6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Hile nedeniyle sözleşme iptali davasında hak düşürücü süre

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2022/837 E. 2022/949 K. · · İlk derece: İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Diğer / sınıflanamadıistinaf başvurusunun esastan reddiKesinlik belirsiz

★ EmsalHak düşürücü süre

Davacının nitelemesi: Aldatma (Hile) mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor

Gerekçe özeti

Bir sözleşmenin hile hukuksal nedenine dayalı olarak iptali talep edildiğinde, TBK 39 uyarınca aldatmayı öğrenen tarafın bir yıl içinde bu durumu bildirmesi veya verdiği şeyi geri istemesi gerekir; bu süre hak düşürücü niteliktedir. Öğrenme anı, tarafın ilgili işlem hakkında resmi mercilere verdiği ifadelerde veya yaptığı şikayet/suç duyurusu beyanlarında hileden haberdar olduğunu gösteren ifadeler kullanmasıyla tespit edilebilir; bu tarih esas alındığında bir yıllık süre geçmişse, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerekir.

Ele alınan sorunlar

Hileyi öğrenme tarihinin tespiti ve bir yıllık hak düşürücü sürenin geçip geçmediği → ret

İddia: Davacı vekili; hileyi, şirketin sahte belge düzenlemesi ve vergi kaçakçılığına ilişkin iddianamenin tebliğ tarihi olan 09.11.2018'de tam olarak öğrendiğini, vergi müfettişine ifade verdiği 09.11.2017 tarihinde işlemin farkında olmadığını, bu nedenle 13.09.2019 tarihinde açılan davanın süresinde olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: TBK 36 uyarınca taraflardan biri diğerinin aldatması sonucu sözleşme yapmışsa bununla bağlı değildir; aldatma, karşı tarafta yanlış bir kanaat oluşturmak veya var olan yanlış kanaati güçlendirerek hukuki işlem yapmasını sağlamaktır ve unsurları aldatma eylemi, aldatma kastı, zarar ile bunlar arasındaki nedensellik bağıdır. TBK 39 uyarınca aldatmayı öğrenen taraf, öğrendiği andan itibaren bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmezse sözleşmeyi onamış sayılır; bu bir yıllık süre hak düşürücü niteliktedir. Somut olayda davacının, Vergi Denetim Kurulu nezdinde 09.11.2017 tarihinde verdiği ifadede, şirketin kendisine kısa süreliğine devredilmesinin istendiğini, bu durumun iyi niyetinden faydalanılarak suistimal edildiğini, şirketin sahte fatura düzenlediğini belirtmiş olması; ayrıca davacının 08.01.2018 tarihinde davalı hakkında dolandırıcılık iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuş olması, davacının en geç ifade tarihi olan 09.11.2017 veya suç duyurusu tarihi olan 08.01.2018 itibariyle hileden haberdar olduğunu göstermektedir. Bu tarihlerden herhangi biri esas alındığında, 13.09.2019 tarihinde açılan dava, TBK 39'daki bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açılmış olup süre her durumda dolmuştur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Hile nedeniyle sözleşmenin iptali davalarında, TBK 39'daki bir yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcının, tarafın resmi soruşturma makamlarına verdiği ifadeler ve şikayet/suç duyurusu beyanlarındaki içerik esas alınarak tespit edilebileceğine ilişkin değerlendirme yönünden bölgesel emsal niteliği taşımaktadır.

Usul tespitleri

Hak düşürücü süre
TBK 39 uyarınca, yanılma veya aldatma sebebiyle sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır; bu bir yıllık süre hak düşürücü süre niteliğindedir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hile (aldatma) hak düşürücü süre TBK 36 TBK 39 hisse devri sözleşmesi aldatma kastı nedensellik bağı

Atıf yapılan mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — TBK 36TBK 39

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2022/837

KARAR NO 2022/949

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 10/11/2021

NUMARASI 2019/123 Esas 2021/833 Karar

DAVA

Hisse Devri Sözleşmesinin İptali

İSTİNAF KARAR TARİHİ 23/06/2022

Hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin ... aracılığıyla tanıştığı davalının, ... şirketinin bir miktar vergi borcu bulunduğunu, makul miktardaki borcu ödemek için gerekli finansmanı sağlayıncaya kadar geçici olarak şirketi güvendiği birisine devretmesi gerektiğini söyleyerek kendisinden yardım istediğini, müvekkilinin de güvenerek bu teklifi kabul ettiğini şirketin tüm hissesinin Üsküdar ... Noterliği'nin 18/08/2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı hisse devri sözleşmesiyle 1.100.000-TL bedel karşılığında müvekkiline devredildiğini ve devir bedelinin ödenmiş gösterildiğini, ayrıca müvekkiline vekaletname imzalatıldığını, ancak müvekkilinin işe başlatılacağı söylenmesine rağmen davalı tarafından oyalandığını, aracı olan ...'in de müvekkilin tehdit ettiğini, akabinde şirketin keşidecisi olduğu çeklerin süresinde ödenmemesi üzerine müvekkili hakkında davalar açıldığını, müvekkilinin 08.01.2018 tarihinde suç duyurusunda bulunduğunu, ancak hukuki uyuşmazlık gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, şirket hakkındaki vergi denetiminde müvekkilinin 09.11.2017 tarihinde ifade verdiğini, vergi müfettişi tarafından şirketin sahte belge ve fatura düzenleyerek vergi kaçakçılığı suçu işlediğinin tespit edildiğini, bu nedenle müvekkili hakkında İstanbul Anadolu 9.

Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/595 esas sayılı dosyasında dava açıldığını, bunun üzerine müvekkilinin sorunlu bir şirketin hile ile kendisine devredildiği şüphesine kapıldığını, ancak vergi kaçakçılığına ilişkin iddianamenin tebliğ tarihi olan 09.11.2018 tarihinde hilenin farkına vardığını, borçlu ve sorunlu bir şirketin müvekkiline hile ile devredildiğini belirterek, şirket hisse devri sözleşmesinin iptali ile davalı adına tesciline karar verilmesi talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; davacının, şirketin ticari defterlerinin ibraz edilmemesi ve sahte fatura düzenlenmesi iddiasına dayalı İstanbul Anadolu 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2018/595 esas sayılı dosyasının 07/02/2019 tarihli duruşmasında verdiği ifadesinde şirketi devralmak için kendisine baskı yapılmadığını beyan ettiğini, hisse devri sözleşmesinde aldatma koşullarının bulunmadığını, aldatma iddiasının TBK'nın 39. maddesi gereğince 1 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği üzere 09/11/2017 tarihinde vergi denetmenine ifade verdiğini, davacının söz konusu ifade sırasında hileye uğradığını fark etmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olup iddianame tebliğ tarihi olan 09/11/2018 tarihinde hileye uğradığını farkettiğini ileri sürmesinin iyi niyetli olmadığını,davacının kendi iradesiyle şirketi devraldığını, şirketin batık olmayıp piyasadan alacakları ve borçları olan bir şirket olduğunu, müvekkilinin borçtan kaçma amacı ve imkanının bulunmadığını, davacının iddialarının gerçeğe aykırı olduğunu belirterek, davanın hak düşürücü süre yönünden, aksi takdirde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; davacının başından itibaren hileli işlemi bilerek buna iştirak ettiği açıkça belli olmakla birlikte, bir an için sözleşme sebebi olarak ileri sürülen geçinme kaygısına değer verilmesi ihtimalinde, yani geçim baskısı nedeni ile hileye maruz kaldığı o sırada farketmediği bir an için kabul edildiğinde ise, vergi denetimi sırasında sorulan sorular ve davacının cevapları gözetildiğinde, davacının artık söz konusu ifadeyi verdiği 09/11/2017 tarihi itibari ile hileye maruz kaldığını idrak etmiş olması ve işin ciddiyetine vakıf olması gerektiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılarak, en geç 09/11/2017 tarihinin yasada belirtilen hilenin öğrenilmesi yönünden esas alınması gerektiği ve buna göre davanın 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 13/09/2019 tarihinde açıldığı gerekçesiyle, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davacı vekili; müvekkilinin hileyi, sahte belge düzenlemek ve ticari defterleri ibraz etmemek suçuna ilişkin iddianamenin tebliğ tarihi olan 09.11.2018 tarihinde öğrendiğini, hilenin tam olarak öğrenildiği bu tarih itibariyle davanın süresinde olduğunu, müvekkilinin vergi müfettişine verdiği ifade sırasında dahi işlemin tam olarak farkında olmadığını, müvekkili hakkında şirketin keşidecisi olduğu çeklerin ödenmemesi nedeniyle davalar açıldığını, bunun üzerine müvekkili davalı hakkında suç duyurusunda bulunsa da C. Savcılığı tarafından takipsizlik kararı verildiğini, vergi müfettişinin yaptığı incelemelerde şirketin vergi kaçakçılığı suçunu işlediğinin tespit edildiğini ve bu suçtan kamu davası açıldığını, müvekkilinin hileyi tam olarak iddianamenin tebliğ tarihi olan 09.11.2018 tarihinde öğrendiğini belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, aldatma (hile) hukuksal nedenine dayalı olarak hisse devri sözleşmesinin iptali istemine ilişkindir. 6098 sayılı TBK'nın 36. maddesine göre, taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir. Madde hükmünden de anlaşılacağı üzere; aldatma, bir kişide yanlış fikir ve kanaat meydana getirmek veya mevcut bir yanlış fikrin devamını sağlamak, karşı tarafın bir hukuki işlem yapmasını sağlamak amacıyla her türlü hareket ve söylenen sözler ile bir kimsenin hukuki işlem yapmasını sağlamak için onun kasten yanıltılmasıdır. Hile halinde bir kimse, karşı tarafı sözleşme yapmasını sağlamak için sözleri veya davranışları ile onda yanlış bir kanaat uyandırmakta veya karşı tarafta olan yanlış kanaati güçlendirerek, bu kanaatin devamını sağlamaktadır.

Yani hile, fiili olarak karşı tarafa yanlış beyanlarda bulunarak aldatmak şeklinde gerçekleşebileceği gibi, sözleşme yapılmadan önce açıklama yapılması gereken konularda sessiz kalmak suretiyle de gerçekleşebilmektedir. Aldatmadan söz edebilmek için gerekli unsurlar; aldatma eylemi, aldatma kastının bulunması, zarar ve aldatma ile zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Hile eylemi, sözleşmenin karşı tarafınca veya bu kişinin bilgisi kapsamında üçüncü kişi tarafından aldatıcı hareketlerle gerçekleşmektedir. Karşı tarafı aldatmaya yönelmiş bir eylem olmadan açıklanan irade beyanı her ne kadar yanılgı içerse de, aldatma kastı bulunmadığından hile eylemi gerçekleşmemiş kabul edilecek ve sözleşmenin hileye dayanarak iptal edilebilmesi ihtimali gündeme gelmeyecektir.

Aldatma kastından söz edebilmek için ise, eylemi gerçekleştiren kimse yaptığı şeyin doğru olmadığını bilmeli ve karşı tarafı kandırma kastıyla hareket etmelidir. İlave olarak da yapılan hukuki işlem ile gerçekleştirilen eylem arasında illiyet bağı bulunmazsa, hileden söz edebilmek mümkün değildir. TBK'nın 39. maddesi hükmüne göre "Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır." Madde hükmünde belirtilen bir yıllık süre, hak düşürücü süre niteliğindedir.

Somut olayda; davacı ile davalı arasında, dava dışı ... Ltd. Şti. unvanlı şirketin davalıya ait 2.000 payının 1.100.000-TL bedelle davacıya satışına ilişkin olarak Üsküdar ... Noterliğinin 18.08.2016 tarihli limited şirket pay devri sözleşmesinin akdedilmiş olup, davacı tarafça, söz konusu hisse devir sözleşmesiyle borca batık, sorunlu ve vergi kaçakçılığı yapılan şirketin kendisine hile ile devredildiği ileri sürülerek işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Hisse devrine konu şirket hakkında Vergi Denetim Kurulu tarafından, şirketin gerçek bir ticari faaliyetinin bulunmadığı, şirket tarafından düzenlenen sahte belgeler ile vergi kaçakçılığı yapıldığı iddiasıyla 25.04.2018 tarihinde vergi tekniği raporu ve vergi suçu raporu düzenlendiği, bu kapsamda 09.11.2017 tarihinde davacının ifadesine başvurulduğu, davacının ifadesinde "...'nin kendisine ...'ın çok borcunun bulunduğunu, bu nedenle şirketi bir iki günlüğüne kendisinin üzerine alacaklarını söyleyerek sözleşmeyi imzalattıklarını, kendisinin iyi niyetinden faydalanarak bu durumu suistimal ettiklerini, şirketin sahte fatura düzenlediğini emniyete çağrılınca öğrendiğini" ifade ettiği, davacı tarafından dolandırıcılık iddiası ile davalı hakkında İstanbul Anadolu C.

Başsavcılığına 08.01.2018 tarihinde suç duyurusunda bulunduğu, buna ilişkin şikayet dilekçesinde şirketin vergi borcu nedeniyle 3-4 günlüğüne devredilmesi gerektiği söylenince şirketi devraldığını, ancak şirket hakkında ödeme emirleri gönderilmeye başlandığını, şirketi geri almayan davalının bu şekilde kendisini dolandırdığını belirttiği, vergi incelemesi sonrasında vergi kaçakçılığı suçundan davacı ve davalı hakkında İstanbul Anadolu 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/595 esas sayılı dosyasında 01.10.2018 tarihinde kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Yine davacı hakkında karşılıksız çek keşide etmek suçundan dava açılarak 22.02.2018 tarihinde mahkumiyet kararı verilmiştir. Söz konusu mahkumiyet hükmü, davacının 08.01.2018 tarihli suç duyurusu ve Vergi Denetim Kurulu tarafından yapılan soruşturmada ifadesi alınan davacıya sorulan sorular ve alınan cevaplar itibariyle, davacı en geç ifade tarihi olan 09.11.2017 tarihi itibariyle veya davalı hakkındaki suç duyurusu tarihi olan 08.01.2018 tarihi itibariyle hileden haberdar olduğu kabul edilmelidir.

İşbu dava ise 13.09.2019 tarihinde açılmış olup, yasada öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre her durumda dolmuştur. Bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, istinaf nedeni yerinde görülmeyen davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Adli yardım kararı sebebiyle harç alınmayan davacıdan 80,70-TL karar ve ilam harcının alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.23/06/2022

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/106476 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/5856 E. 2024/2405 K. · Onandı

Hile nedeniyle iptalde bir yıllık süre, hilenin idrak edildiği tarihte başlar

Gerekçe özeti

Hile nedeniyle sözleşmenin iptali davasında bir yıllık hak düşürücü süre, hileye maruz kalındığının idrak edildiği tarihte işlemeye başlar; bu tarih, aldatılan tarafın kendi beyan ve davranışlarından (idari soruşturmada verdiği ifade, aynı olgulara dayanarak yaptığı suç duyurusu gibi) tespit edilir ve hilenin öğrenilmesi, olayla ilgili ceza iddianamesinin tebliği gibi daha sonraki bir tarihe bağlanamaz. Süre dolduktan sonra açılan dava esasa girilmeden hak düşürücü süre nedeniyle reddedilir.

Emsal değeri

Hile nedeniyle iptal davasında bir yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcının, aldatılanın kendi beyan ve başvurularından belirleneceği; ceza iddianamesinin tebliğ tarihinin süreyi geriye ötelemeyeceği yönündeki holding emsal değeri taşır; Yargıtay onaması nedeniyle bağlayıcı içtihat ağırlığı doğurur.

Kavramlar: hile (aldatma) iradeyi sakatlayan sebepler sözleşmenin iptali hak düşürücü süre hilenin öğrenilmesi limited şirket pay devri

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2022/5856 E.  ,  2024/2405 K.

"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesi

SAYISI 2022/837 Esas, 2022/949 Karar

HÜKÜM

Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2019/123 E., 2021/833 K.,

Taraflar arasındaki hisse devri sözleşmesinin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının davalıya ait Menta Yapı Mobilya Sanayi Dış Ticaret Limited Şirketinin (Menta Yapı) bir miktar vergi borcu bulunması nedeniyle gerekli finansmanı sağlayıncaya kadar geçici olarak şirketi güvendiği birisine devretmesi gerektiğini söyleyerek kendisinden yardım istediğini, müvekkilinin de güvenerek bu teklifi kabul ettiğini, şirketin tüm hissesinin Üsküdar 10. Noterliği'nin 18.08.2016 tarihli ve 20154 yevmiye numaralı hisse devri sözleşmesiyle 1.100.000 TL bedel karşılığında müvekkiline devredildiğini, devir bedelinin ödenmiş gösterildiğini, müvekkilinin işe başlatılacağı söylenmesine rağmen davalı tarafından oyalandığını, şirketin keşidecisi olduğu çeklerin süresinde ödenmemesi üzerine müvekkili hakkında davalar açıldığını, müvekkilinin suç duyurusunda bulunduğunu, ancak hukuki uyuşmazlık gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, şirket hakkındaki vergi denetiminde müvekkilinin 09.11.2017 tarihinde ifade verdiğini, vergi müfettişi tarafından şirketin sahte belge ve fatura düzenleyerek vergi kaçakçılığı suçu işlediğinin tespit edildiğini, bu nedenle müvekkili hakkında dava açıldığını, bunun üzerine müvekkilinin sorunlu bir şirketin hile ile kendisine devredildiği şüphesine kapıldığını, ancak vergi kaçakçılığına ilişkin iddianamenin tebliğ tarihi olan 09.11.2018 tarihinde hilenin farkına vardığını, borçlu ve sorunlu bir şirketin müvekkiline hile ile devredildiğini belirterek, şirket hisse devri sözleşmesinin iptali ile davalı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde;davacının, şirketin ticari defterlerinin ibraz edilmemesi ve sahte fatura düzenlenmesi iddiasına dayalı İstanbul Anadolu 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2018/595 E. sayılı dosyasının 07.02.2019 tarihli duruşmasında verdiği ifadesinde şirketi devralmak için kendisine baskı yapılmadığını beyan ettiğini, hisse devri sözleşmesinde aldatma koşullarının bulunmadığını, aldatma iddiasının 1 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği üzere 09.11.2017 tarihinde vergi denetmenine ifade verdiğini, davacının söz konusu ifade sırasında hileye uğradığını fark etmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olup iddianame tebliğ tarihi olan 09.11.2018 tarihinde hileye uğradığını farkettiğini ileri sürmesinin iyi niyetli olmadığını, davacının kendi iradesiyle şirketi devraldığını, şirketin batık olmayıp piyasadan alacakları ve borçları olan bir şirket olduğunu, müvekkilinin borçtan kaçma amacı ve imkânının bulunmadığını, davacının iddialarının gerçeğe aykırı olduğunu belirterek, davanın hak düşürücü süre yönünden, aksi takdirde esastan reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dilekçesinde belirtilen sözleşmenin düzenlenmesi sebebine göre de davacının başından itibaren hileli işlemi bilerek buna iştirak ettiği açıkça belli olmakla birlikte bir an için sözleşme sebebi olarak ileri sürülen geçinme kaygısına değer verilmesi ihtimalinde yani geçim baskısı nedeni ile hileye maruz kaldığını o sırada farketmediği bir an için kabul edildiğinde ise yukarıya gerekli kısımları aynen aktarılan dava dilekçesi içeriğinde de yer alan ve cevap dilekçesinde hak düşürücü süre itirazı yönünden ileri sürülüp dayanılan ve taraflar arasında ihtilaflı olmayan söz konusu vergi denetimi sırasında sorulan sorular ve davacının cevapları gözetildiğinde davacının artık söz konusu ifadeyi verdiği 09.11.2017 tarihi itibari ile hileye maruz kaldığını idrak etmiş olması ve işin ciddiyetine vakıf olması gerektiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılarak en geç bu 09.11.2017 tarihinin yasada belirtilen hilenin öğrenilmesi yönünden esas alınması gerektiği ve buna göre davanın 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 13.09.2019 tarihinde açılmış olduğu, hak düşürücü süre itirazının yerinde olduğu gerekçesi ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin hileyi, sahte belge düzenlemek ve ticari defterleri ibraz etmemek suçuna ilişkin iddianamenin tebliğ tarihi olan 09.11.2018 tarihinde öğrendiğini, hilenin tam olarak öğrenildiği bu tarih itibariyle davanın süresinde olduğunu, müvekkilinin vergi müfettişine verdiği ifade sırasında dahi işlemin tam olarak farkında olmadığını, müvekkili hakkında şirketin keşidecisi olduğu çeklerin ödenmemesi nedeniyle davalar açıldığını, bunun üzerine müvekkili davalı hakkında suç duyurusunda bulunsa da takipsizlik kararı verildiğini, vergi müfettişinin yaptığı incelemelerde şirketin vergi kaçakçılığı suçunu işlediğinin tespit edildiğini ve bu suçtan kamu davası açıldığını, müvekkilinin hileyi tam olarak iddianamenin tebliğ tarihi olan 09.11.2018 tarihinde öğrendiğini belirterek, kararın kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hisse devrine konu şirket hakkında Vergi Denetim Kurulu tarafından, şirketin gerçek bir ticari faaliyetinin bulunmadığı, şirket tarafından düzenlenen sahte belgeler ile vergi kaçakçılığı yapıldığı iddiasıyla 25.04.2018 tarihinde vergi tekniği raporu ve vergi suçu raporu düzenlendiği, bu kapsamda 09.11.2017 tarihinde davacının ifadesine başvurulduğu, davacının ifadesinde "Fedai'nin kendisine Kubilay'ın çok borcunun bulunduğunu, bu nedenle şirketi bir iki günlüğüne kendisinin üzerine alacaklarını söyleyerek sözleşmeyi imzalattıklarını, kendisinin iyi niyetinden faydalanarak bu durumu suistimal ettiklerini, şirketin sahte fatura düzenlediğini emniyete çağrılınca öğrendiğini" ifade ettiği, davacı tarafından dolandırıcılık iddiası ile davalı hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına 08.01.2018 tarihinde suç duyurusunda bulunduğu, buna ilişkin şikayet dilekçesinde şirketin vergi borcu nedeniyle 3-4 günlüğüne devredilmesi gerektiği söylenince şirketi devraldığını, ancak şirket hakkında ödeme emirleri gönderilmeye başlandığını, şirketi geri almayan davalının bu şekilde kendisini dolandırdığını belirttiği, vergi incelemesi sonrasında vergi kaçakçılığı suçundan davacı ve davalı hakkında İstanbul Anadolu 9.

Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/595 E. sayılı dosyasında 01.10.2018 tarihinde kamu davası açıldığının anlaşıldığı, yine davacı hakkında karşılıksız çek keşide etmek suçundan dava açılarak 22.02.2018 tarihinde mahkumiyet kararı verildiği, söz konusu mahkûmiyet hükmü, davacının 08.01.2018 tarihli suç duyurusu ve Vergi Denetim Kurulu tarafından yapılan soruşturmada ifadesi alınan davacıya sorulan sorular ve alınan cevaplar itibariyle, davacı en geç ifade tarihi olan 09.11.2017 tarihi itibariyle veya davalı hakkındaki suç duyurusu tarihi olan 08.01.2018 tarihi itibariyle hileden haberdar olduğunun kabul edilmesi gerektiği, işbu davanın ise 13.09.2019 tarihinde açılmış olup, yasada öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin her durumda dolduğu gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları aynen tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, davacı ile davalı arasında akdedilen, dava dışı Menta Yapı unvanlı şirketin davalıya ait 2.000 payının 1.100.000 TL bedelle davacıya satışına ilişkin olarak Üsküdar 10. Noterliğinin 18.08.2016 tarihli limited şirket pay devri sözleşmesinin, şirketin davalı tarafından davacıya hile ile devredildiği gerekçesi ile iptali istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 36 ve 39 uncu maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

25.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.