Kar payı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/14126 E. 2012/21728 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kar payı↗ ara karar↗ pay defteri↗ temerrüt faizi↗ ortaklık ilişkisi↗ kâr payı↗ eksik inceleme↗ temerrüt↗ e-defter↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davalı şirket yöneticilerinin TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek kar payı verme ve istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları, bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, yönetici olan davalıların TTK'nun 336 maddesi uyarınca sorumlu oldukları, davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; kararın davalı ... dışındaki diğer davalılar vekilince temyizi üzerine Dairemizin 29.6.2012 tarihli kararıyla sair temyiz itirazlarının reddine, uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa yüksek kar payı vaadi ile temin edilen 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplandığı, bu hususun açıklığa kavuşması için davalı şirkete ait tüm defter ve kayıtlar ile davalı şirket yöneticileri hakkında açılan ceza dava dosyaları üzerinde inceleme yaptırılarak uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği, davacının davalı şirkete ait pay defterinde ortak gösterilmesinin davacının şirket ortağı olduğunun kabulü için yeterli olmadığı, mahkemece bilirkişi raporu alınması için verilen ara kararının sadece muhasip bilirkişi görevlendirilmesi nedeniyle usulüne uygun olmayıp davacı aleyhine sonuç doğurmayacağı, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek pay defterinde davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında mahkemece istenen belgelerin aslının sunulması için verilen sürenin gereksiz olduğu gerekçeleriyle eksik incelemeye dayalı yerel mahkeme kararının temyiz eden davalılar lehine bozulmasına karar verilmiştir.
Temyiz eden davalılar vekili, bu kez, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalılar vekilinin HUMK'nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen 2 nolu bent dışındaki sair karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir.
2- Ancak, bozma davacının davalı şirkete ait pay defterine ortak gösterilmiş olduğu, davalı yanın bu yönde bir kabulünün bulunduğu belirtilmiş ise de bu husus dosya kapsamına aykırı olduğu gibi, mahkemenin de böyle bir gerekçesinin bulunmadığı anlaşıldığından Dairemizin buna yönelik bozma nedenlerinin bozma ilamından çıkartılmasına, mahkeme hükmünün bozma ilamında açıklanan diğer gerekçelerle bozulmasına, karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/10679 E. 2012/8336 K.
Ortak:kar payı · ara karar · pay defteri · temerrüt faizi · ortaklık ilişkisi · kâr payı · eksik inceleme · temerrüt
İncelediğiniz karardaMahkemece yapılan yargılama sonucunda, davalı şirket yöneticilerinin TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları, bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, yönetici olan davalıların TTK'nun 336 maddesi uyarınca sorumlu oldukları, davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; kararın davalı ... dışındaki diğer davalılar vekilince temyizi üzerine Dairemizin 29.6.2012 tarihli kararıyla sair temyiz itirazlarının reddine, uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa yüksek kar payı vaadi ile temin edilen 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplandığı, bu hususun açıklığa kavuşması için davalı şirkete ait tüm «defter» ve kayıtlar ile davalı şirket yöneticileri hakkında açılan ceza dava dosyaları üzerinde inceleme yaptırılarak uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği, davacının davalı şirkete ait «pay defterinde» ortak gösterilmesinin davacının şirket ortağı olduğunun kabulü için yeterli olmadığı, mahkemece bilirkişi raporu alınması için verilen «ara» kararının sadece muhasip bilirkişi «görevlendirilmesi» nedeniyle usulüne uygun olmayıp davacı aleyhine sonuç doğurmayacağı, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek pay defterinde davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında mahkemece istenen belgelerin aslının sunulması için verilen sürenin gereksiz olduğu gerekçeleriyle «eksik incelemeye» dayalı yerel mahkeme kararının temyiz eden davalılar lehine bozulmasına karar verilmiştir.
2- Ancak, bozma davacının davalı şirkete ait «pay defterine» ortak gösterilmiş olduğu, davalı yanın bu yönde bir kabulünün bulunduğu belirtilmiş ise de bu husus dosya kapsamına aykırı olduğu gibi, mahkemenin de böyle bir gerekçesinin bulunmadığı anlaşıldığından Dairemizin buna yönelik bozma nedenlerinin bozma ilamından çıkartılmasına, mahkeme hükmünün bozma ilamında açıklanan diğer gerekçelerle bozulmasına, karar vermek gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nın 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalının savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yedek akçe · pay defterine kayıt · tahsilat makbuzu · bedel iadesi · zamanaşımı defi · sermaye artırımı · ek prim · kesin süre
Benzer bu karardaSomut olayda, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf “davalı şirket yöneticileri ve atadıkları «temsilcileri» vasıtası ile yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil edildiğini, tahsil edilen paralara karşılık kimilerine «tahsil makbuzu», kimilerine ise “ortaklık durum belgesi” adı altında belge verildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından para veren kişilerin şirket ortağı olarak «pay defterine kayıt» edilmiş olsa bile para veren kişilerin ortak olma amacının olmadığını, şirkete verilen paranın iade edilmeyeceği bilinse idi kimsenin davalı şirkete para vermeyece …
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nun 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bununla birlikte, yine mahkemece davacı tarafa ortaklık durum belgesi veya «tahsilat makbuzunun» aslının sunulması için «kesin süre» verilmiş ve kesin sürenin gereği davacı tarafça yerine getirilmemiş ise de, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek «pay defterinde» davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında bu belgelerin aslının sunulması için verilen süre de gereksizdir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/11070 E. 2012/8979 K.
Ortak:kar payı · ara karar · pay defteri · temerrüt faizi · ortaklık ilişkisi · kâr payı · eksik inceleme · temerrüt
İncelediğiniz karardaMahkemece yapılan yargılama sonucunda, davalı şirket yöneticilerinin TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları, bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, yönetici olan davalıların TTK'nun 336 maddesi uyarınca sorumlu oldukları, davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; kararın davalı ... dışındaki diğer davalılar vekilince temyizi üzerine Dairemizin 29.6.2012 tarihli kararıyla sair temyiz itirazlarının reddine, uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa yüksek kar payı vaadi ile temin edilen 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplandığı, bu hususun açıklığa kavuşması için davalı şirkete ait tüm «defter» ve kayıtlar ile davalı şirket yöneticileri hakkında açılan ceza dava dosyaları üzerinde inceleme yaptırılarak uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği, davacının davalı şirkete ait «pay defterinde» ortak gösterilmesinin davacının şirket ortağı olduğunun kabulü için yeterli olmadığı, mahkemece bilirkişi raporu alınması için verilen «ara» kararının sadece muhasip bilirkişi «görevlendirilmesi» nedeniyle usulüne uygun olmayıp davacı aleyhine sonuç doğurmayacağı, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek pay defterinde davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında mahkemece istenen belgelerin aslının sunulması için verilen sürenin gereksiz olduğu gerekçeleriyle «eksik incelemeye» dayalı yerel mahkeme kararının temyiz eden davalılar lehine bozulmasına karar verilmiştir.
2- Ancak, bozma davacının davalı şirkete ait «pay defterine» ortak gösterilmiş olduğu, davalı yanın bu yönde bir kabulünün bulunduğu belirtilmiş ise de bu husus dosya kapsamına aykırı olduğu gibi, mahkemenin de böyle bir gerekçesinin bulunmadığı anlaşıldığından Dairemizin buna yönelik bozma nedenlerinin bozma ilamından çıkartılmasına, mahkeme hükmünün bozma ilamında açıklanan diğer gerekçelerle bozulmasına, karar vermek gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, yönetici olan davalıların TTK'nun 336 maddesi uyarınca sorumlu oldukları, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nIn «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalının savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yedek akçe · pay defterine kayıt · tahsilat makbuzu · bedel iadesi · zamanaşımı defi · sermaye artırımı · ek prim · kesin süre
Benzer bu karardaSomut olayda, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf “davalı şirket yöneticileri ve atadıkları «temsilcileri» vasıtası ile yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil edildiğini, tahsil edilen paralara karşılık kimilerine «tahsil makbuzu», kimilerine ise “ortaklık durum belgesi” adı altında belge verildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından para veren kişilerin şirket ortağı olarak «pay defterine kayıt» edilmiş olsa bile para veren kişilerin ortak olma amacının olmadığını, şirkete verilen paranın iade edilmeyeceği bilinse idi kimsenin davalı şirkete para vermeyece …
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nun 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bununla birlikte, yine mahkemece davacı tarafa ortaklık durum belgesi veya «tahsilat makbuzunun» aslının sunulması için «kesin süre» verilmiş ve kesin sürenin gereği davacı tarafça yerine getirilmemiş ise de, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek «pay defterinde» davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında bu belgelerin aslının sunulması için verilen süre de gereksizdir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/10785 E. 2012/8346 K.
Ortak:kar payı · ara karar · pay defteri · temerrüt faizi · ortaklık ilişkisi · kâr payı · eksik inceleme · temerrüt
İncelediğiniz karardaMahkemece yapılan yargılama sonucunda, davalı şirket yöneticilerinin TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları, bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, yönetici olan davalıların TTK'nun 336 maddesi uyarınca sorumlu oldukları, davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; kararın davalı ... dışındaki diğer davalılar vekilince temyizi üzerine Dairemizin 29.6.2012 tarihli kararıyla sair temyiz itirazlarının reddine, uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa yüksek kar payı vaadi ile temin edilen 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplandığı, bu hususun açıklığa kavuşması için davalı şirkete ait tüm «defter» ve kayıtlar ile davalı şirket yöneticileri hakkında açılan ceza dava dosyaları üzerinde inceleme yaptırılarak uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği, davacının davalı şirkete ait «pay defterinde» ortak gösterilmesinin davacının şirket ortağı olduğunun kabulü için yeterli olmadığı, mahkemece bilirkişi raporu alınması için verilen «ara» kararının sadece muhasip bilirkişi «görevlendirilmesi» nedeniyle usulüne uygun olmayıp davacı aleyhine sonuç doğurmayacağı, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek pay defterinde davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında mahkemece istenen belgelerin aslının sunulması için verilen sürenin gereksiz olduğu gerekçeleriyle «eksik incelemeye» dayalı yerel mahkeme kararının temyiz eden davalılar lehine bozulmasına karar verilmiştir.
2- Ancak, bozma davacının davalı şirkete ait «pay defterine» ortak gösterilmiş olduğu, davalı yanın bu yönde bir kabulünün bulunduğu belirtilmiş ise de bu husus dosya kapsamına aykırı olduğu gibi, mahkemenin de böyle bir gerekçesinin bulunmadığı anlaşıldığından Dairemizin buna yönelik bozma nedenlerinin bozma ilamından çıkartılmasına, mahkeme hükmünün bozma ilamında açıklanan diğer gerekçelerle bozulmasına, karar vermek gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nın 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalının savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yedek akçe · pay defterine kayıt · tahsilat makbuzu · bedel iadesi · zamanaşımı defi · sermaye artırımı · ek prim · kesin süre
Benzer bu karardaSomut olayda, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf “davalı şirket yöneticileri ve atadıkları «temsilcileri» vasıtası ile yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil edildiğini, tahsil edilen paralara karşılık kimilerine «tahsil makbuzu», kimilerine ise “ortaklık durum belgesi” adı altında belge verildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından para veren kişilerin şirket ortağı olarak «pay defterine kayıt» edilmiş olsa bile para veren kişilerin ortak olma amacının olmadığını, şirkete verilen paranın iade edilmeyeceği bilinse idi kimsenin davalı şirkete para vermeyece …
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nun 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bununla birlikte, yine mahkemece davacı tarafa ortaklık durum belgesi veya «tahsilat makbuzunun» aslının sunulması için «kesin süre» verilmiş ve kesin sürenin gereği davacı tarafça yerine getirilmemiş ise de, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek «pay defterinde» davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında bu belgelerin aslının sunulması için verilen süre de gereksizdir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/10686 E. 2012/8343 K.
Ortak:kar payı · ara karar · pay defteri · temerrüt faizi · ortaklık ilişkisi · kâr payı · eksik inceleme · temerrüt
İncelediğiniz karardaMahkemece yapılan yargılama sonucunda, davalı şirket yöneticilerinin TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları, bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, yönetici olan davalıların TTK'nun 336 maddesi uyarınca sorumlu oldukları, davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; kararın davalı ... dışındaki diğer davalılar vekilince temyizi üzerine Dairemizin 29.6.2012 tarihli kararıyla sair temyiz itirazlarının reddine, uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa yüksek kar payı vaadi ile temin edilen 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplandığı, bu hususun açıklığa kavuşması için davalı şirkete ait tüm «defter» ve kayıtlar ile davalı şirket yöneticileri hakkında açılan ceza dava dosyaları üzerinde inceleme yaptırılarak uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği, davacının davalı şirkete ait «pay defterinde» ortak gösterilmesinin davacının şirket ortağı olduğunun kabulü için yeterli olmadığı, mahkemece bilirkişi raporu alınması için verilen «ara» kararının sadece muhasip bilirkişi «görevlendirilmesi» nedeniyle usulüne uygun olmayıp davacı aleyhine sonuç doğurmayacağı, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek pay defterinde davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında mahkemece istenen belgelerin aslının sunulması için verilen sürenin gereksiz olduğu gerekçeleriyle «eksik incelemeye» dayalı yerel mahkeme kararının temyiz eden davalılar lehine bozulmasına karar verilmiştir.
2- Ancak, bozma davacının davalı şirkete ait «pay defterine» ortak gösterilmiş olduğu, davalı yanın bu yönde bir kabulünün bulunduğu belirtilmiş ise de bu husus dosya kapsamına aykırı olduğu gibi, mahkemenin de böyle bir gerekçesinin bulunmadığı anlaşıldığından Dairemizin buna yönelik bozma nedenlerinin bozma ilamından çıkartılmasına, mahkeme hükmünün bozma ilamında açıklanan diğer gerekçelerle bozulmasına, karar vermek gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalının savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yedek akçe · pay defterine kayıt · tahsilat makbuzu · bedel iadesi · zamanaşımı defi · sermaye artırımı · ek prim · kesin süre
Benzer bu karardaSomut olayda, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf “davalı şirket yöneticileri ve atadıkları «temsilcileri» vasıtası ile yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil edildiğini, tahsil edilen paralara karşılık kimilerine «tahsil makbuzu», kimilerine ise “ortaklık durum belgesi” adı altında belge verildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından para veren kişilerin şirket ortağı olarak «pay defterine kayıt» edilmiş olsa bile para veren kişilerin ortak olma amacının olmadığını, şirkete verilen paranın iade edilmeyeceği bilinse idi kimsenin davalı şirkete para vermeyece …
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nun 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bununla birlikte, yine mahkemece davacı tarafa ortaklık durum belgesi veya «tahsilat makbuzunun» aslının sunulması için «kesin süre» verilmiş ve kesin sürenin gereği davacı tarafça yerine getirilmemiş ise de, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek «pay defterinde» davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında bu belgelerin aslının sunulması için verilen süre de gereksizdir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/10684 E. 2012/8341 K.
Ortak:kar payı · ara karar · pay defteri · temerrüt faizi · ortaklık ilişkisi · kâr payı · eksik inceleme · temerrüt
İncelediğiniz karardaMahkemece yapılan yargılama sonucunda, davalı şirket yöneticilerinin TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları, bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, yönetici olan davalıların TTK'nun 336 maddesi uyarınca sorumlu oldukları, davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; kararın davalı ... dışındaki diğer davalılar vekilince temyizi üzerine Dairemizin 29.6.2012 tarihli kararıyla sair temyiz itirazlarının reddine, uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa yüksek kar payı vaadi ile temin edilen 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplandığı, bu hususun açıklığa kavuşması için davalı şirkete ait tüm «defter» ve kayıtlar ile davalı şirket yöneticileri hakkında açılan ceza dava dosyaları üzerinde inceleme yaptırılarak uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği, davacının davalı şirkete ait «pay defterinde» ortak gösterilmesinin davacının şirket ortağı olduğunun kabulü için yeterli olmadığı, mahkemece bilirkişi raporu alınması için verilen «ara» kararının sadece muhasip bilirkişi «görevlendirilmesi» nedeniyle usulüne uygun olmayıp davacı aleyhine sonuç doğurmayacağı, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek pay defterinde davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında mahkemece istenen belgelerin aslının sunulması için verilen sürenin gereksiz olduğu gerekçeleriyle «eksik incelemeye» dayalı yerel mahkeme kararının temyiz eden davalılar lehine bozulmasına karar verilmiştir.
2- Ancak, bozma davacının davalı şirkete ait «pay defterine» ortak gösterilmiş olduğu, davalı yanın bu yönde bir kabulünün bulunduğu belirtilmiş ise de bu husus dosya kapsamına aykırı olduğu gibi, mahkemenin de böyle bir gerekçesinin bulunmadığı anlaşıldığından Dairemizin buna yönelik bozma nedenlerinin bozma ilamından çıkartılmasına, mahkeme hükmünün bozma ilamında açıklanan diğer gerekçelerle bozulmasına, karar vermek gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nın 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalının savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yedek akçe · pay defterine kayıt · tahsilat makbuzu · bedel iadesi · zamanaşımı defi · sermaye artırımı · ek prim · kesin süre
Benzer bu karardaSomut olayda, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf “davalı şirket yöneticileri ve atadıkları «temsilcileri» vasıtası ile yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil edildiğini, tahsil edilen paralara karşılık kimilerine «tahsil makbuzu», kimilerine ise “ortaklık durum belgesi” adı altında belge verildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından para veren kişilerin şirket ortağı olarak «pay defterine kayıt» edilmiş olsa bile para veren kişilerin ortak olma amacının olmadığını, şirkete verilen paranın iade edilmeyeceği bilinse idi kimsenin davalı şirkete para vermeyece …
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nun 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bununla birlikte, yine mahkemece davacı tarafa ortaklık durum belgesi veya «tahsilat makbuzunun» aslının sunulması için «kesin süre» verilmiş ve kesin sürenin gereği davacı tarafça yerine getirilmemiş ise de, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek «pay defterinde» davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında bu belgelerin aslının sunulması için verilen süre de gereksizdir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/10682 E. 2012/8339 K.
Ortak:kar payı · ara karar · pay defteri · temerrüt faizi · ortaklık ilişkisi · kâr payı · eksik inceleme · temerrüt
İncelediğiniz karardaMahkemece yapılan yargılama sonucunda, davalı şirket yöneticilerinin TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları, bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, yönetici olan davalıların TTK'nun 336 maddesi uyarınca sorumlu oldukları, davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; kararın davalı ... dışındaki diğer davalılar vekilince temyizi üzerine Dairemizin 29.6.2012 tarihli kararıyla sair temyiz itirazlarının reddine, uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa yüksek kar payı vaadi ile temin edilen 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplandığı, bu hususun açıklığa kavuşması için davalı şirkete ait tüm «defter» ve kayıtlar ile davalı şirket yöneticileri hakkında açılan ceza dava dosyaları üzerinde inceleme yaptırılarak uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği, davacının davalı şirkete ait «pay defterinde» ortak gösterilmesinin davacının şirket ortağı olduğunun kabulü için yeterli olmadığı, mahkemece bilirkişi raporu alınması için verilen «ara» kararının sadece muhasip bilirkişi «görevlendirilmesi» nedeniyle usulüne uygun olmayıp davacı aleyhine sonuç doğurmayacağı, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek pay defterinde davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında mahkemece istenen belgelerin aslının sunulması için verilen sürenin gereksiz olduğu gerekçeleriyle «eksik incelemeye» dayalı yerel mahkeme kararının temyiz eden davalılar lehine bozulmasına karar verilmiştir.
2- Ancak, bozma davacının davalı şirkete ait «pay defterine» ortak gösterilmiş olduğu, davalı yanın bu yönde bir kabulünün bulunduğu belirtilmiş ise de bu husus dosya kapsamına aykırı olduğu gibi, mahkemenin de böyle bir gerekçesinin bulunmadığı anlaşıldığından Dairemizin buna yönelik bozma nedenlerinin bozma ilamından çıkartılmasına, mahkeme hükmünün bozma ilamında açıklanan diğer gerekçelerle bozulmasına, karar vermek gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nın 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalının savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yedek akçe · pay defterine kayıt · tahsilat makbuzu · bedel iadesi · zamanaşımı defi · sermaye artırımı · ek prim · kesin süre
Benzer bu karardaSomut olayda, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf “davalı şirket yöneticileri ve atadıkları «temsilcileri» vasıtası ile yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil edildiğini, tahsil edilen paralara karşılık kimilerine «tahsil makbuzu», kimilerine ise “ortaklık durum belgesi” adı altında belge verildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından para veren kişilerin şirket ortağı olarak «pay defterine kayıt» edilmiş olsa bile para veren kişilerin ortak olma amacının olmadığını, şirkete verilen paranın iade edilmeyeceği bilinse idi kimsenin davalı şirkete para vermeyece …
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nun 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bununla birlikte, yine mahkemece davacı tarafa ortaklık durum belgesi veya «tahsilat makbuzunun» aslının sunulması için «kesin süre» verilmiş ve kesin sürenin gereği davacı tarafça yerine getirilmemiş ise de, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek «pay defterinde» davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında bu belgelerin aslının sunulması için verilen süre de gereksizdir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/10683 E. 2012/8340 K.
Ortak:kar payı · ara karar · pay defteri · temerrüt faizi · ortaklık ilişkisi · kâr payı · eksik inceleme · temerrüt
İncelediğiniz karardaMahkemece yapılan yargılama sonucunda, davalı şirket yöneticilerinin TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları, bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, yönetici olan davalıların TTK'nun 336 maddesi uyarınca sorumlu oldukları, davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; kararın davalı ... dışındaki diğer davalılar vekilince temyizi üzerine Dairemizin 29.6.2012 tarihli kararıyla sair temyiz itirazlarının reddine, uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa yüksek kar payı vaadi ile temin edilen 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplandığı, bu hususun açıklığa kavuşması için davalı şirkete ait tüm «defter» ve kayıtlar ile davalı şirket yöneticileri hakkında açılan ceza dava dosyaları üzerinde inceleme yaptırılarak uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği, davacının davalı şirkete ait «pay defterinde» ortak gösterilmesinin davacının şirket ortağı olduğunun kabulü için yeterli olmadığı, mahkemece bilirkişi raporu alınması için verilen «ara» kararının sadece muhasip bilirkişi «görevlendirilmesi» nedeniyle usulüne uygun olmayıp davacı aleyhine sonuç doğurmayacağı, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek pay defterinde davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında mahkemece istenen belgelerin aslının sunulması için verilen sürenin gereksiz olduğu gerekçeleriyle «eksik incelemeye» dayalı yerel mahkeme kararının temyiz eden davalılar lehine bozulmasına karar verilmiştir.
2- Ancak, bozma davacının davalı şirkete ait «pay defterine» ortak gösterilmiş olduğu, davalı yanın bu yönde bir kabulünün bulunduğu belirtilmiş ise de bu husus dosya kapsamına aykırı olduğu gibi, mahkemenin de böyle bir gerekçesinin bulunmadığı anlaşıldığından Dairemizin buna yönelik bozma nedenlerinin bozma ilamından çıkartılmasına, mahkeme hükmünün bozma ilamında açıklanan diğer gerekçelerle bozulmasına, karar vermek gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nın 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalının savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yedek akçe · pay defterine kayıt · tahsilat makbuzu · bedel iadesi · zamanaşımı defi · sermaye artırımı · ek prim · kesin süre
Benzer bu karardaSomut olayda, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf “davalı şirket yöneticileri ve atadıkları «temsilcileri» vasıtası ile yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil edildiğini, tahsil edilen paralara karşılık kimilerine «tahsil makbuzu», kimilerine ise “ortaklık durum belgesi” adı altında belge verildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından para veren kişilerin şirket ortağı olarak «pay defterine kayıt» edilmiş olsa bile para veren kişilerin ortak olma amacının olmadığını, şirkete verilen paranın iade edilmeyeceği bilinse idi kimsenin davalı şirkete para vermeyece …
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nun 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bununla birlikte, yine mahkemece davacı tarafa ortaklık durum belgesi veya «tahsilat makbuzunun» aslının sunulması için «kesin süre» verilmiş ve kesin sürenin gereği davacı tarafça yerine getirilmemiş ise de, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek «pay defterinde» davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında bu belgelerin aslının sunulması için verilen süre de gereksizdir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/10680 E. 2012/8337 K.
Ortak:kar payı · ara karar · pay defteri · temerrüt faizi · ortaklık ilişkisi · kâr payı · eksik inceleme · temerrüt
İncelediğiniz karardaMahkemece yapılan yargılama sonucunda, davalı şirket yöneticilerinin TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları, bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, yönetici olan davalıların TTK'nun 336 maddesi uyarınca sorumlu oldukları, davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; kararın davalı ... dışındaki diğer davalılar vekilince temyizi üzerine Dairemizin 29.6.2012 tarihli kararıyla sair temyiz itirazlarının reddine, uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa yüksek kar payı vaadi ile temin edilen 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplandığı, bu hususun açıklığa kavuşması için davalı şirkete ait tüm «defter» ve kayıtlar ile davalı şirket yöneticileri hakkında açılan ceza dava dosyaları üzerinde inceleme yaptırılarak uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği, davacının davalı şirkete ait «pay defterinde» ortak gösterilmesinin davacının şirket ortağı olduğunun kabulü için yeterli olmadığı, mahkemece bilirkişi raporu alınması için verilen «ara» kararının sadece muhasip bilirkişi «görevlendirilmesi» nedeniyle usulüne uygun olmayıp davacı aleyhine sonuç doğurmayacağı, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek pay defterinde davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında mahkemece istenen belgelerin aslının sunulması için verilen sürenin gereksiz olduğu gerekçeleriyle «eksik incelemeye» dayalı yerel mahkeme kararının temyiz eden davalılar lehine bozulmasına karar verilmiştir.
2- Ancak, bozma davacının davalı şirkete ait «pay defterine» ortak gösterilmiş olduğu, davalı yanın bu yönde bir kabulünün bulunduğu belirtilmiş ise de bu husus dosya kapsamına aykırı olduğu gibi, mahkemenin de böyle bir gerekçesinin bulunmadığı anlaşıldığından Dairemizin buna yönelik bozma nedenlerinin bozma ilamından çıkartılmasına, mahkeme hükmünün bozma ilamında açıklanan diğer gerekçelerle bozulmasına, karar vermek gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yöneticilerinin şirket hisselerinin halka arzında basiretli bir «tacir» gibi davranmaları gerekirken TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek «kar payı» verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları ve bu satışın BK’nın 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, batıl olan bu işleme dayalı olarak davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir «ortaklık ilişkisinin» bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalının savunduğu şekilde bir «ortaklık ilişkisi» mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek «kar payı» vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yedek akçe · pay defterine kayıt · tahsilat makbuzu · bedel iadesi · zamanaşımı defi · sermaye artırımı · ek prim · kesin süre
Benzer bu karardaSomut olayda, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf “davalı şirket yöneticileri ve atadıkları «temsilcileri» vasıtası ile yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil edildiğini, tahsil edilen paralara karşılık kimilerine «tahsil makbuzu», kimilerine ise “ortaklık durum belgesi” adı altında belge verildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından para veren kişilerin şirket ortağı olarak «pay defterine kayıt» edilmiş olsa bile para veren kişilerin ortak olma amacının olmadığını, şirkete verilen paranın iade edilmeyeceği bilinse idi kimsenin davalı şirkete para vermeyece …
Davalı taraf ise, davacı ile şirket arasında «ortaklık ilişkisi» kurulduğunu, TTK'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisselerin şirket tarafından geri alınması ve hisse «bedelinin iade» edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda payların ortaklık «pay defterine» kaydedildiğini, ortaklık durum belgesi ve «tahsilat makbuzu» adlı belgenin şirket yöneticileri tarafından imzalanmadığından davalı şirketi bağlamadığını savunmuştur.
Bunun için de, «prim» miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nun 466/1. maddesinin uyarınca kanuni «yedek akçeye» eklenmesi gerekir.
Bununla birlikte, yine mahkemece davacı tarafa ortaklık durum belgesi veya «tahsilat makbuzunun» aslının sunulması için «kesin süre» verilmiş ve kesin sürenin gereği davacı tarafça yerine getirilmemiş ise de, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek «pay defterinde» davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında bu belgelerin aslının sunulması için verilen süre de gereksizdir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/14126 E. , 2012/21728 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04.06.2010 gün ve 2009/572-2010/180 sayılı kararı onayan Daire’nin 29.06.2012 gün ve 2010/11070-2012/8979 sayılı kararı aleyhinde davalılar vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, yüksek faiz verileceği ve parasını istediği zaman geri alabileceği taahhüdünde bulunulması üzerine müvekkilinin belge karşılığında davalılara 100.000 DM verdiğini, bir süre sonra müvekkilinin parasını istediğinde kendisine ödeme yapılmadığını, Kombassan Grubu tarafından yapılan usulsüzlüklerin SPK ve diğer resmi kurum raporlarında açıklandığını, davalılar hakkında çeşitli suçlardan suç duyurusu yapıldığını, müvekkilinin şirket ortağı yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, davalı şirket ile kanuna uygun bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığını, davalı ... ile yönetim kurulu üyesi olan diğer davalıların da zarardan sorumlu olduklarını ileri sürerek, şimdilik 7.500,00 TL’nın faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davalı şirket yöneticilerinin TTK ve SPK mevzuatına aykırı bir şekilde yüksek kar payı verme ve istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıya hisse sattıkları, bu satışın BK’nun 20/2. maddesi gereğince batıl olduğu, yönetici olan davalıların TTK'nun 336 maddesi uyarınca sorumlu oldukları, davacı tarafından hisse bedeli olarak ödenen miktar kadar davalıların nedensiz zenginleştikleri gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tesbiti ile yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne ve 7.500,00 TL’nın temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; kararın davalı ...
dışındaki diğer davalılar vekilince temyizi üzerine Dairemizin 29.6.2012 tarihli kararıyla sair temyiz itirazlarının reddine, uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa yüksek kar payı vaadi ile temin edilen 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplandığı, bu hususun açıklığa kavuşması için davalı şirkete ait tüm defter ve kayıtlar ile davalı şirket yöneticileri hakkında açılan ceza dava dosyaları üzerinde inceleme yaptırılarak uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği, davacının davalı şirkete ait pay defterinde ortak gösterilmesinin davacının şirket ortağı olduğunun kabulü için yeterli olmadığı, mahkemece bilirkişi raporu alınması için verilen ara kararının sadece muhasip bilirkişi görevlendirilmesi nedeniyle usulüne uygun olmayıp davacı aleyhine sonuç doğurmayacağı, davalı tarafından davacının ödeme yaptığı olgusu kabul edilerek pay defterinde davacının ortak olarak gösterilmesi karşısında mahkemece istenen belgelerin aslının sunulması için verilen sürenin gereksiz olduğu gerekçeleriyle eksik incelemeye dayalı yerel mahkeme kararının temyiz eden davalılar lehine bozulmasına karar verilmiştir.
Temyiz eden davalılar vekili, bu kez, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalılar vekilinin HUMK'nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen 2 nolu bent dışındaki sair karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir.
2- Ancak, bozma davacının davalı şirkete ait pay defterine ortak gösterilmiş olduğu, davalı yanın bu yönde bir kabulünün bulunduğu belirtilmiş ise de bu husus dosya kapsamına aykırı olduğu gibi, mahkemenin de böyle bir gerekçesinin bulunmadığı anlaşıldığından Dairemizin buna yönelik bozma nedenlerinin bozma ilamından çıkartılmasına, mahkeme hükmünün bozma ilamında açıklanan diğer gerekçelerle bozulmasına, karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin sair karar düzeltme taleplerinin REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davalılar vekilinin karar düzeltme taleplerinin kabulü ile Dairemizin 29.06.2012 tarih 2010/11070 E., 2012/8979 K. Sayılı bozma ilamındaki davacının davalı şirketin pay defterinde ortak olarak gösterildiğinde, davalı yanın bu olguyu kabul ettiğine yönelik bozma gerekçelerinin ilamdan çıkartılmasına, hükmün bozma ilamında açıklanan diğer gerekçelere istinaden BOZULMASINA, ödediği karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 28.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1066149100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz