maddesinde ise vakıfların, vakıf senedindeki hükümleri yerine getirip getirmediklerinin, vakıf mallarını amaca uygun biçimde yönetip yönetmediklerinin ve vakıf gelirlerini amaca uygun olarak harcayıp harcamadıklarının Vakıflar Genel Müdürlüğünce ve üst kuruluşlarınca denetleneceği belirtilmiş; 5737 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesinde ise vakıfların denetimine yer verilmiştir.
Öte yandan, 6102 sayılı Kanun'un 331 inci maddesinde ise anonim şirketlerin kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilecekleri düzenlenmiştir.
6102 sayılı Kanun'un "Gümrük ve Ticaret Bakanlığının düzenleme ve denetleme yetkisi" başlıklı 210 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında ise kamu düzenine veya işletme konusuna aykırı işlemlerde veya bu yönde hazırlıklarda ya da muvazaalı iş ve faaliyetlerde bulunduğu belirlenen ticaret şirketleri hakkında, özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla Bakanlıkça bu tür işlem, hazırlık veya faaliyetlerin öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde fesih davası açılabileceği düzenlenmiş olup, anılan madde gerekçesinde ise işletme konusuna aykırı işlemlerde fesih davasının sermaye şirketlerinde korunmuş olmasının önemli ve etkili aykırılıklarda boşluk yaratmama görüşünden kaynaklandığı belirtilmiştir.
Buradan hareketle her ne kadar ultra vires ilkesi 6102 sayılı Kanun ile birlikte artık hukukumuzda yer bulmamışsa da işletme konusuna önemli ve etkili aykırılık hallerine de cevaz verilmemiş olduğu açıktır.
Şu halde, davalı şirket kuruluşunda sosyal ve kültürel faaliyetler başta olmak üzere gerçekleştireceği faaliyetlerde kar elde etme amacıyla kurulmuş ancak 2002 yılı olağan genel kurulunda da kâr amacı gütmediğinde mutabık kalınarak, elde edilecek gelirlerin organize edilecek kültür etkinlikleri için kullanılmasına karar verilmişse de alınan bu kararlar doğrultusunda sosyal ve kültürel faaliyetlerin ekonomik amaçlı faaliyetlere oranla yoğunluğunun davacı Bakanlık tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 05.03.2020 tarihli yazısıyla öğrenilmesi karşısında, İlk Derece Mahkemesince isabetli şekilde davanın hak düşürücü süre içinde açıldığı ve işletme konusuna aykırı işlemlerin önemli ve etkili boyutta olması gerektiği tespitinde bulunulmuştur.
Bununla birlikte davaya dayanak Bakanlık inceleme raporunda, davalı şirket ana sözleşmesine göre özetle kültür, sanat ve eğitim alanlarında kurs, seminer, konferans, sergi vb. düzenlemek, programlar, projeler hazırlamak vb. konularında gerçekleştireceği faaliyetlerle kâr elde etmek maksadıyla kurulmuşsa da, 2002 yılı olağan genel kurulunda ortakların kâr amacı güdülmediği hususunda mutabık kaldıkları, elde edilecek gelirlerin organize edilecek kültür etkinlikleri için kullanılmasına karar verdikleri, yine şirket yetkililerince vergi müfettişiyle birlikte imzaladıkları 2011 ve 2012 yılı hesap ve işlemlerine ilişkin tutanaklarda ise "Şirket Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde kültür, sanat faaliyetlerini yürütmekte ve desteklemekte bunu da ticari kâr amacı ile değil sosyal destek sağlamak için gerçekleştirmektedir.
Gelirlerini de bu faaliyetlerde kullanmaktadır" tespitine yer verildiği, ayrıca internet sitesinde "kâr amacı gütmeyen bir kültür kurumu olarak kurulan Anadolu Kültür" ifadesinin bulunduğu, böylece şirketin kâr elde etmek amacıyla faaliyet gerçekleştirmediğine vurgu yapıldığı, nitekim şirketin faaliyetleri incelendiğinde ise alınan bu kararlar ve belirtmeler doğrultusunda ekonomik amaçtan çok sosyal ve kültürel amaçlarla hareket ettiği, 2011 ila 2019 yılları arasında sadece 2014 ve 2015 yılları arasında dönem kârı elde ettiği, diğer yıllarda ise zarar ettiği, şirketin bu dönemlerde yurtiçi ve yurt dışı fon/bağış/hibe adı altında elde ettiği gelirleri "diğer gelirler" adı altında muhasebeleştirdiği ve gelen bu tip gelirler dışında şirketin ticari olarak değerlendirilebilecek hizmet ve organizasyon bedeli ile demirbaş satışı gelirleri de mevcut ise de bunların tüm gelirlere oranının %4 ila %29 oranında değişiklik gösterdiği, eş anlatımla şirketin fon/bağış/hibe gibi yollarla elde edip diğer gelirler olarak muhasebeleştirdiği gelirlerin şirketin toplam gelirlerinin %71 ila %95'lik kısmını oluşturduğu, elde edilen bu gelirlerin sosyal ve kültürel etkinlikler kapsamında kullanıldığı, burs veya bağış olarak da kullanıldığı tespit edilmiş;
Mahkemece alınan bilirkişi raporuyla da bu tespitin şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinden teyit edildiği mütalaa edilmiştir.
Sermaye şirketleri ekonomik faaliyetleri neticesinde kâr elde etmek maksadıyla kurulabilirlerse de, faaliyetleri boyunca sürekli kâr elde edememeleri de mümkündür. Ancak bununla birlikte, kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilmelerine cevaz verilen ve elbette ki orantılı olmak kaydıyla sosyal ve kültürel alanlarda da faaliyetler yürütebilecek olan anonim şirketlerin yine hukukumuzda ekonomik amaç gütmeyen dernek ve/veya vakıflar gibi ekonomik amaçlardan çok sosyal ve kültürel amaçlar doğrultusunda faaliyet göstermeleri ve bu şekilde dernek ve/veya vakıflar üzerindeki denetimlerden kaçınmaları ise kabul edilemez.
Mahkemece, alınan bilirkişi raporuyla da teyit edildiği üzere davalı şirketin fon/bağış/hibe gibi yollarla elde edip diğer gelirler olarak muhasebeleştirdiği gelirlerin şirketin toplam gelirlerinin %71 ila %95'lik kısmını oluşturduğu ve bu gelirlerin büyük oranda ekonomik amaç gütmeyen faaliyetler kapsamında kullanıldığı, bu faaliyetler neticesinde de genel anlamda zarar edildiği, bu yolla dernek ve/veya vakıflar üzerindeki denetimlerden kaçındığı sabit olmasına rağmen, fon/bağış/hibe yoluyla elde edilen gelirlerin şirket toplam gelirlerinin düşük bir kısmı olduğu, şirketin dönem dönem zarar etmesinin ekonomik anlamda faaliyet göstermediği anlamına gelmeyeceği yanılgılı gerekçesiyle davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1078111200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz