Markanın hükümsüzlüğü | Sicilden çıkarma
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/10107 E. 2012/18121 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': '5 yıllık', 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ticaret unvanı↗ hak düşürücü süre↗ ortalama tüketici↗ ayırt edicilik↗ dava sebebi↗ dahili dava↗ iltibas↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının markasındaki şekil ile davalının markasındaki şeklin farklı olduğu, ayrıca davacı markasında ticaret unvanının da tam olarak yazılı bulunduğu, taraf markalarının kavramsal ve şekilsel farklılıkları gözetildiğinde ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, öte yandan davacının aynı ve benzer sektörde faaliyette bulunan davalıyla en azından 2009 yılından beri ticari ilişkiye girerek, davalının markasını hukuken ve fiilen tanıdığı, diğer bir deyişle davacının, davalının markasını bilerek onunla ticari ilişkiye girdikten yaklaşık iki yıl sonra işbu hükümsüzlük davasını açtığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Taraf markalarının öne çıkan baskın unsurları "SERAY" ve "SELAY" kelimeleri olup davalı markasındaki tek harf değişikliği markaların bir bütün olarak değerlendirilmesi halinde de 556 sayılı KHK'nin 5. maddesi anlamında davalı markasına bir ayırt edicilik katmamakta ve markalar arasındaki benzerliği ortadan kaldırmamaktadır. Diğer bir deyişle söz konusu farklılık, 556 sayılı KHK'nin 8/1-b maddesi anlamında ortalama tüketiciler nezdinde markalar arasında ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere iltibas tehlikesine yol açmasına engel değildir. Ayrıca TTK hükümlerine göre tescile dayalı ticaret unvanı kullanımı ile 556 sayılı KHK hükümlerine göre korunan markanın fonksiyonları birbirinden farklı olduğundan davacı tarafın, davalının ticaret unvanı kullanımına karşı sessiz kalması, tescilden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılan işbu marka hükümsüzlüğü davası bakımından da davanın reddi sebebi olarak kabul edilemez. Bu itibarla, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/2105 E. 2013/8327 K.
Ortak:dava şartı
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kanuni rehin hakkı · rehin hakkı · rehin · husumet
Benzer bu karardaŞti.’den faizi ile tahsiline, diğer davalılar hakkındaki davanın «husumet» nedeniyle reddine, SENA ... gemisi üzerine 81.000 USD ve ferilerini karşılayacak şekilde «kanuni rehin hakkı» tanınmasına, fazlaya ait istemlerin reddine dair verilen kararın davacı vekili ile davalılar Selay Denizcilik Ltd.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/13623 E. 2012/4369 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:fiili taşıyıcı · infazda tereddüt · itirazın iptali davası · infaz · mahsup · iptal davası · taşıyıcı · fatura
Benzer bu kararda3- Öte yandan dava «itirazın iptali davası» olarak açıldığı halde ayrıca "alacağın tahsiline" şeklinde «infazda tereddüt» yaratacak şekilde hüküm tesisi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Şti.'ne ödeme yaptığına göre, mahkemece «fiili taşıyıcıya» ödenen tutar «mahsup» edilmek suretiyle bakiye navlunun tutarına hükmetmek gerekirken, bu husus nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
2- Ancak mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davalı taraf «fiili taşıyıcı» konumunda bulunan Selay Ltd.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taşıma işinin davacı tarafça yapıldığı halde ödemenin dava dışı nakliye firmasına yapılması nedeni ile takibin yapıldığı tarihte davalının «fatura» nedeni ile borçlu olduğu, davalının itirazının haksız olduğu gerekçeleri ile davanın kabulü ile itirazın iptaline ve alacağın %40'ı oranında davalının icra inar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/10501 E. 2012/14533 K.
Ortak:dava şartı
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:taşıyanın sorumluluğu · kanuni rehin hakkı · taşıtan · rehin hakkı · navlun · rehin · münhasırlık · taşıma sözleşmesi
Benzer bu karardaŞti.’den faizi ile tahsiline, diğer davalılar hakkındaki davanın «husumet» nedeniyle reddine, SENA 3 gemisi üzerine 81.000 USD ve ferilerini karşılayacak şekilde «kanuni rehin hakkı» tanınmasına, fazlaya ait istemlerin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taşıma borcunun tam «ifa» edilmemesinden, «navlun» farkından doğan zarardan «taşıyanın sorumlu» olduğu ancak diğer taleplerin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 81.000 USD’nin dava tarihinden itibaren faizi ile davalı Selay Denizcilik Ltd.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davacının «taşıtacağı» yükün niteliği dikkate alınarak davalıların ilgili olduğu SENA gemisinin limandan yükü almadan ayrıldığı tarihten itibaren davacının ne kadar sürede aynı nitelikte bir «taşıma sözleşmesini» üçüncü kişilerle ne miktara yapabileceklerini taşıma işi ile ilgili oda ve kuruluşlardan sorularak tespit edilmek ve gerekirse taşıma hukukunda uzman bilirkişi kur …
Ayrıca mahkemece verilen temyiz edilmemiş sayılmasına dair kararın kaldırılması yetkisi «münhasıran» Yargıtay'a ait bulunmaktadır.
3 benzer karar daha
-
Alacak | Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/302 E. 2022/4405 K.
Ortak:dava şartı
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:başvurunun feragat nedeniyle reddi · istinaf başvurusundan feragat · usulden ret · dava şartı yokluğu · usulden reddi · feragat · hukuki yarar · ıslah
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, davanın 7194 sayılı Kanun'un 41. maddesi kapsamında olduğu gerekçesiyle dava dilekçesi ile talep edilen alacağa ilişkin dava hakkında karar «verilmesine yer olmadığına», «ıslah» ile talep edilen alacağa ilişkin, ıslahın 7194 sayılı Yasa yürürlüğe girdikten sonra yapıldığı gerekçesiyle «hukuki yarar» dava «şartı yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
Hukuk Dairesi’nce, davacı vekilinin «istinaf başvurusunun feragat nedeniyle reddine», davanın 7194 sayılı Kanun'un 41. maddesi kapsamında olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak dava hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
2- İlk Derece Mahkemesince dava dilekçesindeki talepler yönünden 7194 sayılı Yasa’nın 41. maddesi kapsamında karar «verilmesine yer olmadığına», 7194 sayılı Yasa yürürlüğe girdikten sonra «ibraz» edilen «ıslah» dilekçesindeki talepler yönünden ise anılan Yasa'nın 41. maddesi karşısında davacının ıslah isteminde bulunmasında «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle bu taleplerin «usulden reddine» karar verilmiştir.
Davacı 7194 sayılı Yasa yürürlüğe girdikten sonra «ıslah» talebinde bulunmuş olup 7194 sayılı Yasa’nın 41. maddesinin açık hükmü gereğince davalı şirkete ortak sayılan ve yatırdığı parayı herhangi bir sebeple geri istemesi mümkün olmayan davacının anılan yasa yürürlüğe girdikten sonra ıslah ile talep ettiği alacağa ilişkin İlk Derece Mahkemesince «usulden ret» kararı verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
-
Alacak | Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/310 E. 2022/4406 K.
Ortak:dava şartı
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:usulden ret · dava şartı yokluğu · usulden reddi · hukuki yarar · ıslah · karar verilmesine yer olmadığına · ibraz
Benzer bu kararda2- İlk Derece Mahkemesince dava dilekçesindeki talepler yönünden 7194 sayılı Yasa’nın 41. maddesi kapsamında karar «verilmesine yer olmadığına», 7194 sayılı Yasa yürürlüğe girdikten sonra «ibraz» edilen «ıslah» dilekçesindeki talepler yönünden ise anılan Yasa'nın 41. maddesi karşısında davacının ıslah isteminde bulunmasında «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle bu taleplerin «usulden reddine» karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davanın 7194 sayılı Kanun'un 41. maddesi kapsamında olduğu gerekçesiyle dava dilekçesi ile talep edilen alacağa ilişkin dava hakkında karar «verilmesine yer olmadığına», «ıslah» ile talep edilen alacağa ilişkin, ıslahın 7194 sayılı yasa yürürlüğe girdikten sonra yapıldığı gerekçesiyle «hukuki yarar» dava «şartı yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı 7194 sayılı Yasa yürürlüğe girdikten sonra «ıslah» talebinde bulunmuş olup 7194 sayılı Yasa’nın 41. maddesinin açık hükmü gereğince davalı şirkete ortak sayılan ve yatırdığı parayı herhangi bir sebeple geri istemesi mümkün olmayan davacının anılan yasa yürürlüğe girdikten sonra ıslah ile talep ettiği alacağa ilişkin İlk Derece Mahkemesince «usulden ret» kararı verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Hukuk Dairesi’nce, davanın 7194 sayılı Kanun'un 41. maddesi kapsamında olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak dava hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
-
Alacak | Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/311 E. 2022/4407 K.
Ortak:dava şartı
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:usulden ret · dava şartı yokluğu · usulden reddi · hukuki yarar · ıslah · karar verilmesine yer olmadığına · ibraz
Benzer bu kararda2- İlk derece mahkemesince dava dilekçesindeki talepler yönünden 7194 sayılı Yasa’nın 41. maddesi kapsamında karar «verilmesine yer olmadığına», 7194 sayılı Yasa yürürlüğe girdikten sonra «ibraz» edilen «ıslah» dilekçesindeki talepler yönünden ise anılan yasanın 41. maddesi karşısında davacının ıslah isteminde bulunmasında «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle bu taleplerin «usulden reddine» karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince, davanın 7194 sayılı Kanunun 41. maddesi kapsamında olduğu gerekçesiyle dava dilekçesi ile talep edilen alacağa ilişkin dava hakkında karar «verilmesine yer olmadığına», «ıslah» ile talep edilen alacağa ilişkin, ıslahın 7194 sayılı Yasa yürürlüğe girdikten sonra yapıldığı gerekçesiyle «hukuki yarar» dava «şartı yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı 7194 sayılı Yasa yürülüğe girdikten sonra «ıslah» talebinde bulunmuş olup 7194 sayılı Yasa’nın 41. maddesinin açık hükmü gereğince davalı şirkete ortak sayılan ve yatırdığı parayı herhangi bir sebeple geri istemesi mümkün olmayan davacının anılan yasa yürürlüğe girdikten sonra ıslah ile talep ettiği alacağa ilişkin ilk derece mahkemesince «usulden ret» kararı verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Hukuk Dairesi’nce, davanın 7194 Sayılı Kanunun 41. maddesi kapsamında olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak dava hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2011/10107 E. , 2012/18121 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 24/03/2011 tarih ve 2010/309-2011/94 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin 1998 yılından bu yan “SERAY” markası ile uluslararası taşımacılık alanında faaliyet gösterdiğini, davalının da müvekkili ile aynı sektörde faaliyette bulunduğunu ve “SELAY S+Şekil” ibaresini adına tescil ettirdiğini, söz konusu markalar arasında benzerlik bulunduğunu ve bunun da iltibasa yol açtığını, müvekkilinin varlığından haberdar olmaması mümkün olmayan davalının müvekkiline ait markadan faydalanmak amacıyla kötüniyetli olarak anılan markayı tescil ettirdiğini, davalının bu eyleminin aynı zamanda haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, davalı markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili ile davacı şirketin faaliyet alanlarının birebir aynı olmadığını, taraf markaları arasında iltibasa neden olacak bir benzerliğin bulunmadığını, davacı ile müvekkili arasında uzun yıllardır ticari ilişkinin bulunduğunu, müvekkili şirketten uzun yıllardır haberdar olan davacının, taraflar arasındaki bir anlaşmazlıktan sonra kötüniyetli olarak işbu davayı açtığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının markasındaki şekil ile davalının markasındaki şeklin farklı olduğu, ayrıca davacı markasında ticaret unvanının da tam olarak yazılı bulunduğu, taraf markalarının kavramsal ve şekilsel farklılıkları gözetildiğinde ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, öte yandan davacının aynı ve benzer sektörde faaliyette bulunan davalıyla en azından 2009 yılından beri ticari ilişkiye girerek, davalının markasını hukuken ve fiilen tanıdığı, diğer bir deyişle davacının, davalının markasını bilerek onunla ticari ilişkiye girdikten yaklaşık iki yıl sonra işbu hükümsüzlük davasını açtığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Taraf markalarının öne çıkan baskın unsurları "SERAY" ve "SELAY" kelimeleri olup davalı markasındaki tek harf değişikliği markaların bir bütün olarak değerlendirilmesi halinde de 556 sayılı KHK'nin 5. maddesi anlamında davalı markasına bir ayırt edicilik katmamakta ve markalar arasındaki benzerliği ortadan kaldırmamaktadır. Diğer bir deyişle söz konusu farklılık, 556 sayılı KHK'nin 8/1-b maddesi anlamında ortalama tüketiciler nezdinde markalar arasında ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere iltibas tehlikesine yol açmasına engel değildir. Ayrıca TTK hükümlerine göre tescile dayalı ticaret unvanı kullanımı ile 556 sayılı KHK hükümlerine göre korunan markanın fonksiyonları birbirinden farklı olduğundan davacı tarafın, davalının ticaret unvanı kullanımına karşı sessiz kalması, tescilden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılan işbu marka hükümsüzlüğü davası bakımından da davanın reddi sebebi olarak kabul edilemez.
Bu itibarla, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14/11/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1065292100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz