6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Kâr payı talebi için dağıtım genel kurul kararı şarttır; devir/feragat sonrası alacak istenemez

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/3810 E. 2023/7451 K. · · İlk derece: 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

İlgili mesele: ◆ Kâr dağıtmama / kârın yedek akçeye ayrılmasının dürüstlük kuralına aykırılığı

Gerekçe özeti

Ortağın kâr payını dava yoluyla isteyebilmesi için dağıtım yönünde alınmış bir genel kurul kararı şarttır; hisselerini bütün hak ve alacaklarıyla protokolle devredip haklarından feragat eden, genel kurul kararlarını üç aylık ve irade bozukluğunu bir yıllık hak düşürücü süre içinde dava etmeyen davacının ortaklığa bağlı alacak talepleri reddedilir. Ortaklığa bağlı alacak davası yalnız şirket tüzel kişiliğine yöneltilir; şirket dışındaki davalılara karşı dava pasif husumet yokluğundan usulden reddedilir ve ret sebebi ortak davalılar için tek vekâlet ücretine hükmedilir.

Ele alınan sorunlar

Hisse devri ve feragat sonrası kâr payı ve ortaklığa bağlı alacak taleplerinin dinlenebilirliği → ret

İddia: Davacı, zoraki ortaklıktan çıkarıldığını, hisse devri gibi gösterilen protokolün korkutma/aldatma ile imzalatıldığını, ödenmeyen kâr payı, değer artış payı, maaş ve fazla ödenen bedel gibi alacaklarının bulunduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davacı 23.01.2018 tarihli protokol ile davalı şirketteki hak ve hisselerinin tamamını devretmeyi kabul etmiş, protokolün 7. maddesinde hisse devrinden önceki döneme ilişkin kâr payı, huzur hakkı, şirket değer artışı vb. hiçbir hak talep etmeyeceğini kararlaştırmış ve noter senediyle hisselerini bütün hak, alacak ve borçlarıyla devretmiştir. Kâr payı dağıtımı hakkında alınmış bir genel kurul kararı bulunduğu iddia ve ispat edilmemiş, genel kurul kararları aleyhine üç aylık hak düşürücü süre içinde iptal davası açılmamış, irade bozukluğu (korkutma/aldatma) iddiası yasal bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmemiş, genel kurul kararlarında yokluk hali de bulunmadığından bu yöndeki talepler yerinde değildir. Ayrıca ortaklığa bağlı alacak istemi yalnız şirket tüzel kişiliğine yöneltilmeli, diğer davalılar yönünden açılan dava pasif husumet yokluğundan reddedilmeli ve ret sebebi ortak olan davalılar için tek vekâlet ücretine hükmedilmelidir. (Yargıtay'ca onanan Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi gerekçesi)

Ortaklığa bağlı alacak davasının şirket dışındaki davalılara yöneltilmesi (pasif husumet) → ret

Gerekçe: Şirket ortaklığına bağlı alacak isteminden kaynaklanan davanın şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerekli ve yeterli olup, diğer davalılar yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekir; İlk Derece Mahkemesinin tüm davalılar yönünden esastan ret ve her davalı lehine ayrı vekâlet ücreti takdiri doğru olmadığından hüküm bu yönüyle düzeltilmiştir.

Emsal değeri

Kâr payı talebi için dağıtım genel kurul kararının şart olduğu ve ortaklığa bağlı alacak davasının yalnız şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerektiği yönünden emsal değer taşır.

Usul tespitleri

Hak düşürücü süre
Genel kurul kararları aleyhine iptal davası üç aylık; irade bozukluğu (korkutma/aldatma) iddiası bir yıllık hak düşürücü süreye tabidir.
Dava şartı
pasif husumet — ortaklığa bağlı alacak davası şirket tüzel kişiliğine yöneltilmelidir

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kâr payı dağıtımı için genel kurul kararı zorunluluğu çıplak payın devri (alacağın temliki) pasif husumet hak düşürücü süre irade bozukluğu (korkutma/aldatma) vekâlet ücreti

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • İtirazın İptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/1618 E. 2010/7386 K.

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2022/3810 E.  ,  2023/7451 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

SAYISI 2020/1208 Esas, 2022/560 Karar

HÜKÜM

Davanın reddi

İLK DERECE MAHKEMESİ Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2020/25 E., 2020/443 K.

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... tarafından market satın alacaklarını kendisinin buna ortak olmasını teklif ettiklerini, ikna sürecine başlandığını, ortaklık için gerekli kredinin müvekkiline çıkmayınca müvekkilinin ortaklıktan vazgeçtiğini davalı ...'a ilettiğini, davalılardan ...'ın ağabeyleri ... ve ...'ın da güvence verdiklerini kefil olmaları nedeniyle ve mağduriyet oluşmayacağını bildirmesi üzerine taraflar %40 hisse bedeli olan 1 milyon TL olmasına rağmen 2 milyon TL için ...'a ipotek vereceğini söylemiş ancak ... yetkililerinin ipotek değil de müvekkili adına kayıtlı taşınmazların ...'a devredilmesi halinde müvekkilin ...A.Ş.'deki hissenin karşılığı olan 2 milyon TL'nin ...

tarafından nakit verileceği taahhüdünde bulunulduğunu, taşınmazların bedeli 6 milyon olmasına rağmen müvekkilinin hissesine düşen 2 milyon TL'yi ödemek için bu teklifi kabul ettiğini, ancak tapulardan ikisinin devrinin mümkün olmadığını, birinin ... yetkililerinin belirlediği 3. kişi olan ... isimli kişiye devredildiğini, verilen 1 milyon TL'nin ... yetkililerine ödenmesi halinde müvekkile iade edilcek iken ...'ın bu tapuyu kendi üzerine alıp, müvekkili ortaklıktan çıkardıklarında sanki tapu kendisine aitmiş gibi müvekkile ait şirket hisseninin bedeli olarak tekrar müvekkile devredildiğini, ... yetkilileri tarafından 2 milyon TL verecek iken tek tapuyu devralması sebebiyle müvekkile 1 milyon TL nakit verdiğini, kalan 1 milyon TL için bankaya başvuru yapıldığını, kredi başvurusunda müvekkilinin 1 taşınmaz dışında tüm taşınmazlar için ipotek gösterildiğini karşılığında 1.8 milyon TL kredi ve 750 bin TL çek koçanı aldıklarını, yani kalan 1 milyon yerine müvekkilinden 2.5 milyon TL aldıklarını, müvekkilinin ortaklığı için almaları gereken miktardan 1.5 milyon TL fazla aldıklarını, tarafların ve resmi kayıtların gösterdiğine göre %40 hisse için 2 milyon TL belirlenen resmiyette 1 milyon TL olan ortaklık için 3.5 milyon TL alındığını, daha sonra müvekkilinin ihtiyacı nedeniyle para istediğinde zorla ortaklıktan çıkarılması rağmen hisse devri gibi gösterilen 23.01.2018 tarihli protokolü müvekkile imzalatarak müvekkilin taşınmazları üzerindeki ipoteklerinin kaldırıldığını ve devredilen taşınmazın müvekkile iade edildiğini, 3 yıl boyunca müvekkiline şirketin kazancından verilmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bilirkişi incelemesi sonucunda alacağın tam olarak belirlenmesi halinde artırılmak üzere 09.08.2015 tarihinden müvekkilin zoraki ortaklığının sona erdirilmesine rağmen hisse devri gibi gösterilen sözleşmenin imzalandığı 23.01.2018 tarihine kadar şirketle ilgili mali tablonun araştırılarak müvekkiline ödenmeyen değer artış payı alacağı, kâr payı alacağı, bedelsiz pay edinme, hazırlık dönemi faiz hakkı, kira alacağı, taşınır ve taşınmaz pay değeri, müvekkile aylık ödenmeyen maaşı ve müvekkilinin taşınmazları ipotek gösterilerek çekilen fazla kredi bedeli olmak üzere şimdilik 17.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müştereken alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde;

23. 01.2018 tarihli protokolün davacı, davacının avukatı tarafından imzalanmış olduğunu 7. maddeye göre hisse devrinden önceki döneme ilişkin olarak kâr payı, huzur hakkı, şirket değer artışı vs başkaca hiçbir hak ve alacak talebinde bulunmayacağının kararlaştırıldığını, protokolün kendisinin sunmasıyla imzasının ikrar ettiğini, bu protokolün 4667 sayılı Kanun'la değişik 1136 sayılı Avukatlık Kanunu 35/A maddesi uyarınca taraflar ve vekilleri tarafından imzalanmış olup, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 38 inci maddesi gereği ilam niteliğine haiz olduğunu, tehditle imzalandığı savunmasının asılsız olduğunu, davacı aldatıldığını, yanıltıldığını iddia etmiş olsa da hem bu iddianın gerkçek olmadığı gibi 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde bu iddianın ileri sürülmemiş olması nedeniyle bu husususun dinlenmesine engel olduğunu, bu protokol neticesinde açılmış olan Gaziantep 2.

Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/521 E. sayılı dosyasında iddia ettiği kâr payı dağıtımı yapılmadığı, bilgi alma ve inceleme hakkının basit sebeplerden ötürü reddedildiği iddiasıyla açtığı davadan feragat ettiğini, anonim şirketlerde senede bağlanmamış çıplak payın devrinin alacağın temlik hükümlerine tabi olduğunu, protokolde düzenleme olmasa dahi davacının yasal olarak yine bir alacak talep etme hakkının bulunmadığını, çünkü şirketin hisselerinin senede bağlanmamış çıplak pay niteliğinde olduğunu, söz konusu devrin alacağın devri hükümlerine tabi olduğundan, devir tarihi itibariyle söz konusu payın devri nedeniyle paya bağlı tüm hak ve alacakların payın devrine bağlı olarak yeni pay sahibine geçeceğini, dolayısıyla davacının artık paya bağlı olarak kâr payı ve dava dilekçesinde yazılı ancak kâr payı içerisinde olan diğer alacakları artık talep etmesinin mümkün olmadığını, anonim şirketlerde kâr payının dağıtılması hususunda genel kurul tarafından alınmış bir karar olmadıkça kâr dağıtımının yapılamayacağını, müvekkili şirketin genel kurulu tarafından kâr dağıtımı konusunda bir genel kurul kararının bulunmadığını, genel kurul kararlarına karşı iptal davasının üç aylık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerektiğini, hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların asılsız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamı değerlendirildiğinde davacı vekili anonim şirketteki hissesinin korkutma irade bozukluğu ile devir ettiği bahsi geçmiş ise de talep sonucu bu irade bozukluğu nedeniyle devrin iptaline yönelik olmadığı anlaşılmış yine dava dilekçesinde davacının şirket ortaklığının hikayesi anlatılmış olup yine aldatma, hata olarak değerlendirilebilecek bir takım iddialarda bulunulmuş ise de yine talep sonucu değerlendirildiğinde şirket ortaklığının iptali konusunda bir talep olmadığı anlaşılmış olup dava; davacının şirket ortağı iken doğan şirketten alacağı ve fazla ödenen şirket kurulurkenki ödenen bedelin iadesine ilişkin 2 adet istemden ibaret olduğu, kural olarak bir ortağın şirketten hissine düşen kâr payını dava yolu ile isteyebilmesi için öncelikle kâr payının dağıtılması hususunda ortaklar kurulu ya da genel kurul tarafından alınmış bir karar olması gerektiği, anılan kurullar tarafından kâr yapı dağıtılmaması yönünde bir karar alınmış ve bu kararın iptali ya da geçersizliğinin tespiti gibi yasal yollara başvurulmamış ise bu karar tüm ortakları ve şirketi bağlayıcı hale geldiğinden böyle bir kararın varlığı halinde Mahkemece kâr payının tahsiline karar verilmesinin mümkün olmadığı, yine kâr payının dağıtımı konusunda ortaklar kurulu ya da genel kurul tarafından bir karar verilmemişse öncelikle anılan kurulların toplanması, bu hususu karara bağlaması gerektiğinden bu husus da yerine getirilmeden Mahkemece doğrudan kâr payının tahsili yönünde karar verilemeyeceği, incelenen ilgili yıllara ait ticari sicil gazetelerinde kâr payı dağıtımına ilişkin alınan bir karar olmadığının anlaşıldığı, davacının talep ettiği kâr payı alacağı ve diğer talepler konusunda alınmış bir genel kurul kararı olmadığından bu yöndeki taleplerin reddi gerektiği, davacının diğer talebi olan fazla ödeme yaparak şirket ortağı olduğu konusundaki talebin ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 200 üncü maddesi gereğince herhangi bir senet sunamadığından miktar itibari ile de tanık dinlemeyeceğinden bu konudaki talebin reddi gerektiği, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece 04.02.2020 tarihli tensip tutanağının 5 nolu kararında toplanacak delillere değinilmesine ve bu delillerin toplanması için delillerin dayandığı birimlere müzekkere yazılmasına hatta dosyanın bilirkişiye tevdiine karar verilmiş olunmasına rağmen bu deliller henüz toplanmadan ve tartışılmadan davanın reddine karar verildiğini, Mahkeme kararının bu yönüyle 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin altıncı alt bendine ve Yargıtay içtihatlarına aykırılık teşkil ettiğini, 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin altıncı alt bendinde İlk Derece Mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmadan kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verileceğinin düzenlendiğini, Yerel Mahkemenin müvekkilinin taleplerinin reddine ilişkin gerekçesinde genel kurul kararının iptali konusunda herhangi bir karar alınmadığı ve bu sebeple de genel kurul tarafından yapılan işlemlerin tarafları bağlayacağı belirtilmişse de genel kurul tarafından yapılan işlemlerin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 447 nci maddesi uyarınca yok hükmünde olup hükümsüz olduğunu, hükümsüz olan genel kurul kararının Mahkeme tarafından incelenmesi ve bu kararın hükümsüz olup olmadığının Mahkeme tarafından re'sen dikkate alınması gerektiğini, yine Mahkemece incelenen ticaret sicil gazetesinde belirtilen yıllara ilişkin kayıtlarda kâr payının dağıtımına ilişkin bir kararın olmadığının belirtildiği ancak Mahkeme tarafından diğer alacak kalemlerinin reddi ile ilgili herhangi bir gerekçe kurulmadığını, Mahkemenin kararının bu yönüyle de eksik inceleme sonucu verildiğinin göstergesi olduğunu, ayrıca Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre "Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur" denildiğini, Yerel Mahkemece davanın reddine tüm davalılar bakımından aynı gerekçe ile yani ortak bir sebepten dolayı karar verilmişken her davalı için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin yasa hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini, Mahkemece vekalet ücreti olarak tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek, kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 23.01.2018 tarihli protokol ile davalı şirketteki hak ve hisselerinin tamamını ...'a bir takım şartlarla devretmeyi kabul ettiği, devir protokolünün 7. maddesinde hisse devrinden önceki döneme ilişkin olarak kâr payı, huzur hakkı, şirket değer artışı vs başkaca hiçbir hak talebinde bulunmayacağının kararlaştırıldığı, şirketin 25.01.2018 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında davacının hisse devri karara bağlanmış ayrıca 25.01.2018 tarihli noter senedi ile de davacı, davalı şirketteki hisselerini bütün hak, alacak ve borçları ile birlikte devrettiği, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, kâr payı dağıtımı hakkında alınmış bir genel kurulu bulunduğunun iddia ve ispat edilmemiş olmasına, davacı tarafından, genel kurul kararları aleyhine üç aylık hak düşürücü süre içinde açılmış bir iptal davası bulunmamasına, davacının şirketteki hisselerini bütün hak, alacak ve borçları ile birlikte devretmiş olmasına, davacı tarafından irade bozukluğu iddiasının yasal bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde öne sürülmemesine ya da bu konuda soruşturma dosyasının bulunmamasına, davalının protokol şartlarını yerine getirmediğinin iddia edilmemesine, genel kurul kararlarında yokluk halinin söz konusu olmamasına göre;

davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmediği, ne var ki, davacının şirket ortaklığına bağlı alacak isteminden kaynaklanan işbu davanın şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerekli ve yeterli olup, diğer davalılar yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece tüm davalılar yönünden davanın esastan reddine karar verilmesi doğru olmadığı gibi, red sebebi ortak olan davalılar bakımından tek bir vekalet ücreti takdiri yerine her bir davalı lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın davalı ...Mağazacılık Gıda Mar.

Tek. İnş. İth. İhr. A.Ş. yönünden reddine, davanın diğer davalılar yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, alacak istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeple;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

18.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1054695500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.