6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Tazminat

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/9540 E. 2012/12015 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kısa karar-gerekçeli karar çelişkisi inanç sözleşmesi gerekçe-hüküm çelişkisi yetkisiz temsil temsil yetkisi icazet sözleşmeden doğan dava maddi hata infaz ifa içtihadı birleştirme kararı istirdat yetkisizlik kararı yasal faiz avans faizi temsil

Atıf yapılan mevzuat: HMK — HMK 294HMK 298 · HUMK — HUMK 382

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davaya konu 04.03.2006 tarihli sözleşmenin yetkisiz temsilci tarafından yapıldığı ve davalı şirket tarafından sözleşmeye icazet verilmediği, bu nedenle sözkonusu sözleşme davalı şirketi bağlamadığından davalının bu sözleşmeden doğan herhangi bir yükümlülüğünün bulunmadığı, birleşen davada 24.01.2006 tarihli sözleşmede öngörülmüş edimlerin ve şartların tamamen ifa edilmemiş olması nedeniyle davalının şarta bağlı inanç sözleşmesini ifa etmediği, B.K.’nun 151/II hükmü uyarınca şartın gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması halinde edimi alan kişinin sadece şeyi değil, baştan itibaren bundan elde ettiği bütün menfaatleri de iade etmek zorunda olduğu, davalı gerçek kişinin şirketi temsile yetkisi olmadığı halde temsilci sıfatıyla sözleşmeyi imzalaması nedeniyle bizzat sorumlu olduğu gerekçesiyle birleşen dosya yönünden davanın kabulü ile 30.000,00 TL'nın 24.01.2006 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine, asıl dosya yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı şirket ve ... Bayrak vekili temyiz etmiştir.

1-Asıl dava, sözleşmeden doğan borcun yerine getirilmesi istemine, birleşen dava ise sözleşme uyarınca ödenen paranın sözleşmedeki edimin yerine getirilmemesi nedeniyle istirdadı istemine ilişkindir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir.Yürürlükten kaldırılan HUMK’nun 382 ve devamı maddeleri ile yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün verilmesi, tefhimi ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı hususları ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir.Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olması gerekmektedir.Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiş olup, HMK’nun 298/2. maddesinde de gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı belirtilmiştir.

Somut olayda, mahkemece verilen kısa kararda hüküm altına alınan alacağın avans faizi uygulanmak suretiyle tahsiline karar verilmiş olmasına rağmen gerekçeli kararda yasal faize karar verilmiş, meydana gelen bu çelişki mahkemece maddi hata olarak kabul edilmek

suretiyle “yasal” ibaresi “avans” olarak düzeltilmiştir.Kısa kararda hüküm altına alınan alacağa avans faizi uygulanmasına karar verilmiş iken gerekçeli kararda bunun yasal faiz olarak gösterilmesi maddi hata niteliğinde olmayıp, kısa karar ile gerekçeli karar çelişkisini oluşturmakla bu hususun mahkemece kendiliğinden düzeltilmesi yerinde olmayıp, gerek anılan yasal düzenlemeler gerekse içtihadı birleştirme kararı uyarınca hükmün yaratılan bu çelişki nedeniyle bozulması gerekmiştir.

2-Bozma sebep ve şekline göre, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • İtirazın İptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/14182 E. 2016/2176 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Haksız Rekabetin Tespiti

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/3104 E. 2019/436 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Çek iptal

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/12573 E. 2014/2095 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

5 benzer karar daha
  • İtirazın İptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/13741 E. 2014/19679 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/14257 E. 2018/7697 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/17923 E. 2014/18033 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tahsil

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/17282 E. 2014/5056 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Maddi ve Manevi Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15684 E. 2012/20147 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2010/9540 E.  ,  2012/12015 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 19.01.2010 tarih ve 2007/133-2010/10 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı şirket ve... vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03.07.2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı ... vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ..... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Asıl davada davacılar vekili, müvekkilleri tarafından finansal kiralama yoluyla davalı şirket adına ve hesabına alarak taksitlerini ödedikleri yolcu otobüslerinin işletilmesi ve gelirleri konusunda davalı ile yapılan sözleşme hükümlerinin davalı tarafından yerine getirilmediğini ileri sürerek, müvekkillerinin davalı şirket adına otobüslere yaptıkları ödemelerin ve otobüslerin seferlerden sağladığı gelirlerin ödenmemesi nedeniyle şimdilik 10.000,00 TL tazminatın davalıdan faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiş, ... vekili tarafından açılan birleşen davada ise müvekkili ile davalı ... Bayrak arasında akdedilen 24.01.2006 tarihli sözleşme ile müvekkilinin 34 DM 2104 plakalı otobüse ortak olması, kar payı verilmesi ve leasing sözleşmesinin bitiminde aracın müvekkiline ve diğer ortağa tescilinin kararlaştırıldığını, sözleşme tarihinde müvekkilinin ...’a 30.000,00 TL ödemede bulunulduğunu, davalı ...’ın parayı şirket adına aldığını ve sözleşmeyi şirket adına imzaladığını beyan etmiş ise de o tarihte şirketi bağlayıcı imza atıp atamayacağının belirsiz olduğunu, bu nedenle yasal olarak şahsen de sorumlu olabileceğini, sözleşmede belirtilen hiçbir yükümlülüğün davalılar tarafından yerine getirilmediğini, yapılan sözleşmenin resmi şekil şartlarına uygun olarak yapılmaması nedeniyle geçersiz olduğunu, davalılardan sorumlu olanın geçersiz sözleşmeye dayalı olarak aldığı parayı geri ödemekle yükümlü bulunduğunu ileri sürerek, 30.000,00 TL’nın paranın verildiği 24.01.2006 tarihinden itibaren işleyecek ticari işlerde uygulanan en yüksek temerrüt (avans) faiziyle birlikte davalılardan sorumlu olandan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı şirket vekili, asıl davanın reddini istemiş, birleşen davada davalı şirket ve davalı ... Bayrak vekili, dava konusu sözleşme ve araç ile müvekkili ... Bayrak’ın şahsi bir ilişkisinin bulunmadığını, bu nedenle davanın anılan davalı için husumet yönünden reddinin gerektiğini, davacı tarafından müvekkillerine yapılan bir ödeme olmadığını, ödemenin finansal kiralama şirketine yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davaya konu 04.03.2006 tarihli sözleşmenin yetkisiz temsilci tarafından yapıldığı ve davalı şirket tarafından sözleşmeye icazet verilmediği, bu nedenle sözkonusu sözleşme davalı şirketi bağlamadığından davalının bu sözleşmeden doğan herhangi bir yükümlülüğünün bulunmadığı, birleşen davada 24.01.2006 tarihli sözleşmede öngörülmüş edimlerin ve şartların tamamen ifa edilmemiş olması nedeniyle davalının şarta bağlı inanç sözleşmesini ifa etmediği, B.K.’nun 151/II hükmü uyarınca şartın gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması halinde edimi alan kişinin sadece şeyi değil, baştan itibaren bundan elde ettiği bütün menfaatleri de iade etmek zorunda olduğu, davalı gerçek kişinin şirketi temsile yetkisi olmadığı halde temsilci sıfatıyla sözleşmeyi imzalaması nedeniyle bizzat sorumlu olduğu gerekçesiyle birleşen dosya yönünden davanın kabulü ile 30.000,00 TL'nın 24.01.2006 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine, asıl dosya yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı şirket ve ... Bayrak vekili temyiz etmiştir.

1-Asıl dava, sözleşmeden doğan borcun yerine getirilmesi istemine, birleşen dava ise sözleşme uyarınca ödenen paranın sözleşmedeki edimin yerine getirilmemesi nedeniyle istirdadı istemine ilişkindir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir.Yürürlükten kaldırılan HUMK’nun 382 ve devamı maddeleri ile yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün verilmesi, tefhimi ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı hususları ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir.Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olması gerekmektedir.Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiş olup, HMK’nun 298/2.

maddesinde de gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı belirtilmiştir.

Somut olayda, mahkemece verilen kısa kararda hüküm altına alınan alacağın avans faizi uygulanmak suretiyle tahsiline karar verilmiş olmasına rağmen gerekçeli kararda yasal faize karar verilmiş, meydana gelen bu çelişki mahkemece maddi hata olarak kabul edilmek

suretiyle “yasal” ibaresi “avans” olarak düzeltilmiştir.Kısa kararda hüküm altına alınan alacağa avans faizi uygulanmasına karar verilmiş iken gerekçeli kararda bunun yasal faiz olarak gösterilmesi maddi hata niteliğinde olmayıp, kısa karar ile gerekçeli karar çelişkisini oluşturmakla bu hususun mahkemece kendiliğinden düzeltilmesi yerinde olmayıp, gerek anılan yasal düzenlemeler gerekse içtihadı birleştirme kararı uyarınca hükmün yaratılan bu çelişki nedeniyle bozulması gerekmiştir.

2-Bozma sebep ve şekline göre, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı Hattutaş Turizm Seyahat San ve Tic. A.Ş. ve ... Bayrak'a iadesine, 05.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1062111000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.