6102TTK Türk Ticaret Kanunu

İşçinin sır saklama yükümlülüğüne bağlı cezai şart geçerlidir; zarar ihtimali yeterlidir

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/390 E. 2024/3936 K. · · İlk derece: İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Haksız rekabet

Gerekçe özeti

İşçinin rekabet etmeme ve işverene ait sırları saklama yükümlülüğü özen ve sadakat borcuyla ilişkili olarak kanundan doğduğundan, bu yükümlülüğün ihlaline bağlanan cezai şart hükmü tek taraflı hazırlanıp müzakere edilmediği gerekçesiyle genel işlem koşulu sayılarak geçersiz kılınamaz; işverenin, iş ilişkisi sona erdikten sonra da sırların ifşa edilmemesinde haklı menfaati vardır. Cezai şarta hak kazanmak için zararın fiilen gerçekleşmesi gerekmez, zarar ihtimalinin varlığı yeterlidir; işçinin edindiği müşteri bilgilerini yeni iş yerinde paylaşması yükümlülüğün ihlalidir. Kararlaştırılan cezai şart fahişse hâkim re'sen tenkis eder ve tenkis takdire bağlı olduğundan reddedilen kısım bakımından dava kabul edilmiş gibi yargılama giderine hükmedilir. Buna karşılık kötüleme ve kazanç kaybı iddiaları delillendirilemediğinde manevi ve maddi tazminat istemleri reddedilir. Temyize konu miktar kesinlik sınırının altında kalıyorsa temyiz dilekçesi miktardan reddedilir.

Ele alınan sorunlar

Temyize konu miktarın kesinlik sınırının altında kalması nedeniyle temyiz dilekçesinin reddi → ret

Gerekçe: Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar 6100 sayılı Kanun'un 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez; temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar verilir. Davalı aleyhine kabul edilen ve davalı tarafından temyize konu edilen toplam miktar, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla geçerli kesinlik sınırının altında kalmaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Sır saklama ve rekabet etmeme yükümlülüğüne bağlanan cezai şart hükmünün genel işlem koşulu olduğu gerekçesiyle geçersiz sayılıp sayılamayacağı → kabul

İddia: Davacı işveren, cezai şartın iş sözleşmesinin haksız feshinin önlenmesi ve rekabet yasağının güvence altına alınması amacına hizmet etmesi hâlinde işverenin haklı menfaatinin bulunduğunu, tip sözleşme olmasının tek başına geçersizlik sebebi sayılamayacağını ileri sürmüştür.

Gerekçe: İşçinin hizmet sözleşmesinden ve buna bağlı iş ilişkisinden kaynaklanan rekabet etmeme ve işverene ait sırları saklama yükümlülüğü, işçinin özen ve sadakat borcuyla ilişkili olup kanundan doğar; nitekim hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonraya ilişkin sır saklama yükümlülüğü kanunda özel olarak düzenlenmiştir. İşverenin, iş sözleşmesi sona erdikten sonra da sır niteliğindeki bilgilerin ifşa edilmemesinde veya başkalarınca izinsiz kullanılmamasında haklı menfaati bulunduğundan, bu yükümlülüğün ihlali hâlinde cezai şart kararlaştırılması genel işlem koşullarına ilişkin hükümlere aykırı değildir; cezai şart hükmü tek taraflı hazırlandığı ve müzakere edilmediği gerekçesiyle geçersiz sayılamaz. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Cezai şarta hak kazanılması için zararın gerçekleşmesinin gerekip gerekmediği → kabul

İddia: Davacı işveren, ceza bedeline hükmedilebilmesi için zararın gerçekleşmesine gerek bulunmadığını; davalı ise cezai şart için zarar görme ihtimalinin yeterli olmadığını ve e-postaların paylaşılmasının yasağın ihlali sayılamayacağını ileri sürmüştür.

Gerekçe: İşten ayrıldıktan kısa süre sonra aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışmaya başlayan davalının, önceki işverenin müşteri çevresine erişim imkânı bulunmakta ve yeni iş yerinde de aynı işi yapmaktadır; önceki iş yerinde edindiği bilgileri yeni iş yerinde kullanmasının işverene önemli zarar verebilme ihtimalini taşıması, cezai şart talebi için yeterlidir. İşverene ait önemli bilgi niteliğindeki müşteri listesinin yeni iş yerinde paylaşıldığı — davacının müşterilerine, davalının yeni çalıştığı şirketin uzantılı adresinden ve davalı da görünecek şekilde tanıtım e-postası gönderilmesiyle — sabit olduğundan, davalı sözleşmenin rekabet etmeme ve sır saklama yükümlülüğü başlıklı maddesine aykırı davranmış ve davacı cezai şarta hak kazanmıştır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Cezai şartın fahiş olması nedeniyle re'sen tenkisi → kısmi kabul

İddia: Davacı, cezai şartın çok fazla indirildiğini ve caydırıcılığının ortadan kalktığını; davalı ise takdir edilen cezai şart belirlenirken hangi ölçütlerin dikkate alındığının anlaşılamadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Hâkim, fahiş gördüğü cezai şarttan re'sen indirim yapabilir. Cezai şartın fahiş olup olmadığı belirlenirken tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti, borcunu yerine getirmemesi nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü alınır; hükmedilecek ceza miktarı belirlenirken hak, adalet ve nesafet kuralları dikkate alınır. Davalının işten ayrıldığındaki aylık ücretinin otuz katına tekabül eden cezai şart istemi bu doğrultuda fahiştir ve tenkis yapılması hukuka uygundur. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Tenkis nedeniyle reddedilen kısım bakımından yargılama giderlerinden sorumluluk → kabul

İddia: Davalı, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Sözleşmede öngörülen cezai şarttan tenkis yapılması hâkimin takdirine bağlı olduğundan, tenkis nedeniyle reddedilen kısım bakımından dava kabul edilmiş gibi yargılama giderine hükmedilmesi gerekir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Manevi tazminat istemi → ret

İddia: Davacı, davalının turizm forumlarında kendisini kötüleyen açıklamalar yaptığını, karalama kampanyası başlatarak ticari itibarını zedelediğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davalının bu yönde faaliyette bulunduğuna ve davacıyı kötülediğine ilişkin dosyada delil bulunmamaktadır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Sözleşmeye aykırılık ve haksız rekabet nedeniyle maddi tazminat istemi → ret

İddia: Davacı, davalının eylemleri nedeniyle cirolarında düşüş yaşandığını, zararın yıllık değil aylık bazda değerlendirilmesi gerektiğini, bilirkişi heyetinin eksik inceleme yaptığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davalının sonradan çalışmaya başladığı şirket ile davacının müşterileri arasında hukuki ilişki kurulduğuna ve kazanç sağlandığına ilişkin dosyada delil bulunmadığı gibi, bilirkişi incelemesinde davalının iddia edilen davranışlarının davacı şirketi ciro ve kârlılık bakımından etkilemediği de tespit edilmiştir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

İş ilişkisi sona erdikten sonraki sır saklama yükümlülüğüne bağlanan cezai şartın geçerliliği, cezai şart için zarar ihtimalinin yeterli oluşu ve tenkis nedeniyle reddedilen kısımda yargılama giderinin kabul gibi hükmedilmesi yönündeki tespitler emsal değeri taşır; Yargıtay onaması nedeniyle bağlayıcı içtihat ağırlığı doğurur.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
rekabet etmeme yükümlülüğü sır saklama yükümlülüğü işçinin özen ve sadakat borcu cezai şart genel işlem koşulu cezai şartın tenkisi zarar ihtimali haksız rekabet manevi tazminat kesinlik sınırı temyiz dilekçesinin miktardan reddi

Atıf yapılan mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu — 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 20 ila 236098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 182(3)6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 3966098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 396 son fıkra · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu — 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 3626100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 3666100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 352(1)-b

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Manevi Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/14075 E. 2012/19197 K.

    Ortak:

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

  • İtirazın iptali | Menfi tespit | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı | Menfi tespit

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/4868 E. 2024/6699 K.

    Ortak:

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

  • İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/5830 E. 2017/5208 K.

    Ortak:

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2023/390 E.  ,  2024/3936 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2020/435 Esas, 2022/1584 Karar

HÜKÜM

Davanın kısmen kabulü

(Esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle)

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2015/867 E., 2019/1092 K.

Taraflar arasındaki rekabet yasağı nedeniyle cezai şartın tahsili ve maddi, manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:

Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

Dosya içeriğine göre davalı yan aleyhine kabul edilen ve davalı tarafından temyiz istemine konu edilen toplam miktar 2.000 USD (Dava tarihindeki değeri 5.840,00 TL) olup, bu bedelin Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmaktadır.

Bölge Adliye Mahkemesi kararına ilişkin davacı vekilinin temyiz istemine gelince; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının 19.11.2014 tarihinde müvekkili iş yerinde yardım masası elemanı olarak görev yaptığını, müşterilerle ilişki içerisinde olduğunu ve işyerindeki sırlara vakıf olduğunu, 03.06.2015 tarihinde iş akdinin istifası ile sona erdiğini, müvekkili ile davalı arasında yapılan hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra 8/d maddesi hükmüne aykırı olarak Axas Travel Tur.A.Ş.'de çalışmaya başladığını, müvekkilinin ilişki içinde olduğu müşterilerinin elektronik posta adreslerini yeni işverenine ifşa ettiğini ve bu bilgiler kullanılarak müvekkilinin müşterilerinin ayartılmaya çalışıldığını, davalının işten ayrıldıktan sonraki çalıştığı şirketin faaliyet konusunun müvekkili ile aynı olduğunu, ayrıca müvekkili şirketin müşterilerine gönderilen elektronik postalarda da sözleşmenin açıkca ihlal edildiğini, müvekkilinin müşterilerinin ayartılmaya çalışıldığını ve sır saklama yükümlülüğüne aykırı olarak haksız rekabet oluşturulduğunu, işbu haksız eylemler sonucunda 2015 Haziran ayından itibaren müvekkilinin cirolarında düşüşler yaşandığını, 2014 yılı Haziran ayı cirosu 988.750 TL ve 2014 yılı Temmuz ayı cirosunun 669.324 TL olduğunu, %33 dönemsel ve mevsimsel düşüş yaşandığını, 2015 yılı Haziran ayı cirosunun 1.549.798 TL ve 2015 yılı Temmuz ayı cirosunun 794.903 TL olduğunu, 2015 yılı ile karşılaştırıldığında düşüş oranının %50'ye ulaştığını, bu durumun ticari defterler incelendiğinde de açıkça görüleceğini ileri sürerek, sözleşmeye aykırılıktan ve haksız rekabetten dolayı mahrum kalınan kar ve kazanç kaybı ile uğranılan fiili zararın tazmini için şimdilik 1.000 TL tazminatın, ticari itibarın kasten zedelenmesinden dolayı 1.000 TL manevi tazminatın ve hizmet sözleşmesinin 8/d maddesinde öngörülen 10.000 USD cezai şartın işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde;

10. 10.2014 tarihinde davacı şirkette yardım masası elemanı olarak çalışmaya başladığını, bunun şirket adına çalışırken gönderdiği e-postalarla sabit olduğunu, bahsi geçen hizmet sözleşmesini imzalamadığını, davacının haksız açtığı davayı ispatlamak için asılsız iddialarda bulunduğunu, davacı şirketin 15 yıllık sektör tecrübesine dayanarak kendisine iş teklifinde bulunduğunu, davacının iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra kendi bünyesindeki kişilere elektronik posta yoluyla ayarttığı iddiasının asılsız ve dayanaktan yoksun olduğunu, bahse konu ilgili kişilere her acenteden e-posta gelebileceğini, e-postaların araştırılması halinde bu kişiler ile ilgili hiçbir ticari ilişki içine girilmediğinin görüleceğini, davacı şirketin şahsını şirketin genel koordinatörü, hatta şirket sahibi yerine koyarak iş akdi sona erdiğinden bahisle şirketin cirosunda düşüş olduğunu belirttiğini, davacı şirkette herhangi bir istifa dilekçesi bulunmadığını, davacı şirketin resmi acente sıfatının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki sözleşmede davalının sözleşmeye aykırı davranması halinde cezai şart ödeyeceği kararlaştırılmış ise de davalı asilin eğitimi, yaptığı işin niteliği ve önemi dikkate alındığında, çok nitelikli ve karar verici, yön tayin edici bir konumda olmadığı, yazılı olarak kararlaştırılan cezai şartın tek taraflı ve genel işlem şartı niteliğinde hazırlanıp karşı tarafla müzakere edilmeyip imzalanmak zorunda bırakıldığı, bu haliyle de Borçlar Kanunu hükümlerine göre geçersiz olduğu, aksi durumda cezai şart istenebilmesi için davacı şirketin maddi bir zararının olması gerektiği, dosyadaki bilirkişi raporunda ise davacı şirketin, karlılığında bir değişikliğin olmadığının tespit edildiği, manevi tazminatın zarar ve diğer koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişiler tarafından davacının sır saklama yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığının incelenmediğini, bilirkişinin davalının şirkette çalıştığı döneme ilişkin değerlendirme yaptığını, davacının işten ayrılmasından sonra yaptığı eylemlerin mali sonuçları konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, müvekkili şirketin uğradığı zarara ilişkin yıllık bazda değil aylık bazda değerlendirme yapılması gerektiğini, davalının müvekkili şirketin 280 müşterisine e-posta gönderdiğini, davalının müvekkili şirketin ticari sırlarından olan müşteri listesini yeni çalıştığı iş yerinde ifşa ettiğini, bu nedenle sözleşmenin 8/d maddesi uyarınca cezai şart ödemesi gerektiğini, ayrıca Mahkemece genel işlem şartlarına aykırılık konusunda hatalı değerlendirmede bulunduğunu, cezai şartın iş sözleşmesinin haksız feshinin önlenmesi, rekabet yasağının güvence altına alınması amacına hizmet etmesi durumunda iş verenin haklı menfaati bulunduğunu, cezai şarta ilişkin tip sözleşmenin tek başına işçi aleyhine olduğu gerekçesiyle reddedilemeyeceğini, müvekkili lehine ceza bedeline hükmedilebilmesi için zararın gerçekleşmesine gerek bulunmadığını, davalının eylemleri ile müvekkilinin itibarını zedelediğini, müvekkili hakkında karalama kampanyası başlattığını, bu nedenle müvekkili lehine manevi tazminata da hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasıyla davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının davacı nezdinde 20.11.2014 tarihinden itibaren operasyon elemanı olarak çalıştığı, işten ayrıldığı 03.06.2015 tarihinden 22 gün sonra 25.06.2015 tarihinde aynı konuda faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışmaya başladığı, davalının iş sözleşmesini istifa ile tek taraflı olarak ihbar önellerine uymadan son verdiği;

08. 07.2015 tarihinde davacı şirketin 280 müşterisine, davalının davacıdan sonra çalışmaya başladığı şirket olan "Axastravel" uzantılı e-posta adresi üzerinden davalının yeni çalışmaya başladığı şirektin tanıtımı amacıyla e-posta gönderildiği, alıcılar tarafından görülecek şekilde e-postanın "cc" kısmına davalının da eklendiği, bu şekilde davalının e-posta ile ilişkilendirildiği, bu hususta taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 396 ncı maddesinin son maddesinde, işçinin, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamayacağı veya başkalarına açıklayamayacağı, işverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlü olduğunun düzenlendiği;

taraflar arasındaki sözleşmenin 8/d maddesinde ise, personelin; ister işi sırasında veya işi dolayısıyla isterse sair surette öğrenmiş olsun müşterileri, hissedarları ve çalışanları ile işyeri, işletme ve işine ilişkin olanlar dahil ve fakat bunlarla sınırlı olmamak üzere işverene veya işverenin sair grup şirketlerine ilişkin hiçbir hususu 10 yıl süre boyunca hiçbir surette ifşa etmeyeceği, kullanmayacağı, personelin işbu protokole aykırı hareket ettiği takdirde işverene 10.000 USD cezai şart ödeyeceğinin kararlaştırıldığı; öncelikle Mahkemece sözleşmedeki cezai şart hükmünün tek taraflı olarak genel işlem şartı olarak hazırlandığı, taraflarca müzakere edilmediği için geçersiz olduğu kabul edilmiş ise de, işçinin bizatihi hizmet sözleşmesinden ve buna bağlı olarak oluşan iş (hizmet) ilişkisinden kaynaklanan rekabet etmeme ve işverene ait sırları saklama yükümlülüğünün, 6098 sayılı Kanun'un 396 ncı maddesinde tanımlanan işçinin özen ve sadakat borcu ile ilişkili olup kanundan kaynaklandığı, nitekim işçinin hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonraya ilişkin sır saklama yükümlülüğünün, 6098 sayılı Kanun'un 396 ncı maddesinin son fıkrasının ikinci cümlesinde özel olarak düzenlendiği, işverenin iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra da iş yerine sır niteliğindeki bilgilerin ifşa edilmemesinde veya başkaları tarafından izinsiz kullanılmamasında haklı menfaati bulunduğu, bunun ihlali halinde ceza şart kararlaştırılmasında 6098 sayılı Kanun'un 20-23 üncü madde hükümlerine aykırılık bulunmadığı;

davalının, davacı şirketin müşteri çevresine erişim imkanı bulunduğu, yeni işyerinde de aynı işi yaptığı, davalının önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının davacı işverene önemli zarar verebilme ihtimalini taşıdığı, zarar ihtimalinin varlığının cezai şart talebi için yeterli olduğu, davacı işverene ait önemli bilgi niteliğindeki müşteri listesinin davalının yeni iş yerinde paylaşıldığı, bu şekilde davalının sözleşmenin rekabet etme yasağına ve sır saklama yükümlülüğü başlıklı 8/d maddesine aykırı davrandığı ve bu nedenle davacının cezai şarta hak kazandığınının kabulünün gerektiği; 6098 sayılı Kanun'un 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasına göre hakimin, fahiş gördüğü cezai şarttan re'sen indirim yapabileceği, cezai şartın fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmesi ve hüküm altına alınacak ceza miktarı belirlenirken hak, adalet ve nesafet kurallarının dikkate alınması gerektiği, davalı işten ayrıldığında aylık ücretinin 30 katına tekabül eden 10.000 USD cezai şart isteğinin bu doğrultuda fahiş olduğu, somut davada takibe konulan miktarda fahiş bulunarak tenkis yapılmasının hukuka uygun olacağı bu nedenle cezai şartın takdiren 2.000 USD'ye indirilmesinin hak ve nesafet kurallarına ve somut olaya uygun bulunduğu;

öte yandan sözleşmede öngörülen cezai şarttan 6098 sayılı Kanun'un 182 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü doğrultusunda tenkis yapılması hakimin takdirine bağlı olup, tenkis nedeniyle reddedilen kısım bakımından dava kabul edilmiş gibi yargı giderine hükmedilmesi gerektiği; davacı tarafça, davalının turizme ilişkin forumlarda müvekkili hakkında karalama kampanyası başlattığı belirtilerek manevi tazminat talebinde bulunulmuşsa da davalının bu yönde faaliyette bulunduğuna, davacıyı kötülediğine ilişkin bir delil bulunmadığı; davacı, davalının sözleşmeye aykırı ve haksız rekabet oluşturan davranışları nedeniyle oluşan maddi zararının tazminini de talep etmişse de dosya kapsamında davalının davacıdan sonra çalışmaya başladığı şirket ile davacının müşterileri arasında hukuki ilişki kurulduğuna ve kazanç sağlandığına ilişkin bir delil bulunmadığı gibi bilirkişiler tarafından yapılan incelemede davalının davacı tarafından iddia edilen davranışlarının davacı şirketi ciro ve karlılık bakımından etkilemediğinin de tespit edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasıyla davanın kısmen kabulüne, 2.000 USD cezai şartın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4/A maddesi gereği işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Haziran 2015 den bu yana müvekkilinin cirolarda düşüş yaşadığını, müvekkilinin müşterilerinin e-postalarla ayartılmaya çalışıldığını ve sözleşmeye aykırı davranıldığını, bilirkişi heyetinin eksik inceleme yaptığını, davalının işten ayrıldığı dönemin aylık bazda dikkate alınması gerektiğini, yıl bazında değerlendirmenin hatalı olduğunu, cezai şartın tümden kabulünün gerektiğini, çok fazla indirildiğini ve caydırıcılığının ortadan kalktığını, manevi tazminat isteminin kabulünün gerektiğini, davalının turizm forumlarında müvekkilini kötüleyen açıklamalar yaptığını, kabul edilen cezai şarta ilişkin vekalet ücreti hesaplanırken USD'nın dava tarihindeki TL karşılığından değil karar tarihindeki TL karşılığı üzerinden hesaplanması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; sözleşmede müvekkilinin imzasının olmadığını, bu hususta bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığını, 6098 sayılı Kanun'un 420 nci maddesi gereği ceza koşulunun geçersiz olduğunu, takdir edilen cezai şart belirlenirken hangi kriterlerin dikkate alındığının anlaşılamadığını, cezai şart için zarar görme ihtimalinin yeterli olmadığını, rekabet etmeme hükmünün 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesine de aykırı olduğunu, kaldı ki yeni şirketiyle e-postaların paylaşılmasının da yasağın ihlali olmayacağını, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, davalının davacı şirket nezdinde çalıştıktan sonra benzer alanda faaliyet yürüten dava dışı şirkette işe girdiği ve bu şirkete davacı nezdinde edindiği müşteri bilgilerini de taşıyarak rekabet etmeme yasağını ihlal ettiği gibi sair eylemleriyle davacıyı kötüleyip haksız rekabet oluşturup kar ve kazanç kaybına yol açarak maddi zarara ve itibarını zedeleyerek de manevi zarara sebep olduğu iddiasına dayalı olarak, iş akdindeki cezai şart ile maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 6098 sayılı Kanun'un 20 ila 25 inci maddeleri ile 182 ve 396 ncı maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktar yönünden reddi gerekmiştir.

2.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin MİKTARDAN REDDİNE,

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

15.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1054263000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2020/435 E. 2022/1584 K.

İşçinin sır saklama yükümlülüğüne aykırılığında cezai şart geçerliliği

Gerekçe özeti

İşçinin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sır saklama ve rekabet etmeme yükümlülüğü kanundan (TBK 396) kaynaklandığından, bu yükümlülüğe aykırılık için kararlaştırılan cezai şart hükmü, tek taraflı hazırlanıp müzakere edilmemiş olsa da genel işlem şartı sayılıp geçersiz kılınamaz. Cezai şart talebinin kabulü için işverenin fiilen zarara uğramış olması gerekmez; işçinin edindiği bilgileri yeni iş yerinde kullanmasının işverene önemli zarar verebilme ihtimalini taşıması, cezai şart talebi için yeterlidir. Ancak TBK 182/3 uyarınca hakim, taraflar arası ekonomik durum, kusur derecesi ve borca aykırılığın ağırlığı gibi ölçütlerle fahiş bulduğu cezai şarttan re'sen indirim yapabilir; bu tenkis nedeniyle reddedilen kısım bakımından davanın kabul edilmiş gibi işlem görmesi ve yargı giderinin buna göre hesaplanması gerekir.

Emsal değeri

İşçinin hizmet ilişkisi sona erdikten sonraki sır saklama ve rekabet etmeme yükümlülüğüne ilişkin cezai şart hükmünün, kanundan kaynaklanan bir yükümlülüğe dayanması nedeniyle genel işlem şartı sayılıp geçersiz kılınamayacağı ve cezai şart talebi için fiili zarar değil zarar ihtimalinin yeterli olduğu yönündeki tespitler, benzer işçi-işveren sözleşmelerindeki cezai şart uyuşmazlıklarında emsal niteliktedir.

Kavramlar: cezai şart genel işlem şartı sır saklama yükümlülüğü rekabet yasağı özen ve sadakat borcu tenkis zarar ihtimali manevi tazminat haksız rekabet

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2020/435

KARAR NO 2022/1584

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 11/09/2019

NUMARASI 2015/867 Esas - 2019/1092 Karar

DAVA

Tazminat

İSTİNAF KARAR TARİHİ 10/11/2022

Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; davalının 19/11/2014 tarihinde müvekkili iş yerinde yardım masası elemanı olarak görev yaptığını, müşterilerle ilişki içerisinde olduğunu ve işyerindeki sırlara vakıf olduğunu, 03/06/2015 tarihinde iş akdinin istifası ile sona erdiğini, müvekkili ile davalı arasında yapılan hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra 8/d maddesi hükmüne aykırı olarak ... A.Ş.'inde çalışmaya başladığını, müvekkilinin ilişki içinde olduğu müşterilerinin elektronik posta adreslerini yeni işverenine ifşa ettiğini ve bu bilgiler kullanılarak müvekkilinin müşterilerinin ayartılmaya çalışıldığını, davalının işten ayrıldıktan sonraki çalıştığı şirketin faaliyet konusunun müvekkili ile aynı olduğunu, ayrıca müvekkili şirketin müşterilerine gönderilen elektronik postalarda da sözleşmenin açıkca ihlal edildiğini, müvekkilinin müşterilerin ayartılmaya çalışıldığını ve sır saklama yükümlülüğüne aykırı olarak haksız rekabet oluşturulduğunu, işbu haksız eylemler sonucunda müvekkilinin 2015 Haziran ayından itibaren cirolarında düşüşler yaşandığını, 2014 yılı haziran ayı cirosu 988.750-TL ve 2014 yılı temmuz ayı cirosunun 669.324-TL olduğunu,%33 dönemsel ve mevsimsel düşüş yaşandığını, 2015 yılı haziran ayı cirosunun 1.549.798-TL ve 2015 yılı temmuz ayı cirosunun 794.903-TL olduğunu, 2015 yılı ile karşılaştırıldığında düşüş oranının %50'ye çıktığını, bu durumun ticari defterler incelendiğinde de açıkça görüleceğini belirterek sözleşmeye aykırılıktan ve haksız rekabetten dolayı mahrum kalınan kar ve kazanç kaybı ile uğranılan fiili zararın tazmini için şimdilik 1.000-TL tazminatın, ticari itibarın kasten zedelenmesinden dolayı 1.000-TL manevi tazminatın ve hizmet sözleşmesinin 8/d maddesinde öngörülen 10.000-USD cezai şartın işleyecek faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili;

10. 10.2014 tarihinde davacı şirkette yardım masası elemanı olarak çalışmaya başladığını, bunun şirket adına çalışırken gönderdiği e-postalarla sabit olduğunu, bahsi geçen hizmet sözleşmesini imzalamadığını, davacının haksız açtığı davayı ispatlamak için asılsız iddialarda bulunduğunu, davacı şirketin 15 yıllık sektör tecrübesine dayanarak kendisine iş teklifinde bulunduğunu, davacının iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra kendi bünyesindeki kişilere elektronik posta yoluyla ayarttığı iddiasının asılsız ve dayanaktan yoksun olduğunu, bahse konu ilgili kişilere her acenteden e-posta gelebileceğini, e-postaların araştırılması halinde bu kişiler ile ilgili hiçbir ticari ilişki içine girilmediğinin görüleceğini, davacı şirketin şahsını şirketin genel koordinatörü, hatta şirket sahibi yerine koyarak iş akdi sona erdiğinden bahisle şirketin cirosunda düşüş olduğunu belirttiğini, davacı şirkette herhangi bir istifa dilekçesi bulunmadığını, davacı şirketin resmi acente sıfatının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmede davalının sözleşmeye aykırı davranması halinde cezai şart ödeyeceği kararlaştırılmış ise de davalı asilin eğitimi, yaptığı işin niteliği ve önemi dikkate alındığında, çok nitelikli ve karar verici, yön tayin edici bir konumda olmadığı, yazılı olarak kararlaştırılan cezai şartın tek taraflı ve genel işlem şartı niteliğinde hazırlanıp karşı tarafla müzakere edilmeyip imzalanmak zorunda bırakıldığı, bu haliyle de Borçlar Kanunu hükümlerine göre geçersiz olduğu, aksi durumda cezai şart istenebilmesi için davacı şirketin maddi bir zararının olması gerektiği, dosyadaki bilirkişi raporunda ise davacı şirketin, karlılığında bir değişikliğin olmadığının tespit edildiği, manevi tazminatın zarar ve diğer koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili; bilirkişiler tarafından davacının sır saklama yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığının incelenmediğini, bilirkişinin davalının şirkette çalıştığı döneme ilişkin değerlendirme yaptığını, davacının işten ayrılmasından sonra yaptığı eylemlerin mali sonuçları konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, müvekkili şirketin uğradığı zarara ilişkin yıllık bazda değil aylık bazda değerlendirme yapılması gerektiğini, davalının müvekkili şirketin 280 müşterisine e-posta gönderdiğini, davalının müvekkili şirketin ticari sırlarından olan müşteri listesini yeni çalıştığı iş yerinde ifşa ettiğini, bu nedenle sözleşmenin 8/d maddesi uyarınca cezai şart ödemesi gerektiğini, ayrıca mahkemece genel işlem şartlarına aykırılık konusunda hatalı değerlendirmede bulunduğunu, cezai şartın iş sözleşmesinin haksız feshinin önlenmesi, rekabet yasağının güvence altına alınması amacına hizmet etmesi durumunda iş verenin haklı menfaati bulunduğunu, cezai şarta ilişkin tip sözleşmenin tek başına işçi aleyhine olduğu gerekçesiyle reddedilemeyeceğini, müvekkili lehine ceza bedeline hükmedilebilmesi için zararın gerçekleşmesine gerek bulunmadığını, davalının eylemleri ile müvekkilinin itibarını zedelediğini, müvekkili hakkında karalama kampanyası başlattığını, bu nedenle müvekkili lehine manevi tazminata da hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

GEREKÇE

Davacı vekili, davalının müvekkili şirkette yardım masası elemanı olarak çalışmakta iken 03/06/2015 tarihinde istifa ederek işten ayrıldığını, çalışmaya başladığı yeni firmada müvekkili şirketin müşterilerinin e-posta adreslerini ifşa ederek müvekkili şirketin müşterilerini ayartmaya çalıştığını, bu kapsamda müvekkilinin 280 müşterisine e-posta gönderildiğini, müvekkilinin bu nedenle cirosunun düştüğünü belirterek davalının sözleşmeye aykırılık ve haksız rekabet eylemleri nedeniyle oluşan maddi zararının tazminini, yine davalının forumlarda müvekkili şirket hakkında karalama kampanyası başlatması nedeniyle müvekkilinin ticari itibarının zarara uğratılmasından dolayı manevi zararının tazmini, hizmet sözleşmesinin 8/d maddesinde düzenlenen sır saklama yükümlülüğünün ve rekabet yasağının ihlali nedeniyle ise cezai şart alacağının tahsilini talep etmektedir.

Mahkemece, davalının yaptığı işin niteliği gereği karar verici nitelikte olmadığı, ayrıca cezai şartın tek taraflı genel işlem şartı olarak hazırlanıp karşı tarafla müzakere edilmeden imzalanmak zorunda bırakılması nedeniyle geçersiz olduğu, davacı şirketin zararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davalının davacı nezdinde 20/11/2014 tarihinden itibaren operasyon elemanı olarak çalıştığı, işten ayrıldığı 03/06/2015 tarihinden 22 gün sonra 25/06/2015 tarihinde aynı konuda faaliyet gösteren başka bir firmada çalışmaya başladığı, davalının iş sözleşmesini istifa ile tek taraflı olarak ihbar önellerine uymadan son verdiği anlaşılmaktadır. 08/07/2015 tarihinde davacı şirketin 280 müşterisine, davalının davacıdan sonra çalışmaya başladığı firma olan "..." uzantılı e-posta adresi üzerinden davalının yeni çalışmaya başladığı firmanın tanıtımı amacıyla e-posta gönderildiği, alıcılar tarafından görülecek şekilde e-postanın "cc" kısmına davalının eklendiği, bu şekilde davalının e-posta ile ilişkilendirildiği hususları incelenen e-posta metninden anlaşılmakta olup bu hususta taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır.

TBK'nın 396/son maddesinde, işçinin, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamayacağı veya başkalarına açıklayamayacağı, işverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlü olduğu düzenlenmiştir.Taraflar arasındaki sözleşmenin 8/d maddesinde ise, personelin; ister işi sırasında veya işi dolayısıyla isterse sair surette öğrenmiş olsun müşterileri, hissedarları ve çalışanları ile işyeri, işletme ve işine ilişkin olanlar dahil ve fakat bunlarla sınırlı olmamak üzere İşveren'e veya İşveren'in sair grup şirketlerine ilişkin hiçbir hususu 10 yıl süre boyunca hiçbir surette ifşa etmeyeceği, kullanmayacağı, personelin işbu protokole aykırı hareket ettiği takdirde İşverene 10.000-USD cezai şart ödeyeceği kararlaştırılmıştır.

Öncelikle mahkemece sözleşmedeki cezai şart hükmünün tek taraflı olarak genel işlem şartı olarak hazırlandığı, taraflarca müzakere edilmediği için geçersiz olduğu kabul edilmiş ise de işçinin bizatihi hizmet sözleşmesinden ve buna bağlı olarak oluşan iş (hizmet) ilişkisinden kaynaklanan rekabet etmeme ve işverene ait sırları saklama yükümlülüğü, TBK’nın 396. maddesinde tanımlanan ve kanundan kaynaklanan işçinin özen ve sadakat borcu ile ilişkili olup kanundan kaynaklanmaktadır. Nitekim, işçinin hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonraya ilişkin sır saklama yükümlülüğü, TBK’nın 396. maddesinin son fıkrasının ikinci cümlesinde özel olarak düzenlenmiştir. İşverenin iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra da iş yerine sır niteliğindeki bilgilerin ifşa edilmemesinde veya başkaları tarafından izinsiz kullanılmamasında haklı menfaati bulunmakta olup bunun ihlali halinde ceza şart kararlaştırılmasında TBK m.20-23 hükümlerine aykırılık bulunmamaktadır.Davalının, davacı şirketin müşteri çevresine erişim imkanı bulunduğu, yeni işyerinde de aynı işi yaptığı anlaşılmaktadır.

Davalının önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanması, davacı işverene önemli zarar verebilme ihtimalini taşımakta olup, zarar ihtimalinin varlığı cezai şart talebi için yeterlidir. Davacı işverene ait önemli bilgi niteliğindeki müşteri listesinin davalının yeni iş yerinde paylaşıldığı, bu şekilde davalının sözleşmenin rekabet etme yasağına ve sır saklama yükümlülüğü başlıklı 8/d maddesine aykırı davrandığı anlaşıldığından davacının cezai şarta hak kazandığını kabul etmek gerekmiştir. TBK'nın 182/3. fıkrasına göre hakim, fahiş gördüğü cezai şarttan re'sen indirim yapabilir. Cezai şartın fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınacak ceza miktarını belirlerken hak, adalet ve nesafet kuralları dikkate alınmalıdır.

Davalı işten ayrıldığında aylık ücretinin 30 katına tekabül eden 10.000-USD cezai şart isteği fahiş sayılmalıdır. Somut davada takibe konulan miktarda fahiş bulunarak tenkis yapılması hukuka uygun olacaktır. Bu nedenle cezai şartın takdiren 2.000-USD'ye indirilmesi hak ve nesafet kurallarına ve somut olaya uygun bulunmuştur.Diğer yandan sözleşmede öngörülen cezai şarttan TBK'nın 182/3. maddesi hükmü doğrultusunda tenkis yapılması hakimin takdirine bağlı olup, tenkis nedeniyle red edilen kısım bakımından dava kabul edilmiş gibi yargı giderine hükmedilmesi gerekmektedir. Davacı tarafça, davalının turizme ilişkin forumlarda müvekkili hakkında karalama kampanyası başlattığı belirtilerek manevi tazminat talebinde bulunulmuştur.

Ancak davalının bu yönde faaliyette bulunduğuna, davacıyı (TTK m.551-a,1) kötülediğine ilişkin bir delil bulunmadığından manevi tazminat talebinin reddine ilişkin kararda isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacı, davalının sözleşmeye aykırı ve haksız rekabet oluşturan davranışları nedeniyle oluşan maddi zararının tazmini de talep etmektedir. Ne var ki, dosya kapsamında davalının davacıdan sonra çalışmaya başladığı firma ile davacının müşterileri arasında hukuki ilişki kurulduğuna ve kazanç sağlandığına ilişkin bir delil bulunmadığı gibi bilirkişiler tarafından yapılan incelemede davalının davacı tarafından iddia edilen davranışlarının davacı şirketi ciro ve karlılık bakımından etkilemediğinin tespit edilmesi karşısında davacı vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle;

mahkemece cezai şart alacağı yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın reddi doğru olmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, bahsi geçen hata nedeniyle yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından davanın kısmen kabulüne, 2.000-USD cezai şartın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi gereği işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminatı isteminin reddine ,red edilen kısım bakımından davalı yararına vekalet ücretine ve yargı giderine hükmedilmemesine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/867 Esas - 2019/1092 Karar sayılı 11/09/2019 tarihli kararının, HMK.'nun 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA;"Davanın kısmen kabulüne, 2.000-USD cezai şartın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi gereği işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine, Fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminatı isteminin reddine," İlk Derece Yargılamasına ilişkin olarak; "Alınması gereken 398,93-TL nispi karar ve ilam harcından mahkeme veznesine yatırılan 532,82-TL peşin harçtan fazla olan ‬133,89‬-TL fazla harcın talep halinde davacıya iadesine, Davacı tarafından yatırılan 426,63‬-TL peşin harçların davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı tarafından yapılan 2.000-TL bilirkişi ücreti ve 215-TL posta masrafı olmak üzere toplam 2.215-TL yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 2.073-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, Cezai şart yönünden davacı lehine taktir olunan 5.840-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davanın reddolunan manevi tazminat kısmı üzerinden davalı lehine taktir olunan 1.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davanın reddolunan maddi tazminat kısmı üzerinden davalı lehine taktir olunan 1.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yatırılan 44,40-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Hükümden sonra davacı yan gider avansından karşılanan 53,70-TL posta masrafının davanın kabulü oranında hesaplanan 50-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 10/11/2022

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.