İşçinin sır saklama yükümlülüğüne bağlı cezai şart geçerlidir; zarar ihtimali yeterlidir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/390 E. 2024/3936 K. · · İlk derece: İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
OnandıKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
İşçinin rekabet etmeme ve işverene ait sırları saklama yükümlülüğü özen ve sadakat borcuyla ilişkili olarak kanundan doğduğundan, bu yükümlülüğün ihlaline bağlanan cezai şart hükmü tek taraflı hazırlanıp müzakere edilmediği gerekçesiyle genel işlem koşulu sayılarak geçersiz kılınamaz; işverenin, iş ilişkisi sona erdikten sonra da sırların ifşa edilmemesinde haklı menfaati vardır. Cezai şarta hak kazanmak için zararın fiilen gerçekleşmesi gerekmez, zarar ihtimalinin varlığı yeterlidir; işçinin edindiği müşteri bilgilerini yeni iş yerinde paylaşması yükümlülüğün ihlalidir. Kararlaştırılan cezai şart fahişse hâkim re'sen tenkis eder ve tenkis takdire bağlı olduğundan reddedilen kısım bakımından dava kabul edilmiş gibi yargılama giderine hükmedilir. Buna karşılık kötüleme ve kazanç kaybı iddiaları delillendirilemediğinde manevi ve maddi tazminat istemleri reddedilir. Temyize konu miktar kesinlik sınırının altında kalıyorsa temyiz dilekçesi miktardan reddedilir.
Ele alınan sorunlar
Temyize konu miktarın kesinlik sınırının altında kalması nedeniyle temyiz dilekçesinin reddi → ret
Gerekçe: Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar 6100 sayılı Kanun'un 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez; temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar verilir. Davalı aleyhine kabul edilen ve davalı tarafından temyize konu edilen toplam miktar, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla geçerli kesinlik sınırının altında kalmaktadır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Sır saklama ve rekabet etmeme yükümlülüğüne bağlanan cezai şart hükmünün genel işlem koşulu olduğu gerekçesiyle geçersiz sayılıp sayılamayacağı → kabul
İddia: Davacı işveren, cezai şartın iş sözleşmesinin haksız feshinin önlenmesi ve rekabet yasağının güvence altına alınması amacına hizmet etmesi hâlinde işverenin haklı menfaatinin bulunduğunu, tip sözleşme olmasının tek başına geçersizlik sebebi sayılamayacağını ileri sürmüştür.
Gerekçe: İşçinin hizmet sözleşmesinden ve buna bağlı iş ilişkisinden kaynaklanan rekabet etmeme ve işverene ait sırları saklama yükümlülüğü, işçinin özen ve sadakat borcuyla ilişkili olup kanundan doğar; nitekim hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonraya ilişkin sır saklama yükümlülüğü kanunda özel olarak düzenlenmiştir. İşverenin, iş sözleşmesi sona erdikten sonra da sır niteliğindeki bilgilerin ifşa edilmemesinde veya başkalarınca izinsiz kullanılmamasında haklı menfaati bulunduğundan, bu yükümlülüğün ihlali hâlinde cezai şart kararlaştırılması genel işlem koşullarına ilişkin hükümlere aykırı değildir; cezai şart hükmü tek taraflı hazırlandığı ve müzakere edilmediği gerekçesiyle geçersiz sayılamaz. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Cezai şarta hak kazanılması için zararın gerçekleşmesinin gerekip gerekmediği → kabul
İddia: Davacı işveren, ceza bedeline hükmedilebilmesi için zararın gerçekleşmesine gerek bulunmadığını; davalı ise cezai şart için zarar görme ihtimalinin yeterli olmadığını ve e-postaların paylaşılmasının yasağın ihlali sayılamayacağını ileri sürmüştür.
Gerekçe: İşten ayrıldıktan kısa süre sonra aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışmaya başlayan davalının, önceki işverenin müşteri çevresine erişim imkânı bulunmakta ve yeni iş yerinde de aynı işi yapmaktadır; önceki iş yerinde edindiği bilgileri yeni iş yerinde kullanmasının işverene önemli zarar verebilme ihtimalini taşıması, cezai şart talebi için yeterlidir. İşverene ait önemli bilgi niteliğindeki müşteri listesinin yeni iş yerinde paylaşıldığı — davacının müşterilerine, davalının yeni çalıştığı şirketin uzantılı adresinden ve davalı da görünecek şekilde tanıtım e-postası gönderilmesiyle — sabit olduğundan, davalı sözleşmenin rekabet etmeme ve sır saklama yükümlülüğü başlıklı maddesine aykırı davranmış ve davacı cezai şarta hak kazanmıştır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Cezai şartın fahiş olması nedeniyle re'sen tenkisi → kısmi kabul
İddia: Davacı, cezai şartın çok fazla indirildiğini ve caydırıcılığının ortadan kalktığını; davalı ise takdir edilen cezai şart belirlenirken hangi ölçütlerin dikkate alındığının anlaşılamadığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: Hâkim, fahiş gördüğü cezai şarttan re'sen indirim yapabilir. Cezai şartın fahiş olup olmadığı belirlenirken tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti, borcunu yerine getirmemesi nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü alınır; hükmedilecek ceza miktarı belirlenirken hak, adalet ve nesafet kuralları dikkate alınır. Davalının işten ayrıldığındaki aylık ücretinin otuz katına tekabül eden cezai şart istemi bu doğrultuda fahiştir ve tenkis yapılması hukuka uygundur. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Tenkis nedeniyle reddedilen kısım bakımından yargılama giderlerinden sorumluluk → kabul
İddia: Davalı, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Sözleşmede öngörülen cezai şarttan tenkis yapılması hâkimin takdirine bağlı olduğundan, tenkis nedeniyle reddedilen kısım bakımından dava kabul edilmiş gibi yargılama giderine hükmedilmesi gerekir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Manevi tazminat istemi → ret
İddia: Davacı, davalının turizm forumlarında kendisini kötüleyen açıklamalar yaptığını, karalama kampanyası başlatarak ticari itibarını zedelediğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davalının bu yönde faaliyette bulunduğuna ve davacıyı kötülediğine ilişkin dosyada delil bulunmamaktadır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Sözleşmeye aykırılık ve haksız rekabet nedeniyle maddi tazminat istemi → ret
İddia: Davacı, davalının eylemleri nedeniyle cirolarında düşüş yaşandığını, zararın yıllık değil aylık bazda değerlendirilmesi gerektiğini, bilirkişi heyetinin eksik inceleme yaptığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davalının sonradan çalışmaya başladığı şirket ile davacının müşterileri arasında hukuki ilişki kurulduğuna ve kazanç sağlandığına ilişkin dosyada delil bulunmadığı gibi, bilirkişi incelemesinde davalının iddia edilen davranışlarının davacı şirketi ciro ve kârlılık bakımından etkilemediği de tespit edilmiştir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Emsal değeri
İş ilişkisi sona erdikten sonraki sır saklama yükümlülüğüne bağlanan cezai şartın geçerliliği, cezai şart için zarar ihtimalinin yeterli oluşu ve tenkis nedeniyle reddedilen kısımda yargılama giderinin kabul gibi hükmedilmesi yönündeki tespitler emsal değeri taşır; Yargıtay onaması nedeniyle bağlayıcı içtihat ağırlığı doğurur.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
rekabet etmeme yükümlülüğü↗ sır saklama yükümlülüğü↗ işçinin özen ve sadakat borcu↗ cezai şart↗ genel işlem koşulu↗ cezai şartın tenkisi↗ zarar ihtimali↗ haksız rekabet↗ manevi tazminat↗ kesinlik sınırı↗ temyiz dilekçesinin miktardan reddi↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/14075 E. 2012/19197 K.
Ortak:sır saklama yükümlülüğü
İncelediğiniz kararda… ilişki içerisinde olduğunu ve işyerindeki sırlara vakıf olduğunu, 03.06.2015 tarihinde iş akdinin istifası ile sona erdiğini, müvekkili ile davalı arasında yapılan «hizmet sözleşmesinin» sona ermesinden sonra 8/d maddesi hükmüne aykırı olarak Axas Travel Tur.A.Ş.'de çalışmaya başladığını, müvekkilinin ilişki içinde olduğu müşterilerinin elektronik posta adreslerini yeni işverenine ifşa ettiğini ve bu bilgiler kullanılarak müvekkilinin müşterilerinin ayartılmaya çalışıldığını, davalının işten ayrıldıktan sonraki çalıştığı şirketin faaliyet konusunun müvekkili ile aynı olduğunu, ayrıca müvekkili şirketin müşterilerine gönderilen elektronik postalarda da sözleşmenin açıkca ihlal edildiğini, müvekkilinin müşterilerinin ayartılmaya çalışıldığını ve «sır saklama yükümlülüğüne» aykırı olarak «haksız rekabet» oluşturulduğunu, işbu «haksız eylemler» sonucunda 2015 Haziran ayından itibaren müvekkilinin cirolarında düşüşler yaşandığını, 2014 yılı Haziran ayı cirosu 988.750 TL ve 2014 yılı Temmuz ayı cirosunun 669.324 TL olduğunu, %33 dönemsel ve mevsimsel düşüş yaşandığını, 2015 yılı Haziran ayı cirosunun 1.549.798 TL ve 2015 yılı Temmuz ayı cirosunun 794.903 TL olduğunu, 2015 yılı ile karşılaştırıldığında düşüş oranının %50'ye ulaştığını, bu durumun «ticari defterler incelendiğinde» de açıkça görüleceğini ileri sürerek, «sözleşmeye aykırılıktan» ve haksız rekabetten dolayı «mahrum kalınan» kar ve «kazanç kaybı» ile uğranılan fiili zararın tazmini için şimdilik 1.000 TL tazminatın, «ticari itibarın» kasten zedelenmesinden dolayı 1.000 TL manevi tazminatın ve hizmet sözleşmesinin 8/d maddesinde öngörülen 10.000 USD «cezai şartın» işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişiler tarafından davacının «sır saklama yükümlülüğüne» aykırı davranıp davranmadığının incelenmediğini, bilirkişinin davalının şirkette çalıştığı döneme ilişkin değerlendirme yaptığını, davacının işten ayrılmasından sonra yaptığı eylemlerin mali sonuçları konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, müvekkili şirketin uğradığı zarara ilişkin yıllık bazda değil aylık bazda değerlendirme yapılması gerektiğini, davalının müvekkili şirketin 280 müşterisine e-posta gönderdiğini, davalının müvekkili şirketin ticari sırlarından olan müşteri listesini yeni çalıştığı iş yerinde ifşa ettiğini, bu nedenle sözleşmenin 8/d maddesi uyarınca «cezai şart» ödemesi gerektiğini, ayrıca Mahkemece «genel işlem şartlarına» aykırılık konusunda hatalı değerlendirmede bulunduğunu, cezai şartın iş sözleşmesinin haksız feshinin önlenmesi, «rekabet yasağının» güvence altına alınması amacına hizmet etmesi durumunda iş verenin haklı menfaati bulunduğunu, cezai şarta ilişkin tip sözleşmenin tek başına işçi aleyhine olduğu …
… en ayrıldığı 03.06.2015 tarihinden 22 gün sonra 25.06.2015 tarihinde aynı konuda faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışmaya başladığı, davalının iş sözleşmesini «istifa» ile tek taraflı olarak «ihbar önellerine» uymadan «son» verdiği; 08.07.2015 tarihinde davacı şirketin 280 müşterisine, davalının davacıdan sonra çalışmaya başladığı şirket olan "Axastravel" uzantılı e-posta adresi üzerinden davalının yeni çalışmaya başladığı şirektin tanıtımı amacıyla e-posta gönderildiği, alıcılar tarafından görülecek şekilde e-postanın "cc" kısmına davalının da eklendiği, bu şekilde davalının e-posta ile ilişkilendirildiği, bu hususta taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 396 ncı maddesinin son maddesinde, işçinin, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamayacağı veya başkalarına açıklayamayacağı, işverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da «sır saklamakla yükümlü» olduğunun düzenlendiği; taraflar arasındaki sözleşmenin 8/d maddesinde ise, personelin; ister işi sırasında veya işi dolayısıyla isterse sair surette öğrenmiş olsun müşterileri, hissedarları ve çalışanları ile işyeri, işletme ve işine ilişkin olanlar «dahil» ve fakat bunlarla sınırlı olmamak üzere işverene veya işverenin sair grup şirketlerine ilişkin hiçbir hususu 10 yıl süre boyunca hiçbir surette ifşa etmeyeceği, kullanmayacağı, personelin işbu «protokole» aykırı hareket ettiği takdirde işverene 10.000 USD «cezai şart» ödeyeceğinin kararlaştırıldığı; öncelikle Mahkemece sözleşmedeki cezai şart hükmünün tek taraflı olarak «genel işlem şartı» olarak hazırlandığı, taraflarca müzakere edilmediği için «geçersiz» olduğu kabul edilmiş ise de, işçinin bizatihi «hizmet sözleşmesinden» ve buna bağlı olarak oluşan iş (hizmet) ilişkisinden kaynaklanan rekabet etmeme ve işverene ait sırları saklama yükümlülüğünün, 6098 sayılı Kanun'un 396 ncı maddesinde tanımlanan işçinin özen ve «sadakat borcu» ile ilişkili olup kanundan kaynaklandığı, nitekim işçinin hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonraya ilişkin sır saklama yükümlülüğünün, 6098 sayılı Kanun'un 396 ncı maddesinin son fıkrasının ikinci cümlesinde özel olarak düzenlendiği, işverenin iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra da iş yerine sır niteliğindeki bilgilerin ifşa edilmemesinde veya başkaları tarafından izinsiz kullanılmamasında haklı menfaati bulunduğu, bunun ihlali halinde ceza şart kararlaştırılmasında 6098 sayılı Kanun'un 20-23 üncü madde hükümlerine aykırılık bulunmadığı; davalının, davacı şirketin müşteri çevresine erişim imkanı bulunduğu, yeni işyerinde de aynı işi yaptığı, davalının önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının davacı işverene önemli zarar verebilme ihtimalini taşıdığı, zarar ihtimalinin varlığının cezai şart talebi için yeterli olduğu, davacı işverene ait önemli bilgi niteliğindeki müşteri listesinin davalının yeni iş yerinde paylaşıldığı, bu şekilde davalının sözleşmenin rekabet etme «yasağına» ve sır saklama yükümlülüğü başlıklı 8/d maddesine aykırı davrandığı ve bu nedenle davacının cezai şarta hak kazandığınının kabulünün gerektiği; 6098 sayılı Kanun'un 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasına göre hakimin, fahiş gördüğü cezai şarttan re'sen indirim yapabileceği, cezai şartın fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, «kusur» derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmesi ve hüküm altına alınacak ceza miktarı belirlenirken hak, adalet ve nesafet kurallarının dikkate alınması gerektiği, davalı işten ayrıldığında aylık ücretinin 30 katına tekabül eden 10.000 USD cezai şart isteğinin bu doğrultuda fahiş olduğu, somut davada takibe konulan miktarda fahiş bulunarak «tenkis» yapılmasının hukuka uygun olacağı bu nedenle cezai şartın takdiren 2.000 USD'ye indirilmesinin hak ve nesafet kurallarına ve somut olaya uygun bulunduğu; öte yandan sözleşmede öngörülen cezai şarttan 6098 sayılı Kanun'un 182 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü doğrultusunda tenkis yapılması hakimin takdirine bağlı olup, tenkis nedeniyle reddedilen kısım bakımından dava kabul edilmiş gibi «yargı giderine» hükmedilmesi gerektiği; davacı tarafça, davalının turizme ilişkin forumlarda müvekkili hakkında karalama kampanyası başlattığı belirtilerek manevi tazminat talebinde bulunulmuşsa da davalının bu yönde faaliyette bulunduğuna, davacıyı «kötülediğine» ilişkin bir delil bulunmadığı; davacı, davalının sözleşmeye aykırı ve «haksız rekabet» oluşturan davranışları nedeniyle oluşan maddi zararının tazminini de talep etmişse de dosya kapsamında davalının davacıdan sonra çalışmaya başladığı şirket ile davacının müşterileri arasında hukuki ilişki kurulduğuna ve kazanç sağlandığına ilişkin bir delil bulunmadığı gibi bilirkişiler tarafından yapılan incelemede davalının davacı tarafından iddia edilen davranışlarının davacı şirketi «ciro» ve karlılık bakımından etkilemediğinin de tespit edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasıy …
Benzer bu karardaMahkemece, toplanan kanıtlara göre, Bankacılık Kanunu’nun 73. maddesi uyarınca bankanın «sır saklama yükümlülüğü» bulunduğu, dava dışı ...’ya davacının hesap numarası verilmek suretiyle anılan kanun maddesinin ihlal edildiği, davacının olay nedeniyle manevi zarara uğradığı ger …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:saklama yükümlülüğü
Benzer bu karardaMahkemece, toplanan kanıtlara göre, Bankacılık Kanunu’nun 73. maddesi uyarınca bankanın «sır saklama yükümlülüğü» bulunduğu, dava dışı ...’ya davacının hesap numarası verilmek suretiyle anılan kanun maddesinin ihlal edildiği, davacının olay nedeniyle manevi zarara uğradığı ger …
-
İtirazın iptali | Menfi tespit | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı | Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/4868 E. 2024/6699 K.
Ortak:cezai şart · kesinlik sınırı
İncelediğiniz karardaTaraflar arasındaki «rekabet yasağı» nedeniyle «cezai şartın» tahsili ve «maddi, manevi tazminat» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü: Miktar veya değeri «kesinlik sınırını» geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez.
Temyize konu edilen miktarın «kesinlik sınırının» altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Benzer bu kararda… a kadar Direktör / İş Jetleri konusunda çalıştığı, işi ve pozisyonu gereği davacı şirketin ticari sırlarına sahip olduğu, tarafların karşılıklı anlaşmalarıyla ikale «protokolü» kapsamında davalının iş akdinin sonlandırıldığı, kendisine 121.000,00 USD ödenmesi karşılığında şirketten herhangi bir talebi olmayacağının, yine iş akdinin feshinde önce ya da sonra şirkete ait ticari sırları üçüncü kişilerle paylaşılması /kullanılması halinde 100.000,00 euro ceza ödeyeceğinin kararlaştırıldığı, davalının kullandığı “tuncel.gunenc©deltatrade.com” adresindeki e-posta hesabının 13.08.2011 tarihinde şirket yetkililerinin talebi üzerine Elektronik Posta Sunucusu firma olan Santek firması tarafından silindiği ve şirket yetkililerinin talebi üzerine bu adrese gelen e-postaların iş sürekliliğinin sağlanması amacıyla Dağıtım Listesinde (“Distribution List”) ismi ve e-posta adresi bulunan şirket yetkililerinin e-posta kutularına yönlendirildiği ve 13.08.2011 tarihi itibariyle “tuncel.gunenc©deltatrade.com” adresi kullanılarak şirket içi veya şirket dışı e-posta gönderilmesini teknik olarak mümkün olmadığı, davalının iş akdinin ikale sözleşmesiyle sonlanmasından önce ya da sonra üçüncü kişilerle kurduğu iletişim neticesinde, bu kişilerin kendilerine bildirilen bu e-posta adresine yazışmalarını gönderdikleri, dosyada mevcut ingilizce orjinal metinleri ile tercümesine ilişkin belgelerde teknik bilirkişilerin de belirlediği gibi, davalının «üçüncü kişiler» ile davacı şirketin ticari sırlarının kullanımı niteliğinde iletişim içinde olduğu böylece davacının «ticari sır» saklama ve kullanmama «yasağına» aykırı davrandığı, ancak davacının iş sözleşmesinden kaynaklanan tüm haklarına karşın 121.000,00 USD ödendiği ve de davalının ekonomik sosyal durumu nazara alındığında, 100.000,00 euroluk «cezai şartın» fahiş olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 182 nci maddesinin «son» cümlesi uyarınca takdir hakkı kullanılarak %50 oranında cezada indirim yapıldığı, davacının takipte yabancı para cinsinden kararlaştırılan cezai şartı takip tarihi itibariyle 338.680,00 TL'ye çevirdiği, ancak TCMB efektif satış kurunun takip tarihinde 3.3242 olduğu nazar alındığında 100.000,00 euronun TL karşılığının 332.420,00 TL olduğu, bu miktarın %50'sinin 166.520,00 TL olduğu, cezai şart alacağı tazminat niteliğinde olup yargılama ile belirlendiğinden bu yöndeki taleplerin reddedildiği, birleşen dosyada «takas mahsup» talep edilen ilamlı takipteki borç davadan sonra ödendiğinden davanın konusuz kaldığı, ancak dava tarihi itibariyle 6098 sayılı Kanun'un 139 uncu maddesinde düzenlenen takas mahsup için iki alacağın da «muaccel» olması şartının gerçekleşmediği, dosyaya konu takibin «ilamsız takip» olduğu ve itiraz üzerine durduğu, alacağın yargılama konusu olduğu nazara alındığında, konusuz kalan bu davada davacının haklı olmadığı gerekçesiyle asıl davanın k …
… aki 13.08.2011 tarihli ikale sözleşmesinin 3.1-c maddesinde, "Personel ikale sözleşmesi öncesinde ve/veya sonrasında; iş ve faaliyetleri ile ilgili ticari sırları, "«know how»", sır olarak kalması gerekli teknik veya sair bilgiyi veya faaliyetler ile ilgili tarafına açıklanmış veya tarafından elde edilmiş gizli bilgiyi 3.Şahıslara hiç bir suret ve şekilde açıklamayacağını veya doğrudan veya dolaylı olarak kendi şahsi menfaati için kullanmayacağını; şirket dışına doğrudan veya dolaylı çıkarmayacağını, bütün bunların işverenin mülkiyetinde olduğunu, iş ilişkisi sırasında veya sona erdikten sonra zilyedinde bulunan tüm bilgi ve belgeleri işverene derhal vereceğini, aksi halde 3/b maddesi dışında 100.000, 00 Euro «cezai şart» ödeyeceğini, «şirketin zararının» bu bedelin üstünde olması halinde dava hakkının saklı olduğunu kabul ve «taahhüt» eder.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, taraflar arasında akdolunan ikale sözleşmesinde öngörülen rekabet etmeme ve gizliliğe aykırılık iddiası ile «cezai şartın» tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali talebine; birleşen dava ise ikale bakiye bedelinin tahsili için davalı tarafça başlatılan icra takibine konu borçtan dolayı, cezai şarttan kaynaklanan alacak sebebiyle «takas mahsup» talebinin kabulü ile bakiyesine göre davalı tarafa «borçlu olunmadığının tespiti» talebine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:rekabet etmeme yasağı · know-how · ticari sır · ilamsız takip · davanın konusuz kalması · takas-mahsup · kesin delil · istinaf başvurusunun reddi
Benzer bu kararda… a kadar Direktör / İş Jetleri konusunda çalıştığı, işi ve pozisyonu gereği davacı şirketin ticari sırlarına sahip olduğu, tarafların karşılıklı anlaşmalarıyla ikale «protokolü» kapsamında davalının iş akdinin sonlandırıldığı, kendisine 121.000,00 USD ödenmesi karşılığında şirketten herhangi bir talebi olmayacağının, yine iş akdinin feshinde önce ya da sonra şirkete ait ticari sırları üçüncü kişilerle paylaşılması /kullanılması halinde 100.000,00 euro ceza ödeyeceğinin kararlaştırıldığı, davalının kullandığı “tuncel.gunenc©deltatrade.com” adresindeki e-posta hesabının 13.08.2011 tarihinde şirket yetkililerinin talebi üzerine Elektronik Posta Sunucusu firma olan Santek firması tarafından silindiği ve şirket yetkililerinin talebi üzerine bu adrese gelen e-postaların iş sürekliliğinin sağlanması amacıyla Dağıtım Listesinde (“Distribution List”) ismi ve e-posta adresi bulunan şirket yetkililerinin e-posta kutularına yönlendirildiği ve 13.08.2011 tarihi itibariyle “tuncel.gunenc©deltatrade.com” adresi kullanılarak şirket içi veya şirket dışı e-posta gönderilmesini teknik olarak mümkün olmadığı, davalının iş akdinin ikale sözleşmesiyle sonlanmasından önce ya da sonra üçüncü kişilerle kurduğu iletişim neticesinde, bu kişilerin kendilerine bildirilen bu e-posta adresine yazışmalarını gönderdikleri, dosyada mevcut ingilizce orjinal metinleri ile tercümesine ilişkin belgelerde teknik bilirkişilerin de belirlediği gibi, davalının «üçüncü kişiler» ile davacı şirketin ticari sırlarının kullanımı niteliğinde iletişim içinde olduğu böylece davacının «ticari sır» saklama ve kullanmama «yasağına» aykırı davrandığı, ancak davacının iş sözleşmesinden kaynaklanan tüm haklarına karşın 121.000,00 USD ödendiği ve de davalının ekonomik sosyal durumu nazara alındığında, 100.000,00 euroluk «cezai şartın» fahiş olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 182 nci maddesinin «son» cümlesi uyarınca takdir hakkı kullanılarak %50 oranında cezada indirim yapıldığı, davacının takipte yabancı para cinsinden kararlaştırılan cezai şartı takip tarihi itibariyle 338.680,00 TL'ye çevirdiği, ancak TCMB efektif satış kurunun takip tarihinde 3.3242 olduğu nazar alındığında 100.000,00 euronun TL karşılığının 332.420,00 TL olduğu, bu miktarın %50'sinin 166.520,00 TL olduğu, cezai şart alacağı tazminat niteliğinde olup yargılama ile belirlendiğinden bu yöndeki taleplerin reddedildiği, birleşen dosyada «takas mahsup» talep edilen ilamlı takipteki borç davadan sonra ödendiğinden davanın konusuz kaldığı, ancak dava tarihi itibariyle 6098 sayılı Kanun'un 139 uncu maddesinde düzenlenen takas mahsup için iki alacağın da «muaccel» olması şartının gerçekleşmediği, dosyaya konu takibin «ilamsız takip» olduğu ve itiraz üzerine durduğu, alacağın yargılama konusu olduğu nazara alındığında, konusuz kalan bu davada davacının haklı olmadığı gerekçesiyle asıl davanın k …
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/660 E. sayılı dosyasında görülen dava sonucunda verilen kararın gerekçesinde, işbu davanın davalısının, «rekabet yasağı» kapsamından davranışlarının bulunduğu belirtilmiş ise de söz konusu davanın konusunun, taraflar arasındaki ikale sözleşmesinde öngörülen bedelin eksik kısmının ödenmesi ile ödenen kısmın «istirdadı» olduğu, davanın niteliği gereği davalının rekabet yasağına aykırı davranıp davranmadığının ayrıca tartışma konusu yapılmadığı, yalnızca dosya kapsamındaki bilirkişi raporlarına dayalı olarak belirtilen tespitin yapıldığı, dolayısıyla bu tespitin eldeki dava yönünden «kesin delil» teşkil edecek nitelikte olmadığı, sonuç itibariyle davalının, taraflar arasındaki sözleşmede öngörülen gizlilik ve rekabet yasağına aykırı bir davranışının kanıtlanamadığı, kabule göre de cezai şarttan takdiri indirim yapılması nedeniyle davacı aleyhine vekâlet ücreti ve «yargılama giderine» hükmedilmesi mümkün olmamasına rağmen mahkemece asıl davada davacı aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesi ve yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılmasının doğru olmadığı, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazı haklı görüldüğü gerekçesiyle davacı vekilinin birleşen davaya yönelik «istinaf başvurusunun reddine», asıl davaya yönelik taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın reddine, birleşen «davanın konusuz kalması» nedeni ile hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiş, karar asıl davada taraf vekilleri, birleşen davada davacı vekilince temyiz edilmiştir.
… i hesabına rakip bir işletme açmayacağını veya rakip bir işletmede çalışmayacağını veya rakip işletme ile başka bir türden menfaat ilişkisine girmeyeceğini kabul ve «taahhüt» eder." şeklinde düzenlemeye yer verildiği, dosya kapsamında alınan kök ve ek bilirkişi raporlarında, davalının 13.08.2011 tarihinde davacı şirketteki işinden ayrıldığı, 13.08.2011 ile 02.03.2013 tarihleri arasında davalıya ait herhangi bir sigorta «kaydının» bulunmadığı, davalının, davacı şirketteki görevi gereği davacının sahip olduğu teknik bilgilere ve satış için gerekli irtibat bilgilerine vakıf bulunduğu, dosyadaki elektronik posta yazışmalarından davalının sahip olduğu bilgileri üçüncü kişilerle paylaştığının anlaşıldığı ve bunun da «rekabet yasağı» hükmüne aykırı bulunduğunun açıklandığı, mahkemece de davalının iş akdinin ikale sözleşmesiyle sona ermesinden önce ya da sonra davacı şirketin ticari sırlarının kullanımı niteliğinde 3. kişilerle iletişim içinde olduğu ve bunun da «ticari sır» saklama ve kullanmama yasağına aykırı olduğu kabul edilerek asıl davanın kabulüne karar verildiği, ancak, dosya kapsamında yer alan ve tercümesi yapılan elektronik posta yazışmaları incelendiğinde, davalının 3. kişilere herhangi bir elektronik posta göndermediği, davacı tarafından davalıya tahsis edilen elektronik posta adreslerine, «üçüncü kişiler» tarafından gönderilen elektronik postalar mevcut ise de bilişim uzmanından alınan bilirkişi raporunda açıklandığı üzere, 13.08.2011 tarihi itibariyle ilgili yazışmaların yapıldığı elektronik posta hesabı silinmiş olup, bu hesap kullanılarak elektronik posta gönderilmesinin mümkün olmadığı, 13.08.2011 ile 17.02.2015 tarihleri arasında bu hesaba gönderilen elektronik postaların davacı şirket yetkililerine yönlendirildiği, davalı tarafından herhangi bir kimseye davacı şirketin teknik bilgilerinin veya ticari sırlarının gönderilmediği sabit olup, davalının işten ayrıldığı 13.08.2011 tarihi itibariyle silinen ve davalının tasarrufunda olmayan elektronik posta adresine üçüncü kişiler tarafından gönderilen elektronik postalardan hareketle davalının gizlilik ve rekabet yasağına aykırı davranışta bulunduğunun kabul edilemeyeceği, kaldı ki söz konusu elektronik posta yazışmalarının içeriğinden de davalının, taraflar arasındaki sözleşmede öngörülen yükümlülüklerine aykırı bir davranışta bulunduğunun anlaşılamadığı, dinlenen tanıkların davacı ile aralarındaki ilişki gözetildiğinde bu tanıkların beyanlarına itibar olunarak davalının, gizlilik ve «rekabet etmeme yasağına» aykırı davrandığı sonucuna varılmayacağı, taraflar arasında Ankara 9.
İcra Müdürlüğünün 2015/21424 E. sayılı dosyasında davalının 166.420,00 TL'ye yaptığı itirazın iptaline, bu miktar alacağa takip tarihinden itibaren «yasal faiz» uygulanmasına, takibin bu şekilde devamına, fazla istemin reddine, taraf vekillerinin «icra inkar tazminatı» taleplerinin reddine, birleşen «davanın konusuz kalması» nedeniyle hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/5830 E. 2017/5208 K.
Ortak:cezai şart
İncelediğiniz karardaTaraflar arasındaki «rekabet yasağı» nedeniyle «cezai şartın» tahsili ve «maddi, manevi tazminat» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
… ilişki içerisinde olduğunu ve işyerindeki sırlara vakıf olduğunu, 03.06.2015 tarihinde iş akdinin istifası ile sona erdiğini, müvekkili ile davalı arasında yapılan «hizmet sözleşmesinin» sona ermesinden sonra 8/d maddesi hükmüne aykırı olarak Axas Travel Tur.A.Ş.'de çalışmaya başladığını, müvekkilinin ilişki içinde olduğu müşterilerinin elektronik posta adreslerini yeni işverenine ifşa ettiğini ve bu bilgiler kullanılarak müvekkilinin müşterilerinin ayartılmaya çalışıldığını, davalının işten ayrıldıktan sonraki çalıştığı şirketin faaliyet konusunun müvekkili ile aynı olduğunu, ayrıca müvekkili şirketin müşterilerine gönderilen elektronik postalarda da sözleşmenin açıkca ihlal edildiğini, müvekkilinin müşterilerinin ayartılmaya çalışıldığını ve «sır saklama yükümlülüğüne» aykırı olarak «haksız rekabet» oluşturulduğunu, işbu «haksız eylemler» sonucunda 2015 Haziran ayından itibaren müvekkilinin cirolarında düşüşler yaşandığını, 2014 yılı Haziran ayı cirosu 988.750 TL ve 2014 yılı Temmuz ayı cirosunun 669.324 TL olduğunu, %33 dönemsel ve mevsimsel düşüş yaşandığını, 2015 yılı Haziran ayı cirosunun 1.549.798 TL ve 2015 yılı Temmuz ayı cirosunun 794.903 TL olduğunu, 2015 yılı ile karşılaştırıldığında düşüş oranının %50'ye ulaştığını, bu durumun «ticari defterler incelendiğinde» de açıkça görüleceğini ileri sürerek, «sözleşmeye aykırılıktan» ve haksız rekabetten dolayı «mahrum kalınan» kar ve «kazanç kaybı» ile uğranılan fiili zararın tazmini için şimdilik 1.000 TL tazminatın, «ticari itibarın» kasten zedelenmesinden dolayı 1.000 TL manevi tazminatın ve hizmet sözleşmesinin 8/d maddesinde öngörülen 10.000 USD «cezai şartın» işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
… Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki sözleşmede davalının sözleşmeye aykırı davranması halinde «cezai şart» ödeyeceği kararlaştırılmış ise de davalı asilin eğitimi, yaptığı işin niteliği ve önemi dikkate alındığında, çok nitelikli ve karar verici, yön tayin edici bir konumda olmadığı, yazılı olarak kararlaştırılan cezai şartın tek taraflı ve «genel işlem şartı» niteliğinde hazırlanıp karşı tarafla müzakere edilmeyip imzalanmak zorunda bırakıldığı, bu haliyle de Borçlar Kanunu hükümlerine göre «geçersiz» olduğu, aksi durumda cezai şart istenebilmesi için davacı şirketin maddi bir zararının olması gerektiği, dosyadaki bilirkişi raporunda ise davacı şirketin, karlılı …
Benzer bu karardaDava «rekabet yasağı sözleşmesinde» yer alan «cezai şartın» tahsili için başlatılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:rekabet yasağı sözleşmesi · rekabet yasağı · kısıtlılık · hakkaniyet · icra takibine itiraz · oy yasağı
Benzer bu karardaDava «rekabet yasağı sözleşmesinde» yer alan «cezai şartın» tahsili için başlatılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
… ılı TBK’na göre değerlendirme yapan bilirkişi raporu hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş ise de taraflar arasındaki “iş sözleşmesi eki sır saklama ve «rekabet yasağı sözleşmesi»”nin 22.06.2010 tarihinde yapıldığı ve davalının işten 06.01.2012 tarihinde ayrıldığı ve yeni işyerinde 01.02.2012 tarihinde işe başladığı gözetilerek davada yürürl …
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; sözleşmede yer alan yer yönünden yapılan «kısıtlamanın» «hakkaniyete» aykırı olduğu bu nedenle geçerli kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/390 E. , 2024/3936 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/435 Esas, 2022/1584 Karar
HÜKÜM
Davanın kısmen kabulü
(Esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle)
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2015/867 E., 2019/1092 K.
Taraflar arasındaki rekabet yasağı nedeniyle cezai şartın tahsili ve maddi, manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre davalı yan aleyhine kabul edilen ve davalı tarafından temyiz istemine konu edilen toplam miktar 2.000 USD (Dava tarihindeki değeri 5.840,00 TL) olup, bu bedelin Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmaktadır.
Bölge Adliye Mahkemesi kararına ilişkin davacı vekilinin temyiz istemine gelince; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının 19.11.2014 tarihinde müvekkili iş yerinde yardım masası elemanı olarak görev yaptığını, müşterilerle ilişki içerisinde olduğunu ve işyerindeki sırlara vakıf olduğunu, 03.06.2015 tarihinde iş akdinin istifası ile sona erdiğini, müvekkili ile davalı arasında yapılan hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra 8/d maddesi hükmüne aykırı olarak Axas Travel Tur.A.Ş.'de çalışmaya başladığını, müvekkilinin ilişki içinde olduğu müşterilerinin elektronik posta adreslerini yeni işverenine ifşa ettiğini ve bu bilgiler kullanılarak müvekkilinin müşterilerinin ayartılmaya çalışıldığını, davalının işten ayrıldıktan sonraki çalıştığı şirketin faaliyet konusunun müvekkili ile aynı olduğunu, ayrıca müvekkili şirketin müşterilerine gönderilen elektronik postalarda da sözleşmenin açıkca ihlal edildiğini, müvekkilinin müşterilerinin ayartılmaya çalışıldığını ve sır saklama yükümlülüğüne aykırı olarak haksız rekabet oluşturulduğunu, işbu haksız eylemler sonucunda 2015 Haziran ayından itibaren müvekkilinin cirolarında düşüşler yaşandığını, 2014 yılı Haziran ayı cirosu 988.750 TL ve 2014 yılı Temmuz ayı cirosunun 669.324 TL olduğunu, %33 dönemsel ve mevsimsel düşüş yaşandığını, 2015 yılı Haziran ayı cirosunun 1.549.798 TL ve 2015 yılı Temmuz ayı cirosunun 794.903 TL olduğunu, 2015 yılı ile karşılaştırıldığında düşüş oranının %50'ye ulaştığını, bu durumun ticari defterler incelendiğinde de açıkça görüleceğini ileri sürerek, sözleşmeye aykırılıktan ve haksız rekabetten dolayı mahrum kalınan kar ve kazanç kaybı ile uğranılan fiili zararın tazmini için şimdilik 1.000 TL tazminatın, ticari itibarın kasten zedelenmesinden dolayı 1.000 TL manevi tazminatın ve hizmet sözleşmesinin 8/d maddesinde öngörülen 10.000 USD cezai şartın işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde;
10. 10.2014 tarihinde davacı şirkette yardım masası elemanı olarak çalışmaya başladığını, bunun şirket adına çalışırken gönderdiği e-postalarla sabit olduğunu, bahsi geçen hizmet sözleşmesini imzalamadığını, davacının haksız açtığı davayı ispatlamak için asılsız iddialarda bulunduğunu, davacı şirketin 15 yıllık sektör tecrübesine dayanarak kendisine iş teklifinde bulunduğunu, davacının iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra kendi bünyesindeki kişilere elektronik posta yoluyla ayarttığı iddiasının asılsız ve dayanaktan yoksun olduğunu, bahse konu ilgili kişilere her acenteden e-posta gelebileceğini, e-postaların araştırılması halinde bu kişiler ile ilgili hiçbir ticari ilişki içine girilmediğinin görüleceğini, davacı şirketin şahsını şirketin genel koordinatörü, hatta şirket sahibi yerine koyarak iş akdi sona erdiğinden bahisle şirketin cirosunda düşüş olduğunu belirttiğini, davacı şirkette herhangi bir istifa dilekçesi bulunmadığını, davacı şirketin resmi acente sıfatının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki sözleşmede davalının sözleşmeye aykırı davranması halinde cezai şart ödeyeceği kararlaştırılmış ise de davalı asilin eğitimi, yaptığı işin niteliği ve önemi dikkate alındığında, çok nitelikli ve karar verici, yön tayin edici bir konumda olmadığı, yazılı olarak kararlaştırılan cezai şartın tek taraflı ve genel işlem şartı niteliğinde hazırlanıp karşı tarafla müzakere edilmeyip imzalanmak zorunda bırakıldığı, bu haliyle de Borçlar Kanunu hükümlerine göre geçersiz olduğu, aksi durumda cezai şart istenebilmesi için davacı şirketin maddi bir zararının olması gerektiği, dosyadaki bilirkişi raporunda ise davacı şirketin, karlılığında bir değişikliğin olmadığının tespit edildiği, manevi tazminatın zarar ve diğer koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişiler tarafından davacının sır saklama yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığının incelenmediğini, bilirkişinin davalının şirkette çalıştığı döneme ilişkin değerlendirme yaptığını, davacının işten ayrılmasından sonra yaptığı eylemlerin mali sonuçları konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, müvekkili şirketin uğradığı zarara ilişkin yıllık bazda değil aylık bazda değerlendirme yapılması gerektiğini, davalının müvekkili şirketin 280 müşterisine e-posta gönderdiğini, davalının müvekkili şirketin ticari sırlarından olan müşteri listesini yeni çalıştığı iş yerinde ifşa ettiğini, bu nedenle sözleşmenin 8/d maddesi uyarınca cezai şart ödemesi gerektiğini, ayrıca Mahkemece genel işlem şartlarına aykırılık konusunda hatalı değerlendirmede bulunduğunu, cezai şartın iş sözleşmesinin haksız feshinin önlenmesi, rekabet yasağının güvence altına alınması amacına hizmet etmesi durumunda iş verenin haklı menfaati bulunduğunu, cezai şarta ilişkin tip sözleşmenin tek başına işçi aleyhine olduğu gerekçesiyle reddedilemeyeceğini, müvekkili lehine ceza bedeline hükmedilebilmesi için zararın gerçekleşmesine gerek bulunmadığını, davalının eylemleri ile müvekkilinin itibarını zedelediğini, müvekkili hakkında karalama kampanyası başlattığını, bu nedenle müvekkili lehine manevi tazminata da hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasıyla davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının davacı nezdinde 20.11.2014 tarihinden itibaren operasyon elemanı olarak çalıştığı, işten ayrıldığı 03.06.2015 tarihinden 22 gün sonra 25.06.2015 tarihinde aynı konuda faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışmaya başladığı, davalının iş sözleşmesini istifa ile tek taraflı olarak ihbar önellerine uymadan son verdiği;
08. 07.2015 tarihinde davacı şirketin 280 müşterisine, davalının davacıdan sonra çalışmaya başladığı şirket olan "Axastravel" uzantılı e-posta adresi üzerinden davalının yeni çalışmaya başladığı şirektin tanıtımı amacıyla e-posta gönderildiği, alıcılar tarafından görülecek şekilde e-postanın "cc" kısmına davalının da eklendiği, bu şekilde davalının e-posta ile ilişkilendirildiği, bu hususta taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 396 ncı maddesinin son maddesinde, işçinin, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamayacağı veya başkalarına açıklayamayacağı, işverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlü olduğunun düzenlendiği;
taraflar arasındaki sözleşmenin 8/d maddesinde ise, personelin; ister işi sırasında veya işi dolayısıyla isterse sair surette öğrenmiş olsun müşterileri, hissedarları ve çalışanları ile işyeri, işletme ve işine ilişkin olanlar dahil ve fakat bunlarla sınırlı olmamak üzere işverene veya işverenin sair grup şirketlerine ilişkin hiçbir hususu 10 yıl süre boyunca hiçbir surette ifşa etmeyeceği, kullanmayacağı, personelin işbu protokole aykırı hareket ettiği takdirde işverene 10.000 USD cezai şart ödeyeceğinin kararlaştırıldığı; öncelikle Mahkemece sözleşmedeki cezai şart hükmünün tek taraflı olarak genel işlem şartı olarak hazırlandığı, taraflarca müzakere edilmediği için geçersiz olduğu kabul edilmiş ise de, işçinin bizatihi hizmet sözleşmesinden ve buna bağlı olarak oluşan iş (hizmet) ilişkisinden kaynaklanan rekabet etmeme ve işverene ait sırları saklama yükümlülüğünün, 6098 sayılı Kanun'un 396 ncı maddesinde tanımlanan işçinin özen ve sadakat borcu ile ilişkili olup kanundan kaynaklandığı, nitekim işçinin hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonraya ilişkin sır saklama yükümlülüğünün, 6098 sayılı Kanun'un 396 ncı maddesinin son fıkrasının ikinci cümlesinde özel olarak düzenlendiği, işverenin iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra da iş yerine sır niteliğindeki bilgilerin ifşa edilmemesinde veya başkaları tarafından izinsiz kullanılmamasında haklı menfaati bulunduğu, bunun ihlali halinde ceza şart kararlaştırılmasında 6098 sayılı Kanun'un 20-23 üncü madde hükümlerine aykırılık bulunmadığı;
davalının, davacı şirketin müşteri çevresine erişim imkanı bulunduğu, yeni işyerinde de aynı işi yaptığı, davalının önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının davacı işverene önemli zarar verebilme ihtimalini taşıdığı, zarar ihtimalinin varlığının cezai şart talebi için yeterli olduğu, davacı işverene ait önemli bilgi niteliğindeki müşteri listesinin davalının yeni iş yerinde paylaşıldığı, bu şekilde davalının sözleşmenin rekabet etme yasağına ve sır saklama yükümlülüğü başlıklı 8/d maddesine aykırı davrandığı ve bu nedenle davacının cezai şarta hak kazandığınının kabulünün gerektiği; 6098 sayılı Kanun'un 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasına göre hakimin, fahiş gördüğü cezai şarttan re'sen indirim yapabileceği, cezai şartın fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmesi ve hüküm altına alınacak ceza miktarı belirlenirken hak, adalet ve nesafet kurallarının dikkate alınması gerektiği, davalı işten ayrıldığında aylık ücretinin 30 katına tekabül eden 10.000 USD cezai şart isteğinin bu doğrultuda fahiş olduğu, somut davada takibe konulan miktarda fahiş bulunarak tenkis yapılmasının hukuka uygun olacağı bu nedenle cezai şartın takdiren 2.000 USD'ye indirilmesinin hak ve nesafet kurallarına ve somut olaya uygun bulunduğu;
öte yandan sözleşmede öngörülen cezai şarttan 6098 sayılı Kanun'un 182 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü doğrultusunda tenkis yapılması hakimin takdirine bağlı olup, tenkis nedeniyle reddedilen kısım bakımından dava kabul edilmiş gibi yargı giderine hükmedilmesi gerektiği; davacı tarafça, davalının turizme ilişkin forumlarda müvekkili hakkında karalama kampanyası başlattığı belirtilerek manevi tazminat talebinde bulunulmuşsa da davalının bu yönde faaliyette bulunduğuna, davacıyı kötülediğine ilişkin bir delil bulunmadığı; davacı, davalının sözleşmeye aykırı ve haksız rekabet oluşturan davranışları nedeniyle oluşan maddi zararının tazminini de talep etmişse de dosya kapsamında davalının davacıdan sonra çalışmaya başladığı şirket ile davacının müşterileri arasında hukuki ilişki kurulduğuna ve kazanç sağlandığına ilişkin bir delil bulunmadığı gibi bilirkişiler tarafından yapılan incelemede davalının davacı tarafından iddia edilen davranışlarının davacı şirketi ciro ve karlılık bakımından etkilemediğinin de tespit edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasıyla davanın kısmen kabulüne, 2.000 USD cezai şartın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4/A maddesi gereği işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Haziran 2015 den bu yana müvekkilinin cirolarda düşüş yaşadığını, müvekkilinin müşterilerinin e-postalarla ayartılmaya çalışıldığını ve sözleşmeye aykırı davranıldığını, bilirkişi heyetinin eksik inceleme yaptığını, davalının işten ayrıldığı dönemin aylık bazda dikkate alınması gerektiğini, yıl bazında değerlendirmenin hatalı olduğunu, cezai şartın tümden kabulünün gerektiğini, çok fazla indirildiğini ve caydırıcılığının ortadan kalktığını, manevi tazminat isteminin kabulünün gerektiğini, davalının turizm forumlarında müvekkilini kötüleyen açıklamalar yaptığını, kabul edilen cezai şarta ilişkin vekalet ücreti hesaplanırken USD'nın dava tarihindeki TL karşılığından değil karar tarihindeki TL karşılığı üzerinden hesaplanması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; sözleşmede müvekkilinin imzasının olmadığını, bu hususta bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığını, 6098 sayılı Kanun'un 420 nci maddesi gereği ceza koşulunun geçersiz olduğunu, takdir edilen cezai şart belirlenirken hangi kriterlerin dikkate alındığının anlaşılamadığını, cezai şart için zarar görme ihtimalinin yeterli olmadığını, rekabet etmeme hükmünün 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesine de aykırı olduğunu, kaldı ki yeni şirketiyle e-postaların paylaşılmasının da yasağın ihlali olmayacağını, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalının davacı şirket nezdinde çalıştıktan sonra benzer alanda faaliyet yürüten dava dışı şirkette işe girdiği ve bu şirkete davacı nezdinde edindiği müşteri bilgilerini de taşıyarak rekabet etmeme yasağını ihlal ettiği gibi sair eylemleriyle davacıyı kötüleyip haksız rekabet oluşturup kar ve kazanç kaybına yol açarak maddi zarara ve itibarını zedeleyerek de manevi zarara sebep olduğu iddiasına dayalı olarak, iş akdindeki cezai şart ile maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6098 sayılı Kanun'un 20 ila 25 inci maddeleri ile 182 ve 396 ncı maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktar yönünden reddi gerekmiştir.
2.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin MİKTARDAN REDDİNE,
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1054263000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz