Huzur hakkının fahişliği emsal ücret araştırılmadan salt gerekçeyle iptal edilemez
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/974 E. 2024/4679 K. · · İlk derece: Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
TTK 394 uyarınca yönetim kurulu üyelerine, alınmış bir karar olmasa dahi angarya yasağı gereği uygun bir ücret ödenmelidir; huzur hakkının fahiş olup olmadığı, şirketin ortaklık yapısı, mali durumu, geçmiş uygulamaları ve emsal ücretler karşılaştırılarak, gerekirse bilirkişiyle üyelerin hak kazanacağı ücret tespit edilerek belirlenir, salt fahişlik gerekçesiyle iptal eksik incelemedir. Riskli finansal yapı ve özkaynak ihtiyacı bulunan şirkette kâr payı dağıtmama kararı TTK 523 çerçevesinde kanuna uygundur. Sermaye artırımı kararı TTK 456/3 uyarınca üç ay içinde tescil ve ilan edilmezse geçersiz hale gelir.
Ele alınan sorunlar
Yönetim kurulu üyelerine huzur hakkının fahişliği değerlendirmesinde eksik inceleme → kabul
İddia: Davalı, huzur hakkının yönetim kurulunun kanundan doğan hakkı olduğunu, önceki yıllarda aynı tutarın iptal davasının reddiyle kesinleştiğini ve iptal kararının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerine uygun bir ücret verilir; bu konuda alınmış bir karar olmasa bile Anayasa'daki angarya yasağı gereği üyelere uygun ücret ödenmelidir. Huzur hakkının fahiş olup olmadığı; şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, geçmiş uygulamaları ve benzer durumdaki şirket yöneticilerinin emsal ücretleri karşılaştırılarak, gerekirse bilirkişi aracılığıyla üyelerin ne kadar ücrete hak kazanacağı tespit edilerek belirlenmelidir. Bu inceleme yapılmadan salt fahiş olduğu gerekçesiyle iptal kararı verilmesi eksik incelemeye dayalı olup doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Riskli finansal yapı nedeniyle kâr payı dağıtılmaması kararının iptali → ret
İddia: Davacı, şirketin kurulduğundan beri hiç kâr dağıtmayıp sürekli huzur hakkı dağıttığını, kâr dağıtmama kararının iptali gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Bilirkişi raporuna göre şirketin çok riskli bir finansal yapısı ve yüksek oranda borçlu bir varlık-kaynak dengesi bulunduğu, özkaynak artışına ihtiyacı olduğu ve kâr dağıtımının özkaynakları daha da azaltacağı gözetildiğinde, kâr payı dağıtılmaması kararı 6102 sayılı Kanun'un 523 üncü maddesi çerçevesinde kanuna uygundur; iptal koşulları oluşmamıştır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Süresinde tescil ve ilan edilmeyen sermaye artırımı ve yargılama gideri → ret
İddia: Davacı, konusuz kalan sermaye artırımı talebinde yargılama giderinin kendisine değil, tescilden vazgeçen şirkete yükletilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: 6102 sayılı Kanun'un 456 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca sermaye artırımı kararı üç ay içinde tescil ve ilan edilmedikçe geçersiz hale gelir; somut olayda süresinde tescil ve ilan edilmediğinden bu talep konusuz kalmıştır. Dava açılmadan önce artırımdan vazgeçildiğinden bu talebe ilişkin yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına ilişkin değerlendirmede isabetsizlik görülmemiştir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Emsal değeri
Huzur hakkının fahişliğinin emsal ücret araştırmasıyla belirlenmesi gerektiği ve karar olmasa bile üyeye uygun ücret verileceği yönündeki bağlayıcı bozma içtihadı emsal değer taşır.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
huzur hakkı↗ angarya yasağı↗ emsal ücret↗ eksik inceleme↗ kâr dağıtımı↗ sermaye artırımı tescili↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/599 E. 2017/690 K.
Ortak:huzur hakkı
İncelediğiniz kararda… 03.2018 tarihinde davalı şirketin olağan genel kurulunun yapıldığını, müvekkilinin genel kurula katılarak kararlara muhalefet ettiğini, toplantının 7 nci maddesinde «kar dağıtımı» yapılmamasına karar verildiğini, şirketin 10 yıldır kar dağıtmayarak müvekkilini mağdur ettiğini, gündemin 8 inci maddesinde şirket sermayesinin artırılmasına, gündemin 9 uncu maddesinde ise şirketin «yönetim kurulu» üyelerine aylık 10.000,00 TL «huzur hakkı» ödenmesine karar verildiğini, alınan kararların kanun, «esas sözleşme» ve «dürüstlük kuralına» aykırı olduğunu ileri sürerek 28.03.2018 tarihli «olağan genel kurul» toplantısında alınan 7, 8 ve 9 numaralı kararların iptalini talep etmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; her ne kadar «sermaye artırımı» kararı alınmışsa da bu karardan dönüldüğünü ve sermaye artırımının gerçekleşmediğini, bu hususun «ticaret sicil» gazetesinde yapılan «ilanda» da görüleceğini, «huzur hakkının», yönetim kurulunun kanundan doğan bir hakkı olduğunu, kar etme şartının, huzur hakkı ya da «prim» verilmesi için geçerli olmadığını, huzur hakkı ödemesi için şirketin kar etmiş olmasına dahi gerek olmadığını, şirketin kuruluşundan bu yana profesyonel yönetici istihdam etmediğini, iptali talep edilen huzur hakkı bedelinin 2012 yılında tespit edilen rakam ile aynı olduğunu, hissedarlara «kar payı» ödenmeyerek banka borçlarının artmasının önlendiğini ve şirketin sermaye yapısının güçlendirildiğini, şirketin borçlanmasını önlemek ve karlılığını sağlamak amacı ile «kar payı dağıtımı» yapılmamasının tüm ortakların yararına olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
… alı şirketin genel kurul toplantısına katılarak alınan kararlara muhalif kaldığı, bu nedenle dava konusu kararlar bakımından dava açma şartının gerçekleştiği, kârın «dağıtılıp» dağıtılmayacağı ve dağıtılacaksa ne ölçüde dağıtılacağı hususunda genel kurulun geniş takdir «yetkisinin» bulunduğu, ancak bu «yetkinin» kullanılmasının keyfiyete bağlı olamayacağı, bilirkişi raporunda davalı şirketin çok riskli bir finansal yapısının bulunduğu, varlık ve kaynak dengesinin yüksek oranda borçlu bir mali yapıyı gösterdiği, şirketin özkaynak artışına ihtiyacının olduğu, ortaklara kâr dağıtımı yapılması durumunda ise şirketin özkaynaklarının daha da azalacağı ve finansal risklerinin çok daha fazla artacağı yönünde tespitte bulunduğu, buna göre kârın dağıtılmamasına ilişkin alınan kararın iptali şartlarının oluşmadığı, sermayenin artırılmasına ilişkin gündemin 8 nci maddesiyle alınan kararın tescil edilmediği ve Ticaret Sicili Gazetesi'nde de «ilan» edilmediği, «anonim şirket» genel kurulunda alınan kararların bir kısmının tescil ve ilanı zorunlu iken («sermaye artırımı» kararı ve yönetim kurulunun seçimine dair karar gibi) bazı kararların tescil ve ilan koşulu bulunmadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 456 ncı maddesinin üçüncü fıkrası hükmü gereğince sermaye artırımı kararı üç ay içerisinde tescil ve ilan edilmedikçe «geçersiz» hâle geleceği, somut olayda da sermaye artırımına ilişkin kararın üç ay içerisinde tescil ve ilan edilmediği için geçersiz hâle geldiği, bu durumda 8 inci maddenin iptali istemi yönünden karar «verilmesine yer olmadığına» karar vermek gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesinde «yönetim kurulu» üyelerine tutarı «esas sözleşme» veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla «huzur hakkı», ücret, ikramiye, «prim» ve yıllık kârdan pay ödenebileceğinin düzenlendiği, davalı şirketin riskli bir mali yapısı bulunması nedeniyle kâr dağıtımı yapmamasının haklı olduğu yönünde varıl …
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen kararın asıl davada davacılar, birleşen davada davalılar vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce «huzur hakkı» yönünden bozulmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/1175 E. 2021/194 K.
Ortak:huzur hakkı · eksik inceleme
İncelediğiniz kararda… K. sayılı kararı ile reddedildiğini ve temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini, aradan geçen sürede enflasyon vs hususlar da gözetildiğinde yine aynı meblağda «huzur hakkı» ödemesine ilişkin bu defa davalı şirketin 28.03.2018 tarihli olağan genel kurulunda alınan kararın yerel mahkemece iptaline karar verilmesinin hatalı olduğunu, huzur hakkı ödemesinin davalı «şirketi zarara» uğratacağına ilişkin iddianın mesnetsiz kaldığını, mahkemece yönetim kurulunun şirketin borçlarına şahsi «kefil» olmalarını hiç irdelemediğini, pay sahiplerinin arasında taşıdıkları sorumluluk açısından eşitlik bulunmadığını, davacının hiçbir riski yokken, diğer pay sahibi «yönetim kurulu» üyelerinin tüm «malvarlıklarının» risk altında olduğunu, mahkemece bu husustaki itirazlarının da dikkate alınmadığını, huzur hakkının yönetim kurulunun kanundan doğan bir hakkı olduğunu, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun «eksik incelemeye» dayalı olduğunu, «delillerin toplanmadan», deliller arasında yer alan emsal ücret araştırmaları yapılmadan dosyanın bilirkişiye verildiğini, mahkemece davacının «kötü niyetine» ilişkin hiçbir tespit, yorum yapılmadığını, açıkça «azlık hakkının kötüye kullanıldığını» belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir.
Sayılı kararları) Bu durum karşısında mahkemece, «huzur hakkı» alacağı konusunda yukarıda açıklandığı şekilde inceleme yapılarak, gerekirse bilirkişi aracılığıyla «yönetim kurulu» üyelerinin ne kadar ücrete hak kazanacağının tespit ettirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu yönden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
… 03.2018 tarihinde davalı şirketin olağan genel kurulunun yapıldığını, müvekkilinin genel kurula katılarak kararlara muhalefet ettiğini, toplantının 7 nci maddesinde «kar dağıtımı» yapılmamasına karar verildiğini, şirketin 10 yıldır kar dağıtmayarak müvekkilini mağdur ettiğini, gündemin 8 inci maddesinde şirket sermayesinin artırılmasına, gündemin 9 uncu maddesinde ise şirketin «yönetim kurulu» üyelerine aylık 10.000,00 TL «huzur hakkı» ödenmesine karar verildiğini, alınan kararların kanun, «esas sözleşme» ve «dürüstlük kuralına» aykırı olduğunu ileri sürerek 28.03.2018 tarihli «olağan genel kurul» toplantısında alınan 7, 8 ve 9 numaralı kararların iptalini talep etmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davacının alacak talebinin davalı şirketin 29.06.2006 tarihli Genel Kurul Toplantısında alınan «yönetim kurulu» üyelerine yıllık 24.000 YTL «huzur hakkı» ücreti verilmesine ilişkin 13. maddesine dayandığı, ancak anılan maddenin mahkemece iptal edildiği ve ilgili kararın kesinleştiği, bu nedenle davacının talebinde haklı olmadığı, davacının dava açmasında «kötüniyetli» olmadığının anlaşılması karşısında davalının «kötüniyet tazminatı» talebinin de yerinde olmadığı gerekçesi ile davanın reddine, davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Dava, «huzur hakkı» alacağının tahsili için yapılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının «huzur hakkı» alacağına dayanak «genel kurul kararının iptal» edildiğinden bahisle huzur hakkı alacağının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yönetim kurulu üyeliği · genel kurul kararının iptali · kötüniyet tazminatı · ifa · yönetim kurulu kararı · kötüniyet
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davacının alacak talebinin davalı şirketin 29.06.2006 tarihli Genel Kurul Toplantısında alınan «yönetim kurulu» üyelerine yıllık 24.000 YTL «huzur hakkı» ücreti verilmesine ilişkin 13. maddesine dayandığı, ancak anılan maddenin mahkemece iptal edildiği ve ilgili kararın kesinleştiği, bu nedenle davacının talebinde haklı olmadığı, davacının dava açmasında «kötüniyetli» olmadığının anlaşılması karşısında davalının «kötüniyet tazminatı» talebinin de yerinde olmadığı gerekçesi ile davanın reddine, davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Ancak davacının «yönetim kurulu üyeliğini» «ifa» ettiği hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Mahkemece, davacının «huzur hakkı» alacağına dayanak «genel kurul kararının iptal» edildiğinden bahisle huzur hakkı alacağının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
O halde, «huzur hakkı» bakımından genel kurulca alınmış bir hüküm olmasa bile davacı «yönetim kurulu» üyesi için uygun bir ücret veya huzur hakkı tayin ve takdir olunarak bu tutarın tahsiline karar verilmelidir (Yargıtay 11.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/974 E. , 2024/4679 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/1155 Esas, 2022/1292 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2018/505 E., 2019/957 K.
Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirkette %97,5 paya sahip olan dava dışı Has Otomotiv Yatırım ve Pazarlama A.Ş.' de yaklaşık % 17 hisseye, davalı şirkette de doğrudan %0.4 hisseye sahip olduğunu, 28.03.2018 tarihinde davalı şirketin olağan genel kurulunun yapıldığını, müvekkilinin genel kurula katılarak kararlara muhalefet ettiğini, toplantının 7 nci maddesinde kar dağıtımı yapılmamasına karar verildiğini, şirketin 10 yıldır kar dağıtmayarak müvekkilini mağdur ettiğini, gündemin 8 inci maddesinde şirket sermayesinin artırılmasına, gündemin 9 uncu maddesinde ise şirketin yönetim kurulu üyelerine aylık 10.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine karar verildiğini, alınan kararların kanun, esas sözleşme ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürerek 28.03.2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 7, 8 ve 9 numaralı kararların iptalini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; her ne kadar sermaye artırımı kararı alınmışsa da bu karardan dönüldüğünü ve sermaye artırımının gerçekleşmediğini, bu hususun ticaret sicil gazetesinde yapılan ilanda da görüleceğini, huzur hakkının, yönetim kurulunun kanundan doğan bir hakkı olduğunu, kar etme şartının, huzur hakkı ya da prim verilmesi için geçerli olmadığını, huzur hakkı ödemesi için şirketin kar etmiş olmasına dahi gerek olmadığını, şirketin kuruluşundan bu yana profesyonel yönetici istihdam etmediğini, iptali talep edilen huzur hakkı bedelinin 2012 yılında tespit edilen rakam ile aynı olduğunu, hissedarlara kar payı ödenmeyerek banka borçlarının artmasının önlendiğini ve şirketin sermaye yapısının güçlendirildiğini, şirketin borçlanmasını önlemek ve karlılığını sağlamak amacı ile kar payı dağıtımı yapılmamasının tüm ortakların yararına olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, davalı şirketin genel kurul toplantısına katılarak alınan kararlara muhalif kaldığı, bu nedenle dava konusu kararlar bakımından dava açma şartının gerçekleştiği, kârın dağıtılıp dağıtılmayacağı ve dağıtılacaksa ne ölçüde dağıtılacağı hususunda genel kurulun geniş takdir yetkisinin bulunduğu, ancak bu yetkinin kullanılmasının keyfiyete bağlı olamayacağı, bilirkişi raporunda davalı şirketin çok riskli bir finansal yapısının bulunduğu, varlık ve kaynak dengesinin yüksek oranda borçlu bir mali yapıyı gösterdiği, şirketin özkaynak artışına ihtiyacının olduğu, ortaklara kâr dağıtımı yapılması durumunda ise şirketin özkaynaklarının daha da azalacağı ve finansal risklerinin çok daha fazla artacağı yönünde tespitte bulunduğu, buna göre kârın dağıtılmamasına ilişkin alınan kararın iptali şartlarının oluşmadığı, sermayenin artırılmasına ilişkin gündemin 8 nci maddesiyle alınan kararın tescil edilmediği ve Ticaret Sicili Gazetesi'nde de ilan edilmediği, anonim şirket genel kurulunda alınan kararların bir kısmının tescil ve ilanı zorunlu iken (sermaye artırımı kararı ve yönetim kurulunun seçimine dair karar gibi) bazı kararların tescil ve ilan koşulu bulunmadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 456 ncı maddesinin üçüncü fıkrası hükmü gereğince sermaye artırımı kararı üç ay içerisinde tescil ve ilan edilmedikçe geçersiz hâle geleceği, somut olayda da sermaye artırımına ilişkin kararın üç ay içerisinde tescil ve ilan edilmediği için geçersiz hâle geldiği, bu durumda 8 inci maddenin iptali istemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesinde yönetim kurulu üyelerine tutarı esas sözleşme veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebileceğinin düzenlendiği, davalı şirketin riskli bir mali yapısı bulunması nedeniyle kâr dağıtımı yapmamasının haklı olduğu yönünde varılan sonuç dikkate alındığında yönetim kurulu üyelerine aylık net 10.000,00 TL ücret ödenmesine ilişkin alınan kararın şirketin kârlılık oranıyla ve piyasa koşullarıyla uyuşmadığı, fahiş olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 28.03.2018 tarihinde yapılan 2017 yılına ait olağan genel kurulunda gündemin 9 uncu maddesi ile alınan kararının iptaline, gündemin 8 inci maddesi ile alınan karar tescil ve ilan edilmediğinden konusuz kalan bu talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacının, fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının, bu davadan daha önce açtığı davalı şirketin 25.03.2016 tarihli olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerine aylık 10.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine dair kararın iptali davasının Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11.10.2017 tarihli, 2016/594 E., 2017/990 K. sayılı kararı ile reddedildiğini ve temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini, aradan geçen sürede enflasyon vs hususlar da gözetildiğinde yine aynı meblağda huzur hakkı ödemesine ilişkin bu defa davalı şirketin 28.03.2018 tarihli olağan genel kurulunda alınan kararın yerel mahkemece iptaline karar verilmesinin hatalı olduğunu, huzur hakkı ödemesinin davalı şirketi zarara uğratacağına ilişkin iddianın mesnetsiz kaldığını, mahkemece yönetim kurulunun şirketin borçlarına şahsi kefil olmalarını hiç irdelemediğini, pay sahiplerinin arasında taşıdıkları sorumluluk açısından eşitlik bulunmadığını, davacının hiçbir riski yokken, diğer pay sahibi yönetim kurulu üyelerinin tüm malvarlıklarının risk altında olduğunu, mahkemece bu husustaki itirazlarının da dikkate alınmadığını, huzur hakkının yönetim kurulunun kanundan doğan bir hakkı olduğunu, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik incelemeye dayalı olduğunu, delillerin toplanmadan, deliller arasında yer alan emsal ücret araştırmaları yapılmadan dosyanın bilirkişiye verildiğini, mahkemece davacının kötü niyetine ilişkin hiçbir tespit, yorum yapılmadığını, açıkça azlık hakkının kötüye kullanıldığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir.
2.Katılma yoluyla davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mehkemece karın dağıtılmamasına ilişkin kararın iptali talebinin reddinin yerinde olmadığını, kar payı dağıtımının istisnai olarak sınırlanabileceğini, kar payı almanın ortaklığın temel amacı olduğunu, şirketin kurulduğundan beri ortaklara hiç kar dağıtmayıp yüksek huzur hakları ödeyerek bazı yöneticilere haksız kazanç sağlandığının dikkate alınarak kar dağıtılmaması kararının iptali gerekirken aksi yöndeki kararın şirketin fiili durumuna aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın tümden kabulünü istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin çok riskli bir finansal yapısının bulunduğu, varlık ve kaynak dengesinin yüksek oranda borçlu bir mali yapıyı göstermesi karşısında şirketin özkaynak artışına ihtiyacının olduğu, bu gereklilik nedeniyle genel kurulun kar payı dağıtılmaması kararının 6102 sayılı Kanun'un 523 nci maddesindeki düzenleme çerçevesinde Kanuna uygun olduğu, şirket sermayesinin artırılması kararının iptali talebinin konusuz kaldığı, ancak dava açılmadan önce sermaye artırımına ilişkin kararın tescilinden vazgeçildiğine göre bu taleple ilgili olarak yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerektiği, yönetim kurulu üyeleri için belirlenen ücretlerin fahiş olup olmadığı değerlendirilirken genel kurulun yapıldığı dönemde şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, şirketin geçmiş uygulamaları, ortaklık yapısı ve mali durumu açısından davacı şirketle aynı-benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler göz önünde bulundurulup karşılaştırılmak suretiyle yönetim kurulunun harcadığı emek ve mesai ile orantılı, pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki kârdan pay alma haklarını da ihlal etmeyecek şekilde tespiti gerektiği, bilirkişilerce şirketin finansal yapısının riskli olduğunun tespit edildiği, kar payı dağıtılmasına ilişkin olarak ifade edilen bu tespitin huzur hakkı ödenmesine ilişkin kararın şirketin riskli finansal yapısında, riski daha da arttırabilecek nitelikte olduğunun da belirtildiği, yönetim kurulu üyelerine aylık 10.000,00 TL ödenmesine ilişkin kararın şirketin karlılık oranıyla ve piyasa koşullarıyla uyuşmadığı, her ne kadar şirket yöneticilerine aylık 10.000,00 TL ödenmesine ilişkin önceki yıllarda alınmış kararlar bulunsa da şirketin mali yapısı, şirketin net karı ile yönetim kurulu üyelerine ödenecek ücretin şirkete yıllık maliyeti ve kar payı dağıtılmaması yönündeki şirket kararı nazara alındığında karalaştırılan ücretin fahiş olduğu, bu halde şirket yönetim kurulu üyelerine 10.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine ilişkin kararın dürüstlük kuralına aykırı olup iptali şartları oluştuğu, mahkemece verilen kararın isabetli olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kar payı dağıtılmamasına ilişkin genel kurul kararının iptaline yönelik taleplerinin reddine karar verilmesinin hukuk ve hakkaniyete aykırı olduğunu, zira şirketin kurulduğundan bu güne kadar hiç kar payı dağıtmadığını, ancak kurulduğundan beri hep huzur hakkı dağıttığını, kar dağıtılmaması kararının iptali gerektiğini, sermaye artırımı hakkındaki gündem maddesi ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına karar verilirken yargılama giderinin müvekkili üzerinde bırakılmasının hatalı olduğunu, tescil ve ilan ile dava açma süresi 3 ay olduğuna göre dava açmak için son günü bekleme zorunluluğunun bulunmadığını, yargılama giderinin sermeye artırımını tescil etmekten vazgeçen tarafa yani şirkete yükletilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahkemece iptaline karar verilen huzur hakkı alacağı yönünden kararın temyiz edildiğini, zira yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı verilmesinin kanundan kaynaklandığını, davacının daha önceki yıllarda alınan huzur hakkı ödenmesine dair kararlara karşı açtığı iptal davasının reddedildiğini, davacının kötüniyetli olarak dava ikame ettiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalı anonim şirket genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 394, 445, 456, 523 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davalı vekilinin 28.03.2018 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan 9 numaralı karara yönelik temyiz istemi yönünden yapılan incelemede; ilk derece mahkemesince yönetim kurulu üyelerine aylık 10.000,00 TL huzur hakkı verilmesine dair 9 numaralı gündem maddesinin şirketin karlılık oranıyla ve piyasa koşullarıyla uyuşmadığı, fahiş olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, kararın taraf vekillerince istinafı üzerine de Bölge Adliye Mahkemesince esastan ret kararı verilmiştir.
Şirket genel kurul karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesi (6762 sayılı Kanun'un 333 üncü maddesi) uyarınca yönetim kurulu üyelerine her toplantı günü için bir ücret verilir. Huzur hakkı ana sözleşmeyle tayin ve tespit edilebilir. Ücret tutarı ana sözleşmeyle gösterilmemişse genel kurulca tayin olunur. Huzur hakkı her toplantı için ayrı ayrı olabileceği gibi aylık olarak belirli bir ücret şeklinde de tespit edilebilir. Bazı ortaklık ana sözleşmelerinde yönetim kuruluna ücret ödeneceği hakkında bir hüküm bulunmamakta veya yönetim kurulu yahut genel kurulca ücret ödenmesine dair herhangi bir karar alınmamaktadır. Ancak bilindiği üzere T.C. Anayasası’na göre angarya yasak olup, burada ayrıca bir vergi kaybı da söz konusu olmaktadır.
O halde, bu konuda alınmış bir karar olmasa bile yönetim kurulu üyeleri için uygun bir ücret verilmelidir. (Yargıtay 11. HD.'nin 04.03.1991 tarih 1991/9421E., 1464 K. ve 17.11.2008 tarih, 2007/9664 E., 2008/12866 K. Sayılı kararları)
Bu durum karşısında mahkemece, huzur hakkı alacağı konusunda yukarıda açıklandığı şekilde inceleme yapılarak, gerekirse bilirkişi aracılığıyla yönetim kurulu üyelerinin ne kadar ücrete hak kazanacağının tespit ettirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu yönden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekilin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1064371800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz