Alacak | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/1537 E. 2024/4007 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hak arama özgürlüğü↗ değer kaybı↗ munzam zarar↗ belirsiz alacak davası↗ husumet itirazı↗ başvurma harcı↗ karine↗ mevduat hesabı↗ derdestlik↗ olumsuz oy↗ tmsf↗ hak düşürücü süre↗ alacak davası↗ kâr kaybı↗ fer'i müdahil↗ protokol↗ ihbar↗ temerrüt faizi↗ esastan ret↗ taahhütname↗ asıl alacak↗ vekalet ücreti↗ avans faizi↗ temerrüt↗ zamanaşımı↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ husumet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2019/907 E., 2022/13 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 14.05.2024 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı ... vekili Avukat .......ile fer'i müdahil TMSF vekili Avukat ....ve fer'i müdahil OYAK vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, Yurtbank A.Ş. .... Şubesi'ne 17.11.1999 tarihinde 155.566,00 TL parasını vadeli olarak yatırdığını, yatırılan paranın, davalı banka çalışanlarının kasıtlı yönlendirmesiyle Yurtbank A.Ş.'nin yönetimi tarafından KKTC'de paravan olarak kurulan Yurt Security Off Shore Ltd. adlı bankaya ait hesaba aktarıldığını, 21.12.1999 tarihinde BBDK tarafından banka yönetimine el konularak Yurtbank A.Ş.'nin bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığını, bu bankanın kanuni halefi olan ing Bank A.Ş.'ye karşı müvekkilinin alacağının tahsili için dava açıldığını, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1108 E. sayılı kararı ile davanın kabul edildiğini, hükmedilen alacağın İstanbul 22. İcra Müdürlüğünün 2015/21623 E. sayılı dosyası ile 10.01.2017 tarihinde tahsil edildiğini, hükme bağlanan alacağın sadece asıl alacak kısmına bankaya yattığı tarihten itibaren avans faizi işletildiğini, bunun sonucu olarak 18 yıllık süre içinde müvekkilinin 155.566,00 TL alacağı işletilen avans faizi ile tahsil edilmiş olsa da enflasyonun olumsuz etkisi sonucu paranın satın alma gücündeki yüksek orandaki düşüş nedeniyle faiz ile karşılanamayan munzam zararı meydana geldiğini, müvekkilinin mevduat alacağı zamanında ödenmiş olsa idi bu para daha yüksek gelir getiren bir yatırıma yönlendirilmese, bankada TL veya döviz mevduat hesabı açılarak değerlendirmiş olsa dahi bu durumda faize faiz işletilmiş olacağından en azından parasının gerçek değerinin korunmuş ve satın alma gücünün azalmamış olacağını, bu yüzden sadece ana paraya faiz işletilmiş olmasının zararı karşılamadığını, munzam zarar meydana geldiğini, munzam zararının hesaplanmasının mümkün olmaması sebebiyle belirsiz alacak davası olarak dava açtıklarını iddia ederek 17.11.1999 tarihinde davalı hankaya yatırmış olduğu 155.566,00 TL'nin o tarihteki satın alma gücü ile daha önce verilen ve hüküm altına alınan 10.01.2017 tarihinde tahsil edilebilen tutar bakımından oluşan munzam zararının tespitiyle şimdilik 1.000,00 TL'sinin davalı bankadan faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın husumet, zamanaşımı, hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğini, davanın haksız olup esastan da reddi gerektiğini savunarak reddini istemiştir.
2.Fer'i Müdahil TMSF vekili; davalı bankanın temerrüde düşmediğini, davacının iddia ettiği zarar ve miktarın davacı tarafça kanıtlanmadığını, davacının yatırmış olduğu paranın offshore hesabına geçirilmesinin kendi talebiyle olduğunu ve bunun riskini bilerek bu talimatı veren davacının sonucuna da katlanması gerektiğini, davanın zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Fer'i Müdahil OYAK vekili; davalı vekilinin ihbar dilekçesinde davalı tarafın borçlu sıfatını taşımadığından bahisle davanın kendilerine ihbarını talep ettiğini, ancak müvekkili Kurumun davalı bankanın borcunu üstlenmediğini, müvekkili Kurum ile davalı bankanın arasındaki sözleşmenin müvekkili Kurumu davalının belirttiği gibi bir taahhüt altına sokmadığını, bu davalarda TMSF'nin sorumluluğunun olduğunu, husumet itirazı ile derdestlik itirazlarının bulunduğunu, davanın asıl muhatap TMSF'ye tevcih edilmesi gerektiğini, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin dolduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının salt beyanı dışında birikimlerini ne şekilde değerlendirileceği, bu husus yönünden munzam zararın ne şekilde oluşacağı ispatlanamadığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi ve yerleşik içtihatlar uyarınca davacının munzam zararını somut delillerle ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin alacağının yaklaşık 15 yıl sonra tahsil edilmesi ve asıl alacağa yalnızca avans faizi işletilmesi sebebiyle müvekkilinin parasının satın alma gücünde azalma meydana geldiğini, munzam zararı oluştuğunu, munzam zararın somut olarak ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin, davacının hak arama özgürlüğünü ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini, munzam zararın "somut vakıalarla ispatlanması" gerektiğinin kabulünün, emsal Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/1512 E., 2019/3210 K. sayılı ilamının da bu yönde olduğunu, aynı Dairenin 2013/13488 E., 2014/15512 K. sayılı kararının da aynı konuya ilişkin olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2000/1072 E., 2000/1124 K. sayılı ilamında ise munzam zararın oluştuğu zaman dilimindeki enflasyonist ortamın maruf ve meşhur vakıa olarak kabul edileceği, bu dönemde bireyin parasının değerini sabit tutmak için çaba harcayacağı ve bunun hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olduğunun kabul edildiğini, Anayasa Mahkemesinin 21.12.2017 tarihli, 2014/2267 E. sayılı kararında munzam zararın mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, munzam zararın tahsiline yönelik açılan davada mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin değerlendirilmesi gerektiği, bu kapsamda alacağın enflasyonist ortamda değer kaybına uğratılarak ödendiği halde zararın tazmini için açılan munzam zarar davasında somut ispat rejiminin aranmasının başvurucuya aşırı ve olağan dışı külfet yüklediği, bu kapsamda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verildiğini, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğunu, davanın özü incelendiğinde müvekkilinin devlet güvencesi altında olan bankaya yatırdığı mevduatını ancak dava yoluyla temerrüt faizi işleterek tahsil edebildiğini, munzam zararın somut delillerle ispatlanmasının kabul edilmesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek-1 Nolu Protokolünde koruma altına alınan mülkiyet hakkının ihlali olduğunu, enflasyonist bir ortamda munzam zararın somut olarak ispatlanması gerektiği kabulünün müvekkilinin hak arama özgürlüğünün ve mülkiyet hakkının ihlali anlamına geldiğini, ülkede süregelen hiperenflasyonun yüzde yüzlerde seyrettiğinin, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiğinin, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığının, banka kredilerinin yüzde iki yüze kavuştuğunun, paranın iç alım (satım) alma değerinin büyük ölçüde azaldığının tartışmasız, yaşanan bir gerçek olduğunu, böyle enflasyonist bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimde bulunmasının, örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesinin, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, alacağının 18 yıl sonra ödenmiş olması nedeniyle faiz ile karşılanamayan yüksek miktarda munzam zararı oluştuğunu, yüksek enflasyon nedeni ile mal varlığında azalma meydana geldiğini, mevduat alacağı zamanında ödenmiş olsa idi bu para daha yüksek gelir getiren bir yatırıma yönlendirilmese, bankada TL veya döviz mevduat hesabı açarak değerlendirmiş olsa dahi bu durumda faize faiz işletilmiş olacağından parasının gerçek değerinin korunmuş ve satın alma gücünün azalmamış olacağını, bu yüzden sadece ana paraya faiz işletilmiş olması nedeniyle mevduattaki parasının satın alma gücünde önemli ölçüde düşme ve munzam zarar meydana geldiğini ileri sürerek eldeki davayı açmış ise de, davacının munzam zararının varlığına ilişkin somut bir delil sunamadığı, bu zararının varlığını ispatlayamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; alınan bilirkişi raporu ile zararlarının hesaplandığını belirterek ve istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz sebeplerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, dava dışı Yurbank Security Off Shore Bank Ltd. off shore hesabına aktarılan mevduat nedeniyle uğranıldığı iddia olunan munzam zararın faiziyle birlikte tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17206 E. 2015/12126 K.
Ortak:munzam zarar
İncelediğiniz karardaİcra Müdürlüğünün 2015/21623 E. sayılı dosyası ile 10.01.2017 tarihinde tahsil edildiğini, hükme bağlanan alacağın sadece «asıl alacak» kısmına bankaya yattığı tarihten itibaren «avans faizi» işletildiğini, bunun sonucu olarak 18 yıllık süre içinde müvekkilinin 155.566,00 TL alacağı işletilen avans faizi ile tahsil edilmiş olsa da enflasyonun «olumsuz» etkisi sonucu paranın satın alma gücündeki yüksek orandaki düşüş nedeniyle faiz ile karşılanamayan «munzam zararı» meydana geldiğini, müvekkilinin mevduat alacağı zamanında ödenmiş olsa idi bu para daha yüksek gelir getiren bir yatırıma yönlendirilmese, bankada TL veya döviz «mevduat hesabı» açılarak değerlendirmiş olsa dahi bu durumda faize faiz işletilmiş olacağından en azından parasının gerçek değerinin korunmuş ve satın alma gücünün azalmamış olacağını, bu yüzden sadece ana paraya faiz işletilmiş olmasının zararı karşılamadığını, munzam zarar meydana geldiğini, munzam zararının hesaplanmasının mümkün olmaması sebebiyle «belirsiz alacak davası» olarak dava açtıklarını iddia ederek 17.11.1999 tarihinde davalı hankaya yatırmış olduğu 155.566,00 TL'nin o tarihteki satın alma gücü ile daha önce verilen ve hük …
… İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının salt beyanı dışında birikimlerini ne şekilde değerlendirileceği, bu husus yönünden «munzam zararın» ne şekilde oluşacağı ispatlanamadığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi ve yerleşik içtihatlar uyarınca davacının munzam z …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin alacağının yaklaşık 15 yıl sonra tahsil edilmesi ve asıl alacağa yalnızca «avans faizi» işletilmesi sebebiyle müvekkilinin parasının satın alma gücünde azalma meydana geldiğini, «munzam zararı» oluştuğunu, munzam zararın somut olarak ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin, davacının «hak arama özgürlüğünü» ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini, munzam zararın "somut vakıalarla ispatlanması" gerektiğinin kabulünün, emsal Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, Yargıtay 11.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ... nezdindeki mevduatının bir kısmının banka «görevlisi» tarafından usulsüz işlemlerle 26.11.1999 tarihinde hesaptan çekildiği, işbu dava konusunun, davacının zamanında ödenmeyen alacağı nedeniyle işleyen faiz ile de karşılanmayan zararı olduğu, diğer bir deyişle «munzam zarara» ilişkin bulunduğu, her ne kadar aynı konuda daha önce açılan dava olduğu savunulmuş ise de söz konusu davanın munzam zararı kapsamadığı, bilirkişi aracılığıyla davacının 303.083,04 TL munzam zararının bulunduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 9.000,00 TL'nin dava tarihinden, 28.370,78 TL'nin «ıslah» tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
2- Dava, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan «munzam zararın» tahsiline ilişkin olup mahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
O halde mahkemece, «denetime elverişli» bir rapor alınmak suretiyle davacının «munzam zarar» alacağının tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde «eksik incelemeye» ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:denetime elverişlilik · bilirkişi incelemesi · ıslah · yasal faiz · eksik inceleme · görevli mahkeme
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ... nezdindeki mevduatının bir kısmının banka «görevlisi» tarafından usulsüz işlemlerle 26.11.1999 tarihinde hesaptan çekildiği, işbu dava konusunun, davacının zamanında ödenmeyen alacağı nedeniyle işleyen faiz ile de karşılanmayan zararı olduğu, diğer bir deyişle «munzam zarara» ilişkin bulunduğu, her ne kadar aynı konuda daha önce açılan dava olduğu savunulmuş ise de söz konusu davanın munzam zararı kapsamadığı, bilirkişi aracılığıyla davacının 303.083,04 TL munzam zararının bulunduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 9.000,00 TL'nin dava tarihinden, 28.370,78 TL'nin «ıslah» tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
O halde mahkemece, «denetime elverişli» bir rapor alınmak suretiyle davacının «munzam zarar» alacağının tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde «eksik incelemeye» ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Bu hali ile rapor «denetime elverişli» bulunmamaktadır.
3-Ayrıca, mahkemece uyulmasına karar verilen Dairemiz bozma ilamında, «bilirkişi incelemesi» ile tespit edilecek «munzam zarar» alacağının somut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nun 42. ve 43. maddeleri uyarınca değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen mahkemece bu konuda bir değerlendirme yapılmamıştır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/2172 E. 2025/2190 K.
Ortak:munzam zarar · olumsuz oy · avans faizi · zamanaşımı · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaİcra Müdürlüğünün 2015/21623 E. sayılı dosyası ile 10.01.2017 tarihinde tahsil edildiğini, hükme bağlanan alacağın sadece «asıl alacak» kısmına bankaya yattığı tarihten itibaren «avans faizi» işletildiğini, bunun sonucu olarak 18 yıllık süre içinde müvekkilinin 155.566,00 TL alacağı işletilen avans faizi ile tahsil edilmiş olsa da enflasyonun «olumsuz» etkisi sonucu paranın satın alma gücündeki yüksek orandaki düşüş nedeniyle faiz ile karşılanamayan «munzam zararı» meydana geldiğini, müvekkilinin mevduat alacağı zamanında ödenmiş olsa idi bu para daha yüksek gelir getiren bir yatırıma yönlendirilmese, bankada TL veya döviz «mevduat hesabı» açılarak değerlendirmiş olsa dahi bu durumda faize faiz işletilmiş olacağından en azından parasının gerçek değerinin korunmuş ve satın alma gücünün azalmamış olacağını, bu yüzden sadece ana paraya faiz işletilmiş olmasının zararı karşılamadığını, munzam zarar meydana geldiğini, munzam zararının hesaplanmasının mümkün olmaması sebebiyle «belirsiz alacak davası» olarak dava açtıklarını iddia ederek 17.11.1999 tarihinde davalı hankaya yatırmış olduğu 155.566,00 TL'nin o tarihteki satın alma gücü ile daha önce verilen ve hük …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin alacağının yaklaşık 15 yıl sonra tahsil edilmesi ve asıl alacağa yalnızca «avans faizi» işletilmesi sebebiyle müvekkilinin parasının satın alma gücünde azalma meydana geldiğini, «munzam zararı» oluştuğunu, munzam zararın somut olarak ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin, davacının «hak arama özgürlüğünü» ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini, munzam zararın "somut vakıalarla ispatlanması" gerektiğinin kabulünün, emsal Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, Yargıtay 11.
CEVAP 1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın «husumet», «zamanaşımı», «hak düşürücü süre» yönünden reddi gerektiğini, davanın haksız olup esastan da reddi gerektiğini savunarak reddini istemiştir.
Benzer bu kararda… dan 13.03.2009 tarihinde ödeme yapıldığını, müvekkillerinin alacaklarına zamanında kavuşmamaları nedeniyle zarara uğradıklarını ileri sürerek şimdilik 17.000.000 TL «munzam zararlarının» 18.03.1999 tarihinden itibaren en yüksek «avans faizi» ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
III.MAHKEME KARARI Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, davacı tarafından talep edilen aşkın («munzam) zararın» dayanağı olarak ileri sürülen iddianın, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından «ziyade» ekonomik koşullardaki «olumsuzluklar» nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönünde olduğu, başka bir anlatımla davacılar tarafından ülkemizdeki …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın «zamanaşımına» uğradığını, müvekkili bankanın kararın kesinleşmesi ile ödeme yaptığını, davacıların davaya konu zarara kendi kusurları ile sebebiyet verdiklerini savunarak davanın reddini istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:usuli kazanılmış hak · direnme kararı · ziya · kazanılmış hak · içtihadı birleştirme kararı
Benzer bu karardaDeğerlendirme ve Gerekçe Mahkemece her ne kadar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına atıf yapılarak davacıların «munzam zararlarının», somut olgulara dayalı olarak ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, Hukuk Genel Kurulu kararları «içtihadı birleştirme» kararı niteliğinde olmadığından sadece «direnme» kararına konu uyuşmazlık bakımından bağlayıcı nitelik arzeder.
Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyulmakla davacılar yararına bozma ilamında yapılan tespitler çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılması noktasında «usuli kazanılmış hak» oluşmuştur.
III.MAHKEME KARARI Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, davacı tarafından talep edilen aşkın («munzam) zararın» dayanağı olarak ileri sürülen iddianın, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından «ziyade» ekonomik koşullardaki «olumsuzluklar» nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönünde olduğu, başka bir anlatımla davacılar tarafından ülkemizdeki …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/5372 E. 2021/5538 K.
Ortak:munzam zarar · temerrüt faizi · temerrüt · zamanaşımı · zamanaşımı var
İncelediğiniz kararda… airenin 2013/13488 E., 2014/15512 K. sayılı kararının da aynı konuya ilişkin olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2000/1072 E., 2000/1124 K. sayılı ilamında ise «munzam zararın» oluştuğu zaman dilimindeki enflasyonist ortamın maruf ve meşhur vakıa olarak kabul edileceği, bu dönemde bireyin parasının değerini sabit tutmak için çaba harcayacağı ve bunun hayat tecrübelerine uygun düşen bir «karine» olduğunun kabul edildiğini, Anayasa Mahkemesinin 21.12.2017 tarihli, 2014/2267 E. sayılı kararında munzam zararın mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, munzam zararın tahsiline yönelik açılan davada mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin değerlendirilmesi gerektiği, bu kapsamda alacağın enflasyonist ortamda «değer kaybına» uğratılarak ödendiği halde zararın tazmini için açılan munzam zarar davasında somut ispat rejiminin aranmasının başvurucuya aşırı ve olağan dışı külfet yüklediği, bu kapsamda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verildiğini, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğunu, davanın özü incelendiğinde müvekkilinin devlet güvencesi altında olan bankaya yatırdığı mevduatını ancak dava yoluyla «temerrüt faizi» işleterek tahsil edebildiğini, munzam zararın somut delillerle ispatlanmasının kabul edilmesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek-1 Nolu Protokolünde koruma altına alınan mülkiyet hakkının ihlali olduğunu, enflasyonist bir ortamda munzam zararın somut olarak ispatlanması gerektiği kabulünün müvekkilinin «hak arama özgürlüğünün» ve mülkiyet hakkının ihlali anlamına geldiğini, ülkede süregelen hiperenflasyonun yüzde yüzlerde seyrettiğinin, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getird …
2.Fer'i Müdahil TMSF vekili; davalı bankanın «temerrüde» düşmediğini, davacının iddia ettiği zarar ve miktarın davacı tarafça kanıtlanmadığını, davacının yatırmış olduğu paranın offshore hesabına geçirilmesinin kendi talebiyle olduğunu ve bunun riskini bilerek bu talimatı veren davacının sonucuna da katlanması gerektiğini, davanın «zamanaşımına» uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İcra Müdürlüğünün 2015/21623 E. sayılı dosyası ile 10.01.2017 tarihinde tahsil edildiğini, hükme bağlanan alacağın sadece «asıl alacak» kısmına bankaya yattığı tarihten itibaren «avans faizi» işletildiğini, bunun sonucu olarak 18 yıllık süre içinde müvekkilinin 155.566,00 TL alacağı işletilen avans faizi ile tahsil edilmiş olsa da enflasyonun «olumsuz» etkisi sonucu paranın satın alma gücündeki yüksek orandaki düşüş nedeniyle faiz ile karşılanamayan «munzam zararı» meydana geldiğini, müvekkilinin mevduat alacağı zamanında ödenmiş olsa idi bu para daha yüksek gelir getiren bir yatırıma yönlendirilmese, bankada TL veya döviz «mevduat hesabı» açılarak değerlendirmiş olsa dahi bu durumda faize faiz işletilmiş olacağından en azından parasının gerçek değerinin korunmuş ve satın alma gücünün azalmamış olacağını, bu yüzden sadece ana paraya faiz işletilmiş olmasının zararı karşılamadığını, munzam zarar meydana geldiğini, munzam zararının hesaplanmasının mümkün olmaması sebebiyle «belirsiz alacak davası» olarak dava açtıklarını iddia ederek 17.11.1999 tarihinde davalı hankaya yatırmış olduğu 155.566,00 TL'nin o tarihteki satın alma gücü ile daha önce verilen ve hük …
Benzer bu kararda3- Ayrıca, Dairemizin bozma ilamına uyularak «zamanaşımına» uğramayan «son» on yıl için «munzam zarar» hesabı yapılmış ise de davacının bu on yıl için aldığı «temerrüt faizinin» hesaplanan munzam zarardan mahsubu gerekirken, davacının bu süreden daha uzun süre için almış olduğu temerrüt faizinin tamamının zarardan düşülmesi doğru olmamış, mahkeme kararının davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Mahkemece verilen davanın kabulüne ilişkin kararın bozulması üzerine bozmaya uyularak yapılan yargılamada davacının talebinin «munzam zararın» tahsiline yönelik olduğu, davaya on yıllık zaman aşımı süresinin uygulanmasının gerektiği, asıl davanın açılmasının munzam zarar istemine yönelik zaman aşımı süresini kesmediği, davacının dava ve «ıslah» tarihinden önceki on yıla ilişkin zararını talep edebileceği, hükme esas alınan bilirkişi raporunda her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon oranının eşya f …
2- Dava, «munzam zarar» istemine ilişkin olup mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek “davacının talep edebileceği 58,92 TL tutarında munzam zarar alacağı kalmadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ıslah · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece verilen davanın kabulüne ilişkin kararın bozulması üzerine bozmaya uyularak yapılan yargılamada davacının talebinin «munzam zararın» tahsiline yönelik olduğu, davaya on yıllık zaman aşımı süresinin uygulanmasının gerektiği, asıl davanın açılmasının munzam zarar istemine yönelik zaman aşımı süresini kesmediği, davacının dava ve «ıslah» tarihinden önceki on yıla ilişkin zararını talep edebileceği, hükme esas alınan bilirkişi raporunda her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon oranının eşya f …
3- Ayrıca, Dairemizin bozma ilamına uyularak «zamanaşımına» uğramayan «son» on yıl için «munzam zarar» hesabı yapılmış ise de davacının bu on yıl için aldığı «temerrüt faizinin» hesaplanan munzam zarardan mahsubu gerekirken, davacının bu süreden daha uzun süre için almış olduğu temerrüt faizinin tamamının zarardan düşülmesi doğru olmamış, mahkeme kararının davacı yararına bozulması gerekmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/3959 E. 2011/14860 K.
Ortak:munzam zarar · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz kararda… airenin 2013/13488 E., 2014/15512 K. sayılı kararının da aynı konuya ilişkin olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2000/1072 E., 2000/1124 K. sayılı ilamında ise «munzam zararın» oluştuğu zaman dilimindeki enflasyonist ortamın maruf ve meşhur vakıa olarak kabul edileceği, bu dönemde bireyin parasının değerini sabit tutmak için çaba harcayacağı ve bunun hayat tecrübelerine uygun düşen bir «karine» olduğunun kabul edildiğini, Anayasa Mahkemesinin 21.12.2017 tarihli, 2014/2267 E. sayılı kararında munzam zararın mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, munzam zararın tahsiline yönelik açılan davada mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin değerlendirilmesi gerektiği, bu kapsamda alacağın enflasyonist ortamda «değer kaybına» uğratılarak ödendiği halde zararın tazmini için açılan munzam zarar davasında somut ispat rejiminin aranmasının başvurucuya aşırı ve olağan dışı külfet yüklediği, bu kapsamda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verildiğini, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğunu, davanın özü incelendiğinde müvekkilinin devlet güvencesi altında olan bankaya yatırdığı mevduatını ancak dava yoluyla «temerrüt faizi» işleterek tahsil edebildiğini, munzam zararın somut delillerle ispatlanmasının kabul edilmesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek-1 Nolu Protokolünde koruma altına alınan mülkiyet hakkının ihlali olduğunu, enflasyonist bir ortamda munzam zararın somut olarak ispatlanması gerektiği kabulünün müvekkilinin «hak arama özgürlüğünün» ve mülkiyet hakkının ihlali anlamına geldiğini, ülkede süregelen hiperenflasyonun yüzde yüzlerde seyrettiğinin, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getird …
İcra Müdürlüğünün 2015/21623 E. sayılı dosyası ile 10.01.2017 tarihinde tahsil edildiğini, hükme bağlanan alacağın sadece «asıl alacak» kısmına bankaya yattığı tarihten itibaren «avans faizi» işletildiğini, bunun sonucu olarak 18 yıllık süre içinde müvekkilinin 155.566,00 TL alacağı işletilen avans faizi ile tahsil edilmiş olsa da enflasyonun «olumsuz» etkisi sonucu paranın satın alma gücündeki yüksek orandaki düşüş nedeniyle faiz ile karşılanamayan «munzam zararı» meydana geldiğini, müvekkilinin mevduat alacağı zamanında ödenmiş olsa idi bu para daha yüksek gelir getiren bir yatırıma yönlendirilmese, bankada TL veya döviz «mevduat hesabı» açılarak değerlendirmiş olsa dahi bu durumda faize faiz işletilmiş olacağından en azından parasının gerçek değerinin korunmuş ve satın alma gücünün azalmamış olacağını, bu yüzden sadece ana paraya faiz işletilmiş olmasının zararı karşılamadığını, munzam zarar meydana geldiğini, munzam zararının hesaplanmasının mümkün olmaması sebebiyle «belirsiz alacak davası» olarak dava açtıklarını iddia ederek 17.11.1999 tarihinde davalı hankaya yatırmış olduğu 155.566,00 TL'nin o tarihteki satın alma gücü ile daha önce verilen ve hük …
2.Fer'i Müdahil TMSF vekili; davalı bankanın «temerrüde» düşmediğini, davacının iddia ettiği zarar ve miktarın davacı tarafça kanıtlanmadığını, davacının yatırmış olduğu paranın offshore hesabına geçirilmesinin kendi talebiyle olduğunu ve bunun riskini bilerek bu talimatı veren davacının sonucuna da katlanması gerektiğini, davanın «zamanaşımına» uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Benzer bu karardaAncak, «munzam zararın» hesaplanmasında mahkemece yapılacak iş, «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklikler belirlenerek, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda belirtilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının 10.000,00 TL. olan alacağına ödeme tarihine kadar geçen süre için altın, döviz, mevduat faizi ve enflasyon rakamlarında oluşan değişiklikler uygulanmak suretiyle yapılan hesaplama sonucu davacının «munzam zararının» bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
2- Dava, B.K.nun 105/1. maddesine dayalı alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan «munzam zararın» tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, davacının davalıdan aldığı faiz miktarından daha fazla bir zararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:borçlunun temerrüdü
Benzer bu karardaAncak, «munzam zararın» hesaplanmasında mahkemece yapılacak iş, «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklikler belirlenerek, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda belirtilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/1537 E. , 2024/4007 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI 2022/1273 Esas, 2022/802 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi
SAYISI 2019/907 E., 2022/13 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 14.05.2024 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı ... vekili Avukat .......ile fer'i müdahil TMSF vekili Avukat ....ve fer'i müdahil OYAK vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, Yurtbank A.Ş. .... Şubesi'ne 17.11.1999 tarihinde 155.566,00 TL parasını vadeli olarak yatırdığını, yatırılan paranın, davalı banka çalışanlarının kasıtlı yönlendirmesiyle Yurtbank A.Ş.'nin yönetimi tarafından KKTC'de paravan olarak kurulan Yurt Security Off Shore Ltd. adlı bankaya ait hesaba aktarıldığını, 21.12.1999 tarihinde BBDK tarafından banka yönetimine el konularak Yurtbank A.Ş.'nin bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığını, bu bankanın kanuni halefi olan ing Bank A.Ş.'ye karşı müvekkilinin alacağının tahsili için dava açıldığını, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1108 E. sayılı kararı ile davanın kabul edildiğini, hükmedilen alacağın İstanbul 22.
İcra Müdürlüğünün 2015/21623 E. sayılı dosyası ile 10.01.2017 tarihinde tahsil edildiğini, hükme bağlanan alacağın sadece asıl alacak kısmına bankaya yattığı tarihten itibaren avans faizi işletildiğini, bunun sonucu olarak 18 yıllık süre içinde müvekkilinin 155.566,00 TL alacağı işletilen avans faizi ile tahsil edilmiş olsa da enflasyonun olumsuz etkisi sonucu paranın satın alma gücündeki yüksek orandaki düşüş nedeniyle faiz ile karşılanamayan munzam zararı meydana geldiğini, müvekkilinin mevduat alacağı zamanında ödenmiş olsa idi bu para daha yüksek gelir getiren bir yatırıma yönlendirilmese, bankada TL veya döviz mevduat hesabı açılarak değerlendirmiş olsa dahi bu durumda faize faiz işletilmiş olacağından en azından parasının gerçek değerinin korunmuş ve satın alma gücünün azalmamış olacağını, bu yüzden sadece ana paraya faiz işletilmiş olmasının zararı karşılamadığını, munzam zarar meydana geldiğini, munzam zararının hesaplanmasının mümkün olmaması sebebiyle belirsiz alacak davası olarak dava açtıklarını iddia ederek 17.11.1999 tarihinde davalı hankaya yatırmış olduğu 155.566,00 TL'nin o tarihteki satın alma gücü ile daha önce verilen ve hüküm altına alınan 10.01.2017 tarihinde tahsil edilebilen tutar bakımından oluşan munzam zararının tespitiyle şimdilik 1.000,00 TL'sinin davalı bankadan faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın husumet, zamanaşımı, hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğini, davanın haksız olup esastan da reddi gerektiğini savunarak reddini istemiştir.
2.Fer'i Müdahil TMSF vekili; davalı bankanın temerrüde düşmediğini, davacının iddia ettiği zarar ve miktarın davacı tarafça kanıtlanmadığını, davacının yatırmış olduğu paranın offshore hesabına geçirilmesinin kendi talebiyle olduğunu ve bunun riskini bilerek bu talimatı veren davacının sonucuna da katlanması gerektiğini, davanın zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Fer'i Müdahil OYAK vekili; davalı vekilinin ihbar dilekçesinde davalı tarafın borçlu sıfatını taşımadığından bahisle davanın kendilerine ihbarını talep ettiğini, ancak müvekkili Kurumun davalı bankanın borcunu üstlenmediğini, müvekkili Kurum ile davalı bankanın arasındaki sözleşmenin müvekkili Kurumu davalının belirttiği gibi bir taahhüt altına sokmadığını, bu davalarda TMSF'nin sorumluluğunun olduğunu, husumet itirazı ile derdestlik itirazlarının bulunduğunu, davanın asıl muhatap TMSF'ye tevcih edilmesi gerektiğini, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin dolduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının salt beyanı dışında birikimlerini ne şekilde değerlendirileceği, bu husus yönünden munzam zararın ne şekilde oluşacağı ispatlanamadığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi ve yerleşik içtihatlar uyarınca davacının munzam zararını somut delillerle ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin alacağının yaklaşık 15 yıl sonra tahsil edilmesi ve asıl alacağa yalnızca avans faizi işletilmesi sebebiyle müvekkilinin parasının satın alma gücünde azalma meydana geldiğini, munzam zararı oluştuğunu, munzam zararın somut olarak ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin, davacının hak arama özgürlüğünü ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini, munzam zararın "somut vakıalarla ispatlanması" gerektiğinin kabulünün, emsal Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/1512 E., 2019/3210 K. sayılı ilamının da bu yönde olduğunu, aynı Dairenin 2013/13488 E., 2014/15512 K. sayılı kararının da aynı konuya ilişkin olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2000/1072 E., 2000/1124 K.
sayılı ilamında ise munzam zararın oluştuğu zaman dilimindeki enflasyonist ortamın maruf ve meşhur vakıa olarak kabul edileceği, bu dönemde bireyin parasının değerini sabit tutmak için çaba harcayacağı ve bunun hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olduğunun kabul edildiğini, Anayasa Mahkemesinin 21.12.2017 tarihli, 2014/2267 E. sayılı kararında munzam zararın mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, munzam zararın tahsiline yönelik açılan davada mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin değerlendirilmesi gerektiği, bu kapsamda alacağın enflasyonist ortamda değer kaybına uğratılarak ödendiği halde zararın tazmini için açılan munzam zarar davasında somut ispat rejiminin aranmasının başvurucuya aşırı ve olağan dışı külfet yüklediği, bu kapsamda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verildiğini, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğunu, davanın özü incelendiğinde müvekkilinin devlet güvencesi altında olan bankaya yatırdığı mevduatını ancak dava yoluyla temerrüt faizi işleterek tahsil edebildiğini, munzam zararın somut delillerle ispatlanmasının kabul edilmesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek-1 Nolu Protokolünde koruma altına alınan mülkiyet hakkının ihlali olduğunu, enflasyonist bir ortamda munzam zararın somut olarak ispatlanması gerektiği kabulünün müvekkilinin hak arama özgürlüğünün ve mülkiyet hakkının ihlali anlamına geldiğini, ülkede süregelen hiperenflasyonun yüzde yüzlerde seyrettiğinin, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiğinin, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığının, banka kredilerinin yüzde iki yüze kavuştuğunun, paranın iç alım (satım) alma değerinin büyük ölçüde azaldığının tartışmasız, yaşanan bir gerçek olduğunu, böyle enflasyonist bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimde bulunmasının, örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesinin, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, alacağının 18 yıl sonra ödenmiş olması nedeniyle faiz ile karşılanamayan yüksek miktarda munzam zararı oluştuğunu, yüksek enflasyon nedeni ile mal varlığında azalma meydana geldiğini, mevduat alacağı zamanında ödenmiş olsa idi bu para daha yüksek gelir getiren bir yatırıma yönlendirilmese, bankada TL veya döviz mevduat hesabı açarak değerlendirmiş olsa dahi bu durumda faize faiz işletilmiş olacağından parasının gerçek değerinin korunmuş ve satın alma gücünün azalmamış olacağını, bu yüzden sadece ana paraya faiz işletilmiş olması nedeniyle mevduattaki parasının satın alma gücünde önemli ölçüde düşme ve munzam zarar meydana geldiğini ileri sürerek eldeki davayı açmış ise de, davacının munzam zararının varlığına ilişkin somut bir delil sunamadığı, bu zararının varlığını ispatlayamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; alınan bilirkişi raporu ile zararlarının hesaplandığını belirterek ve istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz sebeplerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, dava dışı Yurbank Security Off Shore Bank Ltd. off shore hesabına aktarılan mevduat nedeniyle uğranıldığı iddia olunan munzam zararın faiziyle birlikte tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine,
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 73 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince tüketici mahkemelerinde tüketici tarafından açılan davalar harçtan muaf olduğundan, davacıdan alınan temyiz başvuru harcı ile temyiz ilam harcının isteği halinde davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1060245800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz